Doğu Anadolu bölgesi
Bu konu başlığı altında 86 tez
Doğu Anadolu'da Ermeniler: Siyaset, sosyo-ekonomik yaşam ve kültürel etkileşim (XI-XV. yüzyıllar)
Türklerin Doğu Anadolu'ya gelmesi Ermeni tarihinin seyrini değiştiren önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Ermeniler daha önce çeşitli yabancı devletlerin hâkimiyetleri altında yaşamış olsalar da Türk hâkimiyeti onlar için diğerlerinden daha farklı bir süreci ifade etmektedir. Türkler bölgede hâkimiyet kuran devletlerin aksine sadece üst hâkimiyet ile yetinmemiş, doğrudan bir yönetim anlayışını benimsemiştir. Yaşanan yoğun Türk göçleriyle de Ermeniler bir Türk-İslam devleti altında yeni gelen kendilerine yabancı bir etnik topluluk ile beraber yaşamak durumunda kalmışlardır. Ermenilerin Doğu Anadolu'da Türklerle beraber yaşamaları yüzyıllarca devam etmiş, iki toplum arasında gelişen ortak yaşama tecrübesi ile de kültürel etkileşimler meydana gelmiştir. Doğu Anadolu'da Bizans İmparatorluğu'nun izlediği göç ettirme politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkan Ermeni siyasi yapısının bozulmaya başlaması Türk hâkimiyetiyle beraber nihayete ulaşmıştır. Türkler bölgede merkezi yönetim anlayışını tatbik ettikleri için naharar olarak adlandırılan Ermeni soylu ailelerin gücünü kırmıştır. Çoğu naharar ailesi ya Türk hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmış ya da Gürcistan gibi komşu coğrafyalara kaçmayı tercih etmişlerdir. Bu dönemde Ermeni aydınları içerisinde halkın lidersiz kalmasından ötürü Ermeni Kilisesi'nin bu rolü üstlenmesi gerektiğine dair fikirler ortaya çıkmıştır. Türk hâkimiyeti, Ermenilerin sosyo-ekonomik hayatlarını kısıtlayacak ya da engelleyecek bir politika izlememiştir. Aksine devletlerinin ekonomik açıdan zenginleşmesi için süre gelmekte olan yapıyı korumayı ve geliştirmeyi tercih etmişlerdir. Dönemin kaynaklarına bakıldığında Ermenilerin zanaatkârlık, ticaret ve tarım ve hayvancılık gibi sosyo-ekonomik hayatın hemen her alanında var oldukları görülür. Ermeni zanaatkârların ürünleri sadece Anadolu'da değil, komşu coğrafyalarda da talep görmüştür. Ermeni tüccarlar Karadeniz'in kuzeyinde koloniler kuracak kadar ticarette aktif olmuşlardır. Ticaret sayesinde Ermeni toplumu içerisinde "metzatun" adı verilen bir zengin sınıfı dahi ortaya çıkmıştır. Ermeni köylülerin tarım faaliyetleri yeni kurulan hâkimiyetin devamlılığını ve tebaasını besleyebilmesi açısından önemlidir. Dönemin kaynaklarında Türk yöneticiler tarafından köylüleri koruyan vakalara rastlanılmaktadır. Türk yönetimlerin Ermeni tebaalarına karşı dışlayıcı bir tutum yerine onların zenginlik, yetenek ve bilgi birikimlerinden faydalanmayı tercih ettikleri, onların Türk/Müslüman tebaa ile ortak bir yaşama tecrübesi geliştirmelerini destekledikleri ya da en azından bunun aksi istikametinde bir politika izlemedikleri görülür. Zaten zaman içerisinde Türkler ve Ermeniler arasında yaşanan komşuluk ve ticaret ilişkileri hatta evlilikler bunun açık göstergesi sayılabilir. Ortak yaşama tecrübesinin halklar arasında yoğun bir kültürel etkileşimi de beraberinde getirdiği anlaşılıyor. Bu etkileşimleri en çok da mimaride, din, dil ve edebiyatta görürüz. Bazı alanlarda Ermeni kültürünün Türkler üzerinde, bazı konularda da Türklerin Ermeniler üzerinde tesirli olduğu fark edilir. Anahtar Sözcükler Doğu Anadolu, Ermeniler, Anadolu'da Ermeniler, Türk-Ermeni İlişkileri, Ortak Yaşama Tecrübesi, Kültürel Etkileşim
Türkiye'nin Doğu Anadolu popülasyonunda özofagus kanseri ve P21 polimorfizmleri arasındaki ilişki
Özofagus kanseri dünya genelinde en yaygın sekizinci kanser türüdür. Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesinde özofagus kanserine yakalanma oranı oldukça yüksektir. Hücre büyüme döngüsünü düzenleyen p21, normal büyüme ve farklılaşma için çok önemlidir. Birçok epidemiyolojik çalışma, p21'deki polimorfizmlerin özofagus ve diğer kanserler ile ilişkisini incelemiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesinde özofagus kanserli hastalarda p21 polimorfizmlerinin (rs1059234 C/T, rs1801270 C/A ve rs3176352 G/C ) görülme sıklığını ve muhtemel ilişkisini araştırmaktır. Bu polimorfizmler protein ekspresyonunu etkileyebilir ve kanser duyarlılığında rol oynayabilir. Literatürde diğer popülasyonlarda bazı çalışmalara rastlanmış, ama Türkiye'de bu polimorfizmler ile özofagus kanseri arasındaki ilişkiyi gösteren bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu çalışma, 2017-2018 yılları arasında 69 hasta ve 101 sağlıklı kontrol grubundan toplanan örnekler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Gerçek zamanlı PCR'da Taqman Assay yöntemi ile genotipleme yapılmış ve istatistiksel analizler yapılarak sonuçlar belirlenmiştir. p21 polimorfizmlerinin allel ve genotip frekanslarında hasta ve kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Ayrıca bu polimorfizmler ve diğer klinik özellikler arasında da bir ilişki görülmemiştir. Bununla birlikte özofagus kanser riskinin ailede kanser, sigara kullanımı, Van otlu peyniri, tandır dumanı ve reflü gibi diğer faktörler ile ilişkili olduğunu gözlemledik (p<0,05). Bulgularımız Türkiye'nin Doğu Anadolu popülasyonunda diğer demografik faktörlerin özofagus kanser riskini arttırabileceğini, fakat p21 polimorfizmleri (rs1059234 C/T, rs1801270 C/A ve rs3176352 G/C) ve özofagus kanseri riski arasında bir ilişki olmadığını göstermiştir (p>0,05). Bu sonucun doğrulanması için diğer genetik faktörlerin ve daha fazla vakanın incelenmesine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Genotipleme, gerçek zamanlı PZR, Özafagus kanseri, p21, polimorfizm,
Doğu Anadolu bölgesindeki KOBİ'lerin elektronik ticareti kullanımlarına ilişkin bir araştırma
