Civil society
161 theses under this subject heading
State repression and populist discourse: A comparative case study of Gezi Park Movement, Occupy Wall Street Movement and the Egyptian Revolution
Why do democracies repress nonviolent civilian mobilization? Why do democracies use populist discourse as a response to nonviolent civilian mobilization? This thesis examines the effect of populist discourse on state repression of nonviolent civilian mobilization. The central claim of this thesis is that governments respond to nonviolent civilian mobilization with populist discourse, i.e., independent variable, to expand the limits of political opportunities for repression. I built on the literature by including an independent variable, namely populist discourse, to the existing model of repression and mobilization. The causal effect of "populist discourse" is tested through a structured and focused comparative case study, namely most similar systems analysis, through which I compare Gezi Park Movement, the Egyptian Revolution and Occupy Wall Street Movement. These three cases provide evidence that the populist discourse effects state repression of nonviolent mobilization.
Önder Çiftçi Danışmalık Derneği modelinin analizi
Önder Çiftçi Danışmanlık Derneği; tarım konusunda faaliyet gösteren işletmelerin karşılaştıkları çeşitli sorunların çözümü konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarıdır. Derneğin geliri, dernek üyelerinden sağlanan aidatlar ve bağışlardan oluşmaktadır. Kendi kendine yardım ilkesi çerçevesinde çalışan bu tüzel kuruluşlar özellikle Trakya bölgesinde tarımsal üretimde verimliliğin artmasına önemli katkılar sağlamıştır. Özellikle, bitkisel üretimde kimyasal gübre kullanımı konusunda toprak tahlili yapılmasının önemini vurgulayan eğitimler verilmiştir. Ayrıca aşırı girdi kullanımı yerine yeterli girdi kullanımı için çiftçiler eğitilerek kimyasal gübre ve ilaç kullanımı konusunda üreticilerin bilinçlenmesi sağlanmıştır. Ayrıca bölgede tarımsal mekanizasyonun yaygınlaşması birim alandan alınan ürün verimini artırmıştır. Bunun yanında bölgede ayçiçeği-buğday münavebesine kanola'da eklenmiştir. Özellikle buğday, arpa ve ayçiçeğinde kullanılan kimyasal ilaçların aşırı ve bilinçsiz kullanımının önüne geçilmiş olup bölgede sürdürülebilir tarım altyapısının sağlanması konusunda üreticiler daha bilinçli hale gelmiştir. Son yıllarda sulu tarım konusunda da üreticilerin ihtiyaç duyduğu bilgiler uzmanlar tarafından sağlanmaktadır. Buna bağlı olarak mısır, fiğ ve yonca üretiminde de gelişmeler sağlanmıştır. Bu bitkiler hayvancılıkta yem bitkisi olarak kullanıldığı için hayvancılık faaliyetindeki yem maliyetinin düşmesine katkı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Çiftçi, Ziraat Mühendisi, Danışmanlık, Tarım
2000 sonrası Türkiye'de sivil toplum çalışanı olmak: İnsani yardım kuruluşları örneği
Bu tez, insani yardım alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında çalışma deneyimine sahip bireylerin kendi anlatıları ve çalışma deneyimleri üzerinden elde edilen veriler doğrultusunda, neoliberal düzenlemelerin sivil toplum çalışmalarına etkisini ve çalışanların emek süreçlerini araştırmaktadır. Bu çerçevede öncelikle sivil toplum kavramının tarihsel süreçte sahip olduğu anlamları ve bu anlamların siyasal düşünce tarihinde nasıl kullandığını tartışmaktadır. Neoliberalizm tartışmalarının kurmuş olduğu teorik çerçevede maddi olmayan emek ve prekaryalaşma tartışmaları eşliğinde STK'laşma kavramı ile güncel sivil toplum tartışmalarına değinilmiş, bu tartışmalar doğrultusunda sivil toplum alanında çalışan bireylerin çalışma deneyimleri analiz edilmiştir. Bu alanda çalışan sivil toplum çalışanlarının fayda vermeyi amaçladığı grup ile kurdukları bağı ve fayda verilmesi beklenen topluluğu "proje" döngüsü içinde nasıl konumlandırdıkları görmek amaçlanmıştır. Öte yandan bu tez Türkiye'deki sivil toplum tartışmaları ve sivil toplum kuruluşlarının geçmişten bugüne olan yolcuğunu inceleyen bir çalışma olmakla birlikte tarihsel bir izlek de takip etmektedir. Süreç içinde dönüşen sivil toplum anlayışının günümüzde yeni bir çalışma alanı olan sivil toplum alanında gerçekleşen donör, proje ve kurum ilişkisini inceleyerek güncel bir tartışmaya da dikkat çekmektedir. Anahtar Sözcükler sivil toplum, sivil toplum kuruluşları, neoliberalizm, maddi olmayan emek, prekarya, STK, STK'laşma
İstihdamın dönüşümü ve yeni emek gücü: Proje bazlı ve freelance çalışanlar
Bu tez çalışmasında, hak temelli sivil toplum kuruluşlarındaki ve kamu kuruluşlarındaki proje bazlı çalışanların ve sivil toplum alanındaki freelance çalışanların, esnek çalışma türlerinden biri olan proje bazlı çalışmayı nasıl anlamlandırdıkları ve deneyimledikleri üzerinden, bu çalışma biçiminin bireylerin çalışma ve özel hayatlarına olan etkisi değerlendirilmektedir. Günümüz emek literatüründe sıklıkla kullanılan kavramlardan ve teorik temellerden hareketle oluşturulan bu tez çalışması, birden fazla örneklem grubunun deneyimlerine karşılaştırmalı bir şekilde yer vererek literatüre katkıda bulunmakta, faillerin anlam dünyalarını odağına almaktadır. Nitel bir araştırma tasarımına sahip olan bu araştırmada faillerin deneyimleri, bulunmuş oldukları toplumsal koşullarla birlikte, Yapısal İnşacılık yaklaşımıyla değerlendirilmektedir. Amaçlı-kartopu örneklemi kullanılan bu araştırmada sivil alanda çalışan 8 freelancer, 9 proje bazlı sivil toplum çalışanı ve 7 proje bazlı kamu çalışanı olmak üzere toplamda 24 kişiyle yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak çevrimiçi derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş, veriler MAXQDA 2022 ile içerik analizine tabi tutulmuştur. Sivil alandaki freelance çalışanlar ile proje bazlı sivil toplum ve kamu kuruluşu çalışanlarının çalışma deneyimleri hem birbirleriyle hem de kendi içlerinde benzerlikler ve farklılıklar göstermektedir. Bu esnek çalışma biçimleri farklı açılardan güvencesiz görünmekte, freelance ve proje bazlı çalışanlar parçalı bir görünüm sergilemektedir. Sivil toplumun ve kamu hizmetlerinin sermaye odaklı yapısı nedeniyle bu üretken emekçilerin hakları korunmamaktadır. Mesleki kimlik kaybı yaşayan, kariyer anlatısına ve uzun vadeli gelecek planlarına sahip olmayan bu çalışanlar, "yarını belli olmayan bireyler" olarak gittikçe prekaryalaşmaktadır. Güvencesiz olmalarına rağmen bu çalışma biçimleri çalışanlar tarafından normalleştirilmekte, pandemi ve dijitalleşmenin etkisi ile artan evden çalışma esnek çalışmayı talep edilen hale getirmektedir. Maddi olmayan emek üreticileri olarak ele alınan bu çalışanların yaşamları etrafında örgütlenen iş, esnek çalışmanın bu kişilerin hayatları üzerindeki tahakkümünü göstermektedir.
