Diyet

Bu konu başlığı altında 305 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkinlerde akne gelişiminin diyet faktörleri ile ilişkisinin belirlenmesi

Bu çalışmada yetişkin bireylerde akne gelişiminin diyet faktörleri ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışma örneklemini akne şikayeti olmayan 76 birey ve akne şikayeti ile Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Polikliniği' ne başvurarak dermatolog tarafından akne tanısı almış 95 hasta oluşturmuştur. Çalışmaya dahil edilen bireylere demografik bilgileri, beslenme durumları, antropometrik ölçümlerini belirlemek amacıyla yüz yüze görüşme yöntemi ile bir anket uygulanmıştır. Ayrıca katılımcıların Besin Tüketim Sıklık Anketi ile beslenme durumları saptanmış ve dermatolog tarafından Global Akne Derecelendirme Ölçeği (GADÖ) kullanılarak hastaların akne şiddeti tespit edilmiştir. Besin Tüketim Sıklık Anketi verilerine göre vaka grubunun az yağlı süt tüketiminin kontrol grubuna kıyasla p<0,05 anlamlılık düzeyinde daha fazla olduğu sonucuna varılmıştır. Beyaz ekmek, kek/börek/pasta, kızarmış patates, şekerli besin ve şekerli içecek tüketiminin akne tanısı alan bireylerde anlamlı derecede daha yüksek bulunmasına karşın, sağlıklı bireylerde tam buğday ekmek, bulgur ve taze sebze tüketiminin daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Omega- 3 kaynağı olan balık tüketiminin sağlıklı kontrol grubu bireylerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Besin Tüketim Sıklık Anketi verilerinden elde edilen tüketimlerin ortalama glisemik yük değerleri hesaplanmış ve vaka grubunun glisemik yük değerinin kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Yapılan çalışma sonucunda Batı tipi beslenme ile özdeşleşen glisemik yükü yüksek besinler, süt/süt ürünlerinin ve şekerli besinlerin fazla miktarda tüketiminin akne gelişimini ve şiddetini arttırabileceği kanısına varılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre diyetisyen tarafından planlanan beslenme programı, aknenin tıbbi tedavisine katkı sağlayacaktır.

Akne vulgarisDiyetGlisemik indeks+3
Nursena Altunsu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Beslenme ve diyetetik bölümü öğrencilerinde yaşam doyumunun besin seçimi ve ortoreksiya nervoza eğilimine etkisinin araştırılması

Ege, K.B. Beslenme ve diyetetik bölümü öğrencilerinde yaşam doyumunun besin seçimi ve ortoreksiya nervoza eğilimine etkisinin araştırılması, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2020. Yaşam doyumu, bireyin sahip olmak istedikleri ile gerçekte sahip olduklarının karşılaştırılması olarak tanımlanmaktadır. Birey sahip olmak istediklerine ne düzeyde ulaşırsa yaşam doyumu o düzeyde artmaktadır. Üniversite öğrencileri yaşamlarında en fazla stres hisseden kişilerden olduklarından hem daha düşük yaşam doyumu düzeyi hem de yeme bozuklukları riski altındadırlar. Son yıllarda yapılan çalışmalar yaşam düzeyi seviyelerinin yeme bozuklukları ile ilişkisi olduğuna işaret etmektedir. Özellikle sağlık çalışanları ve diyetisyenlerde sıklıkla görülen sağlıklı beslenme takıntısı yani ortoreksiya nervoza ile yaşam doyumu düzeyi arasında bir ilişki olabileceği düşünüldüğünden, bu çalışmada 18-25 yaş arasındaki beslenme ve diyetetik bölümü öğrencilerinde yaşam doyumunun besin seçimi ve ortoreksiya nervoza eğilimine etkisi araştırılmıştır. Öğrencilere sosyodemografik bilgiler, ORTO-11 ölçeği, Yaşam Doyumu ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite anketi kısa formu ve besin tüketim sıklığı anketi içeren 6 bölümden oluşan bir anket "Google Dokümanlar" üzerinden iletilmiş ve gönüllü olanlar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya toplamda 283 öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin ORTO-11 puanı ortalaması 25,87±3,637'dir. Katılımcıların %64,7'sinin ortorektik eğilimler gösterdiği saptanmıştır. İkinci sınıfta okuyan öğrencilerin, üçüncü sınıfta okuyanlara göre daha fazla ortorektik eğilimler gösterdiği görülmüştür (p<0,05). Öğrencilerin yaşam doyumu skoru ortalaması 15,59±3,536, MET skoru ortalaması 1197,78±1466,44'tür. Kadın öğrencilerin %49,4'ü sedanter iken, erkek öğrencilerin %26,7'si sedanter bulunmuştur. Süt, yoğurt, tavuk, kuru baklagil, sebze ve meyve tüketimi ortoreksiya eğilimi ile ilişkili bulunurken; dana eti, domates, marmelat/reçel ve krema tüketimleri yaşam doyumu ile ilişkili bulunmuştur. Öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyleri ile meyve, sebze, ekmek ve kahve tüketimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak öğrencilerin besin seçimlerinin yaşam doyumu ve ortoreksiya nervoza eğilimlerine bağlı olarak değiştiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: ortoreksiya nervoza, yaşam doyumu, besin seçimi

Besin tercihleriBeslenmeDiyet+4
Kardelen Büşra Ege
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip-2 diyabetli sıçanlarda irisin ve vaspin hormonlarının değerlendirilmesi ve diyet ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, diyabet gibi önemli kronik hastalıklarda bir gösterge olarak kabul edilen vaspin ve irisin hormonlarının değerlendirilmesi ve bu hormonların beslenmeyle olan ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, 12'si sağlıklı ve 6'sı diyabetik olmak üzere toplam 18 adet Wistar-Albino türü sıçan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen 6 sıçana Streptozotosin (STZ) uygulanarak tip-2 diyabet olmaları sağlanmıştır. Sağlıklı sıçanlar kendi aralarında iki eşit gruba ayrılarak gruplara kontrol yemi ve yüksek yağlı yem ile 4 hafta süreyle beslenmiştir. Diyabetik sıçanlara ise 4 haftalık süre boyunca yüksek yağlı diyet uygulanmıştır. Çalışma başlangıcından itibaren günlük olarak yem tüketimleri kaydedilmiş, haftada 1 kez kan glukoz ölçümü ve ağırlık tartımı yapılmıştır. 4 haftalık beslenme uygulamasının sonunda vaspin ve irisin analizi gerçekleştirilmiş, trigliserit, total kolesterol, yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), kan glukoz, insülin direnci skoru (HOMA-IR) ve açlık insülin parametreleri ölçülmüştür. 4. haftanın sonunda sağlıklı gruplardaki vücut ağırlıkları benzer, diyabetik grupta sağlıklı gruplara göre önemli ölçüde düşük bulunmuştur. Açlık kan glukoz düzeyinin, tüm haftalarda diyabetik yağlı grupta diğer iki gruba göre yüksek, sağlıklı gruplar arasında başlangıç ölçümü dışında benzer olduğu görülmüştür. Trigliserit, total kolesterol, HOMA-IR skorunun açlık glukoz seviyelerine benzer şekilde diyabetik grupta önemli oranda yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sağlıklı gruplar arasında ise benzer ölçümler ortaya çıkmıştır. Gruplar, HDL kolesterol ve açlık insülini bakımından bir farklılık göstermemiştir. İrisin düzeyi tüm gruplarda benzerlik gösterirken, vaspin düzeyinin yüksek yağla beslenen diyabetik grupta anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptanmıştır. Vaspin seviyesinin kanda glukoz, trigliserit, total kolesterol ve HOMA-IR ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma, özellikle vaspinin T2DM hastalığındaki rolü ile ilişkili kanıtları güçlendirmektedir. Ayrıca, beslenme örüntüsündeki farklılıkların kısa vadede biyokimyasal sonuçlar üzerinde büyük bir etkisi olmasa da, bu farkın hormon düzeylerini etkileyip daha uzun vadede T2DM hastalığına ilişkin bulguları ortaya çıkarabileceğini veya hastalık sürecini etkileyebileceğini düşündürmektedir. Anahtar kelimeler: Tip-2 diyabet, irisin, vaspin, beslenme, adipoz doku

Adipoz dokuDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+6
Sergen Tuğgüm
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Ceza Kanunuyla mukayeseli olarak İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları

Bu çalışma ile öncelikle İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları anlatılmış, Türk ceza hukuku ile benzer ve farklı yönleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca her iki hukuk sisteminde suçlara ne şekilde cezalar verildiğine ilişkin örnek kararlar eklenmiştir. Bununla birlikte, önemine binaen kasten öldürme suçunun cezası olarak kısas cezası ayrı bir başlık altında detaylı olarak ele alınmıştır. Tezin yazılması ile amaçlanan, her iki hukuk sisteminin mukayeseli olarak gösterilmesidir. Altı yüz yıldan beri hüküm süren Osmanlı Devletinde İslam ceza hukukunun uygulanmasının da etkisiyle İslam ceza hukukunda öldürme suçları ve cezaları hep merak konusu olmuştur. Çalışmada görüleceği üzere her iki hukuk sisteminin birçok ortak yönü olduğu kadar farklı yönleri de bulunmaktadır. Ancak her iki sistemde de cezanın belirlenmesinde failin kastı önem taşımaktadır. Çalışma ile dört mezhep imamının görüşleri temel alınmış, farklılıklar var olduğunda gösterilmeye çalışılmıştır.