Ticaretin, bilgi teknolojileri sistemleri aracılığıyla çok geniş ağlar üzerinden yapılır hale gelmesi ekonomileri yepyeni bir boyuta ulaştırmıştır. Bu yeni ticaret anlayışı beraberinde birçok avantajlar ve dezavantajları da getirmiştir. 21. yy. bilgi teknolojilerinde kat edilen mesafe hızla büyümekte olan elektronik ticaret (E-Ticaret) dünyasını uluslararası bir boyuta ulaştırırken, bu süreçte dünyanın her yerinde yeni atılımlar gerçekleşmektedir. Bu sistemde KOBİ'lerde her geçen gün daha fazla değer kazanırken; yeniden yapılanıp global düzene ayak uydurmak zorundadır. Aksi takdirde yok olup gitmeye mahkûmdurlar. Bu çalışma; Türkiye Doğu Anadolu Bölgesindeki KOBİ'lerinin genel niteliklerini, bilgi teknolojilerine bakış açılarını ve teknolojiyi uygulamaları ile birlikte kullanımlarına yönelik bir araştırma içermektedir. Bu Çalışma; KOBİ'lerin genel durumlarının, düzeylerinin ve beklentilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu kapsamda Doğu Anadolu Bölgesinde bulunan beş ilde 250 işletme yetkilisi ile yüz yüze görüşülmüştür. Bu işletme yetkililerinden, 240 tanesinin anket aracılığı ile fikirleri alınmıştır. Elde edilen veriler bölgenin E-Ticarete oldukça uygun olduğunu ancak yeterli destek ve eğitimin olmadığını, ayrıca işletmelerin desteklenmesi durumunda hem bölgeye hem de ulusal anlamda ülke ekonomisine ciddi ekonomik katkı sağlayabilecek kapasiteye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelime : KOBİ , Elektronik Ticaret, Doğu Anadolu Bölgesi Sayfa Adedi : 128 Tez Danışmanı : Prof. Dr. H. Eray ÇELİK
Selçuklu Çağı Anadolu mimarisinde malzeme ve teknik(Doğu ve Güneydoğu Anadolu)
Dünyadaki en eski yerleşimlerin başında gelen Anadolu'da 11. yüzyıla kadar çok sayıda kültür ve medeniyet yaşamıştır. Bu tarihten itibaren Türklerin Anadolu coğrafyasına yerleşmeleri Selçuklu fetihleriyle olmuştur. Selçuklu çağındaki ilk Türk Beylikleri çok sayıda mimari eserler inşa ederek Türk ve İslam medeniyetin gelişimine katkı sağlamışlardır. Başta cami olmak üzere mescid, medrese, türbe, kervansaray, hamam ve zaviye gibi birçok yapı türü inşa edilmiştir. Türklerin Anadolu'daki ilk yerleşim yerlerinden olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki eserler inşa edilirken farklı türde malzemelerin kullanıldığı görülmektedir. Kalker, andezit, bazalt, kumtaşı ve mermer yapıların inşa sürecinde tercih edilen taş türleridir. Bu taş türlerinin yapılarda kullanılmasının başlıca sebebi ham maddeye yani taş ocaklarına yakınlıktır. Bu taşlar yapılarda kesme taş, kabayonu taş ve moloz taş biçiminde kullanılmıştır. Eserlerde hem yapım hem de süsleme malzemesi olarak uygulanan tuğla, taştan sonra ikinci sırada tercih edilen bir inşa materyalidir. Tuğlada en çok sırsız tuğla uygulaması görülürken sonra kesme tuğla ve sırlı tuğla gelmektedir. Yapılarda statik amaçlı kullanılan ahşap daha çok hatıl olarak cephe ve duvarlarda görülmektedir. Genellikle tuğla yapılarda karşımıza çıkan alçı, süsleme malzemesidir. Taş ve tuğla yapılarda farklı inşa teknikleri ile uygulanmışlardır. Özellikle tuğlanın esnek olan yapısal karakteri farklı biçimlerde inşa tekniğinin meydana gelmesine olanak sağlamıştır. Farklı yapı türlerinde ve strüktürel elemanlarda kullanılan inşa malzemesinde bölgenin veya dönemin genel uygulamaları tekrarlandığı veya sıradanlığı bozan düzenlemelerin olduğu görülmektedir. Bu tercihlerde farklı sebeplerin veya etkilerin olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle dönemlerde kendi malzeme kullanım üslubuna sahip devletler olduğu gibi farklı denemeler tercih eden bânîler de bulunmaktadır. Türklerin hem Orta Asya'dan getirdikleri hem de Anadolu'da karşılaştıkları farklı ve çok sayıda taş, tuğla alçı ve çini süsleme teknikleri mevcuttur. Bunların yapılarda uygulanmasında, sahip olunan mimari hafıza, karşılaşılan kültür ve sosyo-ekonomik durumun etkili olduğu anlaşılmaktadır. Yapılarda uygulanan malzeme ve inşa tekniklerinde bânî (yaptıran), mimar ve usta (yapıcı) faktörlerinin de yön verdiği tespit edilmektedir. Özellikle bânînin siyasi olarak gücü ve mimarın kökeni malzeme kullanımında yönlendiricidir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki farklı toplumlara ait mimari geleneğin malzeme ve inşa tekniklerinde etkisi yadsınamaz bir gerçekliktir. Ayrıca Orta Asya, Kafkasya, Irak ve Suriye'deki inşa biçimlerinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki yapılarla benzeşim göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Selçuklu Çağı Mimarisi, İnşa Malzemesi, Yapım Teknikleri, Süsleme Biçimleri
Doğu Anadolu'da salep orkideleri ve salep kültürü
Orchidaceae familyası çiçekli bitkilerin en geniş familyalarından biridir. Dünya üzerinde 21.000- 26.000 türü olan orkideler ülkemizde doğal olarak yetişmektedir. Ülkemizde ise 191 taksonu bulunmaktadır. Salep orkidelerinin yumruları, yiyecek- içecek, bitkisel ilaç (drog) olarak kullanılmaktadır. Orchis, Ophrys, Anacamptis, Himantoglossum, Comperia, Serapias, Platanthera, Dactylorhiza, gibi orkidelerin yumruları salep ve dondurma yapımında kullanılmaktadır. Yapılan araştırmada Van-Gevaş, Bitlis-Tatvan, Hakkâri-Şemdinli, Siirt-Pervari ve Diyarbakır yörelerinde 2015-2017 yılları arasında 82 katılımcı ve 40 anket sorusuyla araştırmanın ana amacını oluşturan soruların cevapları bulunmaya çalışılmıştır. Doğu Anadolu Bölgesi (Van, Bitlis, Hakkâri, Muş) ve Siirt ilinde ankete katılan katılımcıların büyük bir kısmı koruma kullanım dengesinin oluşturulması gerektiğini ve diğer kısmı ise kontrolsüz toplama işleminin sona erdirilmesinde ekonomik sebeplerin bulunduğunu belirtmişlerdir. Anahtar kelimeler: Salep, Salep Orkidesi, Van, Bitlis, Hakkâri, Siirt, Diyarbakır.