Türkiye'deki LGBTİQ+ hareketinin STK'laşması: Neoliberalizm, sivil toplum ve cinselliğin müzakeresi
Ekonomik politikaların olanaklı kıldığı öznellikler ve alanların birbiri ile etkileşimi, toplumsal hareketlerin dönüşümü ve işlevselleştirdiği stratejileri anlamak için elverişli bir alan sunmaktadır. Neoliberalizmin ekonomik anlayışının, ideolojik yansımaları, yapıp-etmeleri dönüştürücü/bozuşturucu gücü toplumsal hareketlerin mücadele anlayışlarını, stratejilerini ve pratiklerini etkilemektedir. LGBTİQ+ hareket(ler)inin aynı anda barındırdığı ulusaşırı ve yerel karakteristikler ile neoliberalizmin konsolidasyonu için araç ve kaynaklara sahip sivil toplumu bir arada dikkate aldığımızda neoliberal akılsallığın etkisinin tartı(şı)labileceği bir kesişime odaklanmış olunmaktadır. Söz konusu kesişime odaklanarak bu araştırma kapsamında Kaos GL Dergisi üzerinden arşiv çalışması ile Türkiye'deki LGBTİQ+ hareketinin politik konumlanışı ve benimsenen mücadele pratiklerine dair söylemsel izlek incelenerek bir referans noktası oluşturulmuştur. Oluşturulan referans noktası, 1990 – 2003 tarihleri arasında LGBTİQ+ hareketine dahil olmuş 40 yaş üstü ve 2010 sonrasında harekete katılmış 30 yaş altı olan LGBTİQ+ hak savunucuları ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmelerden elde edilen veriler üzerinden hizalanmaya çalışılmıştır. Böylece Türkiye'deki LGBTİQ+ hareketinin farklı dönemlerinde harekete katılma, mücadele algıları ve pratikleri konularında hak savunucularının düşünce ve deneyimlerinin nasıl şekillendiği ve değiştiği ve bu değişimleri neoliberal akılsallığın ne derece etkilediği incelenebilmiştir. Bulgular doğrultusunda LGBTİQ+ların işlevselleştirebildikleri ve müttefiklerini arttırabildikleri her alanda mücadeleyi yaygınlaştırmaya çalıştıkları, neoliberal akılsallığın bireysel güçlenme ve özgürleşmeye yönelik algısının tam olarak benimsenmediği fakat hareket alanının daraltılması itibariyle gerçekleştirilen pratiklerin biçimsel olarak bu akılsallıkla benzer göründüğü ve güncel amacın mevzi kaybetmemeye odaklanıldığı sonucuna varılmıştır.
Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarının Suriyeli sığınmacılar konusundaki rolü
Türkiye, tarihi boyunca her zaman göç yollarının üzerinde bulunmuştur. Suriye krizi de göçlere alışık olan bu coğrafyanın karşılaştığı kitlesel akınlardan birini doğurmuştur. Ancak Suriyeli sığınmacılar pek çok anlamda Türkiye için farklı bir göç deneyimi haline gelmiştir. Bu farklılık aynı zamanda deneyimsizliği ve pek çok sorunu beraberinde getirmiştir. Başlangıcından itibaren geçici olacağı düşünülen bu "misafirliğin" uzaması bu sorunları daha da görünür kılmış ve bu sorunların çözülmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Sivil toplum kuruluşları, Suriyeli sığınmacıların Türkiye'ye ayak bastığı ilk günden itibaren konunun yakın takipçisi olmuş ve saha çalışmaları ile kamu kurumlarının başlangıçta boş bıraktığı alanları doldurmaya çalışmıştır. Suriyeli sığınmacıların kalıcılığının kabul edilmesiyle birlikte kamu kurumları da Suriyeli sığınmacılara yönelik politikalar geliştirmeye başlamıştır. Bu politikaların eksik kaldığı noktalarda da sivil toplum kurumları saha çalışmaları ile eksiklikleri gidermeye çalışmıştır. Bu çalışma sivil toplum kuruluşlarının bu çabaları üzerine yoğunlaşmıştır. Kamu kurumlarının yetersiz kaldığı noktalarda sivil toplum kuruluşları varoluş amaçlarını gerçekleştirerek kamu yardımı olmadan sivil inisiyatif ile sorunların bir nebze çözülebileceğini kanıtlamıştır. Çalışmada sivil toplum kuruluşlarının Suriyeli sığınmacılar konusunda yürütmüş ve yürütmekte olduğu projelerle ilgili bilgiler verilmiş, sivil toplum kuruluşlarının Suriyeli sığınmacılar konusunda üye, gönüllü sayılarının ve bütçelerinin sınırlı olmasına rağmen yaptıkları çalışmalarla hemen her alanda Suriyeli sığınmacılara yardımcı olmayı başardıkları belirlenmiştir. Sivil toplum kuruluşlarının kamu kurumları ve birbirleri ile işbirliklerinin yeterli düzeyde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle sivil toplum kuruluşlarının kamu kurumları ve birbirleri ile işbirliklerini geliştirecek çalışmalar yapılması önerilmiştir.
