Egzersiz tedavisi
175 theses under this subject heading
Karpal tünel sendromu hastalarında retinaculum musculorum fleksorumun myofascial olarak gevşetilmesi, median sinir mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizlerinin kinesio taping bantlama tekniğiyle karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS), n. medianus'un karpal tünel içerisinde sıkışmasıyla oluşan ve en sık görülen tuzak nöropatidir. Bu çalışmada amacımız; KTS'li hastaların tedavisinde, fizik tedavide kullanılan kinesio taping bantlama tekniğinin ne kadar etkin olduğunu saptamak ve kinesio taping bantlama tekniğiyle retinaculum musculorum flexorum'un myofascial gevşetilmesi, n. medianus mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizlerinin üçünün birlikte yapıldığı tedavi programının etkinliğini karşılaştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Gönüllü KTS'li 40 bayan hasta, iki gruba ayrıldı. Hastaların ilk grubuna 4 hafta boyunca haftada 5 gün retinaculum musculorum flexorum'un myofascial olarak gevşetilmesi, n. medianus mobilizasyonu ve tendon gliding egzersizleri; ikinci gruba pazartesi- perşembe günleri 4 hafta boyunca haftada 2 defa karpal tünel sendromu için uygulanan kinesio taping bantlama tekniği uygulandı. Her bir hasta tedavi öncesi ve sonrası Boston Semptom Şiddeti Skalası ve Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası ile değerlendirilip, her grubun tedavisinin kendi içinde etkinliğinin ve iki grubun tedavi etkinliğinin birbiriyle karşılaştırılması yapıldı.Bulgular: Her iki grupta da tedavi öncesi ve sonrası Boston Semptom Şiddeti Skalası ve Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır. Egzersiz grubu ve bantlama grubu Boston Semptom Şiddeti Skalası'nda tedavi öncesi ve sonrası arasındaki fark karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, Boston Fonksiyonel Kapasite Skalası'nda iki grup arasında anlamlı bir fark tespit edildi.Sonuç: Her iki grupta da KTS semptomları açısından olumlu etkiler sağlandığı tespit edilmiş, gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır. KTS fonksiyonları açısından değerlendirildiğinde egzersiz grubu bantlama grubundan daha etkin çıkmıştır.Anahtar Sözcükler: Karpal tünel sendromu, n. medianus mobilizasyonu, sinir mobilizasyon egzersizleri, tendon gliding egzersizleri, kinesio taping bantlama tekniği.
Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerinin fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması
Bu çalışma, Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastalarda bisiklet ve kol ergometresi egzersizlerini fiziksel ve psikososyal fonksiyonlara etkisi açısından karşılaştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 52-65 yaş aralığında bisiklet ergometresi (n=23) ve kol ergometresi grubu (n=16) olmak üzere iki gruptan oluşan, toplam 39 olgu ( 35 erkek, 4 kadın) dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildik-ten sonra çalışmaya katılan tüm bireylere eğitim öncesinde ve sonrasında fiziksel fonksiyonları 6 dakika yürüme testi, bioempedans analizi ve HDL, LDL, Trgliserid ve Total kolesterol değerleri ile psikososyal fonksiyonları ise beck depresyon ölçeği, modifiye borg skalası ve SF-36 anketleri ile değerlendirilmiştir. Tüm katılımcılara 6 hafta, haftada 5 seans olmak üzere toplam 30 seans boyunca bisiklet veya kol