CezaCinayetDiyet+7
Erhan Obut
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Erişkin bireylerin ABO kan grubu diyeti ile ilgili görüş, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Beslenme ve diyet kavramları çoğunlukla kilo problemleri için bireylerin gündemine girmekte olsa da sağlık problemleri için de bazı diyet uygulamalarına yönelimler artmaktadır. Farklı diyet tipleri dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok tartışılmakta, farklı görüşler dile getirilmektedir. ABO kan grubu diyeti, kişilerin kan gruplarına göre besinlerin etkisinin farklılıklar gösterdiği ve her kan grubunun kendisine göre faydalı kategorisindeki besinleri daha sıklıkla tercih etmesini, kan grubuna göre önerilmeyen yiyeceklerin ise daha az sıklıkla tüketilmesini öneren diyet tipidir. ABO kan grubu diyeti de toplum tarafından uygulanan, fakat literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyet tiplerindendir. Bu çalışmayla ABO kan grubu diyeti hakkında fikir sahibi olan erişkin bireylerin bu diyete dair düşünce, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda 1 Ağustos 2022 – 7 Ocak 2023 tarihleri arasında sosyal medya platformlarında e-anket kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini sosyal medya platformlarında iletilen ankete katılmayı kabul eden, 18 yaş üstü ve ABO kan grubu diyetini duymuş kişiler oluşturmaktadır. Çalışmaya 1155 erişkin birey katıldı. Çalışmaya katılan bireylerin %43,5'i (n=502) ABO kan grubu diyetini uygulamıştır. ABO kan grubu diyetini uygulayan katılımcıların %90,6'sı diyetten memnun olduğunu belirtmiş olup, %94,8'i de bu diyeti yakın çevresine önermekteydi. Diyeti uygulayanların %89,4'ü eskiye göre daha dinç ve sağlıklı hissetmekte olduğunu bildirdi. Diyeti uygulamayan katılımcıların çoğu diyet hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı için diyeti uygulamamış olduğunu, %73,4'ü ise bu diyeti uygulamayı düşündüğünü bildirdi. Literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyetler çalışmamız örnekleminde de olduğu gibi her geçen gün toplum tarafından kabul görmekte ve uygulanma sıklığı artmaktadır. Bu diyetler hakkında daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Hem ABO kan grubu diyeti, hem de toplumun ilgi gösterdiği diğer popüler diyetler konusunda hekimlerin ve diyetisyenlerin bilgi sahibi olması, toplumun doğru yönlendirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Özellikle hastalarının sağlığına bütüncül olarak yaklaşan aile hekimlerinin eğitim planlamalarında beslenme konularına önem verilmeli ve popüler diyetler de göz önüne alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: ABO kan grubu sistemi, diyet, besin ve beslenme, davranış, tutum

ABO kan grup sistemiBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+7
Eribenur Ötegen
Hacettepe University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Laurik asit ve resveratrol alımının farelerde diyetle indüklenen nöroinflamasyon, CD36 düzeyi ve kognitif davranışlar üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, laurik asit ve resveratrol alımının farelerde yüksek yağlı yüksek fruktozlu diyet ile indüklenen nöroinflamasyon, anksiyete ve öğrenme ile ilişkili bazı davranışlar üzerine etkilerini incelemek ve ilişkili mekanizmalarda CD36'nın olası rolünü saptamaktır. C57BL/6 orjinli (8 haftalık, erkek, n=31) fare çalışmaya dahil edilerek 4 gruba ayrılmıştır, 6 hafta boyunca diyet müdahalesi uygulanmıştır. Kontrol grubu (n=8) standart kemirgen yemi (%10 kkal yağ) ve sade içme suyu ile beslenmiştir. Diğer üç grup yüksek yağlı yem (%60 kkal yağ) ve fruktozlu içme suyu (%5 w/v fruktoz) ile beslenmiştir (HFFD). İkinci grup yalnızca HFFD (n=8) diyetini alırken, üçüncü ve dördüncü gruba HFFD'ye ilave olarak oral gavaj ile resveratrol (7,5 mg/kg, HFFD-RSV, n=7) veya laurik asit (750 mg/kg, HFFD-LA, n=8) verilmiştir. Müdahale sonunda plazma, beyin dokularında inflamatuvar belirteçler, yağ asidi translokaz proteini (CD36) düzeyi, karaciğer dokusu histopatolojisi, hayvan karkaslarında vücut su, protein ve yağ oranları incelenmiştir. Günlük diyetle ortalama enerji alımları HFFD, HFFD-RSV ve HFFD-LA gruplarında kontrol grubundan daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). HFFD grubunun toplam vücut ağırlığı artışı ortalaması kontrol grubundan yüksektir (p<0,05). HFFD-RSV grubunun toplam vücut ağırlığı artışı ortalaması HFFD grubundan düşüktür (p<0,05). HFFD grubunun toplam vücut yağ oranı kontrol grubunun yüksektir (p<0,05). HFFD-RSV ve HFFD-LA gruplarının toplam vücut yağ oranları HFFD grubundan düşüktür (p<0,05). HFFD anksiyete benzeri davranışlara yol açarken HFFD-RSV ve HFFD-LA gruplarında anksiyete benzeri davranışlar gözlenmemiştir (p<0,05). HFFD-LA öğrenme ve belleği ölçen testte diğer diyet gruplarından daha yüksek diskriminasyon oranı göstermiştir (p<0,05). HFFD grubunun beyin ve plazma glial fibriler asidik protein (GFAP) ve CD36 seviyeleri kontrol grubundan yüksek bulunmuştur (p<0,05). HFFD-RSV grubunda beyin GFAP, CD36 ve plazma CD36 seviyelerini HFFD grubundan düşük bulunmuştur (p<0,05). HFFD-LA grubunda beyin GFAP, CD36 ve plazma GFAP seviyelerini HFFD grubundan düşük bulunmuştur (p<0,05). HFFD grubunun beyin IL-6, MCP-1, IFN-γ, TNF-α seviyeleri kontrol grubundan yüksek bulunmuştur (p<0,05). HFFD-RSV grubunda beyin IL-6, MCP1, IFN-γ, TNF-α seviyeleri HFFD grubundan düşük; IL-10 seviyeleri yüksek bulunmuştur (p<0,05). HFFDLA grubunda beyin MCP-1, IFN-γ, TNF-α seviyeleri HFFD grubundan düşük, IL-10 seviyeleri yüksek bulunmuştur (p<0,05). HFFD grubunun plazma IFN-γ, TNF-α, IL-12p70 seviyeleri kontrol grubundan yüksek, IL-10 seviyeleri düşük bulunmuştur (p<0,05). HFFD-RSV grubunda plazma IFN-γ, TNF-α, IL12p70 seviyeleri HFFD grubundan düşük bulunmuştur (p<0,05). HFFD-LA grubunda beyin IFN-γ, TNF-α, IL-12p70 seviyeleri HFFD grubundan düşük, IL-10 seviyeleri yüksek bulunmuştur (p<0,05). HFFD karaciğerde hepatosit dejenerasyonu ve mikrovesiküler steatoza neden olmuştur (p<0,05). HFFD-RSV ve HFFD-LA karaciğerde HFFD ile indüklenen hepatosit dejenerasyonu ve/veya mikrovesiküler steatozu azaltmıştır (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışmada resveratrol ve laurik asit eklenmesi HFFD ile indüklenen obezite, nöroinflamasyon, sistemik inflamasyon, anksiyete benzeri davranış, hepatosit dejenerasyonu ve mikrovesiküler steatozu azaltmıştır. Laurik asit kognitif performans üzerinde olumlu etkiler göstermiştir. CD36 diyet ve nöroinflamasyon için potansiyel bir biyobelirteç olabilir. Yeterli ve dengeli bir diyet modelinde resveratrol ve laurik asit kaynaklarına yer verilmesinin nöroinflamasyon ile ilişkili sağlık parametrelerini olumlu yönde geliştirebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Nöroinflamasyon, yüksek yağlı diyet, fruktoz, laurik asit, resveratrol, CD36