Sivil toplum örgütleri ve halkla ilişkiler çalışmaları Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı örneği (TEGV örneği)
Sivil toplum örgütlerinde halkla ilişkiler, sivil toplumun oluşumu ve sivil toplum örgütlerinin mevcut durumlarını devam ettirebilmeleri bakımından önem arz etmektedir. Öyle ki; halkla ilişkilere gerekli olan değeri gösteren ve yeterlilik düzeyi yüksek olan örgütler, toplum tarafından daha çok bilinmekte, daha çok kabul görmekte ve daha iyi bir imaja sahip olabilmektedirler. Bu çalışmada ilk olarak sivil toplum kavramı incelenmiş olup, sonrasında sivil toplum örgütleri ve halkla ilişkiler çalışmaları irdelenmiştir. Bu doğrultuda TEGV ele alınmıştır. TEGV, toplumda eğitim açısından oldukça önemli bir yer tutan bir sivil toplum örgütüdür. TEGV gönüllülerden oluşan kadrosuyla, çocuklara daha iyi bir eğitim sağlamak amacıyla kurulmuş olup, günümüzde oldukça etkili faaliyetler gerçekleştiren bir örgüttür. Bu çalışmada TEGV yerinde gözlem ve yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: sivil toplum, halkla ilişkiler, sivil toplum örgütleri, TEGV
Sivil toplum kuruluşu olarak Yeşilay'ın kamuoyu oluşturmada halkla ilişkiler faaliyetleri
Sivil toplum kuruluşlarının kamuoyu oluşumu sürecinde aktif bir rol oynayabilmesinin bazı gereklilikleri bulunmaktadır. Kendilerini ifade edebilmeleri, düşüncelerini aktarabilmeleri ve kendilerine bir kitle oluşturabilmeleri gerekmektedir. Bu nedenle de halkla ilişkiler faaliyetlerine ihtiyaç duymaktadır. Sadece bunun için değil aynı zamanda sivil toplum kuruluşunun kurumsal imajı, itibarı ve saygınlığı için de halkla ilişkiler faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi, pozitif anlamda o kuruma önemli fayda sağlayacaktır. Bu çalışmada öncelikle sivil toplum kavramı üzerinde durulmuş, Yeşilay örneğinden hareketle sivil toplum kuruluşlarının halkla ilişkiler faaliyetleri üzerinden kamuoyu oluşumundaki rolü incelenmiştir. Bağımlılık konusunda Türkiye'nin köklü sivil toplum kuruluşlarından olan Yeşilay, alanının önde gelen aktörlerinden biridir. Bağımlılıkların önlenmesi ve bağımlıların bu sıkıntıdan kurtulabilmesi için çalışmalar yapan Yeşilay'ın gönüllüleri ve kurumsal iletişim sorumlusuyla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen bilgiler irdelenmiştir.
Devrim ve hegemonya: Tunus'ta sivil toplum ve devlet (2010-2019)
The popular uprisings in late 2010 in Tunisia resulted in political and social changes across the country as well as in the region. While the uprisings in other countries ended up with chaos, civil war and military coup, in Tunisia, Zine El Abidine Ben Ali's 23 years-long authoritarian rule was removed and through democratic elections the new constitution was adopted by the assembly. In this process, Tunisia was considered as the only successful country in terms of democratic transition in the democratization literature. It is argued that the Tunisian success was because of the existence of a robust civil society. By contending this claim, this thesis explains the post-revolutionary period in Tunisia in the light of Gramsci's civil society theory. Civil society, in Gramscian sense, is considered as sum of ideological, intellectual and cultural apparatuses producing consent for the hegemony of the ruling class of the state. In this context, the thesis argues that in post-Ben Ali period the idea of tunisianite which signifies the Tunisian national identity and the Bourguibist modernity acted as the apparatuses preventing the revolutionary break with the past and maintaining hegemony of the ruling class which ruled the country since its independence. Keywords: Civil Society; Gramsci; Hegemony; Revolution; Tunisia
The context of civil society: Analyzing the Muslim women's participation in the institutionalization process in Turkey
The aim of this thesis is to examine the motivations of Muslim women who established institutions with the definitions of association and foundation in the 1970s in the context of their feelings and beliefs. Many institutions currently defined as civil society organizations have connections with these institutions established by Muslim women in the 1970s. In my study, I argue that both the institutions defined as civil society organizations and those established as associations and foundations in the past are open to different interpretations. It is seen that when the meaning that women attribute to their activities and the institutions they establish is analyzed. When the traces of this interpretation are followed, it is seen that there are similar motivations with the motivation of institutions in the past. The meanings attributed to institutionalization in the 70s can also be attributed to the institutions engaged in activities with the definition of civil society organizations today. Women's motivations are also related to historical experiences, political environment, and vakıf understanding in the past. This motivation enabled women to do activities towards their goals through their emotions. I used multiple data collection methods for the study through in-depth interviews, focus groups, ethnography, and participant observation. In addition, I analyzed written and visual materials, publications and web resources. Fieldwork was carried out in Istanbul. All these data, based on historical trace version and discourse analysis in the field, reveal that similar religious beliefs in Muslim women produce similar emotionality. In this context, veiling, which emerged as the embodiment of religious belief, produced a collective emotional spirit in women and gathered women around a common purpose in the institutionalization process. Due to the state's prohibitions on covering establishment of educational institutions is one of the important stages of institutionalization. Keywords: Anthropology of emotion, civil society, Muslim women, Turkey
The muslim malay diaspora in Canada: A Case of Muslim agency and global civility
The thesis examines the theoretical framework of transterritoriality and global civil society, and how they are manifested in preformative agency, locally and globally through the ethnographic study of a small groups of a Muslim Malay Canadian diaspora residing in Ontario, Canada. The study explores the negotiations of the normative discourses of tradition and religion in shaping the identities of members of the community in fighting for their recognition as a Muslim Asian minority in Canada. The ethnography suggests that there is a a tug war between adopting transterritorial ideals of global trends yet a need for stability and home making through territoriality. This happens as diasporas redefine their traditions that accompanies them in a new homeland. In addition, to highlighting the role religion plays in grounding the community in the face of cultural ordeals. Thus, introducing through a transmodern theoretical framework, the role the discursive tradition of adab plays in affecting the civil conduct of the diaspora as members of a global civil society.
