Diabetes mellitus-experimental
81 theses under this subject heading
Streptozotosin ile deneysel diyabet oluşturulan sıçan karaciğer dokusunda Vasküler endotelyal büyüme faktör (VEGF) geninin ifadesi
Bu tezde deneysel diyabet oluşturulmuş sıçanların karaciğer dokusunda vasküler endotelyal büyüme faktörü'nün (VEGF) gen ifadesini araştırmak amacıyla 20 adet dişi Wistar cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, kontrol grubu ve deneysel diyabet grubu olmak üzere iki gruba ayrıldılar. Deneysel diyabet grubundaki sıçanlara kilogram vücut ağırlığı başına 50 mg streptozotosin (STZ), 0,01 M sitrat tamponu içerisinde (pH: 4,5) çözülerek karın içi uygulama yol ile tek doz verildi. Kontrol grubu sıçanlara ise STZ'nin çözüldüğü taşıt madde olan 0,01 M sitrat tamponu karın içi yolla tek doz uygulandı. STZ uygulamasının ardından 72 saat sonra sıçanların kuyruk veninden alınan kanlardan kan şeker ölçümü yapıldı ve açlık kan şekerleri 350 mg/dL ve üzerinde olanlar diyabetli kabul edildiler. STZ uygulamasından 21 gün sonra sıçanlar dekapite edilerek karaciğer dokuları alındı ve gerçek zamanlı PZR'de VEGF gen ifadesine bakıldı. Sonuçta diyabet ve kontrol grubu sıçanların karaciğer VEGF gen ifadesinde anlamlı bir fark bulunmadı.
Viteksin'in yüksek yağlı diyet ve streptozotosinle oluşturulmuş tip 2 diyabetik sıçanlar üzerindeki etkisinin araştırılması
Tip 2 diyabet; insülin salgılanmasında ve/veya insülinin etkisinde bozulmaya bağlı olarak hiperglisemi tablosu ile seyreden metabolik bir hastalıktır. Dislipidemi diyabette kardiyovasküler hastalık riskine katkıda bulunmaktadır. Diyabetik dislipidemi artmış TG, azalmış HDL-K seviyeleri ile karakterizedir. PPARγ ve NF-κB insülin sinyallenmesi ve inflamasyonda yer alan transkripsiyon faktörleridir. Viteksin flavanoid glikozit olup antiobezite, antioksidatif ve antiinflamatuar özelliklere sahiptir. Bu çalışmada viteksinin yüksek yağlı diyet ve streptozotosinle oluşturulmuş tip 2 diyabetik sıçanlar üzeirndeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Sprague Dawley türü sıçanlar; kontrol (n=7), viteksin (n=7), diyabet (DM) (n=7) ve DM+Viteksin (n=7) olmak üzere 4 gruba ayrılmışlardır. Kontrol ve viteksin grubuna standart pelet yem, diyabet ve DM+Viteksin grubuna yüksek yağlı diyet uygulanmıştır. Sıçanlara 4 hafta sonra streptozotosin (STZ) 40 mg/kg intraperitoneal uygulanarak diyabet oluşturulmuştur. Çalışmanın son 1 haftasında viteksin 60 mg/kg dozunda oral gavaj yoluyla uygulanmıştır. Sıçanların kan glukozu, insülin, HOMA-IR, lipit profili (total kolesterol, trigliserit, HDL kolesterol, LDL kolesterol), ALT, AST, serumda, karaciğer ve böbrek dokusunda PPARγ NF-κB seviyeleri incelenmiştir. DM+Viteksin grubu sıçanlarda kan glukozu, trigliserit, total kolesterol, seviyelerinde anlamlı azalma saptanırken, HDL kolesterol seviyelerinin viteksin ile arttığı saptandı (p<0.05). Viteksinin insülin seviyelerini arttırdığı saptandı. LDL kolesterol seviyesine viteksinin düşürücü etkisi görülmedi. ALT, AST seviyeleri, karaciğer dokusunda PPARγ değerleri, serumda ve böbrek dokusunda NF-κB değerleri açısından anlamlı farkın oluşmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Sonuç olarak viteksinin kan şekeri ve lipit parametreleri üzerinde iyileştirici etkisi olduğu, serumda PPARγ seviyelerini arttırarak hücrelere glikoz girişini arttırabileceği, karaciğer üzerinde toksik etkisinin olmadığı, antiinflamatuar etkisinin olabileceği, böbrekte ise renoprotektif etkisi olabileceği söylenebilir. Anahtar sözcükler: NF-κB, PPARγ, Tip 2 diyabet, viteksin, yüksek yağlı diyet
Bozulmuş açlık kan şekeri ve insülin direnci olan hastalarda çinko ve bakır metabolizmasının araştırılması
Diyabetes mellitus son yıllarda dünya çapında bir sağlık sorunudur. Diyabet lipid, karbonhidrat ve protein metabolizmasında uzun vadeli hasarlar yapan bir hastalıktır. Ayrıca insülin sekresyon bozuklukları, insülin direnci ve bozulmuş açlık glikoz metabolizması bireyleri diyabete yönlendiren önemli faktörler olarak kabul edilir. Son yıllardaki çalışmalarda çinko ve bakır eser elementlerinin diyabetes mellitus etiyolojisindeki rolü henüz netlik kazanmamış olmasına karşın glisemik kontrolde önemli birer faktör oldukları bilinmektedir. Bu araştırmada bozulmuş açlık glikozu (BAG) ve artmış insülin direnci (IR) ile metabolizmada önemli rolleri olan Zn ve Cu gibi eser elementler arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. BAG grubunu WHO kriterlerine göre, açlık glikoz seviyesi 100-125 mg/dL olanlar oluşturmuştur. IR grubu Homa-IR ≥2,5 olanlar ve Tip2 DM grubu tanısı olan hastalar oluşturmuştur. İnsülin direnci olmayan sağlıklı bireyler ise kontrol grubunu oluşturdu. BAG'li serumlarla kontrol ve Tip2 DM grupları; IR'liler ile kontrol grubu; Tip2 DM'liler ise kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Tüm örneklerde Zn ve Cu eser element düzeyleri analiz edildi. Numunelerdeki Zn ve Cu seviyeleri otomatize klinik kimya cihazlarında ölçülmüştür. Hasta numunelerinin çalışıldığı parametreler otoanalizöre uyumlu ticari kitlerdir. Gruplar arasındaki fark student t-Testi ve gruplar arasındaki ilişki Pearson korelasyon katsayısı kullanılarak istatiksel analiz yapılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre, BAG ve Tip2 DM hastalarında Zn seviyesinde ileri anlamlı düşüklük varken, IR grubunda ileri derecede anlamlı Cu yüksekliği belirlenmiştir. Literatüre paralel olarak çıkan sonuçlarda, açlık plazma glikozu yüksekliğinde serum Zn seviyesinde azalmalar olmaktadır. Bu hasta profillerinde çinko ve bakır arasındaki antagonistik oran genel olarak değişim göstermektedir. Çalışmada öne çıkan özgün neticeler arasında yaşın ilerlemesiyle beraber diyabete giden sürecin hızlanmış olması dikkati çekmiştir. Sonuç olarak; Zn ve Cu oranlarındaki değişikliklerin IR ya da BAG ayırmaksızın, Tip2 DM'ye zemin hazırlayan metabolizmadaki önemli bir faktör olduğu gözlendi. Prediyabette Zn takviyesinin plazma glikoz seviyesini düşürmede ve Zn/Cu oranında düzenleyici rol alarak Tip2 DM'ye ilerlemesini önlemede önemli rolü olduğu düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Eser elementler, çinko, bakır, insülin direnci, bozulmuş açlık glikozu, diyabetes mellitus
Pankreas langerhans adacık hücrelerinde kalsiyum adenozin 5' trifosfataz enzim düzeylerinin deneysel diyabetik sıçan modelinde araştırılması
6. ÖZ Bu çalışma STZ ile deneysel diyabet oluşturulan sıçanların pankreas Langerhans adacık hücrelerinde Ca++ ATPaz enziminin incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Deneylerimizde Ç.Ü. Deneysel Cerrahi ve Araştırma Merkezinden temin edilen Wistar türü dişi ve erkek sıçanlar kullanılmıştır. Birinci aşamada deneysel diyabet modeli oluşturulmuştur. Bu amaç için sıçanlara kg başına 65 mg STZ verilmiştir. Kontrol ve diyabet grubu sıçanların kan glukoz, idrar glukoz, günlük su alımları ve idrar atılımları ölçülmüştür. Ayrıca kontrol ve diyabet grubu sıçanlara ait ağırlık değişimleri izlenmiştir. Diyabet modelinin oluşturulmasına ait ışık mikroskobik ve histolojik incelemeler Ç.