Cultural heritage
229 theses under this subject heading
Müzelerin görsel kimlik ve çevresel grafik tasarımı bağlamında incelenmesi: Arslantepe Höyüğü Açık Hava Müzesi için tasarım önerisi
Kültürel miras toplumsal belleğin önemli bir parçasıdır. Bu bağlamda, toplumun kültür mirasının korunmasına ve tarihi değerlerinin gelecek nesillere aktarılmasına müzeler aracılık etmektedir. Müzelerde ve kültürel miras alanlarında sergilenen tarihi değerlerin topluma doğru şekilde aktarılmasında görsel iletişim tasarımı etkin rol oynamaktadır. Bu çalışmada, kültürel mirasın müzeler aracılığıyla tanıtılmasında görsel iletişim tasarımı açısından yaşanan problemler Arslantepe Höyüğü Açık Hava Müzesi örneği üzerinden ele alınmaktadır. Araştırmada literatür taraması, doküman incelemesi ve paydaşlarla (akademik uzmanlar, kazı başkanı, müze yetkilileri, lisans ve lisansüstü öğrenciler) yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen bulgulardan hareketle Arslantepe Höyüğü Açık Hava Müzesi için görsel kimlik, bilgilendirme tasarımı uygulama alanlarından çevresel grafik tasarımı bağlamında tasarım önerisi sunulmaktadır.
Turizm akademisyenlerinin bakış açısıyla kültürel miras alanlarının sürdürülebilirliğinin sağlanmasında arttırılmış gerçekliğin rolü
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması ve internet altyapısının daha işlevsel olmasıyla birlikte güncel teknolojik gelişmeler birçok alanda kullanılmaya başlanmıştır. İnsan ve kültür kavramlarının temel yapı taşı olduğu kültürel miras turizmi de bu alanlardan bir tanesini oluşturmaktadır. Kültürel miras bir toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yaşantısına dair önemli izler barındırmakta olup korunması ve aktarılması önem arz etmektedir. Son zamanlarda kültürel mirasın korunmasında arttırılmış gerçeklik teknolojisi önem kazanmaktadır. Müzeler, kültürel miras alanları, anıtlar ve sanat galerileri ve benzeri alanlarda kullanılan arttırılmış gerçeklik teknolojileri, sanal rekonstrüksiyonda ön plana çıkmaktadır. Buna ek olarak arttırılmış gerçeklik uygulamaları anlık olarak kullanıcının çevreyle uyum sağlama ve eserin üç boyutlu canlandırılmış gerçekçi versiyonunu görme imkânı sunmasıyla dikkat çekmektedir. Çalışmada Akdeniz ve Ege bölgelerinde bulunan üniversitelerdeki turizm akademisyenlerinin arttırılmış gerçeklik teknolojisine yönelik görüşlerini ve bu teknolojinin kültürel miras alanlarının sürdürülebilirliğindeki rolünü ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. 55 katılımcı ile gerçekleştirilen görüşmeler sonrasında elde edilen verilere içerik analizi uygulanmış ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda akademisyenlerin çoğunluğunun arttırılmış gerçeklik teknolojisi hakkında bilgi sahibi olduklarını belirttikleri ve bu teknolojinin turizm sektörü üzerinde ağırlıklı olarak olumlu etkilerinin olduğu ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca bu teknolojinin kültürel mirasın korumasında pozitif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Kültürel miras alanlarının sürdürülebilirliği konusunda arttırılmış gerçeklik teknolojisinin daha çok çevresel/fiziki sürdürülebilirlik boyutunda etkili bir araç olduğu ortaya çıkarılmıştır. Buna ek olarak arttırılmış gerçekliğin ekonomik boyutta "gelir" faktörü üzerinde ve sosyo-kültürel boyutta ise "kültürel farkındalık" faktörü üzerinde etkili bir unsur olduğu belirlenmiştir.
Tarihi tren garı binalarının korunması bağlamında yeniden işlevlendirilmesi: Eğirdir tren garı örneği
Sanayi Devrimi ile gelişen demiryolu ağı, 19. yüzyıldan itibaren kentlerin ekonomik, mekânsal ve toplumsal yapısını köklü biçimde etkilemiş; tren garları bu dönüşümün simgesel odakları olmuştur. Osmanlı'nın son dönemlerinde inşa edilen gar yapıları, ulaşımın yanı sıra kentsel kimliği şekillendiren ve toplumsal belleği besleyen önemli yapılardır. Ancak teknolojik gelişmeler ve değişen ekonomik öncelikler nedeniyle birçok gar işlevsizleşmiş ve atıl duruma düşmüştür. Bu tez, Isparta ili sınırlarında yer alan Eğirdir Tren Garı'nı mimari, işlevsel ve toplumsal boyutlarıyla ele almaktadır. 1912'de inşa edilen ve İzmir–Aydın hattının son durağı olan gar, Millî Mücadele döneminde Batı Cephesi'ne mühimmat taşınmasında üstlendiği kritik rol ile tarihsel bir değer taşımaktadır. İşlevsiz kalan alanın yeniden yaşama kazandırılması, hem yapının korunmasına hem de yerel kalkınmaya katkı sağlayacaktır. Tez kapsamında garın tarihsel gelişimi, plan ve cephe özellikleri incelenmiş; kimliğini koruyacak ve çağdaş ihtiyaçlara yanıt verecek bir yeniden işlevlendirme önerisi sunulmuştur. Ayrıca, Türkiye ve dünyadan seçilen başarılı örnekler değerlendirilmiştir. Gar alanı içinde dokuz yapı bulunmaktadır. İşlev önerilerine göre; istasyon binası okuma salonu, işçi barakası kafe ve atölye, hangar binası restoran, ambar binası sergi ve müze, misafirhane butik otel, revizörlük binası ziyaretçi bilgilendirme ve tren deneyim alanı, alimantasyon binası deneyimsel fotoğraf alanı, sac baraka depo olarak değerlendirilecektir. Wc binası ise özgün işlevini sürdürecektir.
Erken Saka dönemi Doğu Avrasya coğrafyası elit kurganlarındaki altın giyim kuşam kompozisyonları -Tarbağatay ve Sarıarqa buluntu sahaları örneğinde-
Altın giyim kuşam kompozisyonu kavramı, Erken Demir Çağı'nda, elitlere ait kurganlarda ulaşılan, bir kompozisyon çerçevesinde vücuduna altın ile süslü giyim buluntuları giydirilmiş, altın aksesuarlar takılmış ve altın ile kaplanmış silahlar kuşatılmış iskeletleri ifade etmektedir. Tez çalışması MÖ 8. ile MÖ 6. yüzyıllar arasına tarihlenen Erken Saka Dönemi'ndeki altın giyim kuşam kompozisyonlarını incelemektedir. Çalışmanın odaklandığı genel coğrafi ölçek Doğu Avrasya coğrafyasıdır. Bu çerçeve içinde bulunan, soyguna uğramamış olan kurganlarda ulaşılan altın giyim kuşam kompozisyonu örnekleri, kavramın genel hatlarının oluşturulmasını sağlamıştır. Odaklanılan özel coğrafi ölçek, temel bulgular olarak adlandırılan, Doğu Avrasya coğrafyası içinde kalan, Tarbağatay ve Sarıarqa buluntu sahalarıdır. Bu bölgeye odaklanılmasının sebebi, bu çerçevedeki altın giyim kuşam kompozisyonlarının bazı parçalarının soygun ve yıpranma problemleri sebebi ile kısmen ya da tamamen ortadan kalkmış olmasıdır. Bu durum kompozisyonların parçalarının sayısının azalmasına, bütünlüğünün bozulmasına ve senaryolaştırmasının yapılamamasına sebep olmuştur. Ortaya çıkan bu eksiklikler, tez çalışmasına sebep olan problem olarak seçilmiştir. Araştırma, söz konusu eksiklikleri tamamlamak için yardımcı bulgulardan yararlanmıştır. 1 Numaralı Yardımcı Bulgu Grubu MÖ 8. ile MÖ 6. yüzyıllar aralığında Doğu Avrasya coğrafyasında karşılaşılan soyguna uğramamış buluntu ortamlarında ulaşılan altın giyim kuşam kompozisyonlarıdır. 2 Numaralı Yardımcı Bulgu Grubu Ahamenişler döneminde, günümüz İran coğrafyasında oluşturulmuş olan Saka rölyefleridir. İncelemenin birbiri ile sarmal bir ilişki içinde olan amaçlarından birincisi Tarbağatay ve Sarıarqa buluntu sahalarında karşılaşılan altın giyim kuşam kompozisyonlarını tanıtmak, bu kompozisyonların açıklanmasına karşılaşılan eksiklikleri ortadan kaldırmak; ikincisi Doğu Avrasya ölçeğinde, soyguna uğramamış buluntu ortamlarında ulaşılan altın giyim kuşam kompozisyonlarının çerçevesini çizmek; üçüncüsü altın giyim kuşam kompozisyonu kavramının tanımını yapmak ve temel özelliklerini belirlemektir. Çalışmada, araştırma yönteminin standartlaştırılması amacıyla "IMRDC" araştırma tasarımı sistemi kullanmıştır.
Kültür ve gelenek aktarımı bağlamında coğrafi işaret sisteminin işlevleri
Coğrafi işaret sistemi, birtakım hukuki yaptırımlara sahip üreticiyi, tüketiciyi ve ürünü koruyan bir sistemdir. Sistem; kalitesi, ait olduğu yöreden elde edilen hammaddesi, gelenekselliği ile belli bir üne sahip ürünlerin korunmasını sağlar. Coğrafi işaret tescili alan ürünler, kendine ait karakteristik özellikleri sayesinde yöresiyle özdeşleşen ürünlerdir. Bu ürünlerin oluşumunu belirleyen temel faktörler mevcuttur. Bu faktörler doğal ve beşeri kaynaklıdırlar. Doğal kaynaklı faktörler, ürünün oluştuğu coğrafyayı, iklimi, toprak yapısını, su kaynaklarını kapsarken beşeri kaynaklı faktörler ise, insan faaliyetlerini kapsar. Bu yönüyle coğrafi işaret tescili alan ürünler, yöre halkının kültürünü ve geleneğini yansıtır. Ürüne benzersizliğini veren faktörlerin birleşimiyle meydana gelen ürünler, yöre insanının maddi kültür ürünleridir ve kültürel miras niteliğindedir. Bu bağlamda halkbilimi disiplini kapsamına giren coğrafi işaret tesciline sahip ürünler, kültürü, kültürel mirası, geleneği ve geleneksel bilgiyi gelecek nesillere aktarma işlevine katkı sunar. Bu çalışmada, Türkiye'de coğrafi işaret uygulamasının mevcut durumu hakkında bilgi verilmiş ve coğrafi işaret tescili alarak koruma altına alınan geleneksel bilgi ve becerilerle üretilen ürünlerin kültür ile gelenek aktarımı bağlamında işlevleri, İşlevsel Kuram temelinde incelenmiştir. UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi ile Yaşayan İnsan Hazineleri Sistemi kültür ve gelenek aktarımı noktasında coğrafi işaret sistemiyle benzer işlevlere sahip olduğu ortaya konulmuştur. Böylece coğrafi işaretler sisteminin işlevleri halkbilimi disiplini kapsamında incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Coğrafi İşaret, Kültür, Kültürel Miras, Gelenek, Geleneksel Bilgi, Halkbilimi, İşlevsel Kuram.
