GPS
64 theses under this subject heading
GNSS aldatma karşıtı bir almaç mimarisinin geliştirilmesi
GNSS aldatma saldırıları, uydu sinyallerini taklit ederek GNSS alıcısını aldatmak ve olmadığı bir konumdaymış gibi göstermek için yapılan saldırılardır ve havacılık, askeri operasyonlar ve otonom araçlar gibi kritik uygulamalarda kullanılan GNSS alıcıların güvenliğini tehdit eder. Bu saldırılar günümüzde radyo frekans modüllerinin yaygınlaşması ile beraber hızla gelişmiştir. Bu durum, aldatma saldırılarının artmasına neden olurken, aynı zamanda aldatma karşıtı tedbirlerin geliştirilmesi elzem hale gelmiştir. Aldatma karşıtı önlemler ise bu aldatma saldırılarını bertaraf etmek için alıcılara entegre edilen özelliklerdir ve aldatma karşıtı almaç mimarisi de bu tür tehditleri etkili bir şekilde tespit etmek ve azaltmak için çeşitli tekniklerin ve yöntemlerin alıcılara entegre edilmesini kapsar. Bu çalışma kapsamında, literatürde bulunan aldatma saldırıları kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Farklı türdeki aldatma saldırıları, bu saldırıların temel mekanizmaları ve çeşitli sistemler üzerindeki potansiyel sonuçları sistematik bir şekilde anlatılmıştır. Bu saldırıların etkileri, karmaşıklık seviyeleri ve tespit edilip engellenmesinde karşılaşılan zorluklar, ayrıntılı bir şekilde sistematik olarak anlatılmıştır. Bu anlatımlar, çeşitli aldatma tekniklerinin oluşturduğu tehditlerin ciddiyetini, bunların tespit edilmesi ve hafifletilmesi sürecindeki karmaşıklıkları vurgulamak amacı taşımaktadır. Ayrıca, bu saldırılara karşı uygulanan çeşitli aldatma karşıtı yöntemler de incelenmiştir. Her yöntem, etkinliği açısından eleştirel bir şekilde değerlendirilmiş ve hangi senaryolarda en etkili veya en az etkili olduklarına dikkat edilmiştir. Bir dizi deneysel çalışma yoluyla, mevcut aldatma karşıtı tedbirlerin belirli zayıflıkları ve sınırlamaları tespit edilmiştir. Bu zayıflıklar dikkatlice analiz edilerek, bu açıkların nedenleri ve potansiyel riskleri anlatılmıştır. Bu analizlerden elde edilen bulgulara dayanarak, mevcut önlemlerin eksikliklerini gidermeyi hedefleyen yeni ve güvenilir bir aldatma karşıtı mimari önerilmiştir. Önerilen bu mimari, yalnızca bilinen aldatmaya açık kısımları hafifletmekle kalmayıp, aynı zamanda ortaya çıkan tehditlere yanıt verebilecek daha uyarlanabilir ve dirençli bir savunma mekanizması sunmayı amaçlamaktadır. Önerilen çözüm, pratik uygulamalarda uygulanabilirliği ve etkinliği açısından kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiş olup, güvenliği artırma çabalarına önemli bir katkı sağlamaktadır.
GNSS karıştırma tipi sınıflandırmada makine öğrenmesi yaklaşımı
GNSS sinyalleri günümüzde uydu takımına bağlı olarak konumun, zamanın ve hızın tespit edilmesinde değerlendirilen sinyallerdir. Askeri ve sivil unsurların birçoğu ilgili verileri elde edebilmek için GNSS yapısında olan GPS, GLONASS, BEIDOU gibi sistemlerden gelen bu sinyalleri kullanır. Bu bilgi insanlı/insansız tüm platformların ulaşmak istediği hedefe en düşük sapmayla en doğru şekilde ulaşmasını amaçlar. Ancak, bu sinyallerin karıştırılması ve kullanıcının bu sinyalden elde etmesi gereken veriye ulaşmasının engellenmesi yaklaşımı günümüzde sıkça kullanılan yaklaşımlardandır. Karıştırıcıların müdahalesiyle platformlar ve sistemler konum veya hız kaybederek etkisiz hale gelebilmektedir. Unsurların ele geçirilmesi, kırıma uğraması, kaybolması, istenen şekilde görev icra edememesi gibi durumlar karıştırma faaliyetlerinin ana çıktılarındandır. Kullanıcı karıştırmanın bahsedilen bu olumsuz etkilerinden kurtulabilmek amacıyla karıştırıcıyı tespit etmeyi ve etkisini azaltıcı bazı yaklaşımlar sergilemeyi hedefler. Karıştırıcıların belirli türleri bulunmaktadır. Bu türlerin birbirinden ve karıştırma olmayan durumdan ayrılabilmesi, karıştırıcı etkisinin azaltılmasında kritik öneme sahip bir durum olarak değerlendirilmektedir. Sınıflandırmanın doğru yapılabilmesi negatif etkilerin azaltılmasına dair en doğru çözümün uygulanabilmesine imkan sağlar. Bu sınıflandırmanın yüksek hızlarda yapılabilmesi insan eliyle mümkün olamamaktadır. Bu nedenle ve en doğru sınıflandırmayı elde edebilmek amacıyla bu sınıflandırma problemlerinin çözümünde makine öğrenmesi yaklaşımlarından birinin ya da birkaçının kullanılması birçok farklı çalışmada ele alınmıştır. GNSS karıştırıcıların tespit edilmesini ve karıştırıcı türünün doğru sınıflandırılmasını amaçlayan bu çalışmada, AM, FM, NB ve Chirp karıştırıcı olarak dört durum ve karıştırıcı olmayan durum olmak üzere beş durum belirlenmiş, her durum için 10000 adet sinyal olarak toplamda 50000 adet sinyal üretilmiştir. Oluşturulan sinyaller belirli gürültü ve karıştırma oranlarına bağlı olarak daha gerçekçi bir hale getirilmiştir. Elde edilen sinyaller öncelikle doğrudan ham veri olarak, sonrasında kısa zamanlı Fourier dönüşüm (STFT) ile elde edilen öznitelikler kullanılarak ve ardından Wigner-Ville Dağılımı ile elde edilen öznitelikler kullanılarak makine öğrenmesi modellerine girdi olarak sağlanmıştır. Öznitelik çıkarılarak yürütülen çalışmalarda tercih edilen STFT ve Wigner-Ville analiz yöntemlerinden hangisinin daha iyi performans sergilediği ve öznitelik çıkarılmadan doğrudan ham verilerle yapılan çalışmalarda elde edilen performansın öznitelik çıkarılarak yürütülen çalışmalara kıyasla nasıl bir sonuç sağladığı analiz edilmiştir. Ham veri ve zaman-frekans analizleriyle elde edilen öznitelikler CNN, SVM, RF, MLP ve NN olarak belirlenen beş ayrı makine öğrenmesi modeline verilmiş ve öğrenme performansları elde edilmiştir. Tüm verilerle elde edilen sonuçlar AM, FM, NB, Chirp ve NJ olarak etiketlenmiştir. NJ durumu karıştırmanın olmadığı durumu ifade ederken, AM, FM, Chirp ve NB durumları ilgili karıştırıcıların varlığının tespit edildiği durumları ifade etmektedir. Tercih edilen makine öğrenmesi modellerinden en iyi performansın STFT ile elde edilen özniteliklerin kullanılmasıyla yürütülen CNN öğrenme modeli sonucunda sağlanabildiği ve sınıflandırma performansının \%98.5 olduğu gözlenmiştir.
