Eğitim psikolojisi
Bu konu başlığı altında 505 tez
Yetişkin bireylerin dindarlık düzeyleri ile yaşam doyum düzeyleri ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın temel gayesi, yetişkin bireylerin dindarlık düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu gaye doğrultusunda değişkenler arası ilişkiler incelenmiş, sosyo-demografik değişkenler temelinde oluşturulan gruplar arasında farklılaşma olup olmadığı araştırılmıştır. Bu çalışmanın örneklemini, Isparta ilinde yaşayan 18 yaş üstü 301 yetişkin bireyden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından kişisel bilgi formu düzenlenmiştir. Dindarlık düzeyleri ile yaşamdan aldıkları doyum ve mental iyi oluş halleri ile ilişkiyi ölçmek üzere; motivasyonel dindarlık ölçeği, yaşam doyum ölçeği ve mental iyi oluş ölçeği uygulanmıştır. Bu bağlamda dindarlık düzeyleri ile yaşam doyumu ve mental iyi oluş halleri arasındaki ilişki de yaş, cinsiyet, eğitim durumu, meslek, geçmiş yaşantılarında karşılaştıkları travmatik anılar gibi değişkenler arasındaki farklılaşma durumu da araştırılmıştır. Değerlendirmede Dindarlık, Yaşam Doyum ve Mental İyi Oluş ölçeklerinden elde edilen veriler kullanılmıştır. Bu araştırmanın evreni, Isparta İlinde Yaşayan 18 yaş üstü yetişkinlerden oluşmuştur. Araştırma örneklemi 301 yetişkin bireyden oluşuyor. Araştırmaya katılanların yaş ortalaması olarak yoğunlaştığı (%33,2) 41-50 yaş aralığıdır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 programı yardımıyla analiz edilmiştir. Çalışmada frekans (f), yüzde (%), ortalama (X̄), standart sapma (SS), minimum ve maksimum değerler tanımlayıcı istatistikler olarak kullanılmıştır. Çalışmada iki grup karşılaştırmalarında "bağımsız örneklem t testi" üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında "ANOVA" testi kullanılmış, grup farkı için Post Hoc testi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Yetişkin bireylerin motivasyonel dindarlık düzeyi ile yaşam doyumu arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Yetişkin bireylerin motivasyonel dindarlık ve alt boyutları(Prososyal ve Dini-Entelektüel Sorumluluk ve Güç ve Güven Kaynağı Olarak Tanrı ile İlişki) ile Mental İyi Oluş arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dindarlık, Dindarlık Düzeyi, Yaşam Doyumu, Mental İyi Oluş Hali, Yetişkinlik.
10. sınıf öğrencilerinin okul rehberlik servisinden yararlanma düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı 10. sınıf öğrencilerinin rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinden yararlanma düzeylerini incelemektir. Araştırma evrenini Siirt il merkezinde öğrenim gören 10. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklem, 2019 yılında, Siirt il merkezinde beş farklı lise türünde öğrenim gören 896 ortaöğretim 10. sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada öğrencilere "Kişisel Bilgi Formu" ve araştırmada veri toplama aracı olarak Oran (2013) tarafından geliştirilen "Öğrenci Anketi" uygulanmıştır. Öğrencilerin okul rehberlik servisinden yararlanma düzeylerinin ölçek alt boyutlarına vermiş oldukları yanıtlara göre incelendiği çalışmada elde edilen sonuçlara göre, öğrencilerin rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri alt boyutlarının tümünde orta düzey katılım gösterdiği görülmüştür. Ayrıca, öğrencilerin rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmet alanları alt boyutlarından en yüksek katılım gösterdiği yararlanma boyutunun "Danışmana güven duyma" alt boyutu olduğu görülmektedir. En düşük katılım gösterilen alt boyutun ise "İhtiyaç olarak görme" alt boyutu olduğu bulunmuştur. 10. sınıf öğrencilerinin demografik değişkenlerine göre okul rehberlik servisinden yararlanma düzeylerinin farklılıklarına ilişkin sonuçlara göre, daha önce okul rehberlik servisinden yararlanma durumu bakımından tüm alt boyutlarda farklılığın anlamlı olduğu görülmüştür. Ayrıca, not ortalaması ve anne eğitim düzeyi bakımından okul rehberlik servisinden yararlanma alt boyutlarının farklılığının anlamlı olduğu bulunmuştur. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda, Siirt il merkezindeki 10. sınıf öğrencilerinin okul rehberlik servisinden yararlanma düzeylerine ilişkin güncel durum hakkında bilgi edinilmiştir. Sonuçların sonraki araştırmalara ve okul rehberlik servisine yönelik düzenlemelere yönelik katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Okul Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Ortaöğretim, Öğrenci Kişilik Hizmetleri, Rehberlik Hizmetleri.
Ruhsal zeka ile mesleki bağlılık arasındaki ilişkinin öğretmen görüşlerine göre incelenmesi
Çalışmada öğretmenlerin ruhsal zekâ düzeyleri ile mesleki bağlılık düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmış ve bu amaç doğrultusunda öncelikle konu ile ilgili alanyazın taraması yapılmıştır. Ardından öğretmenlere ruhsal zekâ ölçeği ve mesleki bağlılık ölçekleri uygulanmış elde edilen bulgular SPSS veri analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda ruhsal zekâ ölçeği alt boyutlarında toplam puanların cinsiyet ve yaş değişkeni bakımından anlamlı bir farklılık göstermediği, katılımcıların mesleki bağlılık ölçeği alt boyutları olan; mesleki haz, sosyal kazanım, mesleki kariyer ve mesleki bağlılık ölçeği toplam puanlarının cinsiyet ve yaşlarına göre anlamlı bir farklılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca katılımcıların ruhsal zekâ ölçeği alt boyutları olan hayatın ruhsal boyutunu anlama, metafizik farkındalık, yüksek bilinç ve farkındalık durumuna girme, farkındalık, kişisel anlam üretimi ve ruhsal zekâ ölçeği toplam puanları arttıkça mesleki haz, mesleki kariyer, mesleki bağlılık toplam puanları arttığı da elde edilen sonuçlar arasındadır. Anahtar Kelimeler: Zekâ, ruhsal zekâ, bağlılık, mesleki bağlılık
Bilişsel esneklik ve okula bağlılık arasındaki ilişkide duygu düzenleme ve okulda kendini toparlama gücünün aracılık rolü