Kültürel miras öğesi olarak Karagöz'ün dijital oyun tasarımı
Kültürel miras, bir birey üzerinde, belirli bir zaman noktasından itibaren, o kişinin düşüncelerini, kanaatlerini ve fikirlerini başkalarına seslendirmesini etkileyen çeşitli etkilerin toplamıdır. Somut kültür, sembolik, tarihi, sanatsal, estetik, etnolojik veya antropolojik, bilimsel ve sosyal önem taşıyan çeşitli değerlere sahip eserleri, anıtları, bir dizi bina ve mekanı ve müzeleri içerir. Bu, manzaraları, kitapları, sanat eserlerini ve diğer somut öğeleri de kapsar. Aynı şekilde, somut olmayan kültür de, dil, inançlar, gelenekler, ritüeller, müzik ve dans gibi soyut ifadeleri içerir. Doğal miras ise, kültürel açıdan önemli manzaraları ve biyolojik çeşitliliği içerir, böylece doğal ortamların korunması ve ekosistemlerin önemli bölgelerinin sürdürülebilirliği sağlanır. Kültürel miras, insanlara kimlik ve süreklilik duygusu sağladığı için önemlidir. İnsanların geçmişlerini ve bugünlerini nasıl şekillendirdiğini anlamalarına yardımcı olur. Aynı zamanda insanların diğer kültürleri ve bugün içinde yaşadığımız dünyaya nasıl katkıda bulunduklarını anlamalarına yardımcı olur. Kültürel miras, video oyunlarının önemli bir yönüdür. "Kültürel mirasla ilgili oyunlardan" bahsederken, kültürel mirası somut veya soyut, doğal veya insan yapımı herhangi bir biçimde temsil eden ve kültürel miras ilişkisine yönelik mekanik ve dinamiklere sahip dijital oyunları kastediyoruz. Bunlar ekran tabanlı oyunlar, sanal gerçeklik veya artırılmış gerçeklik oyunları olabilir. Video oyunları sadece korunması gereken bir kültürel miras olarak değil, aynı zamanda kültürel mirasın korunması amacına hizmet eden bir araç olarak da değerlendirilebilir. Bu nedenle video oyunları, modern kültürel mirasın önemli ve bütünleşik bir parçasıdır ve kendilerinin de koruma çabalarına ihtiyacı vardır. Bu çalışma, video oyunlarını sanat, hikâye anlatımı ve dijital teknolojiyi bütünleştirerek kültürel mirası sunmak için modern bir araç olarak araştırıyor ve gölge oyununu dijital oyun mecrasında sunmak için gerekli araştırmayı sunup bir uygulama üzerinden tasarım çıktısını gerçekleştirmektedir.
Sokak sanatına erişim: Türkiye için bir web sayfası önerisi
Sokak sanatı, taşıdığı sanatsal değerin yanı sıra oluşturulduğu dönemdeki toplumsal eğilimleri sansürsüz bir biçimde yansıttığı için, tarihsel, kültürel ve sosyolojik açıdan da önemlidir. Kültürel miras ürünü olan sokak sanatını fiziksel olarak korumak, hava koşulları, yüzeyin kolayca zarar görebilmesi veya yasa dışı olma durumu gibi sebeplerle zor olduğundan, dijitalleştirme, eserlerin sürdürülebilir yönetimi için son derece önemli rol oynamaktadır. Kültürel miras ürünlerinin yönetiminden başlıca sorumlu olan kültürel bellek kurumlarının, şehrin herhangi bir noktasında var olup, saatler içinde yok olabilen eserleri tespit etmesi oldukça zordur. Toplumun kültürel miras yönetimi sürecine dâhil edildiği kitle kaynak yöntemlerinden yararlanılan, katılımcı miras anlayışına sahip bir yaklaşım, eserlerin uzun süreli korunması için oldukça pratik bir çözüm sunmaktadır. Dijitalleştirilen eserlerin toplumun erişimine açıldığı web sayfaları kullanılabilirlik özellikleri bakımından ne kadar başarılı olurlarsa, kullanıcının tatmini de o kadar yüksek olacaktır. Bu da, sokak sanatının dijitalleştirilmesinde rol alan kullanıcının sürece tekrar dâhil olmasını ve potansiyel katılımcıların da sürecin bir parçası olmak istemesini sağlayacaktır. Bu çalışmanın amacı, evrensel düzeydeki sokak sanatı web sitelerinin kullanılabilirlik ve yararlandıkları kitle kaynak yöntemleri bakımından incelenmesi, önde gelen platformun kullanılabilirlik özellikleri açısından güçlü ve zayıf yönlerinin tespit edilmesi ve bulgular doğrultusunda Türkiye'de sokak sanatının korunup erişime açılabilmesi için bir web sayfası önerilmesi olarak belirlenmiştir. Evrensel çapta sokak sanatı web siteleri kullanılabilirlik ve kitle kaynak yöntemleri bakımından içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Ulaşılan bulgular, web sitelerinin eser kopyalama ve telif haklarını içeren kurumsal bilgi ve politikalar yönünden zayıf ve eserlere ilişkin tanımlayıcı verilerin yetersiz olduğunu göstermiştir. Ayrıca en sık rastlanan kitle kaynak yönteminin koleksiyon tamamlama olduğu görülmüştür. Önde gelen platformun değerlendirilmesi sezgisel analiz yöntemi ile kullanılabilirlik uzmanları tarafından gerçekleştirilmiştir. İnceleme sonrasında platformun estetik ve minimalist tasarım ve tutarlılık ve standartlar yönünden güçlü, kullanıcı kontrolü ve özgürlüğü ve esneklik ve verimlilik özellikleri bakımından zayıf olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Literatür değerlendirmesi ve bulgulara dayalı bir web sayfası önerisinde bulunan bu çalışmanın, dünyada ve Türkiye'de sokak sanatı ve yönetimi konusundaki literatürün eksikliği, sokak sanatının korunmasına dair bir çözüm önerisinde bulunması ve katılımcı miras yaklaşımına dayalı önerinin diğer miras ürünlerinin de sürdürülebilir yönetimine fayda sağlayabilecek olması sebebiyle alandaki literatüre önemli katkılar sağlayacağı düşünülmüştür.
Dijital kültürel mirasın yönetiminde dijital kürasyon uygulamaları çerçevesinde türkiye'de müzelerde içerik yönetimi sistemlerinin geliştirilmesi
Müzeler; kültürel değerlerimizin, mirasımızın toplandığı, saklandığı ve geleceğe aktarılmak üzere korunduğu kültürel bellek kurumlarından biridir. Müzeler sahip olduğu kültürel mirası insanlığa aktarmak için sergi, eğitim, araştırma gibi faaliyetler gerçekleştirmektedirler. Teknolojinin hızla ilerlemesi ile birlikte müzelerin faaliyetleri, kültürel miras ürünlerinin üretilmesi, koruma yöntemleri, sergileme koşulları gibi birçok süreçler de değişmeye başlamıştır. Dijitalleştirme çalışmaları hızlı bir şeklide yaygınlaşmaya başlamış ve kültürel miras, özellikle 21. yüzyılın başlarında dijitalleştirme çalışmalarının en yeni disiplini olarak gelişim göstermeye başlamıştır. Dijitalleşmeye başlayan kültürel miras ile birlikte yeni bir kavram olan dijital kültürel miras kavramı ortaya çıkmıştır. Dijital kültürel mirasın korunması, erişme açılması, kullanılabilirliği ve yaşam döngüsünün sürdürülebilmesi için dijital kürasyon çalışmaları kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında Türkiye'deki müzelerde (kamu-özel) yer alan kültürel mirasın dijital kürasyon çalışmaları, standartlar çerçevesinde içerik yönetiminin değerlendirilerek kamu (devlet) müzelerinin ve özel müzelerin mevcut durumları araştırılmıştır. Araştırmaya, seçilen müzelerden (117 müze) gönüllülük koşuluyla 54 personel katılmıştır. Araştırma kapsamında, Kültür Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünü 'ne bağlı müzelerden katılım sağlayan personel ile anket ve yüz yüze görüşme gerçekleştirilerek veriler toplanmış ve bulgular sayı, yüzde, aritmetik ortalama, karşılaştırma ve ki kare gibi istatistiksel testlerle analiz edilerek tablolaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, ülkemizdeki müze çalışanlarının dijitalleştirme ve dijital kürasyon hakkında bilgi sahibi oldukları buna karşın kurumsal olarak dijitalleştirmeye yeni yeni başladıkları ve dijital kürasyonu uygulamadıkları tespit edilmiştir. Devlet müzelerinin sahip oldukları koleksiyonları araştırmacılara açmadıkları ve genellikle koleksiyonlara erişimin sınırlı yada özel izinlere tabi olduğu tespit edilmiştir. Müzelerde ulusal açıdan standartlaşmaya gidilerek ilk aşamada elektronik ortamda yönetilebilecek bir sisteme koleksiyonların entegre olması sonrasında dijitalleştirme ve dijital kürasyon çalışmalarına başlama sunulan önerilerden biridir. Uluslararası platformlarda yer alabilmek, teknolojiyi kurumsal çerçevede takip edip uygulayabilmek için dijital kürasyon ile ilgili yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği vurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler Kültürel miras, Dijitalleştirme, Dijital Kültürel Miras, Dijital kürasyon, Müzeler, Müzelerde içerik yönetimi
Kültürel mirasın korunmasında yerel yönetimlerin rolü: Beyoğlu belediyesi örneği
Hazırlanan tez çalışması, tarihi ve kültürel değerlerimizin korunması ve bu hususta yerel yönetim kuruluşlarının önemli ölçüde yetkili olduğunu kanıtlamayı hedeflemektedir. Böylece yerel yönetim kuruluşlarının tarihi ve kültürel değerleri koruma konusunda, ilgili belediye kanunlarında yer alan hükümler ile görevlerinin neler olabileceği hususunda konu açıklanmaya çalışılmıştır. Yerel yönetim kuruluşları en yakın yönetim birimi olduğundan, kentte bulunan tarihi ve kültürel niteliğinde olan taşınmazların korunmasında her türlü faaliyetlerinden sorumlu ilk yetkili birim olmalıdır. Bu noktadan yola çıkılarak çalışmada bazı ülkelerde yerel yönetimler tarafından uygulanan koruma çalışmalarına bir örnek verilmiştir. Bir bölgede kültürel miras koruma çalışması yapılacaksa, önce bölgenin tarihi hakkında bilgi sahibi olunmalıdır. Tez çalışmasında bunun öneminden bahsedilmeye çalışılmış, araştırılması yapılan bölgenin tarihsel gelişimi kronolojik sırası takip edilerek aktarılmıştır. Hatta bölgenin sahip olduğu belli başlı tarihi-kültürel nitelikteki varlıklar, periyodizasyon yapılarak açıklanmaya çalışılmıştır. Böylelikle araştırılması yapılan bölgenin bir nevi envanteri oluşturulmuştur. Ayrıca araştırılan bölgenin belediyesi tarafından uygulanan tarihi ve kültürel varlıkları koruma çalışmaları birkaç örnek ile açıklanmıştır. Tüm bu araştırmalar ışığında yerel yönetimler ve kültürel miras arasında ilişki kurularak koruma konusunda çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Araştırmadaki hedef yerel yönetimlerin kültürel mirası koruma konusuna bir farkındalık getirmektir. Anahtar Kelimeler: Kültür, kültürel miras, yerel yönetimler, tarih, sanat, mimarlık, kanun, belediye