GNSS tabanlı zamanlama ve senkronizasyon
Zaman, bir süreci ifade eden kavram ve kullanılan bir ölçüt olarak ele alınmaktadır. Zamanın hassas şekilde elde edilmesi bazında atomik saat birimlerinin bu alandaki en hassas birimler olduğu ve uydu sistemlerinde kullanıldığı bilinmektedir. Bu bilgi ışığında uydu atomik saatleri yardımı ile dünya üzerinde daha az maliyetli ve daha hassas zaman yönetimi ve kullanımı durumu doğmuştur. Global Positioning System (GPS) – Küresel Konumlama Sistemi tabanlı zamanlama ve senkronizasyon sistemleri sürekli gelişen yaygın ve doğru zaman işleyişini temel alan sistemlerdir. GPS tabanlı sistemlerde zaman işlevinin sürekli olarak sistemlere sağlanması için bir atomik osilatör, yani GPS'den gelen sinyalleri temel alarak oluşturulan GPS tabanlı zamanlama ve senkronizasyon sistemleri ile birleşerek çalışırlar. Çalışma kapsamında, bir GPS alıcısının mevcut durumunda güvenilir zamanlama çözümleri sağlayamadığı bu ortamlarda ve özellikle havacılık olmak üzere birçok sektörde ihtiyaç olan referans zaman kaynağı olarak kabiliyetini göstermeyi ve sonuçlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. PLL entegre devresi ile yapılan tasarımda GPS sinyali var iken ve yok ikenki şartlar altında çeşitli ölçümler alınmıştır. Bu sayede GPS tabanlı zamanlama ve senkronizasyon sistemlerinde istenen ve maliyet etkin yapısı da elde edilmiştir. ii Çalışma sonunda nanosaniyeler mertebesinde sapma/zamansal kaymalar gözlemlenmiş kabul edilebilir doğruluk ve hassaslıkta sonuçlar alınmıştır. Anahtar Kelimeler: GNSS, GPS, Zamanlama, Senkronizasyon, PLL
Indoor human tracking system using mobile networks
Position estimation and approximation is one of the most significant and challenging tasks in indoor location detection using global navigation systems. This reserch deal with the indoor human tracking system. The practical model the use study interlocks handles a floor containing seven rooms of different dimensions to add more challenges to the system and give realism to this work. It consists of hardware types of equipment and software. The hardware equipment used contains Node MCU ESP8266 Microcontroller, serial communication, micro USB charger, polymer lithium-ion battery, OLED 128*64 display, and HC-05 Bluetooth model. These a kind of equipment are small in size with low power, low cost, and high-speed response. The data information of this model is collected by using Wi-Fi and transmitted via Bluetooth. This work presents the design and analysis of Wi-Fi RSSI from the received radio frequency signals for human location detection in an indoor environment. The way of working with the information was done offline to gather site information for the project and online to be utilized in identifying the location during system operation. The purpose of using the software was that after collecting the information and by using the machine learning (ML) support vector machine (SVM) theory, the information was trained and a model of the location detection system was built using online data. Python has been used as a system programming language that is efficient in that and it contains libraries that support machine learning. The classification accuracy and speed employing SVM theory as a linear method exhibits high accuracy and good speed of the system, it reaches up to 87% accuracy within a few seconds.
Farklı yapılandırılmış dar alan oyunlarının futbolcuların iç ve dış yük parametrelerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmaya 10 lisanslı erkek futbolcu katılmıştır. Çalışmaya katılan futbolculara 3 farklı şekilde yapılandırılmış dar alan oyunlarında, iç ve dış yük parametrelerine etkisinin olup olmadığı, aralarında farklılık oluşup oluşmadığı, farklılık varsa hangi düzeyde olduğunun incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grupları İstanbul ilinde üniversitede öğrenim gören lisanslı 10 gönüllü futbolcu katılımıyla oluşturulmuştur. Katılımcılara 3 farklı dar alan oyunu uygulanmıştır. Uygulanan dar alan oyunlarının iç ve dış yük parametrelerini belirlemek için kullanılan GPS ölçümleri ile etkisi incelenmiştir. Bu GPS parametreleri şunlardır; koşu mesafesi, kalp atım hızı, akselerasyon ve deselerasyondur. Çalışma sonucunda elde edilen verilere göre, 5v5 dar alan oyunu, 5v5 çizgiye basmalı ve 5v5 minyatür kale formatındaki dar alan oyunlarının iç ve dış yük parametrelerinden, mesafe ve hız parametrelerine, iş yükü ve kalp atım parametrelerine, toplam parametrelere, hız parametrelerine ve maksimum akselerasyon ve deselerasyon parametrelerine pozitif yönlü etkileri olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Fakat parametreler arasında dar alan oyunlarına göre farklılıklar da tespit edilmiştir. Yapılan çalışmadan elde edilen bulgular neticesinde, futbola özgü dar alan oyunlarının futbolcular için önemli olan iç ve dış yük parametreleri üzerine olumlu etkileri olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, antrenmanlarda uygulanacak farklı dar alan oyunları ile antrenman süresini daha aktif kullanarak sporcularda performans unsurlarında gelişim sağlamak ve buna bağlı olarak bireysel ve takım olarak başarı elde edilmesi sağlanabilir
Radomlu, dairesel polarizasyonlu L1 bant GPS VE GNSS anteni tasarımı
Tez içeriğinde radom ile kaplanmış geniş L1 bant frekans aralığında çalışabilen GNSS anten ve L1 bant frekansında çalışabilen GPS anten tasarımı, analizi ve üretimi anlatılmıştır. Üretilen antenlerin ölçüm sonuçları bilgisayar ortamında yapılan simülasyon çalışmaları ile karşılaştırılmıştır. Tasarım aşamasında doğrusal polarizasyona sahip dar bant GPS yama anten tasarımından başlanarak, geniş bant dairesel polarizasyona sahip GNSS yama anten tasarımına ulaşılmış ve tercih edilen yöntemler karşılaştırmalı simülasyonlar ile analiz edilmiştir. Son olarak yama antenler radom malzeme ile kaplanmış; anten parametrelerinde yaşanan değişimlere göre radomlu anten için tasarım son haline getirilmiştir. Geniş bant mikroşerit yama anten elde etmek için kalın alttaş malzeme kullanımı tercih edilmiştir. Bu yöntem farklı kalınlıklar ve farklı alttaş malzemeler için bilgisayar tasarım ortamı olan CST ile analiz edilmiş; sonuçlar yorumlanmıştır. Kalın alttaş kullanımının dairesel polarizasyon tekniklerinden köşe kesme yöntemine olan etkileri ve besleme noktasının değişmesine olan etkileri simülasyonlar ile incelenmiş ve yorumlanmıştır. Dairesel polarizasyona sahip anten için istenen frekans bandında eksenel oran değerlerinin kalınlık, köşe kesim miktarı ve anten boyutları ile değiştiği incelenmiştir ve gerekli düzenlemeler yapılarak simülasyon analizlerinde tasarım son aşamaya getirilmiştir. Üretimi yapılan teflon malzeme radom kaplamaya ek olarak antenler farklı radom malzemeleri ile kaplanmış; radom malzemesinin ve radom yama arasındaki mesafenin anten parametrelerine ve tasarımına olan etkileri incelenmiştir.
