Dernekler
Bu konu başlığı altında 73 tez
A comparative analysis of the construction of national narratives by the refugee and exchangee associations in Greece and Turkey
This thesis comparatively analyzes the roles played by the exchangee associations, whose numbers have increased gradually in the last decades in Turkey, and the refugee associations, which have a deep-rooted history in Greece, in the construction of their respective nationalist narratives. Taking from the 1922-23 Forced Migration/Population Exchange discourses used in both countries, the study begins with a historical discussion and aims at introducing how these discourses are reproduced by the refugee associations in Greece and the exchangee associations in Turkey. In this regard, the official statements of the associations, the events organized by them and the semi-structured interviews conducted with their members (both in Greece and Turkey) are examined and under the light of the obtained results, three main hypotheses are tested. In order to conduct this research, a modernist nationalist approach is taken as a starting point, and particularly the assumptions of Michael Billig's banal nationalism are employed to construct the framework of the thesis. It is hoped that these findings will fill a void in the International Relations and Political Science literature on the role of the two understudied actors, i.e., the refugee and exchangee associations, as well as to contribute to the refugee/exchangee research in both countries.
Önder Çiftçi Danışmalık Derneği modelinin analizi
Önder Çiftçi Danışmanlık Derneği; tarım konusunda faaliyet gösteren işletmelerin karşılaştıkları çeşitli sorunların çözümü konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarıdır. Derneğin geliri, dernek üyelerinden sağlanan aidatlar ve bağışlardan oluşmaktadır. Kendi kendine yardım ilkesi çerçevesinde çalışan bu tüzel kuruluşlar özellikle Trakya bölgesinde tarımsal üretimde verimliliğin artmasına önemli katkılar sağlamıştır. Özellikle, bitkisel üretimde kimyasal gübre kullanımı konusunda toprak tahlili yapılmasının önemini vurgulayan eğitimler verilmiştir. Ayrıca aşırı girdi kullanımı yerine yeterli girdi kullanımı için çiftçiler eğitilerek kimyasal gübre ve ilaç kullanımı konusunda üreticilerin bilinçlenmesi sağlanmıştır. Ayrıca bölgede tarımsal mekanizasyonun yaygınlaşması birim alandan alınan ürün verimini artırmıştır. Bunun yanında bölgede ayçiçeği-buğday münavebesine kanola'da eklenmiştir. Özellikle buğday, arpa ve ayçiçeğinde kullanılan kimyasal ilaçların aşırı ve bilinçsiz kullanımının önüne geçilmiş olup bölgede sürdürülebilir tarım altyapısının sağlanması konusunda üreticiler daha bilinçli hale gelmiştir. Son yıllarda sulu tarım konusunda da üreticilerin ihtiyaç duyduğu bilgiler uzmanlar tarafından sağlanmaktadır. Buna bağlı olarak mısır, fiğ ve yonca üretiminde de gelişmeler sağlanmıştır. Bu bitkiler hayvancılıkta yem bitkisi olarak kullanıldığı için hayvancılık faaliyetindeki yem maliyetinin düşmesine katkı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Çiftçi, Ziraat Mühendisi, Danışmanlık, Tarım
Hemşehrilik ve hemşehri derneklerinin kültürel boyutu
Türk kültürünün tarihi gelişimi içerisinde göç olgusu, yönelimleri değişse de kültürel bellekteki kodlarıyla bir süreklilik içerisinde bugünü şekillendirmeye devam etmektedir. Yüzyıllık serüvenini geride bırakan Türkiye Cumhuriyeti, bünyesinde meydana gelen değişimlerle her manada büyük bir gelişim göstererek bugünkü toplumsal ve kültürel yapısını biçimlendirmiştir. Bu yüzyıllık arka plana bakıldığında iç göç sürecine bağlı olarak belirli olguların ön plana çıktığı görülmektedir. Bu olgulardan biri olan kentleşme deneyimi yalnızca insan hareketliliğiyle açıklanabilecek bir konu değildir. Kompleks bir yapı oluşturan kentleşmeye bağlı göçle birlikte insanlar, kente uyum sağlama ve kültürel kimliklerini koruma, geliştirme ve ifade etme aracı olarak "hemşehrilik" biçiminde nitelendirdikleri bir aidiyet zemininde kendilerine özgü tampon bir mekanizma geliştirmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de kentleşmenin başlangıcını oluşturan iç göç sürecinin önemli mekanizmalarından biri olan hemşehrilik ve hemşehri dernekleri konusu, İstanbul'da faaliyette bulunan Karadeniz kökenli (Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize) dernekler üzerinden ele alınmaktadır. Hemşehriliğin ve hemşehri derneklerinin tarihi gelişimi, yapısal ve mekânsal özellikleri, kültürel boyutunda yer alan etkinlikleri, geçiş dönemleri, geleneksel müzik ve dans özellikleriyle mesleki tekelleşmeleri, medya ilişkileri, kültürel değişim ve dönüşümünde etkili olan faktörleri işlevsel bir çözümleme eşliğinde saptanmaya çalışılmıştır. Ayrıca Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve toplumsal yaşamını etkileyen hemşehrilik olgusunun temelinde ve devamlılığında kültür kavramının önemi ve belirleyiciliği vurgulanmıştır.