Bu araştırmada, lise öğrencilerinde okulda kendini toparlama gücü (OKTG) kavramı incelenmiş, ayrıca OKTG ile bilişsel esneklik, duygu düzenleme ve okula bağlılık kavramları arasındaki ilişkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada Okulda Kendini Toparlama Gücü Ölçeği (OKTGÖ) Türkiye kültürüne uyarlanmıştır. Çalışma için Ankara ilinde çeşitli liselerde öğrenim gören toplam 1084 öğrenciden veri toplanmıştır. AFA sonucunda 4 faktörlü bir yapı elde edilmiştir ve bu yapının toplam varyansın %61.355'ini açıkladığı görülmüştür. Doğrulayıcı faktör analizi sonucuna göre model veri uyumu sağlanmıştır (RMSEA=.063, CFI=.98, GFI=0.94, NFI=.96, IFI=.98, SRMR= .049). İki düzeyli faktör analizinde de model veri uyumu sağlanmış olup yapı geçerlidir (RMSEA=.069, CFI=.97, GFI=0.92, NFI=.96, IFI=.97, SRMR= .063). Ölçeğin güvenirliği için hesaplanan Cronbach alfa katsayısı .89 olarak bulunmuştur. Ayrıca 4 hafta arayla yapılan test-tekrar test sonuçları ise ölçeğin kararlı bir ölçek olduğunu göstermektedir. Ölçeğin diğer ölçeklerle ilişkisi kapsamında kendini toparlama gücü ile olumlu yönde; depresyon, stres ve anksiyete ile olumsuz yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. OKTGÖ aile/ev, okul arkadaşları, öğretmenler ve akademik olmak üzere dört faktör ve 16 maddeden oluşmaktadır. İkinci aşamada ise model sınanmıştır. Lise öğrencilerinde bilişsel esneklik ile okula bağlılık arasında duygu düzenleme ve OKTG'nin seri çoklu aracı rolünün bulunduğu bu araştırma yordamaya dayalı korelasyonel modeldedir. Bu çalışmada Ankara ilinde öğrenim gören 456 lise öğrencisinden veri toplanmış, araştırmada OKTGÖ, Bilişsel Esneklik Ölçeği, Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği ve Okula Bağlılık ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre bilişsel esneklik ile okula bağlılık arasında duygu düzenleme ve OKTG'nin seri çoklu aracı rolü olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ulaşılan bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama tutumları
Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama tutumlarını cinsiyet, Psikolojik Danışma ve Rehberlik programına ilişkin farkındalık, kalınan yer, öğrenim görülen programdan memnuniyet derecesi, karşı cinsle yakın duygusal ilişkiye sahip olma, ailede psikolojik sorunları olan bir kişinin varlığı, sosyal destek alma, kendini saklama ve cinsiyet rolleri değişkenleri açısından incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2017-2018 bahar döneminde orta düzey bir devlet üniversitesinde bir meslek yüksekokulu ve beş fakültede öğrenimine devam eden yaklaşık 20.000 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılar, uygun örnekleme yoluyla seçilen 479'u kadın (%67.75) ve 228'i erkek (%32.25) toplamda 707 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, BEM Cinsiyet Rolü Envanteri - Kısa Formu (BCRE-K) ve Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği – Kısa Formu (PYTÖ-K) kullanılmıştır. Araştırmada cevap aranan sorular doğrultusunda ortalamalar arası farkları incelenirken verilerin analizinde faktöriyel ANOVA tekniği kullanılmıştır. Cinsiyet rolleriyle psikolojik yardım arama tutumu arasındaki ilişki çoklu regresyon analiziyle incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre cinsiyet, Psikolojik Danışma ve Rehberlik programına ilişkin farkındalık, öğrenim görülen programdan memnuniyet derecesi, sosyal destek alma, kendini saklama ve cinsiyet rolleri değişkenleri, üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama tutumlarını anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Karşı cinsle yakın duygusal ilişkiye sahip olma, kalınan yer ve ailede psikolojik sorunları olan bir kişinin varlığı değişkenleri ile üniversite öğrencilerinin psikolojik yardım arama tutumları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: cinsiyet, kadınsı cinsiyet rolü, erkeksi cinsiyet rolü, psikolojik yardım arama tutumu.
Ortaöğretime geçiş sistemi ortak sınavlarına girecek ortaokul 8. sınıf öğrencilerinin bağlanma stilleri ile sınav kaygı düzeylerı arasındaki ılışkı
Bu araştırmada ortaöğretim kurumları geçiş sistemi ortak sınavlarına girecek olan ortaokul sekizinci sınıf öğrencilerinin sınav kaygıları ile bağlanma stilleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca sınav kaygısının; cinsiyet, yaş, anne-babanın öğrenim durumu, ailenin aylık geliri, kardeş sayısı, ailedeki doğum sırası, 0-6 yaş arası bakım veren kişi, anne-babanın birlikte ya da ayrı yaşaması, dershaneye-kursa gitme durumu ve okuldaki başarı algısı gibi değişkenlere göre farklılıklaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2014-2015 eğitim öğretim yılında İstanbul İli Fatih İlçesinde öğrenim gören 600 ortaokul sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile birlikte Sınav Kaygısı Envanteri (Öner, 1990) ve İlişki Ölçekleri Anketi (Sümer ve Güngör 1999) uygulanmıştır. Araştırmada toplanan verilerin analizinde; dağılımın normal olduğu koşullarda pearson analizi, bağımsız gruplar t testi ve Anova (varyans analizi), Anova sonucunun anlamlı bulunduğu ve varyansların homojen olduğu koşullarda Scheffe analiz tekniği, dağılımların normal olmadığı durumlarda ise Kruskal Wallis-H analiz tekniği tercih edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre korkulu, kayıtsız, saplantılı ve güvenli bağlanma stilleri ile sınav kaygısı arasında anlamlı ilişkilerin olduğu; korkulu, kayıtsız ve saplantılı bağlanma stiline sahip öğrencilerin güvenli bağlanma stiline sahip öğrencilere oranla daha fazla sınav kaygısı yaşadıkları görülmüştür. Buna ek olarak öğrencilerin sınav kaygı düzeylerinin, anne-babanın öğrenim durumu, ailenin aylık geliri, kardeş sayısı, ailedeki doğum sırası, 0-6 yaş arası bakım veren kişi, anne-babanın birlikte ya da ayrı yaşaması gibi değişkenlere göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı; buna karşılık cinsiyet, yaş, dershaneye-kursa gitme durumu ve okuldaki başarı algısı değişkenlerine göre ise anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür.
