Educational policies
193 theses under this subject heading
Yunanistan'da albaylar cuntası dönemi dil ve eğitim politikaları (1967-1974)
Eğitim her şeyden önce siyasi bir meseledir. Devletin egemen ideolojik aygıtlarının temel bir unsuru olan eğitim, siyasi ve toplumsal bağlam göz önünde bulundurularak bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmalı, analiz edilmeli ve değerlendirilmelidir. Yunanistan'da dil ve eğitim meseleleri, özellikle 19. yüzyıldan itibaren reform ve karşı-reform ekseninde şekillenmiş, eğitimde halk dili hareketini temsil eden liberal-ilerici ve eğitimde Katharevousa yanlılığını temsil eden muhafazakâr-gerici yaklaşım çerçevesinde yoğun tartışmalara konu olmuştur. Yunan Dil Sorunu bağlamında Katharevousa ile Dimotiki arasındaki mücadele, her daim eğitim alanına sirayet etmiş, dil ve eğitim politikalarının belirlenmesinde belirleyici bir rol oynamıştır. Bu çerçevede, Katharevousa zihniyetinin son temsilcisi Albaylar Cuntası olmuştur. Cunta rejimi, kendinden önceki muhafazakâr yaklaşımların muhtelif unsurlarını eğitim alanında sürdürmüş ve kendisini bir nevi Katharevousa'nın koruyucusu olarak konumlandırmıştır. İktidarı ele geçirdikten sonra eğitim meselelerine hızlı bir şekilde müdahil olan rejim, liberal-ilerici unsurlar taşıyan 1964 reformunun tüm izlerini ortadan kaldırmıştır. Yunan-Hristiyan ideallerine koşulsuz bağlılık gösteren cunta rejimi, antikomünist ideolojiden beslenerek siyasi ve toplumsal meşruiyetini bu doğrultuda sağlamaya çalışmış, dil ve eğitim politikaları aracılığıyla toplumu şekillendirme çabasına girişmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın sorunsalı, önemi, amacı ve yöntemi açıklanmış, birinci bölümünde araştırmanın kuramsal çerçevesi ortaya konulmuştur. İkinci bölümde 1967 yılına kadar Yunanistan'da eğitim ve dil politikalarının dönüşümü ele alınmış, üçüncü bölümde Yunanistan'da askerî cuntaya varan sürecin siyasi, toplumsal ve ekonomik nedenleri incelenmiştir. Dördüncü ve sonuç bölümlerinde ise Albaylar Cuntası döneminin dil ve eğitim politikalarının çözümlenmesine temel teşkil eden unsurlar ortaya konmuş ve bu veriler çalışma boyunca inşa ettiğimiz kuramsal bağlam çerçevesinde irdelenmiştir.
Essays on child labor
This thesis investigates the impact of different policies on child labor. To this aim, the thesis first provides an overview of the definitions and the global outlook of child labor and discusses the recent policy agenda in the fight against child labor. The thesis then presents the conceptual framework guiding the thesis and a review of related literature, followed by three empirical chapters. The first empirical chapter evaluates the impact of the extension of compulsory schooling from 8 to 12 years in Turkey on child labor. The chapter uses data from the Child Labor Force Survey (CLS) and relies on a difference-in-difference methodology for identification. Comparing the labor market outcomes of children from different age groups and exploiting their exposure to the old or the new compulsory schooling policy, the chapter finds that being subject to higher years of compulsory schooling reduces the probability of working longer hours per week. The policy also reduces the probability of working in certain types of jobs and in specific sectors for different groups of children. The second empirical chapter investigates the effect of the increase in the minimum wage on the prevalence of child labor in Turkey. Using data from the CLS over a period where the real minimum wage has increased substantially, the chapter compares the labor market outcomes of children from minimum wage-earning families with children from other families before and after the hike in the minimum wage. The chapter finds that the increase in the minimum wage leads to a reduction in the probability of employment of children younger than 15, especially girls, and the probability of working longer hours for children older than 14, primarily boys. The third empirical chapter evaluates the impact of compulsory schooling policy on child labor in Low-and-Middle-Income countries (LMIC) by integrating the mediating role of the structural factors into the analysis. This chapter uses data from the Multi Indicator Cluster Surveys (MICS) provided by UNICEF. Focusing on a sample of 14 countries that have increased the years of compulsory schooling over the last two decades, the chapter finds that children who are subject to higher years of compulsory education are less likely to work. The chapter also shows that a suite of structural factors ranging from demographics to education infrastructure, from governance to labor market dynamics, from income inequality to the role of women in society, influence the effectiveness of compulsory schooling policy in reducing child labor. Overall, the thesis provides evidence from Turkey on the impact of household income policies -the minimum wage-, and education policies -the compulsory schooling- on the prevalence of child labor, where the results of the previous empirical literature suggest that the impact could substantially be context-dependent. The findings are also in line with the literature as the estimated impacts are heterogenous for children across age groups, gender, and household characteristics. Moreover, the thesis provides a cross-country causal investigation of the impact of compulsory schooling on child labor in LMICs, integrating the role of structural factors, which has not been addressed previously. The thesis ends with discussing the policy implications and the potential extensions of the theoretical model of child labor supply.
İttihat ve Terakki'nin eğitim politikası(1908-1918) Cemiyet'in kendi insan tipini yaratma politikası
II. Jön Türk kuşağı, 1908 senesinde II. Abdülhamit'in istibdat rejimine son vererek Osmanlı Devleti'nde anayasal süreci ikinci kez başlatmıştır. İttihat ve Terakki'ye göre, meşruti yönetim yıkılmakta olan imparatorluğun tek kurtuluş yoluydu. Bu sebeple toplumu şekillendirmede eğitimin dönüştürücü rolünün bilinciyle, halk eğitimi politikası güttüler. Cemiyet yurdun dört bir tarafında açtığı İttihat ve Terakki Mektepleri ile formel eğitim yanı sıra gece dersleri, konferanslar, gazete ve dergilerle de ülke geneline ideolojisini yaymaya çalışmıştır. Balkan Savaşları ardından egemen olan milliyetçilik politikası doğrultusunda hedeflediği yeni insan tipine ulaşmak için savaş koşullarında dahi eğitimi ihmal etmeyecektir. Eğitimle oluşacak yeni insan tipi, meşrutiyet değerlerine sahip çıkması yanı sıra cemiyetin faaliyetlerini meşru temellere oturmak ve iktidarının devamı sağlamak içinde önemlidir.
