Eğitim psikolojisi
447 theses under this subject heading
Ergenlerde ayrışma-bireyleşme, çok yönlü eylemli kişilik özellikleri ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada ergenlerde ayrışma-bireyleşme, çok yönlü eylemli kişilik özellikleri ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişki incelenmiştir. Bunun yanında ayrışma-bireyleşmenin çok yönlü eylemli kişilik özellikleri ve algılanan sosyal destek tarafından yordanıp yordanmadığı araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 675 lise öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Ergen Ayrışma-Bireyleşme Ölçeği, Çok Yönlü Eylemli Kişilik Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 26 paket programı ile analiz edilmiştir. Değişkenler arası ilişkileri inceleyebilmek amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Ayrışma-bireyleşmenin çok yönlü eylemli kişilik özellikleri ve algılanan sosyal destek tarafından yordanıp yordanmadığını belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizinden yararlanılmıştır. Ergenlerde ayrışma-bireyleşmenin cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koyabilmek için bağımsız gruplar için t- Testi analizinden yararlanılmıştır. Araştırmada hata payı üst sınırı .05 olarak kabul edilmiştir. Değişkenler arasındaki korelasyon analizleri sonuçları incelendiğinde ayrılık kaygısı ile benlik saygısı, öz-yeterlik, yaşam amaçları ve çok yönlü eylemli kişilik ölçeği toplam puanı arasında negatif yönlü ilişki elde edilmiş, ayrılık kaygısı ile iç kontrol odağı arasında anlamlı ilişki elde edilememiştir. Son olarak, ayrılık kaygısı ile algılanan sosyal destek toplam puanı ve alt boyutları arasında arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. İkinci olarak, kısıtlanma kaygısı ile çok yönlü eylemli kişilik özelliklerinden benlik saygısı ve iç kontrol odağı arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Buna karşın, benlik saygısı ile yaşam amaçları, öz-yeterlik ve çok yönlü eylemli kişilik ölçeği toplam puanı arasında negatif yönlü ilişkiler elde edilmiştir. Diğer taraftan, kısıtlanma kaygısı ile arkadaş ve diğer kişilerden algılanan sosyal destek arasında anlamlı ilişkiler olmadığı tespit edilmişken, toplam algılanan sosyal destek ile negatif yönde anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu görülmüştür. Üçüncü olarak, reddedilme beklentisi ile çok yönlü eylemli kişilik özelliklerinden benlik saygısı, yaşam amaçları ve öz-yeterlik arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Buna karşın, reddedilme beklentisi ile iç kontrol odağı arasında anlamlı ilişki elde edilememiştir. Algılanan çok boyutlu sosyal destek açısından ele alındığında ise, reddedilme beklentisi ile aileden, arkadaştan ve diğer kişilerden algılanan sosyal destek arasında negatif yönlü ilişki bulunmaktadır. Bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkeni yordamasına ilişkin elde dilen ilk bulguya göre, ergenlerde öz-yeterlik, benlik saygısı, yaşam amaçları ve toplam çok yönlü eylemli kişilik özellikleri, ayrılık kaygısını anlamlı bir biçimde yordamakta ve bu değişkenler tarafından varyansın %5'i açıklanmaktadır. Diğer taraftan ergenlerde yaşam amaçları, aileden algılanan sosyal destek, öz-yeterlik, çok yönlü eylemli kişilik özellikleri ve çok boyutlu algılanan sosyal destek; kısıtlanma kaygısını yordamakta ve bu değişkenler tarafından varyansın %24'ü açıklanmaktadır. Son olarak, ergenlerde yaşam amaçları, aileden algılanan sosyal destek ve arkadaştan algılanan sosyal destek reddedilme beklentisini yordamakta ve ilgili değişkenler varyansın %37'sini açıklamaktadır.Araştırmadan elde edilen son bulguya göre ise ergenlerin ayrışma-bireyleşme puanları cinsiyete göre anlamlı bir biçimde farklılaşmaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgular alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Süreğen ve kitlesel bir travma olarak Covid-19: Üniversite öğrencilerinde Covid-19 korkusunun algılanan stres ve travma ile başa çıkabilme algısını yordamasında yaşantısal kaçınmanın aracı rolü
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde COVID-19 korkusunun algılanan stres ve travma ile başa çıkabilme algısını yordamasında yaşantısal kaçınmanın aracılık etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu aracılık etkisinin farklı örneklemlerde incelenmesi için iki ayrı veri toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. İlk çalışmanın örneklemi Türkiye'deki çeşitli üniversitelerde, örgün veya yaygın eğitimde, 2020-2021 bahar yarıyılında öğrenim gören, yaşları 18-29 arasında değişen lisans ve ön lisans öğrencilerinden oluşmuştur. Veri toplama işlemi 22 Şubat-15 Mart 2021 tarihleri arasında çevrimiçi gerçekleştirilmiş, -3.29Anahtar Kelime: Başa çıkma = Coping ; COVID 19 = COVID 19 ; Eğitim psikolojisi = Education psychology ; Pandemiler = Pandemics ; Stres = Stress ; Stresle başetme = Coping with stress ; Travma = Trauma ; Yaşantısal kaçınma = Experiential avoidance ; Üniversite öğrencileri = University students
Üniversite öğrencilerinin akademik motivasyon profillerinin psikolojik ihtiyaç doyumu, akademik erteleme ve yaşam doyumu ile ilişkisi
Akademik motivasyon, öğrencilerin eğitim sürecinde sergiledikleri davranışların önemli belirleyicilerden biridir. Bu önemli kavrama ilişkin kapsamlı açıklama getiren kuramlardan birisi Öz-belirleme kuramıdır. Öz-belirleme kuramında yedi farklı akademik motivasyon türü tanımlanmıştır. Öğrenciler bu motivasyon türlerine aynı anda farklı düzeylerde sahip olabilmekte ve bu motivasyonel özelliklerine dayalı olarak çeşitli profilleri sergileyebilmektedirler. Bu araştırmada Öz-Belirleme Kuramına dayalı olarak geliştirilen Akademik Motivasyon Ölçeğinde yer alan akademik motivasyon türleri temel alınmış olup, bu türlere dayalı olarak üniversite öğrencilerinin sergiledikleri motivasyon profillerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca bu profillerin öğrencilerin cinsiyetleri, algıladıkları başarıları, psikolojik ihtiyaç doyumları, akademik erteleme ve yaşam doyumları ile ilişkisinin ortaya konması da hedeflenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Anadolu Üniversitesine devam eden 1700 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Akademik Motivasyon Ölçeği", "İhtiyaç Doyumu Ölçeği", "Tuckman Erteleme Eğilimi Ölçeği", "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve "Bilgi Anketi" ile toplanmıştır. Veri analizinde akademik motivasyon profillerini belirlemek için hiyerarşik ve hiyerarşik olmayan kümeleme analiz yöntemleri ve motivasyon profilleri ile diğer değişkenlerin ilişkisini ortaya koymak için ise ki kare istatistiği, tek yönlü varyans analizi ve tek yönlü kovaryans analizi kullanılmıştır. Araştırmanın kümeleme analizi bulguları öğrencilerin üç farklı akademik motivasyon profili sergilediklerini göstermiştir. Bu profillerden ilki yüksek düzeyde içsel ve dışsal motivasyon düzeylerine, düşük düzeyde motivasyonsuzluk düzeyi sahip öğrencilerden oluşan "yüksek düzey motivasyonlu profil"dir. İkinci profil ise orta düzeyde içsel ve dışsal motivasyon ve ortalamanın altında motivasyonsuzluk düzeyine sahip öğrencilerden oluşan "orta düzeyde motivasyonlu profil"dir. Son profil ise düşük düzeyde içsel ve dışsal motivasyonsuzluk puanları ile yüksek düzeyde motivasyonsuzluk puanına sahip öğrencilerden oluşan "düşük düzeyde motivasyonlu profil"dir. Bulgular yüksek düzeyde motivasyonlu profilde yer alan öğrencilerin psikolojik ihtiyaç doyum düzeylerinin diğer profilde yer alan öğrencilerden anlamlı düzeyde yüksek, akademik erteleme düzeylerinin ise anlamlı düzeyde düşük olduğunu göstermiştir. Ayrıca orta düzeyde