Ü. Patoloji Anabilim Dalı tarafından yapılmıştır. Kontrol grubu sıçanların kan ve idrar glukoz düzeylerinde deney süresince bir fark saptanmamıştır. Diyabet grubu sıçanlarda ise STZ enjeksiyonundan sonra kan ve idrar glukoz düzeylerinde anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır. Her iki gruba ait sıçanların yem ve su alımlarında bir fark gözlenmemiştir. Diyabet grubu sıçanların günlük idrar atılımlarında kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde artış saptanmıştır. Kontrol grubu ve diyabet grubu sıçanların ağırlık değişimleri izlenmiştir. Diyabet grubu sıçanlar kontrol grubu sıçanlara oranla daha az ağırlık kazanmıştır. Diyabet grubu sıçanlara ait pankreas dokusunun ışık mikroskobik incelemesinde pankreas Langerhans adacık hücrelerinde sayıca azalma görülmüştür. Çalışmanın ikinci aşamasında sıçanların pankreas Langerhans adacıkları her pankreas için 7 mg kollogenaz ilave edilmek suretiyle izole edilmiştir. Adacıklar mikroskop altında sayılarak tek tek toplanmıştır. Çalışmanın üçüncü aşamasında adacık hücrelerinden kalsiyum adenozin 5'-trifosfataz enzimi saflaştınlmıştır. Bu amaç için differansiyel santrifügasyon uygulanarak mikrozom fraksiyonu izole edilmiştir. Differansiyel santrifügasyon sırasında elde edilen nükleus, mitokondri, granül ve mikrozom fraksiyonlarında enzimin spesifik aktivitesi ölçülmüş ve en yüksek enzim aktivitesi mikrozom fraksiyonunda bulunmuştur. Mikrozom fraksiyon enzimin saklama koşullan ve enzimin kinetik çalışmaları için kullanılmıştır. Enzim için en uygun saklama koşulunu saptamak amacı izole edilen pankreas Langerhans adacık hücreleri ve saflaştırılmış enzim oda ısısında, -4 °C, + 4 °C ve - 70 70°C 'de bir ay saklanmış ve her hafta enzimin spesifik aktivitesi ölçülmüştür. Oda ısısında bir hafta sonra enzim aktivitesi ölçülememiştir. Enzim aktivitesi başlangıçta 6.2 /xmol Pi/mg protein/saat, - 20 °C 'de bir ay sonra 5.2 /xmol Pi/mg protein/saat, -70 °C 'de bir ay sonra 5,6 jumol Pi/mg protein/saat olarak bulunmuştur. Çalışmamızın bir diğer aşamasında glukoz, kalsiyum, magnezyum, EDTA ve adenozin 5'-trifosfat 'in çeşitli derişimlerinin Ca++ ATPaz enziminin spesifik aktivitesi üzerine etkisi in vitro olarak incelenmiştir. Ortamda hiç glukoz bulunmaz iken Ca++ ATPaz enzimine ait spesifik aktivite 5,9+0,34 /*mol/Pi/mg protein/saat iken 16 mM glukoz konsantrasyonunda enzimin spesifik aktivitesi 1,10+0,05 /imol Pi/mg protein/saat olarak bulunmuştur. Ca++ ATPaz enzimine ait en yüksek spesifik aktivite 0,15 mM Ca++, 6 mM Mg++, 0,1 mM EDTA, 3 mM adenozin trifosfat varlığında bulunmuştur. Ayrıca çalışmalarımızı tamamlayıcı olarak kontrol ve diyabet grubu sıçanlara ait lipid peroksidasyonu ürünü olan malondialdehit ve alfa tokoferol düzeyleri ölçülmüştür. Diyabet grubu sıçanlara ait malondialdehit düzeyleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında istatiksel açıdan anlamlı olarak artmıştır. Alfa tokoferol düzeyleri ise diyabet grubunda istatiksel olarak anlamlı bir şekilde azalmış olarak bulunmuştur. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlarımıza göre artan lipid peroksidasyonu zar yapısının ve bütünlüğünün bozulmasına artmış glukoz derişimi ise hücre zarlarında fosfolipid turnoveri lipid tabakası ve yağ asidi kompozisyonunda değişimlere neden olarak Ca++ ATPaz enzimini inhibe ettiği sonucuna varılmıştır. Anahtar ketimeter: Streptozozın., dıybettk sıçan, pankreas, Ca++ATPaz. 71
Libyalı kadınlarda tip 1 ve tip 2 diyabetes mellitusta niasin, steroid hormon, FSH ve LH konsantrasyonlarındaki değişikliklerin araştırılması
Diyabetes mellitus, dünya genelinde en yaygın kronik hastalıklardan biridir ve metabolik, hematolojik ve üreme sağlığı üzerinde önemli etkiler göstermektedir. Üreme çağındaki kadınlar özellikle savunmasızdır; çünkü diyabet glisemik kontrolü, hormonal dengeyi, doğurganlığı ve lipid metabolizmasını bozmaktadır. Yoğun araştırmalara rağmen, tip 1 ve tip 2 diyabetin biyokimyasal ve üreme parametreleri üzerindeki birleşik etkilerini sağlıklı kadınlarla kapsamlı şekilde karşılaştıran çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, tip 1 ve tip 2 diyabetli kadınlarda hematolojik indeksleri, hormonal belirteçleri ve lipid profillerini diyabeti olmayan kontrol gruplarıyla karşılaştırmak ve üreme sağlığı üzerindeki sapmaları belirlemektir. Sonuçlar, gruplar arasında ortalama yaş açısından anlamlı fark olmadığını göstermiştir (tip 1 ve tip 2 diyabet için sırasıyla 31,46 ve 34,53 yıl; kontrol grubunda 28,33 yıl). En çok etkilenen yaş grubu 26–30 olup, diyabetli kadınlarda görülme oranı daha düşüktür (%26,66 ve %23,33), kontrol grubunda ise %43,33'tür. Vücut ağırlığı açısından istatistiksel fark bulunmamış, ancak diyabetli kadınlarda ortalamalar daha yüksek çıkmıştır (75,60 ve 78,10 kg; kontrol: 72,03 kg). Hematolojik analizlerde eritrosit sayısı (4,53 ve 5,10 ×106/L) ve hemoglobin düzeyi (10,85 ve 11,70 g/dL) düşük bulunmuş, kontrol grubunda ise daha yüksek değerler saptanmıştır (5,35 ×106/L; 14,32 g/dL). HbA1C diyabetli kadınlarda artmış (6,76% ve 5,83% vs. %5,25). Niasin düzeyi azalmış, östradiol artmış, FSH düşmüştür. Lipid profilleri, toplam kolesterol ve trigliseritlerin daha yüksek olduğunu, HDL'de hafif düşüş ve LDL'de artış olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, diyabet üreme çağındaki kadınlarda çok yönlü etkiler göstermekte olup, sistemik ve üreme komplikasyonlarını azaltmak için entegre izleme ve hedefe yönelik müdahalelerin gerekli olduğu ortaya konmuştur.
Diyabet oluşturulmuş tavşan modellerinde postmortem vitröz sıvı ve kan düzeylerinin karşılaştırılması
Amaç: Adli Tıp uygulamalarında ölümler doğal ve doğal olmayan ölümler olmak üzere ikiye ayrılır. Doğal ölümlerin önemli bir kısmını ani beklenmedik ölümler oluşturmaktadır. Ani beklenmedik ölümlerin sebepleri arasında sistemik bir hastalığın komplikasyonları da yer alır. Diyabet dünyada ve ülkemizde sık görülen sistemik bir hastalıktır. Diyabetin akut komplikasyonları ani beklenmedik ölümlere neden olabilmektedir. Ani beklenmedik ölümlerde ölüm nedeninin anlaşılabilmesi için otopside tüm incelemelerin yapılmasına rağmen bazen ölüm nedeni ortaya çıkarılamayabilir. Ölüm nedeninin ortaya konabilmesi için postmortem biyokimya çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Otopsi sonrası yapılacak biyokimyasal incelemeler de kana göre daha korunaklı, bakteri kontaminasyonuna daha az uğrayan vitröz sıvıda yapılması daha doğru sonuçlar verecektir. Bu sebeple diyabete bağlı ölüm olgularında postmortem kan ve vitröz sıvı glukoz düzeyleri karşılaştırılarak diyabetin akut komplikasyonlarının tanısının konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Deneysel Tıp Araştırma ve Uygulama Merkezi'nden alınan 17 adet Yeni zelanda türü tavşan çalışmamız yapıldı. Tavşanlar 8 hiperglsemi, 8 hipoglisemi ve 1 kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Tavşanlar deneysel diayebet oluşturulup 5 gün takip edilmiş, daha sonra ketamin ile öldürülerek ölüm anında kan ve vitröz sıvıları alınmış, tavşanların cesedleri kendi yaşam alanlarına bırakılıp postmortem 1.gün tekrar kan ve vitröz sıvı örenkleri alınmış, alına örnekler santrifüj edilerek -20 derecede dolaba konulmuştur. Toplanan kan ve vitröz sıvılar Çukurova Üniversitesi Biyokimya Anabilim Dalında glukoz oksidaz kiti ile çalışılmıştır. Çıkan veriler verilerin istatistiksel analizi, Studnt t testi kullanılarak yapılmış, p<0.05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: 17 adet tavşan 8 hipergisemi, 8 hiperglisemi, 1 kontrol grubu olarak ayrıldı. Hiperglisemi ve hipoglisemi grubunun 5 günlük glukoz takibi sırasında kan glukoz düzey ortalamaları diyabetik düzeyde idi ve günler arasında anlamlı fark yoktu. Hiperglisemik tavşanların kan glukoz düzeyi ölüm anında 512±52,1 mg/dl olarak ölçüldü. Ölüm anında vitröz glukoz düzeyi ise 518,3±76,8 mg/dl olarak ölçüldü. Tavşanlar 1 gün ölü olarak bekletildikten sonra kan ve vitröz glukoz düzeyleri sırasıyla 433,9±59,3 mg/dl ve 329,8±86,6 mg/dl olarak ölçüldü. Hipoglisemik tavşanların kan glukoz düzeyi ölüm anında 39±3,8 mg/dl olarak ölçüldü. Ölüm anında vitröz glukoz düzeyi ise 53,4±13,9 mg/dl olarak ölçüldü. Tavşanlar 1 gün ölü olarak bekletildikten sonra kan ve vitröz glukoz düzeyleri sırasıyla 36±4,2 mg/dl ve 1,6±0,6 mg/dl olarak ölçüldü. Hipoglisemi grubunda vitröz sıvı 0. ve 1. gün değerleri değerlendirildiğinde iki değer arasında istatistiksel bir fark olduğu görüldü (p=0.0036). Sonuç: Diyabet hastalığı ülkemizde sık görülen hastalıklardandır. Diyabet hastalığının akut komplikasyonlarına bağlı ani beklenmedik ölümler ortaya çıkmaktadır. Ani beklenmedik ölüm nedeni ile getirilen adli vaka etiketi olan tüm olgularda biyokimyasal analizlerin yapılması, mutlaka vitröz sıvı örneklerinin alınmasının gerekli olduğu bunun tanı koymayı kolaylaştıracağı görülmektedir. Bu da ölüm nedeninin saptanmasına ve adaletin oluşmasına katkı sağlayacaktır.