Türkiye'de iktidar değişimlerinin eğitim programlarına yansımaları üzerine bir inceleme (1936-1986)
Bu çalışmada Türkiye'de tek parti dönemi, çok partili hayata geçiş ve sonrasındaki iktidar değişimleri, 1960 darbesi ve 1986 yılına kadar olan koalisyon dönemleri ile değişen ilkokul programları arasındaki ilişkinin siyaset, iktidar ve öğretim programları kavramları çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, nitel araştırma desenlerinden biri olan doküman analizi olarak tasarlanmıştır. İktidar değişimleri, koalisyon dönemleri ve 1960 darbesinin, ilkokul programları ile ilişkisi doküman analiziyle incelenmiştir. Bu kapsamda 1936, 1948, 1962 ve 1968 yılları ilkokul programları üzerinde durulmuştur. Bunun yanı sıra siyasi parti programlarından elde edilen veriler betimsel analiz ile irdelenmiştir. Araştırmanın veri setini oluşturan birincil dokümanlar ilkokul programları, siyasi partilerin seçim beyannameleri, bu partilerin parti programları ve hükümet programlarıdır. Türkiye siyasi tarihini anlatan belgeseller, kitaplar, gazeteler vb. belgeler ise ikincil dokümanlar olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda Türkiye'de ilkokul programlarının değişmesi ile ülkenin siyasi dokusunda yaşanan değişiklikler arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Tek partili hayattan, çok partili hayata geçilmesi gibi önemli siyasi değişiklikler ile birlikte, ilkokul programda değişikliğe gidilmiştir. Türkiye'de koalisyon dönemlerinde, 1962 Programı hariç (bu dönemde neden programın değiştiği 1960 darbesi ile açıklanmaya çalışılacaktır), ilkokul programlarının değiştirilmediği gözlemlenmiştir. Son olarak bir siyasi parti, meclise ciddi bir çoğunlukla geldiğinde yine ilkokul programlarının değiştiği görülmüştür. Bu değişikliklerin tamamı, seçimden ya da darbeden, aslında kısaca belirtmek gerekirse iktidarın el değiştirdiği andan itibaren yaklaşık 2-3 yıl içinde yapılmıştır.
Türkiye'de özel yeteneklilerin eğitimine yönelik üretilen politikaların ve BİLSEM modelinin incelenmesi
Türkiye Cumhuriyeti bilim ve aklın önderliğinde çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkma idealiyle kurulmuştur. Bu ideale ulaşmanın en önemli basamaklarından biri; özel yetenekli bireylerin büyük potansiyellerini insanlık ve ülke yararına kullanmalarını sağlayacak yeterli, sağlam ve uygulanabilir politikalar ortaya koymak ve onların eğitimi için çağdaş ve ülkeye özgü modellerin geliştirilmesini sağlamaktır. Cumhuriyet tarihi boyunca özel yetenekliler ile ilgili pek çok kanun çıkarılmış, farklı politikalar uygulanmıştır. Ancak özel yetenekli öğrencilerin eğitimlerinin tam olarak sağlandığı, bu potansiyelin yeterince insanlık ve Türkiye için doğru şekilde işlenip kullanıldığı söylenemez. Alan yazın tarandığında; özel yetenekli öğrencilerle ilgili stratejiler ortaya konulmasına, çalıştaylar, kongreler yapılmasına ve hedefler belirlenmesine rağmen, uygulamada büyük aksaklıkların yaşandığı görülmektedir. Bu araştırmada, özel yeteneklilerle ilgili var olan politikalar değerlendirilmiş ve BİLSEM modeli olumlu ve olumsuz yönleriyle ele alınmıştır. Özel yeteneklilerin eğitimlerine dair politikalarla ilgili problemlere ve BİLSEM modelinde karşılaşılan sorunlara, çözüm önerileri sunulmuştur. Bu çalışma farklı yönlerden ve farklı paydaşlar açısından özel yetenekli öğrencilerin eğitimini ele aldığı için önemlidir. Bu araştırma, nitel durum çalışması desenine göre hazırlanmıştır. Çalışmaya, Ankara'daki BİLSEM'lerde görev yapmakta olan 9 yönetici, 10 öğretmen ve özel yetenekliler ana bilim dalında çalışmakta olan 9 akademisyen katılmıştır. Katılımcıların görüşlerinden elde edilen veriler, içerik analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Elde edilen verilere göre; özel yeteneklilerin eğitimine yönelik politikaların daha çok kâğıt üstünde kaldığı, uygulanan politikaların ise takibinin sistemli bir şekilde yapılmadığı, özel yetenekli bireyler için tutarlı, sistemli, sürdürülebilir politikalara ihtiyaç duyulduğu ve BİLSEM modelinin pek çok aksayan yönü olsa da modelin aksaklıkları giderilerek ve geliştirilerek sürdürülmesi gerektiği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Atatürk Döneminde çocuk algısı
Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti kurduğu zaman sadece rejimi değil aynı zamanda geleneksel anlayışı ve toplum hayatına etki eden konuları da değiştirme ve medenileştirme yoluna gitmişti. Cumhuriyet rejimi ile beraber yeni Türk kimliği yaratılmış ve rejimin kalıcılığını sağlamak amacıyla bazı çalışmalar yürütülmüştü. Çalışmaların odağına bakıldığında bu konuların daha çok, ülkenin geleceğini temsil eden çocuklar ve çocukları da kapsayan gençlik üzerine doğrudan veya dolaylı olarak ele alındığı görülmektedir. Geçmişte böyle bir anlamdan mahrum olan, diğer bir deyişle ihmal edilen çocuk olgusu, cumhuriyet ile beraber kendisine ülkede bir yer edinecek, görünür olacak ve toplumun çocuk algısında yeni bir kavram oluşturmaya başlayacaktı. Cumhuriyet'in yeni ulus-devlet kimliğini taşıyacak ideal vatandaşını çocukluktan yetiştirmesi gerekmekteydi.