Bilişsel davranışlarDiyetFareler+7
Betül Kişioğlu Halis
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yetişkin kadınlarda diyet asit yükü ve bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durum düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışmada bitki bazlı diyet indeksi ve diyet asit yükünün depresyon, anksiyete ve stres ile arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 19-39 yaş arası 231 sağlıklı kadın dahil edilmiş olup veriler online ve telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Bireylerin duygu durumu DASS-21 ölçeği (Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği) kullanılarak ölçülmüş olup 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ile beslenme durumları, miktarlı besin tüketim sıklığı anketi ile Bitki Bazlı Diyet İndeksi puanları, diyetin potansiyel renal asid yükü (PRAL) ve net endojen asit üretimi (NEAP) hesaplanmıştır. Bireylerin patates cipsi, doğal-hazır meyve suları ve şekerli içecekler tüketiminin DASS-21 toplam puanları ile pozitif, yumurta ve zeytinyağı tüketiminin isenegatif ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin diyetle karbonhidrat alımı (g) DASS-21 toplam puanı ile pozitif ilişkili (r=0,13 p=0,04) bulunmuştur. Bireylerin diyetle günlük C vitamini, toplam folik asit, demir alımı DASS-21 toplam puanı ile negatif ilişkili bulunmuştur (sırasıyla; r=-0,18 p=0,04, r=-0,13 p=0,04, r=-0,13 p=0,03). Genel bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin anksiyete puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca genel bitki bazlı diyet indeksi ile DASS-21 toplam puanı ve anksiyete puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir (p<0,01). Sağlıklı bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek bireylerde, DASS-21 ölçeğini oluşturan alt grupların tümünde daha düşük puan ortalaması belirlenmiştir (p>0,05). Sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin, DASS-21 ölçeğinin toplam (p<0,01), depresyon (p<0,01), anksiyete (p<0,05) ve stres (p<0,05) puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanları ile DASS-21 toplam (r=0,19 p=0,003), depresyon (r=0,19 p=0,003), anksiyete (r=0,17 p=0,003) ve stres (r=0,15 p=0,01) puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir. Diyet asit yükünün duygu durum ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Potansiyel renal asit yükü (PRAL) ve NEAP değerleri yüksek bireylerin DASS-21 ölçek puanları daha yüksek bulunmuş ancak bu farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PRAL değerleri ve stres puanları arasında pozitif korelasyon saptanmış olup (p<0,05) diğer DASS-21 ölçek puanları ile diyet asit yükü değerleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Sonuç olarak bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durumu arasında potansiyel bir ilişki bulunurken diyet asit yükü ile duygu durumu arasında güçlü bir ilişki bulunamamıştır. Bu konuda daha geniş örneklem büyüklüklerinde klinik ve gözlemsel çalışmalara ihtiyaç vardır.

AnksiyeteBeslenmeBeslenme incelemeleri+7
Kevser Başoğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 tanısı ile ayaktan tedavi gören hastaların iştah ve beslenme durumunun değerlendirilmesi

Birçok akut enfeksiyonda olduğu gibi koronavirus hastalığı 2019 (COVID-19), yetersiz beslenme riskinin yüksek olduğu bir hastalıktır. COVID-19 tanısı ile ayaktan tedavi gören bireylerin vücut ağırlığı değişimi, iştah ve beslenme durumunun değerlendirilmesi hastalığın olumsuz etkilerini en aza indirmeye yönelik önlemlerin belirlenmesine yardımcı olabilir. Bu araştırmaya Tekirdağ ili Kapaklı ilçesinde, ayaktan tedavi gören ve COVID-19 tanısı alan 19-65 yaş aralığında (ortalama 34,27±9,35 yıl) 266 (%49,2 kadın, %50,8 erkek) birey alınmıştır. Demografik özellikler, hastalık durumu, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümler, iştah anketi, besin tüketim sıklığı, 24 saatlik besin tüketim kayıt formunu kapsayan bir anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Antropometrik ölçümler ve Basitleştirilmiş Beslenme İştah Anketi (SNAQ) tanı sırasında ve tanı sonrası 10.günde olmak üzere iki kez uygulanmıştır. Araştırma sonunda hastaların %34,2'sinin 1 veya daha fazla ana öğün atladığı bulunmuştur (p<0,05). Hastaların toplam SNAQ puanlarının ortalaması tanı sırasında ve tanı sonrası 10.günde sırasıyla 17,66±1,70 ve 13,11±3,72'dir (p<0,001). COVID-19 tanı sonrası 10.günde yapılan değerlendirmeye göre kadın hastaların %65,6'sında, erkek hastaların ise %51,1'inde gelecek 6 ay içinde iştah kaybı nedeniyle %5'in üzerinde vücut ağırlık kaybı riski vardır (p=0,016). Tanı sonrası 10. gündeki SNAQ puanına göre vücut ağırlığı kaybı açısından riskli olan grupta süt ve süt ürünleri, kırmızı et, beyaz et, balık, yumurta, sebze, meyve, tahıl, kurubaklagil tüketiminde ''azaldı'' diyenlerin oranları, riskli olmayan gruptan fazladır (sırasıyla 61,9 vs. %15,3, %91,6 vs. %22,5, %89,7 vs. %20,7, %47,7 vs. %5,4, %42,6 vs. %6,3, %33,5 vs. %3,6, %17,4 vs. %1,8, %91,6 vs. %35,1, %60,6 vs. %7,2) (p<0,001). Hastaların günlük diyetle enerji, protein, B12 vitamini, kalsiyum, çinko ve demir alımı önerilerini karşılama oranı erkek ve kadınlarda sırasıyla yaklaşık %82,30 ve %82,20, %77,90 ve %69,00, %69,50 ve %47,25, %64,25 ve %63,72, %82,90 ve %66,40, %95,64 ve %82,36'dır. Hastaların tanı öncesine göre tanıdan sonraki 10.günde vücut ağırlığı, Beden Kütle İndeksi değeri ve SNAQ puanı ortalamaları daha düşüktür (p<0,001). Ayaktan tedavi gören COVID-19 hastalarında beslenme ile ilgili semptomlar ve beslenme durumları mutlaka değerlendirilmelidir. Bu hastaların yeterli enerji, protein ve sıvı alımının sürdürülmesi konusunda mutlaka bir diyetisyenden danışmanlık alması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, beslenme, diyet alımı, iştah

Ayaktan tedaviBeslenmeBeslenme durumu+4
Sevde Mercan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Behçet hastalarında diyetle histamin alımı ve klinik parametreler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Behçet hastalığı (BH), oral aft, genital ülserler gibi mukokutanöz lezyonlarla karakterize, oküler, nörolojik ve gastrointestinal sistemleri etkileyebilen, kronik, tekrarlayan inflamatuar bir hastalıktır. Endojen olarak üretimin yanında besinlerde de bulunan proinflamatuar özelliklere sahip bir aracı olan, T ve B lenfositlerin, nötrofillerin, eozonofillerin ve bazofillerin aktivitesini modüle eden histamin ile Behçet hastalığı hastalığının klinik ve biyokimyasal bulguları arasında bir ilişki olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; Behçet hastalarında besinlerle histamin alım miktarının saptanıp, hastalığın biyokimyasal ve klinik belirteçleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmaya 34 kadın, 32 erkek olmak üzere 66 katılımcı katılmıştır. Araştırma verileri online anket formu (Google forms) ile toplanmıştır. Anket formunda yaş, cinsiyet, sigara ve alkol kullanımı, hastalık durumu, ilaç kullanımı, beslenme danışmanlığı alma durumu gibi sosyodemografik veriler, vücut ağırlığı, boy uzunluğu, beden kütle indeksi gibi antropometrik ölçümler, fiziksel aktivite durumları, mukokutanöz bulgular, göz ve organ tutulumu gibi klinik bulgular, hemoglobin (Hgb), beyaz küre (WBC), platelet (Plt), ortalama eritrosit hacmi (MCV), kırmızı kan hücreleri dağılım genişliği (RDW), nötrofil sayısı, lenfosit sayısı, NLO (Nötrofil-lenfosit oranı), PLO (Platelet-lenfosit oranı), demir bağlama kapasitesi, ferritin, folat, ESR (eritrosit sedimentasyon hız), CRP (C-reaktif protein), kan üre azotu (BUN), ALT (Alanin aminotransferaz), AST (Aspartat aminotransferaz) değerleri gibi biyokimyasal bulgular ve diyetle histamin alımını hesaplamaya yönelik besin tüketim sıklık formu bulunmaktadır. Histamin alımı düşük ve yüksek gruplar, bireylerin diyetle histamin alımının (mg/gün) medyan değerine göre ayrılmıştır. Hastalığın klinik bulgularından cilt lezyonlarının görülme sıklığı kadınlarda (p=0,043), üveit görülme sıklığı erkeklerde anlamlı derecede yüksektir (p=0,008). Diyetle histamin alımları düşük ve yüksek gruplar arasında sadece beyaz küre değerleri arasında anlamlı fark bulunmuş (p=0,037); CRP, ESR, hemoglobin, platelet, MCV, RDW, BUN, AST, ALT, demir bağlama kapasitesi ve ferritin değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Histamin alımı ile beyaz küre değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde korelasyon bulunmuştur (r=0,650 ; p=0,05). Diyetle histamin alımı düşük ve yüksek olan gruplar arasında oral aft, genital ülserler, üveit, cilt lezyonları, gastrointestinal sistem tutulumu, eklem tutulumu ve vasküler tutulum görülme oranları bakımından anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Bireylerin diyetle histamin alımı ile hastalık atak sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde bir korelasyon bulunmuştur (r=0,324 ; p=0,008). Sonuç olarak, bu çalışmada Behçet hastalığında bazı biyokimyasal bulguların ve hastalık atak sıklığının diyetle histamin alımından etkilendiği dikkate alındığında bireylerde görülen olumsuz semptomların azaltılabilmesi için diyetle histamin alımının göz önünde bulundurulması hastalığın yönetiminde faydalı olabilir.