Deneysel olarak oluşturulan diyabet ve iskemi-reperfüzyonda liraglutidin testis üzerine etkileri
Testiküler torsiyon, neonatal ve ergenlik döneminde sıklıkla görülen ürolojik bir problemdir. Testiküler torsiyondaki temel patoloji, torsiyonu takiben serbest oksijen radikalleri tarafından oluşturulan doku hasarı ile birlikte ortaya çıkan biyokimyasal ve yapısal değişikliklerdir. Diyabetes Mellitus; insülin eksikliği ve/veya insülin direnci sonucu kanda glukoz seviyesinin yükselmesine bağlı olarak gelişen, akut ve kronik komplikasyonlara neden olabilen, sistemik bir hastalıktır. Literatürde glisemik kontrol için liraglutid uygulaması rapor edilmiştir. Ayrıca son yıllarda özellikle tip 2 diyabet hastalarında böbrek, kalp, mide, bağırsak, beyin, pankreas, over, karaciğer ve adipoz doku gibi, çeşitli organ ve dokularda da deneysel araştırmalar yapılmıştır. Erkek üreme sistemi üzerine liraglutidin etkisiyle ilgili çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Sunulan çalışmada deneysel olarak diyabet oluşturulan ve iskemi/reperfüzyon uygulanan sıçanlarda testiste, liraglutidin antidiyabetik, antioksidatif ve antiapopitotik etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmamızda Wistar albino cinsi toplam 36 adet erkek sıçan kullanıldı. Kontrol grubu (Grup 1, n=6), diyabet grubu (Grup 2, n=12), torsiyon grubu (Grup 3, n=18) olmak üzere denekler 3 gruba ayrıldı. 2.grup sıçanlarda, 50 mg/kg streptozosin uygulamasından 72 saat sonra kan glukoz seviyeleri ölçüldü, > 300 mg/dL olan sıçanlar diyabetik olarak kabul edildi. Diyabetik sıçanlar da kendi içinde 2 alt gruba ayrıldı. 2a grubu sıçanlar, 14 gün boyunca normal koşullarda yaşatılırken, 2b grubuna 14 gün boyunca 0,3 mg/kg liraglutid günde 2 kez subkutan olarak uygulandı. 3. grup sıçanların sol testisleri 720° döndürülerek torsiyon gerçekleştirildi. Torsiyon yapılan bu grup sıçanlar da kendi içerisinde 3 alt gruba ayrıldı. 3a grubu denekler, 3 saatlik torsiyondan sonra sakrifiye edildi. 3b grubundaki sıçanların ise testislerine 3 saatlik torsiyon sürecinden sonra detorsiyon yapıldı ve 14 gün yaşatıldı. 3c grubuna torsiyonun 2. saatinde subkutan olarak 0,3 mg/kg liraglutid enjekte edildikten 1 saat sonra detorsiyon yapıldı ve ardından 14 gün boyunca, günde 2 kez liraglutid enjeksiyonuna devam edildi. Sakrifikasyondan önce sıçanlardan alınan kan örneklerinde MDA, SOD ve testosteron ölçümleri yapıldı. Elde edilen testis doku örnekleri ışık ve elektron mikroskobik incelemeler için hazırlandı. Ayrıca testis doku kesitlerinde, apopitotik marker olan kaspaz-3 ekspresyonu immunohistokimyasal olarak araştırıldı. Çalışmamızda; ışık mikroskobik olarak diyabet (Grup 2a), torsiyon (Grup 3a) ve torsiyon/detorsiyon (Grup 3b) gruplarında seminiferöz tübüllerde dejenerasyon ve interstisyumda ödem gözlenirken, ince yapı düzeyinde elektron dens Sertoli hücre sitoplazmasında dev lipid damlacıkları, SER vakuolizasyonu ve dejenere mitokondriyonlar dikkati çekti. Ayrıca spermatojenik hücrelerde büzüşmeler ve apopitotik değişiklikler izlendi. Liraglutid uygulanan gruplarda ise, ışık mikroskobik düzeyde nispeten normale yakın bir morfoloji gözlenirken, ince yapı düzeyinde; bazı tübüllerde çift çekirdekli anormal spermatidlere, lümende immatür, fagositik ve apopitotik hücrelere rastlandı. İmmünohistokimyasal bulgularda 2a, 3a ve 3b gruplarında, kaspaz-3 ekspresyonu belirgin olarak gözlenirken, 2b ve 3c gruplarında, kontrol grubuna benzer ekspresyon elde edildi. Biyokimyasal analizlerde; 2a, 3a ve 3b gruplarında MDA seviyelerinde artış, SOD ve testosteron düzeylerinde azalma görüldü. 2b ve 3c gruplarında; SOD, MDA ve testosteron seviyelerinin kontrol grubuna yakın olduğu dikkati çekti. Bütün bulgular birlikte değerlendirildiğinde; liraglutidin diyabet ve torsiyon/detorsiyon gruplarında meydana gelen yapısal değişiklikler ile hormon seviyeleri üzerine olumlu etkilerinin, uzun süreli kullanımda daha etkin olabileceği düşünüldü. Liraglutidin, testise etkileri ile ilgili ileri araştırmaların yapılması ve buna yönelik bilgilerin artmasıyla, gelecekte diyabet hastalarında ve/veya torsiyon/detorsiyon vakalarında, testis yapısı ve fonksiyonunun korunmasında, alternatif bir tedavi ajanı olabileceği kanaatine varıldı.
Diyabet oluşturulmuş sıçanlarda ferula elaeochytris (çakşır) kök ektresinin erektil disfonksiyon üzerindeki etkisi
Ferulago elaeochytris yurdumuzda "ÇAKŞIR" diye bilinen endemik bir bitki olup Güney ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde afrodizyak olarak kullanılmaktadır. Ferulago elaeochytris kök ekstresinin insan penis erektil dokusunda gevşeme cevaplarını artırdığını gösteren bilimsel araştırma sayısı azdır. Bu ekstrenin aynı zamanda güçlü antioksidan ve antiinflamatuvar özelliklere sahip olduğu ileri sürülmüştür. F. elaeochytris'in diyabetik erektil disfonksiyon üzerinde ki etkisine bakılmamıştır. Bu tez çalışmasında in vivo ve in vitro ortamda diyabetik sıçan modellerinde F. elaeochytris kök ekstresinin diyabetle oluşan erektil disfonksiyon üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu çalışmada, Wistar albino erkek sıçanlar(n=72) beş gruba ayrıldı; kontrol grubu, diyabetik grup(60mg/kg; streptozotosin; i.p; tek doz), F. elaeochytris grubu(40 mg/kg/gün; intragastrik), diyabet+F. elaeochytris grubu(40 mg/kg/gün ve etanol grubu (%95'lik, 1 ml/gün). F. elaeochytris etanol içerisinde çözüldü. F. elaeochytris ve etanol 8 hafta boyunca intragastrik olarak verildi. Intrakavernozal basınç ve kavernozal dokunun nitrerjik gevşeme cevaplarının in vivo ve in vitro ortamda erektil fonksiyonları değerlendirildi. Elde edilen veriler GraphPad Prism software programında one way ANOVA istatiksel programı içinde "Bonferroni corrected t test kullanılarak analiz edildi. 0,05 den düşük "P" değerleri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmamızda diyabet grubunda asetilkolinle oluşturulan endotel-bağımlı gevşeme cevapları ile elektriksel saha stimülasyonu(ESS) ile oluşan nörojenik, nitrerjik gevşeme cevapları anlamlı olarak azalmıştır. Sıçanların ve testis ağırlıklarında anlamlı azalma kaydedilmiştir, özellikle testislerin ve kavernoz dokuların histopatolojik incelemesinde kavernöz dokuda aşırı konjesyon ve patolojik bulgular gözlemlenirken testislerde spermatojenez aktivitesinde anlamlı azalma mevcuttur. Diyabetik sıçanlara Çakşır verilmesi azalmış nitrerjik cevapları ve intrakavernozal basıncı tersine çevirmiştir. Artmış kan glukozunu azaltmış, kilo ve testislerdeki ağırlık kayıplarını önlemiştir. Spermatojenezi arttırmıştır. Çakşırın tek başına veya çözücüsü olan etanol'ün tek başına uygulanması sonuçları önemli derecede etkilememiştir. Çakşırın bu düzeltici etkileri onun antioksidan veya içeriğindeki farklı moleküllere bağlı olabilir. Ancak, bu hipotezi desteklemek için antioksidan düzey ölçümleri gibi daha ileri çalışmalara gerek duyulmaktadır.