İstanbulda bulunan ortaokul kurumlarında görev yapan görsel sanatlar öğretmenlerinin mobbing (yıldırma) yaşama düzeyleri ile örgütsel bağlılık düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada, ortaokullarda görev yapan görsel sanatlar öğretmenlerinin mobbing (yıldırma)yaşama düzeyleri ve bu düzeyin örgütsel bağlılık düzeylerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda İstanbul'un Anadolu ve Avrupa yakasında 14 ilçede bulunan resmi ve özel ortaokullarda görev yapan toplam 145 görsel sanatlar öğretmenine, kişisel bilgiler, olumsuz davranışlar ve örgütsel bağlılık ölçekleri uygulanarak, öğretmenlerin olumsuz davranışlar ve örgütsel bağlılık puanlarının demografik özellikleriyle olan ilişkisi ve olumsuz davranış uygulanma düzeyinin örgütsel bağlılıklarına etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda; ortaokul kurumlarında çalışan Görsel Sanatlar öğretmenlerinin yıldırma eylemlerine maruz kalma düzeylerinin düşük olduğu (%30),mobbing'e uğrayan öğretmenlerin, örgüte uyum, örgütle özdeşleşme ve örgütü içselleştirme düzeylerinde düşüş yaşandığı, Görsel Sanatlar öğretmenlerinin mobbing (yıldırma) yaşama düzeylerinin okul türü, cinsiyet, yaş, medeni durum, kıdem, görsel sanatlar öğretmenliğindeki kıdem ve eğitim durumlarına göre yapılan karşılaştırmalarda anlamlı bir fark göstermeyip eşit düzeyde yaşandığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeyleri, cinsiyet, yaş, medeni durum, kıdem ve eğitim durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Öğretmenlerin örgütsel bağlılık düzeylerinde okul türüne göre, örgüte uyum, örgütle özdeşleşme ve örgütü içselleştirme alt boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Öğretmenlerin mobbing (yıldırma) ölçek puanları ile örgütsel bağlılık puanları arasındaki ilişki incelendiğinde; yıldırma ile örgütsel bağlılık alt boyutlarından uyum arasında anlamlı bir fark olmamakla birlikte mobbing ve örgütsel bağlılığın özdeşleşme ve içselleştirme alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Örgütsel bağlılık alt boyutları kendi içinde değerlendirildiğinde ise; uyum ile özdeşleşme ve içselleştirme arasında anlamlı bir fark olmakla birlikte, özdeşleşme ve içselleştirme alt boyutları arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.
Liselerde görev yapan kadın ve erkek öğretmenlerin stres düzeylerinin karşılaştırılması
Son yüzyıla damgasını vuran ve toplumunun hemen her kesiminde sıklıkla rastlanabilen kavramlardan biri de strestir. Bu kavrama özellikle de insanların yoğun olduğu yerlerde çalışan kişilerde daha fazla rastlanabilir. Bu yerlerden biri de okullar ve bu okullarda çalışan öğretmenlerdir. Bu araştırma, liselerde görev yapan kadın ve erkek öğretmenlerin stres düzeylerini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın problem cümlesi "Liselerde görev yapan öğretmenlerin stres düzeylerini etkileyen faktörler nelerdir?" şeklindedir. Araştırma, nicel yöntemde tarama modelinde ile yapılmıştır. Ayrıca araştırmacılar tarafından geliştirilen, Stres Düzeyi Belirleme Ölçeği pilot çalışmadan sonra kullanılmış ve İstanbul ili Avrupa yakasında bulunan Beşiktaş, Zeytinburnu ve Esenler ilçelerindeki liselerde görev yapan 100 öğretmene uygulanmıştır. Araştırmada liselerde görev yapan kadın ve erkek öğretmenlerin stres düzeylerinin belirlenmesine yönelik, cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, öğretmenlikte kıdem yılı, şu an çalıştığı kurumda kaç yıldır görev yaptığı, öğrenci sayısı, okul türü, öğretim şekli ve branş değişkenlerine göre farklılıkları incelenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 15 programında t-testi, Anova (Tek yönlü varyans analizi) ve Scheffe testi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, cinsiyet değişkenine göre 9 maddede anlamlı farklılık bulunmuştur. Cinsiyet faktörüne göre; kadın öğretmenlerin erkek öğretmenlere oranla ihtiyaçları karşılanmadığında, ailesiyle ilgili sorunlarında, olaylardan daha çabuk etkilendiklerinde, yaşadıkları hastalıklarda, okulda iletişimin az olduğu durumlarda, ders programının uygun olmadığı durumlarda, çalışmalarının karşılığını alamadıklarında daha fazla stres yaşadığı tespit edilmiştir. Yaş faktörüne göre; 22-27 yaş arası öğretmenlerin diğer yaş grubu öğretmenlere oranla okul ikliminin bozulma ihtimalinden ve öğretmenliğin zamanla kendisini yıpratacağını düşüncesinden dolayı stres yaşadığı tespit edilmiştir. Medeni durum faktörüne göre; evli öğretmenlerin bekâr öğretmenlere oranla ailesiyle ilgili sorunlardan ve maaşının yeterli olmamasından dolayı stres yaşadığı tespit edilmiştir. Öğrenim durumu faktörüne göre; ön lisans ve lisansüstü mezunu öğretmen grubu ihtiyaçları karşılanmadığında lisans mezunu öğretmen grubuna göre daha çok stres yaşadığı; ayrıca ön lisans mezunu öğretmen grubu kendini başkalarıyla rekabet halinde hissettiğinde stres düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Kıdem yılı faktörüne göre; 6-10 arası kıdeme sahip öğretmen grubunun diğer kıdem yılına sahip öğretmen gruplarına göre mesleğin kendilerini zamanla yıpratacağı endişesinden dolayı stres düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Öğrenci sayısı faktörüne göre; 2001-4000 arası öğrenciye sahip okullarda görevli öğretmenlerin öğrenci sayısı daha az okullar görevli öğretmenlere göre kendilerini genellikle stresli biri olarak gördükleri; okulun fiziki yapısının yetersizliğinden dolayı stres düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Okul türü faktörüne göre; devlet okulunda çalışan öğretmenlerin özel okulda çalışan öğretmenlere göre okuldaki gruplaşmalardan daha çok etkilendikleri ve bu gruplaşmaların stres düzeylerini arttırdığı tespit edilmiştir. Branş faktörüne göre; sayısal branşa sahip öğretmen grubun diğer branştaki öğretmenlere göre derste öğrencilerin sorularına cevap veremediklerinde stres düzeylerinin arttığı tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda kadın öğretmenlerin erkek öğretmenlere oranla daha stresli oldukları ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlara göre kadın öğretmenlere iş yaşamındaki motivasyonu arttırmak için maddi ve manevi ödüllerin arttırılması ve hizmet içi eğitimlerin daha çok verilmesi önerilmektedir. Anahtar sözcükler: stres düzeyi, lise öğretmenlerinde stres, stres nedenleri