Determination of strain accumulation along Tuzla fault
Aegean Region is one of the most deforming parts of Alpine-Himalayan belt which isbounded by the Hellenic trench, mainland Greece and western Turkey. Anatolian plate isplaced between the Eurasian and African plates. The Anatolian plate moves counter-clockwise and it is observed that the velocity of this movement grows through west. AegeanRegion is an important place for geoscientists as it is a seismically active region whichincludes normal and lateral faults. In addition, the third biggest city in Turkey, İzmir is alsosettled in the region with nearly 4 million population.This study is carried out on the Tuzla Fault which is a right lateral strike slip fault,begins from Gaziemir district and dives under the sea from the Doganbey Cape. Historicalevidence shows that catastrophic earthquakes occurred on the Tuzla Fault. The Tuzla Faulthas created moderate earthquakes in the past two decades and still has the potential to createlarge earthquakes.The main objective of this study is to determine strain accumulation along the fault byusing the results of the GPS campaigns carried out in the study area. Analysis of GPS datashow that velocities reach up to 28.54 mm/yr ?1.90 mm/yr. and are consistent with thepresent-day tectonic deformation of the region. Principal components of crustal strain alongthe Tuzla Fault reach up to 140 nanostrain/yr. The strain rates are in accord with seismicityand the directions of the calculated strain rates reflect the expected behavior of NE - SWextension of the Aegean Region.
Kurye motorsikletlerinin GPS rota verileriyle trafik analizi
In recent years, the use of motorcycles has witnessed a remarkable surge in urban areas, paralleled by a growing demand for research and development in the motorcycle industry. Furthermore, the widespread adoption of GPS-enabled devices over the last few decades has opened up exciting possibilities, particularly in the realm of data analysis, where motorcycle GPS data has emerged as a valuable resource for various applications. This study presents a novel methodology for estimating the travel duration of powered two-wheelers (PTWs) in heterogeneous traffic using GPS data generated by motorcycles on urban road networks. The proposed methodology has the potential to offer valuable insights into the behavior of PTWs in heterogeneous traffic environments. By analyzing big data generated by GPS-based trajectory data, researchers can identify areas with high motorcycle density and pinpoint potential bottlenecks that impact travel times. Temporal data storing with bearing information in hexagonal shards called "bubbles" enables researchers to utilize big data more efficiently. Spatial transformation, Kalman filtering, and map-matching of the trajectory data significantly enhance the quality of the data. In this study, the 10-minute interval is performed as optimal for estimating travel time with 4.3% MAPE. Furthermore, combining historical bubble data with a 0.35 scale factor improves MAPE by 9.6%. Despite the limitations, not only is the transferability of this methodology noteworthy, but it is also opening the door to broader applications in diverse urban settings.
Orta Marmara fayının kinematiğinin GPS ölçmeleriyle belirlenmesi
Yerküreyi oluşturan tektonik levhalar, Yer Bilimleri için her zaman önemli bir çalışma konusu olmuştur. 1912 yılında Alman fizikçi Alfred Wegener tarafından ortaya atılan "Kıtaların Kayma Teorisi" ile yerküreyi oluşturan levhaların birbirine göre yavaş fakat sürekli bir hareket halinde oldukları düşüncesi ortaya atılmıştır. 1970'li yıllarda ortaya çıkan "Levha Tektoniği Kuramı" ile levhaların birbirine göre hareketlerinin yeryüzünde çeşitli sonuçlar doğurduğu, bu hareketler sonucunda meydana gelen olaylardan birinin de "deprem" olduğu kanıtlanmıştır. Levha sınırlarını oluşturan fayların üzerinde biriken gerilmenin jeodezik ölçme yöntemleriyle belirlenebilmesi fikri ilk kez 1906 San Francisco Depremi ile ortaya çıkmıştır. Depremin meydana geldiği San Andreas Fayı üzerinde deprem öncesi ve sonrasında fayın her iki tarafında yersel ölçmeler yapan Harry F. Reid'in çalışmaları, fay üzerinde biriken gerilmenin varlığının sadece deprem anında değil, deprem öncesinde de var olduğunu kanıtlamıştır. Gelişen teknolojiyle birlikte yersel ölçme teknikleri yerini zaman, bütçe ve doğruluk açısından son derece daha iyi sonuçlar veren uydu jeodezisi tekniklerine bırakmıştır. 1960'lı yılların sonunda temelleri atılan GPS tekniği başlarda sadece askeri amaçlar için kullanılmaktayken zaman içerisinde sivil kullanıcılarında erişebildiği, teknolojik gelişmelerle birlikte doğruluğu son derece yüksek, gece-gündüz ve her türlü hava şartlarında ölçme yapılabilen, kişisel hataların büyük çoğunluğunun elemine edildiği ve en önemlisi yeryüzü üzerindeki bir noktanın konumunun anlık olarak belirlenebildiği bir sistem olarak günümüze gelmiştir. Bütün bu avantajlarıyla birlikte GPS tekniği günümüzde, levha hareketleri gibi yavaş ve sürekli hareketlerin gözlenebilmesi için en kullanışlı teknik olmuştur. Ülkemiz tektonik olarak son derece aktif olan "Akdeniz Himalaya Kuşağı'nda" yer almaktadır. Ülkenin genel tektonik yapısını bölge üzerinde bulunan Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ve Doğu Anadolu Fayı (DAF) oluşturmaktadır. Doğuda Bingöl'den başlayıp batıda Saros körfezine kadar uzanmakta olan KAF, dünyanın en aktif sağ yanal atımlı faylarından biridir. Geçtiğimiz yüzyılda sismik olarak son derece aktif olan KAF üzerinde gerçekleşen 1939 Erzincan (M_w= 8.0), 1999 İzmit (M_w=7.4) ve 1999 Düzce (M_w=7.2) depremleri ülkemiz için hem maddi hem de manevi açıdan son derece derin yaralar açan ve etkisi uzun süre boyunca hissedilen olaylardır. Özellikle 