Doğu Anadolu örnekleri kapsamında Akhaimenid Dönem'de Rhyton: Gelişim ve tipoloji
Rhyton formu MÖ II. binin başlarından daha öncesine giden bir kullanım geleneğine sahiptir. İçki kabı olmanın ötesinde libasyon gibi ritüel uygulamalarında kullanılan bu kabın her kültüre ve coğrafyaya göre değişen bir üretim üslubu söz konusudur. Genellikle metal, seramik ve cam örnekleri ile karşılaştığımız formun ilk olarak ne şekilde kullanıma girdiği, kendi içindeki form gelişim ve değişiminin nasıl olduğu araştırılması gereken bir husus olarak önem taşımaktadır. Rhytonlar Neolitik dönemden itibaren bir kullanım geleneğine sahip olup muhtelif amaçlarla kullanılmıştır. Genel olarak üretkenlik, bolluk ve çoğalmayı simgeleyen hayvan figürleri ile şekillendirilen bu törensel içki kaplarının üzerinde sıvının dışarı akışını sağlayan akıtma/boşaltma deliklerine veya küçük emziklere rastlanır. Rhyton yapımı Asur Ticaret Kolonileri ve Hitit Çağı'nda en yoğun dönemlerini yaşamıştır. Hitit Çağı'ndan sonra ise Roma dönemine kadar azalarak devam etmiştir. Özellikle Akhaimenid etkili rhytonlarla ilgili çalışmalar oldukça sınırlı olduğundan Akhaimenid Dönem rhyton formuna yönelik yayın ve değerlendirmeleri bir araya toplayarak, formun işlevsel ve tipolojik niteliğini araştırmak ve ilk kullanım geleneğinin bağlı olduğu kültür alanını belirginleştirmek öncelikli amacı oluşturmaktadır her çeşit arkeolojik malzemedeki betimlemeler bu çalışmada ele alınmıştır.
Haçlı Gölü ve yakın çevresinin fizikî coğrafya özellikleri
Doğu Anadolu Bölgesi'nin Muş ili sınırları içerisinde yer alan Haçlı Gölü'nü konu edinen bu çalışmada Haçlı Gölü ile yakın çevresinin fizikî coğrafya özellikleri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda bölgenin jeoloji, jeomorfoloji, hidrografya, iklim, toprak, bitki örtüsü ve sulak alan özellikleri üzerinde durulmuştur. Bölgenin fizikî coğrafya özellikleri, arazi çalışmaları ile elde edilen bulgular ve alana ait bazı raporlar üzerinden değerlendirilmiştir. İleri sürülen yargılar; çeşitli haritalar, profiller, iklim grafikleri, tablolar ve istatistikî verilerle desteklenmeye çalışılmıştır. Çalışma boyunca elde edilen veriler ışığında, bölgenin oluşum ve gelişiminde etkili olan faktörler tespit edilmek istenmiştir. Bu kapsamda, çalışmaya konu olan Haçlı Gölü'nün yer aldığı alanın oluşum evreleri ve gölün bölgedeki coğrafi etkilerine de yer verilmiştir. Haçlı Gölü'nün yakın çevresindeki jeomorfolojik birimler ifade edilerek alana ait hidrografya, iklim, bitki örtüsü, toprak türleri ve sulak alan özelliklerine değinilmiştir. Çalışma çerçevesinde gerçekleştirilen araştırmalar göstermiştir ki bölge, coğrafî açıdan önem arz etmekte; özellikle Doğu Anadolu bölgesinin yapısal gelişimden izler taşımaktadır. Bölgede jeolojik anlamda birçok döneme ait kayaç yapılarının varlığı da bölgenin yapısal önemini ortaya koymaktadır. Yine görülmüştür ki araştırmaya konu olan sahada, neotektonizmanın etkisi oldukça belirgindir. Sahada, sıkışma rejimine bağlı olarak meydana gelen doğrultu atımlı faylara, açılma çatlaklarından gelişen volkanizmaya ve bu alanlar arasında şekillenen havza oluşumlarına rastlanmaktadır. Bu durum, araştırma sahasının jeomorfolojik yapısının, Doğu Anadolu'daki sıkışma tektoniğinden doğrudan etkilendiğine kanıt gösterilebilir. Anahtar Kelimeler: Doğu Anadolu Bölgesi, Haçlı Gölü, Bilican Dağı, Bulanık Havzası, Kazan Ovası, Jeomorfoloji, Topoğrafya.