Anadolu'da konut ve Türk evi oluşumu süreci ve Edincik evleri örneği
Temel işlevi insanları çevresel etmenlerden korumak olan ve yaşamsal faaliyetlerin sürdürüldüğü konutlar; toplumun sosyo-kültürel dokusunu en iyi şekilde yansıtan fiziksel mekânlardır. Teknolojinin hızla gelişimi ve halkın ekonomik durumunun iyileşmesi toplumun yaşam döngüsünü değiştirmiştir. Bu değişim, dünyanın farklı yerlerinde farklı medeniyetler tarafından geliştirilmiş konut yapılarında da değişime yol açmıştır. Bu bağlamda, Türkiye'nin kültür mirası listesinde ön sıralarda yer alan "Geleneksel Türk Evi", Anadolu'nun yüzyıllar boyunca oluşturduğu geleneksel konut yapıları olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu'ya özgü önemli kültürel miras örneklerinden biri olan "Geleneksel Türk Evleri", bazı bölgelerde hak ettiği değeri görmektedir. Yapıların büyük kısmı ise son dönemlerde ilgisizlik ve modernizme yaklaşma çabaları sonucu yok olmaktadır. Bu çerçevede, günümüzde "Edincik Evleri" de henüz tam anlamıyla keşfedilmemiş "Geleneksel Türk Evi" örnekleri arasında yer almaktadır. Bu çalışma doğrultusunda; Anadolu mimarisindeki Türk evlerinin tarihsel süreçleri, plan tipleri, cephe özellikleri ve iç mekân kurguları ile Türkiye'deki geleneksel konut mimarisini yansıtan, ancak tam anlamıyla korunamamış "Edincik Türk Evleri" incelenmiştir. Geleneksel tarihi dokunun tanımı, tarihi dokunun turizm vb. alanlardaki önemi, Edincik'teki mevcut tarihi dokunun durumu ve bu yapıları korumak için gereken önlemler ele alınmıştır. Sonuç olarak; bölge halkının günümüz teknolojik gelişmeleri doğrultusunda modern mekânlarda yaşama isteği, ekonomik kaygıları gibi sebepler ile sınırlı sayıdaki geleneksel Türk evinin, bakımlarının ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı, birçoğunun ise bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tuttuğu tespit edilmiştir.
Isparta'nın somut olmayan kültürel mirası üzerine inceleme: Yemekler
Bu çalışmanın amacı Isparta'nın kültürel miraslarını araştırmak ve somut olmayan kültür miras içerisinde yer alan yemekleri incelemektir. Bu çalışmada Isparta ölçeğinde kültür mirası unsurları incelenmiş ve somut olmayan kültürel miras unsurlarına değinilmiştir. Bu araştırmanın çalışma grubunu Isparta'nın yemekleri ile ilgili alanında yetkin aşçılar ve yöresel yemekçiler oluşturmaktadır. Isparta'nın yemek kültürünü ve mirasını yansıtmada il merkezi ve ilçelerinde yer alan aşçılar ve yöresel düğün yemekçileri seçilmiştir. Araştırma, düğün yemekçileri ile yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla yüzyüze ve çevrim içi görüşmeler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma için kartopu örnekleme modeli uygun görülmüştür. Veriler betimsel analiz yöntemi ile çözümlenmiştir. Araştırmada verilerden ortaya çıkan bulgular karşılaştırılarak tartışma ve sonuç kısımları ortaya çıkarılmıştır. Aşçılar ve yöresel yemekçiler ile yapılan görüşmeler neticesinde Isparta'nın kayda değer bir yemek kültürü olduğu fakat bu kültürün turistik olarak tanıtımı, reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yeterli olmadığı görülmüştür. Yöresel yemeklerin ilin tanıtımına ve gelişmesine katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.
Endüstriyel peyzaj bağlamında endüstri mirası alanlarının incelenmesi: Ayvalık örneği
Sanayi devrimi sonrasında hızlı bir ivme ile inşa edilen sanayi yapı ve alanları, 20.yy'da yaşanan teknolojik ve ekonomik gelişmelerden sonra işlevlerini yitirmiştir. Kent merkezlerinde önemli yer tutan işlevini yitirmiş bu sanayi yapıları 20.yy'ın ortalarına kadar bakım ve onarım görmeden atıl halde bırakılmış ve çevrelerinde çöküntü alanları oluşturmuşlardır. 20.yy'ın ortalarından sonra işlevini yitirmiş olan sanayi yapılarının yapıldığı dönemin izlerini taşıması sebebi ile miras değeri taşıdığı görülmüş ve endüstri mirası ile ilgili çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Endüstri mirası yapıları UNESCO Dünya Miras Listesi'nde de yer almaktadır. Listede kültürel miras kategorisinde değerlendirilen endüstri mirası alanları "endüstriyel köy/şehir/kasaba", "madencilik şehri/peyzajı" ve çalışma kapsamında ayrıntılı olarak değerlendirilecek olan "endüstriyel peyzaj" gibi farklı tanımlarla betimlenmiştir. UNESCO kararlarına bakıldığında bu tanımlar için çizilen belirli bir çerçeve olmadığı, bu doğrultuda benzer özelliklere sahip miras alanlarının farklı şekilde kategorize edilmesinin karmaşa yarattığı görülmektedir. Tez kapsamında "endüstriyel peyzaj" kavramının ayrıntılı olarak incelenmesi ve UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan benzer nitelikli örneklerin sahip olduğu farklı tanımlamalar üzerinden detaylı incelemeler yapılarak, UNESCO'nun yarattığı çelişkinin ortaya konulması hedeflenmektedir. Ayrıca yine çalışma kapsamında "Ayvalık Endüstriyel Peyzajı" başlığı ile Dünya Miras Geçici Listesi'ne alınan Ayvalık örneğinin benzer nitelik taşıyan ve aynı kategoride listeye alınmış olan örneklerle karşılaştırılarak, UNESCO sürecinde izlemesi gereken stratejileri ve doğru koruma yaklaşımlarını belirlemek amaçlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda, beş bölümden oluşan çalışmada; öncelikle endüstri mirası kavramı irdelenmekte ve kültürel sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirilmektedir. Dünyada ve ülkemizde endüstri mirası korunması ve yeniden işlevlendirilmesinde başvurulan yaklaşımlar örneklendirilerek açıklanmaktadır. Daha sonra "endüstriyel peyzaj" kavramı incelenmekte ve UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan endüstri mirası alanları bu kavram çerçevesinde irdelenmektedir. Bir sonraki aşamada Ayvalık coğrafi özellikleri, tarihi gelişimi, sahip olduğu miras değerleri bakımından incelenmekte ve Ayvalık'ın Dünya Miras Geçici Listesi'ne girme süreci değerlendirilmektedir. Son aşamada Ayvalık, Dünya Miras Listesi'ndeki diğer endüstriyel peyzaj örnekleri olan Blaenavon Endüstriyel Peyzajı, Fray Bentos Endüstriyel Peyzajı, Champagne Yamaçları, Evleri ve Mahzenleri ve Banska Stiavnica Tarihi Kenti ve Çevresindeki Teknik Anıtlar örnekleri ile karşılaştırılarak, Ayvalık'ın "endüstriyel peyzaj" olma niteliği ve UNESCO sürecinde uygulanması gereken koruma ve yönetim stratejileri araştırılmaktadır. Bu araştırma iki aşamada yapılmaktadır. Miras alanları ilk aşamada UNESCO kriterleri doğrultusunda, ikinci aşamada ise çalışma kapsamında belirlenen kriterler çerçevesinde karşılaştırılmaktadır. Referans kaynaklar doğrultusunda belirlenen kriterler alanların endüstriyel peyzaj olma niteliğini ve bugünkü durumlarını değerlendirmek üzere ikişer ana ve ikişer alt kriter başlıklarına ayrılmaktadır. Endüstriyel peyzaj olma niteliğini ölçen a kriterlerinin alt başlıkları; "oluşum süreci ve bulunduğu çevre" ve "endüstri faaliyetleri ve yerleşime etkisi" olarak belirlenmiştir. Bugünkü durumu değerlendiren b kriterlerinin alt başlıkları; "ekonomik, sosyal ve kültürel durum" ve "koruma stratejisi ve yönetimi" olarak belirlenmiştir. Bu kategorilerde toplamda 11 adet kriter bulunmaktadır. Belirlenen kriterlerle yapılan karşılaştırılmanın ilk aşamasının sonucunda Ayvalık'ın diğer endüstriyel peyzaj alanları ile büyük oranda ortak özellikler taşıdığı belirlenmiştir. Blaenavon ve Fray Bentos örneklerinden önemli noktalarda ayrılan Ayvalık'ın Champagne ve Banska örnekleri ile daha fazla ortak nokta barındırdığı görülmüştür. Karşılaştırmanın ikinci aşamasında ise belirlenen kriterler ışığında elde edilen sonuçlara göre; bundan sonraki süreçte Ayvalık'ın miras değerlerinin korunması ve yönetimi konusunda yapılması gerekenler ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Buna göre; bölge ile ilgili stratejik gelişim planları hazırlanmasında ve uygulanmasında görev alacak resmi kurumlar, sivil toplum örgütleri ve halk birlikteliği ile kurulmuş bir komite oluşturulması gerekmektedir. Bölgenin sahip olduğu miras değerlerinin ayrıntılı bir envanter çalışması ile ortaya konulması ve bütünleşik koruma yaklaşımı ile işlevsiz kalmış yapı ve alanların günümüz fonksiyonlarına entegre edilmesi sağlanmalıdır. Yeniden işlevlendirme yaklaşımlarında ise yine bütüncül bir organizasyonla çalışmalar yürütülmeli ve kamu yararına olan işlevlere öncelik verilmelidir. Ayvalık'ın sahip olduğu potansiyeli değerlendirebilmesi, gelecek nesillere aktarabilmesi ve kentte sürdürülebilir kalkınma sağlanması için doğru koruma stratejisi ve alan yönetiminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu konu Ayvalık'ın UNESCO Dünya Miras Listesi'ne girmesi ve uluslararası bilinirlik ve koruma desteği sağlaması açısından önem taşımaktadır.