motivasyonlu profilde yer alan öğrencilerin de psikolojik ihtiyaç doyum düzeylerinin düşük düzeyde motivasyonlu profilde yer alan öğrencilere göre önemli düzeyde yüksek, akademik erteleme düzeylerinin ise düşük olduğunu ortaya koymuştur. En düşük psikolojik ihtiyaç doyum düzeyine ve en yüksek akademik erteleme düzeyine ise düşük düzeyde motivasyonlu profilde yer alan öğrencilerin sahip olduğu belirlenmiştir. Benzer biçimde öğrencilerin psikolojik ihtiyaç doyum düzeyleri kontrol edildiğinde yüksek düzeyde motivasyonlu profilde yer alan öğrencilerin yaşam doyum düzeylerinin diğer profilde yer alan öğrencilerden anlamlı düzeyde yüksek olduğunu göstermiştir. Ayrıca orta düzeyde motivasyonlu profilde yer alan öğrencilerin de yaşam doyum düzeylerinin düşük düzeyde motivasyonlu profilde yer alanlara göre önemli düzeyde yüksek olduğunu göstermiştir. En düşük yaşam doyumu düzeyine ise düşük düzeyde motivasyonlu profilde yer alan öğrencilerin sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak öğrencilerin üç farklı motivasyon profili sergilediği, bu profillerin motivasyonel açıdan benzer eğilimler gösterip, sadece niceliksel açıdan farklılaştığı görülmektedir. Araştırmanın bulguları yüksek düzeyde motivasyonlu profilde yer alan öğrenciler diğer profillerde yer alan öğrencilere göre daha az akademik erteleme davranışı sergilediği, yaşamlarından daha çok doyum elde ettiği ve psikolojik ihtiyaçlarının ise daha yüksek düzeyde doyuma ulaştığına işaret etmektedir. Anahtar Sözcükler: Akademik motivasyon, akademik erteleme, motivasyon profili,Öz-belirleme Kuramı, psikolojik ihtiyaç doyumu, yaşam doyumu
Ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin, önemli yaşam olayları, algılanan sosyal destek ve okul bağlılığı açısından incelenmesi
Bu araştırmada, ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin, cinsiyet, önemli yaşam olayları yaşama, algılanan sosyal destek ve okul bağlılığı açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeyleri, cinsiyet ve sınıf düzeyleri, cinsiyet ve önemli yaşam olayları yaşayıp yaşamamaları ve anne-baba eğitim düzeyi değişkenleri açısından incelenmiştir. Ayrıca, ergenlerin aileden algıladıkları sosyal destek, arkadaşlarından algıladıkları sosyal destek ve öğretmenlerinden algıladıkları sosyal destek, cinsiyet, sınıf düzeyi ve önemli yaşam olayı yaşayıp yaşamama durumuna göre incelenmiştir. Araştırmada ayrıca, ergenlerin okul içsel bağlılık, okul ortamı bağlılık ve öğretmen bağlılık puanları, cinsiyet ve sınıf düzeylerine göre de incelenmiştir. Son olarak, bu çalışmada, ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin, cinsiyet, önemli yaşam olayları yaşayıp yaşamama, algılanan sosyal destek ve okul bağlılığı değişkenleri tarafından yordanması araştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu, 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılında Afyonkarahisar İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı olan ve Afyonkarahisar il merkezinde yer alan liselerde öğrenim gören 1022 lise öğrencisinden (533 kız, 489 erkek) oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, "Ergen Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği", "Algılanan Sosyal Destek Ölçeği", "Okul Bağlılığı Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" ile elde edilmiştir. Verilerin analizi sırasında betimleyici istatistikler, İki Yönlü ANOVA, Üç Yönlü ANOVA, Tek Yönlü ANOVA ve bağımsız örneklem t testi kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunda bağımsız değişken düzeyleri arasında gözlenen farklılıkların kaynağını bulmak için Scheffe Çoklu Karşılaştırma testi gerçekleştirilmiştir. Korelasyon katsayısı ve hiyerarşik regresyon analizi de yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, kızların psikolojik sağlamlık düzeylerinin erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu; önemli yaşam olayları yaşayan ergenlerin, önemli yaşam olayları yaşamayan ergenlere göre psikolojik sağlamlık düzeylerinin anlamlı olarak düşük olduğu; ergenlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin, anne ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı olarak farklılaşmadığı anlaşılmıştır. Ergenlerin algıladıkları sosyal destek düzeyi incelendiğinde ise, kızlarda ve erkeklerde aileden algılanan sosyal destek puan ortalamasının en düşük olduğu grubun 11. sınıfta öğrenim gören ve önemli bir yaşam olayı yaşayan öğrenciler olduğu; kızlarda arkadaşlardan ve öğretmenden algılanan sosyal destek puan ortalamasının en düşük olduğu grubun 11. sınıfta öğrenim gören ve önemli bir yaşam olayı yaşayan öğrenciler olduğu bulunmuştur. Ergenlerin okul bağlılık düzeyleri incelendiğinde, kızların okul içsel bağlılık puanlarının erkeklere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu; dokuzuncu ve onuncu sınıftaki kızların okul ortamı bağlılığının, diğer sınıflardaki kızlardan daha yüksek düzeyde olduğu; dokuzuncu ve onuncu sınıf öğrencisi kızların erkeklere göre daha yüksek öğretmen bağlılığı puanları olduğu anlaşılmıştır. Son olarak, algılanan sosyal destek ve okul bağlılığının, ergenlerde psikolojik sağlamlığın anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Regresyon analizi sonucunda, toplam varyansın % 33'ü algılanan sosyal destek, % 4'ü okul bağlılığı tarafından açıklanmıştır. Diğer yandan, cinsiyetin ve önemli yaşam olayları yaşamanın ise ergen psikolojik sağlamlık düzeyini yordamadığı görülmüştür. Anahtar sözcükler: Algılanan sosyal destek, ergenlik, okul bağlılığı, önemli yaşamolayları, psikolojik sağlamlık
Üniversite öğrencilerinin problemli internet kullanımları ile akılcı olmayan inançları ve yetersizlik duygusu arasındaki ilişkiler
Bu araştırmada ilk olarak üniversite öğrencilerinin problemli internet kullanım düzeylerinin nasıl bir dağılım gösterdiğini incelemek amaçlanmıştır. İkinci olarak üniversite öğrencilerinin problemli internet kullanım düzeylerinin internet kullanım amacına göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Üçüncü olarak ise cinsiyet, yetersizlik duygusu ve akılcı olmayan inançlar değişkenlerinin problemli internet kullanımını yordama gücünü ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Anadolu Üniversitesi'nin çeşitli fakültelerinde örgün öğrenim gören 1229 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Ceyhan, Ceyhan ve Gürcan (2009) tarafından geliştirilen 'Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği, Yurtal (1999) tarafından uyarlanan 'Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği' ve Akdoğan (2012) tarafından geliştirilen 'Yetersizlik Duygusu Ölçeği' ile toplanmıştır. Verilerin analizinde betimleyici istatistikler, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi ve Doğrusal Hiyerarşik Regresyon Analizi teknikleri kullanılmıştır. Bu araştırmada katılımcıların problemli internet kullanımının düşük düzeyde olduğu bulunmuştur. Ayrıca interneti sosyal medya ve oyun oynamak amacıyla kullanan katılımcıların problemli internet kullanım düzeyinin interneti akademik faaliyetler için kullananlara göre daha yüksek olduğu ortaya koyulmuştur.Yapılan regresyon analizinde ise yetersizlik duygusunun cesaretin kırılması ve kendi değerini yadsıma boyutlarının problemli internet kullanımı yordayan en güçlü değişkenler oldukları belirlenmiştir. Bunu akılcı olmayan inançların onaylanma isteği, suçlama eğilimi ve mükemmeliyetçilik boyutları ile erkek olmak izlemektedir. Öte yandan bu araştırmada yetersizlik duygusunun yararsız üstünlük çabası boyutu ile akılcı olmayan inançların yüksek beklentiler, aşırı kaygı ve duygusal sorumsuzluk boyutlarının problemli internet kullanımını yordamadığı ortaya koyulmuştur.