Çevreci sivil toplum örgütleri üzerine sosyolojik bir araştırma: Van kent merkezi örneği
Bu çalışmanın amacı, Van kent merkezinde faaliyet gösteren çevreci sivil toplum örgütlerinin çevrecilik çerçevesinden incelenmesidir. 19. yüzyılda Batı Avrupa ülkelerinde başlayan endüstrileşme, toplumların sosyal ve ekonomik refah anlayışlarını değiştirmiştir. Gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan çevre riskleri başta önüne geçilebilecek sorunlar olarak algılanmıştır. Ancak zamanla doğal kaynakların tükeniyor olması, biyolojik çeşitliliğin azalması ve ormansızlaşma önüne geçilemeyecek riskleri ortaya çıkarmıştır. Çevrecilik yaklaşımı da bu toplum yapısı içerisinde doğmuştur. Çevreci sivil toplum örgütleri itici bir güç haline gelerek kamu kurumlarına karşı baskı oluşturma özelliğine sahip olmuşlardır. Ancak zaman içerisinde değişime uğrayan sivil toplum örgütleri farklılaşmıştır; çevre tahribatlarına karşı daha reformist ve ılımlı olan çevrecilik anlayışı hâkim olmaya başlamıştır. Tez araştırmasında nitel araştırma yönteminin yarı yapılandırılmış görüşme tekniğine uygun olarak görüşme formları hazırlanmıştır. Van kent merkezinde faaliyet gösteren iki vakıf ve on üç derneğe ulaşılmış; görüşmeyi kabul eden on beş erkek ve beş kadınla birlikte 20 görüşme yapılmıştır. Deşifre edilen görüşmeler temel alınarak gerçekleştirilen veri analizi sonucunda belirli temalar ortaya çıkmıştır. Bulgularda, çevreci sivil toplum örgütlerinin projecilik, gönüllülük, profesyonellik, çatışma ve lobicilik özellikleri dikkat çekmektedir. Van'daki çevreci sivil toplum kuruluşları çevre felaketlerine karşı ılımlı, çatışmadan uzak, projeler üreten kuruluşlar olarak değerlendirilmektedir.
Göç alanında sivil toplum profesyonelleri
Bu tez çalışmasının ana konusu göç alanına odaklanan sivil toplum kuruluşları ve bu kurumlar içinde gelişen profesyonellik kültürüdür. Çalışma sivil toplumun tarihsel arka planı ve kavramsal dönüşümü ile başlamaktadır. Sivil toplumda profesyonelleşme eğiliminin oluşmasında sektörleşme ve Türkiye'nin Avrupa Birliği adaylık sürecinin hızlandırıcı etkisi üstünde durulmaktadır. Araştırmanın temel problemi, sivil toplumda göç alanında profesyonelliğin oluşumunun nasıl gerçekleştiğidir. Göç alanı sivil toplumda profesyonelleşmenin ortaya çıkışında belirleyici bir alan olması nedeniyle tercih edilmiştir. Elde edilen veriler eleştirel bir perspektifle analiz edilerek sivil toplumun sektörleşmesinin göç alanında profesyonelliğin oluşumunu ortaya çıkaran birinci eksen olduğu sonucuna varılmıştır. Göçe özgü problemlerin ise göç alanında sivil toplumda profesyonelliğin oluşumunda ikinci eksen olduğu ortaya çıkmıştır. Bu iki eksen üstünden sivil toplumda göç alanında profesyonelleşmenin gerçekleştiği sonucuna varılmıştır.