Kurtuluş Spor Kulübü yapısı (Tatavla İraklis Jimnastik Cemiyeti) koruma projesi
Tatavla semti, İstanbul'un Haliç kıyılarının kuzeyinde yükselen tepede bulunan Aya Dimitri Kilisesi çevresinde, 16. yy'da kurularak gelişmiş bir Rum yerleşimidir. Bir azınlık semti olarak 19. yy'da batılılaşma ekseninde siyasi ve toplumsal düzeyde yapılan düzenlemeler sonucu bölgedeki azınlık nüfus güç ve imkân kazanmış, bölge hızla gelişmeye başlamıştır. Dönemin düşünsel ve kültürel akımlarının bir sonucu olarak Osmanlı toprakları genelinde pek çok azınlık cemiyeti kurulmuş ve azınlık kültürünü yayma amaçlı faaliyetler yürütülmüştür. Tatavla 'İraklis' Jimnastik Cemiyeti de bu hedef doğrultusunda 1896'da Tatavla semtinde kurulmuş, spor odaklı bir azınlık cemiyetidir. 19. yy'da kurulan İstanbul'un önemli azınlık cemiyetlerinden bir tanesi olan Tatavla 'İraklis' Jimnastik Cemiyeti kuruluşundan kısa bir süre sonra hayırsever bir azınlık cemiyeti olan 'Proodos' Cemiyeti (1899) için inşa edilen binaya taşınarak faaliyetlerini bu cemiyetle aynı çatı altında sürdürmüştür. Cemiyetin merkez binası, İstanbul'daki Rum kültür mirası yapılarının önemli örneklerindendir. Osmanlı'nın son dönemleri, Birinci Dünya Savaşı, mütareke ve Kurtuluş Savaşı yılları boyunca, zaman zaman savaş şartları dolayısıyla aktivitelerini azaltarak veya kesintiye uğratarak da olsa sürdüren iki cemiyetin yolları, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması ve 'Proodos' Cemiyeti üyelerinin ülkeyi terk etmesinin ardından ayrılmıştır. Geride kalan jimnastik cemiyeti üyeleri, 'Tatavla Spor Kulübü' adını alarak cemiyet merkez binasında, kulüp sporcuları ve takımları da genç cumhuriyetin profesyonel liglerinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. Söz konusu cemiyet yapısı, 1929'da gerçekleşen ve Tatavla genelinde pek çok ahşap yapının yok olmasına sebep olan büyük yangını ciddi bir hasar almadan atlatmıştır. Tatavla semtinin adı bu yangının ardından 'Kurtuluş' olarak değiştirilmiş, Tatavla Spor Kulübü de bu kararı takiben 'Kurtuluş Spor Kulübü' ismini almıştır. 20. yy'ın ortalarına gelindiğinde kulüp yapısı bakımsızlıktan ötürü yıpranmış durumdadır. 1950-54 yılları arasında bir dizi bakım ve onarımdan geçen yapının, 6-7 Eylül 1955 olaylarında tahribata uğradığı, ve bu tahribatın 1957-58 yıllarında onarıldığı tespit edilmiştir. Günümüzde hâlâ spor kulübü işlevini sürdürmekte olan yapı, geçirdiği yıllar, bozulmalar ve tahribata rağmen özellikle ahşap malzemeli özgün detaylarının korunmuşluk seviyesiyle dikkat çekmektedir. Bunun yanında yapıda birtakım bozulma ve müdahalelerin de bulunduğu gözlemlenmiştir. Kurtuluş Spor Kulübü ana yapı kütlesi ve açık spor alanları ile beraber, günümüzde Beyoğlu ilçesi Yenişehir Mahallesi sınırları içinde yer almaktadır. Safa Meydanı Sokağı ve Direkçibaşı Sokağı arasında kalan kulüp yapısı ve bahçesi 1372 ada 46 ve 62 parsellerde konumlanmaktadır. Komşu bitişik nizam devam eden parsellerin arasında tekil ve yol çizgisinden geriye çekilmiş bir yapı kütlesi olan spor kulübünün ana girişi kuzeybatısında bulunan Safa Meydanı Sokağı'nda yer almaktadır. Kulübün bulunduğu yapı adasının kuzeybatı yönünde bir ön bahçesi, güneydoğu yönünde ise bir arka bahçesi bulunmaktadır. Kulüp yapısı, bahçe seviyesinden yükseltilmiş bir giriş katı, birinci kat ve bodrum katı olmak üzere üç katlı, kâgir bir yapıdır. Kullanımı süresince özgün yapı kütlesine bazı betonarme ekler yapılmış, fakat özgün yapı kütlesi niteliğini kaybetmemiştir. Bu tez kapsamında Kurtuluş Spor Kulübü yapısının bulunduğu Tatavla/Kurtuluş semti tarihçesi, bölgedeki etnik gelişim ve değişim hareketleri incelenmiştir. Bir azınlık yerleşimi olarak Osmanlı'nın 19. yy'da başlayan Batılılaşma hareketiyle yükselişe geçen Tatavla semtinde, azınlıkların elde ettikleri haklar doğrultusunda toplumsal ve kültürel gelişimleri için başlattıkları girişimler ve bu girişimler sonucunda ortaya çıkan azınlık cemiyetleri araştırılmıştır. Rum azınlık cemiyetlerinin spor ve sanatla ilişkisi açıklanmış ve bu faaliyetlerde bulunan önemli Rum azınlık cemiyetlerinden bahsedilmiştir. Bölge ve bölge halkının tarihsel ve düşünsel gelişiminin irdelenmesinin ardından Kurtuluş Spor Kulübü'nün bu bağlamda incelenmesi, günümüzdeki mimari durumunun belgelenmesi, geçirmiş olduğu müdahale ve bozulmaların tespit edilmesi gerçekleştirilmiştir. Belgelenen müdahale ve değişiklikler doğrultusunda yapının 1900'lerin başında inşası tamamlanan özgün durumu projelendirilmiştir. Tüm bu bilgiler ışığında Kurtuluş Spor Kulübü için, özgün işlevini kaybetmemesi hedeflenerek restorasyon önerisi hazırlanmıştır. Hazırlanan restorasyon projesinde, yapının spor kulübü işlevini devam ettirmesi ve yapıya bu işlevin sürekliliğini destekleyecek ek işlevler tanımlanması öngörülmüştür. Önerilen ek işlevler, kulüp bünyesinde hizmet verecek butik nitelikte bir müze / kalıcı sergi alanı ile bir kafeterya mekânıdır. Oluşturulan restorasyon projesiyle kulüp yapısının aktif ömrünün uzatılması, bölge halkının hem birbirleriyle, hem ziyaretçilerle bir araya gelebileceği bir toplanma alanı yaratılması, Rum azınlık kültürünün önemli bir parçası olan spor ve cemiyetler mirasının gelecek nesillere aktarılması hedeflenmiştir.
Büyükada 82 ada, 9 parselde yer alan köşkün koruma projesi
İstanbul tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İstanbul Adaları olarak da adlandırılan Prens Adaları'nın bilinen tarihi Bizans dönemine dayanmaktadır. Dokuz adadan oluşan takımada içinde, yüzölçümü olarak en büyüğü olan Büyükada, yeşil dokusu ve sivil mimarlık örnekleriyle 19.yy İstanbul sayfiye ortamını yansıtmaktadır. Günümüzdeki konut mimarisini 20.yy dönümünden beri gelişen bir doku oluşturmaktadır. 20.yy ikinci yarısında modern mimarlık döneminde uygulanan evlerin yanında hızla çoğalan niteliksiz yapılaşma ile yerleşim yoğunluğu artmış ve özgün doku bozulmaya başlamıştır. Tez konusu köşk, İstanbul ili, Adalar ilçesine bağlı Büyükada, Camii Mahallesi, 20 pafta 82 ada 9 parselde bulunmaktadır. Köşk parselin kuzeyinde konumlanmaktadır ve parselin güneyinde bahçe içerisinde müştemilat yapısı yer almaktadır. Köşk, İstanbul III. Numaralı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 25.12.1991 tarihinde 4047 sayılı genel karar ile tescil edilmiş, İstanbul V. Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 24.09.2008 tarihinde koruma grubunun II olarak belirlenmiştir. 29.08.1991 tasdikli 1/5000 ölçekli Marmara Takımadaları Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı'nda kentsel sit alanında yer almaktadır. Köşkün tez konusu seçilmesinin nedeni, yapımı 20.yy ilk çeyreğine tarihlenen köşk kendine özgü nitelikleri olan bir sivil mimarlık örneğidir ve özgün kimliğini büyük ölçüde korumuştur. Ayrıca, günümüze kadar köşkün belgeleme çalışması ve restorasyon projesi yapılmamıştır. Çalışmanın amacı, köşkün mevcut durumunun günümüz teknolojileri kullanılarak belgelenmesi, tarihinin araştırılarak özgün karakterinin tanımlanması ve çağdaş restorasyon ilkelerine göre restorasyon projesinin hazırlanmasıdır. Mevcut işlevin yapının özgün kimliğini bozmayacak şekilde sürdürülerek yapının yaşatılarak korunması sağlanmalıdır. Adadaki sivil mimarlık örnekleri içinde oluşturulan tipolojide bu yapının da kendine özgü detayları ile yer alması amaçlanmaktadır. Tez çalışmasının birinci bölümünde tezin amacı, kapsam ve kullanılan yöntemler açıklanmıştır. İkinci bölümde yapının bulunduğu Büyükada'nın coğrafi konumu, tarihçesi ve yapının yakın çevresindeki önemli yapılar hakkında bilgi verilmiştir. Yapının yapıldığı dönemi ve sahip olduğu mimari özellikleri anlamak için Büyükada konutlarının mimari özellikleri anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışmanın ana konusu olan köşkün konumu ve tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Tez konusu olan yapının mimari özellikleri ile Büyükada konutları içindeki yeri incelenmiştir ve yapıldığı dönemde etkin olan Art Nouveau üslubunun yansımaları olan özgün nitelikler belirtilmiştir. Dördüncü bölümde tez konusu yapının genel tanımı yapılmıştır ve günümüzdeki durumu planlar ve cepheler olarak detaylı tasvir edilmiştir. Yapının bahçesinde yer alan müştemilat yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Yapım sistemi ve yapı öğeleri incelenmiş, tek tek başlık altında detaylıca anlatılmıştır. Yapıda kullanılan malzemelerin belirtildiği malzeme analizi açıklanmıştır. Yapıda görülen hasar ve bozulmalar, belli başlıklar altında oluşturulan lejant ile hasar analizinde anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise yapının restitüsyon sorunları ve restitüsyon önerisine temel alınan kaynaklar belirtilmiştir. Yapıdan okunan izler, yazılı, sözlü ve görsel kaynaklar ve analoji araştırması ile yapının kronolojik analizi oluşturularak yapının ilk yapıldığı özgün tasarımının restitüsyon önerisi hazırlanmıştır. Altıncı bölümde yapılan analizler doğrultusunda tez konusu yapının işlevine ve onarımına yönelik yapılması gereken müdahaleler açıklanmıştır. Günümüzde dernek olarak kullanılan yapının işlevinin sürdürülmesi önerilmiştir. Restorasyon müdahaleleri belirlenirken yapının bütünlüğü ve özgünlüğü korunmalı, yapıya en az müdahale gerektiren yöntemler seçilmelidir. Son bölümde ise tez kapsamında yapılan çalışmalar değerlendirilmiştir. İşlevinin devam ettirilmesi ve uygun tekniklere göre özgün yapıya zarar vermeden onarılması ile tescilli sivil mimarlık örneklerinin başarılı projelendirilmesine bir örnek çalışma olması hedeflenmiştir.