5 Hz ve 15 Hz düşük frekanslı pulslu manyetik alanların streptozotosinin indüklediği sıçanlarda periferal diyabetik nöropatiyi tedavi edici etkilerinin araştırılması
Diabetes Mellitus (DM) cinsiyet farkı gözetmeksizin populasyonda yaygın olarak görülen ve gittikçe artan makrovasküler (kardiyovasküler) ve mikrovasküler (retinopati, nefropative nöropati) komplikasyonlara sebep olan otoimmün bir hastalıktır. Diyabetle birlikte gelişen periferal diyabetik nöropatinin (DPN) tedavisinde düşük frekanslı pulslu manyetik alan (PMA) uygulamalarının periferal kan mono nükleer hücreleri uyardığı, anjiyogenez ve diyabetik ayak ülserlerinde kullanıldığı çalışmalarda gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı 5 Hz ve 15 Hz düşük frekanslı pulslu manyetik alanların streptozotosinin indüklediği periferal diyabetik nöropatinin tedavisinde etkililerini belirlemektir. Çalışmada Wistar Albino türü 60 adet sıçan kullanıldı. Sıçanlar control (K), diyabet (D), 5 Hz ve 15 Hz PMA uygulama grupları olmak üzeri toplam 6 grupa ayrıldı. PMA grubunda bulunan sıçanlar, haftada 5 gün, günde 1 saat, 8 hafta boyunca 5 ve 15 Hz düşük frekanslı PMA etkisine bırakıldılar. Deney süresi boyunca haftada bir kez sıçanların kan glukoz seviyeleri ve ağırlıkları ölçüldü. Mekanik ve termal plantar testler yapıldı ve deney süresinin sonunda sıçanların kalplerinden kanları alındı, serum insülin (INS), tümör nekroz faktör alfa (TNF-α), interlökin- 2 (IL-2), interlökin-6 (IL-6) ölçüldü. Çalışmamızda, K ve K-PMA gruplarında bulunan sıçanların 8 hafta sonunda, deney başlangıcındaki ilk değerlerine göre ağırlıklarının arttığı ve kan glukoz seviyelerinin azaldığı; D ve D-PMA gruplarında bulunan sıçanların ağırlıklarının ve kan glukoz seviyelerinin azaldığı görüldü. Fakat bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildir. Sekiz hafta sonunda tüm gruplarda bulunan sıçanların kan örneklerinden INS seviyeleri ve IL-2, IL-6 ve TNF-α ölçüldü. K ve D alt gruplarında değerler PMA ile bir miktar değişmektedir, fakat dalgalanma çok yüksek olduğundan bu değişimler istatistiksel olarak anlamlı değildir. Termal latans ve mekanik eşik değerlerinde D-PMA grubu ile D grubu arasında anlamlı fark vardır, PMA uyarımı, diyabetik sıçanlarda termal ve mekanik uyarana karşı hipersensitivite gelişimini önemli ölçüde engelledi. Bugünkü çalışmamızın sonuçları, PMA ile yapılan tedavinin DPN için hayvan modellerinde gözlenen anormalliklerin gelişmesini engelleyebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, PMA'nin DPN üzerindeki spesifik mekanizmalarını aydınlatmak ve PMA'nin klinik uygulama için uygulanabilirliğini teyit etmek için ileri araştırmalara ihtiyaç vardır.
Streptozotosin ile indüklenmiş diyabetik sıçanlarda pterostilben ve resveratrolün gastroknemius kasının biyomekanik, biyokimyasal ve histolojik özellikleri üzerine etkileri
Diyabetin iskelet kasları üzerine olumsuz etkilerinin olduğu; kas kontraktilitesini değiştirdiği ve kasılma kuvvetinde azalma meydana getirdiği görülmüştür. Diyabetik sıçanlarda, antioksidan özellikli resveratrol ve pterostilben uygulamalarının metabolik parametreleri iyileştirdiği birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı streptozotosinin (STZ) indüklediği diyabetik miyopatinin tedavisinde farklı dozlarda pterostilben (PTS) (trans-3,5-dimethoxy-4-hydroxystilbene) ve resveratrol (RSV) (trans-3,5,4'-trihydroxystilbene) uygulamasının karşılaştırmalı etkilerini araştırmaktır. Çalışmada ağırlıkları 250-300 g arasında değişen Wistar Albino türü 80 adet erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar; Kontrol, Diyabet, Diyabet+10 mg/kg PTS, Diyabet+20 mg/kg PTS, Diyabet+40 mg/kg PTS, Diyabet+10 mg/kg RSV, Diyabet+20 mg/kg RSV ve Diyabet+(10+10) mg/kg PTS/RSV olmak üzere toplam 8 gruba ayrıldı. Diyabet grubunda bulunan sıçanlara, intravenöz olarak kuyruk veninden 45 mg/dl/ml streptozotosin enjekte edildi. 5 haftalık deney süresinin sonunda gastroknemius kas preparatları çıkarıldı ve biyomekanik kayıtların alınmasına geçildi. Daha sonra iskelet kası dokularının elektron mikroskobik görüntüleri incelendi. Sıçanlardan alınan kanlardan kan glikoz, serum insülin ve malondialdehit seviyeleri analiz edildi. Sonuç olarak diyabetle birlikte azalma gösteren iskelet kası izometrik kasılma kuvvetleri PTS antioksidan uygulamalarıyla RSV antioksidan uygulamalarına göre daha fazla artış gösterdi. Ayrıca kan glikoz, serum insülin ve malondialdehit düzeylerinin PTS uygulamalarında daha çok normale yaklaştığı görüldü. Antioksidan tedavisi uygulanan diyabetik sıçanların elektron mikroskobik görüntülerine bakıldığı zaman, Mix grubunun Tip-1 DM'deki iyileştirici etkisinin diğer gruplara nispeten daha iyi olduğu gözlendi.
Yüksek glikozlu besiyeri ile deneysel diyabetik modelde hasara uğratılmış spermlere dondurma – çözme işlemi sonrası kök hücre ve niş etkisi
Amaç: Sperm dondurma işlemi, spermlerin kriyoprotektanlar ile -80 -196 °C sıcaklık arasında dondurularak ihtiyaç duyulduğunda tekrar kullanılması amacıyla saklanması işlemidir. Diyabetes Mellitus insülin hormonu eksikliği ya da etkisizliğidir. Yüksek kan şeker düzeyinden dolayı DM hastalarında tüm hücreler oksidatif stres altındadır ve DM nin oluşturduğu hücre hasarından dolayı sperm kalitesi düşmektedir. Kök hücreler organizmanın kendi bünyesinde bulundurduğu kolayca elde edilen ve faktörler aracılığı ile yönlendirilen öncül hücrelerdir. Çalışmalarda kök hücrelerin diğer hücreleri olumlu yönde etkiledikleri bilinmektedir. Çalışmamızda kök hücre ve çevresinin krioprezervasyonun olumsuz etkisi ve diabetin olumsuz etkisi üzerine etkisi değerlendirilerek literetürdeki eksiklik giderilecektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Mezenşimal kök hücre otolog olarak, Sperm hayvanın epididimisin mekanik ayrışma yöntemiyle, hazırlanmış olup deney grupları kök hücre, niş ve kök hücre + niş olacak şekilde diabet taklit grubu ve normal glikoz şeklinde gruplar hazırlandı. Bulgular: Tüm deney gruplarında krioprezervasyon ve zaman apoptatik etkiyi ve oksidatif sitresi artırdığı, diabet taklit gruplarında bu olumsuz etkilerin çok daha arttığı, fakat kök hücre niş ve kökhücre + niş olan gruplarda oksidatif sitres ros düzeylerinin ve canlılık hareket değerlerinde yapılan analizde iyileşme olduğu (p<0,01) gözlendi. Sonuçlar: Çalışmamız sonuçta bulgular ile yapılan değerlendirmede; Dondurma çözmenin sperm hasarını artırdı, Diabet in bu hasarları dahada artırdığı, Mezenşimal kök hücre ve niş uygulamarının bu hasarları azaltığı gözlendi.