Belediyelerin yaygın eğitim çalışmalarına bir örnek olarak Şişli Belediyesi
Toplumların gelişmişlik düzeyi eğitime verilen önem ve kalitesine bağlıdır. Eğitim ve öğretim, hızla gelişen teknoloji ve bilgi sistemleri ile sosyal ve ekonomik kalkınmanın temelini oluşturmaktadır. Yaygın eğitim ilgi, istek ve yetenekleri doğrultusunda ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmelerini sağlayıcı nitelikte, çeşitli süre ve düzeylerde hayat boyu yapılan eğitim öğretim, üretim, rehberlik ve uygulama etkinliklerinin tümünü kapsamaktadır. Küreselleşme sürecinin etkisiyle yaygın eğitim çalışmalarının nitelik değiştirmesi Türkiye'de eğitimin gün geçtikçe yerelleşmesini neden olmaktadır. Belediyeler yaygın eğitim faaliyetlerinde önemli gelişmeler elde etmişlerdir. Bu çalışmada Şişli Belediyesinin yaygın eğitim çalışmalarının özellikleri ve gerekçeleri açıklanmaya çalışılmıştır.
Eğitimde yerel yönetimlerin yeri ve katkısı
Türk eğitim sistemi merkez örgütü olarak Milli Eğitim Bakanlığı'nın yönetimi altındadır. Merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatları kanunla Milli Eğitim Bakanlığına bağlıdır.Yerelleşme eğilimi, yetki genişliği ile merkezi yönetimin belli kararları alt düzeydeki yerinden yönetim kuruluşlarına aktarması şeklinde gerçekleşmektedir. Yerel yönetimler, karar verme sürecinin hızlanması, hizmette verimlilik ve demokrasi kültürünün yaygınlaşmasında önemli yönetim kurumlarıdır. Küresel düzeydeki gelişmeler ve yönetişim anlayışındaki değişimler, yerel yönetimlerin merkezi otoriteye karşı daha özerk olmasını sağlamıştır. Yapılan idari reformlarla, yerel yönetimlerin yetki genişliği artırılmış ve Türk eğitim sistemindeki katkıları derinleşmiştir.Dünyadaki eğitim sistemleri ile karşılaştırmalı olarak yerel yönetimlerin eğitimdeki yerinin incelendiği bu tez çalışmasında, eğitimde yerelleşme eğilimleri ile oluşan idari düzenlemelerin ve yerel yönetimlerin eğitim sistemine katkısını araştırmaktadır. Anahtar Sözcükler 1.Yerel Yönetimler 2.Türk Eğitim Sistemi 3.Eğitimde Yerelleşme 4.Belediyelerin Eğitime Katkısı 5.Eğitimde Dönüşüm
Ana akım medyada yer alan eğitim haberlerinin söylem seçkinleri açısından analizi
İletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmesi ile ana akım medyanın halk kitlelerine erişimi kolaylaşmıştır. Erişimin kolaylaşması kamuoyu üzerinde kabul edilebilir bir etkinin oluşmasını sağlamıştır. Medya, bu etki alanı içinde eğitim ile ilgili kamuoyu üzerindeki etkisini önemli ölçüde artırmıştır. Ayrıca insanların eğitim konularında müracaat ettiği bir kaynak olarak da karşımıza çıkmaktadır. Toplumun tamamını ilgilendiren eğitim konusun¬da, gazete, televizyon ve internet medyasında birçok haber yer almaktadır. Gaze¬teler, eğitim ile ilgili özel sayfalar ayırmakta, bün¬yelerinde sadece eğitim konusunda yazan köşe ya¬zarları bulundurmakta ve eğitim ile ilgili ek yayınlar çıkarmaktadırlar. Aynı şekilde televizyon yayıncılığı da biçim değiştirerek, gerek program açısından, gerek habercilik açısından sınırlarını oldukça genişletmiştir. Bu geniş çerçevenin temelinde söylem seçkinleri de yer almaktadır. Bu çalışma eğitim haberlerinde yer alan söylem seçkinlerinin analizi şeklinde gerçekleştirilmiştir. "Ana akım medyada yer alan eğitim haberlerinin söylem seçkinleri açısından incelenmesi" konulu çalışma 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm eğitim medya ilişkisi, medya, ana akım medya ve eğitim-haber ilişkisi, söylem ve söylem seçkinleri tanımlamaları yapılmış, medya içindeki rolü ve toplumsal etkileri belirlenmiştir. İkinci bölümde, ana akım medya kapsamında 3 ulusal gazete çevrimiçi sitelerinde, içinde söylem seçkini bulunan ve bulunmayan eğitim haberleri 2 ay süreyle takip edilmiştir. İçinde söylem seçkini bulunan haberler incelenerek toplum ve birey üzerindeki etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde eğitim haberlerinde kullanılan söylem seçkinlerinin analizinden elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Bu bulgular üzerinden yapılan yorumlarda ise söylem seçkinlerinin söylemlerinin toplum ve birey üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Sadece söylem seçkinlerinin belli dönemlerde sınav, okul tercihleri, öğrenci gibi öne çıkan konularda bilgi vermek amacıyla haber içinde kullanıldıkları görülmüştür. Dördüncü bölüm sonuç ve öneriler bölümüdür. Bu bölümde söylem seçkinlerinin ve söylemlerinin analizinden elde edilen bulgulara dayanan sonuçlar bulunmaktadır. Bu sonuçlar doğrultusunda söylem seçkinlerinin kullandığı söylemler üzerine öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Söylem Seçkinleri, Söylem, Ana Akım Medya, Haber, Eğitim
Milli Eğitim Bakanlığı stratejik planlarının hedefleri açısından incelenmesi ve uygulamaya dönük yansımalarının değerlendirilmesi
Bu araştırmada, Türk eğitim sisteminin Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) Stratejik Planları Eğitim Göstergeleri açısından incelenmesi, buna yönelik olarak performans değerleri açısından değerlendirilmesi ve tartışılması amaçlanmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı Stratejik planlarının değerlendirilmesinde, rapor haline getirilen hedeflerin yıllara göre kıyaslanması üzerine bir yaklaşım sergilenmesi amaçlanmıştır. Türk eğitim sisteminin, Avrupa Birliği (AB) eğitim politikalarına uyum çalışmaları da göz önüne alındığında; planlanan eğitimin hedeflere ulaşmasında, karşılanma durumlarının nasıl bir etki bıraktığı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada Stratejik planların okul öncesi eğitim, ilköğretim ve ortaöğretim boyutlarında; amaçlanan hedeflere ulaşma açısından genel eğitim sorunları ve kazanımlarının incelenmesi yapılmıştır. Türkçede FÜTZ Analizi veya GZFT Analizi olarak da bilinen, fakat en çok SWOT deyimiyle kullanılan analiz, hem kamu hem de özel sektörde kullanılacak esneklikte genel bir çerçeve sunmuştur. Elde edilen verilerin SWOT analizi şeklinde sınıflandırılması yapılarak, her bir boyutuna ilişkin güçlü yönler, zayıf yönler, fırsatlar ve tehditler türleri oluşturulmaya çalışılmıştır. Toplanan ve değerlendirilen tüm analiz verileri açık kaynak erişimi olduğu için herkes tarafından elde edilebilecek değerlerdir.