Anadolu Selçuklu Dönemi anıtsal yapılarında 20. yüzyıl başından itibaren gerçekleştirilen onarımlar
Anıtsal bir yapının ilk yapımından itibaren görmüş olması beklenen tamirler, günümüze ulaşmasını sağlasa da ülkemizde kültürel miras olarak değerlendirilerek korunması 1930'larda Mustafa Kemal Atatürk'ün Konya Gezisi sırasında çektiği ünlü telgrafıyla resmi olarak başlamıştır. Reis-i Cumhur telgrafında hem Konya'daki önemli Orta Çağ anıtsal yapılarını milli miras olarak tanımlamış hem de bunların acil olarak koruma altına alınmasını istemiştir. Bu önemli başlangıçtan dolayı ülkemizde koruma çalışmaları Cumhuriyet ile hemen hemen yaşıt olarak değerlendirilmektedir. Ancak koruma çalışmaları, uzun yıllar sürecek bir anlayışla yalnız anıtsal yapılara yönelik yürütülmüştür. Anıtsal yapılar için kullanılan abide tanımının kurulan ilk koruma komisyonlarının isimlerinde yer alması, bu yaklaşımın sonucudur. 1980'lere kadar kullanılan eski eser ve günümüzdeki kullanım olan kültür varlığı tanımları, koruma kavramının gelişmesiyle, diğer varlıkların da koruma kapsamı altına alınmasıyla gerçekleşmiştir. Aslında koruma tarihi sürecinde anıtsal yapıların önceliğinin olması, günümüzde bir yapının kültür varlığı olabilmesi için aranan tarihi belge değeri ile tartışmasız ilişkilidir. Bu değer yüzyıllardır kabul görmüş, bu değerle ilişkilendirilen yapılar hep öncelik sahibi olmuştur. Osmanlı tamir geleneğinde bile ata yadigârı olarak görülen yapıların tamir süreçlerinin daha özenli gerçekleşmesi, yine aidiyetle bağlantılı olarak belge değerinin önemi bağlamında değerlendirilebilir. Günümüzdeki koruma ölçütlerine göre mimari mirasın tarihi belge değeri, yalnız ilk yapımına ait değerlerle sınırlı kalmayıp, sonradan gelen nitelikli ekleri de kapsamaktadır. Katman olarak tanımlanan bu değerlerin korunması, onarım çalışmalarının amaçlarındandır. Bu değerlerin korunabilmesi için önce tespit edilmesi gerekmektedir. Onarım çalışmalarının restitüsyon aşamasında, mimarlık tarihi araştırmaları gibi yapıların geçmişten günümüze tüm onarım tarihinin de araştırılması sonucu bu değerler ortaya çıkarılabilmektedir. Elde edilen sonuçların proje ve rapor olarak hazırlandığı bu çalışmalar, 1990'lardan sonra yasal bir yaptırım ile gerçekleştirilmiştir. Öncesinde ise bu tür çalışmalar önemli bir gereklilik olarak yürütülmüştür. Özellikle de bütünlüğünü ve özgünlüğünü önemli derecede kaybeden Orta Çağ anıtsal yapıları örneklerinde olduğu gibi nasıl bir müdahale yapılması gerektiğine karar verilebilmesi için erken tarihlerden itibaren bu tür araştırmaların yapıldığı görülmektedir. Ayrıca bu kararlar, dönemin koruma yaklaşımına bağlı olarak farklılaşabilmektedir. Orta çağ anıtsal mimarisi özelinde düşünüldüğü vakit; yedi yüz yılını aşmış, koruma hassasiyetlerinin ileri düzeyde olması gereken, asla hataya tahammülü kalmamış bu tür yapılar için alınacak müdahale kararlarında, özgün bileşenlerin doğru verilere dayanarak yapılan tespitleri kadar, bunlara yapılacak olan müdahalelerin gerekliliği de önemlidir. Doğru bir onarım için doğru bir restorasyon kronolojisine sahip olunması gereklidir. Bu kabulle hazırlanan bu tez çalışmasında Anadolu Orta Çağ mimarisinden seçilen örnekler üzerinden restitüsyon verilerinin restorasyon kararları ile ilişkisi göz önüne alınarak koruma tarihi araştırması yapılmıştır. Onarımı yapılmak istenen bir anıtsal yapının öncelikle tarihsel sürecinin doğru irdelenmesinin de gerektiği savunulan bu çalışmayla, ülkemizdeki mimari mirasın korunmasına katkı sağlanması hedeflenmiştir. Tezin birinci bölümünde tezin amaçları, katkısı anlatılmış; yürütülen çalışmaların kapsam ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Örneklerin seçilme kriterleri belirtilmiştir. Onarım tarihi araştırmalarında kullanılan kaynakların ayrı bir önemi vardır. Bu nedenle tez çalışmasında kullanılan önemli kaynaklar tanıtılmıştır. Tez kapsamında onarım tarihi araştırması yapılan anıtların günümüze ulaşmasını sağlayan müdahalelerle yapıda bir takım özgün değerler değişmiş ya da bunlara yenileri eklenmiştir. Yapıların özgün bileşenlerinin ve sonradan gelen eklerinin anlaşılabilmesi için genel olarak kapsamı içerisinde olduğu mimarinin karakteri bilinmelidir. Bu nedenle tezin ikinci bölümünde genel bir çerçevede Anadolu Selçuklu Mimarisine değinilmiştir. Medrese mimari özelinde ise bu yapı türünün ortaya çıkışı, gelişimi ile özgün mimari ve yapım özellikleri aktarılmak istenmiştir. Konuyla ilgili kapsamlı çalışmalardan yararlanılarak tekrara düşmeden, incelenen örnekler özelinde bu bölüm ele alınmıştır. Koruma kararlarının kuramsal yaklaşımını, geçmişten günümüze gerçekleştirilen uygulamalardan yola çıkarak anlatmak isteyen bu çalışmanın üçüncü bölümünde; Orta Çağ anıtsal yapılarını doğrudan etkileyen değişimler ve gelişmelere göre ülkemiz onarım tarihinin anlatımı yapılmıştır. Kültürel miras olarak değerlendirilen anıtsal yapıların çağdaş koruma yaklaşımlarıyla yapılan onarımları Cumhuriyet Dönemi'nde gerçekleştirilmiştir. Ancak onarımların doğru irdelenebilmesi için bir anıtın ilk yapım yıllarından itibaren gerçekleştirilmiş olması gereken tamirlerin bilinmesi gerekmiştir. Bu tür araştırmalara ilişkin özgün bilgi ve kaynak olmaması sebebiyle Osmanlı Devleti'nin Anadolu'daki bütüncül yönetimine kadar yapılan onarımlara kısaca değinilmiştir. Osmanlı Dönemi'nde vakıf sistemi içerisinde gerçekleştirilen onarımların anlatıldığı bölüm ise Vakıflar kurumunun 19. yüzyıldaki değişimi dikkate alınarak iki bölüme ayrılmıştır. Cumhuriyet Dönemi koruma çalışmaları, bir zaman çizelgesi üzerinde bölümlendirilmiştir. Hem tüm kültür varlıklarını etkileyen hem de tez kapsamında incelenen yapıların vakıf eserleri olması sebebiyle Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı tüm yönetmelik ve vakıf sistemiyle ilgili düzenlemeler öncelikli olmak üzere zaman aralıkları belirlenmiştir. Bu tarihler arasındaki koruma tarihi birçok araştırmacı tarafından konu edildiği için bu bölüm, Anadolu'daki gelişmeler üzerinden anlatılarak Selçuklu yapılarından örneklendirilmiştir. Her dönem, yasal ve örgütsel değişimlerin araştırılması ve bunların kuramsal yaklaşıma nasıl yansıdığı şeklinde irdelenmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde, bir önceki bölümde değerlendirilen onarımların örnekleri olarak hem Selçuklu medrese mimarisinin öncülerinden hem de geçirdikleri onarımlarla koruma tarihi adına önemi olan altı önemli Orta Çağ anıtsal yapısı, bulundukları kent sıralaması ile detaylı olarak ele alınmıştır. Bunlar; Amasya'da yer alan Gökmedrese Camii ve Bimarhanesi, Kırşehir Cacabey Medresesi ile Sivas'ta Çifte Minareli Medrese, Buruciye Medresesi ve Gök Medrese'dir. Seçilen bu örneklerin mimari tanımları ve onarım tarihleri anlatılmıştır. Tezin beşinci bölümünde kabul edilen başlangıçtan günümüze anıtsal yapıların onarım süreçlerinin değerlendirilmesi yer almaktadır. Bu şartlar altında gelişen koruma yaklaşımının uygulamaya nasıl yansıdığı, dönem onarımlarının yapı üzerinde nasıl sonuçlandığı irdelenmiştir. Son bölümde de değerlendirmeler ışığında korumayı olumsuz yönde etkileyen faktörlerin giderilmesi adına önerilerde bulunulmuş, elde edilen verilerin sonuçları sunulmuştur.