1999 İzmit Depremi sonrasında KAF'ın Marmara Denizi içerisinde bulunan segmentlerinin gerilme birikiminin belirlenmesi önem kazanmıştır. Adalar segmentinin elastik deformasyon ürettiğini son dönemde yapılan çalışmalar ortaya koymaktadır. Orta Marmara segmenti üzerindeki sismik boşluğun nedenlerinin belirlenmesi ise son derece önemli hale gelmiştir. Bu amaçla, çalışma kapsamında faya yakın ve uzak alanlarda tesis edilen istasyonlardan oluşan bir jeodezik ağda 2015 ve 2016 yıllarında kampanya tipi GPS ölçmeleri gerçekleştirilmiştir. Toplanan GPS verileri MIT tarafından geliştirilen GAMIT/GLOBK yazılmı ile değerlendirilmiş ve değerlendirme sonucunda istasyonlara ilişkin, Avrasya levhası sabit kabul edilerek ITRF sisteminde üç boyutlu konum ve hız bilgileri elde edilmiştir. Elde edilen bu bilgiler ile Orta Marmara Segmentinin kinematiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yer radarı yöntemi ile kayıp alt yapı şebekelerinin tespiti (Giresun ili örneği)
Alt yapı sistemleri, şehirlerin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen temel bileşenlerdir. Ancak, zamanla bu sistemlerde meydana gelen hasarlar, arızalar ve eskime nedeniyle alt yapı ağlarında kayıp elemanlar oluşmaktadır. Bu kayıp elemanlar, hasar tespiti ve onarımı için yapılan kazı işlemleri ile bulunmaya çalışılmaktadır. Bu tezin amacı, şehirlerdeki eski alt yapı sistemlerinin onarımı için yapılan tespit kazılarında karşılaşılan problemleri ve yüksek maliyetlerin doğurduğu olumsuz etkileri ortadan kaldırmak amacıyla yer radarı yöntemi kullanarak alt yapı elemanlarının hasarsız bir şekilde tespit edilmesini sağlamaktır. Bu çalışma kapsamında, Giresun ilinde farklı lokasyonlarda yer radarı (GPR) kullanılarak kayıp alt yapı elemanları tespit edilerek haritalandırılmıştır. Bu doğrultuda, GPR verileri kullanılarak su, elektrik, kanalizasyon ve telekomünikasyon alt yapı verileri tabakalandırılarak coğrafi bilgi sistemi ile entegre edilmiştir. Bu sayede, kent alt yapı haritası oluşturularak, hasar tespiti ve onarım süreçlerinin daha hızlı ve etkin yürütülmesi sağlanmıştır. Yer radarı yöntemi, alt yapı elemanlarının hasarsız bir şekilde tespit edilmesine olanak sağlayarak, kazı işlemlerinin azaltılmasını ve ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan daha verimli bir yöntem sunmaktadır.
Recent velocity field in Western Anatolia from continuous GPS data
Aegean Region is one of the most deforming parts of Alpine-Himalayan orogenic belt. The region is intensely under pure shear stress which is caused by an internally deforming counter-clock rotation of the Anatolian plate relative to Eurasian plate. The counter-clockwise motion caused by the compression of the Arabian plate through Anatolian plate eventuate in north-south extension and formation of east-west trending active grabens. Many seismological studies were carried out in Western Anatolia and its surroundings due to remarkable seismic activity in the area. In this study, GPS data from 16 of CORS-TR stations which measured in 2015, 2016, 2017 and 2018 were used by considering the seasonal effects. The obtained velocities of selected CORS-TR stations were combined with the velocity fields of Reilinger et al. (2006) and Aktuğ et al., (2009) for better understanding of the dynamic mechanism of the region. 14 mutual IGS stations in the studies were utilized for the transformation process. Combined velocity values vary between 10.66 ± 1.22 mm/yr and 32.71 ± 0.54 mm/yr. The obtained velocity field demonstrates that Western Anatolia is characterized by predominantly north-south extension and experiencing rapid internal deformation. Western Anatolia's internal mechanism supports graben formation in the east-west direction and results are consistent with the characteristics of the Western Anatolia extensional mechanism.
Earthquake potential of the East Anatolian fault
This study aims to forecast magnitude of future strong (6.0≤ M <7.0) and major (7.0≤ M <8.0) earthquakes along the East Anatolian Fault Zone (EAFZ hereafter), which is a seismically active plate boundary between Arabian and Anatolian plates. In this context, we investigated segmentation of the EAFZ reviewing previous studies on structural variation zone and historical earthquakes. We analysed the combined GPS velocity field to obtain back-slips using steepest descent/gradient inversion method. The method projects GPS-derived back-slip rates onto the fault plane using Okada's quasi-infinite space model simulating elastic Green's functions to obtain on-fault slip deficit rates. Resulting slip deficit rates are used to estimate present-day slip budgets on each fault segment. We also analysed along-fault b-value distribution to verify if it can be used to differentiate between locked and creeping patches. Our results show that the EAFZ currently have a 1.51 m average slip. We suggest that the EAFZ is split into eight fault segments generating strong/major earthquakes. The January 24, 2020 Elazığ earthquake (M 6.8) ruptured the Sivrice-Pütürge segment verifying our segmentation model and magnitude forecasts for future earthquakes. We found no slip deficit accumulation observed on the Hacılar segment. Remaining six segments are able to generate three strong, three major earthquakes. Currently Karlıova, Kaleönü-Beyhan, Palu-Sivrice, Taştepe, Çelikhan-Erkenek, Gölbaşı-Pazarcık segments can currently generate M 7.0, M 6.9, M 7.1, M 6.8, M 6.9, M 7.4 earthquakes, respectively. Karlıova, Palu-Sivrice, Taştepe, Gölbaşı-Pazarcık segments currently have the potential to generate previous strong/major earthquakes they hosted. We observed a reverse correlation between slip deficit rates and b-values verifying that b-value can be used to discriminate locked and creeping fault segments.