ergometre egzersizleri yaptırılmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında bisiklet ergometre grubunda kol ergometre grubuna göre yürüme mesafesinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış bulunmuştur (p<0.05). Aynı zamanda kol ergometre grubunda bisiklet ergometre grubuna göre SF-36 alt parametrelerinden genel sağlık parametresinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0.05). Bu çalışmanın sonuçları bisiklet ve kol ergometre egzersizlerinin Koroner Arter Bypass Cerrahisi geçiren hastaların fiziksel ve psikososyal fonksiyonlarını benzer şekilde iyileştirdiğini göster-miştir. Ancak fonksiyonel kapasitenin geliştirilmesinde bisiklet egzersizlerinin daha avantajlı olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: KABG, bisiklet ergometre, kol ergometre, fiziksel fonksiyon, psikososyal fonksiyon, yaşam kalitesi
Obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisi
Bu araştırma obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanısı alan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırma 22 Ocak-26 Mayıs 2021 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran OUAS tanısı almış hastalarla yapıldı. Çalışmanın evrenini ilgili polikliniğe başvuran OUAS tanısı almış tüm hastalar, örneklemini ise dahil edilme kriterlerini taşıyan hastalar oluşturdu. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmaya alınan hastalar bir program yardımıyla müdahale (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Müdahale grubundaki hastalara yüzyüze görüşme tekniği ile diyafragmatik ve büzük dudak solunumunu içeren solunum egzersizleri öğretilerek ilk uygulama yapıldı. Daha sonra bu gruptaki hastalara araştırmacı tarafından online görüşme yöntemi ile, her bir seans her sabah/akşam, 10-15 dakika ve toplamda 20-30 dakika olacak şekilde solunum egzersizleri sekiz hafta boyunca uygulandı. Veriler, Soru Formu, Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ile toplandı. EUÖ, 0-3 şeklinde puanlanmakta ve yüksek puan gündüz uykululuğunu göstermektedir. Dört alt boyuttan oluşan PYÖ'de ise ölçekten alınan toplam puan 0-10 arasında değişmekte ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. Soru formu, EUÖ ve PYÖ çalışmanın başında, EUÖ ve PYÖ ise dördüncü ve sekizinci haftanın sonunda her iki gruba tekrar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare, Student t ve Mann Whitney U, Paired Sample t ve ANOVA testleri kullanıldı. Müdahale grubunda yer alan hastaların uygulama öncesi 6.15±1.65 olan PYÖ toplam puan ortalamasının, dördüncü haftada 5.66±1.92, sekizinci haftada 5.34±1.94'e düştüğü, kontrol grubunda ise uygulama öncesi 5.59±1.76 olan PYÖ toplam puan ortalamasının dördüncü haftada 5.72±1.81, sekizinci haftada 5.77±1.81'e yükseldiği belirlendi. Müdahale grubundakilerin EUÖ puan ortalamasının başlangıçta 12.13±4.34, dördüncü haftada 9.83±4.7 ve sekizinci haftada 9.13±4.71'e düştüğü, kontrol grubunda ise başlangıçta 10.37±2.77 olan EUÖ puan ortalamasının, dördüncü haftada 10.4±2.79, sekizinci haftada 10.5±2.85'e yükseldiği tespit edildi. Uygulanan solunum egzersizinin grup-zaman etkileşiminin de anlamlı olduğu ve bu durumun müdahale grubundan kaynaklandığı sonucuna varıldı. Bu doğrultuda OUAS hastalarına uygulanan solunum egzersizinin primer tedavi ile birlikte uygulanabileceği düşünülmektedir.