Behçet hastalığıBeslenmeDiyet+1
Hüsna Ercin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Maternal dönemde kafeterya diyeti ve taurin suplementasyonunun laktasyon sonundaki bazı plazma parametrelerine etkisi

Bu çalışmanın amacı kafeterya diyetinin gebeliğe adaptasyon ile lastasyon dönemi sonundaki plazma glikoz, toplam kolesterol, trigliserit, insülin düzeyleri ve serbest amino asit profili üzerine etkileri ile taurin suplementasyonuyla bu etkilerin hangi yönde değişeceğinin belirlenmesidir. Yirmi yedi adet dişi Wistar sıçan randomize olarak dört gruba ayrılmıştır. Gebelik öncesi (8 hafta) ve maternal dönemde kontrol grubu (CON, n=6) ve taurin grubu (CONT, n=7) standart yemle, kafeterya grubu (CAF, n=7) ve kafeterya+taurin grubu (CAFT, n=7) standart yem ve kafeterya diyetiyle beslenmiştir. CONT ve CAFT gruplarının içme suyuna % 1,5w/v oranında taurin eklenmiştir. Sıçanların vücut ağırlığı ve besin tüketimleri günlük olarak kaydedilmiştir. Plazma glikoz, toplam kolesterol, trigliserit, insülin düzeyleri ELISA yöntemiyle, plazma serbest amino asit profili ise EZ: faast amino asit kiti kullanılarak gaz kromotografi cihazı ile belirlenmiştir. CAF ve CAFT gruplarının vücut ağırlıklarının gebelik öncesi ve gebelik dönemlerinde CON grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (gebelik öncesi; diyet etkisi: p<0,001, hafta etkisi: p<0,001, etkileşim: p>0,05; gebelik; diyet etkisi: p<0,05, hafta etkisi: p<0,001, etkileşim: p>0,05). CAF ve CAFT gruplarının CON grubuna kıyasla çalışma süresince daha az besin aldığı görülmüştür (gebelik öncesi; diyet etkisi: p<0,001, hafta etkisi: p<0,001, etkileşim p<0,001, gebelik; diyet etkisi: p<0,001, hafta etkisi: p<0,05, etkileşim: p>0,05; laktasyon; diyet etkisi: p<0,001, hafta etkisi: p<0,001, etkileşim: p<0,05). Laktasyon sonunda plazma kolesterol, trigliserit ve insülin düzeyleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). CAF ve CAFT gruplarının plazma alfa-aminobütirik asit, serin, aspartik asit, alfa-aminopimelik asit seviyeleri CON ve CONT gruplarına kıyasla daha yüksek iken; fenilalanin ve tirozin seviyelerinin daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). CAFT grubunun gebeliğe adaptasyon ve plazma parametreleri açısından CON grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olduğu (p>0,05) ancak CAF grubuyla aralarında anlamlı bir farklılık olmadığı gözlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak kafeterya diyeti tüketimi besin tüketiminde azalmaya neden olur iken gebelik öncesi ve gebelik dönemlerinde vücut ağırlığında artışa yol açmış ve plazma serbest amino asit profilinde değişikliklere neden olmuştur. Ancak taurin suplementasyonunun herhangi bir etkisi gözlenmemiştir. Maternal dönemde kafeterya diyeti tüketimi ve taurin suplementasyonunun uzun dönem metabolik ve fizyolojik etkilerinin değerlendirilebilmesi için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç vardır.

Amino asitlerDiyetEnzime bağlı immünosorbent testi+4
Tuğba Alkan Tuğ
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tip 2 diyabet ve insülin direnci olan bireylerde beslenme ve egzersiz tedavisinin bazı serum miyokin ve adipokin düzeyleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı insülin direnci ve tip 2 diyabeti olan bireylerde egzersiz ve diyet tedavisinin antropometrik ölçümler, bazı biyokimyasal parametreler ve serum irisin, FGF21, FSTL1, visfatin ve metrnl proteinleri üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmaya 24 insülin direnci ve 24 tip 2 diyabetik birey (BKİ>25kg/m2) ile 24 sağlıklı birey (BKİ>25kg/m2) katılmıştır. Tip 2 diyabetik ve insülin direnci olan bireyler rastgele diyet ve diyet + egzersiz gruplarına ayrılarak 12 haftalık egzersiz ve/veya diyet tedavisi ile takip edilmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri, bazı biyokimyasal parametreleri ile serum adipokin ve miyokin düzeyleri başlangıçta, 4. ve 12. haftalarda incelenmiştir. Araştırma sonucunda, başlangıç irisin düzeyinin tip 2 diyabetli (20,886,5 ng/mL) ve insülin dirençli bireylerde (23,696,1 ng/mL) sağlıklı bireylerden (11,395,2 ng/mL) daha yüksek (p0,001), visfatin ve FSTL1 düzeyinin diyabet grubunda insülin direnci ve kontrol grubuna göre daha yüksek, metrnl düzeyinin insülin direnci grubunda diyabet grubundan daha yüksek bulunmuştur (p=0,001). Diyabetik bireylerde 12. haftada FGF21, visfatin ve FSTL1 düzeyleri azalmıştır (p0,05), irisin düzeyi 12. haftada 4. haftaya göre artmıştır (p=0,008). İnsülin direnci grubunda serum irisin, FGF21 ve FSTL1 düzeyleri 4. haftada azalmıştır (p0,05), visfatin düzeyinde bir değişiklik görülmemiştir (p0,05). Serum metrnl 12. haftada başlangıç düzeyine göre azalmıştır (p0,001). Araştırma sürecinde serum adipokin ve miyokin düzeylerindeki değişim diyet ve egzersiz grupları arasında fark göstermemiştir (p>0,05). İnsülin direnci olan bireylerde serum irisin düzeyi kas kütlesi ile ve FGF21 düzeyi vücut ağırlığı ile pozitif ilişkili, FSTL1 düzeyi bel/kalça oranı ile negatif ilişkili bulunmuştur. Diyabetik bireylerde 12. hafta visfatin düzeyi ile HbA1c düzeyi ile ilişkili bulunmuştur (r=-0,454; p=0,026).