Tuzla Fayı'nın (İzmir/Türkiye) sismo-jeodezik karakterizasyonu: Fay kinematiği ve deprem potansiyeli
Izmir, the third largest city of Turkey, located in western coast of the country is seismically super active due to Hellenic subduction zone and extensional back-arc basin under the Aegean Sea. This tectonic environment has fattened the cities in the region again and again as reported in the historical records. Hence, investigating the seismically active faults in the region is crucial to elaborate on earthquake hazard for the cities along the Western Turkey. In this context, we jointly analyzed geodetic, geological and seismological data to investigate latest failure, present day deformation, slip accumulation and fault kinematics along the Tuzla Fault. Historical and recent earthquakes were investigated to determine the latest failure of the Fault and result reveals that there is no evidence of a large earthquake failing the Fault entirely since 1688. Six epochs GPS measurements of fi fteen stations were analyzed for the time period of 2009-2017 to obtain horizontal tectonic slip rates along the Tuzla Fault. As a result, overall southwest movements change between 26.67±1.03 mm/yr and 28.96±1.00 mm/yr with respect to Eurasia. Differential slip rates range between 1.00 to 2.00 mm/yr. Magnitude calculations were done for Tuzla Fault and its segments separately. Tuzla Fault has currently a potential to generate a strong earthquake up to M6.2-M6.8. Strain analysis results show that the Çatalca Segment and northern Orhanlı Segment, accumulates high shear strain and therefore accommodate higher potential for co-seismic slip. According to fault plane solutions and maximum shear strain values and planes, Cumalı Segment has dextral characteristic, however, maximum shear strain planes indicates sinistral structure in Çatalca Segment.
Havaalanlarına GPS ile yaklaşma ve inişlerin coğrafi bilgi sistemlerine dayalı tasarımı
ÖZET Doktora Tezi HAVAALANLARINA GPS İLE YAKLAŞMA VE İNİŞLERİN COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMLERİNE DAYALI TASARIMI ÖZNUR USANMAZ Anadolu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Sivil Havacılık Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Can AYDAY 1998, 107 Sayfa Günümüzde, hava navigasyonunda yere bağlı radyo navigasyon sistemleri kullanılmakla birlikte, geleceğin hava navigasyonu uyduya bağlı sistemler ile olacaktır. Kullanıcısına üç boyutlu konum bilgisi verebilen Global Positioning System (GPS) uyduya dayalı bir sistemdir. GPS' in hava navigasyonunda kullanılması ile havaalanlarına yaklaşma ve inişte uçaklara daha kısa uçuş yolları ile en elverişli rotaları kullanma olanakları sunulmuştur. Bu çalışmada, GPS yaklaşma ve iniş yörüngelerinin Coğrafi Bilgi Sistemlerine (CBS) dayalı tasarımı amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, çalışma bölgesinin bilgisayar ortamında bulunan coğrafi verilerinden yararlanılarak GPS'e göre belirlenen yaklaşma ve iniş yörüngelerinin konumsal analizleri CBS yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Emniyetli uçuş yörüngeleri tasarlanarak çalışma bölgesinin Aletli Yaklaşma Haritası hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Global Positioning System (GPS), Coğrafî Bilgi Sistemleri (CBS), Aletli Yaklaşma Haritaları.
GPS hassas mutlak konum belirlemede varyans kovaryans matrisinin güvenirliğinin araştırılması
Hassas Mutlak Konum Belirleme (Precise Point Positioning - PPP) tekniği, harita mühendisliğinde son yıllarda öne çıkan en önemli konulardan birisidir. PPP tekniğinde sadece bir Küresel Konum Belirleme ve Uydu Sistemleri (Global Navigation Satellite Systems (GNSS)) alıcısı yeterlidir ve bu nedenle kullanıcılar bu tekniği birçok geleneksel bağıl konumlama yöntemine göre tercih etmektedirler. PPP tekniği çözümlemelerinde genellikle bilimsel yazılımlar kullanılmaktadır ve yazılımlardan elde edilen Varyans-Kovaryans (Variance Covariance (VCV)) matrisleri çok iyimser sonuçlar vermektedir. VCV matrislerinden hesaplanan değerler istatistiksel yorumlamalarda önemli etkiye sahip unsurlardır. Yazılımlardan türetilen VCV matrisleri GNSS gözlemlerinin analizi sonucunda deformasyon analizinde kullanılmaktadır ve araştırmacılar VCV matrislerini ölçekleme ihtiyacı hissetmektedirler. Bu çalışmada, 10 adet sürekli gözlem yapan referans istasyonlarının, 2014 yılına ait 11 günlük verileri incelenmiştir. Bütün noktalar GIPSY-OASIS II v6.4 bilimsel yazılımı kullanılarak PPP tekniği ile analiz edilmiştir. Çözümler 2, 4, 6, 8, 12 ve 24 saatlik süreler için tekrarlı bir şekilde yapılmış ve GIPSY-OASIS II v6.4 PPP sonuçları için bir ölçek faktörü kestirilmesi amaçlanmıştır. Analiz sonuçlarına göre ölçek faktörlerinde ölçüm sürelerine bağlı değişkenlik gözlenmiştir.
Yer radarı ölçmelerinde topografik etkilerin düzeltilmesi: Küresel konum belirleme sistemi ve eğimölçer entegrasyonu
Bu çalışmanın amacı bir uzaktan algılama teknolojisi olan GPR yöntemini etkileyen parametrelerden topoğrafik değişkenliğin ölçme sonuçlarına etkisini belirlemek ve söz konusu GPR ölçmelerinde arazi eğiminin sebep olduğu sistematik olmayan hatanın ortadan kaldırılması problemine Harita Mühendisliği disiplini içerisinde ölçme tekniğinin güncel metot ve teknolojilerini kullanarak çözüm bulabilmektir. Güncel Jeoradar tekniğinde arazi eğiminden kaynaklanan jiroskopik etkilerin neden olduğu gömülü objenin konumlandırma ve modelleme üzerindeki bozucu etkilerini GPS ve Dijital İnklinometre kullanılarak geliştirilen "Jiroskopik Düzeltme Metodu" yardımıyla gidermek mümkündür. Önerilen yöntem gömülü objenin yeraltındaki gerçek konumunu (UTM) koordinat sisteminde belirleyerek güncel uygulamalardan daha doğru konum verisine sahip yer altı haritalarının oluşturulmasına imkan tanımaktadır. GPS teknolojisi ile elde edilen topoğrafik verilerle dijital inklinometre verilerinin GPR ölçmeleriyle eşzamanlı olarak toplanması ve birlikte yorumlanması sayesinde arazi eğiminden kaynaklanan jiroskopik etkiler önemli ölçüde giderilebilmiştir. GPR/GPS/İnklinometre kombinasyonundan oluşan metodun performansının test edilebilmesi için İstanbul İli, Maltepe İlçesi sınırlarında bulunan Orhangazi Parkında yer alan gömülü su depoları referans obje olarak kullanılmıştır.boyutları önceden bilinen gömülü obje referans alınarak klasik GPR ölçmeleri ile elde edilen 3D model, GPR-GPS kombinasyonundan elde edilen 3D model ve Jiroskopik Düzeltme modelleri referans objenin gerçek boyutlarıyla karşılaştırılmıştır. Klasik GPR yöntemi sonuçlarıyla karşılaştırıldığında düz arazi koşullarında her 3 yöntemle de birbirine yakın standart sapma değerleri elde edilirken eğimli arazide Jiroskopik Düzeltme Modelinin daha duyarlı nokta konum hatası ürettiği belirlenmiş, yatay nokta konum hatasının eğimli arazi koşullarında yaklaşık %54 civarında küçüldüğü/iyileştiği gözlemlenmiştir.