Artvin Çoruh Üniversitesi öğrencilerinin yaşamlarının çoğunu geçirdikleri yer ve cinsiyetlerinin sosyal fobi düzeyleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu tezin amacı Artvin Çoruh Üniversitesi öğrencilerinin yaşamlarinin çoğunu geçirdikleri yer ve cinsiyerlerinin sosyal fobi düzeylerine etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada, sosyal fobi her yönüyle ele alınmaya çalışılmış. Sosyal fobi, başkaları tarafından gözetlenme korkusu nedeniyle, iletişim ortamlarından kaçınmaktır. Sosyal fobi insanların ilişkileri olumsuz etkilemektedir. Bu tezde sosyal anksiyete bozukluğunun etiyolojisini açıklayan psikolojik kuramlardan bahsedilmiştir. Sosyal anksiyete bozukluğunun etiyolojisini tamamıyla açıklayan tek bir neden henüz ortaya konulmamıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda hem biyolojik hem de psikolojik etkenlerin birlikte rol oynadığını düşündürmektedir. Sosyal fobinin temel psikolojik görünümü kişinin yapıp ettiklerinin yersiz ya da yetersiz olarak değerlendirileceği düşüncesinden kaynaklanan biçimde sosyal ortamlarda utanma ya da aşağılanmaktan aşırı ve sürekli bir şekilde korku duymadır. Araştırmaya Artvin Çoruh Üniversitesinde eğitim gören 246 kız ve 189 erkek toplam 435 öğrenci katılmıştır. Veri toplamak için öğrencilere sosyodemografik veri formu ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ( LSKÖ ) uygulanmıştır. Bulguların analizinde her iki cinsiyetteki öğrencilerin ve yaşamlarının çoğunu köyde, şehirde ve metropolde geçiren öğrencilerin birbirine yakın sonuçlar verdiği sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin yarısına yakınında sosyal fobi düzeyi yüksektir. Uzun yıllar ihmal edilen sosyal fobi üniversite öğrencilerinde oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erken tanınıp tedavi edilmesi öğrencilerin hem yaşam kalitelerinin yükselmesini, hem de kimlik gelişimlerinin sağlıklı bir yönde ilerlemesini sağlayabilir. Ailelerin, öğretmenlerin ve akademisyenlerin bu konuda daha duyarlı olması ve bu kişileri tedavi arayışına yönlendirmeleri büyük önem taşımaktadır. Sağlıklı bir ergenlik dönemi yaşamada zaten gerekli olan psikolojik yardım, sosyal fobik ergenler için çok daha da büyük bir önemtaşımaktadır. Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda araştırmacı tarafından sosyal fobi tanısının üniversite öğrencilerinde azaltılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur
12.sınıf öğrencilerinde algılanan anne-baba tutumları ile benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı farklı iki lise türünde 12. sınıf öğrencilerinde benlik saygısı ve algılanan anne baba tutumları arasındaki ilişkinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırmanın çalışma evrenini 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul İli Başakşehir İlçesinde bulunan üç genel lisede toplam 297 öğrenciyle yapılmıştır. Araştırmanın verileri "Offer Benlik Saygısı" ölçeği ile "Anne-Baba Tutum" ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Pearson momentler çarpımı, bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırmalar için ise Tukey HSD testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; öğrencilerin algıladıkları anne-baba tutum genel puanı ile benlik saygısı genel ve alt ölçeklerinden olan duygusal düzey, beden imgesi, sosyal ilişkiler, çevre uyumu, aile ilişkileri, başetme gücü, cinsel tutumlar, dürtü kontrolü, ruh sağlığı ve bireysel değerler puanları arasında anlamlı ilişkilerin olmadığı görülmüştür. Buna karşılık sadece algılanan anne-baba tutum genel puanı ile alt ölçeklerinden olan meslek ve eğitim puanı arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Benlik Saygısı, Anne-baba tutumları, Ergenlik
Üniversite öğrencilerinde benlik saygısı algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Toplumsal etki, bireysel gelişimin en önemli parçasıdır. Aile ve sosyal çevre, bireylerin hayata karşı direngenliğini, kendini algılayışını, zorluklarla baş edebilme düzeyini önemli ölçüde belirlemektedir. Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinde, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki araştırılacaktır. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili, Üsküdar ilçesinde bulunan vakıf üniversitelerinin öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan grubun %75.8'i (n:113) kadın, % 24.2' si (n:36) erkek olmak üzere toplam 148 kişidir. Katılımcıların % 96,6 sının (n:144) medeni durumunun bekar olduğu, %92,6 sının (n:138) eğitim durumunun lisans düzeyinde olduğu görülmektedir. Araştırmaya katılanların %25,5 i (n:38) psikiyatrik veya psikolojik tedavi görmüşler, bunların %3.4'ü (n:5) düzenli, %2 si (n:3) ara sıra ilaç kullanmaktadır. Geri kalan %15,4'ü (n:23) ise geçmişte ilaç kullandığını ifade etmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Rosenberg benlik saygısı ölçeği, algılanan sosyal destek ölçeği, psikolojik sağlamlık (ego sağlamlığı) ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada, tüm değişkenler arasındaki korelasyonlara bakılarak; benlik saygısı, algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Cinsiyete göre, Rosenberg ölçeğinin alt boyutlarının ortalama puanları bağımsız örneklem t testi ile karşılaştırılmış ve istatistiksel olarak fark elde edilememiştir. Cinsiyete göre, benlik saygısı, kendilik kavramının sürekliliği, insanlara güven duyma, eleştiriye duyarlılık, depresif duygulanım, hayalperestlik, psikosomatik belirtiler, kişilerarası ilişkilerde tehdit hissetme, tartışmalara katılabilme derecesi, ana-baba ilgisi, babayla ilişki ve psişik izolasyon puanları arasında bir fark bulunamamıştır. Yaşa göre bakıldığında, hayalperestlik ve psikosomatik belirtiler, alt boyutları dışında diğer alt boyutların ortalamaları arasında istatistiksel olarak bir fark elde edilememiştir. Hayalperestlik ölçeğinde en yüksek ortamla 21 yaşındaki bireylerde, en düşük ortalama ise 24 yaş ve üstü bireylerdedir. Yaşa göre, psikolojik sağlamlık ölçeği ve algılanan sosyal destek ölçeğinin alt boyutlarının ortalama puanları bağımsız örneklem t testi ile karşılaştırılmış ve istatiksel olarak fark elde edilememiştir. Bu araştırmada psikolojik tedavi görenlerin, tedavi görmeyenlere göre psikolojik sağlamlık puanlarının ortalaması daha düşük bulunmuştur. Psikolojik tedavi görme durumuna göre benlik saygısı, görmeyenlerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark elde edilememiştir. Psikolojik tedavi görme ve psikiyatrik ilaç kullanımına göre algılanan sosyal destek ölçeğinin alt boyutlarının ortalama puanları bağımsız örneklem t testi ile karşılaştırılmış ve alt boyutlarının ortalamalarında istatistiksel olarak bir fark elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Benlik Saygısı, Psikolojik Sağlamlık, Algılanan Sosyal Destek.