Şile hamamı restorasyon projesi
İstanbul'un kuzeyinde Karadeniz kıyısında yer alan Şile, plajları, doğal güzellikleri ve tarihsel zenginlikleriyle bölgenin turizm merkezlerindendir. Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu kararı ile Şile Merkezi Kentsel Sit ve I. ve II. derece doğal sit alanıdır. Tez kapsamında Osmanlı döneminden bugüne ulaşan Hamamdere Mahallesi, Cumhuriyet Caddesi üzerinde, 10 ada 2 parsel üzerinde yer alan Şile Eski Hamam belgelendirilmiş, tarihsel süreci, benzer dönem yapı tipolojisi ve hamam mimarisi incelenerek günümüze ulaşmayan kısımlarının araştırılması ve yeni fonksiyon önerisi ile restorasyon projesi hazırlanarak eserin tekrar kullanılarak sürekliliğinin sağlanması hedeflenmiştir. Yapının belgelenmesinde geleneksel ölçümler ötesinde, temel olarak lazer tarama ve fotogrametri yöntemi kullanılmıştır. Tarihsel sürece ilişkin araştırmalardan bölgede daha önce hazırlanan tez çalışmaları, Şile Belediyesi Arşivi, tescil dosyaları ve literatür araştırmaları yapılmıştır. Çalışma yedi ana başlıktan oluşmaktadır. İlk bölümde, çalışmanın amacı, kapsamı ve izlenen araştırma yöntemi açıklanmıştır. Eski eser yapılarda belgeleme yöntemleri, yıkık ve harap durumdaki yapılarda araştırma metodu anlatılmıştır. İkinci bölüm, Şile ilçesinin tanıtılması, fiziksel, coğrafi, sosyal yapısı, tarihçesi, ilçede günümüze kadar gelen anıtsal ve sivil mimarlık örnekleri ele alınmıştır. İlçede uygulanan koruma amaçlı imar planları ve koruma çalışmaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, hamam kültürü ve mimarisinin ortaya çıkışı tarihsel süreçte incelenmiştir. Türk hamam mimarisi, hamam tipleri ve mekân dizilimleri ile detaylı olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde Şile hamamının genel tanım yapılmış, yapım tekniği, malzeme, ısıtma sistemi ve mimari öğeleri incelenmiştir. Yapıdaki bozulma tipleri ve nedenleri belirlenmiştir. Beşinci bölümde, yapının uzun süredir kullanılmaz ve harap olmasından dolayı oluşan restitüsyon sorunları anlatılmıştır. Yapıdaki veriler ve tarihsel araştırmalar ışığında yapının günümüze ulaşmayan soğukluk, su deposu ve külhan kısımlarına öneriler getirilmiştir. Altıncı bölümde, yapının tekrar kullanılabilmesi için fonksiyon önerileri getirilmiş ve yapısal müdahaleler için yaklaşım yöntemi önerilmiştir. Son bölümde yapıda kullanılan lazer tarama ile belgeleme, tarihsel araştırma ve acil önlem kararları tartışılmıştır. Günümüzde kullanımı azalan ve gün geçtikçe kaybolmaya yüz tutan benzer hamam yapıları için koruma ve işlevselleştirme önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Şile,Hamam, Koruma, Restorasyon, Belgeleme
Gökçeada'nın kültürel peyzaj değerlerinin belirlenmesi ve korunmasına yönelik ilkeler
Gökçeada, Çanakkale İli'nin bir ilçesi ve yüz ölçümü bakımından Türkiye'nin en büyük adasıdır. Kuzey Ege Denizi'nde, Saros Körfezi'nin ve Çanakkale Boğazı'nın girişinde yer almaktadır. Asya ve Avrupa kıtaları arasında bir bağlantı noktası olan Ege Denizi'ndeki stratejik konumu nedeniyle Gökçeada Taş Devri'nden itibaren kesintisiz olarak iskan edilmiş ve Ada'nın egemenliği tarihte çok sık el değiştirmiştir. Antik kaynaklarda Ada'nın ilk olarak Pelasgların egemenliğinde olduğundan bahsedilmektedir. Pelasgların ardından Ada ve çevresinin egemenliğini Persler almıştır. Sonraki yıllarda birçok kez el değiştiren Ada; Atinalılar, Romalılar, Bizanslılar, Cenevizliler, Venedikliler ve Osmanlıların egemenliğine girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu uzun yıllar egemenliğinde bulundurduğu Gökçeada'yı Balkan Savaşları'nın ve I. Dünya Savaşı'nın yaşandığı 1912-1918 yılları arasında kaybetmiştir. Kurtuluş Savaşı'nın ardından, 1923 Lozan Antlaşması ile Ada'nın yönetimi Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakılmıştır. Ada tarih boyunca farklı uygarlıkların egemenliğinde bulunsa da yerli halkın çoğunluğunu Rumlar oluşturmuştur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde de bölgenin kültürel, dini ve etnik yapısı, büyük oranda değişmeden sürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise Ada'nın nüfusunda büyük bir artış yaşanmamış, ancak demografik yapısı değişmiştir. Bu süreçte uygulanan nüfus politikaları kapsamında Anadolu'dan gelen nüfus Ada'da ilk kez 1945 yılında iskan edilmiştir. 1960'lardan sonra gelenler ise devlet tarafından kurulan planlı köylere yerleştirilmiştir. Kıbrıs Sorunu ve her ne kadar Gökçeada sürecin dışında tutulsa da Lozan Antlaşması'na dayanan mübadele süreciyle değişen politik, ekonomik ve sosyal dengeler, Ada'da uzun yıllardır yaşamını sürdüren Rum nüfusun azalmasında etkili olmuştur. Geçmişten bu yana sosyal, ekonomik ve kültürel etkenler, Ada'nın doğal ve fiziksel strüktürünün parçası olmuştur. Bu nedenle bu koşullardaki değişim fiziksel çevreyi de etkilemiş, sosyal ve kültürel çeşitliliğin kaybı uzun yıllar bu etkenlerle şekillenen fiziksel çevreye zarar vermiştir. Son yıllarda yeniden değişen sosyal, ekonomik ve politik dengelerle Gökçeada yeni bir değişim süreci içindedir. Geçmişte Ada'yı terkeden nüfus özellikle yaz dönemini ve önemli günleri Gökçeada'da geçirmeye başlamış, bu süreçte bir bölümü geri dönüş yapmıştır. Gelişen turizm potansiyeliyle birlikte büyük şehirlerden ve bölgeden Ada'ya olan talep gün geçtikçe artmakta ve yaz aylarında nüfusta büyük bir artış yaşanmaktadır. Bu durum fiziksel çevre, doğal kaynaklar ve kültürel değerler üzerindeki baskıyı arttırmaktadır. Yaşanan değişimlere rağmen, Ada günümüzde hala özgün kırsal dokusunu korumaktadır. Gökçeada'nın değerlerinin sürdürülmesi konusunda atılan en erken adımlar geleneksel yerleşimler ve bu yerleşimlerdeki anıtsal yapılara yönelik olmuştur. Tekil tescil kararlarının yanı sıra Koruma Kurulları'nın Ada'nın doğal ve kültürel değerlerinin korunmasına yönelik doğal, arkeolojik ve kentsel sit alanı kararları aldığı bilinmektedir. Alınan bu kararların Ada'nın geleneksel kırsal karakterinin korunmasında yeterli olmadığı görülmektedir. Korumaya bakış sit alanları ile sınırlı kalmış, yapıların veya yerleşimlerin doğayla olan, doğanın ise kültürle olan sürekli ve bütünleşik ilişkisi göz ardı edilmiştir. "Doğa" ve "kültür" arasındaki etkileşime dikkat çeken "kültürel peyzaj" kavramı, doğal çevrenin getirdiği belirli fiziksel koşullar altında, sosyal, ekonomik ve kültürel etkilerle şekillenen, kültürün ve yerleşmelerin gelişim süreçlerini anlatan alanların tanımlanması ve korunması için kullanılan bir kavramdır. Kültürel peyzajlar, geleneksel yöntem, teknik, bilgi birikimi ve pratiklerle üretilmiş alanları içerdiği gibi geleneksel üretim tekniklerinin yakın zamanda değiştiği bölgeleri de içeren, dinamik, yaşayan ve değişen çevrelerdir. Kültürel peyzaj tanımı, insanın ve doğanın ortaklaşa katkılarıyla oluşan bu çevrelerin bütüncül bir bakış açısıyla korunmasının yanı sıra gelişimlerini ve değişimlerini yöneten sürdürülebilir bir yaklaşım sağlamaktadır. Gökçeada, ada olmasının getirdiği sınırlı fiziksel koşullar ve kültürel etkenlerle şekillenen, geçmişten bugüne insan ve doğa arasındaki ilişkiyi yansıtan kültürel peyzaj değerlerine sahiptir. Ancak son yıllarda değişen fiziksel, ekonomik ve sosyal dengeler bu değerlerin zarar görmesine ve hatta yok olmasına neden olmaktadır. Bu yok oluşun en önemli nedenlerinden biri koruma konusundaki farkındalığın henüz yeterince gelişmemiş olmasıdır. Çalışma kapsamında, Gökçeada'nın doğal ve kültürel miras değerleri, bu değerlerin tüm bileşenlerine yönelik bütünleşik bir bakış sağlayan kültürel peyzaj kavramı kapsamında ele alınmış ve tanımlanmıştır. Kentsel ve kırsal dokuların bütüncül olarak korunması gerekliliğini kabul eden 1964 tarihli Venedik Tüzüğü ile "bütünleşik koruma" kavramını gündeme getiren 1975 tarihli Amsterdam Bildirgesi, doğa ve kültürün etkileşimi ile oluşan alanların korunması konusunda önemli ve erken tarihli metinlerdir. 1979 tarihli Burra Tüzüğü, 1982 tarihli Floransa Tüzüğü ve 1992 tarihli Rio Deklarasyonu gibi çok sayıda metin, kırsal alanların ve peyzajların somut ve somut olmayan tüm unsurlarıyla birlikte korunmaları gerektiğine dikkat çekmektedir. 1992 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Sözleşmesi'ne kültürel peyzaj tanımının eklenmesi, bu alanların korunması konusunda bir dönüm noktası oluşturmuştur. 1992'den itibaren Dünya Mirası Listesi'ne giren kültürel peyzaj örnekleriyle birlikte dünyada benzer özellikler taşıyan alanların korunması konusunda farkındalık artmış, listeye eklenen örneklerin sayısı çoğalmıştır. Bunun yanısıra, uluslararası kurumların kültürel peyzaj alanlarının korunması konusunda ilkesel metin hazırlama çalışmaları da hız kazanmıştır. Gökçeada'nın kültürel peyzaj değerlerini tartışmadan önce kültürel peyzaj kavramının Dünyadaki gelişimi ele alınmıştır. Kültürel peyzaj kavramının koruma gündemine girmeden önce ortaya çıkışından koruma gündemine girdikten sonra bu alanda çalışan uluslararası ve ulusal kurumların yaklaşımlarına kadar bir değerlendirme yapılmıştır. Kültürel peyzaj alanlarının korunması konusunda çalışmaların hız kazandığı, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası kurumların yayınladıkları bildirge, tüzük ve tavsiye kararları üzerinden koruma yaklaşımlarının gelişimi çalışma kapsamında incelenmiştir. Bunun yanısıra, Gökçeada'nın ada yerleşimi olmasından yola çıkılarak Dünyadan ve Türkiye'den belirli kriterler çerçevesinde seçilen ada örnekleri üzerinden kültürel peyzaj değerlerinin korunması konusundaki mevcut yaklaşımlar değerlendirilmiştir. Bu noktada ele alınan örneklerde, kültürel peyzaj koruma yaklaşımlarından çok doğal ve kültürel değerlerin korunmasına yönelik tehditlerin giderilmesi üzerine geliştirilen yaklaşımların olduğu görülmüştür. Yapılan incelemelerden sonra, Gökçeada'nın kültürel peyzaj değerleri UNESCO ile Madran ve Uysal'ın değerlendirmelerinden yola çıkarak, Ada'nın kendine özgü değerlerine yönelik geliştirilen bir sistem kullanılarak sınıflandırılmıştır. Belirlenen kategoriler altından Ada'nın değerleri detaylı olarak açıklanmıştır. Bunun yanısıra, bu değerleri mevcut konumları, çevre ilişkileri ve korunmuşluk durumları ile birlikte görmeyi sağlayan Kültürel Peyzaj Değerleri Bileşenleri Haritası hazırlanmıştır. Kültürel peyzajlar insan müdahalesinin sürmesiyle birlikte değişmeye ve dönüşmeye devam eden alanlardır. Ancak, bu değişimler iyi yönetilemediği durumlarda kültürel peyzaj değerlerini yok olma tehdidi ile karşı karşıya bırakan faktörlere dönüşebilmektedir. ICOMOS ve IFLA'nın birlikte hazırladıkları "Kırsal Peyzaj Mirasına Yönelik İlkeler" başlıklı metinde, kırsal peyzaj ve kırsal peyzaj mirası kavramlarının yanısıra kırsal alanların ve peyzajların değişimine neden olan karşı karşıya kaldıkları tehditlere de dikkat çekilmektedir. Gökçeada'nın kültürel peyzaj değerlerinin korunmasına yönelik tehditler söz konusu metinden yola çıkarak değerlendirilmiş ve Ada'ya özgü yorumlanan farklı kategorilerde ele alınmıştır. Kültürel peyzaj değerleri bileşenlerini gösteren harita üzerinden bu değerlerin korunmasına yönelik tehditlere dikkat çeken Ada geneline ait bir harita daha hazırlanmıştır. Kültürel peyzaj değerlerinin korunmasına yönelik önerilere geçmeden önce; Ada içerisindeki konumu, mevcut değişim baskıları ve değerleri göz önünde bulundurularak seçilen bir bölgede, farklı kurumların haritaları üzerinden bir değerlendirme yapılarak arazi kullanımının zaman boyutundaki analizi ve plan etki analizi üzerine bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın verilerinden yola çıkarak ele alınan bölge için geliştirilen öneriler bu alana özel olmakla birlikte Gökçeada ve Türkiye'de kültürel peyzaj niteliği taşıdığı düşünülen alanlar için genellenebilir nitelikte ve önemdedir. Bu çalışmanın sonuçlarının ardından çalışmanın son bölümünde, Ada genelinde kültürel peyzaj değerlerinin korunmasına yönelik önerilere ise yine tehditlerden yola çıkarak benzer kategorilerde yer verilmiştir.