AdipokinlerBeslenmeDiabetes mellitus+7
Özlem Tok
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, şizofreni hastalarında diyetin toplam antioksidan kapasitesinin oksidatif hasara etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 40 şizofreni hastası ve 30 sağlıklı birey olmak üzere çalışma kriterlerine uyan ve gönüllü 25-55 yaş arası toplam 70 kişi dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında, bireylerin genel özelliklerine ilişkin bilgiler ve beslenme alışkanlıkları sorgulanmış, üç günlük bireysel besin tüketimleri ve 24 saatlik geriye dönük fiziksel aktiviteleri kaydedilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri yapılmış ve rutinde bakılan bazı kan parametreleri hasta dosyalarından alınmıştır. Rutin analiz için toplanan kanlardan artan serum örneklerinde oksidatif hasar belirleyicisi 8-OHdG analizi yapılmıştır. Besin tüketim kayıtlarından bireylerin günlük enerji, makro ve mikro besin ögesi alımları, dTAC değerleri ve oksidatif denge skoru hesaplanmıştır. Şizofreni hastalarında günlük diyetle posa, n-3 yağ asitleri, niasin, pridoksin, magnezyum, demir ve çinkoyu yetersiz alanların oranı, sağlıklı bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Farklı veri tabanları kullanılarak hesaplanan dTAC değerlerine göre; Carlsen ve Pellegrini FRAP (Ferrik iyon indirgeyici antioksidan güç), TEAC (Troloks eşdeğeri antioksidan kapasite), H-ORAC (Hidrofilik Oksijen Radikalini Soğurma Kapasitesi) şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (sırasıyla p=0,010, p=0,024, p=0,020, p=0,045). Toplam oksidatif denge skoru, şizofreni hastaları ve sağlıklı bireylerde benzerdir (p=0,379). Son altı ayda şizofreni hastalarının %80'inin ,sağlıklı bireylerin ise %30'unun vücut ağırlığı artmıştır (p=0,015). Fiziksel aktivite düzeyleri bakımından şizofreni hastalarının %77,5'i, sağlıklı bireylerin ise %40,0'ı sedanterdir (p=0,006). Oksidatif DNA hasarının bir göstergesi olan 8-OHdG seviyesi şizofreni hastalarında sağlıklı bireylere göre daha yüksektir, fakat bu fark anlamlı değildir (p=0,099). Serum 8-OHdG seviyesi ile farklı analiz yöntemleriyle hesaplanan dTAC değerleri ile arasında bir ilişkili bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, şizofreni hastaları; düşük dTAC değerlerine, düşük fiziksel aktivite düzeyine ve yüksek oksidatif hasara sahip olduğu görülmüştür. Şizofreni hastalarında morbidite risklerini önlemek için beslenme ve fiziksel aktivite durumları düzenli olarak takip edilmelidir. Hastaların diyetine uygun olarak besin çeşitliliği sağlanmalı, diyetin TAC içeriği geliştirilmeli, bireylerin moral ve motivasyonları desteklenerek yaşam kalitesi arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Şizofreni, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi, antioksidan, oksidatif stres.

AntioksidanlarAntioksidanlarBeslenme durumu+5
Gülbin Özüağ
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsülin direnci olan obez erkeklerde diyet ve egzersizin irisin ile lipasin üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, insülin direnci olan obez erkeklerde kısa süreli asidik ve alkali beslenme müdahalelerinin akut aerobik egzersize verilen irisin, lipasin ve glikoz yanıtları üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya insülin direnci olan, 11 obez erkek (Yaş: 34,63±4,12 yıl; Beden kütle indeksi: 35,68±4,38 kg/m2) katılmıştır. Katılımcıların sağlık kontrolleri yaptırılmış, vücut kompozisyonları dual X-ray absorbtiometri ile, dinlenik metabolik hız ve maksimum oksijen tüketimleri indirekt kalorimetre yöntemi ile belirlenmiştir. Katılımcılara rastgele çapraz düzende, birer hafta süre ve aralarında iki günlük arınma dönemleriyle, üç farklı izokalorik diyet (konrol, asidik, bazik) 7 gün uygulanmıştır. Her diyet uygulamasından sonra sekizinci günde ise akut aerobik egzersiz (koşu bandında maksimal kalp atım hızının (KAH) %65'inde 36 dk) yaptırılmıştır. Egzersizden 1 saat önce, hemen sonra ve 1 saat sonra alınan kanlarda glikoz, insülin, irisin ve lipasin düzeyleri belirlenmiştir. Diyet uygulamalarının incelenen değişkenler üzerine etkisini karşılaştırmak amacıyla Friedman varyans analizi kullanılmıştır. İrisin ve lipasinde egzersiz ve beslenmeye bağlı anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir (p>0,05). Egzersiz öncesi insülin, bazik beslenmede diğer iki duruma göre daha düşüktür (p<0,05). Glikoz, üç beslenme durumunda da egzersiz öncesine göre, sonrasında ve 1 saat sonrasında düşüktür (p<0,05). Ayrıca katılımcıların aynı KAH'a ulaşmak için, bazik diyetteki koşu hızı asidik duruma göre daha yüksektir (p<0,05). İnsulin direnci olan obez erkeklerde, asidik ve bazik beslenme sonrasında irisin ve lipasin düzeylerinde egzersize bağlı bir değişiklik görülmemiştir (p>0,05). Glikozda egzersize bağlı düşüş beklenen bir yanıt olup diyetten bağımsızdır. Ancak bazik beslenme programından sonra, aynı kalp atım hızında daha yüksek koşu hızı değerlerine ulaşılması, bazik beslenmenin egzersiz performansını iyileştirdiğine işaret etmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet+7
Naile Faideci Keskin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 2 diyabetli hastalarda akdeniz ve dash diyetine uyumun glisemik kontrol üzerine etkisi

Tip 2 Diyabetes Mellitus (Tip II DM) ve insülin direnci (IR) olan hastaların beslenme şekillerinin glisemik durumlarını ve antropometrik ölçüm değerlerini etkilediği bildirilmesine rağmen ilgili çalışmalar literatürde oldukça kısıtlıdır. Bu çalışma Tip II DM ve IR olan hastaların Akdeniz diyeti ve DASH (Dietary Approaches to Stop Hypertension) diyetine uyumlarının biyokimyasal parametreleri (açlık kan glikozu, HbA1c, trigliserit, total kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, VLDL-kolesterol, insülin) ve antropometrik ölçümlerine (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, vücut yağ oranı, vücut yağ miktarı, yağsız vücut ağırlığına) etkisini değerlendirmek amacıyla Gölbaşı Şehit Ahmet Özsoy Devlet Hastanesi Diyet Polikliniği'ne başvuran 20-64 yaş arası 70 (20 erkek, 50 kadın) gönüllü birey ile yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylere genel bilgiler, 24 saatlik besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı, Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği, DASH diyet skoru ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formunu (International Physical Activity Questionnaire [IPAQ- SF]) içeren anket yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerle çalışmanın başlangıcında ve üç ay sonrasında olmak üzere toplam iki kez görüşülmüştür. Çalışmada Akdeniz diyetine uyum, bireylerin insülin seviyeleri ile negatif yönlü orta şiddette (r=-0,468; p<0,01) ve HDL-kolesterol seviyeleri ile pozitif yönlü zayıf şiddette (r=0,372; p<0,01) korelasyon gösterirken; DASH diyetine uyum ile biyokimyasal parametreler ve antropometrik ölçümler arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak Tip II DM ve IR olan hastalarda Akdeniz diyeti hastaların beslenme durumu ve biyokimyasal parametrelerini iyileştirebilecek beslenme tedavisi yaklaşımı olarak değerlendirilebilir, DASH diyeti ile ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz diyeti, DASH diyeti, tip 2 diyabet, insülin direnci, glisemik kontrol

Akdeniz mutfağıDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+3
Hande Kündeş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cessâs'ın muhtasar ve Debûsî'nin el-Esrâr adlı eserlerindeki diyet ve cinayetler bölümünün hilâf ilmi açısından değerlendirilmesi

Bu tez, Cessâs'ın Muhtasaru İhtilâfi'l-Ulemâ ve Debûsî'nin el-Esrâr adlı eserlerindeki diyet ve cinayetler bölümünün hilâf ilmi açısından değerlendirilmesini konu edinmektedir. Fıkıh öğrencilerine tartışma yöntemini öğretmesi bakımından hilâf alanında telif edilen eserler fıkıhta önemli bir konuma sahiptirler. Hilâf eserlerinde fukaha, ihtilaf konusu fıkhi meselelere dair görüşlerini izah ederken ileri sürdükleri gerekçelerle kendi zihin haritalarını yansıtarak bizlere değerli bir miras bırakmışlardır. Dört bölümden oluşan bu tezin birinci bölümü, tezimizin konusunu, önemini, yöntemini, kapsamını, literatür bilgisi ve hilaf ilmi hakkında genel bilgileri konu edinmektedir. İkinci bölümde, Muhtasar ve el-Esrâr muhteva ve metot yönünden incelenmiş, eserlerin kaynaklarına değinerek eserlerde görüşlerine yer verilen âlimler hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde iki eserde ortak işlenen bazı konular belirlenerek değerlendirilmelere tabi tutulmuştur. Dördüncü bölümde ise çalışmamıza dair ulaştığımız sonuçlara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cessâs, cinayet, Debûsî, diyet, hilâf.