Türkiye Diyetisyenler Derneği'ne kayıtlı diyetisyenlerin iklim krizinin beslenmeye olan etkileri konusundaki farkındalık durumlarının ve iklim krizini önleme konusundaki yaklaşımlarının saptanması araştırması
Sürdürülebilir beslenme kavramı küresel halk sağlığının önemli konuları arasındadır. Kavram, sağlığın tümelci yaklaşımı ile ilişkilidir. Bu araştırmada, Türkiye Diyetisyenler Derneği üyesi diyetisyenlerin; iklim krizinin beslenmeye olan etkisi konusundaki farkındalık durumlarının belirlenmesi, iklim krizinin önlenmesi konusundaki görüş ve yaklaşımlarının saptanması, iklim krizi kavramının diyetisyenlik uygulamalarına yansıtılabilmesi için diyetisyenlerin görüşlerinin alınması amaçlanmıştır. Araştırma, tanımlayıcı bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Çalışmaya, Türkiye Diyetisyenler Derneği'ne üye 114 gönüllü diyetisyen katılmıştır. Katılımcılara yönelik çevrimiçi olarak 12 Ağustos 2021 ve 18 Nisan 2022 tarihlerinde beş bölümden oluşan veri toplama formu uygulanmıştır. İstatistiksel verilerin analizi için SPSS (IBM SPSS Statistics23.0) paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın yapılması için etik kurul ve kurumsal izinler alınmıştır. Araştırmaya katılan diyetisyenlerin %99,1'i iklim krizi kavramını ve %97,4'ü sürdürülebilir beslenme kavramlarını bilmektedir ve %89,6'sı iklim krizinin sürdürülebilir beslenmeyi gerektirdiğini düşünmektedir. Diyetisyenlerin %86,9'u iklim krizinin sürdürülebilir beslenmeyi gerektiğini düşünürken %90,4'ü iklim krizinin diyetisyenleri ilgilendirdiğini düşünmektedir. Fakülteden 2010 yılından önce mezun olan diyetisyenlerin daha çoğunun iklim krizi kavramını bildiği görülmüştür (p=0,022). Beslenme alışkanlığı sağlıklı olan diyetisyenler sağlıksız olanlara göre iklim krizi kavramını daha fazla sıklıkta bilmektedir (p=0,01). İklim krizi kavramını bilenler bilmeyenlere göre anlamlı olarak daha fazla sürdürülebilir beslenme kavramını bilmektedir (p=0.00). Sonuç olarak; diyetisyenlerin iklim krizi ve sürdürülebilir beslenme konusunda farkındalıklarının geliştirilmesine yönelik faaliyetlerin yapılması önerilmektedir.
İşyeri hekimleri derneği üyelerinin çalışma koşulları ve iş stresi düzeyi
İş Yeri Hekimleri Derneği üyelerinin bazı sosyo-demografik özelliklerinin, çalışma koşullarının, iş stresi ve iş güvencesizliği düzeylerinin saptanması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte olan çalışmanın verileri elektronik anket yöntemi ile Eylül-Kasım 2017 tarihleri arasında toplanmıştır. Dernek üyesi 445 hekimden 92 si (%20,6) araştırma grubunu oluşturmuştur. İsveç İş Yükü-Kontrol-Destek Ölçeği ile İş Güvencesizliği Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22.0 paket istatistik programı ile yapılmıştır. Araştırma grubunun %72,8'i erkektir, yaş ortalaması 49,03±8,66 yıl, 24,4±0,853 yıl önce tıp fakültesinden mezun olmuşlardır, 12,05±0,84 yıldır iş yeri hekimliği yapmaktadırlar, günde ortalama 7,15±2,43 saat çalışmaktadırlar, %36,9'u OSGB bünyesinde çalışmaktadır, %62,6 'sı aldıkları ücreti yeterli bulmamaktadır. Çoğunluğu (%71,4), iş yeri hekimliği sertifika eğitiminin, sahada çalışırken ihtiyaç duyulan bilgi ve becerileri edindirme yönünden yeterli olmadığını belirtmiştir. İş yeri hekimliği nedeni ile maruz kaldukları etkenler arasında ilk üç sırada psikososyal etkenler (%18,4), gürültü (%16,2), toz (%13,4) bulunmaktadır, %10,'3 ü iş kazası geçirdiğini belirtmiştir. Sadece %14,9'u görevlerini yerine getirmede, %16,1'i yetkilerini kullanmada ve sorumluluklarını yerine getirmede güçlük/sorun yaşamadığını belirtmiştir. İsveç İş Yükü Kontrol Destek Ölçeği puan ortalamaları ve ortanca değerleri, iş yükü (2,62±0,53, 2,69), iş kontrolü (3,06±0,42, 3,08), beceri kullanımı (2,88±0,52, 2,94); sosyal destek (3,03±0,72, 3,09), iş stresi (2,92±0,56, 3,04) olarak saptanmıştır. Toplam iş stresi puanı ortalamaları, 1990 ve daha öncesi mezun olanlarda (p=0,011), 2000 önce işyeri hekimliği yapmaya başlayanlarda (p=0,018), yıllık iznini tamamını kullananlarda (p=0,033), son bir yıl içinde sağlık nedenli işe devamsızlık yapmayan katılımcılarda (p=0,016), iş güvenliği uzmanı ile uyumlu çalışan katılımcılarda (p=0,000) diğerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir. İş güvencesizliği algısı ölçeği puanlarının ortanca değeri; niceliksel 2,28, niteliksel 2,38, toplam 2,33 dür. Toplam iş güvencesizliği değerlerinde, araştırmada kullanılan tanımlayan değişkenlerin hiç biri ile istatistiksel düzeyde anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Araştırma grubunu sadece İşyeri Hekimliği Üyelerinin oluşturması, katılım düzeyinin düşük olması araştırmanın en önemli sınırlılıklarıdır, sonuçlar genellenemez. İş yeri hekimlerinin ücret konuları da dahil olmak üzere özlük haklarını düzenleyecek ve koruyacak standart sözleşmelerin oluşturulması, ekip çalışması ile iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, psikososyal etkenler gibi çalışma koşullarının düzenlenmesi amacı ile çalışmalar yapılmalıdır. Bu çalışmalar Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve ilgili meslek kuruluşları ile birlikte sürdürülmelidir.
Müslüman kadınların deneyimlerinde mekânın ve duyguların rolü: Hanımlar İlim ve Kültür Derneği (HİKDE)
This thesis examines how "Muslim women" in Hanımlar İlim ve Kültür Derneği (HİKDE), which is regarded as a pioneer association in the process of Muslim women's activities in Turkey, define and give meaning to their experiences through the debates of Islamism and the public sphere in Turkey. It is revealed that although their main motivation and reference sources are Islam, women reject "Islamist" discourse attributed to them for the reason they find it political and also believe that their activities have meaning beyond any discourse, hence define themselves as just "Muslim women". This thesis also reveals the meaning and role of space and emotions in the activities of women. It is argued that for Muslim women, being in action which is regarded as a necessity in Islam, requires a space understanding beyond public/private dichotomy. While space is seen as a tool for carrying out their actions, at the same time as a historical madrasa building it corresponds to a representational space where Islamic practices are fulfilled and the understanding of waqf is maintained. In addition, it is claimed that this association is the embodiment form of women's emotions that encompass their actions and play a crucial role together with affective atmosphere that is created through certain objects and subjects. For this thesis, a fieldwork is conducted including in-depth interviews, focus groups, and participant observations. Moreover, the content analysis of the Şadırvan Journal which was published in the first years of the association, and the analysis of other written and visual materials are included.