Türkiye ve Yunanistan'da yetişkin eğitimi sistemi: Karşılaştırmalı bir inceleme
Bu araştırmada Türkiye ve Yunanistan'ın yetişkin eğitimi sistemleri incelenerek, benzerlik ve farklılıklarının neler olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Yetişkin eğitimi ile ilgili bazı temel kavram ve yaklaşımlara değinilmiş, yetişkin eğitimi sistemlerinin tarihsel gelişim aşamaları, yasal dayanakları, amaç ve hedefleri, finansal kaynakları, yetişkin eğitimi uygulamaları ve bu uygulamalara katılım oranları karşılaştırılmış, bulgulara dayalı olarak yorumlar yapılmış ve elde edilen sonuçlara dayalı öneriler geliştirilmiştir. Bu çalışma, bir karşılaştırmalı eğitim araştırmasıdır. Araştırmada, nitel araştırma modeline dayalı doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Veriler bu tekniğe uygun olarak toplanmış, araştırma soruları çerçevesinde elde edilen veriler, betimsel analiz tekniği ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda; yetişkin eğitimi sistemlerinin tarihsel gelişimi açısından Türkiye'nin daha eski bir geçmişe sahip olduğu, yetişkin eğitiminin finansmanının büyük bir kısmının her iki ülkede de devlet tarafından sağlandığı, Türkiye ile kıyaslandığında, Yunanistan'ın Avrupa Birliği fonlarından daha fazla yararlandığı bulunmuştur. Yetişkin eğitimi uygulamalarının, ağırlıklı olarak, her iki ülkede de kamu kesimince finanse edildiği ve gerçekleştirildiği, uygulama türlerinin her iki ülkede de önemli oranda benzerlikler taşıdığı ve bu uygulalamaların ağırlıklı olarak mesleki eğitime yönelik olduğu bulunmuştur. Uygulamalar Türkiye'de Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki kurumlar aracılığıyla gerçekleşirken, Yunanistan'da uygulamaların büyük bölümünün Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı bünyesinde yer alan kurumlarca gerçekleştirildiği saptanmıştır. Yetişkin eğitimine katılım oranları her iki ülkede de, Avrupa Birliği ortalamasına göre, oldukça düşük düzeydedir. Her iki ülke için de, yetişkin eğitimine erişim fırsat ve olanaklarının çoğaltılması, kamu kaynaklarının arttırılması ve yerel birimlere daha fazla destek ve teşvik verilmesi, iki ülkenin birikim ve deneyimlerinden yararlanılabilmesi amacıyla karşılıklı görüş alışverişi ve işbirliğine gidilmesi önerilmiştir.
Bilim diplomasisinde Türkiye ve İngiltere'nin politikaları ve uygulamaları
Gelişen ve küreselleşen dünyada bilimin her alandaki önemi artmaktadır. Son zamanlarda küreselleşen sorunlar, ekonomik ilişkiler ve ticaret gibi durumlar nedeniyle ülkeler arası kurulan ilişkilerin güçlendirilmesi için bilimden ve bilimsel faaliyetlerin yapılabilmesi için diplomasiden faydalanılmaktadır. Bu bağlamda bilim diplomasisi ortaya çıkmaktadır. Bilim diplomasisi Türkiye'de son yirmi yıldır daha fazla ele alınmaktadır. Bu çalışmada Türkiye ve İngiltere yürütülmekte olan bilim diplomasisi faaliyetlerini incelemek amaçlanmıştır. Öncelikle Bilim Diplomasisi ve boyutları hakkında ve ABD, Almanya, Fransa, İtalya'nın bilim diplomasisi politikalar ve yürüttükleri faaliyetler hakkında açıklamalar yapılmıştır. Türkiye ve İngiltere'nin bilim diplomasisi politikaları ve kurumları aracılığıyla yürüttükleri faaliyetler ele alınarak benzer ve farklı yönler ortaya konulmuştur. Bilim diplomasisi faaliyetleri bakımından benzer özellik taşıyan kurumlar tablo halinde sunulmuştur. Çalışma aracılığıyla yapılan bilim diplomasisi faaliyetleri ve ülkelere ait başarılı bulunan faaliyetlerin tanıtılmasına katkı sağlanacaktır. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden olan doküman tarama yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilerin birincil kaynaklarına ulaşılarak doğrulukları teyit edilmiştir.