İşletmelerin kalite ve sistem belgelendirme ile ilgili bilgi düzeylerinin ve karşılaştıkları sorunların tespiti: Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde faaliyet gösteren ihracatçı imalat sanayi işletmelerinde bir araştırma
Bu çalışma; ?İhracat yapan imalat sanayi işletmelerinin faaliyetlerinde kalite ve sistem belgelendirme süreci ile uygulamalarında yaşadıkları sorunların kaynağı nedir?? problem cümlesinden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Bu cümleye bağlı olarak, ?İhracat yapan imalat sanayi işletmelerinin faaliyetlerinde kalite ve sistem belgelendirme süreci ile uygulamalarında yaşadıkları sorunların kaynağı, yöneticilerin yeterince bilgiye sahip olmamalarıdır.? şeklinde bir temel hipotez tasarlanmıştır. Çalışmanın amacı ise ?işletmelerin, dış ticarette zorunlu olan standart belgelerini almalarında etkili olan faktörleri ortaya koymak ve belge alma sürecinde yaşadıkları sorunları tespit ederek çözüm önerileri geliştirmek? olarak ifade edilebilir. Akademik seviyede sanayicinin belgelendirmede karşılaştığı sorunlarla ilgilenen çalışma sayısının azlığı nedeniyle sanayicinin belge almada karşılaştığı sorunları mevzuat koyuculara ve uygulayıcılara iletmesi itibarıyla çalışmanın önemli olduğu düşünülmektedir.Çalışma alanını; Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde faaliyet gösteren ve ihracat yapan imalat sanayi işletmeleri oluşturmaktadır. Bu bölgelerin seçilme nedeni, en geri kalmış bölgelerimiz olmaları hasebiyle batı bölgeleriyle aradaki gelişmişlik farkının azalmasına bir nebze dahi olsa katkıda bulunabilmektir.Araştırmadan elde edilen veriler; işletmelerde kalite bilincinin var olduğunu, bilincin yeterince özümsenmediğini ve yüzeysel kaldığını, bu yüzeysellik nedeniyle kalite bilincinin uygulamaya yeterince yansıtılamadığını, bilgisizlik vb. sorunların aşılması için işletmelerin yeterince gayret gösteremiyor olmalarının da yüzeyselliğin sonuçlarından birisi olduğunu göstermektedir. Ayrıca, elde edilen verilerden, kaliteye ve belgelendirmeye yüksek düzeyde önem verilmesine rağmen ihracat deneyiminin ve ihracatta yayılma alanının yeterli düzeyde olmadığı, belgelendirmenin üzerinden ortalama 5 yıl geçmiş olması nedeniyle konunun bölgedeki geçmişinin çok yeni olduğu, belgelendirmenin ihracat satışlarına ?çok az düzeyde? artırıcı etki ettiği ve bu durumun ?standartlar, uluslararası ticaretin ortak dilidir? görüşüne zıt göründüğü, tüm bunların, bilgisizlikten ve önemsememekten kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Ortaya çıkan bulguların, temel hipotezi destekleyici görünümde olması nedeniyle, temel hipotezin kabul edilebilir nitelikte olduğu düşünülmektedir.ANAHTAR KELİMELER: Kalite, Standardizasyon, Kalite ve Sistem Belgelendirme, Dış Ticaret, İhracat, KOBİ, Bilgi Yetersizliği
Toplumsal beklentilerin özel öğretim kurumlarının sosyal sorumluluk uygulamalarına etkisini belirlemeye yönelik bir araştırma
İnsanlık tarihi kadar eski olan sosyal sorumluluk, günümüzde toplumların bilinçlenmesi sayesinde, yaygınlaşmış ve işletmeler açısından da değerlendirilmeye başlanmıştır. Dünya ekonomisinin % 90'ına yakınını elinde bulunduran özel sektörün, bu kadar büyük ekonomik gücün bir miktarını, kendi etrafından başlamak üzere, toplumun tüm kesimlerinin sosyal refahına katkı sağlamak amacıyla kullanması gerekliliği, yaygın bir kanaat olmuştur. Bu sosyal duyarlılık ve beklentinin, özel öğretim kurumu işletmelerinin sosyal sorumluluğa bağlılıkları üzerine etkisi, çalışmanın başlıca amacı olmuştur. Diğer taraftan; yasal düzenlemelerle çıtası yükselmiş olan, geleneksel sosyal sorumluluk anlayışının, işletmeler için zorunluluk olduğu hususu, çalışmamızın ikincil amacı olmuştur.Bu amaçları gerçekleştirmek için yapılan araştırmanın ana kütlesini, Doğu Anadolu Bölgesi'nde faaliyet gösteren özel öğretim kurumları oluşturmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre; Doğu Anadolu Bölgesi'nde 275 özel öğretim kurumu bulunmaktadır. Ana kütle listesinin tamamına ulaşmak, zaman, emek ve maliyet açısından imkânsız olduğundan, kota örneklemesi yöntemine başvurulmuştur. Örnekleme için, illerde bulunan özel öğretim kurumu sayısının, bölgedeki özel öğretim kurumları toplamına oranı %10'un üzerinde olan iller seçilmiştir. %10'un üzerinde, özel öğretim kurumuna sahip illerde bulunan, özel öğretim kurumu idarecilerine, mail yöntemiyle veya yüz yüze yöntemle anket tatbik edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 17,0 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir.Yapılan analizler, toplumsal beklenti ve duyarlılığın, özel öğretim kurumlarının sosyal sorumluluk uygulamalarına olan pozitif etkisini göstermektedir. Bununla birlikte; özel öğretim kurumlarında sosyal sorumluluk kavramının, artık bir zorunluluk olarak algılandığı tespit edilmiştir.
Türkiye Selçuklularının Doğu Anadolu siyaseti
Culture, migration and memory of eastern jews of Turkey
This study aims to explore the culture of Jews, who once lived in the east of Turkey and later moved to Israel and settled there. The scarcity of sources indicates that Jews from eastern Turkey were received little scholarly attention. Through this study it is expected to make them more visible and to open new research areas for researchers. Currently, no Jews live or inhabit in the east and southeast of Turkey; therefore, one of the goals of this research is to reveal the cultural values of a community once had a way of life, beliefs, cultured in a multicultural and multireligious environment of eastern Turkey. With the above objective in mind, field research was carried out in Israel during 2011- 2012; and the research methodology included in-depth interviews with thirty seven immigrants who came to Israel from eastern Turkey. It is aimed to bring out their community life, societal relationships, immigration process and their past through a cultural perspective. To do that a comprehensive background, literature review and research methodology has been also examined. Main findings of the research are included under the title of Culture. It examines the Jews of eastern Turkey from different social aspects such as their relationships with Muslims, Jewish neighborhood and community, the family, childhood, status of women, marriages, clothing, cuisine, religious life, education, economic conditions, Sabbath and Holidays. Consequently, this study is an attempt to reconstruct the life of Eastern Jews of Turkey before their immigration to Israel.
Van-Karagündüz Nekropolü Erken Demir Çağı çanak çömleği
Van Gölü çevresinde Erken Demir Çağı üzerine yapılan araştırmalar, bu süreci bize tanıtmanın dışında, yeterince aydınlatıcı olamamışlardır. Karagündüz Nekropolü'nde yapılan araştırmalarla Erken Demir Çağı kültürünü yansıtan verilere ulaşılmış olması açısından önem taşımaktadır. Nekropolün Erken Demir Çağı'na özgü çanak çömleği incelenerek Karagündüz'ün Van Gölü ve çevresindeki diğer nekropollerle olan ilişkileri saptanarak, bu çağa ait karanlıkta kalan bazı noktalar aydınlatılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla incelenen çanak çömlek, mezarların bütünlüğünü bozmamak amacıyla tek tek ele alınmış ve sistematik bir şekilde sınıflandırılmıştır. Elde edilen verilerle, bu nekropolün Erken Demir Çağın farklı aşamalarını yansıttığı ve kimi mezarların diğerlerine göre daha geç olup, merkezi Urartu Krallığı'nın otoritesi altoda toplanmadan önceki geçiş sürecini yansıttığı sonucuna ulaşılmıştır.