Özel eğitim öğretmen adaylarının ve öğretmenlerinin öz-yeterlik algıları ile kaygı ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada, özel eğitim öğretmen adaylarının ve özel eğitim öğretmenlerinin yeterlik algıları ile kaygı ve tükenmişlik düzeyleri çeşitli değişkenlere göre incelenmiştir. Katılımcıları, 212 erkek, 416 kadın özel eğitim öğretmen adayı ve özel eğitim öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, "Kişisel Bilgi Formu", araştırmacı tarafından geliştirilen "Özel Eğitim Öğretmenliği Yeterlik Anketi", Spielberger ve arkadaşları (1970) tarafından geliştirilen, Türkçe uyarlaması Öner ve Compte (1983) tarafından yapılan "Sürekli Kaygı Ölçeği" ve Yellice-Yüksel, Kaner ve Şekercioğlu (2008) tarafından geliştirilen "Öğretmen Mesleki Tükenmişlik Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma modeli betimsel-bağıntısal olan bu araştırmada veriler SPSS 23 paket programı ile analiz edilmiştir. Betimsel analizlerin yanında, t testi, Anova ve Correlasyon analizleri de yapılmıştır. Araştırmanın bulgularında, yeterlik algısı puan ortalamalarına bakıldığında eğitim durumu, lisans programı ve okul türü değişkenlerinden elde edilen farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Kaygı puanları incelendiğinde cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, lisans programı, meslekte geçen yıl ve okul türü değişkenlerinden elde edilen puan ortalama farklarının anlamlı olduğu görülmektedir. Tükenmişlik puan ortalamalarına bakıldığında, cinsiyet değişkeni puan ortalamasının anlamlı olduğu görülmektedir. Yeterlik, kaygı ve tükenmişlik puan ortalamaları ilişkisel olarak incelendiğinde, yeterlik ile kaygı ve tükenmişliğin negatif yönlü bir ilişkisinin olduğu görülmektedir. Yeterlik arttıkça kaygı ve tükenmişlik azalmaktadır. Anahtar Sözcükler: Özel eğitim, Yeterlik, Kaygı, Tükenmişlik, Özel eğitim öğretmenliği
Üniversite öğrencilerinin Covid-19 kaygısı ve belirsizlik karşısındaki tutumlarının psikolojik sağlamlık düzeyleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin Covid 19 kaygısı ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin psikolojik sağlamlıklarına etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla araştırma farklı bölgeleri temsil edecek şekilde 6 üniversitenin öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan 405 katılımcıdan 222'si ve 183'ü erkektir. Verilerin toplanmasında Koronavirüs Anksiyete Ölçeği (KAÖ) (Biçer ve ark., 2020), Belirsizliğe Karşı Tahammülsüzlük Ölçeği (BTÖ-12) (Sarıçam ve ark,2014), Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ) (Doğan, 2015) ve araştırmacı tarafından oluşturulan Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçme araçları için Cronbach Alfa değerleri hesaplanmış ve ölçeklerin güvenilir oldukları tespit edilmiştir. İkili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi uygulanarak KAÖ, BTÖ-12 ve KPSÖ düzeylerinin; cinsiyet, aşı yaptırma durumları, Covid 19 geçirme durumları, kronik rahatsızlık durumları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. KAÖ, BTÖ-12 ve KPSÖ düzeylerinin üniversite öğrencilerinin medeni durumları ile arasında anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Çalışmaya katılan öğrencilerin ölçek puanlarının fakültelere göre incelenmesinde Kruskall Wallis H Testi uygulanarak; Fakülte grupları arasında "KAÖ" ve KPSÖ düzeyleri açısından incelendiğinde anlamlı bir farklılık görülmektedir (p<0,05). Fakültesi, Eğitim Fakültesi, olanlarda KAÖ ve KPSÖ düzeyleri diğer fakültelere göre anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. Fakülte grupları ile BTÖ-12 açısından anlamlı bir farklılık görülmemiştir. KAÖ düzeyleri ile KPSÖ düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki görülmektedir (r= -0,319, p<.0,05). KAÖ'den elde edilen puan arttıkça KPSÖ puanı azalmaktadır. BTÖ düzeyleri ile KPSÖ düzeyleri arasında negatif yönde ve anlamlı bir ilişki görülmektedir (r= -0,253, p<.0,05). BTÖ'den elde edilen puan arttıkça KPSÖ puanı azalmaktadır.
Okul yöneticilerinde tükenmişlik: Kütahya il merkezi örneği
Bu araştırmanın amacı, okul yöneticilerinin tükenmişliğinin, tükenmişlik alt boyutlarında ve toplam tükenmişlikte hangi düzeyde olduğunu belirlemek ve tükenmişlik alt boyutlarına ilişkin algılarını, cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk durumu, mesleki kıdem, öğrenim durumu, toplam yöneticilik kıdemi, okuldaki öğrenci sayısı, okuldaki öğretmen sayısı, görevi, görev yeri ve sağlık durumu açısından incelemektir. Bu amaçla Kütahya il merkezinde ilköğretim ve liselerde 2010-2011 öğretim yılında görev yapan 233 okul yöneticisine anket (Maslach Tükenmişlik Envanteri ve Personel Bilgi Formu) uygulanmıştır. 186 anket geri dönmüştür. Microsoft Excel ve SPSS 16.0 programından yararlanılmıştır. Araştırmada, okul yöneticilerinin kişisel ve mesleki özelliklerini ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek için elde edilen verilerin frekansları, yüzdeleri ve aritmetik ortalamaları tablolaştırılarak yorumlanmıştır. Okul yöneticilerinin tükenmişlik düzeylerinin; cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk durumu, mesleki kıdem, öğrenim durumu, toplam yöneticilik kıdemi, okuldaki öğrenci sayısı, okuldaki öğretmen sayısı, görevi, görev yeri ve sağlık durumuna göre fark gösterip göstermediğini ortaya koymak için bağımsız t- testi yapılmış, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi hesaplanmış ve gruplar arası farkın nereden kaynaklandığını bulmak için Tukey ya da LSD testi kullanılmıştır. Yapılan incelemelere göre; okul yöneticilerinin; duygusal tükenme, kişisel başarısızlık ve toplam tükenmişlik puanları az tükenmişlik vardır. Ayrıca duyarsızlaşma alt boyutunda ise çok az tükenmişlik vardır. Ayrıca, cinsiyet, medeni durum, çocuk durumu, öğrenim durumu, okuldaki öğrenci sayısı, okuldaki öğretmen sayısı ve sağlık durumlarına göre anlamlı fark bulunamamıştır. Ancak yaş değişkeni, mesleki kıdem değişkeni, toplam yöneticilik kıdemi değişkeni, görevi, görev yerlerine göre anlamlı fark bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Eğitim Sistemi, Okul Yöneticileri, Tükenmişlik, Tükenmişliğin Boyutları, Tükenmişlikle Mücadele Teknikleri.