Türkiye'de eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik politika ve uygulamaların değerlendirilmesi
Bu çalışma ile Türkiye'de ekonomik açıdan dezavantajlı öğrenciler için eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik uygulanan politika, program ve projelerin neler olduğu ve ekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilere nasıl yansıdığının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, nitel araştırma deseni olarak değerlendirici durum çalışması kullanılmıştır. Veriler doküman incelemesi ve görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. araştırmanın veri kaynakları araştırma probleminin yanıtlanmasına yönelik belirlenen dokümanların yanında sendika, düşünce kuruluşlarında ve bu alanda çalışmalar yürüten akademisyenlerden oluşmaktadır. Verilerin analizde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Üst politika belgelerinin önemli bir kısmında ekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilere fırsat eşitliğinin sağlanması için eğitime erişimin artırılması, eğitim ve öğretmen niteliğinin iyileştirilmesi, bilişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, eğitim içerisinde özel sektör payının artırılması hedeflenmiştir. Bu araştırmada ilgili hedeflerden eğitime erişimin artırılması, bilişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, eğitim içerisinde özel sektör payının artırılması hedeflerinin gerçekleştiği buna karşın eğitim ve öğretmen niteliğinin iyileştirilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Genel olarak hayata geçirilen politika, proje ve uygulamalar değerlendirildiğinde bir kısımı bütünsel bir yaklaşımla ele alınmadan uygulanarak süreklilik göstermemiştir. Hayata geçirilen bazı proje ve programlar ise iyi bir şekilde planlanmadığından ayrılan kaynakların verimsiz kullanımına yol açtığı görülmüştür. Bununla birlikte kimi uygulamaların etki analizleri yapılmadığı için uygulamaya dönük geliştirilebilecek taraflarının görülmediği ortaya çıkmıştır. Bazi projelerin etki analizlerinin yapılmasına rağmen kamuoyu ile paylaşılmadığı ortaya çıkmıştır. Uygulamaların kamuoyuyla paylaşılmaması politikaların katılım, şeffaflık, hesap verilebilirlik çerçevesinde yapılmadığı ve etkili bir şekilde izlenmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Göçmenlerle ilgili eğitim politikaları: Türkiye ve Almanya örneği
Eğitim, bireylerin yasal statü ne olursa olsun, topluma eşit oranda katılabilmelerini sağlayan en temel insan hakkıdır. Bu yüzden özellikle son yıllarda evlerini ve ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan insanların sayısının dünya genelinde rekor düzeylere ulaşması ve birçok problemi beraberinde getirmesi, göç olgusunu günümüz dünyasının önemli sorunları arasında sayılmasına sebep olmuştur. Bu açıdan bakıldığında bu araştırmanın konusu, son elli yılın en büyük insanlık dramına tanıklık eden Türkiye ve Almanya'nın Suriyeli mültecilere yönelik eğitim politikaları ve uygulamalarıdır. Bu araştırma karma yöntemle gerçekleştirilmiş olup, birinci bölümünde nitel araştırma ikinci bölümünde ise nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde Türkiye ve Almanya'nın mülteci eğitim politikaları tartışılmış, ikinci bölümünde ise, tespit edilen farklı uygulamalar maddeler haline çıkarılarak anket oluşturulmuş ve kartopu örnekleme yöntemiyle belirlenen Türkiye'deki Suriyeli velilere hangi politika uygulamalarının kendileri için uygun gördükleri sorulmuştur. Anket sonucunda çalışma grubundaki katılımcıların devlet okullarına paralel okullarda Arapça eğitimi tercih ettikleri ya da bundan farklı olarak çocuklarının aynı okullarda fakat ayrı sınıflarda eğitim görmelerini istedikleri görülmüştür. Bu yönüyle araştırmada, özellikle bu çocukların eğitimine yönelik politikalara ilişkin öneriler getirilerek karar vericilere ışık tutacak çözüm önerileri tartışılmaktadır.
Sürdürülebilir kalkınma amaçlarının gerçekleştirilmesinde STEM yaklaşımı: Türk eğitim sistemi için politika önerisi
Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik (STEM) eğitimine uluslararası bir perspektiften bakıldığında STEM'in önemi konusunda fikir birliği olsa da ülkelerin STEM politika belgelerinin çeşitli başlıklarda birbirinden farklılaştığı görülmektedir. Bu araştırmanın amacı STEM yaklaşımı ile Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının 4. Nitelikli Eğitim amacının başarılmasına katkı sağlayabilecek politika önerileri geliştirmektir. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarından 4. Nitelikli Eğitim amacının başarılmasında STEM yaklaşımının işe koşulması hem nitelikli eğitim amacının hem nitelikli eğitim sayesinde başarılabilecek diğer amaçların gerçekleşmesine katkıda bulunacağı öngörülmüştür. Araştırmanın ilk aşamasında belirlenen altı ülkenin STEM politika belgeleri incelenmiştir. İkinci aşamada Türkiye bağlamında STEM eğitiminde rol ve sorumluluğu olan 22 katılımcı (öğretmenler, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, politika yapıcılar/uygulayıcılar) ile görüşmeler yapılmıştır. Toplanan veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir. İçerik analizi ve gerçekleştirilen görüşmeler sonunda, belirlenen ülkelerin STEM politikalarında eğitim ve politika temasının ortak; sürdürülebilirlik temasının da Türkiye'ye özgü olduğu ortaya çıkmıştır. Özellikle ekonomik refaha ulaşmak için önemli görülen STEM yaklaşımına yönelik Türkiye'nin ulusal bir politikaya ihtiyaç duyduğu açıktır. Hazırlanacak STEM politika belgesinin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına katkı sağlayacak şekilde olması hem nitelikli eğitim amacına hem diğer amaçlara katkı sağlayacaktır. Öğretmen yeterliklerinin artırılması, öğretim programlarına STEM yaklaşımının entegrasyonu, fiziksel altyapının kurulması, tüm paydaşların sürece katılımının sağlanması, öğrencilerin STEM kariyerine yönlendirilmesi, özellikle kız öğrencilerin STEM eğitimine erişiminin sağlanması, kapsayıcı bir politikanın oluşturulması ve etkili yaygınlaştırma çalışmaları yapılması çalışmanın önerileri arasındadır.