Engelli bireylerin siyasal tercihlerini belirleyen faktörler: Van'da engelli dernekleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma engelli bireylerin siyasal tercihlerini belirleyen faktörleri araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma evreni olarak Van merkezde bulunan engelli derneklerinin üyeleri belirlenmiştir. Nitel araştırma metodu benimsenerek, yarı yapılandırılmış görüşme formuna dayalı bir araştırma yürütülmüştür. Çalışma kapsamında işitme, görme ve bedensel engelli bireylerden oluşan 10'u kadın toplam 30 kişi ile görüşülmüştür. Görüşmeler ana temalara ayrılarak veri analizi yapılmış olup aile, aşiret, din, STK ve engellilik gibi değişkenlerin, engelli bireylerin siyasal tercihlerine ne oranda etki ettiği değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları itibariyle, bölgenin demografik yapısından kaynaklı aile, aşiret, din gibi kurumların birer aktör olarak engelli bireyler üzerinde de farklı düzeylerde etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca, siyasal yaşama katılma hakkı büyük oranda engellenen bireylerin, siyasi partilere güven duymadıkları tespiti yapılmıştır. Sonuç olarak, engelli bireylerin, oy verme gibi fazla çaba gerektirmeyen siyasal etkinliğe katılım sağlama; seçilme gibi aktif çaba gerektiren siyasal etkinliklerden ise kaçınma eğilimi sergiledikleri görülmüştür.
SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği
1991 yılında SANART 1992 Derneği olarak kurulan, 1995 yılında dernek adı SANART Görsel Sanatları Destekleme Derneği'ne dönüştürülen ve 2001 yılından itibaren SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği adıyla çalışmalarını sürdüren SANART, kurulduğu ilk yıllarda bulundukları coğrafyayı kültür ve sanat yoluyla güzelleştirerek yaşanası bir çevreye yaratmayı amaçlamıştır. Hedeflenen amaçlar doğrultusunda yıllar içinde kamusal sanat projeleri, uluslararası sempozyumlar ve bu sempozyumlara bağlı olarak gerçekleştirilen sergiler düzenlemiştir. 2001 yılında Uluslararası Estetik Derneği'ne üyelik sonucunda düzenlenen etkinlikler dizisine uluslararası ve ulusal estetik kongreleri de eklenmiştir. Ankara merkezli bir dernek olarak SANART kuramsal alandan beslenen sempozyum ve kongreler ile pratik alanı temsil eden sergi ve diğer sanat etkinlikleriyle, alanında uzman araştırmacıları, sanatçılar ve sanat eserlerini yıllar boyunca Ankara'yla buluşturmuştur. Tez çalışması kapsamında SANART'ın 1991-2021 yılları arasındaki otuz yıllık süreci ve bu süreçte yaşadığı dönüşümlere odaklanılmıştır. Bu süre zarfında SANART'ın gerçekleştirdiği projeler, sanatsal ve akademik etkinlikler araştırılarak bütünlüklü bir şekilde sunulmuştur. Son olarak derneğin düzenlediği etkinliklerin Ankara sanat ortamına etkileri araştırılmıştır.
Madde bağımlılarının ve ailelerinin kendine yardım deneyimleri: AYBUDER örneği
Bu araştırmanın amacı, madde bağımlılığı sürecinde Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği'nden destek alan madde bağımlılarının ve ailelerinin kendine yardım deneyimlerini ortaya çıkarmak ve bağımlılık sürecini bireylerin deneyimlerinden yola çıkarak kapsamlı bir şekilde anlamaya çalışmaktır. Araştırma, nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği'nden destek almış 9 iyileşmekte olan bağımlı ve 4 aile üyesi olmak üzere toplamda 13 bireyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde bireylerin madde kullanım nedenlerine, bağımlılıkla ilgili yaşadıkları sorunlara, bağımlı ailelerinin deneyimlerine, klinik tedavi süreçlerine, katılımcıların Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği'ni nasıl tanımladıklarına, bağımlı ve ailelerinin dernek çatısı altındaki kendine yardım deneyimlerine, Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği'nin yaptığı çalışmaların diğer modellerden farkına, bağımlı ailelerindeki değişimlere, bağımlıların ayık kalma stratejilerine ve gelecek planları üzerine odaklanılmıştır. Araştırma sonunda, sosyal çevre ve arkadaş etkisinin, geçmiş travmaların, hayata dair anlam arayışının ve aile içi sorunların madde kullanımına neden olan risk faktörleri arasında olduğu görülmüştür. Bu nedenlerin yanında bağımlıların sorunlardan kaçış aracı olarak madde kullandığı tespit edilmiştir. Katılımcıların sağlık çalışanlarının olumsuz tutum ve davranışları, anlaşılamama düşüncesi, yoğun ilaç kullanımı ve psikososyal ihtiyaçların arka plana atılmasından kaynaklı olumsuz klinik tedavi deneyimleri olduğu ortaya çıkmıştır. Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği'nin iyileşmekte olan bağımlı ve aileleriyle grup toplantıları, bireysel çalışmalar ve çeşitli sosyal etkinlikler düzenleyerek onların iyileşme süreçlerine destek olduğu görülmüştür. Çalışmalarında 12 basamak programını kullanan dernek kendine yardım grubu özelliği göstermektedir. Ortak sorun nedeniyle bir araya gelen grup üyelerinin birbirlerine yardım ettiklerinde kendilerinin de ayıklıklarını sağlamlaştırdığı ayrıca kendine yardım grubunun madde kullanımını önlemede doğal bir denetim işlevi gördüğü ortaya çıkmıştır. Ex-user rehberle iletişim halinde kalmanın ve grup toplantılarına düzenli katılımın ayıklık sürecini desteklediği görülmüştür. Bu çalışmanın hem bağımlı hem de aile deneyimlerini barındırdığı için bağımlılık olgusunu çok yönlü bir şekilde analiz ettiği ve bunun da çalışmayı özgün kıldığı düşünülmektedir. Bu konu üzerinde gelecekte yapılacak araştırmalarda kendine yardım gruplarının ülkemizde nasıl örgütlenebileceği ve yaygınlaşabileceği üzerinde odaklanılabilir.