Sivil toplum kuruluşlarının mülteci çocuk koruma uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu araştırma hak temelli uygulamalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının, mülteci çocuk koruma faaliyetlerinin değerlendirilmesini ve sosyal hizmet uzmanlarının uygulamalar sırasında karşılaştıkları sorunların ortaya çıkarılmasını amaçlamaktadır. Araştırmada fenomenolojik nitel arşatırma yönteminden faydalanılmıştır. Araştırmanın öznelerinin belirlenmesinde nitel araştırmanın amaca yönelik örneklem seçme tekniği kullanılmıştır. Türkiye'de mülteci çocuk koruma uygulamaları yürüten on farklı ulusal sivil toplum kuruluşunun İstanbul ve Ankara sahasında en az bir yıldır görev yapan yirmi sosyal hizmet uzmanı ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda elde edilen veriler Atlas.ti 8.4.24.0 yazılımı kullanılarak tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Yapılan analiz sonucunda mülteci çocuk koruma uygulamalarında sivil toplum kuruluşlarının insan kaynağı ve bütçe yetersizliği yaşadığı ve STK'ların işyükünün fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. STK'ların mülteci çocuk koruma faaliyetlerinde standartizasyonun sağlanamadığı ve bu noktada yapılandırma ve denetlenme gereksiniminin olduğu saptanmıştır. Aynı zamanda çocuğun korunma hakkına erişiminde kamu kurumu çalışanlarının inisiyatifinin belirleyici olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca STK'ların kamu kurumlarıyla ilişkilerinin kurum çalışanlarının kişisel ilişkilerine göre şekillenebildiği sonucuna ulaşılmıştır. Veri analizi sonucunda elde edilen bir diğer bulgu çocuk koruma sisteminin temel aktörleri olan kamu kurumlarının işyükünün fazla olduğu ve mülteci çocuk koruma faaliyetlerini eşgüdümlü olarak yürütemediğidir. STK'ların mülteci çocuk koruma uygulamalarında pandemi sürecinden ve mültecilerin sosyo-kültürel özellikleri nedeniyle çocuğa erişimde sorunlar yaşayabildiği sonucuna ulaşılmıştır. Mülteci çocuk koruma uygulamalarında sosyal hizmet uzmanlarının karşılaştığı bu sorunlar, mülteci çocukların korunma hakkına erişiminde ve Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin temel ilkelerin uygulanmasında hak ihlallerine neden olabilmektedir. Anahtar Sözcükler: Mülteci Çocuk Koruma, Sivil Toplum Kuruluşu, Çocuk Koruma Sistemi, Hak Temelli Sosyal Hizmet
STK perspektifinden İzmir'de göçmen ve sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve sosyal dışlanma: Sosyal hizmetin temel ilkeleri bağlamında bir değerlendirme
Bu araştırma, İzmir'de göç alanında faaliyet yürüten STK çalışanlarının bakış açısıyla göçmen ve sığınmacılara yönelik ayrımcılık ve sosyal dışlanma olgusunu sosyal hizmet mesleği ve disiplininin temel ilkeleri açısından değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemine dayanan bu araştırmada fenomenolojik araştırma yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırma, Ağustos ve Ekim 2021 tarihleri arasında İzmir'de yürütülmüştür. Araştırma kapsamında İzmir'de göçmen ve sığınmacılara yönelik doğrudan veya dolaylı olarak faaliyet yürüten 14 STK'dan 21 kişiyle online derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırma verileri betimsel ve tematik analiz yöntemine göre analiz edilmiş ve yorumlanmıştır.Araştırma bulgularına göre göçmen ve sığınmacılar tarafından Yunanistan üzerinden Avrupa'ya geçiş için kullanılan transit bir şehir olan İzmir'de göç alanında faaliyet yürüten birkaç yerel inisiyatif ve STK bulunurken Suriyeli sığınmacıların gelişi ve sayısının giderek artmasıyla birlikte STK'ların sayısında artış olduğu anlaşılmıştır. Sosyal hizmetin neo-liberal yaklaşımı yansıtan kolektif sorumluluk ilkesine uygun bir şekilde STK'ların devletin boşluğunu dolduran, devletle birbirini tamamlayan, göçmen ve sığınmacılar için hayati öneme sahip olan bir aktör ve yapı olarak görüldüğü ortaya çıkmıştır. Göç alanında faaliyet yürüten STK'ların genel olarak kapsayıcı olmayan ve süreklilik arz etmeyen proje temelli faaliyetler yürüttüğü anlaşılmıştır. Sığınma hakkına yapılan vurguya ve hak temelli STK söylemine rağmen sosyal hizmetin farklılıklara saygı, insan hakları ve sosyal adalet ilkelerine aykırı bir şekilde göçmen ve sığınmacıların tehdit, sorun, mağdur, muhtaç vb. olarak olumsuz bir şekilde kategorize edildiği ve konumlandırıldığı dikkat çekmiştir. Bununla birlikte sosyal hizmetin farklılıklara saygı, insan hakları ve sosyal adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak bir şekilde İzmir'de yaşayan göçmen ve sığınmacıların kayıtsızlık, dil bariyeri, ekonomik yoksunluk, ayrımcılık ve sosyal dışlanma gibi nedenlerden dolayı hak ve hizmetlere erişim konusunda çeşitli sorunlar yaşadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca İzmir'de yerel halkın genel olarak göçmen ve sığınmacılara yönelik mesafeli olduğu, onları istemediği; göçmen ve sığınmacıların çeşitli ayrımcılık ve sosyal dışlanma biçimlerine maruz kaldığı anlaşılmıştır. Göçmen ve sığınmacıların ayrımcılık ve sosyal dışlanma karşısında görünmez olma, kimliğini gizleme, kabullenme/normalleştirme gibi çeşitli olumsuz başetme stratejileri kullandıkları dikkat çekmiştir. Ayrımcılık ve sosyal dışlanmaya maruz kalmalarının göçmen ve sığınmacıların toplumsal yaşama katılımı ve entegrasyonunu olumsuz etkilediği anlaşılmıştır.