Eğitim reformunun başarısında etkili olan etmenler: BİLSEM modelinin politika nitelikleri kuramı bağlamında analizi
Bu araştırmada, eğitim reformlarında başarılı olan etmenlerin belirlenmesi amacıyla BİLSEM ile ilgili gerçekleştirilen reformlar, Politika Nitelikleri Kuramı bağlamında analiz edilmiştir. BİLSEM'de gerçekleştirilen reform ve inovatif uygulamalar, PNK'nin belirginlik, tutarlılık, otorite, güç ve istikrar boyutları ölçüt alınarak BİLSEM ile ilgili sistemin her katmanında görev yapan paydaşların görüşleri ile değerlendirilmiştir. Bu görüşler bağlamında BİLSEM'de gerçekleştirilen reformların başarısını kolaylaştıran ve engelleyen etmenler tespit edilmiş, ayrıca BİLSEM'de gerçekleştirilen reformist uygulamalarda, kuramın hangi boyutlarının işlevsel olduğu, hangi boyutlarının ise sapma gösterdiği belirlenmiştir. Bunun yanı sıra kuramın boyutlarının niteliği ve birbiri ile olan ilişkisi de değerlendirilmiştir. Araştırma durum çalışması desenine göre tasarlanmıştır. Maksimum çeşitlilik yaklaşımı ile belirlenen araştırmaya, 2020-2021 eğitim öğretim yılında BİLSEM'ler ile ilgili birimlerde görev yapan 45 kişi katılmıştır. Katılımcıların görüşlerinden elde edilen veriler, kuramsal tematik analiz yöntemi ile çözümlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, BİLSEM'lerde uygulanan reformların tasarımının ve hedeflerinin açık, net, belirgin olduğu, fakat gelen reform uygulamalarının önceki uygulamalarla tutarlı olmadığı, yapılan reform çalışmalarında sahanın karara katılım gösterdiği, buna karşın her kararın uygulamaya dönükleştirilmediği, reform uygulamalarını benimsemeseler de bürokratik zorunluluktan dolayı yapmak zorunda oldukları, bu noktada da çocukların yararına olduğunu düşünmediklerinde sadece uygulamayı kağıt üzerinde gerçekleştirdikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca reform uygulamalarının otoritenin yetkisi ile başlasa da sürdürebilirliğinde teşvikin gücünden yararlanılmadığı, otorite-güç dengesinin olmadığı saptanmıştır. İstikrar boyutunda da öğretmenler reformların politik hareketlilikten kaynaklı sürekli değiştiğini belirtseler de, diğer katmanlardaki tüm yöneticiler reformların istikrarlı bir şekilde sürdürüldüğü görüşündedir. Ayrıca kuramın boyutlarının niteliği ve birbiri ile ilişkisi değerlendirildiğinde, kuramın boyutlarının 'gerçek' bir değerler kümesi olduğu ve boyutların birbiri ile güçlü bir ilişkisi bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: eğitim reformları, eğitim politikaları, üstün yetenekli çocukların eğitimi, BİLSEM, politika nitelikleri kuramı, öğretmen.
2006-2018 yılları arasında Türkiye'de öğretmen yetiştirme politikalarına ilişkin bir değerlendirme
Bu araştırmanın amacı 2006-2018 yılları arasında Türkiye'nin öğretmen yetiştirme politikalarını tarihsel gelişim süreci çerçevesinde ele alarak bugünkü durumunu ortaya koymak, sorunları inceleyerek öğretmen yetiştirme sistemini analiz etmek ve değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda öğretmen yetiştirme sistemi öğretmen eğitimi süreci, öğretmenlik hizmet süreci ve öğretmen yeterlikleri boyutlarıyla ele alınmıştır. Verilerin elde edilmesinde literatür taraması yapılarak, mevcut yasa ve yönetmelikler, kalkınma planları, Milli Eğitim Şuraları, politika belgeleri, MEB ve YÖK tarafından sağlanan istatistiksel bilgiler içeren belgeler ve ilgili alanda yapılan çalışmaların doküman analizi yapılmıştır. Araştırmanın kuramsal temelinde araştırmanın konusu olan 2006-2018 yılları öncesinde öğretmen yetiştirme politikalarında yapılan düzenlemeler ve kaynaklık eden belgeler tarihsel gelişim süreci içinde verilerek, öğretmen yetiştirme politikalarına bütüncül bir bakış sağlanması amaçlanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular öğretmen eğitimi süreci, öğretmenlik hizmet süreci ve öğretmen yeterlikleri boyutlarıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre öğretmen yetiştirme politikalarında; öğretmen eğitimi sürecinde öğretmen adayları merkezi sınavla öğretmenlik alan programlarına yerleşmektedir ve üniversitelerde öğretmenlik alan programlarında ve pedagojik formasyon programlarında çeşitli gerekçelerle düzenlemeler yapılmaktadır. Öğretmenlik hizmet sürecinde öğretmen adaylarının KPSS ve sözlü sınav ile ataması yapılmaktadır ve öğretmenler kadrolu, ücretli ve sözleşmeli olmak üzere farklı statülerde istihdam edilmektedir. Öğretmen yeterlikleri ise yapılan son düzenlemelerle Mesleki Bilgi, Mesleki Beceri ve Tutum ve Değerler ana yeterlikleri olarak literatürde yer almaktadır. Araştırma sonucunda öğretmen yetiştirme politikalarının mevcut durumu değerlendirilerek araştırmacılar ve uygulayıcılar için öneriler sunulmuştur.