İlköğretim öğrencilerinde teknoloji kullanımı eksenli yabancılaşma: Düzce Merkez ilçe örneği
Günümüz modern toplumlarında teknolojik gelişimin vardığı düzeye bağlı olarak oluşan pek çok sorundan söz edilebilir. Temelde bağımlılıklar, yabancılaşma ve değer ölçülerinin değişimi gibi kimi sorunlar özellikle ilköğretim düzeyi öğrenciler üzerinde geniş etki alanlarına sahip olmaktadır. Öğrencilerin güvenli teknoloji kullanma bilincinden yoksun olma durumuna bağlı olarak gözlemlenen problemler internet bağımlılığı, cinsel içerikli videolara erişim, kişisel bilgileri ele geçirme, korsan yazılım gibi etik olmayan davranışlar ile zihinsel ve fiziksel gelişimlerine uygun olmayan bilgilere erişim sağlamaları sayılmaktadır. Teknoloji eksenli yabancılaşma olarak kavramsallaştırılan bu olguda anne baba tutumlarının rolü analiz edilmektedir. Söz konusu problemleri incelemek için nicel bir çalışma olan tarama deseninde bir araştırma gerçekleştirilmiştir. 2014-2015 eğitim öğretim yılında Düzce merkez ilçede eğitim öğretime devam eden ortaokul yedinci sınıf öğrencileri arasından seçilen örneklem üzerinde anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tezin varsayımları doğrultusunda frekans dağılımları, yüzdeler, çapraz tablolar, ortalama, t testi ve ANOVA testlerinden yararlanılarak betimsel olarak çözümlenmektedir.
Evlilik doyumunun yordayıcıları: Aldatma eğilimi ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar
Bu araştırma kapsamında evli öğretmenlerin evlilik doyum düzeyi üzerinde aldatma eğilimi ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaların yordayıcı etkiye sahip olup olmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ili Şahinbey ve Şehitkamil ilçelerinde görev yapan 381 evli öğretmen oluşturmuştur. Araştırmada evli öğretmenlerin demografik özellikleri hakkında veri toplamak için Kişisel bilgi Formu, evlilik doyum düzeyini ölçmek için Evlilik Yaşamı Ölçeği(EYÖ), aldatma eğilimi düzeyini ölçmek için Aldatma Eğilimi Ölçeği(AEÖ) ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaları ölçmek için İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği(İİBÇÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi(ANOVA), Pearson Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Regresyon yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda aldatma eğiliminin ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaların evlilik doyumunun anlamlı yordayıcıları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan analizle aldatma eğilimi ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaların evli öğretmenlerin evlilik doyumunun %30'unu açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda evlilik doyumu ile aldatma eğilimi, aldatma eğilimi ile ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ile evlilik doyumu arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kişisel değişkenler açısından bakıldığında evlilik doyumunun yaş, evlilik öncesi birliktelik süresi, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre anlamlı farklılık gösterirken; cinsiyet, evlilik yaşı, algılanan sosyoekonomik düzey ve evlilik biçimine göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Aldatma eğilimi düzeyinin cinsiyet, yaş, evlilik öncesi birliktelik süresi, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre anlamlı farklılık gösterirken; evlilik yaşı, algılanan sosyoekonomik düzey ve evlilik biçimine göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. İlişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmaların evlilik öncesi birliktelik süresi değişkenine göre anlamlı farklılık gösterdiği elde edilen sonuçlar arasında yer almaktadır.
4-6 yaş çocukların kaygıları ile annelerinin kaygı psikolojik dayanıklılık ve bilişsel esneklikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada okul öncesi 4-6 yaş çocuklarının kaygıları ile annelerin kaygı psikolojik dayanıklılık ve bilişsel esneklik düzeyleri arasında ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ilinin merkez ilçeleri olan Şehitkamil ve Şahinbey' deki 25 eğitim bölgesinde bulunan 55 bağımsız anaokulundan seçilen 7 anaokulunda eğitimine devam eden 438 öğrencinin annesi oluşturmuştur. Araştırmada annelerin demografik özelliklerini ölçmek için Kişisel Bilgi Formu, çocukların kaygılarını ölçmek için Yeniden Düzenlenen Okul Öncesi Kaygı Ölçeği (YDOÖKÖ), annelerin kaygı düzeyini ölçmek üzere Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerini ölçmek üzere Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ), annelerin bilişsel esneklik düzeylerini ölçmek üzere Bilişsel Esneklik Envarteri (BEE) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilen analizinde ilişkisiz örneklemler için t- testi, Mann-Whitney U Testi, basit doğrusal korelasyon ve aşamalı regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerin sonucuna göre çocukların kaygıları ile annelerin kaygı düzeyi arasında olum yönde, orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Annelerin psikolojik dayanıklılık ve bilişsel esneklikleri arasında olumlu yönde, ortaya düzeyde ve anlamlı ilişki bulunmaktadır. Son olarak yapılan regresyon analizine göre çocuğun kaygı düzeyinin annelerin kaygı ve bilişsel esnekliği tarafından yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Gerçekleştirilen sobel testi sonucuna göre annelerin kaygı ve bilişsel esnekliği çocukların kaygılarını yordama anlamlı aracı değişkenlerdir. Anahtar Kelimeler: kaygı, psikolojik dayanıklılık, bilişsel esneklik
Alabama Ebeveyn Davranışları Ölçeği Çocuk Formunun Türkçeye uyarlanması: Geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışmanın amacı Frick (1991) tarafından geliştirilen orijinal adı 'Alabama Parenting Questionnaire Child Form' olan Alabama Ebeveyn Davranışları Ölçeği Çocuk Formunun (AEDÖ-ÇF) Türkçeye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılmasıdır. Ebeveyn davranışlarının ölçülmesi amacıyla geliştirilen AEDÖ-ÇF 5'li likert tipinde 42 madde ve beş alt boyuttan oluşmaktadır. Uyarlama çalışması ilkokul ve ortaokula devam eden 679 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. AEDÖ-ÇF'nin uyarlanması için ilk olarak ölçeği geliştiren araştırmacının onayı alınmıştır. Ölçeğin orjinal formu alan uzmanı üç uzman tarafından İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir. Türkçe form Türkçe Öğretmenliği alan uzmanı tarafından incelenmiş ve önerileri doğrultusunda gerekli değişiklikler yapılmıştır. Elde edilen Türkçe form ilkokulda farklı sınıf düzeyinden 15 öğrenciye uygulanarak, alınan geri bildirimler doğrultusunda son hali verilmiştir. Ölçeğin faktör analizi için uygun olup olmadığına karar vermek için Kaiser-Mayer-Olkin (KMO) katsayısı hesaplanmış, verilerin çok değişkenli normal bir dağılımda olup olmadığı ise Bartlett Küresellik (Sphericity) testi ile incelenmiştir. Ayrıca Skewness (çarpıklık) ve Kurtosis (basıklık) değerlerine bakılmıştır. Yapı geçerliği için doğrulayıcı faktör analizi [DFA] yapılmıştır. Ölçeğin güvenirlik analizleri için test- tekrar test güvenirliği, Cronbach Alfa iç tutarlılık katsayısı, Spearman sıra farkları ilgileşim katsayısı, Kolmogorav-Smirnov değerleri ve Spearman-Brown değerleri hesaplanmıştır. Ölçeğin uyarlanan formu ile toplanan verilerin güvenirliğini belirlemek amacıyla, madde toplam korelasyonları bulunmuş ve madde özellikleri tespit edilmiştir. Maddelerin iç tutarlılıkları hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla ölçeğin tamamının cronbach alfa katsayısı hesaplanmıştır. Araştırma bulguları, AEDÖ-ÇF'nin Türk kültürü için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu göstermiştir.