Özel eğitim merkezlerinde çalışan çeşitli meslek gruplarının bilişsel esneklik ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel eğitim merkezlerinde görev yapan özel eğitim öğretmenlerinin, fizyoterapistlerin ve psikologların gösterdikleri bilişsel esneklik ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Bu araştırmanın örneklem grubunu 2017-2018 İstanbul İli Avrupa yakasında bulunan MEB' e bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışan özel eğitim öğretmenleri, fizyoterapistler ve psikologlar olmak üzere 116 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, Demografik Bilgi Formu, Bilişsel Esneklik Ölçeği ve Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde normal dağılmayan veriler için Kruskal Wallis H, Mann Whitney U ve Spearman Sıralama Korelasyon Katsayısı, normal dağılım gösteren veriler için T testi ve One Way Anova analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; katılımcılardan özel eğitim öğretmenleri ve psikologların bilişsel esneklik düzeylerinin fizyoterapistlerden anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur. Katılımcılardan özel eğitim öğretmenleri ve psikologların psikolojik dayanıklılık düzeylerinin fizyoterapistlerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Son olarak bilişsel esneklik ölçeği puanları ile psikolojik dayanıklılık ölçeği puanları arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Farklı branş öğretmenlerinin duygusal zeka özelliği ile mesleki benlik saygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı farklı branş öğretmenlerinin duygusal zeka özellikleri ile mesleki benlik saygıları arasındaki ilişkileri incelemektedir. Bununla birlikte bu araştırmada, öğretmenlerin duygusal zeka ve mesleki benlik saygıları çeşitli sosyo-demografik özellikler açısından da incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 257 (142 kadın ve 115 erkek) öğretmenin gönüllülük esasına göre katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği-Kısa Formu ve Mesleki Benlik Saygısı Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Verilerin analizi, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, hiyerarşik regresyon kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre farklı branşlara sahip öğretmenlerin duygusal zeka ve mesleki benlik saygıları düzeylerinin yüksek olduğu anlaşılmıştır. Öğretmenlerin duygusal zeka açısından cinsiyetlerine, mezun oldukları en son eğitim programına ve görev yapılan kademeye göre anlamlı biçimde farklılaşmadıkları belirlenmiştir. Diğer taraftan, yaşlarına, mesleki kıdemlerine ve üstlerinden takdir görmeye göre öğretmenlerin duygusal zekalarının anlamlı farklılaştığı görülmüştür. Farklı branşlara sahip öğretmenlerin mesleki benlik saygısı düzeylerinin; cinsiyete, yaşlarına, mesleki kıdemlerine, mezun oldukları en son eğitim programına, görev yapılan kademeye ve üstlerinden takdir görmeye göre anlamlı biçimde farklılaştığı saptanmıştır. Son olarak, farklı branşlara sahip öğretmenlerde mesleki benlik saygısı; duygusal zeka tarafından pozitif yönde anlamlı biçimde yordandığı sonucuna varılmıştır. Bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar sözcükler: Duygusal zeka, mesleki benlik saygısı, branş öğretmeni
Özel eğitim ve kaynaştırma sınıflarına devam eden hafif düzeyde zihinsel engelli öğrenciler ile normal gelişim gösteren öğrencilerin yalnızlık düzeylerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada ortaokul özel eğitim sınıflarına ve kaynaştırma sınıflarına devam eden hafif düzeyde zihin engelli öğrenciler ile normal gelişim gösteren öğrencilerin yalnızlık düzeyleri karşılaştırılmıştır. Öğrencilerin cinsiyetinin, sınıf düzeylerinin, kardeş sayılarının, doğum sıralarının ve yakın arkadaş sayılarının yalnızlık düzeylerine etkisi incelenmiştir. Araştırma grubunu, 2016-2017 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Şişli, Beyoğlu, Fatih, Kağıthane, Eyüp ve Sarıyer İlçelerine bağlı resmi ortaokulların 5.,6.,7. ve 8. Sınıf düzeyindeki normal gelişim gösteren öğrenciler ile bu sınıflardaki okuma-yazma bilen hafif düzeyde zihinsel engelli tanısı almış kaynaştırma öğrencileri ve okul bünyesindeki özel eğitim sınıflarındaki okuma yazma bilen hafif düzeyde zihinsel engelli tanısı almış öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmaya normal gelişim gösteren 90 öğrenci, özel eğitim sınıflarına devam eden 93 hafif düzeyde zihinsel engelli öğrenci ile kaynaştırma sınıfına devam eden 89 hafif düzeyde zihinsel engelli öğrenci olmak üzere toplam 272 öğrenci katılmıştır. Öğrencilerin yalnızlık düzeyleri ile ilgili veriler "Çocuklar için Okul Temelli Yalnızlık Ölçeği" (Kaya, 2005) ile toplanmıştır. Kişisel özelliklere (cinsiyet, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, doğum sırası ve yakın arkadaş sayısı) ilişkin verilerin toplanması için ise araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Veriler, SPSS 21.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, kaynaştırma öğrencilerinin yalnızlık düzeylerinin, özel eğitim sınıfı öğrencilerinden ve normal gelişim gösteren öğrencilerden yüksek olduğu görülmüştür. Özel eğitim sınıfı, kaynaştırma ve normal gelişim gösteren öğrencilerin yalnızlık düzeylerinin cinsiyet, sınıf düzeyi ve doğum sırasına göre farklılaşmadığı görülmüştür. Özel eğitim sınıfı öğrencilerinin yalnızlık düzeyleri ile kardeş sayısı değişkeni arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Araştırma sonucunda, hiç kardeşi olmayan ve 5 ve daha fazla kardeşi olan öğrencilerin yalnızlık düzeylerinin diğer kardeş sayılarına sahip öğrencilerden daha yüksek olduğu görülmüştür. Kaynaştırma öğrencilerinin ve normal gelişim gösteren öğrencilerin yalnızlık düzeyleri ile kardeş sayısı değişkeni arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Özel eğitim sınıfı öğrencileri ve kaynaştırma öğrencilerinin yalnızlık düzeyleri ile yakın arkadaş sayısı değişkeni arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Araştırma sonucunda hiç yakın arkadaşı olmayan (kaynaştırma öğrencilerinde) ve 1 tane yakın arkadaşı (özel eğitim sınıflarında) olanların yalnızlık düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. Normal gelişim gösteren öğrencilerin yalnızlık düzeyleri ile yakın arkadaş sayısı arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Öğretmenlerin değer yönelimlerinin öz-yeterlik algıları üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı; öğretmenlerinin öz-yeterlik algılarını tespit etmek ve öğretmenlerin değer yönelimlerinin, öz-yeterlik algıları üzerine etkisini belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama desende tasarlanmıştır. Araştırma evrenini, 2014-2015 eğitim öğretim yılında Sarıyer ilçesinde görev yapan ortaokul ve ilkokul öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen 64 okulda görev yapan 493 öğretmenden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında, Brouwers ve Tomic (2002) tarafından geliştirilen, Çapri ve Kan (2006) tarafından Türkçeye uyarlanan "Öğretmen Kişilerarası Öz-Yeterlik Ölçeği"; Schwartz ve arkadaşları (2001) tarafından geliştirilen, Demirutku (2007) tarafından Türkçeye uyarlanan "Portre Değerler Ölçeği" ile araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde, bağımsız grup t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova), Kruskal-Wallis H testi, Mann-Whitney U testi, Spearman korelasyon analizi, Pearson Ki Kare testi, Linear regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonunda, öğretmenlerin öz-yeterlik algıları üzerine, evrenselcilik, güvenlik ve özyönelim değerlerinin etkisi olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Değer, Değer Yönelimi, Öz-Yeterlik, Öğretmen Öz-Yeterliği