Sivil toplum kuruluşları ve kamu arasındaki bağıntıyı sağlamada halkla ilişkilerin rolü: Hayvan hakları dernekleri üzerine İzmir ili örneğinde bir durum çalışması
Günümüzde, halkla ilişkiler, örgütler için vazgeçilmez bir unsur olarak kabul görmektedir. Halkla ilişkiler genel olarak; halkı aydınlatarak görüşlerini benimsetmek, halktan bilgi alarak örgütsel kararlarda isabeti yakalamak, halkla işbirliği yaparak örgütsel amaçların kolay gerçekleşmesini sağlamak, halkın isteklerine kayıtsız kalınmadığını göstermek, halk üzerinde yönetime veya örgüte karşı olumlu imaj yaratmak ve halkın desteğini kazanmak vb. gibi birçok amacı kapsamaktadır. Bu sebeple, gerek kamu gerek özel kuruluşlar, halkla ilişkiler faaliyetlerine önem göstermektedir. Aynı şekilde, özellikle halkın desteği sayesinde faaliyet gösterebilen örgütler olduğundan, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) için de halkla ilişkiler uygulamaları büyük önem taşımaktadır. Bu araştırmada, halkla ilişkilerin örgütlerdeki rolü, İzmir'deki STK'lardan olan hayvan hakları dernekleri ve aynı zamanda, hayvan sever olduğu halde herhangi bir hayvan hakları savunucu derneğe üyeliği olmayan bireyler üzerinden incelenerek ortaya konacaktır. Anahtar Kelimeler: Halkla İlişkiler, Sivil Toplum Kuruluşları, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Faaliyetleri, Hayvan Hakları Dernekleri
Türkiye'deki vakıf ve derneklerin sosyal medya kullanımlarının kurumsal kimlik açısından değerlendirmesi
Sosyal medya sivil toplum kuruluşları (STK) için birçok avantaj sunmaktadır. Ancak STK'ların bu ortamlarda hedef kitlelerine kendini doğru ifade etmesi ve yansıtması gerekmektedir. Bu noktada kurumsal kimlik karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de resmi sosyal medya hesabı bulunan vakıf ve derneklerin Facebook ve Twitter hesapları incelenmiştir. Sosyal medya, kurumsal kimlik unsurları çerçevesinde ele alınmıştır. Bu çerçevede vakıf ve derneklerin sosyal medya ortamlarını nasıl, hangi amaçla ve ne sıklıkla kullandıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada kurum kimliğinin unsurları hard (sert) bileşenler ve soft (yumuşak) bileşenler açısından da incelenmiştir. Çalışmada, tanımlayıcı model kullanılmış ve veriler içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgular incelenen vakıf ve derneklerin büyük çoğunluğunun Facebook'u daha aktif olarak kullandıkları saptanmıştır. Ayrıca vakıf ve derneklerin her iki sosyal medya hesabında soft unsurları daha fazla kullanıldığı belirlenmiştir.
Sosyal, kültürel dayanışma ve yardımlaşma (hemşeri) derneklerinin Türkiye'nin sosyal, kültürel ve siyasal yaşamına etkileri ve Malatyalılar dernekleri örneği
BBOM association and Mutlu Keçi primary school
This Anthropological research tends to comprehend is effects of an alternative educational system applied in Mutlu Keçi Primary School may from a new educative approach. The research may be consider as field work which tries to find answers about how to make children learn by themselves and to make them show what they want to learn, teach them better self-expression, observe their self-improvement process and show them more reliable interactions in social environment. This is a Project of a group of parents who wants to constitute a new educational approach different from common curriculum thought to children. The purpose of this thesis is to have a complete understanding about the process of the children's learning progression; if they can canalize themselves to their own interest and wills if there are any differences in their social skills. In conclusion, the most important aim of this research is to observe if it is possible to create "a new scholar culture". Key Words: Culture, Education, School, Alternative Education, Child
The impact of call centers on recognition and representation of corporate identities: A research on Call Centers Association
Developments in information and communication technologies engender new opportunities, needs and opportunities. Everyday life is surrounded by network infrastructure by the way there is a deep digital transformation in every field around the worldevery field, especially in institutions. Outsource call centers provide various services within the scope of corporate communication for these needs, which require large investments based on technological, economic and human. In the near future, corporate identity and culture will need to be digitized and transferred to digital algorithms by contemporary effect of technological developments and digital transformation. This study, which convey the know-how of call centers to the academic field, intends to develop a technology-based perspective on corporate communication. In this study, it is aimed to reach the experience based analysis of the call centers, which are used as outsourcing solution servers, and to determine the effects of the studies on corporate identity perception. This study designed in mixed method and draws upon the findings of a descriptive field research. The qualitative research have importance primary which are conducted with the managers and workers of The Association of Call Centers (Çağrı Merkezleri Dermeği) that represent the call center sector in Turkey. The quantitative research is designed in secondary importance as a supporter in the mixed method the study tries to see the perception of the relationship between corporate identity and call centers. This is a mixed-method research and designed as descriptive pattern. The main question of the research is the mechanisms of action of call centers on the corporate identities of the institutions they represent?