Psikolojik danışman adaylarının yaşamda anlama ilişkin görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, psikolojik danışman adaylarının yaşamda anlama ilişkin görüşlerinin incelenmesidir. Araştırmaya 2017-2018 eğitim öğretim yılında bir devlet üniversitesinin Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü'nde öğrenim görmekte olan 29 psikolojik danışman adayı katılmıştır. Çalışma, psikolojik danışman adaylarının yaşamda anlamı nasıl algıladıkları, yaşamda anlamın oluşmasında nelerin etkili olduğu ve hayattan neler beklediklerini belirlemek amacıyla nitel araştırma modelinde tasarlanmıştır. Araştırmada veri toplama araçlarından yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmıştır. Yapılan görüşmeler araştırmacı tarafından yazılı hale dönüştürülmüştür. Veriler bilgisayar ortamına aktarıldıktan sonra verileri çözümlemek için içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarında psikolojik danışman adaylarının yaşamda anlamını etkileyen kişisel, çevresel ve duygusal temalar tespit edilmiştir. Yaşamda anlamı olumlu yönde etkileyen faktörlerin yanı sıra yaşamda anlamın oluşmasına engel olan temalar da ortaya koyulmuştur. Ayrıca yaşamı anlamlı bulan ve yaşamın anlamsız olduğunu düşünen kişileri etkileyen faktörler tespit edilmiştir. Temalar içerisinden en çok yaşamda anlama yönelik kişisel faktörler başlığında alt tema oluşturulmuştur. Psikolojik danışman adaylarına göre yaşamda anlamı etkileyen kişisel etmenler; bireyin seçim yapabilme özgürlüğü, kişisel inançlar, başarılı olmak, kişinin kendini geliştirmesi, keyif veren etkinlikler, kişinin kendini keşfetmesi, sağlık, hayata olumlu bakma, hedef, sorumluluk ve örnek insan olmaktır. Psikolojik danışman adaylarının en fazla sosyal çevre ve etkileşim gibi alt temalarda paylaşımda bulunduğu görülmüştür.
Lise öğrencilerinin mesleki olgunlukları, kariyer kararı verme güçlükleri ve kariyer kararı verme öz yetkinlikleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Çalışmanın amacı, lise öğrencilerinin mesleki olgunlukları, kariyer kararı verme güçlükleri ve kariyer kararı verme öz yetkinlikleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Diğer bir amaç ise mesleki olgunluğun, kariyer kararı verme öz yetkinliğinin ve kariyer kararı verme güçlüğünün cinsiyete, okul türüne ve sınıf düzeyine göre farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Çalışma grubunu Bursa ilinde beş farklı lisede öğrenim gören 665 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Kariyer Karar Verme Güçlükleri Ölçeği, Meslek Kararı Verme Öz Yetkinliği Ölçeği ve Mesleki Olgunluk Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Mesleki olgunluğun toplam puanının ve kariyer kararı verme güçlüklerinin hazırlık eksikliği alt boyutunun cinsiyete göre farklılaştığı ve bu farklılığın kızların lehine olduğu belirlenmiştir. Okul türüne göre değerlendirildiğinde fen lisesi ve mesleki ve teknik anadolu lisesi öğrencilerinin, anadolu lisesi öğrencilerine göre kariyer kararı verme konusunda daha çok güçlük çektikleri söylenebilir. Sınıf düzeyine göre bir karşılaştırma yapıldığında 10. ve 11. sınıf öğrencilerinin 9. sınıf öğrencilerine göre kariyer kararı verme güçlükleri konusunda daha çok sıkıntı yaşadığı ve bunun da bilgi eksikliği boyutunda var olduğu ifade edilebilir. Analizler sonucunda mesleki olgunluk ölçeğinin toplam puanı ile kariyer kararı verme güçlükleri ölçeğinin toplam puanı ve alt ölçek puanları arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kariyer kararı verme güçlükleri ölçeğinin toplam puanı ve alt ölçek puanları ile meslek kararı verme yetkinliği ölçeğinin toplam ve alt ölçek puanları arasında orta ve düşük düzeyde negatif yönde anlamlı ilişki belirlenmiştir. Meslek kararı verme yetkinliğinin aracılık rolünü belirlemek için yapılan analizde ise meslek kararı verme yetkinliğinin kısmi aracılık rolüne sahip olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: kariyer, mesleki olgunluk, kariyer kararı verme güçlüğü, kariyer karar verme öz yetkinliği.
Öğretmenlerin proaktif kişilik, psikolojik iyi oluş ve mesleki doyum düzeylerinin çeşitli demografik değişkenler bakımından incelenmesi
Bu araştırmada üç amaç güdülmüştür. Öğretmenlerin proaktivite, psikolojik iyi oluş ve mesleki doyum düzeylerinin demografik değişkenler açısından incelenmesi, öğretmenlerin proaktivite, psikolojik iyi oluş ve mesleki doyum düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi ve proaktivite ile mesleki doyumun psikolojik iyi oluş düzeyini yordama durumunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Google Formlar yoluyla ulaşılan 162 öğretmenden oluşmaktadır. Veri toplarken "Kısaltılmış Proaktivite Ölçeği", "Psikolojik İyi Oluş ölçeği", "Mesleki Doyum Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Katsayısı ve Adımsal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Analiz sonucunda proaktivite, psikolojik iyi oluş ve mesleki doyum değişkenleri arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Regresyon analizi sonucunda proaktivite ve mesleki doyumun öğretmenlerin psikolojik iyi oluş düzeyinin %47,4'ünü açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Demografik değişkenler açısından bakıldığında proaktivite değişkeninin yaş, kıdem ve yakın arkadaş sayısına göre farklılaştığı; psikolojik iyi oluş değişkeninin yakın arkadaş sayısı ve öğretmen-yönetici olma durumuna göre farklılaştığı; mesleki doyum değişkeninin ise yaş, kıdem, yakın arkadaş sayısı ve memlekette-gurbette çalışma durumuna göre farklılaştığı belirlenmiştir. Demografik değişkenlerden cinsiyet, medeni durum, çalışılan okul kademesi ve karşılaşılan problemlerde psikolojik danışmana başvurma sıklığı değişkenlerine bakıldığında araştırmanın hiçbir değişkeninde farklılık bulunmadığı görülmüştür.