İlköğretim I. kademe 4.ve 5. sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeyleri ile anne baba tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada ilköğretim 4. ve 5.sınıf öğrencilerinin saldırganlık düzeyi ve anne-baba tutumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu genel amaç çerçevesinde ayrıca öğrencilerin saldırganlık düzeyleri, ?cinsiyet, yaş, kardeş sayısı, algılanan başarı düzeyi, anne eğitim düzeyi ve yaşı, baba eğitim düzeyi ve yaşı, algılanan ekonomik durum, göç yılları, anne ve babanın dövüyor olması ve sınıf seviyesi? gibi değişkenler açısından incelenmiştir.Araştırma Bakırköy ilçesindeki üç farklı sosyoekonomik bölgede yer alan üç ilköğretim okulunun 4. ve 5. sınıflarında eğitim gören 136'sı kız ve 126'sı erkek olmak üzere toplam 262 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Araştırmada, öğrencilerin saldırganlık düzeyini belirlemek amacıyla Şahin (2004) tarafından geliştirilen ?Saldırganlık Ölçeği?, Anne baba tutumunu belirlemek için S.Polat (1986) tarafından geliştirilen ?Ana Baba Tutum Ölçeği? kullanılmıştır. Öğrencilerin kişisel niteliklerine ilişkin bilgiler araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu? ile elde edilmiştir. Toplanan veriler SPSS 15,0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada tek yönlü varyans analizi (ANOVA)'nın parametrik olmayan karşılığı Kruskal-Wallis H Testi, Mann Whitney U Testi, Pearson's Ki-Kare Testi ve Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. İstatistiksel çözümlemeler için önemlilik düzeyi .05 olarak alınmıştır.Araştırma bulguları, babanın tutumunun, annenin dövmesinin, cinsiyetin, yaşın, algılanan başarı düzeyinin, okulun ve sınıf düzeyinin saldırganlık düzeyiyle ilişkili olduğunu, babanın dövmesi, annenin tutumu, kardeş sayısı, annenin eğitim düzeyi, annenin yaşı, babanın eğitim durumu, babanın yaşı, algılanan ekonomik durum, göç durumu ile saldırganlık düzeyi arasında ilişkiolmadığını ortaya çıkarmıştır.Anahtar Kelimeler: Anne Baba Tutumu, Saldırganlık, ilköğretim öğrencileri.
Üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin depresyon ile anksiyete düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Üniversiteye giriş sınavına hazırlanan lise son sınıf öğrencilerin depresyon ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi ve bu düzeylerin hangi etkenlere göre değişkenlik gösterdiğini incelemektir.Bu araştırmanın evrenini, bu görüş çerçevesinde bu araştırmanın örneklemini, Türkiye İstanbul ilinin Bahçelievler ilçesinde bulunan Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı özel liselerde ve devlet lisesinde son sınıfta okumakta olup üniversiteye hazırlanan 193 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın verilerinin toplanmasında; 21 sorudan oluşan anksiyete düzeyini belirlemeye yönelik Beck Anksiyete Envanteri(BAE), 21 sorudan oluşan depresyon düzeyini belirlemeye yönelik Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve sosyo-demografik bilgi formu (okul türü, cinsiyet, anne/baba sağ-ölü olma durumu, anne/baba eğitim durumu, anne/baba mesleği, aile geli durumu) kullanılmıştır. Araştırmanın yürütülmesi için çalışmaya katılan bireylerden sözel izinleri alınmıştır. Veriler; SPSS 20.0 paket programından analiz edilmiş ve araştırma verilerinin analizinde değişkenlere bağlı olarak Kruskal Wallis testi, Wilcoxon testi, ANOVA, bağımsız t testi, tek yönlü varyans analizi, tukey testi ve Spearman korelasyon analizinden yararlanılmıştır.Bulgular, lise son sınıf öğrencilerinin anksiyete ve depresyon düzeyleri arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Depresyon ve anksiyetenin öğrencilerin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık göstermediği bulunmuştur. Bunun yanı sıra, sosyo-ekonomik düzey depresyon ve anksiyeteyle anlamlı bir ilişki göstermemiştir. Depresyon ve anksiyete düzeyi anne eğitim düzeyiyle anlamlı bir şekilde farklılaşmamaktadır. Aynı şekilde baba eğitim düzeyiyle depresyon arasında anlamlı bir farklılık görülmemesine rağmen baba eğitim düzeyiyle anksiyete arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Ayrıca babanın sağ-ölü olma durumuyla anksiyete ve depresyon arasında anlamlı bir farklılaşma görülmemiştir.
Bilinçli farkındalık temeli hazırlanan eğitim programının bireylerin depresyon ve stres düzeyleri üzerine etkisi
Bu çalışmada bilinçli farkındalık temelli hazırlanan eğitim programının bireylerin depresyon ve stres düzeyleri üzerine etkisini saptamak amacıyla hazırlanmıştır. Bu etkinin değerlendirilmesi için yarı – deneysel bir yönteme başvurulmuş, kontrol grupsuz öntest – sontest deneme modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, Nişantaşı Meslek Yüksek Okulu'nda 2012 – 2013 Eğitim ve Öğretim Yılı'nda Çocuk Gelişimcileri bölümünde 2. sınıfta öğrenim gören 15 kız öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada "Kişisel Bilgi Formu", Depresyon düzeylerini ölçmek amacıyla Beck tarafından geliştirilen "Beck Depresyon Ölçeği" ve yaşanan stresin düzeyini ölçmek amacı ile Cohen, Kamarck ve Mermelstein (1983) tarafından geliştirilen "Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ)" uygulanmıştır. Ölçme araçları deney grubuna uygulama öncesinde ön test, uygulamanın bitiminde ise son test uygulanmıştır. Deneysel çalışma sonrasında izlenen değişimin tutarlı olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla deneysel çalışmanın bitiminden on hafta sonra kalıcılık ölçümü yapılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS programıyla gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Wilcoxon işaretli sıra testi kullanılmıştır. Araştırmada deney grubuna 8 oturumdan oluşan 75'er dakika süren bir program uygulanmıştır. Yapılan analizler deney grubundaki öğrencilerin depresyon ve stres puanlarının anlamlı düzeyde azaldığını göstermiştir. Yapılan kalıcılık ölçümünde depresyon ve stres puanlarında bu azalmanın on hafta süresince devam ettiği gözlenmiştir.