II. Meşrutiyet Döneminde kadın dernekleri
Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'la başlayan modernleşme hareketine bağlı olarak kadının aile ve toplum içindeki rolü tartışılmaya açılmıştır. Toplumun modernleşmesinin o toplumu oluşturan tüm bireylerin ve dolayısıyla kadınının ilerlemesiyle mümkün olabileceği düşüncesinden yola çıkan Tanzimat bürokratları kadının toplumsal statüsünün yükseltilmesi için bir takım yasal düzenlemeler yapmışlardır. Tanzimat bürokratları idarî, hukukî, malî, sosyal, eğitim ve kültürel reformların yanında özellikle kadın eğitimine büyük önem vermişlerdir. Nitekim kız çocuklarının eğitimi için sıbyan mektepleri dışında İnas Rüşdiyeleri, Darülmuallimat ve Kız Sanayi Mektebi gibi orta öğretim kurumları ilk kez bu dönemde açılmıştır. Bu okullardan mezun olan kadınlar çalışma yaşamına dahil olarak toplumsal hayatta yeni bir misyon üstlenmişlerdir. Tanzimat döneminde aydınlar da gazete ve dergilerde kadının Osmanlı toplumundaki konumunu tartışan pek çok yazı yayınlamışlardır. Ayrıca, kadınlara yönelik ilk dergi olan Terakki-i Muhadderat 1869'da yayınlanmaya başlamıştır. Bu gelişmeler Osmanlı kadınının uzun özgürlük sürecinin başlamasını sağlamıştır.Osmanlı Devleti'nde ilk kadın dernekleri Rum ve Ermeni kadınları tarafından 1860'lı yıllarda kurulmuştur. İlk Müslüman kadın örgütü ise 1876'da yaralı askerlere yardım amacıyla tesis edilmiştir. İkincisi ise 1897 Türk-Yunan Savaşı sırasında şehit ailelerine yardım amacıyla açılmıştır. II. Meşrutiyet döneminin getirdiği özgürlük ortamında kadın meselesi yeni bir boyut kazanmıştır. Kadın hakları, kadın-erkek eşitliği, kadın eğitimi, çok eşlilik, kadın işçiler vb. konular Meşrutiyet basınında serbestçe tartışılmaya başlanmıştır. Dönemin Batıcı, Türkçü ve İslamcı aydınları kadın meselesiyle yakından ilgilenmiş ve konuyu farklı açılardan ele almışlardır. Ancak geleneksel toplum yapısı kadın sorununun önündeki en büyük engel olmaya devam etmiştir. II. Meşrutiyet döneminde Gayrimüslim kadın gazete ve dernekleri dışında, bizzat Müslüman kadınları tarafından 10 dolayında gazete ve dergi çıkarılmıştır. Ayrıca Müslüman kadınları tarafından fakirlere yardım, kadın hakları ve eğitimi, kadınların sosyal statüsünün yükseltilmesi, kadınların istihdamı, milliyet ve hemcins dayanışması gibi amaçlarla 50 civarında dernek kurulmuştur. Bu dernekler vasıtasıyla Müslüman kadınının örgütlü olarak hareket etmeye başlaması toplumsal statüsünün gelişmesi ve sosyal hayata katılması bakımından önemli gelişmelere yol açmıştır.
Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili yapısal ve yasal düzenlemeler ve sivil toplum kuruluşlarının farkındalığı
Türkiye'de 2000'li yıllarla birlikte Avrupa Birliği (AB)'ne uyum yolundaki çalışmalar hızlanmıştır.ilk olarak, 1999 yılında Türkiye'nin aday ülke kabul edilmesinin ardından, AB Konseyi Türkiye'nin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri içeren Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB)'ni 2000'de açıklamıştır. KOB'nin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından onaylanmasından sonra Türkiye KOB kapsamında yapacağı düzenlemeleri içeren ilk Ulusal Programını 2001'de hazırlamış, anayasa ve çeşitli kanunlarında Kopenhag Siyasi Kriterlerine uygun düzenlemeler yapmıştır. AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının 17 Aralık 2004 tarihli Zirvesinde aldığı karar doğrultusunda 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg'da yapılan Hükümetler Arası Konferans ile Türkiye resmen AB'ye katılım müzakerelerine başlamıştır. Yine aynı gün, Türkiye için, Müzakere Çerçeve Belgesi yayımlanmıştır. Böylece, Türkiye ile AB arasındaki inisli çıkışlı ilişkiler, çok önemli bir dönüm noktasını aşarak yepyeni bir sürece girmiştir. AB'ye uyum sürecinde yapılan düzenlemelerden önemli bir kısmı da Sivil Toplum Kuruluş (STK)'ları ve özellikle de derneklerle ilgilidir. Araştırmada AB'nin genişleme süreci, AB-Türkiye ilişkileri, AB'ye uyum sürecinde Türkiye'de STK'lara yönelik olarak yapılan başlıca düzenlemeler ve derneklerin bu düzenlemeler hakkındaki farkındalık düzeyi incelenmistir. Bu amaçla Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) statistikî Bölge Birimleri Sınıflandırmasına göre Düzey I (12 Bölge)'den seçilen 12 ilde (Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kırıkkale, Malatya, Trabzon ve Zonguldak) faaliyet göstermekte olan derneklere yönelik bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışma, AB'ye uyum sürecinde STK'lara yönelik olarak yapılan düzenlemeler hakkında derneklerin farkındalık düzeyini ortaya koyması, eksikliklerin tespit edilmesi ve giderilmesi noktasında bazı öneriler getirecek olması açısından önemli bir bosluğu doldurmaya yönelik olmustur. Bu noktada Türkiye'de konusunda ilk olacak çalışmanın, sonuçlarıyla bilim dünyasına olduğu kadar politika belirleyicilere ve uygulayıcılara da yol gösterici olması beklenmektedir. Proje 12 aylık zaman süresinde ve görece yapılabilir bütçe ile AB uyum süreci ve STK'lar alanında uzmanlığı ve çalışmaları bulunan proje ekibi tarafından anket tekniği kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