Üniversite öğrencilerinde öznel ve psikolojik iyi olmanın yordayıcılarının incelenmesi
ÖZET ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE ÖZNEL VE PSİKOLOJİK IYI OLMANIN YORDAYICILARININ İNCELENMESİ Fulya CENKSEVEN Doktora Tezi, Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Danışman : Prof. Dr. Turan AKBAŞ Kasım, 2004, 210 sayfa Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin öznel ve psikolojik iyi olmalarının dışadönüklük, nevrotizm, kontrol odağı, öğrenilmiş güçlülük, sosyal ilişkilerine, boş zaman etkinliklerine ve akademik durumlarına ilişkin hoşnutluk düzeyleri, cinsiyet, sosyo-ekonomik statü ve algılanan sağlık durumu tarafından ne oranda yordandığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2002-2003 Öğretim Yılı'nda Çukurova Üniversitesi' nde okuyan lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, Çukurova Üniversitesi' nin tüm fakültelerinden oranlı küme örnekleme yöntemi ile seçilen öğrencilerden oluşturmuştur. Uygulama 17-28 yaşları arasında yer alan (X= 21.76) 205 kız, 295 erkek olmak üzere toplam 500 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi olma düzeylerini belirlemek amacıyla "Psikolojik İyi Olma Ölçekleri", öznel iyi olma düzeylerini belirlemek için "Olumlu-Olumsuz Duygu Ölçeği" ve "Yaşam Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. "Psikolojik İyi Olma Ölçekleri"nin araştırmacı tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılmıştır. Ayrıca dışadönüklük ve nevrotizmi belirlemek amacıyla "Eysenck Kişilik Envanteri", kontrol odağı inançlarını belirlemek için "Rotter İç-Dış Kontrol Odağı Ölçeği" ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerini belirlemek için ise "Rosenbaum Öğrenilmiş Güçlülük Envanteri" kullanılmıştır. Demografik değişkenleri belirlemek amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" hazırlanmıştır. Araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin sosyo-ekonomik düzeylerine göre "yaşam doyumu" ve "öznel iyi olma", "diğerleriyle olumlu ilişkiler", "özerklik", "çevresel hakimiyet" "kendini kabul" ve "psikolojik iyi olma" puanlarının yükseksosyo-ekonomik düzey lehinde farklılaştığı belirlenmiştir. Cinsiyete göre de öznel ve psikolojik iyi olmanın bazı boyutlarında anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin dış kontrol odağı ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerine göre hem "öznel iyi olma" ve bileşenleri, hem de "psikolojik iyi olma" ve boyutlarının anlamlı biçimde farklılaştıkları belirlenmiştir. Sonuçlar yüksek öğrenilmiş güçlülük ve iç kontrol odağı düzeyine sahip kişilerin daha fazla öznel ve psikolojik iyi olma ifade ettiklerini göstermektedir. Ayrıca, cinsiyet ve öğrenilmiş güçlülük etkileşiminin öznel ve psikolojik iyi olmanın bazı boyutları üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Üniversite öğrencilerinde öznel iyi olmayı yordayan değişkenleri saptamak amacıyla yapılan aşamalı regresyon analizi sonucunda açıklanan toplam varyansa katkılarına göre ilk olarak nevrotizm, sonra dışadönüklük, akademik başarıdan algılanan hoşnutluk, öğrenilmiş güçlülük, ebeveyni ve flörtü ile ilişkisinden algılanan hoşnutluk, sosyo-ekonomik statü, cinsiyet, algılanan sağlık durumu, dış kontrol odağı inancı, boş zaman etkinliklerinden algılanan hoşnutluk değişkenleri öznel iyi olmanın anlamlı yordayıcılarıdır. Bu değişkenlerin tamamı toplam varyansın % 63.9'unu açıkladığı belirlenmiştir. Ancak analiz sonucunda arkadaşlarla ilişkilerden algılanan hoşnutluğun öznel iyi olmanın anlamlı yordayıcısı olmadığı görülmüştür. Aşamalı regresyon analizi sonucunda açıklanan toplam varyansa katkılarına göre sırasıyla öğrenilmiş güçlülük, dışadönüklük, nevrotizm, flört ve arkadaşlarla ilişkiden algılanan hoşnutluk, dış kontrol odağı inancı, cinsiyet, ebeveynle ilişkilerinden ve boş zaman etkinliklerinden algılanan hoşnutluk değişkenleri psikolojik iyi olmanın anlamlı yordayıcılarıdır. Bu değişkenlerin tamamı toplam varyansın % 59'unu açıkladığı belirlenmiştir. Ancak analiz sonucunda algılanan sağlık durumu, sosyo-ekonomik statü ve akademik başarıdan algılanan hoşnutluğun psikolojik iyi olmanın anlamlı yordayıcıları olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Öznel İyi Olma, Psikolojik İyi Olma, Yaşam Doyumu, Olumlu Duygu, Olumsuz Duygu, Diğerleriyle Olumlu İlişkiler, Özerklik, Çevresel Hakimiyet, Bireysel Gelişim, Yaşam Amacı, Kendini Kabul, Dışadönüklük, Nevrotizm, Kontrol Odağı, Öğrenilmiş Güçlülük.
Epileptik, diabetik ve hasta olmayan ergenlerin anne-baba tutumu algılarına ve bazı değişkenlere göre sosyal algılarının karşılaştırması
ÖZET EPİLEPTİK, DİABETİK VE HASTA OLMAYAN ERGENLERİN ANNE-BABA TUTUMU ALGILARINA VE BAZI DEĞİŞKENLERE GÖRE SOSYAL ALGILARININ KARŞILAŞTIRILMASI Metehan ÇELİK Yüksek Lisans Tezi, Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Banu İNANÇ Ocak-2000, 87 Sayfa Bu araştırmada ergenlerin sağlık durumlarına (hasta olmama, epileptik ve diabetik olma) ve anne-baba tutumlarını algılama biçimlerine göre sosyal algılarının farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Ayrıca cinsiyet, yaş, anne ve babanın eğitim düzeyi, annenin çalışıp çalışmaması, babanın mesleği değişkenleri açısından sosyal algılarının farklılaşıp farklılaşmaması araştırılmıştır. Uygulamalar Ç.Ü Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı ile Şehit Temel Cingöz lisesinde gerçekleştirilmiştir. örneklemi 96 hasta olmayan, 96 epileptik, 74 dibetik ergen oluşturmuştur. Çalışmada ergenlerin anne-baba tutumlarını belirlemek amacıyla "Anne-Baba Tutum Envanteri ", sosyal algılanın ölçmek amacıyla " Sosyal Karşılaştırma Ölçeği " ve sosyo-demografik durumlarını belirlemek için ise "Kişisel Sosyal Bilgi Formu " kullanılmıştır. Bulgular, ergenlerin sosyal algılarının yaş, cinsiyet, anne ve babanın eğitim düzeyi, annenin çalışıp, çalışmaması ve babanın mesleği değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma olmadığını, sağlık durumları (hasta olmama, Iepileptik ve diabetik olma) ve anne-baba tutumlarını algılama biçimi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma olduğunu göstermiştir. Yapılan analizlere göre ise anne-baba tutumlarını demokratik algılayan ergenlerin sosyal algılarının yüksek olduğu gözlenmiştir. Ayrıca sağlık durumları açısından hasta olmama, epileptik ve diabetik olmaya göre hasta olmayan ve diabetik ergenlerin sosyal algılarının epileptiklere oranla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ergen, Tutum, Ebeveyn Tutumu, Demokratik Tutum, Otokratik Tutum, Sosyal Algı, Epilepsi, Diabet. II
Öğretmenlerde yaşanan tükenmişlik sendromunun sınıf yönetimi sorunlarını çözme becerisine etkisi
Bu araştırmada, tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenlerinin sınıf yönetim sorunlarını nasıl ele aldıkları incelenmiştir. Araştırına kapsamına giren bireyler, Antalya ili sınırlan içindeki ilköğretim okullarında 2002-2003 eğitim öğretim yılında branş öğretmeni olarak görevini yürüten 100 öğretmen arasından tükenmişlik düzeyi yüksek olarak belirlenen 25 kişiden oluşmaktadır. Öğretmenlerin tükenmişlik düzeyleri "Maslach Tükenmişlik Envanteri" (Maslach, 1981) ile ölçülmüştür. Bireylerin özlük nitelMerini belirlemek için kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Sınıf yönetim becerilerini betimlemek amacıyla da yan yapüandırılmış görüşme tekniği uygulanmıştır. Tükenmişlik düzeyleri yüksek çıkan öğretmenlerin görüşmeler sonucu verdikleri yanıtlar, öğretmen öğrenci ilişkileri, öğretim sürecinin düzenlenmesi, olumlu öğrenci davranışlarına ve sınıf sorunlarına yaklaşım biçimleri şeklindeki bulgulara ulaşılmıştır. Araştırmanın sonuçlan şu şekilde özetlenebilir; 1. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri öğrenciler ile iyi ilişkiler kuramamaktadrr. 2. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri öğretim sürecini düzenlerken olumlu öğretim ortamı yaratamamakta, öğretimi daha etkili hale getirememektedir. 3. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri olumlu öğrenci davramşlanna ödüllendirerek yaklaşmakta ancak ödüllendirirken etkinlik peHştireçlerini, sosyal ve maddi pekiştireçleri çok az kullanmakta ve öğrencileri not ile ödüllendirmeyi tercih etmektedir. 4. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri sınıf içindeki olumsuz öğrenci davramşlarınm nedenlerini ailevi sebepler ya da yaş dönemi özellikleri gibi kendi kontrolleri dışında bir neden ile açıklamaktadrrlar.VI 5. Tükenmişlik düzeyi yüksek ilköğretim branş öğretmenleri sınıf içindeki sorun durumlarda olumsuz davranışı engellemek için bağırmayı, kızmayı ve küçük düşürmeyi tercih etmektedir.