Deneysel diyabet modeli oluşturulmuş ratlarda lavanta yağının yara iyileşmesine etkisi
Lavanta yağının, deneysel diyabet modeli oluşturulmuş ratlarda diyabetik yara iyileşmesine etkisinin belirlemesi amacıyla, TÜBİTAK desteği alınarak 7 Ekim 2019-7 Şubat 2020 tarihlerinde 4-5aylık, ağırlıkları 250-350gr, "Wistar Albino" türü 48 erkek sıçanla randomize kontrollü, deneysel olarak yapıldı. Çalışmaya üç diyabetik deney, üç kontrol grubu dahil edildi. Deney grubundaki sıçanlar 60mg/kg streptazotosinle indüklenerek diyabet modeli oluşturuldu. Sıçanların sırtına pannikulus karnosus kasını içeren 12mm biyopsi punch ile üçer yara açıldı. Grupların yaralarına lavanta yağı 0.5ml, pozitif kontrol 0.5gr madecassol pomad, negatif kontrol %0.9 serum fizyolojik(SF) uygulandı, yaralar açık bırakıldı. Yara iyileşmesinin makroskobik değerlendirilmesinde; üçüncü, beşinci, yedinci, 11, 14. günlerde yara çapı ölçülerek Walker formülüyle yara iyileşme yüzdesi, yaralar fotoğraflanarak Image J görüntü analizi programıyla yara alanları hesaplandı. Mikroskobik değerlendirmede; birinci, yedinci, 14. günlerde sıçanlardan ¼ doku örnekleri alındı. Doku örnekleri Hematoksilen-Eozin(H-E) ve Vascular Endothelial Growth Factor (VEGFA), kollajen-I, kollajen-III dağılımlarını belirlemek için indirekt immunoperoksidaz yöntemiyle boyandı. Diyabetik ve kontrol gruplarında ölçüm yapılan günlerde Walker iyileşme yüzdesinde en yüksek ve Image J ölçümlerinde en düşük yara alanının, lavanta yağıyla pansumanı yapılan gruplarda olduğu belirlendi. Mikroskobik incelenmesinde H-E boyamada lavanta yağının; ilk yedi günde inflamatuar hücre infiltrasyonunu, yedi ve 14. günde anjiyogenezisi arttırdığı, granülasyon doku oluşumu ve reepitelizasyonu hızlandırdığı saptandı. Yedinci günde VEGFA, kollajen-III, 14. günde kollajen-I düzeyi en yüksek lavanta yağı uygulanan gruplarda ölçüldü. Yara iyileşmesi açısından lavanta yağı-SF grupları arasında anlamlı farklılık saptanırken, madecassol-lavanta arasında anlamlı fark olmadığı belirlendi. Bu durum lavanta yağının pozitif kontrolle uyumlu sonuçlar verdiğini göstermektedir. Lavanta yağıyla pansumanın tüm gruplarda makroskopik ve mikroskobik olarak yara iyileşmesinde etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Diyabetik Ayak, Hemşirelik, Lavanta Yağı, Sıçan, Yara Bakımı
Diyabet ve normal, genç ve yaşlı gebelerde serviks kollajenleri ve damar yapısı
Diabetes mellitus, hiperglisemi ile özelleşmiş heterojen bir metabolizma bozukluğudur. Diyabetin gebelik üzerine, gebeliğin de diyabet üzerine olumsuz etkileri vardır. Yaşlanma ise hücrelerden organlara kadar tüm yapılarda fonksiyonların giderek azaldığı karmaşık bir süreçtir. Yaşlanma ile ortaya çıkan değişiklikler diyabetin gelişmesini ve sonucunu etkilemektedir. Çalışmamızda, gebelik sırasında kollajen liflerinde yeniden yapılanma ve vasküler düzeyde değişiklikler gösterdiği bilinen serviks dokusunda; gebeliğe ek diyabet ve yaşlanmanın da olası etkilerinin belirlenmesi amacıyla; kollajen Tip III, IV, VI ve alfa aktin primer belirteçleri kullanılarak immünohistokimyasal değerlendirmeler yapıldı. Çalışmamızda genç gruplar için 2 aylık, yaşlı gruplar için ise 8 aylık olmak üzere 48 adet Sprague Dawley cinsi dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar her grupta 6 denek olacak şekilde toplam 8 gruba ayrıldı. Diyabetli gruplardaki deneklere, intraperitoneal olarak, tek doz 50 mg/kg STZ uygulandı. Uygulamayı takiben 2 aylık izlemeden sonra diyabetli ve kontrol gruplarından, gebe bırakılacak olan deneklerde gebelik oluşumu sağlandı. Gebeliğin 14. gününde, tüm gruplara ait serviks dokuları çıkarıldı. İmmünohistokimyasal ve istatistiksel sonuçlar değerlendirildi. Sonuç olarak çalışmamızda gebeliğin ilerleyen orta evrelerinde, serviks kollajenlerinin tüm belirteçlerle artması, gebeliğin sürekliliğini sağlamak için gerekli olduklarını düşündürdü. Doğuma yakın bu belirteçlerin azalabileceği kanısına varıldı. Yaşın ilerlemesiyle birlikte kollajen ifadelenmesinin artması yaşlılıkla dokunun gerilemesinin bir göstergesi olarak kabul edildi. Diyabetik gruplarda tüm kollajenlerin ifadelenmesindeki artışın ise düşük olasılığını azaltmaya yönelik olduğu kanısına varıldı. Alfa aktin ifadelenmesinin gebe ve diyabetik gruplarda stromada azalması, apoptozisin bir göstergesi olarak kabul edilirken, damar duvarında düz kaslarda artması ise artan damarlanmaya koşut gerçekleştiği sonucunu düşündürdü.
Sıçanlarda streptozotosin ile indüklenen diabetes mellitusun sebep olduğu testiküler oksidatif hasara karşı hidroksitirosolün koruyucu rolünün araştırılması
Diabetes Mellitus, insülin yetmezliğine veya direncine bağlı olarak gelişen, organ ve işlev kayıplarına yol açabilen, yüksek morbidite ve mortalite hızı, yüksek tedavi harcamaları ve iş gücü kaybı nedeni ile topluma sosyoekonomik yük getiren metabolik bir hastalıktır. Hidroksitirozol zeytin bitkisinde yaygın olarak bulunan güçlü bir doğal serbest radikal baskılayıcısıdır. Yapılmış olan bu çalışma ile Diabetes Mellitus'un sıçan testisleri ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine olası olumsuz etkilerine karşı hidroksitirosolün koruyucu rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Deneyde, Kontrol, Hidroksitirozol, Streptozotosin, Hidroksitirozol + Streptozotosizn olmak üzere 4 grup oluşturuldu. Diyabet modeli oluşturmak için tek doz 55 mg/ kg/ i.p. streptozotosin uygulaması yapıldı. STZ enjeksiyonundan 42 saat sonra kan glukoz değerleri ölçülerek 250 mg/ dL ve üstü olan ratlar diyabet olarak kabul edildi. STZ + HT ve HT grubuna 30 gün boyunca 10 mg/ kg/ i.p. HT uygulaması yapıldı. Sıçanların deney öncesi ve deney sonu vücut ağırlıkları, açlık kan şekerleri ölçülüp karşılaştırıldı. Testosteron düzeyleri ölçülmek üzere kan örnekleri toplandı. Testisler çıkarılıp ağırlıkları kaydedildi ve Testis Ağırlık İndeksi hesaplandı. Testislerde mikroskobik ve morfolojik incelemeler yapıldı. Sperm parametrelerinin analizi için epididimisten spermatozoa aspire edilerek spermiyogram yapıldı. Deney sonunda; Hidroksitirozol verilen gruplarda diyabetle birlikte artan açlık kan şekerinin azaldığı görüldü. Histolojik incelemelerde, Diyabet grubunda düzensiz şekilli seminifer tübüller, germ hücre tabakalarında azalma, apoptotik hücreler ve rezidüel cisimcikler saptandı. STZ + HT grubunda ise morfolojik düzelmeler görüldü. İmmünohistokimyasal incelemelerde, Diyabet grubunda kontrol grubuna göre Nrf2 ekspresyonunda bir artış olduğu gözlenirken tedavi grubunda ekspresyonunun STZ grubuna kıyasla daha az olduğu belirlendi. Hidroksitirozolün T1DM artan kan şekerini azalttığı, testiste oluşan hasara karşı koruyucu etki gösterdiği ve Nrf2 ekspresyonunu azalttığı gözlendi.