Multipl skleroz tanılı alt üriner sistem semptomları olan hastalarda sekiz haftalık telerehabilitasyon ile uygulanan pelvik taban kas eğitiminin etkileri
Bu çalışmanın amacı, Multipl Skleroz (MS) tanılı, alt üriner sistem semptomları (AÜSS) olan hastalarda telerehabilitasyon ile uygulanan pelvik taban kas eğitimi (PTKE) ve yaşam stili önerilerinin sadece yaşam stili önerilerine göre üriner semptomlar, yaşam kalitesi, subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyeti üzerine olan etkilerini karşılaştırmaktı. Multipl Skleroz tanılı hastalar rastgele olarak PTKE+Öneri (n:21) ve Öneri (n:21) gruplarına ayrıldı. PTKE+Öneri grubuna sekiz hafta boyunca haftada bir gün yaklaşık 20 dakika telerehabilitasyon ile uygulanan PTKE ve bir kez yaşam stili önerileri, Öneri grubuna ise sadece bir kez yaşam stili önerileri verildi. Hastaların fiziksel ve demografik özellikleri, medikal hikâyeleri sorgulandı. AÜSS'leri Aşırı Aktif Mesane-Versiyon8 (AAM-V8), Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu (International Consultation on Incontinence Questionnaire-Short Form, ICIQ-SF) ve idrar günlüğü ile, yaşam kalitesi King Sağlık Anketi (KSA) ile tedavi öncesi (TÖ) ve sonrası (TS) değerlendirildi. Subjektif iyileşme algısı dörtlü likert ölçeği ile ve hasta memnuniyeti beşli likert ölçeği ile sorgulandı. PTKE+Öneri grubunda AAM-V8, ICIQ-SF toplam skoru, ortalama işeme frekansları, üriner inkontinans sayısı ve sıklığı, yaşam kalitesi skorlarında azalma tespit edildi (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda, PTKE+Öneri grubundaki AAM-V8, ICIQ-SF toplam skoru, ortalama işeme frekansları, yaşam kalitesi skorlarında azalma, ortalama işeme hacminde artma, ayrıca subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyetinde daha fazla iyileşme görüldü (p<0.05). Bu çalışmada MS tanılı AÜSS'leri olan hastalarda telerehabilitasyon ile uygulanan PTKE ve yaşam stili önerilerinin sadace yaşam stili önerilerine göre üriner semptomlar, yaşam kalitesi, subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyetinde daha fazla iyileşme olduğu görüldü.
Boyun ağrılı spondiloartritli hastalarda ağrı ve fonksiyon üzerine konvansiyonel fizik tedavi modaliteleri ve kinezyolojik bantlama tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
AMAÇ Bu tez çalışmasında amaç, boyun ağrılı spondiloartrit (SpA) hastalarında egzersiz, Kinezyolojik bantlama (KB) ve konvansiyonel fizik tedavi (FT) modalitelerinin ağrı ve fonksiyonel durum açısından etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. GEREÇ ve YÖNTEM Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğinden takip edilen ve inflamatuar karakterde boyun ağrısı olan 18-65 yaş arası spondiloartrit hastaları dahil edildi. Son 3 ay içerisinde mevcut medikal tedavisinde değişiklik yapılanlar, servikal disk hernisi ile uyumlu semptomları olanlar, servikal bölgeden travma veya operasyon öyküsü olanlar, malignitesi, sistemik enfeksiyonu veya bilinen psikiyatrik bozukluğu olanlar, tedavi uygulanacak olan bölgede yara veya enfeksiyonu olanlar, KB bandına karşı alerjik reaksiyonu olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar 3 farklı gruba randomize edildi ve birinci gruba yalnızca ev egzersiz programı verildi. İkinci gruba 3 hafta sürecek şekilde 15 seans konvansiyonel FT modaliteleri uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Üçüncü gruba 3 hafta boyunca haftada iki kez değiştirilmek üzere boyun bölgesine KB tedavisi uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası 3. hafta ve 3. ayda; Görsel Analog Skala (VAS), Boyun Ağrı ve Özürlülük Skoru (BAÖS), Kopenhag Boyun Fonksiyonel Özürlülük Skalası (KBFÖS), Spondiloartritler için Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ-S), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI) testleri kullanılarak ve goniometre ile boyun eklem hareket açıklıkları (EHA) ölçülerek yapıldı. BULGULAR Çalışmaya 43 hasta alındı (Egzersiz grubu:14, Konvansiyonel FT grubu:14, KB grubu:15). Çalışmaya alınan olguların demografik özellikleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sadece egzersiz verilen grupta grup içi değerlendirmelerde kontroller arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. ay kontrollerinde konvansiyonel FT grubuna göre boyun ekstansiyonu ve sağ rotasyonu değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı artma saptandı. Kinezyolojik bantlama uygulanan grupta grup içi değerlendirmelerde yapılan kontrollerde anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. haftaki kontrollerde egzersiz grubuna göre VAS ağrı skoru değerlerinde tedavi öncesine göre azalma saptandı. Konvansiyel FT uyguladığımız grupta grup içi değerlendirmelerde 3. hafta kontrollerinde BASFI ve VAS değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı azalma saptandı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. haftaki kontrollerde egzersiz grubuna göre VAS, BASDAI ve BASFI değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı azalma saptandı. SONUÇ SpA'lı hastaların boyun ağrısı ve kısıtlılığının tedavisinde verilen egzersiz programının istatistiksel olarak anlamlı olmasa da eklem hareket açıklığı üzerine olumlu etkileri saptanmıştır. Egzersiz programına ek olarak uygulanan KB tedavisi ağrıyı azaltmada faydalı olmaktadır. Konvansiyonel FT yöntemleri ile egzersiz programı birlikte uygulandığında ise ağrı ve fonksiyonel durumda iyileşme görülmektedir. Boyun şikayeti olan SpA'lı hastalarda nonfarmakolojik yöntemler iyi birer tedavi alternatifi olabilir.