Yükseköğretimin yeniden yapılandırılması sürecine ilişkin görüşler temelinde yeni bir yasa için öneriler
Yükseköğretim sisteminin, işlevlerine uygun bir biçimde sürdürülmesi oldukça önemlidir. Nitelikli bir yükseköğretim sistemi için nitelikli eğitim, nitelikli araştırma ve toplum için nitelikli hizmetler gerekmektedir. Yükseköğretimin eğitim-öğretim, araştırma ve topluma hizmet işlevlerini yerine getirebilmesi için bazı gereksinimleri vardır. Bu gereksinimler yükseköğretim sisteminin dayandırıldığı temel ilkelerden uygulamalara, akademisyenlerden yöneticilere, denetim sisteminden mali işleyişe kadar çeşitlilik göstermektedir. Bu nedenle yükseköğretim sisteminin kapsamlı ve derinlemesine incelenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırma bu bağlamda yapılan reform çalışmalarına ışık tutmak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan araştırmada 2012 yılında yayımlanan yükseköğretim yasa taslağı ele alınmıştır. Bu yasa taslağına yönelik olarak toplanan üniversite, akademisyen, STK ile kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doküman analizine göre incelenmiştir. Daha sonra görüşler içerik analizi ve betimsel analiz yapılarak tema ve alt temalara ayrılmıştır. Bu görüşlerin yasa taslağının 2013'te düzeltilerek yayımlanan haline ne ölçüde yansıtıldığı belirlenmiştir. Araştırmada güncel uygulamalar (2547 Sayılı Kanun), yeni yasa tasarısıyla yapılmak istenen değişiklikler, bu tasarıya ilişkin görüşler, yurt içi ve yurt dışı alanyazın bağlamında öneriler geliştirilmiştir. Tasarının hazırlanma sürecinde üniversite, akademisyen, sivil toplum kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerinin alınması; bu görüşlerin internet ortamında paylaşılması ve süreçle ilgili bilgi verilmesi şeffaflık açısından olumlu bir uygulamadır. Ancak araştırma bulgularına göre tasarının ilk haline yönelik toplanan üniversite, akademisyen, STK, kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri büyük oranda tasarının son haline yansıtılmamıştır. Bu noktada şeffaflık ilkesi doğrultusunda başlatılan yasa taslağı hazırlama sürecinin sonuçlanma aşamasının beklentileri karşılamadığı anlaşılmaktadır. Görüşler daha çok üniversitelere aittir, en az görüş dile getirenler kamu kurum ve kuruluşlarıdır. Akademisyenler daha çok özlük haklarıyla ilgili maddelerde görüş bildirmişlerdir. Tasarı metninde, kendi içinde tutarsızlıklarının olduğu görülmüştür. Kimi maddelerde başta belirtilen ilkelerle çelişkili ifadeler, hukuki bazı eksiklik ya da yanlışlıklar yer almaktadır. Kimi maddelerde genel çerçeve çizilirken kimileri yönetmelik tarzında yazılmıştır. Araştırmada tüm bu bulgular ışığında madde ve bölümlerine göre yeni bir tasarıya ilişkin önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: yükseköğretim, yükseköğretim yasası, yükseköğretim yasa tasarısı, yükseköğretim yasa taslağı, yükseköğretim yönetimi.
Türk eğitim sisteminde uluslararası geniş-ölçekli değerlendirmelerin eğitim politikası oluşturmadaki rolü
Bu araştırmanın amacı, Türk Eğitim Sisteminde Uluslararası Geniş-Ölçekli Değerlendirmelerin eğitim politikası oluşturmadaki rolünü incelemektir. Araştırmada Uluslararası Geniş-Ölçekli Değerlendirmelerin Türk Eğitim Sistemindeki eğitim belgelerini nasıl ve hangi boyutta oluşturduğu, Uluslararası Geniş-Ölçekli Değerlendirmelerden sonra Türk Eğitim Sisteminde hangi değişikliklerin meydana geldiği sorularına cevap aranmıştır. Bu araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmıştır. Doküman analizi yoluyla yasa ve yönetmelikler, hükumet programları, vizyon belgeleri, öğretim programları, uluslararası örgütlerin raporları (PISA, TIMSS, TALIS vs.), istatistikler ve yönergeler, millî eğitim şûra kararları raporları gibi resmi politika belgeleri çözümlenmiştir. Yapılan araştırmanın sonucunda Türk eğitim sistemi 2005 yılından sonra geliştirilen eğitim programlarına yönelik eğitim politikalarının UGÖD sonuçlarına göre orta düzeyde, bilgi iletişim teknolojilerine yönelik eğitim reformlarının UGÖD sonuçlarına göre orta düzeyde, mesleki gelişime yönelik eğitim reformları kararlarının UGÖD sonuçlarına göre orta düzeyde, ölçme ve değerlendirmeye yönelik eğitim reformları kararlarının UGÖD sonuçlarına göre yüksek düzeyde, millî eğitim şûra kararlarına yönelik eğitim politikalarının UGÖD sonuçlarına göre orta düzeyde, okul yöneticilerinin yetiştirilmesine yönelik eğitim reformlarının UGÖD sonuçlarına göre düşük düzeyde düzenlendiği tespit edilmiştir. Aday öğretmen yetiştirilmesine yönelik eğitim reformları kararlarının ise UGÖD sonuçlarına göre düzenlenmediği görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Uluslararası geniş-ölçekli değerlendirmeler, eğitim politikası oluşturma, Türk eğitim sistemi
Breastfeeding the educational system: Analyzing women's unpaid labor and voluntary mother participation in schools within the context of neoliberal economic policies
This study intends to examine the role of mothers in the school system in the context of the neoliberal transformation process with regard to the special labor of women in the forms of domestic labor, care labor and voluntary work. In this respect, the presence of mothers in the school system is analyzed in terms of the labor processes and the special characteristics of this unpaid labor in interaction with the ways in which their patriarchally defined motherhood role is utilized to penetrate in the power positions in the school system. The issue is conceptualized around the notions of power and empowerment and around the related strategies implemented by mothers in the school. The research aims to unveil the ways in which the mothers' practices and attitudes in the school field reproduce the class and gender inequalities. In this respect, the differentiations in the mothers' attitudes in their participation process and the tensions created by their praxis are analyzed. The research identifies and illustrates certain characteristics of the activities and relationships in the school environment to signal the reproduction of gender inequality and the exclusion generating from the class differences. Finally, with reference to the findings, an alternative way of maternal participation in order to elicit empowerment for and solidarity of women regarding the intermitting class differences is discussed and expanded. The field data and the analysis point out that with the neoliberal policies which retract public funding from education and leave the schools on their own fate with the discourse of 'parental participation', mothers started to take part in the 'running' of the schools. With this penetration, they started to locate themselves in the power positions such as Parent Teacher Associations (PTA) in the school system. The way to PTA passes from the functioning and social capital gaining in the position of Classroom Motherhood (CM) which represents the mothers who allocate their unpaid labor to substitute the duties of the state in the schools. However, these power positions and the power struggles unveil the class difference of the mothers as actresses in the school system. Because middle-class mothers have relatively more economic and cultural capital, they can easily occupy the power positions in the school, whereas working class mothers deprived of economic and cultural capital, they have no voice in the school system. The maternal participation is patriarchally designed in the neoliberal system in essence and the power is gained in a sphere where patriarchal rules are valid, thus this kind of environment results in 'power-gaining' of the middle class mothers and this represents a contrast with the feminist empowerment discourse as the power gained by the middle class mothers keep the working class women in deprivation. The analysis of the data led to the development of certain conceptions such as 'network blockage strategy', 'dispossession of social capital', 'catalyzing capital' and 'breastocracy' to unveil the power relations and to shed light to possibilities of genuine women's empowerment.