Boğaziçi Üniversitesi'nde psikolojiye giriş dersi alan üniversite öğrencilerinin bilişsel biçemleri ile cinsiyetleri, alanları ve genel akademik başarıları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın genel amacı, Boğaziçi Üniversitesi'nde Psikolojiye Giriş dersi alan üniversite öğrencilerinin bilişsel biçemleri ile cinsiyetleri, alanları ve genel akademik basanları arasında nasıl bir ilişkinin olduğunu belirlemek; aradaki farklılıklann istatistiksel olarak bir anlamlılık taşıyıp taşımadığım saptamaktır. Araştırma verileri, Richard J. Riding'in geliştirmiş olduğu bilgisayar temelli Bilişsel Biçemler Analizi (Cognitive Styles Analysis) kullanılarak; 74'ü kız, 42'si erkek olmak üzere toplam 116 öğrenci üzerinde yapılan uygulamadan elde edilmiştir. Öğrenci beyanları ve test uygulamasıyla elde edilen veriler, Pearson Ki-kare ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) gibi teknikler kullanılarak çözümlenmiş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, uygulama yapılan öğrencilerin bilişsel biçemlerinin (bütüncül, orta ve analitik biçemler için) cinsiyetlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Öğrencilerin bilişsel biçemleri ile alanlarına ilişkin çözümleme sonucunda ise, öğrencilerin alanlarının bilişsel biçemlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Genel akademik başatı açısından yapılan çözümleme sonucunda da öğrencilerin genel akademik başarılarının bilişsel biçemlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur.
Ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarının öğrencilerin bilişötesi becerileri üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, ebeveyn tutumlarının öğrencilerin bilişötesi becerileri üzerindeki etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır Çalışmaya düz liseye ve süper liseye devam eden 305 öğrenci ve bu öğrencilerin ebeveynleri katılmıştır. Çalışmanın sonuçları niceliksel veriler kullanılarak elde edilmiştir. Niceliksel veriler, öğrencilerin ebeveynlerine uygulanan "Ebeveyn Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (PARI)" ve öğrencilere uygulanan "Bilişötesi ölçeği" ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde t testi istatistiği kullanılmıştır. Ebeveyn Çocuk Yetiştirme Tutum Ölçeği (aşırı koruyucu tutum, demokratik tutum, ev kadınlığı rolünü red, geçimsizlik, sıkı disipline dayalı baskıcı tutum) ve Bilişötesi Ölçeğin alt boyutları (farkındalık, kendini kontrol, bilişsel stratejiler, değerlendirme) kapsamında ayrı ayrı yapılan analizlerin sonuçlan, demokratik ebeveyn tutumunun değerlendirme becerisi üzerinde, annenin ev kadınlığı rolünü reddetmesinin bilişsel yöntemler, değerlendirme becerileri üzerinde, sıkı disipline dayalı baskıcı tutumunun da bilişsel stratejiler becerisi üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermektedir. Diğer tanımların bu beceriler üzerinde anlamlı bir etkisi tespit edilmemiştir. iv
Sınıf öğretmenliği son sınıf öğretmen adaylarının tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Çukurova Üniversitesi, Eğitim Fakültesi sınıf öğretmenliği son sınıf öğretmen adaylarının tükenmişlik düzeyleri ve tükenmişlik düzeylerinin cinsiyet, algıladıkları ekonomik düzey, mezun oldukları lise türü, yerleştirildikleri bölüm tercih sırası, genel not ortalamaları ve öğrenimini devam ettirirken barınma yerine göre aralarında anlamlı bir farklılık olup olmadığını incelemektir. Ayrıca öğretmen adaylarının tükenmişlik düzeylerine etkileyen durumlara ilişkin görüşleri de belirlenmiştir.Araştırma 2007-2008 öğretim yılında Çukurova Üniversitesi, Sınıf Öğretmenliği Lisans Programında öğrenim gören 137'si kız, 96'sı erkek olmak üzere toplam 233 son sınıf öğretmeni adayı ile yürütülmüştür.Tükenmişlik düzeylerini belirlemek için ?Tükenmişlik Ölçeği Kısa Versiyonu(BMS)?; kişisel bilgiler için araştırmacı tarafından geliştirilen ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır. Öğretmen adaylarının tükenmişlik düzeylerini etkileyen durumları belirlemek için ?Görüşme Formu? kullanılarak yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile veriler toplanmıştır. Toplanan verilerin analizinde nicel veriler t-testi ve varyans analizi teknikleri kullanılarak analiz edilmiş, nitel veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir.Yapılan analizler sonucunda öğretmen adayının %28,3'ünün tükenmişlik düzeylerinin çok düşük olduğu, %42,5'inin tükenmişlik tehlikesi yaşadığı, %20,6'sının tükenmişlik yaşadığı ve %8,6'sının ciddi düzeyde tükenmişlik yaşadığı belirlenmiştir. Öğretmen adaylarının tükenmişlikleri sosyo ekonomik düzeye göre farklılık gösterirken, cinsiyet, mezun oldukları lise türü, öğrenim gördükleri tercih sırası, genel not ortalaması ve barınma yerine göre farklılaşmamıştır.Nitel verilerin analizleri sonucunda ise düşük tükenmişlik yaşayan öğretmen adayları yüksek tükenmişlik yaşayanlardan farklı olarak okudukları bölümden beklentilerinin karşılandığı ve gelecekten umutlu olduklarını ifade etmişlerdir. KPSS, mesleki kaygılar, mesleğe hazır hissetme, mesleğin toplumda algılanan statüsü ve yaşanan problemlere yaklaşım biçimleri konusunda ise her iki grup da ortak görüş bildirmişlerdir.Anahtar Kelimeler : Öğretmen adayları, Tükenmişlik.