Van-Altıntepe Nekropolü sunu kapları
ÖZET Urartu, Van Gölü Havzası merkez olmak üzere Doğu Anadolu'da MÖ. DC yy. 'in ortalarında kurulmuş önemli bir uygarlıktır. Ancak bu bölgede pek çok sistematik kazılar ve buna bağlı olarak elde edilen buluntular olmasına rağmen, Urartular hakkında bilinenler azdır. En geniş Urartu halk nekropolü olan Van/Altıntepe'nin çanak çömleklerinin sayısal ve biçimsel verilerinin ışığında, mezarlara göre dağılımını değerlendirip bu döneme ilişkin ölü gömme adetlerinde sunu kabının yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Başkent belgeleriyle yapılan bu incelemeler ve değerlendirmeler ışığında bu çanak çömleklerin ölünün yanma yiyecek ve sıvı gıda koymak amacıyla bırakılmış olması muhtemeldir. Ayrıca çanak çömlekler üzerinde yaptığımız incelemeler sonucu Tuşpa/Amntepe Nekropolü, Van Gölü Havzası'ndaki çağdaşı olduğu diğer nekropollerle bir kültür birliği içerisinde yer almaktadır.
Van Karagündüz ve Altıntepe Nekropolleri boncuk buluntuları
ÖZET Urartu, Van pölü-havzası merkez olmak üzere Doğu Anadolu'da MÖ. DC. yüzyılın ortalarında kurulmuş görkemli bir uygarlıktır. Ancak bölgede birçok arkeolojik araştırma gerçekleştirilmiş olmasına rağmen, Urartu'nun kökeni konusunda bilinenler yok denecek kadar azdır. Buna karşılık Assur kral yıllıklarında, MÖ. XIII. yüzyılın ortalarından beri Doğu Anadolu'da yasayan bir takım kabilelerden söz edilmektedir. Ayrıca bölgedeki MÖ. II. bin yıla ve I. bin yılın başlarına ilişkin mezarlıklardan edinilen verilerin ışığında ekonomileri daha çok pastoralizme dayalı, göçebe bir toplumun varlığı bilinmektedir. Söz konusu dönem Erken Demir Çağ olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemi en iyi temsil eden mezarlıklardan biri de Karagündüz Nekropolüdür. Karagündüz ve bir Urartu nekropolü olan Altıntepe'nin boncuk buluntuları ayrı ayrı sınıflandırılarak malzemeleri ve malzemeye bağlı teknikleri incelenmiştir. Yapılan inceleme ve karşılaştırmalar, Karagündüz boncuklarının, Altıntepe'nin boncuklanyla gerek malzeme, form ve gerekse yapım teknikleri açısından benzerlikleri ile materyal kültüründe devamlılığın sürdüğünü ortaya koymaktadır. Ayrıca her iki nekropolün boncuk buluntularının, Kuzey ve Batı İran ile Azerbeycan ve Ermenistan'daki çağdaşlarıyla yerel bir takım özellik ve farklılıkların dışında bir kültür birliği gösterdiği anlaşılmıştır.
Karagündüz Nekropolü kazısından elde edilen madeni silahlar
Kazısı, 1992-1996 yıllan arasında gerçekleştirilen Karagündüz Nekropolü, Van Gölü Havzası'nda henüz yeni yeni tanımaya başladığımız bir dönem olan, Erken Demir Çağı'na tarihlendirilmektedir. Nekropolde yapılan kazı çalışmaları sonucunda, toplam 9 mezar incelenmiş olup, bu mezarlarda çok sayıda gömü, buna bağlı olarak ölü hediyeleri ve kişisel süs eşyaları ile törensel silahlar bulunmuştur. Bahsi geçen bu silahlar, çalışmamızın esas konusunu oluşturmuştur. Toplam 30 eserden oluşan ve tamamı demir madeninden yapılmış malzeme grubunun, biçim, işçilik ve karakteristik özelliklerine göre değerlendirilmesi sonucunda, tipolojik olarak; 1- hançerler, 2- bıçaklar, 3- mızrak ucu, 4- topuz başı ve 5- halka uçlu demir çubuklar olmak üzere 5 grup altında ele alınması uygun bulunmuştur. Kimyasal analizler, bu silahların, meteorik olmaktan çok, yerkabuğundan elde edilmiş demirden üretildiklerini göstermektedir. Bunun yanı sıra, yüksek dereceli ve yavaşça soğuyan bir ortamda, dövülerek meydana getirildikleri tespit edilmiştir. Karagündüz Nekropolü demir silahlan, biçim ve işçiliklerinden anlaşıldığı üzere, tam bir profesyonellik göstermemektedir. Bu durum, demir metalürjisinin ampirik sürecinin henüz devam etmekte olduğunu işaret etmektedir. Van Gölü Havzası'nın Erken Demir Çağı ve bölgedeki demir metalürjisinin gelişim sürecinin anlaşılmasında sağlayabileceğimiz en büyük aşama, hiç şüphesiz yapılacak yeni arkeolojik kazılar sayesinde olacaktır.
Doğu Anadolu yayla kültürü ve yayla mimarisi: Etnoarkeolojik bir bakış
Bu çalışmada, Doğu Anadolu'da M.Ö. II. binde yaşayan kültürleri etnoarkeolojik açıdan anlamak ve yorumlamak amacıyla, günümüz yaylacılık faaliyetleri ve yayla mimarisinde yaşanan formasyon süreci incelenmiştir.Doğu Anadolu Bölgesi'nde M.Ö. II. binde yaşanan göçebe yaşam tarzı nedeniyle, bu dönem formasyon süreci açısından arkeolojik bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle Doğu Anadolu'da M.Ö. II. binde yaşamış olan toplumların yaşam tarzlarını ve geleneklerini daha iyi anlamamız için, aynı coğrafyada, aynı geçim ekonomisinin devamı olduğuna inandığımız; günümüzde devam etmekte olan yayla kültürü ve yayla mimarisi incelenmiştir. Özellikle M.Ö. II. binde, bölgede, mimari açıdan yaşanan formasyon sürecini anlamak amacıyla, farklı dönemlerde tamamen terk edilmiş günümüz yaylalarında yaşanan formasyon-transformasyon süreci incelenmiş ve farklı bir açıdan değerlendirilmiştir.