State policies on vocational high schools 1970 - 2013
This thesis examines the last 40 years of vocational high schools in Turkey. Perceived as an input for future industrial growth, the area has drawn constant attention of policymakers. Here vocational high schools are considered as the main form of skill formation in Turkey and compared with the skill formation literature. Looking at the path-dependent characteristics and the changes that occurred during the years marked by the neoliberalization of economic policies, two aspects of the persistence of the skill formation problems are analyzed: the lack of a model and a long-term strategy for vocational education and training. While tracing the components of these two aspects, it is revealed that the aspects defined as problematic and require a strategy remain the same. The state's interest on this issue continued. Furthermore, despite the neoliberal environment, vocational education remains a statist area in which the state's limitations in its commitment to the skill formation issue enabled the simultaneous occurrence of three different models of skill formation. This patchwork of different types of skill formation systems manifests the institutional continuities as well the particular way the changes were adopted. Overall, the lack of commitment to a model and a strategy complicates the institutional complementarities or relationships in the political economy. As the aspirations for a coordinated model are widely declared, the mechanisms compatible with this system are not formed. The absence of institutional complementarities between vocational schools and other realms of the political economy attenuates the chances of a viable and effective vocational education policy.
Differentiating children through education: School choices and educational practices of middle - class families in neoliberal times
This research examines school choices and educational practices of middle-class families within the context of neoliberalization. The aim is to understand the ways in which their dispositions in education contribute to the creation of class advantage, class distinctions and increasing inequalities in a society. The data was collected mainly through in-depth interviews with parents, administrators and teachers in two selective high schools –one public and one private high school–in Istanbul. The findings indicate that reproduction of the middle class on the basis of education is highly dependent on the mobilization of economic, cultural and social capital of the families with extensive efforts of mothers. Since families have a high sense of responsibility for directing children's education in the right way and making up differentiated children, they become more responsive to market signals in trying to find the best schools and the best ways to support the academic and individual development of their children. In this process, parents' desires, dispositions and choices are shaped by the rationality of neoliberalism and those who continuously invest in children for enhancing their economic and social well-being turn into "active, responsible, competitive and entrepreneurial" subjects. After all, since their educational strategies and practices contribute to a social boundary-making process, middle-class families continue to retain their key roles in the creation and reproduction of class-based distinctions within the context of neoliberalization.
School relocations in the context of urban transformation and education policy change in turkey
This research examines the school relocation process in Istanbul, with a particular focus on two schools. The aim is to understand the interaction between the school relocation policy and the urban and education policy processes. Much of the data was collected through participatory inquiry where the researcher was a participant observer. Two high schools in Istanbul were explored with respect to their relocation processes, with a much more emphasis on one of the schools as its relocation was imminent. The findings show that school relocations induced by urban transformation are inextricably linked to the material and symbolic reorganisation of neighbourhoods and contribute to the destabilization of secular middle class neighbourhoods and their schools. Also, by showing how neoliberalisation interacts with inherited regulatory systems, this research brings a novel contribution to the existing international literature on the interaction between education policy and urban space. While a large body of international literature has demonstrated that school relocations or closings contribute to the perpetuation of the inequalities rooted in the racialised structures and institutions, this research brings a novel dimension with its argument that the relocation policy in Istanbul interacts with the desecularisation of the city and the education system.
Educational strategies of the conservative bourgeoisie: Cultural capital, family and schooling
Over the past decades, the rise of the conservative bourgeoisie has been discussed in many aspects; however, the relation between such upward social mobility and education has not been problematized. This study is concerned with the conservative bourgeois families' cultural capital formation process and the educational strategies being developed in this respect. The findings of the study are based on a field work composed of twelve semi-structured interviews and participant observation. Plus, to observe these emerging groups' impact on the private education sector, the websites of private schools in Istanbul has been browsed and schools with a conservative identity have been identified. Within this scope, it can be said that AKP has pursued a neo-conservative educational policy in recent years by articulating neoliberal values such as competition, competence and creativity with religious and national ones. Secondly, it is seen that the number of conservative private schools has increased since the second half of 1990s, many of them having affiliations with conservative investment groups, associations and foundations. Thirdly, a significant intergenerational difference has been observed regarding families' engagement with the cultural capital in terms of their rising educational levels and increasing involvement in their children's educational life. This transformation of parenting, or more precisely mothering, can be accepted as an important basis on which the interviewees construct their subjectivities as "good mothers". Finally, it is examined that aesthetics and religion-based morality are two main grounds through which families distinguish themselves both from lower class conservative families and from the secular bourgeoisie.