Diyabet oluşturulan erkek farelerde asprosinin bazı hormonlar ve metabolik faktörler üzerine etkisi
Diabetes mellitus (DM) , prevelansı giderek artan en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Zayıf glisemik kontrol ve insülin direnci nedeniyle Diabetes mellitusta lipid, enerji ve glukoz metabolizmaları etkilenir. Bunlara ek olarak DM, plazma serbest yağ asidi, trigliseritler (TG) ve düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) seviyelerinde bir artışa ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) seviyesinde düşüşe neden olur. Beyaz yağ dokusundan salınan bir hormon olan asprosin, yağ dokusundan karaciğere alınır ve karaciğerden dolaşıma hızlı bir glikoz salınımına neden olur. Yapılan çalışmalar asprosin seviyesinin diyabet, obezite, polikistik over sendromu ve metabolik sendrom gibi durumlarda değiştiği göstermiştir. İştahı artıran asprosinin, vücut yağ kütlesi ve iştahsızlığın düzenlenmesinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Sağlıklı farelere tek doz asprosin verilmesinin kan şekerini yükselttiği de bilinmektedir. Önemli miktarda yağ dokusundan salgılanan bir diğer hormon olan leptinin enerji metabolizmasının düzenlenmesinde anahtar rol oynadığı bilinmektedir. Ghrelin, mideden salgılanan glikoz metabolizmasında rol oynadığı bilinen oreksinerjik bir peptittir. Açlık hormonu ghrelinin, asprosine benzer şekilde hareket ederek, kan beyin bariyerini geçerek ve hipotalamik gıda alım sistemi yoluyla cAMP'ye bağımlı AgRP nöronlarını aktive ederek iştahı uyardığı gösterilmiştir. Son çalışmalar, bir adipomiyokin olan irisinin, termojenez, toplam vücut enerji metabolizması ve glukoz homeostazının düzenlenmesinde rol oynayabileceğini göstermektedir. Ayrıca uzun süreli irisin uygulaması sağlıklı erkek sıçanlarda serum asprosin düzeylerini artırırken obez erkek sıçanlarda bu artış göstermediği bildirilmiştir. Sağlıklı ve diyabetik hayvanlarda tekrarlanan asprosin uygulamasının kan şekeri, leptin, ghrelin ve irisin düzeylerini değiştirip değiştirmediği bilinmemektedir. Ayrıca diyabetik farelerin karaciğerinde steatohepatite neden olan TG, kolesterol ve LDL birikimi üzerine asprosinin etkileri de bilinmemektedir. Bu çalışmanın hipotezi, yağ dokusundan karaciğere alınan ve karaciğerden dolaşıma glikoz salınımına neden olan asprosinin tekrarlayan uygulamasının diyabetle değişen kan şekeri, leptin, grelin ve irisin düzeylerini düzenleyeceğidir. Ayrıca steatohepatit ile ortaya çıkan ve diyabetin bir komplikasyonu olarak ortaya çıkan karaciğerde TG, kolesterol ve LDL artışını önleyeceği düşünülmektedir. Bu tez çalışması, 25-30 g ağırlığındaki 40 yetişkin erkek Balb/C faresi kullanılarak gerçekleştirildi. Fareler randomize bir şekilde kontrol, asprosin (1 g/kg), asprosin (10 g/kg), streptozotosin (STZ), STZ + asprosin (10 g/kg) (n=8 her bir grup için) olmak üzere beş gruba ayrıldı. Asprosin, farelere 3 günlük aralıklarla dört kez intraperitoneal olarak (i.p.) enjekte edildi. Kan glukoz ölçümü kuyruk veninden manuel glukometreyle yapıldı. Serum leptin, ghrelin, irisin düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Karaciğer örnekleri homojenize edildi. Trigliserid, kolesterol ve ldl düzeyleri otoanalizatör kullanılarak belirlendi. Varyansların normalliğini ve homojenliğini belirlemek için sırasıyla Shapiro-Wilk testi ve Levene yöntemi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki önemli farklılıklar, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve ardından post hoc Tukey testi ile belirlendi. Bu tez çalışmasıyla ilk kez sağlıklı hayvanlarda kan glukozunu arttıran asprosinin diyabetik hayvanlar kan glukoz seviyesini değiştirmediği gösterildi. Asprosin diyabetik farelerde irisin düzeyini düşürürken ghrelin düzeyini yükseltirken leptin düzeyini değiştirmedi. Asprosin diyabetik farelerde artan hepatik TG, kolesterol ve LDL seviyelerini azalttı. Çalışmamızın sonuçları, asprosinin glukoz ve enerji metabolizmasının düzenlenmesinde önemli bir rolü olabileceğini göstermektedir. Ayrıca asprosinin diyabet ve diyabet komplikasyonları ile ilişkisini anlamada büyük ölçüde katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Asprosin, diabetes mellitus, kan glukozu, irisin, ghrelin, leptin
Deneysel diyabet oluşturulmuş ratlarda perilil alkolün bax ve bcl-2 protein ekspirasyonları ile oksidatif stres üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada deneysel diyabet oluşturulmuş ratlarda perilil alkolün böbrek dokusunda Bax, Bcl-2 protein ekspresyonları ile oksidatif stres üzerinde etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla 40 rat her grupta 10 hayvan olacak şekilde 4 gruba ayrılmıştır. 1. Grup (kontrol), 2. Grup (Diyabet) (STZ 50 mg/kg i.p, Tek Doz), 3. Grup (Perilil Alkol) (Perilil Alkol 50 mg/kg p.o, 7 gün), 4. Grup (DM+PA) (STZ 50 mg/kg i.p, Tek Doz + Perilil Alkol 50 mg/kg 7 Gün). Uygulama bütün hayvanlar için toplam on gün sürmüştür. Çalışmada STZ uygulanan hayvanların 72 saat sonra kan glukoz seviyeleri ölçülmüş ve 270mg/dl üzerindeki hayvanlar diyabetli olarak kabul edilmiştir. Çalışma sonunda hayvanlar eter anestezisi altında sakrifiye edilerek her iki böbrek alınmış ve alınan böbrek dokularından biyokimyasal parametreler (MDA ve GSH seviyeleri , GSH-Px ve Katalaz aktivileri) ile apoptotik indeks markerları olan Bax ve Bcl-2 protein seviyeleri ölçülmüştür. Çalışma sonucunda; diyabet oluşturulan gruplarda MDA seviyesi kontrol grubuna göre artmış (p<0,01); GSH, GSH-Px ve Katalaz seviyeleri ise azalmıştır (p<0,05). Diyabet+Perilil Alkol grubunda ise diyabet sonucu artan MDA düzeyleri eski seviyesine düşmüş (p<0,01); azalmış olan GSH, GSH-Px ve Katalaz seviyeleri ise tekrar normal düzeylere çıkmıştır (p<0,05). Western blot analizi sonucu Bax protein düzeyleri diyabet ile birlikte artış göstermiş; fakat Diyabet+ Perilil alkol grubuna, perilil alkolün uygulanmasıyla normal seviyesine düşmüştür (p<0,05). Bcl-2 seviyesi ise DM+PA grubunda artış göstermiştir (p<0,01). Bax/Bcl-2 oranı ise diyabet grubunda artmış olmasına rağmen (p<0,05), perilil alkol uygulanmasıyla DM+PA grubunda tekrar normal seviyesine inmiştir (p<0,01). Sonuç olarak, perilil alkolün diyabet sonucu oluşan oksidatif stresi azalttığı ve antioksidan etkinliği artırdığı, bununla birlikte apoptotik indeks göstergesi olan Bax/Bcl-2 oranını ise azalttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Perilil Alkol , Diyabetes Mellitus, Apoptozis
Yüksek yağlı diyet/streptozotosin ile indüklenen diyabetik ratlarda mango ginger ekstraktının gsk-3β/fyn/nrf2 sinyal yolağı üzerine etkisi
Dünya genelinde insidansı hızla artan diyabet ile mücadelede yeni stratejilerin araştırılması için sıklıkla hayvan modelleri kullanılmaktadır. Rodentlerde yüksek yağlı diyet (YYD) ve STZ uygulanması insan tip 2 diyabeti (DM2) için uygun bir modeldir. DM2 ve komplikasyonlarına karşı çeşitli fitokimyasalların koruyucu veya tedavi edici etkileri araştırılmaktadır. Curcuma amada Roxb (Mango Ginger, MG) tıbbi bitkiler alanında antioksidan ve antiinflamatuvar gibi farmakolojik ve biyolojik etkileri ile dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı; yüksek yağlı diyet (YYD) ve streptozotosinle (STZ) indüklenmiş diyabetik sıçanlarda, diyabetin olumsuz etkilerine karşı potansiyel koruyucu etkisi olabilecek MG ekstraktının etkilerinin belirlenmesi ile GSK-3 beta/Fyn/Nrf2 sinyal yolakları üzerine MG ekstraktının nasıl etki edeceğinin ortaya konmasıdır. Çalışmada 28 adet erkek Wistar albino sıçan rastgele dört gruba ayrıldı; i) Kontrol Grubu; standart diyetle beslenen ratlar; ii) MG grubu: standart diyet+ MG (50 mg/kg/gün) uygulanan ratlar; iii) YYD grubu: YYD ile beslenen ve STZ, (40 mg/kg i.p.) uygulanan ratlar; iv) YYD+STZ+MG. Çalışma,12 hafta süreyle devam ettirilmiştir. Diyabetik ratlarda glikoz, insülin ve bazı biyokimyasal değerler artış gösterirken (P<0.01), MG uygulaması bu durumu hafifletmiştir (P<0.001). Diyabetik sıçanlarda, serum ve karaciğer malondialdehit (MDA) artarken (P<0.001), total antioksidan kapasite (TAK) azalmıştır (P<0.001). YYD+STZ grubunda GSK-3β, Fyn ve Keap-1 protein düzeyleri artarken Nrf2 ve HO-1 protein düzeyleri azalmış buna karşın MG uygulaması, diyabetik sıçanlarda tersine bir etki göstermiştir (P<0.05). Diyabetik sıçanlarda MG uygulamasının biyokimyasal parametreleri iyileştirdiği ve GSK-3 beta/Fyn/Nrf2 sinyal yolaklarını regüle ederek antioksidan savunma mekanizmalarını iyileştirdiği ve böylece diyabet tedavisinde destekleyici ve komplikasyonları hafifletici özellik gösterdiği söylenebilir.
Yetişkinlerde tayin edilen bazı kan parametrelerinin,beslenme alışkanlıkları ve bilgi düzeyleri ile olan ilişkisi
Bireylerin,doğru beslenme alışkanlıkları kazanması, yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesi toplumda obezite, kalp-damar hastalıkları, diyabet, vb. hastalıkların görülme riskinin azalmasında rol oynayan koruyucu etmenlerden biridir. Hatalı beslenme bilgi ve alışkanlıkları bireyin yaşam kalitesini bozan en önemli nedenlerdendir.Bu çalışmada diyabet, hiperlipidemi veya hipertansiyon tanısı konmuş hastaların rutin biyokimyasal tetkikleri sonuçları ile bu kişilere uygulanan beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgileri konusundaki anketinin verileri değerlendirilerek, kişilerin beslenme bilincinin ve alışkanlıklarının sağlık üzerindeki önemi vurgulandı.Çalışma grubunda 52 erkek, 81 kadın toplam 133 kişi yer almıştır Ankete katılanların lise ve yüksek okul mezun ağırlıklı olması nedeniyle genel olarak bilgi düzeylerinin yeterli olduğu düşünüldü. Ancak temel beslenme öğeleri konusunda noksanlıkların olduğu da belirlendi.Bulgularımıza göre kişilerin kötü veya hatalı beslenme alışkanlıkları kan lipit değerlerini etkilemiş normal değerlerin üzerine çıkarmıştır. Vücut kitle indeksleri hesap edilerek yaş gruplarına ve hastalık durumlarına göre değerlendirildi. Kırk yaşın üzerindeki kişilerde vücut kitle indeksi normalin üst sınırını geçtiği için bu durum şişmanlık olarak değerlendirildi.Metabolik sendromlu olarak belirlenen kişilerin bel çevresi, büyük ve küçük tansiyon, açlık kan şekeri değeri, trigliserit değeri, kontrol grubu değerlerinden anlamlı derecede yüksek HDL-kolesterol değeri de düşük bulundu. Sadece şeker hastası olan grubun açlık kan şekeri değeri (143 mg/dL) kontrole göre anlamlı derecede yüksektir. Keza şeker hastası ve hiperlipidemisi olan grubun da açlık kan şekeri değeri (182 mg/dL) kontrole göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Sadece hiperlipidemi grubunda trigliserit düzeyi (268 mg/dL) ve kolesterol değeri (247 mg/dL) kontrole göre anlamlı derecede yüksek bulundu.