Yerli kara ve Doğu Anadolu kırmızısı ırkı sığırlarda calpastatin (CAST), leptin (LEP) ve büyüme hormonu reseptörü(ghr) genlerinin frekanslarının belirlenmesi
Bu çalışma, Yerli Kara (YK) ve Doğu Anadolu Kırmızısı (DAK) ırkı sığırlarda Calpastatin (CAST), Leptin (LEP) ve Büyüme Hormonu Reseptörü (GHR) gen polimorfizmlerinin frekanslarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada yaş ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın 50 baş YK, 50 baş DAK ırkı sığır kullanılmıştır. Alınan kan örneklerinden PCR-RFLP yöntemi ile genotiplendirme işlemi gerçekleştirilmiştir. CAST geni S20T polimorfizmi açısından CC, GC ve GG genotiplerine ilişkin frekanslar sırasıyla YK'larda %56, %40 ve %4; DAK'da ise sırasıyla %26, %40 ve %34 olarak belirlenmiştir. GHR geni S555G polimorfizmi açısından hem YK'da (%56) hem de DAK'da (%38) en yüksek frekansın AG genotipi olduğu tespit edilmiştir. LEP geni A80V polimorfizmi açısından ise incelenen tüm ırklarda sadece TT genotipi görülmüştür. Sonuç olarak, incelenen YK ve DAK ırkı sığırların hedeflenen CAST ve GHR polimorfizmleri açısından varyasyon gösteriği; ancak LEP-A80V polimorfizmi açısından ise monomorfik olduğu tespit edilmiştir. Et verim ve kalitesine etkili olduğu düşünülen CAST ve GHR genlerindeki polimorfik yapının, YK ve DAK ırkı sığırlarda fenotipi ne düzeyde etkilediğine ilişkin gerçekleştirilecek çalışmaların gerekliliği açıktır. Mevcut çalışmanın yerli gen kaynaklarının korunması açısından literatüre katkı sağlayacağı düşünülürken; söz konusu çalışmalara da temel oluşturacağı öngörülmektedir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan aşiret, şeyh ve ağa oluşumlarının yönetsel sosyoloji açısından incelenmesi
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Türkiye genelinde görülmeyen farklı bir sosyal yapı söz konusu. Duverger'in ifade ettiği "devletsiz toplum" modeli yöre insanı tarafından adeta benimsenmiş bulunmaktadır. Çünkü devletin yapamadığını Ağa, Şeyh, Bey gibi bir resmi statüsü olmayan insanlar yapmaktadırlar. Bu da yönetim mekanizmasında kargaşa ve alışık olmadığımız bir anlayışı doğurmaktadır. İşin ilginç tarafı ise yöre insanı yukarıda ifade etmeğe çalıştığımız gibi resmi statüsü olmayan insanlardan memnun olmadığı halde bir aşirete mensup olmayı ve o aşiret reisinin büyüklüğüyle övünmeyi büyük bir erdemlilik olarak görmektedir. Şeyhliğin ve ağalığın oluşturduğu sacayağının diğer bir adımını aşiret olgusu oluşturmaktadır. İşte doğu ve Güneydoğu insanının sosyal yapısı bununla içiçedir. Çünkü halkın sırtından geçinen bu müessesenin insanları, halkı "aşiretçilik" şemsiyesi altında idare etmeye devam etmektedirler. Bu şemsiye "milletleşmenin" önünde bulunan en büyük engel ve gayri resmi bir şekilde kurulan müessesenin en büyük dayanağıdır. Doğu ve Güneydoğu'nun kalkınması için evvela çok büyük miktarda toprak sahibi olan bu ağaların ve şeyhlerin eski anlayışı sürdürmelerinin yerine, sosyal değişmeyi, teknolojik ilerlemeyi ön plana çıkarmaları gerekir. Bu, bölge kalkınmasını daha da kolaylaştıracaktır. Bölgenin kalkınmasında ikinci, belki de en önemli etken zihniyetle ilgilidir. Yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu'yu geriye götüren, kalkınmasını engelleyen zihniyet değişmediği müddetçe bölgede yaşayan insanlar rahat edemeyecektir. Eğer bölgede işsizlik varsa, fakirlik varsa bunun sebebi "girişimciliğin" olmamasıdır. Girişimciliği de önleyen en büyük engel yılların birikimi olan bu zihniyettir. Bunun için eğitim tabana yayılmalı ve bu zihniyetin izalesine gidilmelidir. Ancak bunun çok zaman alacağı açıktır. Diğer yandan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yıllarında olduğu gibi, kalkınmanın; eğitime ek olarak İktisadi Devlet Teşekküllerinin yörede oluşturulması ile desteklenmesi gerekir. Aynı zamanda yöre özelliğini gözeten bir toprak reformu ile mevcut olumsuz sosyal ve ekonomik yapı olumlu yönde etkilenebilir. Şüphesiz özel Teşebbüsün teşviki de gerekir. Ancak bu teşviklerle 74 yıllık cumhuriyet tarihimizde yeterli değişim bu bölgede sağlanamamıştır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde doğadan izole edilen serbest yaşayan acanthamoeba türlerin tanısında mikroskobi, kültür ve moleküler yöntemlerin karşılaştırılması
Acanthamoeba türlerinin doğal çevrede serbest halde bulunmasından dolayı, insanların bu parazitle enfekte olma riski büyüktür. Acanthamoeba türleri granülomatöz amibik ensefalit (GAE), kutanöz acanthamoebiasis, Acanthamoeba keratiti oluştururken, AIDS'li hastalarda enfeksiyonun çeşitli organlara yayılmasına bağlı olarak kronik sinüzit, otit, kutanöz lezyonlar, sinüs lezyonları, deri ülserleri gibi hastalıklar meydana getirirler. Bu çalışmada Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde bulunan Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt, Bitlis ve Van illerindeki yüzme havuzlarından, kaplıca sularından, hamamlardan, sulama kanalından, park ve bahçelerden alınan toplam 65 su ve toprak örneğinin 6 tanesi mikroskobik inceleme yöntemi ile, 11 tanesi kültür yöntemi ile ve 15 tanesi konvansiyonel PCR ve real time PCR yöntemi ile Acanthamoeba spp. pozitif bulundu. Çalışmada Acanthamoeba spp. laboratuvar tanı yöntemlerinden kültür metodu; mikroskobi, konvansiyonel PCR ve real time PCR yöntemleri ile karşılaştırıldı. Kültür yönteminin mikroskobi, konvansiyonel PCR ve real time PCR yöntemlerine göre duyarlılığı sırası ile %100, %73,33, %73,33 ve özgüllüğü sırası ile %91,53, %100, %100 olarak saptandı. İncelenmesi yapılan ve Acanthamoeba spp. tanısı alan 15 örneğin kist yapılarını ve moleküler analizlerini değerlendirdiğimizde 4 (%26,67) Acanthamoeba castellanii, 3 (%20) Acanthamoeba polyphaga ve 8 tanesinin (%53,33) Acanthamoeba palestinensis olduğu belirlendi. Çalışmamız Güneydoğu Anadolu bölgesinde yapılan Acanthamoeba spp. ile ilgili ilk saha çalışması olup Acanthamoeba keratiti için doğal çevrede risk oluşturan türler tanımlandı.