Kolluğun sivil denetimi: Kolluk gözetim komisyonu bağlamında bir inceleme
Kolluk birimleri, yaptıkları işin doğası gereği birtakım istisnai yetkilere sahiptirler. Üstün nitelikli ve istisnai bu yetkiler kullanılırken zaman zaman hukuka aykırı eylemler ortaya çıkabilmektedir. Kolluk teşkilatının sergilediği bu hukuka aykırı eylem ve fiillerin soruşturulmasının yine kolluk personeli tarafından yapılıyor olması denetimlerin yeterince ve olması gerektiği gibi yapılıp yapılmadığı konusunda şüphe doğurmakta ve üstlerinin örtüldüğü yönünde kamuoyunda bir algı oluşmasına neden olabilmektedir. Bu endişelerin giderilmesi, denetimlerin olması gerektiği gibi yapılmasının sağlanması, kamuoyunun şikayet mekanizmasına güveninin temini ve tüm bunlar yapılırken aynı zamanda kolluk birimlerinin de haksız, isnat edici ve iftira içeren şikayetlerden korunması sivil makamlardan oluşan bağımsız ve etkili bir gözetim mekanizması ile mümkün olabilmektedir. Bunun temini için 3 Mayıs 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen 6713 sayılı Kanun ile Kolluk Gözetim Komisyonu kurulmuştur. Bu Tezde, kolluğun sivil denetimi Kolluk Gözetim Komisyonu bağlamında incelenmiştir. Önce kolluğun sivil denetimi/gözetimi konusunda kavramsal bir çerçeve çizilmiş, dünyadaki örnek uygulamalar da dikkate alınarak kolluk teşkilatı ile ilgili şikayetleri bağımsız, tarafsız, etkili ve şeffaf bir şekilde yürütmek amacıyla kurulan Kolluk Gözetim Komisyonu bağlamında bir inceleme yapılmıştır. Kurulan sistem ayrıntılı olarak ele alınarak birtakım öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Kolluk, Polis, Jandarma, Sivil Gözetim, Hesap Verebilirlik, Bağımsız Denetim, Kolluk Gözetim Komisyonu
Assessment of the contribution of non-governmental organisations (NGO) in the development of Nigeria
Non-governmental organizations (NGOs) contribute to state development through developmental program: entrepreneurial skills, education, employment creation, health services, road accident interventions, skill acquisition, poverty alleviation, justice and peace mediation and advocacy etc. In Nigeria, there are several operational NGOs that carry out philanthropic and social corporate responsibilities in about 100 local communities offering the aforementioned developmental contributions. This study focusses on the contributions of non-governmental organizations (NGOs) to the development of Nigeria, from the Keynesian economic theory where development is not just realizable from government spending, but remains strategically at the heart of states' ambitions and processes. Beginning with the ways in which NGOs contribute to development in Nigeria, this study will discuss the operational framework of non-governmental organization (NGOs) in Nigeria. It will examine the level in which the government and people cooperate with NGOs in their developmental volunteering, while identifying the limitations and challenges of non-governmental organizations in their involvement in the development program of the Nigerian government. The theory of this study while focusing on the evolution, exploration and exposition of the contribution of NGOs in the development of Nigeria within the Keynesian economic theory, which proposes extensive government spending and reduction of tax for a better inclusive society where development can propagate in the most convenient way, proposes extensive collaboration and cooperation with non-governmental organizations for improved developmental results.
Hegel'de yoksulluk sorunu
Hegel, bilincin gelişiminde özgür iradenin kendisini bir nesne gibi ortaya koyduğu nesnel tin aşamasının diyalektik sürecini Hukuk Felsefesinin İlkeleri'nde soyut hukuk, öznel ahlak ve nesnel ahlaksallık aşamalarının bütünselliği içinde; nesnel ahlaksallık aşamasındaki bütünselliği ise aile, sivil toplum devlet aşamalarında incelemektedir. Hegel, nesnel ahlaksallığın bütünselliğinin tamamlandığı ve sivil toplumun kapsanarak aşıldığı devlet aşamasına geçişte yoksulluk sorununu sivil topluma özgü bir sorun olarak ele almaktadır. Hegel, yoksulluğun radikal bir soruna kendi emeği ile yaşamak onurunu, hukuka olan saygısını ve kendine olan güvenini kaybetmiş bir yığın olan ayaktakımı ile dönüştüğünü vurgulamaktadır. Hegel, her ne kadar yoksulluk sorununa ilişkin servetin yeniden dağılımı, kolonileşme, sivil toplumun yoksullara yardımı, korporasyonlar ve polis gibi çözüm önerileri getirmiş olsa da bu önerilerin belirli bir noktaya kadar işe yarayacağını belirtmektedir. Marx ise yoksulluk sorununa yabancılaşma odaklı yaklaşmakta ve çözümü yabancılaşmanın aşılmasında ve proleter hareket ile sınıflı toplum yapısının ortadan kaldırılmasında görmektedir. Bu çerçevede, Avineri ve Ruda Hegel'i sorunu tespit etmesine rağmen çözümsüz bıraktığı gerekçesiyle eleştirmekte ve Marx'ın çözüm önerisine paralel öneriler ortaya koymaktadır. Plant ise yoksulluk sorununun çözümüne ilişkin devlet müdahalesini savunarak refah devleti odaklı bir öneri getirmektedir. Diğer taraftan, sorunun çözümünün Hegel'in sisteminde mümkün olabileceğini savunanlar korporasyon temelli çözüm önerileri ortaya koymaktadır. Bu tezde yoksulluk sorununa Hegel'in düşünce sistemi içerisinde korporasyon temelli ve sisteme içkin olası bir çözüm önerisi getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu çerçevede, çözümün sivil toplum aşamasında ve devletin kontrolü altında aşamalı bir biçimde gerçekleşmesi öngörülmekte; doğrudan devlet müdahalesi veya tam refah devleti oluşumu içerilmemektedir. Bireyler asgari ücret, evrensel gelir desteği gibi iktisadi unsurlarla kısmen koruma altına alınmakta, esasen işgücü piyasasında tutunmaları ve kendilerini değerli hissetmeleri sağlanarak ayaktakımına dönüşmelerinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Çözüm önerisinin merkezinde yukarıda belirtilen politikalar çerçevesinde korporasyon ve eğitim reformları bulunmakta; çözüm, farklı yaklaşımlardan unsurlar barındıran melez bir model olması ile literatürdeki korporasyon temelli çözüm önerilerinden farklılaşmaktadır.