Şile Akçakese köyünün kırsal mimari bağlamında analizi ve koruma önerileri
Geleneksel yapılar yalnızca yapıyı inşa edenler veya sahipleri için değil, bu topraklarda yaşayan tüm insanlar için kültürel bir mirastır. 600 yıldır bu topraklarda yaşayan ve son örnekleri kalan Türk evlerinin ve tarihi çevrenin korunması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması bu açıdan önem taşımaktadır. Geleneksel Türk evlerinin en güzel örneklerinden olan kırsal mimarinin korunması günümüzde dünyanın önemli sorunlarından biridir. Bu sebeple Şile'nin en eski kırsal yerleşim yerlerinden biri olan, içinde çok sayıda geleneksel yapının bulunduğu Akçakese köyünde tez çalışması yapma ihtiyacı duyulmuştur. Çalışma kapsamında Şile ve Akçakese'nin coğrafi konumu, ulaşım ve nüfus özellikleri, sosyal, kültürel, tarihi özellikleri ve konut yapıları araştırılmıştır. Daha sonra Akçakese'de tarihi yapıların ağırlıkta olduğu bölge, çalışma alanı olarak belirlenmiş ve 113 adet yapı üzerinde detaylı incelemeler yapılmıştır. Çalışma alanında yerleşim doku analizi başlığı altında; sokak analizi, tescil durum analizi, sağlamlık durumu analizi, işlev analizi ve kat sayısı analizi çalışmaları yapılmıştır. Elde edilen verilerle her bir yapı için detaylı çalışma başlatılmış, tarihi yapıların parsel kullanımları, plan özellikleri, cephe özellikleri, yapım teknikleri ve kullanılan malzemeler irdelenmiştir. Özellikle son yıllarda meydana gelen bozulmaların nedenleri incelenmiş ve koruma önerileri geliştirilmiştir. Son olarak da sonuç bölümünde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ayrıca tescil durumu analizleri sırasında tescilli ve tescile önerilebilecek toplam 78 yapı için envanter fişleri hazırlanıp ekler bölümüne eklenmiştir. Söz konusu çalışmasının kırsal alanların belgelenmesi ve korunması konusunda envantere önemli bir katkı sağlayacağı, gelecek yıllarda yapılacak çalışmalara da kaynak oluşturacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Geleneksel Türk Evi, Kırsal Mimari, Kültürel Miras, Akçakese Köyü
Tarihi ve kültürel oyuncak mirasının tasarlanmasında bir öneri: Tofaş Bursa Anadolu Arabaları Müzesi örneği
Oyun oynama eylemi her çocuğun hayatında vazgeçilmezdir. Öncelikle oyunu kendi hayal gücüyle kurar ve bu hayalini destekleyecek bir ürüne ihtiyaç duyar. Her oyunu daha eğlenceli ve eğitici hale getiren unsur oyuncaktır. Oyuncak çocuğu hem eğlendirmek hem de eğitmek için kullanılabilen çok önemli bir araçtır. Eski zamanlardan beri tasarlandığı yerin özelliklerini taşır. Ayrıca kültürel ve geleneksel oyuncak tasarımları sayesinde çocuklar bulundukları bölgeye ait özellikleri öğrenerek, yaşadıkları çevreyi tanımaya ve tanımlamaya başlarlar. Bu nedenle günümüzde kültürel oyuncaklar çocukların gelişiminde büyük bir önem taşımaktadır. Kültürel mirasın ürünleştirilip oyuncağa dönüşmesi korunması ve sürdürülmesi açısından önemli bir tasarım metodudur. Nitekim birçok ülkede gelecek kuşaklara geleneksel oyuncaklarla tarihin ve kültürün sürdürülebilirliği sağlanmaktadır. Bu nedenlerle tezde de örnek olarak seçilmiş ülkelerin geleneksel kültürel oyun ve oyuncakları bakımından en önemli örnekleri sıralanmış, özellikleri incelenmiş ve tasarım bakımından değerlendirilmiştir. Bu ülkeler arasında Japonya, Rusya, Danimarka ve Fransa yapımı geleneksel oyuncaklar yer almıştır. Geleneksel oyuncak tasarımıyla öne çıkan ülkeler sıralanırken, Türkiye'de büyük potansiyele rağmen bunun yeterli derecede geliştirilemediği görülmüştür. Bu bağlamda Haliç Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü öğrencileri ile yapılan proje kapsamında başarılı bulunan geleneksel oyuncak tasarımları değerlendirilmiştir. Ayrıca bu konuda yapılan özgün bir tasarım örnek olarak sunulmuştur ve endüstriyel tasarım eğitimi konusunda sürdürülebilir bir tasarım metodu olarak denenmiştir.
Yaşayan kültürel miras müzeciliği: Ünye örneği
Kültür, insanlığın tüm zamanlarını içerisinde barındıran; geçmişten bugüne dönüşerek gelmiş ve halen bu dönüşümünü sürdüren bir kavramdır. Kültürel Miras kavramı, UNESCO'nun 1972'de düzenlediği, "Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü Genel Konferansı'nda ortaya atılmış ve kültürel mirasın "Dünya Miras Sözleşmesi'ne konu olan yapıtların, tüm insanlığın ortak mirasının bir parçasını oluşturduğu kabul edilmiştir. Yaşayan Kültürel Miras (YKM) kavramı ise 2003 yılında UNESCO (United Nations Edicational, Scientificand Cultural Organization) tarafından hazırlanan ve imzalanan "Yaşayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi" ile net olarak şu şekilde tanımlanmıştır; "Yaşayan kültürel miras toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar anlamına gelir. " Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) kavramı, karşılık geldiği anlam itibari ile 'Yaşayan Kültürel Miras (YKM)' olarak da adlandırılabilir. Türkiye'de yerleşmiş olan 'Somut Olmayan Kültürel Miras' kavramının İngilizce karşılığı 'Intangible Cultural Heritage'dır. 'Intangible' kelimesi 'canlı, elle tutulmayan, maddi olmayan, yaşayan, kültürde soyut vaziyette var olan' gibi anlamlar taşımaktadır. Dolayısıyla yaşayan ve aktarılan geleneksel bilgileri ifade ettiği söylenebilir. Bu çalışmanın konusuna ve tezine daha uygun olduğu düşünüldüğünden yaşayan kültürel miras ifadesi tercih edilmiştir. Türkiye'nin bu sözleşmeye 2006 yılında taraf olmasının ardından, yaşayan kültürel mirasa yönelik tanımlamalar, özellikle halkbilimciler ile yön bulmuş ve sonrasında farklı disiplinlerin de ilgi odağı haline gelmiştir. Kültürel Mirasın, halkların yaradılışından bugüne tüm kazandıklarının bir koleksiyonu olduğuna inanan halkbilimciler, 2000'li yılların başlarında müzelerin bu koleksiyonları saklayan depolardan daha fazlası olduğunu iddia etmişlerdir. Yaşayan Kültürel Müzeleri, kent kültürünün maddi ve manevi birikimlerinin daha anlaşılabilir olmasında, salt maddi mirasların değil, manevi mirasların da zengin bilgi potansiyellerini araştıran ve aktaran kurumlardır. Kent kültürünün, kimliğinin ve markasının araştırılmasında ve aktarımında, yaşayan kültürel miras çok yönlü işlevlere sahiptir. Bu çalışmada 24 Mayıs 2013 yılında Ünye Müze Evi adıyla hizmet veren geleneksel Karadeniz evinin, 2016 yılında Yaşayan Kültürel Miras Müzesi'ne dönüşümünden sonraki süreci ele alınacaktır. Aynı zamanda Türkiye'de faaliyet gösteren benzer müzeler de dikkate alınarak, yaşayan kültürel miras müzeciliğinin çok yönlü ve işlevli boyutu analiz edilecektir.