Urartu siyasi tarihi ve devlet dini
Yerli ve yabancı birçok bilim adamı Urartu Krallığı'nın idare şeklini teokratik ve merkeziyetçi bir düzen olarak tanımlarlar. Teokrasi siyasi otoritenin, tanrının temsilcileri olduklarına inanılan yöneticilerin elinde bulunduğu siyasi düzen ve din erki olarak tanımlanır. Bu terim daha sade bir anlatımla, dine dayalı yönetim biçimi demektir. Eskiçağ devletlerinin çoğunda teokratik yönetimin izlerine rastlanır. Bu devletlerden biri Urartulardır. Urartu Krallığı'nın tarihi hakkında bilgi sahibi olduğumuz verilerin çok önemli bir kısmı dini kaynaklardan ibarettir. Urartu yazıtları tanrıların anıldığı ifadelerle başlar ve yine bu ifadelerle son bulur. Urartu kralları, gerek siyasal gerekse askeri faaliyetlerini tanrılarının hoşnutluğunu ve memnuniyetini kazanmak için gerçekleştirmişlerdir. Bu durum Urartu Krallığı'nın siyasal yapısında dine ne kadar önem verdiğini gösterir. Böylece krallığın yönetim sisteminde din ön plana çıkmış ve yönetim şeklini büyük ölçüde etkilemiştir. Urartuların merkezi otoritesi başlangıçta olmasa bile, krallık güçlendikçe gücünü dinden almıştır. Urartu kralları da diğer Anadolu kralları gibi yaptıkları işleri tanrıları adına icra ediyorlar, onlara kurbanlar sunuyorlar ve tapınaklar inşa ediyorlardı. Hatta Urartu krallarının askeri seferleri zaferle sonuçlanmışsa, bunun tanrıların sayesinde elde edildiğine inanılıyordu. Bu çalışma ile Urartu devlet teşkilatı ve Urartu dini arasındaki bağlantı ortaya konularak, devlet yapısında dinin ne derece etkili olduğu vurgulanmak istenmiştir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görev yapan aday sınıf öğretmenlerinin karşılaştıkları sorunlar
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görev yapan aday sınıf öğretmenlerinin eğitim öğretim sürecinde karşılaştıkları sorunların ortaya konmaya çalışıldığı bu araştırma karma desende gerçekleştirilmiştir. Nicel veriler bir ölçek aracılığıyla, nitel veriler ise yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edilmiştir. Araştırmanın evrenini Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Örneklemini ise Van, Şanlıurfa, Ağrı ve Bitlis'te görev yapan; amaçsal örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemi ile seçilmiş öğretmenlerden oluşturulmuştur. Ölçek yoluyla elde edilen verilerin çözümlenmesinde yüzde, frekans, aritmetik ortalama istatistikleri kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formundan elde edilen nitel veriler ise betimsel içerik analizi ile yorumlanmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda ulaşılan bulgulara göre; Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde görev yapan aday sınıf öğretmenlerinin, sosyal kulüp çalışmalarında yöneticiler arasında işbirliğinin olmamasından dolayı ve tören, kutlama ve toplantılardaki sorumlulukları yerine getirirken okul idaresi tarafından gereken desteği görememe konularında okul yöneticilerinden kaynaklanan sorunları yaşadıkları belirlenmiştir. İl-ilçe yöneticileri konusunda, yöneticiler ve eğitim müfettişleri tarafından teftiş edilme korkusu ve yapılan işlerin yöneticiler tarafından beğenilmeme kaygısı taşıdıkları saptanmıştır. Aday sınıf öğretmenlerinin meslektaşları ile ilgili yaşadıkları en önemli sorunun göreve yeni başladıkları için okula uyum sağlama konusunda destek bulamadıkları yönündedir ve meslektaşlarının tutum ve davranışlarından memnuniyet düzeyleri düşüktür. Eğitim öğretim ortamına ilişkin laboratuvar, teknoloji sınıfı, spor odası gibi tesisler olmadığından dolayı eğitim-öğretim faaliyetinin aksadığı, internet bağlantısının olmaması veya düzenli bağlantının olmamasından dolayı araştırma yapılamadığı, okulda yardımcı personel eksikliği veya hiç olmaması nedeniyle temizlik sorunu yaşandığı belirtilmiştir. Görev yapılan yere ilişkin sosyal tesislerin yetersiz olduğu, karşılaşılan bir problemin çözümü için yardım edecek bir kişi ya da kurum bulunamadığı belirtilmiştir. Lisansta (hizmet öncesinde) alınan eğitimin öğrenci başarısını değerlendirmede ve yöntem-teknikleri kullanma konusunda yetersiz kaldığı belirtilmiştir. Veli desteğinin olmaması, dil-kültür farklılıklarının olması, öğretmen-öğrenci-veli iletişiminde aksaklık yaşanması, ısınma, elektrik ve su sorunu karşılaşılan diğer sorunlardır. Göreve yeni başlayan ve kırsal kesimde görev yapan aday sınıf öğretmenlerinin karşılaştıkları sorunların tespitiyle ilgili yapılan araştırma ile elde edilen bulguların, aday öğretmenlik sürecinin yeniden değerlendirilmesine, aday öğretmenlerin karşılaştıkları sorunların belirlenip çözümlenmesine, kırsal kesimlerde görev yapan aday öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirilmesine ve aday öğretmenlerin sosyal, kültürel, mesleki sorunlarının literatürdeki araştırmalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Karşılaşılan ve karşılaşılacak sorunların önlenmesi için de kırsalda görev yapan aday öğretmenlerin bulundukları ortama uygun bir eğitim sürecinden geçirilip oryantasyon çalışmaları yapılmalıdır. Kırsalda (köyde) yaşamaya teşvik edici önlemler alınarak yaptıkları çalışmalarla başarı gösteren öğretmenlere ödüllendirme (maddi-manevi) yapılmalıdır. Hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim programları ile aday öğretmenlere Millî Eğitim Bakanlığı tarafından destekleyici eğitimler verilmelidir.
Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesi hastaneleri ile Çukurova bölgesindeki hastanelerden izole edilen sağlık hizmeti ile ilişkili acinetobacter baumannii suşları arasındaki klonal ilişkilerin araştırılması
Sağlık hizmeti ile ilişkili enfeksiyonlardan (SHİE) giderek artan sıklıkta izole edilen ve tedavi başarısızlıklarına bağlı olarak hasta kayıplarına sebep olan Acinetobacter baumanii suşları, antibiyotik direncinin hızla yayılması sebebiyle Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün acilen yeni antibiyotik keşfi gerektiren dirençli bakteriler listesinin ilk sırasında yer almaktadır. Tüm Dünya'da sürveyans sistemleri ile güncel veriler doğrultusunda yayılımın önlenebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, bölgemiz hastaneleri ile Doğu Anadolu Bölgesi sınır illerindeki hastanelerde takip edilmekte olan ve SHİE tanısı alan hastalara ait klinik örneklerden izole edilen Acinetobacter baumannii suşları arasındaki filogenetik ilişkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 84'ü Doğu Anadolu Bölgesindeki Van, Iğdır, Kars, Ağrı, Ardahan devlet hastanelerinde, 82'si de Çukurova Bölgesinde bulunan Adana Şehir hastanesi ile Mersin Üniversitesi Hastanesinde olmak üzere 2019 Eylül - 2020 Ocak tarihleri arasında SHİE tanısı almış hastalardan elde edilen 166 Acinetobacter baumannii izolatı dahil edildi. İzolatların tamamı karbapenem dirençliydi. Karbapenem dirençli A. baumannii (KDAB) oldukları konvensiyonel kültür yöntemleriyle ve özgül blaOXA-51-benzeri gen bölgesi PCR yöntemiyle tespit edilerek doğrulandı. Antibiyotik duyarlılıkları sıvı mikrodilüsyon yöntemi ile belirlendi. İzolatlar arasındaki filogenetik ilişki Pulsed-field gel electrophoresis (PFGE) yöntemi ile araştırıldı. Karbapenemler dışında en yüksek antibiyotik direnci %92.6 oranı ile ciprofloksasinde, en düşük direnç ise %69.5 oranı ile gentamisinde görüldü. Adana, Mersin ve Van gibi büyükşehirlerde direnç oranlarının daha yüksek olduğu görüldü. PFGE bant profillerinin analizi sonucunda izolatların 20'si tek üyeli olmak üzere toplam 51 küme içerisinde toplandığı belirlendi. En kalabalık küme 21 pulsotipte (L1-L21) toplanmış, tamamı Doğu Anadolu bölgesine ait 30 üyeden oluşan L kümesi idi, bunu 9 pulsotipte (Z7z1-Z7z9) toplanmış, tamamı Mersin'e ait 15 üyeden oluşan Z7 kümesi takip etti. Ülkemizde KDAB suşlarının bölgesel farklılıklarla birlikte antibiyotik direncinin farklı insidanslarda görülmesi, ancak bununla beraber farklı hastanelerde benzer klonların da görülebilmesi, KDAB klonlarnın bütün dünyada hastanelere ve topluma hakim olacağını düşündürmektedir. Ayrıca, Serhat bölgesi de denilen Ağrı, Iğdır, Kars ve Ardahan illerimizde daha önceden bu konuda herhangi bir filogenetik ilişki ve sürveyans çalışmasına dair literatüre rastlanmadığı için, çalışmamızın Türkiye'nin doğu sınır illerinde de bu enfeksiyonların sürveyansına çok önemli katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.
Farklı phyllocoptruta oleivora (Ashmead) (Acari: Eriophyidae) popülasyonlarının bazı akarisitlere karşı direnç düzeylerinin belirlenmesi
Phyllocoptruta oleivora (Ashmead) (Acari: Eriophyidae) turunçgil yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı ülkemizin Doğu Akdeniz Bölgesi'nde, turunçgillerde sezon içerisinde çok sayıda kimyasal mücadele uygulaması yapılmasına rağmen engellenemeyen ve ekonomik kayıplara neden olan bir zararlıdır. Bu çalışmada, Erdemli (Mersin), Karataş, Kozan ve Yüreğir (Adana)'den alınan Turunçgil pasböcüsü popülasyonlarının abamectin, kükürt, pyridaben ve spirodiclofene karşı direnç düzeyleri biyolojik etkinlik denemeleri ile belirlenmiştir. Denemelerde karşılaştırma olarak kullanılmak üzere pesitisit uygulaması yapılmayan alandan hassas (Balcalı/Sarıçam/Adana) popülasyon alınmıştır. Yapılan biyolojik etkinlik denemelerinin sonuçlarına göre bahçe popülasyonlarının LC50 değerinin hassas popülasyonun LC50 değerine bölünmesiyle, abamectine karşı en dirençli popülasyonun 25.31 kat ile Kozan'dan alınan popülasyonda olduğu, en düşük dirence sahip popülasyonun ise 8.13 kat ile Yüreğir'den alınan popülasyonda olduğu belirlenmiştir. Kükürte karşı popülasyonların düşük düzeyde direnç gösterdiği tespit edilmiş, en yüksek direnç oranının ise 2.53 ile Yüreğir'den alınan popülasyonlarda olduğu saptanmıştır. Spirodiclofene karşı 24.00 kat ile en yüksek direncin Erdemli popülasyonunda olduğu bunu sırasıyla 15.39, 14.05 ve 9.21 değerleriyle Karataş, Yüreğir ve Kozan popülasyonlarının takip ettiği tespit edilmiştir. Phyllocoptruta oleivora popülasyonlarının pyridabene karşı direnç oranlarına bakıldığında ise Erdemli, Kozan, Yüreğir ve Karataş için sırasıyla 30.30, 15.85, 10.10 ve 7.55 kat olarak belirlenmiştir. Bölgeden toplanan popülasyonların en az direnci kükürte karşı gösterdiği, abamectin, spirodiclofen ve pyridabene ise orta düzeyde dirençli olduğu belirlenmiş olup en yüksek direnç oranı pyridabene karşı Erdemli popülasyonunda saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Akarisit, biyolojik etkinlik, dayanıklılık, Doğu Akdeniz Bölgesi, Türkiye
Doğu Anadolu bölgesinde kadının değişen sosyal konumu: Muş Varto örneği
Toplumsal cinsiyet bağlamında inşa edilen cinsiyet temelli roller, gerek egemen ataerkil refleksler gerekse de bu rollerin organize edilişini sağlayan patriarkal sistem içerisindeki dinamiklerle şekillenmektedir. Bu çalışmada son yıllarda Doğu Anadolu Bölgesinde kadınların yaşam standartları ile değişen sosyal konumlarını belli başlı dinamikler bağlamında Muş Varto örneği ile ele alındı. Toplumsal hayatın her alanında bütün etkinlikleriyle bulunan kadınların, tarihsel süreç içerisinde değişen yaşam pratikleri, karşılaştığı zorluklar ve bu zorlukların yaşanmasında etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik dinamikler toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında çözümlendi. Çalışmanın sunduğu veriler vasıtasıyla günümüzde kadınların yaşam pratikleri, bu pratikleri oluşturan kültürel örüntüleri ve bu örüntülerin toplumsal karşılığını var eden bütün simgesel kodları, yerel ulusal ve evrensel dinamiklerin ışığında sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda daha eşitlikçi temelde düzenlenmiş bir cinsiyet rejiminin imkânı için kadınlardan ziyade erkeklere daha çok iş düştüğü görülmektedir. Bundan dolayı sosyokültürel anlamda kadın kimliğinin toplumsal anlamda özneleşmesi için erkekler tarafından oluşturulan ataerkil tahakküm biçimlerinin çözülmesine ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Daha adil ve güzel bir dünya için ötekileştirilen ve en basit yanıyla bedeni üzerinden her türlü cinsel politikanın üretildiği kadınların daha sürdürülebilir yaşam standartlarına ulaşması için bunun gibi toplumsal anlamda farkındalık yaratacak çalışmalara daha fazla ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, erkek, toplumsal cinsiyet, feminizm, toplumsal değişme, ekonomi, kültür.