Meslek liselerinde görev yapan meslek dersi öğretmenleri ve kültür dersi öğretmenlerinin mesleki etkinlikler ve kişisel özellikler açısından kendilerini ve birbirlerini algılamaları
Bu araştırmada, meslek liselerinde görev yapan ?Meslek Dersi? ve ?Kültür Dersi? öğretmenlerinin mesleki etkinlikler ve kişisel özellikler açısından ?Meslek Dersi? ve ?Kültür Dersi? öğretmenlerini algılamaları incelenmiştir. Çalışmada ayrıca, bu algıların cinsiyet ve öğretmenlerin çalıştıkları meslek lisesi türüne göre farklı olup olmadığı araştırılmıştır.Araştırma, 2007-2008 eğitim-öğretim yılında Adana ili merkez ve Ceyhan ilçesinde bulunan 12 meslek lisesinde görev yapan 202'si kadın, 222'si erkek toplam 424 meslek dersi ve kültür dersi öğretmeni ile yapılmıştır. Öğretmenlerin mesleki etkinlikler ve kişisel özelliklerle ilgili kendilerine ve birbirlerine yönelik algıları, çalışma kapsamında geliştirilen ?Öğretmen Özellikleri Değerlendirme Ölçeği? ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler, SPSS 11.5 istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde, Faktör Analizi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve t testi kullanılmıştır. Sonuçlar yorumlanırken 0.05 anlamlılık düzeyi ölçüt alınmıştır.Araştırma sonucunda, Kültür Dersi Öğretmenlerinin Meslek Dersi Öğretmenlerine göre ?Kültür Dersi Öğretmenlerine? yönelik olumlu kişisel ve olumlu mesleki algılarının daha yüksek; olumsuz kişisel ve olumsuz mesleki algılarının daha düşük olduğu bulunmuştur. ?Meslek Dersi Öğretmenlerine? ilişkin algılarda ise Meslek Dersi Öğretmenlerinin Kültür Dersi Öğretmenlerine göre olumlu özelliklerde daha yüksek algılara; olumsuz özelliklerde ise daha düşük algılara sahip olduğu soncuna ulaşılmıştır.Cinsiyete göre, kadın öğretmenlerin olumlu kişisel ve olumlu mesleki algılarının erkek öğretmenlere göre yüksek; olumsuz kişisel ve olumsuz mesleki algılarının erkek öğretmenlere göre düşük olduğu tespit edilmiştir.Meslek lisesi türüne göre, Endüstri Meslek Lisesinde çalışan Meslek Dersi Öğretmenlerinin ?Kültür Dersi Öğretmenlerini?, diğer meslek liselerinde çalışan Meslek Dersi Öğretmenlerine göre daha olumsuz algıladığı saptanmıştır. Ayrıca, İmam Hatip Lisesinde çalışan Kültür Dersi Öğretmenlerinin, ?Meslek Dersi Öğretmenlerine? yönelik olumsuz mesleki algılarının, Endüstri Meslek, Ticaret Meslek ve Sağlık Meslek liselerinde çalışan Kültür Dersi Öğretmenlerinin algılarından anlamlı şekilde düşük olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Meslek Lisesi, Meslek Dersi Öğretmeni, Kültür Dersi Öğretmeni, Sosyal Algı, Mesleki Etkinlik, Kişisel Özellik.
İlköğretim ikinci kademe öğrencilerinin zorbaca davranışlarını yordamada sosyal beceri ve yaşam doyumunun rolü
Bu araştırmada, öğrencilerin zorba ve kurban olma davranışlarını sosyal beceri ve yaşam doyumlarının ne oranda açıkladığını belirlemek, bunun yanında cinsiyete göre öğrencilerin zorbalık statülerini ve zorbalığa karışıp karışmamaya göre sosyal beceri ve yaşam doyumlarını incelemek amaçlanmıştırAraştırma, Adana ili merkez ilçelerinde yer alan altı ilköğretim okulunun 6. 7. ve 8. sınıfına devam eden 440'ı kız, 495'i erkek toplam 935 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Örnekleme alınan öğrenciler 13 ile 15 yaşları arasında olup, öğrencilerin yaş ortalamaları 13.63, standart sapmaları ise .68'dir. Araştırmada öğrencilerin zorbalık düzeylerini belirlemek amacıyla ?Zorbalık Ölçeği?, öğrencilerin sosyal becerilerine ilişkin bilgileri öğrenmek için ?Matson Çocuklarda Sosyal Beceri Değerlendirme Ölçeği? ve öğrencilerin yaşam doyumu düzeylerini belirlemek amacıyla da ?Çokboyutlu Öğrenci Yaşam Doyum Ölçeği? kullanılmıştır.Araştırma sonucunda öğrencilerin, kurban, zorba, zorba-kurban ve zorbalığa karışmayan zorbalık grubunda olmada cinsiyete göre, kız ve erkek öğrenciler arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir. Kız öğrenciler, erkek öğrencilere göre aktif zorbalık gruplarında (zorba, kurban, zorba-kurban) erkeklere göre daha düşük oranda zorbalığa dahil olmuşlardır; kız öğrenciler, daha çok zorbalığa karışmayan grupta yer almaktadırlar.Araştırmada, zorbalığa karışan ve zorbalığa karışmayan öğrencilerin sosyal beceri düzeylerine göre anlamlı bir şekilde farklılaşma olup olmadığına bakılmıştır. Yapılan Mann Whitney U testi analizi sonucunda; zorbalığa karışan öğrencilerin ve zorbalığa karışmayan öğrencilerin olumsuz sosyal davranışlar, olumlu sosyal davranışlar ve sosyal beceri toplam puanları arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Zorbalığa karışan öğrencilerin olumsuz sosyal davranışlarının, zorbalığa karışmayan öğrencilere göre daha yüksek olduğu; zorbalığa karışmayan öğrencilerin olumlu sosyal davranışlarının ve sosyal beceri toplam puanlarının zorbalığa karışan öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür.Araştırmada zorbalığa karışan öğrenciler ile zorbalığa karışmayan öğrencilerin yaşam doyumu puanları arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Zorbalığa karışmayan öğrencilerin Çokboyutlu Öğrenci Yaşam Doyumu Ölçeği'nin boyutları olan ?arkadaş, okul, aile, çevre, benlik ve yaşam doyumu toplam? puanlarının, zorbalığa karışan öğrencilerin ?arkadaş, okul, aile, çevre, benlik ve yaşam doyumu toplam? puanlarına göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir.İlköğretim öğrencilerinde zorba olmayı yordayan değişkenleri saptamak için yapılan aşamalı regresyon analizi sonucunda cinsiyet kontrol edildikten sonra, açıklanan toplam varyansa katkılarına göre sırasıyla olumsuz sosyal davranış, çevre ve okuldan algılanan doyumun zorba olmanın anlamlı yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Değişkenlerin tamamının toplam varyansın % 44.5'ini açıkladığı belirlenmiştir.Öğrencilerde kurban olmayı yordayan değişkenleri saptamak için yapılan aşamalı regresyon analizi sonucunda da, cinsiyet kontrol edildiğinde, açıklanan toplam varyansa katkılarına göre sırasıyla arkadaşlıktan algılanan doyum, olumsuz sosyal davranışlar, yaşam doyumundaki çevre ve okuldan algılanan doyum kurban olmanın anlamlı yordayıcılarındandır. Bu değişkenlerin tamamı toplam varyansın % 23.3'nü açıkladığı belirlenmiştir. Yukarıda özetlenen bulgular ilgili alan yazında yer alan araştırma bulguları ışığında tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin mizah tarzları ile algılanan stres, kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin mizah tarzları ile algıladıkları stres, kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla Mizah Tarzları Ölçeği ve Mizah Yoluyla başa Çıkma Ölçeği, Yaşam Olayları Listesi, Gündelik Olaylar Listesi, Algılanan Stres Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği 199'u kız 210'u erkek toplam 409 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. Sonuçlar sağlıklı mizah tarzları olan katılımcı mizah, kendini geliştirici mizah ve mizah yoluyla başa çıkma ile algılanan stres, kaygı ve depresyon arasında negatif yönde ilişkiler olduğunu göstermiştir. Sağlıksız mizah tarzlarından saldırgan mizah; algılanan stres, kaygı ya da depresyonla ilişkili bulunmazken kendini yıkıcı mizahla algılanan stres, kaygı ve depresyon arasında düşük düzeyde de olsa anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Mizah tarzlarının stres verici yaşam olayları ve olumsuz duygudurum arasındaki ilişkide düzenleyici bir etkiye sahip olup olmadığını sınamak için gerçekleştirilen hiyerarşik regresyon analizleri sonucunda mizah tarzlarının büyük yaşam olayları ve olumsuz duygudurum arasındaki ilişkide düzenleyici bir etkiye sahip olmadığı saptanmıştır. Gündelik sıkıntılar ve olumsuz duygudurum arasındaki ilişkide ise yalnızca saldırgan mizah tarzının düzenleyici etkisi olduğu görülmüştür. Sonuçlar mizah tarzlarının bireyin stres verici yaşam olaylarından daha az olumsuz etkilenmesine yardımcı olduğu iddiasını desteklememiştir.