Üniversite öğrencilerinin lokasyon bazlı servislere ve konum bildirimi uygulamalarına yönelik tutum ve davranışları: Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü öğrencileri üzerine bir uygulama
Lokasyon bazlı pazarlama GPS teknolojisine dayanan mobil uygulamalar aracılığı ile hareket halinde olan nihai kullanıcılara o ana yönelik teklifler sunan küresel bir pazarlama yöntemidir. Geleneksel pazarlama yöntemlerinin aksine lokasyon bazlı pazarlama nihai tüketicilerin tüketim alışkanlıklarını sosyal, kültürel ve kişisel bazda belirttikleri lokasyon üzerinde incelemektedir. Lokasyon bazlı servisler sayesinde firmalar hareket halinde olan kullanıcıların gerçek zaman ve siber ağlar arasında gerçekleşen tüketim alışkanlıklarını inceleyerek doğru kişiye doğru zamanda teklif sunma ile marka sadakatini arttırma fırsatını yakalamaktadır. Araştırmada Üniversite öğrencilerinin lokasyon bazlı servis ve konum bildirimi uygulamalarına yönelik tutum ve davranışları bilgi iletişim teknolojileri, B2C e-ticaret, mobil ticaret, web teknolojilerinin gelişimi ve lokasyon bazlı pazarlama kapsamında incelenmiştir. Araştırmanın amacı, Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi bölümlerinde okuyan öğrencilerinin lokasyon bazlı servislere ve konum bildirim uygulamalarına yönelik tutum ve davranışlarını anlamaktır. Anahtar Kelimeler: Lokasyon bazlı pazarlama, Lokasyon bazlı servisler, Tutum ve davranış, Konum bildirimi
İnsansız hava araçlarında GPS karıştırma yöntemleri ve analizi
GPS (Global Positioning System) karıştırma tekniği, İnsansız Hava Araçlarının (İHA) kontrol sinyallerini veya veri aktarımını bozmak için kullanılan en temel yöntemlerden biridir. Bu yöntemde, İHA ile kontrol istasyonu arasındaki iletişimi sağlayan RF (radyo frekansı) sinyallerine geniş bantlı gürültü eklenmektedir. Bu, sinyal-gürültü oranını düşürüp iletişimi zorlaştırmakta veya imkansız hale getirmektedir. Özellikle otonom veya yarı otonom İHA'lar için, bu gürültü engelleme tekniği büyük bir risk oluşturabilir. Çünkü bu İHA'lar daha az insan müdahalesine gereksinim duyarlar. RF sinyallerine gürültü ekleyerek, İHA'nın alıcı tarafından gönderilen komutları doğru bir şekilde almasını engelleyebilir ve bu da İHA'nın güvenliğini tehlikeye atabilir. Gürültü engelleme ve GNSS engelleme gibi yöntemlerin etkinliğini azaltmak için farklı İHA'lar farklı iletişim teknolojileri ve güvenlik önlemleri kullanabilirler. Ancak, bu tür saldırılar hala ciddi bir tehdit oluşturmakta ve İHA'ların güvenliğini sağlamak için sürekli olarak gelişen savunma stratejileri ve teknolojileri gerektirmektedir. Bu çalışmada İHA'larda GPS karıştırma yöntemleri incelenmiş ve karşılaştırılmıştır. GPS sinyal sistemleri bileşenleri ve çalışma yapısı incelenmiştir. GPS karıştırma yöntemleri araştırılmış ve bu yöntemler için simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Tez kapsamında Noise Jamming, Tone Jamming, Swept Jamming, Follower Jamming, Smart Jamming ve GNSS Jamming yöntemleri incelenmiştir. Öncelikle simülasyon ortamında bütün jamming yöntemleri modellenmiştir. Daha sonra farklı senaryolarda jamming yöntemlerinin performans değerlendirmesi yapılmıştır. Özellikle jamming katsayıları değiştirilerek GPS ve PSD grafikleri elde edilmiştir. Bir İHA'nın belirli bir lokasyonda hareketi simüle edilmiş, jamming yöntemleri sırasıyla uygulanmış ve rota sapma oranları hesaplanmıştır. Bu kapsamda; Follower Jamming ve Noise Jamming türlerinin GPS sinyalleri üzerindeki etkisi diğer jamming türlerine göre daha fazla olduğu gözlemlenmiştir.
GNSS ölçüleri ile Güneybatı Anadolu'daki (GBA) blok hareketleri ve gerilim alanlarının belirlenmesi
Kabuk deformasyonları belirleme çalışmaları çok eski yıllardan günümüze kadar farklı disiplinlerde çalışan bilim adamları tarafından yürütülmüştür. Meydana gelen kabuk deformasyonlarının ürettiği en önemli sonuçlardan biride depremdir. Depremlerin önceden tahmini için yapılan çalışmalar son yüzyılda artarak devam etmiştir. Günümüzde deprem üreten fayların çevresine kurulan deformasyon ağlarının izlenmesi ile depremin zamanı net bir şekilde belirlenemese de faylar üzerindeki gerilmeler ile olası deprem yerleri tahmin edilebilmektedir. Özellikle GNSS (Global Navigation Satellite System) ölçme tekniğinin gelişmesi sadece jeodezi için değil tüm yer bilimleri için önemli bir kazanç olmuştur. 1980'li yıllardan itibaren GNSS, klasik ölçme tekniklerini geride bırakarak, geniş kullanım alanı bulmuştur.Bu çalışmada Güneybatı Anadolu Bölgesi'ndeki blok hareketleri ve gerilim alanlarını belirlemeye yönelik GNSS ölçümleri yapılmıştır. Bölgeye kurulan 57 noktalı Güneybatı Anadolu Tektonik GNSS Ağı (GATGA) ölçüleri GAMIT/GLOBK yazılım takımıyla değerlendirilerek bölgenin hız alanı elde edilmiştir. Ayrıca GRID_STRAIN ve ANSYS yazılımları kullanılarak Güneybatı Anadolu'nun yamulma (strain) ve gerilme (stres) alanları elde edilmiştir. Daha önce [1] ve [2] de belirlenen blok modeli üzerinde iyileştirmeler yapılmıştır.Yapılan çalışmalar sonucunda Anadolu bloğu üzerinde bulunan noktaların Avrasya bloğuna göre 10-15 mm/yıl (± 0.5 mm/yıl) hız ile hareket ettiği görülürken, bu hız değeri Ege açılma bloğunda 26-29 mm/yıl (± 0.5 mm/yıl), Marmaris bloğu üzerinde ise 31-34 mm/yıl (± 0.5 mm/yıl) kadar ulaştığı görülmektedir. Yine Güneybatı Anadolu'nun gerilme analizi sonunda Fethiye-Burdur Fay Zonu çevresinde anlamlı yamulma ve gerilmeler tespit edilmiştir.Bu çalışmanın en önemli sonuçlarından biri ise bölgenin blok modelin iyileştirilmesidir. Özellikle değişen blok modelin sınırları ile birlikte Isparta Açısının batı ve doğu kanatlarının günümüz tektoniği açısında yorumlanmış ve sonuçlar irdelenmiştir.