Eğitim amaçlı derneklerin işlevselliği (İstanbul ili örneği)
Dernekler, toplumsal düzeydeki problemlerin çözülmesi için ortaya çıkan kuruluşlardır. İstanbul ilinde yer alan derneklerin işlevselliğinin tespit edilmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, İstanbul'da yer alan eğitim derneklerinin, eğitim açısından faaliyet düzeyleri, karşılaştıkları problemler, diğer derneklerle olan ilişkiler, vb., konulardaki etkinlikleri incelenmektedir. Araştırmada model olarak nitel araştırma yöntemlerinden, fenomenoloji (olgu bilimi) kullanılmıştır. Çalışmada örneklemin belirlenmesi esnasında amaçlı örnekleme metotlarından maksimum çeşitlilik yöntemi kullanılmıştır. İstanbul ili sosyoekonomik gelişmişlik bakımından 7 bölgeye ayrılmış ve her bölgeden 5'er dernekle randevu alınmıştır. Toplam 35 dernekle yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen görüşme verileri içerisinden soruları uygun şekilde cevaplamış olan 33 adet dernek çalışma grubu olarak belirlenmiştir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak görüşme tekniği kullanılmıştır. Veriler betimsel analiz tekniğiyle çözümlenmiştir. Analizlerde yüzde frekans değerleri incelenmiştir. Araştırma sonucunda derneklerin eğitim açısından yeterince faaliyet ve çaba içerisinde olmadıkları görülmektedir. Bazı dernekler neredeyse hiçbir faaliyette bulunmazken, bazı dernekler ise uluslararası bir yapıda faaliyetlerde bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: dernek, eğitim, işlevsellik
Koruyucu aile hizmetinin geliştirilmesinde koruyucu aile derneklerinin rolü
Korunma ihtiyacı olan çocuklarla ilgili olarak temel öncelik kendi ailesi içinde bakım olmakla birlikte bunun mümkün olmaması durumunda ailesi dışında da bakılabilmektedir. Aile dışında bakım kurum bakımı, evlat edinme ve koruyucu aile hizmet modellerini içermektedir. Gelişmiş ülkelerde koruyucu aile hizmeti bakım modelleri içinde önemli bir yer işgal etmektedir. Halbuki Türkiye'de koruyucu aile hizmeti yeterince gelişmemiştir. Bu nedenle, bu nitel araştırmada öncelikle bunun nedenleri araştırılmış, daha sonra İngiltere'de uygulaması bulunan Bağımsız Koruyucu Aile Ajansı tarzı yapıların Türkiye'de koruyucu aile hizmetinin geliştirilebilmesi amacıyla kullanılıp kullanılamayacağı STK bakış açısıyla detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu amaçla, konuyla ilgili faaliyet gösteren STK'larla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda; koruyucu aile hizmetine yönelik tanıtım faaliyetlerine ağırlık verilmesi, personelin hem nitelik hem de nicelik olarak iyileştirilmesi, koruyucu ailelere yapılan ödemelerin artırılması ve profesyonel koruyucu aileliğin yerleştirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yapılan görüşmeler, ülkemizde koruyucu aile derneklerinin İngiltere'de uygulaması bulunan bağımsız koruyucu aile ajanslarına benzer işlevler gördüklerini (eğitim, tanıtım, psiko-sosyal destek), ancak bunların geliştirilmesine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir. Bunun nedeni koruyucu aile derneklerinin hem insan kaynakları hem de mali yönden yetersiz olmasıdır. Dolayısıyla koruyucu aile derneklerinin hem maddi olarak hem de manevi olarak desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kentlileşme sürecinde hemşehri derneklerinin rolü: Bursa örneği
Bu çalışmada, kentlileşme sürecinde hemşehri dernekleri üyelerinin sosyo-kültürel, ekonomik ve siyasal yaşama uyumları analiz edilmeye çalışılmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, "kentleşme", "kentlileşme" ve "göç" kavramları incelenmektedir. İkinci bölümde, hemşehrilik kavramı, hemşehri dernekleri ve bu derneklerin ortaya çıkış nedenleri açıklanmaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise; araştırmanın örneklemini oluşturan Bursa'da kentleşme süreci genel olarak değerlendirilmekte ve Bursa ölçeğinde hemşehri derneği üyelerinin sosyo-kültürel uyumlarının tespit edilebilmesi amacı ile 24 dernek üyesi ile gerçekleştirilen "yarı yapılandırılmış görüşme" bulguları yer almaktadır. Çalışmanın sonucunda, Bursa'daki hemşehri derneklerinin, üyelerinin sosyo-ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamlarına ne derece etki ettiği konusu tartışılmaktadır.
Türkiye siyasetine paradigmatik yaklaşımlar: İktidar-sivil toplum ilişkisinde MÜSİAD ve MAZLUMDER örnekleri