CessasCinayetDiyet+5
Şehide Kılıç
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsülin direnci olan kişilerde aralıklı oruç ve eliminasyon diyetinin bazı kan parametreleri üzerindeki etkisinin araştırılması

İnsülin direnci, insülinin kan şekerini düşürmede daha az etkili hale gelmesidir. İnsülin direnci kardiyovasküler hastalık, erken ölüm, kanser, demans gibi hastalıklarda önemli rol oynamaktadır. Sağlıklı populasyonda %25 oranında insülin direnci görülmektedir. Genetik özelliklerin yanı sıra; hareketsiz yaşam tarzı ve beslenme alışkanlığı insülin direncinde ciddi önem taşır. Bu çalışma insülin direnci olan bireylerin güncel diyet yaklaşımı olan aralıklı oruç ve eliminasyon diyeti birlikte uygulandığında bazı kan parametrelerinin değişimini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya özel bir endokrinoloji kliniğine tedavi olmak amacıyla gelen 30 yaş ve üzerinde olup insülin direnci olan 52 hasta ile kontrol grubu olarak dahil edilen ve insülin direnci olmayan 30 yaş ve üzeri 30 hasta olmak üzere toplam 82 kişi dahil edilmiştir. Çalışmadaki kadın katılımcı oranı %41.46 iken erkek katılımcı oranı %58,54 olarak belirlendi. Çalışma prospektif olarak planlamıştır. Bu çalışma için klinikte kayıt altına alınmış olan hasta dosyaları ile tedavi olmak için kliniğe gelirken halihazırda yaptırmış oldukları tahlilleri incelenmiştir ve hastaların sosyodemografik durumları, kilo, boy, açlık kan şekeri, insülin, HOMA - IR gibi insülin direncine ait bulgular ile LDL, HDL ve trigliserit gibi kan lipitlerine dair bulgular alındı. Aynı zamanda ALT, AST ve GGT değerleri incelendi. Hastaların tümüne 6 haftalık süre boyunca eliminasyon diyeti ve aralıklı oruç diyetini beraber uygulamaları sağlandı. Hastalara 'Bireylerin Genel Özellikleri Anket Formu' uygulandı. Diyet müdahalesi öncesinde ve sonrasındaki laboratuvar bulguları kaydedildi. Paired sample t-testi sonuçlarına göre, insülin direnci olan ve olmayan tüm hastalar için değerlendirilen tüm laboratuvar bulgularının başlangıç ve diyet sonrası sonuçlarında anlamlı bir fark mevcuttur (p<0,05). Beraberinde insülin direncine sahip hastalarda tüm laboratuvar bulgusu ortalamalarının diyet sonrası olumlu yönde düştüğü tespit edildi. Çalışma sonucunda aralıklı oruç ve eliminasyon diyetlerinin insülin direnci olan hastalar için etkili bir diyet tedavisi olduğu görülmekte olup insülin direnci olan hastalarda beslenme ve diyet uzmanları tarafından uygulanmasının ve benimsenmesinin önemli olduğu vurgulanmalıdır.

Aralıklı açlıkDiyetKan parametreleri+2
Büşra Toyga
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel bir beslenme ve diyet polikliniği'ne başvuran bireylerin duygusal yeme durumlarının ve vücut bileşimlerinin değerlendirilmesi

Çalışma, İstanbul'da özel bir polikliniğin Beslenme ve Diyet Bölümüne başvuran 18-65 yaş arasındaki 75 bireyin duygusal yeme durumlarını ve vücut bileşimlerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, beslenme durumları, fiziksel aktivite durumları ve vücut bileşimleri incelenmiş, Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) ile duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme ve dışsal yeme durumları değerlendirilmiştir. Yaş ortalaması 37,27±11,48 olan bireylerin %76'sı kadın, %24'ü erkektir. Katılımcıların %18,3'ünde anksiyete, depresyon gibi bir psikolojik rahatsızlığın olduğu ve %20,5'inin antidepresan ilaç kullandığı belirlenmiştir. Kadınların %63,2'si BKİ ortalamasına göre (31,96±5,43 kg/m²) obez kategorisinde yer alırken, erkeklerin %77,8'i BKİ ortalamasına göre (33,06±4,80 kg/m²) obez kategorisinde yer almaktadır. Kadın katılımcıların vücut yağ yüzdesi ortalamasının (%33,06±9,79) obezite sınırını (>%35) aşmadığı fakat sınıra yaklaştığı görülmüştür. Erkek katılımcıların vücut yağ yüzdesi ortalaması (%31,82±11,79) obezite sınırının (>%25) üzerine çıkmıştır. Bireylerin %61,3'ü öğün atladığını belirtirken, en çok atlanan öğün (%46,8) öğle yemeği olmuştur. Öğün atlayanların duygusal yeme puanı, öğün atlamayanlardan anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0,05). Katılımcıların %32'si gece uykudan uyanarak yemek yediğini ve en çok (%37,1) çikolata, gofret, bisküvi gibi tatlı yiyecekleri tükettiklerini bildirmişlerdir. Katılımcıların büyük çoğunluğu (%77,3) duygularının beslenme durumlarını etkilediğini ifade etmiştir. Bireylerin hem stresli, gergin ve sinirli olduklarında hem de mutlu ve neşeli olduklarında en çok çikolata, gofret, bisküvi gibi tatlı besinlere yöneldikleri görülmüştür. Cinsiyet ile duygusal ve dışsal yeme puanı arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kadın katılımcıların kısıtlayıcı yeme puanı erkek katılımcılardan anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Duygu durumunun yeme davranışı üzerindeki rolü göz önünde bulundurulmalıdır. Kısıtlama ve dışsal yeme davranışları dahil olmak üzere bu konularda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Yeme davranışı, duygusal yeme, kısıtlayıcı yeme, dışsal yeme, obezite

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+3
Ayşe Zeybek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Glisemik yükü düşük besinleri içeren diyetin insülin direncine erken dönem etkisi

Bu çalışma, insülin direnci üzerine glisemik yükü düşük besinleri içeren bir diyetin erken dönemde etkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat-Ağustos 2018 tarihleri arasında, Fark Etmeden Diyet Beslenme ve Eğitim Danışmanlığı'na başvuran 20-45 yaş arası insülin direnci olan 14 yetişkin birey (7 erkek, 7 kadın) ile yapılmıştır. Bireylerin yaş ortalamaları kadınlarda 34,4±8,3 yıl; erkeklerde ise 40,1±3,8 yıldır. Bireylerle yapılan ilk görüşmede genel bilgileri, sağlık ve beslenme durumunu saptamak amacıyla anket yapılmış ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Ayrıca açlık kan glikozu, açlık insülin ve HOMA-IR parametreleri değerlendirilmiştir. Tüm bireylere 21 gün süresince 110-130 gr karbonhidrat, %20-%25 protein, %25-30 yağ ve glisemik yükü düşük besinleri içeren hipokalorik bir diyet uygulanmıştır. Çalışma sonucunda; toplam grupta diyet sonrası antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametrelerin hepsinde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Kadınlarda bel/kalça oranı dışındaki tüm ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Erkeklerde ise VFA, bel/kalça oranı ve açlık kan glikozu dışındaki tüm ölçümlerde istatistiksel olarak anlamlı azalma görülmüştür (p<0,05). Erkeklerde kas kütlesinde saptanan azalma kadınlara göre daha fazladır (p=0,002). VFA değeri ise kadınlarda erkeklere göre daha fazla azalmıştır (p=0,018). Erkek ve kadınlar ayrı ayrı incelendiğinde her iki grupta da bel çevresinde anlamlı azalma görülürken bel/kalça oranında azalmanın anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Erkeklerde açlık kan glikozunda düşüş olmasına rağmen anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). HOMA-IR'de azalma kadınlarda 3,01; erkeklerde ise 1,96 olarak saptanmıştır. Kadınlarda azalma daha yüksek olmasına rağmen cinsiyetler arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır. BKİ ile yağ kütlesi (r=0,775; p=0,001), VFA (r=0,618; p=0,018) ve bel çevresi (r=0,868; p=0,005) arasında pozitif korelasyon saptanmıştır. Diyet öncesi açlık kan glikozu ile açlık insülin ve HOMA-IR değerleri arasında korelasyon gözlenmez iken diyet sonrası açlık kan glikozu ile açlık insülin ve HOMA-IR arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (p≤0,05). Sonuç olarak; düşük kalori, düşük karbonhidrat ve düşük glisemik yük içeren diyetler insülin direncinin önlenmesi ve tedavisinde etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: glisemik indeks, glisemik yük, insülin direnci.