Endüstri yapılarının yeniden işlevlendirme sürecinde iç mekan analizi: Mudanya gar binası
18. yüzyılda İngiltere'de doğan ve kısa süre sonrasında tüm dünyayı etkisi altına alan Endüstri Devrimi, teknolojik, ekonomik, sosyolojik ve siyasi yönlerden insanlık tarihini önemli ölçüde etkilemiştir. Endüstri Devrimiyle birlikte gelişim gösteren endüstri yapıları da bu dönemde kullanılan makinelerin boyut, biçim ve işlevlerine göre inşa edilmiştir. Endüstrinin gelişmesinde yakından ilişkili olan demiryolları da ulaşım ve taşımacılık alanlarında yenilikçi gelişimlerle teknolojinin hızla gelişmesine ve yayılmasına olanak sağlamıştır. Ancak zaman içerisinde endüstri alanlarının üretim biçiminin değişmesi, sanayi yapılarının yerleşim bölgelerinin dışına taşınması, artan rant değerleri, ulaşım sektöründe hızlı ve ucuz farklı taşıma sistemlerinin üretilmesiyle, hızla gelişen teknolojiye ayak uyduramayan bu yapılar kullanım dışı kalmışlardır. Bu sebeplerden endüstri ve demiryolu mirası olarak nitelendirilen mirasın günümüzde korunması için yeniden işlevlendirilmesi söz konusu olmaktadır. Yukarıdaki gerekçeler doğrultusunda yeniden işlevlendirme uygulamalarının irdelenmesi amacıyla bu tez çalışması Osmanlı Dönemi'nde Bursa-Mudanya Demiryolu hattı içerisindeki Mudanya Gümrük ve Gar Binası olarak inşa edilen ve günümüzde Montania Otel olarak yeniden işlevlendirilen yapı grubu korunması gereken demiryolu mirası kapsamında ele alınmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak veriler; gözlem, görüşme ve doküman analizi ile toplanmış, elde edilen bilgiler ışığında yapıya ait mimari çizimler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda tarihi yapıların yeniden işlevlendirilme aşamaları ve sonrasında iç mekana yönelik müdahaleleri, çeşitli uluslararası koruma ölçütlerinin maddeleri referans alınarak özgün dokunun korunması adına kriterler belirlenerek değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın tarihi yapıların iç mekanlarının korunmasına yönelik bir metod önerisi olarak bundan sonraki yeniden işlevlendirme çalışmalarında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Kültürel mirasın korunmasına yönelik coğrafi bilgi sistemleri (CBS) tabanlı afet risk analizi: Çatalca Ferhat Paşa Camii
Kültürel miras, bir toplumun üyelerine ortak geçmişlerini yansıtan; kimlik, kültür ve tarihine ilişkin somut ve somut olmayan tüm değerleri kapsar. Tarihten günümüze insanlık için bir köprü niteliği taşıyan bu değerler, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken, paha biçilmesi güç hazineler olarak kabul edilmektedir. Ancak kültürel mirasın korunmasında çeşitli güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Yapının konumu, zemin özellikleri, yanlış kullanım ve onarımlar, savaşlar ile doğal afetler gibi iç ve dış etkenler, kültürel mirasın hasara uğramasına neden olabilmektedir. Tez çalışmasının, kültür varlıklarını tehdit eden, zarar veren unsurlardan mevcut afet risklerin ortaya konulması ve bu risklerin tarihî yapıya olan etkisi, şu an ve gelecek dönemde inşa edilecek olan miras niteliğindeki varlıkların afete dayanıklı planlama yapılması aşamasında bilgi sağlaması amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında, İstanbul ili Çatalca ilçesinde yer alan Mimar Sinan eseri Ferhat Paşa Camii'nin, bulunduğu coğrafî konumu mahalle ölçeğinde afet riski açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda gerçekleştirilen afet riski analizlerinde Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) araçlarıyla Ağırlıklı Çakıştırma yöntemi kullanılmıştır. Analiz sürecinde, doğal ve yapılı çevre faktörleri olmak üzere sekiz temel faktör dikkate alınarak mekânsal analizler yapılmıştır. Afet riski analizleri sonucunda, tarihî yapının bulunduğu konumun ve mahalle genelinin büyük çoğunluğu orta düzeyde risk taşıyan dezavantajlı alanlar içerisinde yer aldığı belirlenmiştir. Çalışma kapsamında Ferhat Paşa Camii'nin tarihî, geçirdiği müdahaleler ve maruz kaldığı hasarlar incelenmiş; kültürel miras içerisindeki yeri, önemi ve anlamı tartışılmıştır. Ayrıca, yapının afet risklerine karşı daha dirençli hâle getirilebilmesi amacıyla afet riski analizleri gerçekleştirilmiş ve elde edilen bulgular doğrultusunda afetlere dayanıklı planlamalar için çeşitli öneriler sunulmuştur. Çalışma alanın afet riski analizi kapsamında CBS yardımıyla örnek bir model oluşturulmuş ve sekiz parametre bu model üzerinde değişken olarak tanımlanmıştır. İleride yapılacak yeni çalışmalar için, bu tez kapsamında oluşturulan parametreler ve bu parametrelerden elde edilen bilgiler çerçevesinde geliştirilen model bir yöntem olarak kullanılabilir.
Yaşayan kültürel miras müzeciliği kapsamında Türkiye'deki oyun ve oyuncak müzelerinin kültürel ve eğitsel boyutu
Halkbilimin alt alanı olan çocuk folkloru kapsamındaki oyun ve oyuncak müzeleri, kültürel ve etnografik yönüyle halkbilim, öğretim yönüyle eğitim bilimlerinde önemli bir araştırma konusudur. Oyun ve oyuncak müzelerinin yapısal analizinin yapılması, halkbilim ve eğitim kuramları açısından işlevlerinin tartışılması, oyun ve oyuncak müzelerinin alan çalışması yoluyla çözümlenmesi ve yaşayan kültürel miras perspektifi ile oyun-oyuncak müzelerini birleştiren bir yapı önerilmesi bu tezin amacını oluşturmaktadır. Araştırma sonunda, Türkiye'deki oyun ve oyuncak müzelerinin mevcut durumlarına dair değerlendirme yapılarak çözüm önerileri sunulması ve yaşayan kültürel miras perspektifinin oyun ve oyuncak müzelerinde hangi yöntemlerle sürdürülebileceğinin araştırılması planlanmaktadır. Tüm dünyada formal eğitimi destekleyici ve bağımsız eğitim kurumları olarak her eğitim düzeyinde yararlanılan oyun ve oyuncak müzeleri Türkiye'de yirmi bir tanedir. Bu müzelerin uluslararası anlamda ve her yönden kendilerini geliştirmeleri ve yenilemeleri için bir rapor oluşturmak ve mevcut durumlarını saptamaya yönelik çalışmalar yapmak büyük önem arz etmektedir. Bu çalışma, oyun ve oyuncak müzelerine yapılan alan çalışması sonucunda elde edilen bulgular analiz edilerek oluşturulmuştur. Çalışmanın 'Giriş' bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve yöntemi açıklanmış, oyun ve oyuncak müzeleri üzerine Türkiye'de ve dünyada yapılan ve bu çalışmaya kaynak oluşturan araştırmalar yöntem, yaklaşım ve kuram bakımından özetlenmiştir. Birinci bölümün birinci kısmında, yaşayan kültürel miras, yaşayan kültürel miras müzeciliği, çağdaş müzecilik, oyun, oyuncak, oyun ve oyuncak müzeciliği kavramları, dünyada ve Türkiye'de oyun ve oyuncak müzeciliğinin tarihsel gelişimi, oyun ve oyuncak müzelerinin konusu ve malzemesi, oyun ve oyuncak müzelerinin yöntem, yaklaşım ve çıktıları açıklanmıştır. Bu bölümün ikinci kısmında çözümleme yaklaşım ve yöntemleri, ilgili araştırmalar ve tezin iskeletini oluşturan çözümleme yaklaşımı sunulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde, Türkiye'deki oyun ve oyuncak müzelerinin yapısal çözümlemesi yapılmıştır. Ziyaret edilen müzeler, listesi verilen kriterler ışığında analiz edilerek, her analizin hemen ardından çözüm önerileri ve örnek modeller sunulmuştur. Çalışmanın üçüncü bölümünde oyun ve oyuncak müzelerinin işlevsel çözümlemesi yapılarak, sosyo-kültürel, ekonomik, eğitsel ve siyasi işlevleri tartışılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise genel bir durum tespiti yapılarak, sorunlar tartışılmış ve çözüm önerileri sunulmuştur
Somut kültürel miras turizmi açısından Mersin ili Bizans devri yapıları
Bu tez çalışması, somut kültürel miras açısından Mersin ilinde yer alan Bizans Devri yapılarını konu almaktadır. Çalışmanın amacı, somut kültürel miras turizmi açısından Mersin ili Bizans Devri yapılarını belirleyerek, rota önerileri oluşturup Mersin ilinin turizmine katkı sunmaktır. Tez çalışmasında nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup yerinde gözlem, fotoğrafla belgeleme ve SWOT (GZFT) analizi tekniklerinden yararlanılmıştır. Literatür araştırmasında bölgedeki Bizans Devri yapılarına ait envanter ve veri tabanı, konu ile ilgili makaleler, yayınlanmamış tezler ve resmi web siteleri incelenmiştir. Yerinde incelenen yapılar fotoğraflanarak güncel veriler oluşturulmuştur. Anadolu'nun pek çok bölgesi arkeolojik açıdan hâlâ keşfedilmeye devam etmektedir ve Kilikya Bölgesi de bu bölgelerden biridir. Roma Devri'nde yaşamış olan Strabon'un "Geographika" adlı eserine göre Kilikya Bölgesi, Anamur'dan başlayıp Amanos Dağları'na kadar uzanan coğrafyayı kaplamakla birlikte Ovalık ve Dağlık olarak iki bölüme ayrılmaktadır. Dağlık bölüm Anamur'dan başlayıp Soloi-Pompeiopolis'e kadar, Ovalık bölüm ise Soloi-Pompeiopolis'den başlayıp Amanos Dağları'na kadar uzanmaktadır. Kilikya Bölgesi'nin Dağlık ve Ovalık kısımlarını kendi sınırları içinde barındıran tek il olma özelliği gösteren Mersin ili, tarih sahnesinde önemli bir yer edinmiştir. Mersin sınırları içinde kalan Ovalık ve Dağlık Kilikya bölgelerinde Hellenistik Devir, Roma ve Bizans izlerine çokça rastlanmaktadır. Somut kültürel miras açısından çok verimli olan Mersin ili araştırılması, incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken önemli bir ildir. Sonuç olarak, Mersin ili Bizans Devri somut kültürel miras eserlerinin güncel durumlarının belirlenmesi sonucunda önerilen kültür rotaları ile Mersin ilinin kültür turizmine katkı sağlanması ön görülmektedir.