Üniversite sınavına hazırlanan ve özel dershanelere devam eden lise son sınıf öğrencilerinin kendilerinde algıladıkları ego durumları ile sınav kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; üniversite sınavlarına (YGS ve LYS) hazırlanan lise 12.sınıf öğrencilerinin kendilerinde algıladıkları ego durumları ile sınav kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bunun yanı sıra, cinsiyet ve ego durumlarının sınav kaygısını yordayıp yordamadığını ve örneklemi oluşturan öğrencilerin ego durum enerjilerini incelemektir. Çalışma grubu, 2014-2015 öğretim yılında Ankara İli Çankaya ilçesindeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı 6 resmi Anadolu liselerinde öğrenim gören 535 (Kız= 307; Erkek= 228) öğrenciden oluşmaktadır. Öğrencilerin yaş ranjı 16-19 arasında değişmektedir. Araştırmada veriler Ego Durum Ölçeği: EDÖ (Arı, 1989), Sınav Kaygısı Ölçeği: SKÖ (Öner, 1990) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın sonuçları lise 12. sınıftaki kız öğrencilerin sınav kaygılarının erkeklerinkinden anlamlı olarak daha yüksek olduğunu göstermiştir. Ayrıca ego durumlarının cinsiyetle birlikte öğrencilerin sınav kaygılarını anlamı olarak yordamadığı bulunmuştur. Ego durumlarından sadece Yetişkin Ego durumunun sınav kaygısı kuruntu boyutunu yordadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Yine ego durumlarının cinsiyete göre anlamlı olarak dağılmadığı bulgusuna ulaşılmış olup örneklemi oluşturan öğrencilerin ego durum enerjilerinin koruyucu ebeveyn ego durumu olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Bulgular ilgili literatüre dayanılarak tartışılmış, gelecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.Araştırma kapsamında tüm verilerin anlamlılık düzeyi p< .05 düzeyinde sınanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 20.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sınav kaygısı, Ego Durumu, Ego Durum Enerjisi
Ergenlerde duygusal zeka özellikleri ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; ergenlerin duygusal zeka özellikleri ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin cinsiyet, sınıf, okul kardeş sayısı, annenin eğitim durumu, babanın eğitim durumu, anne ve babanın yaşama durumu, anne ve babanın birliktelik durumu, aile gelir durumu, aile tipi, ilgilenilen ders dışı aktiviteler değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşma ve ilişki var mıdır şeklindeki sorulara yanıt aramaktır. Araştırma 2015-2016 eğitim ve öğretim yılı İstanbul İli Avrupa yakası, Küçükçekmece ilçesindeki Zehra Mustafa Dalgıç Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Sefaköy Anadolu Lisesi ve Küçükçekmece Anadolu Lisesinde 9. 10. 11. ve 12. sınıflarında öğrenim görmekte olan öğrenciler arasından tesadüfi küme örneklemi yoluyla 179'u kız, 181'i erkek toplam 360 kişiden oluşmaktadır. Bu araştırmada öğrencilerin kişisel bilgilerini belirlemek amacıyla 'Kişisel Bilgi Formu', psikolojik sağlamlıklarını ölçme amacıyla 'Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, ve duygusal zeka özelliklerini ölçme amacıyla 'Duygusal Zeka Ölçeği' kullanılmıştır. Bu çalışmada verilerin analizi bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisini ortaya koyacak bir model şeklinde ele alınmıştır. Çalışmada kullanılan anketler ve ölçekler ile toplanan verilere ilişkin frekans ve yüzdelik dağılımlar bulunmuş, elde edilen sonuçlar tablo olarak bulgular bölümünde yorumlanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; Duygusal zeka alt boyutlarından sadece duygusallık alt boyutunun psikolojik sağlamlık üzerinde anlamlı düzeyde etkili olduğu, duygusal zekanın psikolojik sağlamlık üzerinde etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Duygusal zeka ölçeği alt boyutları olan iyioluş, özkontrol, duygusallık ve sosyallik ile psikolojik sağlamlık alt boyutları olan bireysel, aile/bakım verenler ve bağlam/kaynak arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Ergen, Duygusal Zeka, Psikolojik Sağlamlık.
Öğretmen adaylarının atanamama kaygılarının umutsuzluk düzeyleri ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma, öğretmen adaylarının atanamama kaygılarının umutsuzluk düzeyi, cinsiyet, yaş, gelir durumu, okul türü, bölüm ve sınıf değişkenleri açısından incelenmesini kapsayan tarama modelli ve nicel desenli bir araştırmadır. Ulaşılabilir örnekleme yöntemi kullanılan bu araştırmanın katılımcılarını İstanbul ilinde bulunan 3 vakıf 1 devlet üniversitelerinde 2018-2019 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören öğretmen adayları (1381 kadın ve 423 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri "Öğretmen Adayları Atanamama Kaygısı Ölçeği", "Beck Umutsuzluk Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. İstatistik paket programı ile nicel veriler analiz edilmiştir. Analiz sürecinde arimetik ortalama, standart sapma, t-testi ve ANOVA (tek yönlü varyans analizi) teknikleri uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, kadın öğretmen adaylarının atanamama korkularının erkek öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha fazla olduğu bulunmuştur. 27+ yaş grubundaki öğretmen adaylarının atanamama korkuları, kişisel algıları ve atanamama kaygıları diğer yaş gruplarındaki öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksektir. Ayrıca düşük gelire sahip olan öğretmen adaylarının da atanamama korkuları, kişisel algıları ve atanamama kaygıları diğer öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksek olarak bulunmuştur. Devlet üniversitesinde öğrenim gören öğretmen adaylarının atanamama korkuları ve atanamama kaygıları vakıf üniversitesinde öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksek iken, vakıf üniversitesinde öğrenim gören öğretmen adaylarının kişisel algılarının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkçe öğretmenliği bölümünde öğrenim gören öğretmen adaylarının atanamama korkuları, atanamama kaygıları ve kişisel algıları diğer bölümlerde öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Psikolojik Danışmalık ve Rehberlik bölümü ile İngilizce öğretmenliği bölümü öğretmen adaylarının atanamama korkuları, atanamama kaygıları ve kişisel algıları diğer bölümlerde öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır. 4. sınıfta öğrenim gören öğretmen adaylarının atanamama korkuları, atanamama kaygıları ve kişisel algıları diğer sınıflarda öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksek iken, 1. sınıfta öğrenim gören öğretmen adaylarının atanamama korkuları, atanamama kaygıları ve kişisel algıları diğer sınıflarda öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha düşük olarak sonuçlanmıştır. Ayrıca şiddetli umutsuzluk düzeyine sahip olan öğretmen adaylarının atanamama korkularının, atanamama kaygılarının ve kişisel algılarının da anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür.