STK'ların Suriyeli göçmen kadınların 'güçlenmesine' etkileri: Hatay örneği
Bu çalışmanın amacı, Hatay'daki Suriyeli kadınların göç süreciyle etkileşime geçtikleri STK'ların kadın haklarına yönelik yürüttüğü projelere katılımlarının, onların toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitliğine ilişkin düşüncelerinde bir değişim yaratıp yaratmadığı, eğer bir değişim yarattı ise bu değişimin kadınların yaşamlarındaki olumlu ve olumsuz yansımalarını kadınların anlam dünyaları üzerinden ortaya koymaktır. Bir başka ifadeyle araştırma kapsamında sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin, bu faaliyetlerden faydalanan ve yeni bir toplumsal yaşam alanına entegre olmaya çalışan Suriyeli kadınların göç öncesi yaşamlarında içinde yaşadıkları toplumun temel sosyalizasyon çevresini oluşturan toplumsal cinsiyet dengesizliğini/eşitsizliğini Türkiye'de tersine çevirmeye katkı sunup sunmadığı ve şayet katkı sunuyorsa bunun Suriyeli kadınların hayatlarında nasıl bir değişim ve dönüşüme sebep olduğunu ortaya koymak üzere, kadınların deneyimlerine odaklanılmış ve çalışmada feminist metodoloji kullanılmıştır. Çalışmada Hatay'da yaşayan ve STK faaliyetlerine, toplumsal cinsiyet eğitimlerine bir süre katılmış olan 21 Suriyeli kadından yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığı ile veri toplanmıştır. Araştırma sonucunda kadınların göç sonrasında STK faaliyetlerine katılımlarıyla sahip oldukları medeni haklara ilişkin bilgi düzeyleri ve farkındalıklarının arttığı, kendilerinden ve kız çocuklarından gelecek beklentilerinin olumlu etkilendiği ve bu anlamda kendilerini daha güçlü hissettikleri görülmüştür. Öte yandan fikren yaşanan bu değişim ve dönüşüm hem haklara erişim yolunda kadınların pratikte karşılaştıkları engeller hem de Suriyelilerin yoğun olduğu bölgede yaşam nedeni ile hala içinde bulundukları ataerkil çevre nedeniyle çoğu zaman gerçek hayatta uygulanamamaktadır. Ayrıca bazı katılımcılar için öğrenilenlerin içselleştirilmesi ve yaşamlarında uygulanması noktasında sadece sosyal çevrenin engelleme ve baskıları değil, içinde yetiştikleri ataerkil toplumun kodları ile yeni öğrenilen bilgilerin birbiri ile çelişkili olması nedeni ile de kadınların öğrendiklerini hayata geçirmeye gönüllü olmadıkları görülmüştür. Diğer bir ifadeyle, elde edilen bulgular, STK faaliyetlerinin genel olarak farkındalık yaratma konusunda Hatay'da yaşayan Suriyeli kadınlara olumlu katkıları olduğuna işaret etse de bazı kadınların bu farkındalığı içselleştirememesi nedeniyle yaşamlarına uygulanma noktasında zorluklar yaşadığı, bazı kadınların ise içinde bulundukları sosyal çevre nedeni ile bunu gerçekleştiremedikleri görülmüştür. Ancak bazı kadınlar öğrendiklerinin bir kısmını zor da olsa hayatlarına uygulamışlardır ve bu kısmen uygulansa da kadınlar için birer başarı hikayesi olmuş ve kadınların kendilerine olan güvenlerini arttırmıştır. Özetle, STK faaliyetlerinin Hatay'da yaşayan Suriyeli kadınlarda farkındalık yaratma açısından olumlu bir değişim yarattığını ancak, hakları konusunda farkındalığı artan kadınların öğrendiği bu haklara ve yaşam biçimine ulaşmada ataerkil yapı ve sosyal baskı nedeni ile ulaşamayacağı durumlar ortaya çıktığında kadınların iç gerilim yaşadığı ve mutsuzlaştığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Kadın ve zorunlu göç, Suriyeli kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitliği, sivil toplum kuruluşu, farkındalık arttırma çalışmaları
Sivil toplum kuruluşları ve kamu arasındaki bağıntıyı sağlamada halkla ilişkilerin rolü: Hayvan hakları dernekleri üzerine İzmir ili örneğinde bir durum çalışması
Günümüzde, halkla ilişkiler, örgütler için vazgeçilmez bir unsur olarak kabul görmektedir. Halkla ilişkiler genel olarak; halkı aydınlatarak görüşlerini benimsetmek, halktan bilgi alarak örgütsel kararlarda isabeti yakalamak, halkla işbirliği yaparak örgütsel amaçların kolay gerçekleşmesini sağlamak, halkın isteklerine kayıtsız kalınmadığını göstermek, halk üzerinde yönetime veya örgüte karşı olumlu imaj yaratmak ve halkın desteğini kazanmak vb. gibi birçok amacı kapsamaktadır. Bu sebeple, gerek kamu gerek özel kuruluşlar, halkla ilişkiler faaliyetlerine önem göstermektedir. Aynı şekilde, özellikle halkın desteği sayesinde faaliyet gösterebilen örgütler olduğundan, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) için de halkla ilişkiler uygulamaları büyük önem taşımaktadır. Bu araştırmada, halkla ilişkilerin örgütlerdeki rolü, İzmir'deki STK'lardan olan hayvan hakları dernekleri ve aynı zamanda, hayvan sever olduğu halde herhangi bir hayvan hakları savunucu derneğe üyeliği olmayan bireyler üzerinden incelenerek ortaya konacaktır. Anahtar Kelimeler: Halkla İlişkiler, Sivil Toplum Kuruluşları, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Faaliyetleri, Hayvan Hakları Dernekleri
Sivil toplum kuruluşlarında kurumsal itibar yönetimi: Farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları üzerine bir araştırma
Sivil toplum kuruluşları (STK'lar) toplumlarda yaşanabilecek ekonomik, çevresel, sağlık ve sosyal problemlerin çözümlerinde destek olmaktadır. STK'lar toplumsal birliktelik anlayışının hâkim olduğu kuruluşlardır. Bir başka ifade ile STK'lar ülkelerin toplumsal ve siyasal gelişimleri yanı sıra toplumların sosyal birliktelik ve demokratik alanda yer alabilmeleri açısından önem taşımaktadır. Toplumlar için çeşitli alanlarda ve dikkat çekici katkıları olan bu kuruluşların, kurumsal itibar konusunu derinlemesine incelemeli ve yönetebilmelidir. STK'ların güçlü itibarları oldukça, toplum karşısındaki saygınlık, güvenirlilik oranı artacak, diğer STK'lara göre daha fazla tercih edilebilecek, üye ve gönüllü sayısı, finansal kaynakları daha fazla artacaktır. Belirtilen noktalardaki başarının hepsi güçlü itibarın kazanılması ile gerçekleşebilmektedir. Kurumsal itibar yönetiminin taşıdığı önem nedeniyle tez çalışmasının konusu STK'nın kurumsal itibarı etkili yönetilip yönetilmediği üzerinde olacaktır. Bu çalışma ile STK'larda itibarın nasıl algılandığı, hangi kavramlarla anıldığı, itibar oluşturmada kullanılan özelliklerin neler olduğu, STK'larda itibar yönetimi ve itibar kriz yönetimi nasıl gerçekleştirildiği, üst yönetimlerin itibara bakış açıları ve itibar yönetimi alanında çalışan kişilerin uzmanlık alanlarının ne olduğunun ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda ZENNA Kurumsal Marka Yönetim Araştırmaları ve Danışmanlık A.Ş. Şirketi tarafından gerçekleştirilen 'Sivil Toplum Kuruluşları Algı' Araştırması sonucunda bilinirliği ve itibar yönetimi performans skoru en yüksek çıkan dokuz STK ile araştırma örneklemi oluşturulmuştur. Örneklem dâhilinde STK yöneticileriyle ya da kurum itibarı ile ilgilenen uzman kişilerle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerden elde edilen veriler ile birlikte STK'ların itibarlarını nasıl yönettiklerine dair sonuçlar verilmeye çalışılmıştır.