Mevsimsel değişimlerde GPS konum doğruluğunun araştırılması
Bu çalışmada, farklı mevsimlerde gerçekleştirilen GPS ölçüleri ile belirlenen nokta konum doğruluğunun araştırılması amaçlanmıştır. Nokta konum doğruluğu baz uzunluğuna ve oturum süresine bağlı olarak modellendirilmiş ve elde edilen sonuçların mevsimsel değişimi ile olan ilişkisi belirlenmiştir.Bu amaç doğrultusunda uygulama için Marmara Sürekli GPS Ağı'na (MAGNET) ait 12 GPS istasyonu ile IGS (International GNSS Service) ağında bulunan TUBI ve ISTA istasyonlarına ilişkin 2009 yılının her bir ayına ait 3 günlük GPS ölçüleri kullanılmıştır. ITRF 2005 koordinat sisteminde 6 ile 238 km aralığında değişen baz uzunluklarına ilişkin 24 saatlik GPS ölçüleri 12, 8, 6 ve 4 saatlik dilimlere bölünerek ayrı ayrı Bernese 5.0 akademik GPS yazılımı kullanılarak değerlendirilmiştir.Değerlendirmeler sonucu elde edilen günlük dengeleme sonuçları birleştirilerek elde edilen standart sapma değerleri, faz başlangıç belirsizliği istatistikleri, korelasyon istatistikleri ile mevsimsel etkiler, baz uzunluğunun ve oturum süresinin elde edilen konum doğruluğu üzerine olan etkisi belirlenmeye çalışılmıştır.
The spatial analysis and ideal evaluation for the school locations in Hilla city using gis to make the best decision
Educational services are vital community facilities due to their significant impact on the life of a city and community; these represent the foundation on which the cultural and social development of the city are based, and improvements to the educational level of a community depend on appropriate attention being paid to the optimization of the spatial distribution and the correct locations of schools, in terms of the existing bases and standards. The aim of this thesis is therefore to carry out a study and analysis of the efficient spatial distribution of educational services within the city of Hilla, to determine the flaws in this distribution, and to identify how to address these on the basis of planning standards. This study also shows that the distribution of schools within the city of Hilla does not include a clear strategy for the spatial planning of those schools, and that the selection of their locations has depended on the presence of vacant spaces and the available possibilities, regardless of whether these match locations based on the accepted criteria in Iraq. Furthermore, there is a lack of spatial planning and well thought-out distribution for schools in terms of population size. In order to optimize the planning of this service, the use of GIS technology is required. This technology is used for the organization of these services, to find the most suitable solutions and to make better decisions. GIS technology is used to achieve a homogeneous distribution of services for the benefit of all citizens in all sectors of society. This work was carried out using the Spatial Analysis for School Locations (SASL) application. The interfaces of the SASL application are designed using Visual Studio 2013, and the processing code is implemented in the Visual C# programming language, using the tools and methods of spatial analysis in GIS with assistance from the ArcObjects library, and relying on a geo-spatial database built using the ArcCatalog v 10.3.1 application to handle and analyse spatial data and to assess the locations of schools, according to a set of standards. The available data was provided by the Directorate of Education of Babylon and other government departments (including the Municipality of Hilla and the Directorate of Statistics in Babylon), for the design of the geographic database.
Web tabanlı bağıl ve mutlak konum belirleme servislerinin performans analizi
Günümüzde ölçme ve jeodezik amaçlı birçok hassas konum belirleme uygulaması için GNSS etkin olarak kullanılmaktadır. Sayı, nitelik ve özellikleri giderek artan bu sistemlerde büro hesaplamalarını (post-processing) içeren birçok farklı konum belirleme tekniği geliştirilmesine karşın bu teknikler temelinde bağıl ve mutlak konum belirleme ilkesine dayanmaktadır. Her iki yaklaşım açısından kullanıcıların elde etmek istedikleri hassas konum bilgileri ise kullanımı deneyim gerektiren ve lisans ücretleri oldukça yüksek olan bilimsel ya da ticari yazılımlarla gerçekleştirilmektedir. Ancak son yıllarda bu yazılımlara önemli bir alternatif olan kullanıcı dostu ve ücretsiz web tabanlı online konum belirleme servisleri de jeodezik amaçlı uygulamalarda yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir. Bu nedenle gerçekleştirlen çalışmada bu gelişim dinamikleri dikkate alınarak farklı özelliklere sahip yer kontrol noktalarında, servislerin doğruluk ve performans araştırması yapılmıştır. Özellikle bağıl ve hassas mutlak konum belirleme (PPP: Precise Point Positioning) ilkesi ile hizmet veren bu servislerin statik GPS verilerinin değerlendirilmesindeki sağladığı doğruluklar araştırılmıştır.