BesinlerDiyetGlisemik indeks+2
Selin Sezgin
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İrritable bağırsak sendromu olan hastalarda fodmap diyetinin yaşam kalitesi ve semptomatik etkilerinin incelenmesi

İrritable bağırsak sendromu (İBS); patolojisi tam olarak bilinmeyen karın ağrısı, şişkinlik ve değişken bağırsak alışkanlıkları ile karakterize kronik bir fonksiyonel bağırsak bozukluğudur. Bu çalışma, farklı eğitim düzeylerindeki 18 yaş ve üzeri Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı konmuş bireylerde, güncel diyet yaklaşımı olan Düşük FODMAP Diyeti'nin semptomlara ve yaşam kalitesindeki değişikliklere etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. 1 Haziran-1 Aralık 2022 tarihleri arasında İzmir'de bulunan İzmir Ekonomi Üniversitesi Medicalpoint Hastanesi'nde yürütüldü. Çalışma, Roma IV kriterlerine göre İBS tanısı almış, beslenme ve diyet polikliniğine başvuran 53 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirildi. Gönüllü katılımcılarla yüz yüze görüşme yapılarak 4 haftalık süre boyunca Düşük FODMAP Diyet uygulaması istendi. Veriler görüşme esnasında anket yoluyla toplandı. Ankette ilk olarak 'Bireylerin Genel Özellikleri Anket Formu' uygulandı. Bireylere diyet müdahalesi öncesinde ve sonrasında İBS-Semptom Şiddet Skoru (İBS- SSS) ve İBS Yaşam Kalite İndeksi Ölçeği (İBS-QOL, İBS-YK) uygulandı. Çalışmadaki kadın katılımcı oranı %81.14 iken erkek katılımcı oranı %18.86 olarak belirlendi. IBS hastalarının FODMAP diyeti öncesi semptom şiddeti ortalaması (M = 335,66, SE = 13,02) iken FODMAP diyeti sonrası semptom şiddeti ortalaması (M = 121,32, SE = 10,14) olarak bulundu. Bu oranın istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi, t(52) = 19,71, p < 0.05. İBS hastalarının FODMAP diyeti öncesi yaşam kalitesi ortalaması (M = 99,94, SE = 3,64) iken FODMAP diyeti sonrası yaşam kalitesi ortalaması artış göstererek (M = 135,55, SE = 2,38) olarak saptandı. Bağımlı grup t-testi analiz sonuçlarına göre, katılımcıların yaşam kalitelerinde FODMAP diyeti öncesi sonrası arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulundu t(52) = -12,03, p < 0.05. Çalışma sonucunda düşük FODMAP diyetinin İBS hastalarında semptom şiddetini azaltmada ve yaşam kalitesini iyileştirmede etkili bir diyet olduğu görülmekte olup, İBS tanısı konan hastalarda beslenme ve diyet uzmanları tarafından FODMAP diyet uygulanmasının benimsenmesinin önemli olduğu vurgulanmalıdır.

Belirti ve semptomlarDiyetGastrointestinal sistem+2
Sedef Tamcı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir diyet polikliniğine başvuran tip 2 diabetes mellitus hastalarının beslenme alışkanlıkları ile HbA1c düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu araştırma Mart- Nisan 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Polikliniği'ne başvuran ve sonrasında diyet polikliniğine yönlendirilen tip 2 diyabet tanısı almış ayaktan tedavi gören 12 erkek, 38 kadın olmak üzere toplam 50 birey üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın amacı, tip 2 diabetes mellitus tanısı alan yetişkin bireylerin beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve bazı biyokimyasal bulguları ile HbA1c düzeyi arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Çalışmaya katılan hastalar HbA1c düzeylerine göre <%7 ile >%7 şeklinde gruplandırılmış, bu gruplara ve cinsiyete göre karşılaştırılmıştır. Diyabetik bireylere tanımlayıcı özelliklerini, fiziksel aktivite düzeylerini, ek hastalık durumları ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla bir anket formu uygulanmıştır. Hastaların %40'ının (n=20) HbA1c düzeyi <%7 ve %60'ının (n=30) HbA1c düzeyi >%7'dir. HbA1c düzeyi <%7 olan kadın ve erkeklerin yaş ortalaması 48,2 ve 41,5 yıl iken; HbA1c düzeyi >%7 olan kadın ve erkeklerin yaş ortalaması 49,9 ve 46,9 yıl olarak bulunmuştur. HbA1c düzeyi <%7 olan gruptaki hastaların çoğunun 1. Derece Şişman olduğu, HbA1c düzeyi >%7 olanların ise fazla kilolu olduğu gözlemlenmiştir. BKİ derecelerine göre gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Açlık kan glukozu HbA1c düzeyi <%7 olan grupta HbA1c düzeyi >%7 olan gruba göre cinsiyet fark etmeksizin anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Kadın hastalardan HbA1c düzeyi <%7 olan grubun total kolesterol ve HDL seviyeleri, diğer gruba göre daha yüksek bulunmuş olup LDL ve trigliserid seviyeleri bu grupta daha düşük bulunmuştur. Erkeklerin total kolesterol, HDL, LDL, trigliserid değerleri HbA1c <%7 'nin altındaki grupta diğer gruba göre düşük bulunmuştur. Bu çalışmaya katılanların beyaz ekmek tüketiminin HbA1c düzeyi >7 olan grupta daha fazla olduğu bulunmuş olup kepekli ve tam buğday ekmek tüketimi daha azdır. Katılımcılardan HbA1c düzeyi >7 olan grupta şeker, bal-reçel-pekmez tüketiminin HbA1c düzeyi <7 olan gruba göre daha fazla olduğu gözlenmiştir Sonuç olarak çalışmamızda HbA1c değerini beslenme alışkanlıklarının etkilediği saptanmıştır. Bundan dolayı tip 2 diyabetli bireylerde iyi bir metabolik kontrol için yeterli ve dengeli beslenme planı uygulanmalı ve yaşam boyu davranış değişikliği kazandırılmalıdır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıDiabetes mellitus+2
Züleyha Mucur
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zayıflama diyeti uygulayan fazla kilolu ve obez kadınların stres ve anksiyete durumlerının değerlendirilmesi

Bu çalışma 1 Ocak 2021 ve 01 Mart 2021 tarihleri arasında Diyetiva Sağlıklı Beslenme ve Diyet Merkezine başvuran zayıflama diyeti uygulayan 18 – 55 yaş arası hafif kilolu ve obez 34 gönüllü kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan tüm bireylere tanımlayıcı özelliklerini, genel sağlık durumlarını ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla anket formu verilerek doldurmaları istenmiştir. Anket formu bilgileri yüz yüze görüşme ile elde edilmiştir. Ayrıca bireylerin ağırlık ve boy ölçümleri alınmış, BKI düzeyleri hesaplanmıştır. Katılımcıların besin tüketimleri 24 saatlik besin tüketim kaydı verileri BEBİS (Beslenme Bilgi Sistemi) programı ile değerlendirilmiştir. Stres durumlarını belirlemek için Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) ve anksiyete seviyelerini belirlemek için Beck Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların %44,1 26 – 35 yaş aralığında, %38,2'si 36 – 44 yaş aralığındadır. Kadınların ortalama ağırlıkları 79,5 kg±8,7 kg iken, boy uzunlukları 160,6 cm±5,05 cm olarak saptanmıştır. Katılımcıların tamamının BKİ (kg/m2) düzeylerine göre hafif şişman ve şişman kategorisinde olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılanların % 50'sinin üzüntülü, %52'sinin sıkıntılı ve %47,1'inin yorgun olduklarında iştah durumlarının arttığı bulunmuştur. Katılımcıların %67,6'sının sevinçli ve %61,8'sının heyecanlı olduklarında iştahlarının değişmediği belirlenmiştir. Uygulanan Beck Anksiyete Ölçeği verilerine göre çalışmaya katılan kadın bireylerin %55,9'unda minimal seviyede anksiyete, %14,7'sinde hafif anksiyete, % 14,7'sinde orta seviye anksiyete ve %14,7'sinde ise yüksek seviyede anksiyete saptanmıştır. ASÖ puanı ise 24,79±6,31 bulunmuştur. Beck Anksiyete Ölçeği ile Algılanan Stres Ölçeği arasında anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin yaşadıkları stres ve anksiyete ile günlük tükettikleri enerji arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Fakat günlük tükettikleri karbonhidrat ile anksiyete arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur ( p < 0,05 ). Düşük karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin stres düzeyini artırdığı sonucuna varılmıştır. Zayıflama diyeti uygulayan bireylerin ise stres düzeylerinin orta seviyede olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; Anksiyete, Stres, Zayıflama Diyeti

AnksiyeteDiyetKadınlar+3
Kübra Dağdeviren Çam
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Online diyet yapan ve diyetisyen takibinde diyet yapan bireylerin diyete uyumları ve ağırlık kayıplarının karşılaştırılması

Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve hayatın her alanında internetin kullanılmaya başlanılması ile birlikte insanlarda online diyet talebi oluşmuş, zamandan tasarruf, yiyecek ve içeceklerinin kalori hesaplamalarının kolay olması nedeni ile bu alan giderek popülarite kazanmıştır. Geleneksel şekillerde yüz yüze görüşülen hastalarda göze çarpan problemlerin bir çoğu, online olarak diyet alan kişilerde de gözlenmiş, uzun yıllardır problem olan ve giderek farkındalığın arttığı yeme tutum ve davranış bozuklukları bu kişilerde de dikkat çekici oranlara ulaşmıştır. Bu araştırmanın amacı; Nisan-Mayıs 2017 tarihleri arasında yüz yüze veya online diyetisyen kontrolü altında eğitim verilerek diyet yapan 18-65 yaş grubunun da ki erkek (n:28) ve kadın (n:73) toplam 101 bireyin diyete uyumları ve ağırlık kayıplarını karşılaştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya online diyet yapan bireylerin %69,8‟inin kadın, %30,2‟sinin erkek olduğu; yüz yüze diyet yapan bireylerin %74,1‟inin kadın, %25,9‟ünün de erkek olduğu belirlenmiştir (p>0,05).Online diyet yapan bireylerin %60,5‟inin, yüz yüze diyet yapan bireylerin ise %65,5‟inin öğün atladığı belirlenmiştir (p>0,05). Online diyet yapan bireylerin %41,9‟u normal, %37,2‟sinin hafif şişman, %20,0‟unun şişman olduğu saptanmıştır. Yüz yüze diyet yapan bireylerin ise %31‟i normal, %34,5‟i hafif şişman ve şişman olduğu saptanmıştır (p>0,05).Online diyet grubundaki bireylerin kaybettikleri ağırlık ortalamasının 6,82 kg, yüz yüze diyet grubundaki bireylerin kaybettiği ağırlık ortalamasının ise 5,90 kg olduğu saptanmıştır (p>0,05). Gruplar arasındaki ağırlık kaybı ve kaybedilen ağırlığı koruma bakımından farlılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak bireylerin sağlıklı beslenmeyi öğrenmek amacıyla doğru bilgiye ulaşmaları adına internet aracılığı ile de diyetisyen yardımı almansının faydalı olacağı görüşüne varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Diyet, Obezite, Onlıne diyet.

DiyetDiyet tedavisiDiyetisyenler+4
Serkan Bentli
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akne vulgarisli bireylerde glutensiz-kazeinsiz diyetin yaşam kalitesi ve akne oluşumu üzerine etkisi

Akne vulgaris, kıl kökü ve yağ bezlerini yapısında meydana gelen tekrarlama ihtimali yüksek ve uzun süre kalabilen iltihaplanmalardır. Bu çalışmada farklı eğitim düzeylerindeki 18 yaş ve üzeri Akne vulgaris şikâyeti olan bireylerin, güncel diyet yaklaşımı olan Glutensiz- Kazeinsiz beslenme ile semptomlarındaki ve yaşam kalitesindeki değişimlerin araştırılması amaçlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, glutensiz-kazeinsiz beslenmenin akne vulgaris hastalarında akne oluşumu ve akne şiddet yönetimine etkilerinin incelenmesidir. Araştırma, 1 Ocak - 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında Türkiye genelinde kadın ve erkek bireylerde online olarak gerçekleştirildi. Çalışmada ilk olarak bütün katılımcılara "Bireylerin Genel Özellikleri Anket Formu" uygulanıp yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ilaç kullanma durumu, sigara/alkol kullanma durumu sorgulandı. Daha sonra katılımcı olan bireylere çalışma başlangıcında ve 3 haftalık takip sonrası "Akne Yaşam Kalitesi Ölçeği" uygulandı. Bireylerin glutenli ve kazeinli besinlerin tüketim sıklığını öğrenebilmek amacıyla gluten ve kazein içeren besinlerin yer aldığı bir "Glutenli Kazeinli Besin Tüketim Sıklığı Anketi" ve bireylerin uzman görüşü olmadan tamamen kendi varsayımları ile mevcut akne durumlarının değerlendirmesini yapmaları istendi. Bireyler ile ilk görüşmeden 3 hafta sonra tekrar iletişime geçilerek belirlenen ölçekler beslenme müdahalesi sonrasında yeniden katılımcılara uygulandı. Belirlenen sonuçlara göre yalnızca glutensiz beslenen bireylerde akne vulgaris şiddeti üzerine anlamlı bir ilişki tespit edilememiş fakat yaşam kalitesi üzerine anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Diyet öncesi ve diyet sonrası kısıtlanması istenen besinlerin tüketiminde anlamlı bir azalma gözlenirken diyetin akne vulgaris oluşumunda önemli bir diğer faktör olduğu gözlendi. gluten ve kazeinin yanı sıra; çeşitli probiyotik suşların ilavelerinin, omega3 zengini ve düşük glisemik indeksli beslenmenin akne oluşumu üzerinde olumlu etkilerinin olduğunu bildirilmektedir. Çalışmanın sonucunda düşük glisemik indeksli besinlerin ve kazeinsiz beslenmenin akne vulgaris şiddetini azaltabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: akne vulgaris, gluten, glutensiz kazeinsiz diyet, kazein, yaşam kalitesi

Akne vulgarisDiyetGlutenler+3
Eyüp Can Özbahar
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İrritabl bağırsak sendromu tanısı almış hastalarda GAPS beslenme protokolünün kısa dönem etkileri

Bu çalışma İrritabl bağırsak sendromu tanısı almış bireylerde GAPS Beslenme Protokolünün kısa dönem etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, 30 Aralık 2017- 30 Mart 2018 tarihleri arasında Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji polikliniğine başvurarak İBS tanısı almış katılmaya gönüllü kadın ve erkek 15 (k=8, e=7) yetişkin bireylerde yürütülmüştür. Bireylerin kişisel özellikleri ve bazı beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme durumları besin tüketim sıklığı formu, 24 saatlik besin tüketim kaydı ile belirlenmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri alınmış, ve İBS QOL ölçeğiyle yaşam kalitesi düzeyleri tespit edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 30.3±11.60 yıldır. Çalışmaya katılan bireylerin beslenme durumları değerlendirildiğinde, enerji ölçümleri ortalaması 1777,2±697,7 kcal olarak, protein ölçümleri 77,21±34,67 gr olarak, yağ ölçümleri 68,54±26,60 gr olarak, karbonhidrat ölçümleri 205,89±99,75 gr olarak, lif ölçümleri 20,75±11,73 gr olarak, çoklu doymamış yağ ölçümleri 14,39±7,49 gr olarak ve kolesterol ölçümleri ortalama 318,15±196,92 mg olarak saptanmıştır. Bireylerin başlangıç BMI ölçümleri 18,5 ile 42,2 kg/m2 arasında değişmekte olup, ortalama 23,85±5,61 kg/m2 ve bireylerin bitiş BMI ölçümleri 18,3 ile 42,2 kg/m2 arasında değişmekte olup, ortalama 23,77±5,62 kg/m2 olarak saptanmıştır. Bireylerin %33,3'ünün eğitim durumu lise, %66,7'sinin üniversite ve üzeri olarak görülmektedir. Düzenli spor/egzersiz yapan %20, son 6 ayda vücut ağırlığında değişiklik olduğunu belirten %73,3 kişi görülmektedir. Bireylerin %46,7'si güneşlendiğini, %6,7'si sigara, %20'si alkol kullandığını belirtmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %100'ü mevcut şikayetin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Aile öyküsü %26,7'sında gözlenmekte, hastaların %46,7'sine İBS tanısının yeni konduğu gözlenirken, %53,3'üne eskiden tanı konduğu gözlenmiştir. Hastalık ile ilgili en belirgin şikayetinin %60'ının şişkinlik/gaz olduğu gözlenirken %26,7'sinde ishal olduğu ve %13,3'ünde kabızlık görüldüğü tespit edilmiştir. Hastaların %46,7'si hastalık semptomları nedeniyle sitofobi oluştuğunu belirtmiştir. Sitofobisi olan hastaların %57,1'i baklagilleri tüketmekten kaçındığını, %14,3'ü çiğ sebze ve meyveleri ve %28,6'sı margarin/yağlı besinler tüketmekten kaçındığını belirtmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %20'si hastalığı ile ilgili bir doktor/diyetisyen tarafından önerilen bir diyet uyguladığını belirtmiştir. GAPS Beslenme Protokolüyle ile ilgili bilgiyi %80'ni doktor/diyetisyenden aldığını belirtirken, %20'si arkadaş çevresinden aldığını belirtmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin GAPS Beslenme Protokolü konusunda %100'ü yeterli bilgi sahibi olmadığını; %20'si ise Prebiyotik/probiyotik gıdalar hakkında bilgi sahibi olduğunu belirtmiştir. Kefir %13,3'ü kullanırken, %86,7'si probiyotik besin kullanmadığını belirtmiştir. Sonuç olarak, İrritabl barsak sendromunda beslenmeye bağlı semptomların kişiden kişiye değişiklik gösterdiği tespit edilmiştir. İrritabl barsak sendromu tanısı almış bireylerde ilaç tedavisi, psikolojik tedavinin yanısıra uygulanan GAPS Beslenme Protokolünün kişinin yaşam kalitesini olumlu yönde arttırdığı çalışmanın bir diğer sonucu olarak ortaya konmuştur.

BeslenmeBeslenme incelemeleriDiyet+3
Sümeyra Candan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00

İlgili konular