Deneysel diyabetik rat modelinde retinal dokuda kolekalsiferol'ün etkisinin incelenmesi
ÖZET Diyabetik retinopati en yaygın diyabet komplikasyonlarından biridir. Dünya genelinde çalışma yaşındaki erişkinlerde, önde gelen körlük nedenleri arasındadır. Diyabetin retinopati etkisini arttıran değişikliklerin patofizyolojisinde; oksidatif stres, apoptozis ve kontrolsüz vasküler proliferasyon yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı; streptozotosin ile deneysel olarak diyabet oluşturulmuş ratların retina dokusunda VEGF, TRPM2, PCNA immünreaktivitelerini, apoptozisi ve oksidatif stres düzeylerini incelemek ve Kolekalsiferol'ün bu parametreler üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmada 41 adet, 8-10 haftalık, Wistar Albino cinsi erkek ratlar rastgele seçilerek beş gruba ayrıldı. Deney hayvanları grup I, II ve III'te 7'şer tane; grup IV ve V'te 10'ar tane olacak şekilde ayrıldı. Kontrol grubuna (grup I) 10 haftalık deney süresince herhangi bir uygulama yapılmadı. Sitrat tampon grubundaki (grup II) ratlara deney başlangıcında tek doz 0,1 M sodyum sitrat intraperitoneal olarak uygulandı. Kolekalsiferol grubundaki (grup III) ratlara deney süresince her gün 200 IU/gün kolekalsiferol oral yolla uygulandı. Grup IV ve V'te bulunan ratlara deney başlangıcında 60 mg/kg tek doz streptozotosin 0,1 M sodyum sitratta (pH:4,5) çözdürülerek intraperitoneal uygulandı. 72 saat sonra kuyruk veninden alınan kanda, glikoz düzeyi 250 mg/dl'nin üzerinde olanlar diyabetik kabul edildi. Diyabet grubuna (grup IV) herhangi bir tedavi uygulanmadı. Diyabet+Kolekalsiferol grubundaki (grup V) ratlara deneysel diyabet oluşturulduktan sonra deney süresince her gün oral kolekalsiferol 200 IU/gün uygulandı. On hafta sonunda anestezi altında dekapitasyon yapılıp, gözler enüklee edildi. Parafin bloklara gömülü doku kesitlerinden VEGF, PCNA ve TRPM2 için immünohistokimyasal boyama yöntemi kullanıldı ve TUNEL yöntemiyle apoptozise giden hücreler belirlendi. Boyamalarda immünreaktivitenin yaygınlığı ve şiddeti esas alınarak histoskorlama yapıldı. Serumdaki TAS ve TOS düzeyleri ELİSA yöntemiyle değerlendirildi. Diyabet grubunda diğer gruplara göre TOS, VEGF, PCNA, TRPM2 ve apoptozis düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış; TAS düzeyinde ise azalma izlendi (p<0.05). Diyabet grubu ile kıyaslandığında, diyabet+kolekalsiferol grubunda TAS düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı artma; TOS, VEGF, PCNA, TRPM2 düzeylerinde ve apoptotik hücrelerde ise azalma gözlendi (p<0.05). Bu çalışma sonucunda deneysel diyabetin retina dokusunda apoptotik hücreleri, VEGF, PCNA ve TRPM2 seviyelerini arttırdığı; tedavi olarak verilen kolekalsiferolün bu parametreleri azalttığı görüldü. Diyabetin retina dokusunu etkilemesinin patofizyolojisinde VEGF'in yanı sıra TRPM2 ve PCNA'nın da önemli rol oynayabileceği kanaatine varıldı. Çalışmamızda kolekalsiferolün diyabetin retina üzerine etkilerini azaltabileceği kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Rat, Diyabetik retinopati, Kolekalsiferol, TRPM2, PCNA, VEGF
Deneysel diyabetik sıçan testis dokusunda irisin ve apoptozis üzerine vitamin D'nin etkilerinin incelenmesi
Diyabet dünyada insidansı gün geçtikçe artan ve testisler dahil tüm biyolojik dokuları etkileyen önemli bir hastalıktır. Bu çalışmada deneysel olarak diyabet oluşturulan sıçanların testis dokularında histolojik ve biyokimyasal olarak irisin, apoptozis, total antioksidan seviye (TAS) ve total oksidan seviye (TOS) değerleri üzerine vitamin D'nin etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ağırlıkları 200-220 g arasında değişen, 8-10 haftalık Wistar ırkı 41 adet erkek sıçan 5 gruba ayrıldı. Birinci gruptaki (Kontrol grubu) 7 hayvana herhangi bir uygulama yapılmadı. İkinci gruptaki (Sitrat buffer grubu) 7 hayvana tek doz 0.1 Molar (M) sodyum sitrat tamponu periton içi (i.p) uygulandı. Üçüncü gruptaki (Vitamin D grubu) 7 hayvana, 50 IU/gün oral yolla vitamin D verildi. Dördüncü gruptaki (Diyabet grubu) 10 hayvana tek doz 50 mg/kg Streptozotosin (STZ) 0.1 M sodyum sitrat tamponunda çözdürülüp i.p verildi. Beşinci gruptaki (Diyabet+vitamin D grubu) 10 hayvana, tek doz 50 mg/kg STZ, 0.1 M sodyum sitrat tamponunda çözdürülüp i.p verildikten ve diyabet oluşturulduktan sonra 50 IU/gün oral yolla vitamin D verildi. Yetmişiki saat sonra kuyruk veninden kan alındı ve kan glikoz düzeyi 250 mg/dl üzerinde olan sıçanlar diyabetik olarak kabul edildi. Sekiz hafta sonra tüm sıçanların kuyruk veninden kan alındıktan sonra sıçanlar sakrifiye edildi ve testis dokuları alındı. Alınan testis dokuları histopatolojik olarak, immünohistokimyasal olarak ve TUNEL metodu ile incelendi. Kan serumundaki ve testis doku süpernatantlarındaki irisin düzeyi Enzyme Linked Immunosorbent Assay (ELISA) yöntemi ile analiz edildi. TAS ve TOS sonuçları ise REL yöntemi kullanılarak değerlendirildi. Histolojik incelemede, diyabet grubundaki sıçanların testislerinde, seminifer tubullerdeki spermatogenik seri hücrelerde azalma en önemli bulgu olarak görülürken, vitamin D'nin bu durumu önemli ölçüde önlediği görüldü. İmmünohistokimyasal incelemede, diyabet grubundaki irisin düzeyinin kontrol grubuna oranla azaldığı, vitamin D uygulamasının ise irisin düzeyini arttırdığı gözlemlendi. Apoptotik hücre sayıları kıyaslandığında ise diyabet grubundaki apoptotik hücrelerin kontrol grubuna oranla arttığı, vitamin D uygulamasının ise apoptotik hücre sayısını azalttığı gözlemlendi. Biyokimyasal analizlerde, diyabet grubunda doku ve serum irisin düzeyleri ve TAS düzeyleri azalırken, TOS düzeyinin arttığı görüldü. Diyabet+vitamin D grubunda ise diyabet grubu ile kıyaslandığında, doku ve serum irisin düzeyleri ve TAS düzeyleri artarken, TOS düzeyinin azaldığı tespit edildi. Vitamin D grubunda ise diyabet+vitamin D grubuna benzer sonuç gözlemlendi. Sonuç olarak vitamin D uygulamasının diyabetin testis üzerindeki olumsuz etkilerini önemli ölçüde ortadan kaldırdığını ve diyabetin tedavisine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Testis, İrisin, Vitamin D, Apoptozis.