GNSS ağlarında GPS hassas nokta konumlama (GPS-PPP) tekniği yaklaşımlı çözümler
PPP tekniğinin GPS/GNSS konum belirleme teknikleri içerisindeki önemi ve kullanım oranı hızla artmaktadır. Sahip olduğu gelişim potansiyeli ile hassas konum belirleme çalışmaları açısından rölatif ve diferansiyel konum belirlemeye önemli bir alternatif olmuştur. Özellikle son yıllarda IGS vd. uluslararası organizasyonların sağladığı yüksek doğruluklu yörünge ve saat ürünleri, RTCM/NTRIP gibi standartlaştırılmış veri format ve protokolleriyle geniş uygulama alanı bulmaktadır. Bu yönüyle jeodezik amaçlı çalışmalarda gerek ölçü sonrası analiz gerekse gerçek zamanlı uygulamalarda etkin olarak kullanılır hale gelmiştir. Bu gelişim süreci dikkate alınarak yapılan bu çalışmada PPP tekniğinin performansının test edilmesi ve doğruluğunun araştırılması amaçlanmıştır. Statik ve kinematik modda gerçek zamanlı ve ölçü sonrası analiz olarak farklı kombinasyonlarda ölçüler gerçekleştirilmiş, analizler yapılmıştır. Ölçme çalışmalarında YTÜ Harita Mühendisliği terasına tesis edilen YTUH sabit GPS istasyonu, IGS ağına ait Ankara (ANKR) istasyonu ve de İstanbul'da yerel ölçekte faaliyet gösteren İSKİ-UKBS ağına ait PALA istasyonu test noktaları olarak kullanılmıştır. İlgili test noktalarında farklı senoryoları içeren, farklı ürünler ve yazılımların kullanıldığı 4 farklı araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmalardan ilk ikisi YTUH sabit GPS istasyonunda yapılmıştır. İlk araştırmada YTUH istasyonunda gerçek zamanlı ve ölçü sonrası analiz için yaklaşık 2 saatlik gözlemle kinematik PPP çözümü yapılmıştır. İkinci araştırmada ise YTUH istasyonunda 100'er dakikalık dört farklı periyot için tekrarlı ve gerçek zamanlı kinematik PPP çözümü yapılmıştır. Bu çalışmalarda gerçek zamanlı kinematik PPP için 60-90-120 dakika gözlem süreleri için performans ve doğruluk araştırılmıştır. Üçüncü çalışma ise ANKR istasyonunda rölatif ve PPP çözüm algoritmalarını kullanan farklı yazılımlar ile gerçekleştirilmiştir. Burada özellikle farklı ölçü süreleri için (24,12,8,4,3,2,1 saat) PPP' nin ölçü sonrası analiz çözümlerindeki doğruluğu bilimsel ve internet tabanlı yazılımlar kullanılarak araştırılmıştır. Dördüncü çalışma ise gerçek zamanlı PPP (RT-PPP), ağ-RTK (VRS) ve klasik-RTK tekniklerinin kendi içerisinde karşılaştırılması amacıyla PALA istasyonunda gerçekleştirilmiştir. Ağ-RTK VRS çözümleri için İSKİ-UKBS ve TUSAGA-Aktif CORS ağları kullanılmıştır. Klasik-RTK uygulamasında ise BEYK ve ISTN istasyonları sabit alınarak çözüm yapılmıştır. Bu araştırmada üç farklı periyot ve üç farklı gözlem süresi için gerçek zamanlı kinematik çözüm ve analizler yapılmıştır. Elde edilen çözümlerin farkları 30 ve 60 dakikalık gözlemlerden sonra irdelenmiş ve farkları incelenmiştir. Böylece gelişim süreci günümüzde devam eden PPP tekniği için performans ve doğruluk araştırması farklı referans istasyonları, gözlem süreleri, donanım ve yazılımlar, veri ve ürünler kullanılarak yapılmıştır. Özelinde jeodezik uygulamalar dikkate alınarak, hazırlanacak mevzuat çalışmalarına katkı sağlanması hedeflenmiştir. Elde edilen bulgularla PPP tekniğinin birçok hassas konum belirleme çalışmasında cm-dm mertebesindeki doğruluklar için kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
23 Ekim 2011 (Mw=7.2) Van depreminden kaynaklanan kabuk deformasyonlarının jeodezik yöntemlerle araştırılması
Bu çalışmada, 23 Ekim 2011 (Mw=7.2) Van depremine ilişkin deprem anı ve sonrasında meydana gelen kabuk deformasyonları GPS ölçmeleriyle belirlenmiştir. Deprem anına ait deformasyonların belirlenebilmesi için depremin meydana geldiği tarihten bir hafta sonra bölgede bulunan GPS noktalarında ölçmeler yapılmış ve deprem anı oluşan deformasyon büyüklüğü yatayda yaklaşık 50±0.2 cm olarak hesaplanmıştır. Bölgede sürekli veri toplayan sabit ve diğer GPS noktalarının, deprem sonrası oluşan deformasyonu belirlemede yetersiz kalması ve ters faylanmanın görüldüğü bölgede deprem sonrası oluşan deformasyonların belirlenmesi amacıyla tavan ve taban blokları üzerinde yeni bir GPS ağı tesis edilmiştir. Kasım 2011 – Mayıs 2015 dönemleri arasında, yeni oluşturulan GPS ağında gerçekleştirilen on kampanya GPS ölçmeleri ile bölgedeki deprem sonrası toplam yatay yer değiştirme yaklaşık 33.5±0.1 cm olarak belirlenmiştir. Depremin meydana geldiği bölgeye ait gerinim birikiminin belirlenmesi amacıyla toplanan GPS ölçüleri ile iki boyutlu gerinim analizi yapılmıştır. Elde edilen asal gerinim değerlerine (ɛmax=50.26±3.89 µstrain, ɛmin=-104.49±8.49 µstrain, γ1=-95.96±6.37 µstrain, γ2=-90.78±10.09 µstrain) göre ana gerinim birikiminin periyotlar boyunca arttığı ve taban bloğunun ana faya yakın kısımlarında meydana geldiği saptanmıştır. GPS noktalarının deprem sonrasına ait verileri kullanılarak elde edilen sonuçlar elastik yer değiştirme yöntemiyle modellenerek kayma dağılımları ile moment büyüklükleri hesaplanmıştır. Elde edilen kayma miktarı Mw=6.7, M0=13.8822*1018Nm büyüklüğündeki bir depreme eşdeğer büyüklüktedir. GPS noktalarının deprem sonrasına ilişkin belirlenen zaman serilerine göre deprem sonrası deformasyonların halen devam ettiği gözlenmektedir. Ayrıca, deprem sonrasına ait GPS ve InSAR verileri birlikte modellenmiş ve elde edilen sonuçların birbirleri ile uyumlu olduğu görülmüştür. Zamanla logaritmik olarak artış gösteren deprem sonrası deformasyonların elastik yer değiştirme yöntemiyle modellenmesi bu deformasyonların asismik artçı kayma nedeniyle meydana geldiğini göstermektedir. Deprem sonrası oluşan bu asismik kaymanın sadece deprem anında kırılan ana fay üzerinde değil ana faydan ayrılıp şehir merkezi içinden geçen başka bir fay kolu üzerinde de oluştuğu ortaya çıkartılmıştır. Bu çalışma, TÜBİTAK-ÇAYDAG (Çevre, Atmosfer, Yer ve Deniz Bilimleri Araştırma Grubu) tarafından 112Y109 numaralı TÜBİTAK 1001 projesi ile desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Van depremi, GPS, gerinim, yer değiştirme, artçı kayma, elastik modelleme, InSAR