Cooperation or abjection? A re-conceptualization of civil society beyond liberal values and dischotomies: The "Islam vs. homosexuality" debate in Turkey
The main argument of this study is that the liberal tradition which idealizes civil society as a sphere for the cultivation of democratic values, equality, pluralism and cooperation lacks explanatory value in terms of explaining the complex dynamics and internal contradictions of civil society. Supporting this argument, the debate which was initiated by the discriminatory declaration of the former Minister of Women and Family in Turkey - who announced that ?homosexuality is a sickness? -and turned into an ?Islam vs. homosexuality? debate with the intervention of Islamic civil society organizations (CSOs) and Muslim columnists, revealed that neither the identities nor the practices of civil society actors are pre-established and fixed. They rather are context and actor dependent. Another important factor upon which this debate shed light is the centrality of power relations to the civil society. As Foucault argues, there is no Power as such invested in predetermined institutions, groups or individuals; rather it exists in every aspect of the social. Thus, there is no essential boundary and opposition between the ruler (state) and the ruled (civil society) as liberal thinkers have depicted. Depending on the context, this boundary might get blurred and the actors of civil society might cooperate with the discriminatory state due to the fact that their subjectivities are affected by the same discursive formations. In this respect, the notion of civil society needs to be re-conceptualized in a way as to reveal relations of power and negotiability of subjectivities.
Lisans düzeyinde üniversite öğrencilerinin "Sivil toplum örgütleri" algısı: Konya örneği
Sivil toplum örgütlerinin önemi her geçen gün giderek artmaktadır. Dünyadaki birçok devlet gençlerin katılımını arttırmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda çeşitli politikalar uygulayan hükümetler, gençlerin katılımını arttırmak amacıyla sivil toplum örgütleri ile iş birliği halinde olmalı ve gençlerle siyaset arenasında aktif rol alan bireyler haline getirmelidirler. Zira şimdinin gençleri ileride devletin önemli kurumlarında çalışma fırsatı bulacak ve hatta devleti yöneteceklerdir. Gençlerin ilerleyen zamanlarda çeşitli pozisyonlarda topluma karışacakları ve hatta toplumu yönlendirebilecekleri ihtimali göz önüne alındığında sivil toplumdan uzak bir gençlik düşünülemez olmuştur. Zira toplumu anlamak ve topluma karışmanın en önemli kanallarından bir tanesi de sivil toplum örgütleridir. Sivil toplum örgütlerine katılan gençler, toplumun derinliklerine ulaşabilme imkânı bulabilecektir. Lisans Düzeyinde Üniversite Öğrencilerinin "Sivil Toplum Örgütleri" Algısı: Konya Örneği isimli bu çalışma sayesinde lisans düzeyindeki öğrencilerin sivil toplum örgütlerine ne derecede katıldığı ve gençlerin sivil toplum örgütlerine karşı olan algıları ölçülmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Konya'da eğitim gören lisans düzeyindeki üniversite öğrencilerinin sivil toplum örgütleri algılarını ölçmek için demografik bilgiler ışığında anket uygulaması yapılmıştır. Yapılan alan araştırması çerçevesinde, Selçuk Üniversitesi, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, Necmettin Erbakan Üniversitesi, KTO Karatay Üniversitesi ve Konya Teknik Üniversitesi öğrencilerine rastlantısal olmayan örnekleme metodu kullanarak anket uygulanmıştır. Toplamda 154 öğrenciye anket yapılmıştır. Çalışma toplam üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sivil toplum örgütleri konusu, ikinci bölümde siyasal katılım konusu, üçüncü bölümde ise üniversite öğrencilerinin sivil toplum örgütleri algısı üzerine saha araştırılması doğrultusunda çeşitli sonuçlara ulaşılmıştır. "Lisans düzeyindeki üniversite öğrencilerinin sivil toplum örgütlerine katılım sağlamadıkları" bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler; Sivil Toplum, Sivil Toplum Örgütleri, Siyasal Katılım, Gençlik, Gençliğin Siyasal Katılımı, Güven Algısı
Coping with repression: How oppositional CSOs build resilience under Turkey's competitive authoritarianism
This study aims to reveal the strategies employed by oppositional civil society organizations (CSOs) in Turkey to deal with government-imposed repressive elements. Turkey has been undergoing a process of autocratization for about fifteen years, and this process has reached the point where the regime is classified as "competitive authoritarian". In such a regime, where critical voices in civil society are tried to be controlled as much as possible, the field of action of many oppositional CSOs has been limited or completely destroyed. However, there are still CSOs that can survive despite all the pressures, continue their work, defend liberal democratic values, and develop various strategies to achieve this all. To reveal these strategies, a qualitative field research was conducted based on semi-structured in-depth interviews with 16 CSO representatives from eight different fields. As a result of the research, seven focus areas were determined to help building institutional resilience against the pressures that CSOs are exposed to under Turkey's competitive authoritarian regime. These can be listed as building and managing organizational reputation, establishing national and international alliances, taking part in non-violent contentious actions, pursuing continuous resistance with strategic adaptations, building legal competencies in the organization, ensuring financial sustainability, and effective social media management.