1990 yılında kurulan MÜSİAD ve 1991 yılında kurulan MAZLUMDER farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları olmalarına rağmen İslami kimliğe sahip oldukları için ortak bir paydada buluşmuşlardır. İki dernek de kuruluş anlarındaki mevcut iktidara muhalif olmuş, kendilerini mazlum/dışlanmış olarak görmüş ve kuruluş gerekçelerini İslami referanslarla oluşturmuşlardır. MÜSİAD ekonomik alana yönelik faaliyetlerinde İslami referanslar sunarken, MAZLUMDER ise sosyal ve siyasal alana yönelik söylemlerinde İslami referanslara başvurmuştur. 28 Şubat sürecinde İslami kimliklerini temkinli bir şekilde yansıtan MÜSİAD ve MAZLUMDER, AKP iktidarına kadar olan dönemde belirli siyasal süreçlerde benzer refleksler geliştirmiş; ancak AKP hükümeti ile birlikte bu durum son bulmuştur. AKP hükümeti döneminde MÜSİAD iktidara yönelik muhalif kimliğini kaybederken, MAZLUMDER bu kimliğini korumuştur. Bu dönemde MÜSİAD, MAZLUMDER?in aksine, merkeze yakın bir konuma geçmiş ve dışlanmış/mağdur kimliğini terk etmiştir. Ayrıca bu tespit sadece AKP iktidarında değil Refah Partisi iktidarında da gözlemlenmiştir. Aynı siyasal konjonktürde iki derneğin sergilediği bu farklılık ise bize AKP iktidarıyla - bunun yanı sıra aynı siyasal çizgiden geldiği Refah Partisi iktidarıyla- sivil toplum arasındaki dinamik ilişkiyi analiz etme imkânı sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Refah Partisi (RP), Müstakil Sanayici ve ??adamları Derneği (MÜS?AD), ?nsan Hakları ve Mazlumlar ?çin Dayanı?ma Derneği (MAZLUMDER
Hemşeri derneklerinin sosyo-kültürel uyuma etkisi
Bu çalışmada hemşeri derneklerinin üye profili ve hemşeri derneklerinin, üyelerinin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşama uyarlanmalarına etkileri analiz edilmeye çalışılmıştır.Bu araştırmanın örneklemini, Adana şehir merkezinde faaliyet gösteren 26 hemşeri derneğinden 109 kişi oluşturmaktadır.Dernekle ilişkili bilgi toplama amacıyla dernek gözlem formu, üyelerle ilgili değişkenleri ölçmek için 50 soru altında 169 maddeden oluşan görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için betimsel frekans dağılımı ve çapraz tablolardan yararlanılmıştır.Çalışma, mevcut bilgi ve gözlemler eşliğinde hemşeri derneklerinin özelliklerinin aktarılmasıyla başlamaktadır. Daha sonra tarama (görüşme) üzerinden elde edilen veriler eşliğinde üyelerin profilleri betimlenmekte ve hemşeri derneklerinin üyelerinin uyarlanma süreçlerine etkileri tartışılmaktadır.Analizler sonucunda hemşeri derneklerinin üyelerinin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yaşama uyarlanmalarına önemli derecede etki ettikleri görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Hemşeri (Hemşehri), Hemşeri Derneği, Sosyal Uyum ve Uyarlanma, Ekonomik Uyum ve Uyarlanma, Kültürel Uyum ve Uyarlanma, Siyasal Uyarlanma, Kimliksel Özdeşim ve Uyarlanma
Kadın girişimciliğin geliştirilmesinde kamu kurum ve kuruluşların destekleri ile destek sağlama sürecinde karşılaşılan sorunlar: Gaziantep ilinde bir uygulama
Bugün toplumlarda kadın girişimciliğinin gelişebilmesi için, kabul görmesi gerekmektedir. Dünya nüfusunun yaklaşık olarak yarısını oluşturan kadın girişimciler, ülke kalkınmasında da önemli rol oynamaktadır. Ancak her alanda olduğu gibi kadınlar, girişimciliğin tüm süreçlerinde sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu sorunlar, kadınların toplumsal kimlik, bilgi beceri ve deneyim gibi özelliklerinden kaynaklanabildiği gibi, bürokratik ve yasal düzenlemelerden de kaynaklanabilmektedir. Dolayısıyla kadın girişimci sayısının artarak ülkeye katkıda bulunabilmesi için sorunları farklı olan kadınların desteklenmeleri ve yönlendirilmeleri gerekmektedir. Bu noktada, kamu kurum ve kuruluşları ve diğer kuruluşlar faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, kadın girişimciliğinin kamu kurum ve kuruluşlardan ne tür destek aldıkları ve destek alırken ne tür sorunlar yaşadıklarının belirlenmesidir. Bununla birlikte, bu çalışmada Türkiye'de kadın girişimcilerin bu destek sürecinde karşılaştıkları sorunlara yönelik önerilerin sunulması amaçlanmaktadır. Araştırma kapsamında nitel ve nicel araştırma yöntemleri uygulanmıştır. Nicel araştırma kapsamında, 320 kadın girişimciye anket uygulanmış, nitel araştırma kapsamında ise 28 kadın girişimciyle yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, çeşitli istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Bu analizler sonucunda, kadın girişimcilerin kamu kurum ve kuruluşlarından destek alma sürecinde karşılaştıkları sorunlar belirlenerek, bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Kadın sivil toplum kuruluşlarına ait web sitelerinin incelenmesi: Havle Kadın Derneği örneği
Bu tez çalışması, kadın haklarını savunan sivil toplum kuruluşlarının, web siteleri ve sosyal medya aracılığı ile kendilerini ifade etme ve alan içinde konumlama yöntemlerine odaklanmakta, örneklem olarak seçilen Havle Kadın Derneği'nin çalışmalarına ayrıntılı olarak yer vermektedir. Öncelikle kadın hareketi tarihsel süreç içerisinde tanımlanmış, Havle Kadın Derneği'nin misyonu gereği İslami Feminizm akımına özel bir önem verilmiş, ardından kamuoyu oluşturmada güncel bir aktivite alanı olan sosyal mecraların özellikleri açıklanmıştır. Tezin son bölümünde Havle Kadın Derneği'ne ait web sitesi incelenmekte ve derneğin Müslüman Feminist kimliğini web sitesi üzerinden sunuş biçimi açıklanmaktadır. Derneğin sosyal medya kullanımına ait örnekler de analizi destekleyecek şekilde çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılan yöntem söylem analizi ve göstergebilimdir.