Streptozotosin ile oluşturulan deneysel diyabette ekzojen olarak uygulanan oksitosinin sıçan testisi üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada streptozotosin (STZ) enjeksiyonu ile deneysel diyabet oluşturulan sıçanlarda diyabet öncesi ve sonrası oksitosinin tedavi edici ve koruyucu etkisini göstermek amaçlanmıştır. Wistar albino erkek sıçanlar dört gruba ayrıldı; 1) Kontrol grubu (n: 6): sıçanlara 0,3 ml serum fizyolojik intraperitoneal (i.p.) olarak enjekte edildi, 2) STZ grubu (n: 6): 65 mg/kg tek doz STZ i.p. olarak uygulandı ve 4 hafta bekletildi, 3) Oksitosin ön uygulama grubu (n: 6): 5 µg/kg oksitosin i.p. olarak 5 gün boyunca uygulandıktan sonra, tek doz STZ (65 mg/kg) i.p. olarak uygulandı ve 4 hafta bekletildi 4) Oksitosin tedavi grubu (n: 6): tek doz STZ (65 mg/kg) i.p. olarak enjekte edildikten 4 hafta sonra 5 µg/kg oksitosin 5 gün boyunca i.p. olarak uygulandı. Deneyin başında ve deney süresince sıçanlardan alınan kan örnekleri glukometre ile ölçüldü ve glukoz değerleri 200 mg/dl'den yüksek olan sıçanlar çalışmaya dâhil edildi. Uygulamalardan sonra sıçanlar sakrifiye edildi. Testis doku örnekleri ışık ve geçirimli elektron mikroskopi için, kan örnekleri ise malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) ve ileri oksidasyon protein ürünleri (Advanced Oxidation Protein Products, AOPP) ölçümleri için alındı. Testis doku örneklerinden alınan parafin kesitlere histopatolojik skorlama için Hematoksilen ve Eosin (H&E) ve Periyodik asit-Schiff (PAS) reaksiyonu uygulandı. Özellikle oksitosin uygulanan gruplarda; geçirimli elektron ve ışık mikroskopi bulgularında da STZ grubuna kıyasla histopatolojik hasarın anlamlı olarak azaldığı gözlendi. Oksitosin ön uygulama grubunda oksitosin tedavi grubuna kıyasla histopatolojik hasarın anlamlı olarak azalması dikkati çekti. MDA bulgularında oksitosin uygulanan gruplarda STZ grubuna göre anlamlı bir azalma gözlenirken; GSH bulgularında oksitosin uygulanan gruplarda STZ grubuna göre anlamlı bir artış; AOPP'de ise oksitosin uygulanan gruplarda STZ grubuna göre anlamlı azalma gözlendi. Bu bulgular ışığında oksitosinin testisde oluşan diyabet hasarına karşı koruyucu etkisi gösterilmiştir. Sonuç olarak, diyabette oluşan testis hasarına karşı oksitosin uygulamasının klinik olarak önemli bir rol üstleneceğini düşünmekteyiz.
Deneysel diyabetik sıçan böbrek dokusunda matrix metalloproteinase 9 ve apoptozis üzerine vitamin D'nin etkileri
Diyabetik nefropati, son dönem böbrek hastalığının en önemli nedenidir ve diyabete bağlı ölüm nedenlerinde ilk sıralarda yer almaktadır. Matriks metalloproteinazlar (MMP) ekstrasellüler matriksin parçalanması ve dönüşümünde rol oynamaktadır. Bu çalışmada deneysel diyabetik sıçan böbrek dokusunda MMP 9 ve apoptozis üzerine vitamin D' nin etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda erişkin Wistar albino erkek sıçanlar kullanıldı. Deney hayvanları her grupta 7 hayvan olmak üzere 5 eşit gruba ayrıldı. Kontrol grubuna 8 hafta boyunca herhangi bir işlem yapılmadı. Tampon grubuna tek doz fosfat-sitrat tamponu intraperitoneal (i.p) olarak, Vitamin D grubuna ise vitamin D 50 IU/gün oral yolla damlalık aracılığıyla verildi. Diyabet grubuna 50 mg/kg tek doz Streptozotosin (STZ) fosfat-sitrat tamponunda çözdürülerek i.p olarak uygulandı. Diyabet+Vitamin D grubuna ise 50 mg/kg tek doz STZ i.p olarak verilmesinden sonra diyabetin oluşumunu takiben vitamin D 50 IU/gün oral olarak verildi. Deney sonunda sıçanlar dekapite edilip böbrek dokuları çıkartıldı. Rutin histolojik takipler yapılarak parafin bloklara gömüldü. Parafin bloklardan alınan kesitlere MMP 9 için immünohistokimyasal, apoptozis için TUNEL boyama yapıldı. Biyokimyasal total antioxydant status (TAS) ve total oxydant status (TOS) çalışma için örnekler -80 Co'de saklandı. Apoptozis, TAS, TOS, MMP 9 değerleri Kontrol, Tampon ve Vitamin D gruplarında benzerdi. Kontrol grubuyla kıyaslandığında Diyabet grubunda TOS, apoptozis ve MMP 9 değerleri artmış izlenirken TAS değerleri azalmış olarak izlendi. Diyabet grubu ile kıyaslandığında ise Diyabet + Vitamin D grubunda TOS, apoptozis ve MMP 9 değerleri azalmış gözlenirken TAS değerleri artmıştı. Sonuç olarak; diyabetik nefropati patogenezinde oksidatif stres ile MMP 9 arasında ilişkinin aydınlatılabilmesi için gelecekte farklı yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğu ve diyabetin komplikasyonlarını önlemek amacıyla vitamin D ile ilişkili tedavi yaklaşımlarının denenebileceği kanaatine varılmıştır.
Çinko sülfat enjeksiyonunun diyabetik kardiyomiyopati üzerine etkisi
Diyabetik kardiyomiyopati (DKMP) diyabetin neden olduğu kalp damar hastalıklarından bağımsız bir patolojidir ve diyabet hastalığının miyokarda doğrudan hücresel düzeyde gerçekleştirdiği bir saldırı olarak tanımlanmaktadır. Çünkü diyabet hastalığı; iskemiden bağımsız olarak sol ventrikül kütlesi, duvar kalınlığı ve arteriyel sertliği olumsuz etkileyebilmektedir. Çinko ise pankreasın beta ve alfa hücrelerinde bulunmaktadır ve insülin reseptör sinyal iletimi, salgılanması ve doku/organel dağıtımı gibi basamaklarda rol oynamaktadır. Ayrıca, serum inflamatuvar belirteçleri ve oksidatif stresi etkileyerek kronik inflamasyonu azaltabilmekte, kofaktör olarak antioksidan enzimlerin sentezinde, lipitlerin, protein ve karbonhidratların metabolizmasında fonksiyon görmektedir. Bu araştırmanın amacı; Streptozotosin ile deneysel diyabet modeli oluşturulmuş ratlarda, intraperitonal çinkosülfat (ÇS) enjeksiyonunun kardiyomiyopatik belirteçler üzerindeki etkisinin histopatolojik ve biyokimyasal olarak araştırılmasıdır. Her grupta 7 olmak üzere toplam 28 rat çalışmaya dahil edilmiştir. Diyabetik ve diyabetik olmayan şeklinde randomize edilen ratlar, sonrasında deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır. Deney gruplarına ÇS ile formüle edilmiş enjeksiyon 6 mg/kg/gün dozunda 8 hafta boyunca uygulanmıştır. Çalışma süresi boyunca tüm ratlar ayrı kafeslerde, 12 saat gündüz 12 saat gece düzeninde, sabit sıcaklık ve nem altında laboratuvar şartlarında barındırıldı. Ayrıca musluk suyu ve ad. libitum ile beslendi. Çalışma sonunda elektrokardiyografik ve ekokardiyografik inceleme, plazma Pro-BNP ve kopeptin düzeyi ölçme, histopatolojik değerlendirme yapılmıştır. ÇS enjeksiyonu diyabetik ratlarda serum BNP ve kopeptin düzeyi ortalamalarını olumlu yönde etkiledi, özellikle kopeptin seviyesinin diyabetik çinko sülfat uygulanan ratlarda düşük olması anlamlıdır. Bazı EKG parametreleri, ejeksiyon fraksiyonu, end diyastol volüm ve end sistol volüm parametreleri ÇS yapılmayan diyabetik ratlara göre istatistiksel olarak daha iyi bulundu. Histopatolojik incelemede ise, ÇS uygulanan diyabetik ratların kalp dokusunda patolojik bulguların daha az olduğu, ÇS uygulamasının miyositer protektif etki sağladığı sonuçlarına ulaşıldı. Sonuç olarak; bu çalışma DM'nin kalp üzerinde önemli patolojik bulgulara yol açtığını, çinko sülfat tedavisinin ise bu patolojik bozuklukları azalttığını göstermiştir.
Deneysel olarak diyabet oluşturulmuş ratlarda Sispilatin'in nefrotoksisitesine karşı likopenin etkileri
Günümüzde diyabet ve kanser milyonlarca insanı etkileyen önemli hastalıklardır. Diyabete bağlı böbrek hasarları ve kanser tedavisinde kullanılan sisplatin'in en önemli yan etkilerinden biri böbreklerde oluşturduğu nefrotoksisitedir. Bu çalışmada; deneysel diyabet oluşturulmuş ratlarda sisplatin tarafından oluşturulan nefrotoksisteye karşı, likopenin'in muhtemel koruyucu özellikleri araştırılmıştır. Çalışmada, ratlar 5 gruba bölünmüş ve ilk grup kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Diğer gruplar ise STZ ile deneysel diyabet modeli oluşturulmuş gruplar olup ikinci grup tek başına diyabet grubu, üçüncü grup diyabet+sisplatin grubu, dördüncü grup diyabet+likopen grubu, beşinci grup ise diyabet + sisplatin + likopen grubu olarak belirlenmiştir. Dekapite edilen ratlardan kan ve böbrek dokuları alınarak plazmada üre ve kreatinin düzeyleri otoanalizör yardımı ile böbrek dokusunda oksidatif stres parametrelerinden MDA, CAT ve indirgenmiş GSH düzeyleri ise spektrofotometrik yöntemlerle belirlenmiştir. Çalışma sonucunda plazma üre, kreatinin ve böbrek dokusu MDA düzeylerinin, diyabet ve sisplatin uygulamalarına (grup 2 ve 3) bağlı olarak artışlar gösterdiği; buna karşın, böbrek dokusunda CAT ve GSH düzeylerinin ise azaldığı belirlenmiştir. Diyabet ve sisplatin ile eşzamanlı likopen uygulamalarının oluşan bu nefrotoksiste bulgularını kısmen iyileştirdiği ve hem diyabet hem de sisplatin tarafından oluşturulan böbrek hasarlarının ise likopen uygulamalarıyla hafifletilebileceği kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Diyabet, Sisplatin, Nefrotoksisite, Likopen, Rat