Özel okulda okuyan liseli öğrencilerin öz yeterlilik algısı ve anksiyete seviyeleri: Duygu düzenlemenin aracı rolü
Araştırma da amaç, lisede okuyan öğrencilerin öz yeterliliklerinin ve kaygı seviyelerinin, duygu düzenleme ile ilişkisini ortaya çıkarmaktır. Yaşamımız boyunca geçirdiğimiz gelişimsel dönemlerden biri olan ergenliği kısaca yetişkinliğe doğru giden yol olarak tanımlayabiliriz. Bireyin bu dönemde yaşadığı bocalamada yüksek öz yeterlilik duygusu zorlu durumlarla baş etmesini kolaylaştıracak ve yaşam görevlerini daha sağlıklı atlatmasını sağlayacaktır. Eğer birey duygu, davranış ve bedenini yeteri kadar kontrol edemiyorsa tehlike hissi artacak ve bu da bireyi kaygıya yönlendirecektir. Özel okulda öğretim gören lise kademesindeki 250 öğrencinin öz yeterlilik algısına ve anksiyete seviyesine ayrı ayrı bakılarak daha sonra bu iki değişken karşılaştırılıp birbirleri ile ilişkisi ortaya konulacaktır. Daha sonra bu iki değişkenin ayrı ayrı duygu düzenleme ile ilişkisi ortaya konulacaktır. Duygu düzenlemenin, öz yeterlilik ve anksiyetede yerinin ne olduğunu anlamak, aralarında anlamlı bir fark olup olmadığına bakmak amaçlanmaktadır. Bu sonuçlardan yola çıkarak lise kademesinde rehberlik servisi anlamında ne çalışmalar yapılabileceği öneri kısmında yer alacaktır.
Lise öğrencilerinin yaşadığı sınav kaygısı ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı lise öğrencilerinin yaşadığı sınav kaygısı ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada öğrencilerin cinsiyet, kaçıncı sınıfta okudukları, okudukları bölüm, ebeveynlerinin eğitim düzeyleri, sosyo- ekonomik gibi değişkenlerin sınav kaygısı ve depresyon üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde Sarıyer ilçesinde Milli Eğitime Bağlı özel liselerde eğitim gören öğrenciler alınmıştır. Araştırmanın örneklemini 217 gönüllü öğrenci oluşturmuştur. Aynı zamanda bireylerin demografik özelliklerini öğrenmek adına Demografik Bilgi Formu ve değişkenleri ölçmek adına da Sınav Kaygısı Ölçeği ve Beck Depresyon Envanteri uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Ki Kare Testi, T Testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Pearson Korelasyon Testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; lise öğrencilerinin cinsiyetlerine göre depresyon düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anne- baba eğitim durumlarına göre depresyon düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Lise öğrencilerinin sınav kaygılarına ilişkin görüşlerinde en yüksek puan "Çevremdekiler(ailem, arkadaşlarım)başaracağım konusunda bana güveniyorlar." , en düşük puan "Başarısız olursam arkadaşlarımın gözünde değerimin düşeceğini biliyorum." olarak belirlenmiştir. Lise öğrencilerinin sosyo- ekonomik durdum değişkenine göre depresyon düzeyinde anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Sosyo- ekonomik durum değişkeninin sınav kaygısında kendi görüşü, hazırlanmakla ilgili endişeler, bedensel tepkiler, zihinsel tepkiler ve genel sınav kaygısı alt boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunmazken, başkalarının görüşü ve gelecekle ilgili endişeler alt boyutlarında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Lise öğrencilerinin en yüksek hafif depresyon düzeyinde oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sınav Kaygısı, Depresyon, Lise Öğrencileri
Okul öncesi dönem çocuklarının saldırganlık yönelimleri ile ebeveynlerinin anne baba tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma okul öncesi dönem çocuklarındaki saldırganlık yönelimi ile ebeveynlerinin anne baba tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Buna ek olarak ebeveynlerin yaşları, cinsiyetleri, eğitim durumları, aylık gelirleri, medeni durumları gibi bazı değişkenlerin çocukların saldırganlık yönelimi ve ebeveynlerin anne baba tutumları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi 506 ebeveyn ve 506 çocuktan oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu", Karabulut Demir ve Şendil (2008) tarafından geliştirilen "Ebeveyn Tutumları Ölçeği" ve Kaynak, Kan ve Kurtulmuş (2016) tarafından hazırlanan "36-72 Aylık Çocuklara Yönelik Saldırganlık Yönelim Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizi için, bağımsız örneklemler için t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçları, ebeveynlerin anne-baba tutumlarının yaşlarına göre farklılık göstermezken, medeni durumlarına, cinsiyetlerine, eğitim durumlarına, yaşadıkları eve, aylık gelirlerine, sahip oldukları çocuk sayısına, ilk çocuklarına sahip olma yaşlarına, ölçekte esas alınan çocuğun cinsiyeti, yaşı, okul öncesi eğitim aldığı süre ve kaçıncı kardeş olduğuna göre Ebeveyn Tutum Ölçeğinin bazı alt boyutlarında anlamlı düzeyde farklılaştığını göstermektedir. Çocuğun saldırganlık yöneliminin ise ebeveynlerin yaşı, sahip oldukları çocuk sayısı, ölçekte esas alınan çocuğun cinsiyeti, yaşı, okul öncesi eğitim aldığı süre ve kaçıncı kardeş olduğuna göre farklılaşmazken; ebeveynlerin eğitim durumları, medeni durumları, yaşadıkları ev, aylık gelirleri ve ilk çocuklarına sahip olma yaşlarına göre farklılaştığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca, anne-baba tutumları boyutlarından "demokratik tutum" boyutu ile saldırganlık yönelimleri boyutlarından "başkasına yönelik fiziksel saldırganlık" boyutu arasında negatif yönde anlamlı "orta" düzeyde bir ilişki; diğer tüm saldırganlık yönelimi boyutları arasında ise negatif yönde anlamlı "düşük" düzeyde ilişki bulunmuştur. "Otoriter tutum" boyutu ile saldırganlık yönelimleri boyutlarından "başkasına yönelik fiziksel saldırganlık" ve "nesneye yönelik saldırganlık" boyutları arasında pozitif yönde anlamlı "orta" düzeyde ilişki; "başkasına yönelik ilişkisel saldırganlık" ve "kendine yönelik saldırganlık" boyutu arasında pozitif yönde anlamlı "düşük" düzeyde ilişki bulunmuştur. Son olarak, "izin verici tutum" boyutu ile saldırganlık yönelimleri boyutları arasında pozitif yönde anlamlı "düşük" düzeyde bir ilişki bulunmuştur.