1980'den günümüze Türk yazılı basınında doğu Türkistan
1980'den sonra ulusal basında Doğu Türkistan sorunu nasıl ele alınmıştır? Soruna ulusal basının bakışı ne olmuştur? Konuyla ilgili haberler, yorumlar ve tahliller nelerdir? Tezimizin sonunda varılan sonuçlar nelerdir? Soğuk Savaş döneminde Asya'da Rus ve Çin yayılmacılığı hız kazandı. Ruslar Batı Türkistan'a Çin'in ise Doğu Türkistan'a hakim olmaya çalıştı. Buna karşılık Doğu Türkistan'da Çin hakimiyetine karşı mücadele edildi. Bu mücadelede Türkiye'ye göç eden Doğu Türkistanlıların kurdukları dernekler önemli bir yer kaplar. Kurulan derneklerin yaptıkları faaliyetler sorunun Türkiye gündemine gelmesinde etkili oldu. Türkiye'de 1980'den sonra ulusal basında sınırlarımız dışındaki Türk topluluklarının sorunlarına ilginin artması, bu konudaki basın yayın faaliyetleri Doğu Türkistan meselesinin gündeme gelmesinde kamuoyu oluşumunda etkili oldu. 1980'li yılların ortalarında Türk Çin ilişkilerinin gelişmesi Doğu Türkistan'a yapılan ziyaretler buradaki Türklerin tanınması açısından önemli gelişmedir. 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılması, 1991'de Sovyetler Birliği'nin parçalanması ile Orta Asya'daki Türk topluluklarının bir kısmı bağımsız oldular. Bu durum Doğu Türkistan için de ümit kaynağı oldu. Ancak Çin beklendiği gibi parçalanmadı. Ülkedeki etnik ve dini azınlıklar ayrılmadı. Batı ülkelerinin Rus egemenliğindeki toplulukların bağımsızlığı için verdiği destek Doğu Türkistan için söz konusu olmadı. Ancak Doğu Türkistan dernekleri ve sivil toplum kuruluşları 1990'lı yıllardan sonra da çalışmalarına hız verdi. 4-6 Şubat 1997 Gulca Katliamı'na dünya basını ve ulusal basında büyük tepki oldu. 1990'ların sonu ve 2000'li yılların başında Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa devletleri, Avustralya ve diğer hür dünya ülkelerinde çalışmalarını yoğunlaştırdılar. Doğu Türkistan sorununun uluslararası kuruluşlarda gündeme gelmesinde etkili oldular, kamuoyu oluşturarak insan hakları ihlallerini gündeme getirdiler. Basın yayın araçları ile Doğu Türkistanlıların sesini dünyaya duyurmaya çalıştılar. Amerika'dan Japonya'ya kadar dünyanın farklı ülkelerinde dernek ve sivil toplum örgütleri kurdular. Amerika'da 11 Eylül 2001 tarihinde New York şehrindeki saldırılar sonrası Doğu Türkistan üzerinde Çin baskısı daha da arttı. Buna karşılık Doğu Türkistanlılar mücadeleyi bırakmadı. 2004 yılında Amerika'da Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti ilan edildi. 2008 Pekin Olimpiyatları öncesinde Doğu Türkistan'da yargısız infaz ve baskılar daha da arttı. Uluslararası kuruluşlar, Doğu Türkistan dernekleri ve insan hakları örgütleri Çin'e tepki gösterdi. 5 Temmuz 2009 tarihindeki Urumçi Katliamı dünya basınında ve ulusal basında tepkiyle karşılandı. Türk ulusal basınında 1980'den sonra yer alan haber, makale, yorum, yazı dizisi, röportaj vb çalışmaları kamuoyu bilgisine sunmayı ve değerlendirmeyi amaçladık. Doğu Türkistan ile ilgili ulusal basında çıkan haberler oldukça fazla olup tüm bunların tamamına tez çalışmamızda yer vermemizin imkânsızlığı nedeniyle çalışmamızı 1980'den sonra ele alarak konuyu sınırlandırmak ve daha sağlıklı değerlendirmeyi hedefledik. 1980 sonrasında Çin'in uluslararası durumu, Türk-Çin ilişkileri ve Türkiye'nin sınırları dışındaki Türkler'e o dönemki bakışı ve kamuoyunda dış Türkler hakkındaki algının da yer aldığı tez çalışmasında konuyla ilgili haber, yorum, makale, yazı dizisi, röportaj vb çalışmalarını inceleyip değerlendirdik. Tez çalışmamızda 1980'den sonra dünyadaki, siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ve düşünsel gelişmeler ile Türkiye'nin 1980 sonrası değişim ve gelişimini de göz önünde bulundurmaya çalıştık. Doğu Türkistan konusunda çalışmalarımızı Türkiye'de faaliyette bulunan dernekler ve uluslararası alanda çalışmalarda bulunan dernek, sivil toplum kuruluşları alt başlıklarında ele aldık. Bu alanda Türkiye'de yapılan faaliyetler ve uluslararası alanda yapılan faaliyetlere yer verildi. Bu dönemdeki basın arşivleri teferruatlı tarandı. Konuyla ilgili dernekler, sivil toplum kuruluşları, kütüphaneler ve arşivler değerlendirildi. Ayrıca 1980'den günümüze basın-yayın hayatına devam eden gazete, dergi vb materyaller ile o dönemde yayınlanan daha sonra yayın hayatına son veren basın organlarına da yer verildi. Bu haberler verilirken ulusal basında konunun ele alınışı, kamuoyuna etkileri ortaya konuldu. Olaylar karşısında Türk basınının takındığı tutum verilmeye çalışıldı. Doğu Türkistan ile ilgili Türkiye dışında dünyanın farklı ülkelerinde kurulan sivil toplum kuruluşları ve derneklerin faaliyetleri ve basındaki yankıları ele alındı. Dünyada insan haklarına ilginin artması, iletişim teknolojileri ve basın alanındaki gelişmeler, dünyada gelişen siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeler Doğu Türkistan meselesinin dünya kamuoyuna duyurulmasını zorunlu kılmıştır. Bu nedenle başta Avrupa ülkeleri olmak üzere ABD ve dünyanın diğer ülkelerinde kurulan Doğu Türkistan ve Uygur dernekleri ve sivil toplum kuruluşları ile ilgili haber, makale, konferans, yürüyüş vb etkinliklere yer verildi. Doğu Türkistan'a yönelik Çin'in siyasi, sosyal, kültürel politikaları ve insan hakları ihlalleri ile bu politikalara karşı tepkilerin ulusal basındaki yansımalarını vermeye çalıştık. Doğu Türkistan'a karşı Çin'in siyasi, sosyal, kültürel ve tarihi emelleri ve Türk halkının var olma mücadelesi ile bölgenin ekonomik potansiyeli ve Çin'in bu potansiyele sahip olma mücadelesinin basındaki yansımalarını ele aldık. Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlalleri ve bu konudaki haber, yorum, makale, basın açıklaması, bildiri, röportaj ve yayınlar ele alındı. Bu yayınların Türkiye kamuoyundaki yankıları ve dünya kamuoyundaki yansımalarını vermeye çalıştık. Doğu Türkistan mücadelesinde ön planda yer alan dernekler, kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve liderlerin çalışmalarının ulusal basında hedeflenen karşılığı bulmasına yönelik faaliyetler meselenin uluslararası boyuta taşınmasında etkili oldu. Türkiye'deki faaliyetler dışında uluslararası basındaki haber, yorum, makale, basın açıklamaları vb faaliyetler de sorunun çözümüne yönelik ümitleri arttırdığı gibi Çin'in uluslararası kuruluşların uyarılarını dikkate almasında ve bölge halkının yalnız olmadığı mesajı verilmesi yönünde etkili oldu.