Kistik fibrozisli çocuklarda inspiratuar kas eğitiminin postüral stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kistik fibrozis (KF), salgı bezlerinin yoğun olarak bulunduğu, başta akciğerler olmak üzere pankreas, karaciğer, gastrointestinal sistem ve üreme sistemi gibi birçok organ ve sistemi etkileyebilen genetik bir hastalıktır. Akciğer kaynaklı problemler bu hastalarda en önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tedavi kılavuzlarında havayolu temizliğini geliştirmeye yönelik fizyoterapi yaklaşımlarının bu hastaların rutin tedavisinde yer alması gerektiği belirtilmektedir. Ancak, çeşitli kardiyopulmoner hastalıklarda yaygın olarak kullanılan inspiratuar kas eğitiminin (IMT) KF'li hastalarda kullanımına dair literatür tartışmalıdır. Ayrıca, kronik akciğer hastalıklarında akciğer dışı bir semptom olarak postural stabilite ve dengenin etkilenimi üzerine yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır ve respiratuar ve periferik kas güçsüzlüğü, istirahat solunum yükünün artması ve hiperinflasyon gibi nedenlerle hastalarda postural stabilitenin etkilenebileceği bildirilmektedir. Ancak, KF'li hastalarda postural stabilitenin etkilenimini ve ilişkili olan mekanizmaları araştıran çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bu çalışma ile KF'li hastalarda postural stabilite ve denge ile ilişkili olan faktörleri analiz etmek ve kapsamlı bir göğüs fizyoterapisi programına ek olarak verilen IMT'nin postural stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan KF tanısı almış 32 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara vücut kompozisyonu analizi, solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Kontrol grubuna 8 hafta boyunca, haftanın her günü, günde 2 kez uygulanmak üzere torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilatuar pozitif basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı verildi. Deney grubuna ise kapsamlı göğüs fizyoterapi programına ek olarak günde 2 kez 15'er dk uygulanmak üzere Threshold IMT® cihazı ile maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddette IMT verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Solunum parametreleri arasından dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için 32 olgu üzerinde lineer regresyon analizi uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Regresyon analizi sonucunda maksimum ekspiratuar basınç (MEP) değerinin stabilite limitleri testinin ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı. MEP değeri yüksek olanların stabilite limitleri testi ortalama skoru da yüksekti (R=0,514; R2=0,264; p=0,003). Sekiz haftalık tedavi sonrasında ise her 2 grupta da zorlu vital kapasite, zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye, tepe ekspiratuar akım hızı, MIP, MEP, 6DYT mesafesi, M. Quadriceps kuvveti ve stabilite limitleri testinin ortalama skorunda anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,01). Deney grubunda, kontrol grubuna kıyasla MIP değerinde meydana gelen artış daha yüksekti (p<0,001); SFT, MEP değeri, fonksiyonel kapasite ve stabilite limitleri testi ortalama skorunda elde edilen gelişmeler açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, KF'li çocuklarda abdominal kas kuvvetini yansıtan 'MEP' değerinin 'dinamik denge'yi değerlendiren bir test olan 'Stabilite Limitleri' testi ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı ve tedavi ile MEP değerinde meydana gelen gelişme, hastaların dinamik denge skorlarına da yansıdı. Literatürde hem sağlıklı hem de kronik akciğer hastalıklarına sahip popülasyonlarda abdominal kas kuvvetinin dinamik dengeyi sağlayabilme yeteneği ile yakından ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre KF'li çocuklar için de benzer bir ilişkinin mevcut olabileceği düşünülebilir. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, IMT'nin belirgin solunum kas güçsüzlüğü olan KF'li hastalara selektif şekilde uygulanabileceği ancak tüm KF'li hastalarda rutin olarak uygulanmasını destekleyen yeterli kanıtın mevcut olmadığı sonucuna varıldı. Ayrıca, çalışmamızda kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı ile havayolu temizliğini geliştirmenin ötesinde solunum fonksiyonu, solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite de gelişmeler sağlanmış olması, literatür ile uyumlu şekilde göğüs fizyoterapisinin KF'li hastaların rutin tedavisine dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi, omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi
Bu çalışma, rotator manşet sendromlu hastalarda skapular stabilizasyon egzersizlerinin omuz fonksiyonları , kinezyofobi, yaşam kalitesi , omuz ile ilgili yeti yitimi ve günlük yaşam aktivitelerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Rotator Manşet Sendromu tanısı almış, 18-65 yaş arasında, en az 4 haftadır devam eden unilateral omuz ağrısı olan 30 gönüllü katılımcı; kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 15'er kişiden oluşan eğitim ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Kontrol grubuna ağrıyı azaltmaya yönelik elektoterapi uygulamaları ve glenohumeral ekleme yönelik germe ve güçlendirme egzersizleri, eğitim grubuna ise bu programa ek olarak skapular stabilizasyon egzersizleri verildi. Katılımcıların çalışma öncesinde ve 15 seans sonunda; Visual Analog Skala ile ağrı şiddetleri, manuel kas testi ile omuz kas kuvveti, gonyometre ile omuz normal eklem hareket açıklığı, el dinamometresi ile el kavrama kuvveti değerlendirildi. Ayrıca katılımcıların fonksiyonel düzeyleri Kol, Omuz El Sorunları Anketi'yle, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği'yle, yaşam kalitesi Western Ontario Rotator Manşet İndeksi'yle ve günlük yaşam aktiviteleri Omuz Ağrı ve Disabilite Anketi'yle değerlendirildi.Verilerin istatistiksel analizi için SPSS V.20 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupda da grup içi değerlendirmede ağrı, normal eklem hareket açıklığı, el kavrama kuvveti, omuz kas kuvveti, hareket etme korkusu, omuz fonksiyonları, yaşam kalitesi ve günlük yaşam aktivitelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı (p<0.05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında germe ve güçlendirme egzersizleriyle birlikte verilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin (eğitim grubu) omuz fonksiyonlarının iyileştirilmesinde, omuz abduktör, ekstansör kas kuvvetini ve el kavrama kuvvetinin arttırılmasında daha etkili bir yöntem olduğu görülmüştür(p<0.05). Çalışmanın sonucunda rotator manşet sendromlu hastalarda klasik egzersiz programının ağrının azaltılmasında, normal eklem hareket açıklığının kazandırılmasında, yaşam kalitesinin arttırılmasında, hareket etme korkusunun azaltılmasında ve günlük yaşam aktivitelerinin kolaylaştırılmasında yeterli olduğu klasik egzersizlere ilave edilen skapular stabilizasyon egzersizlerinin ise omuz kas kuvvetini, el kavrama kuvvetini ve omuz fonksiyonlarını iyileştirmede daha etkili bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Rotator manşet sendromu, skapular stabilizasyon egzersizleri, ağrı, omuz fonksiyonları, kinezyofobi, yaşam kalitesi
Lipödemli hastalarda gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabiliteye etkisi
Çalışmamızın amacı, lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak verilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin vücut kompozisyonu, ağrı, ödem, gövde enduransı, fonksiyonel kapasite ve postüral stabiliteye olan etkisini incelemektir. Lipödem, kalça ve bacakların simetrik büyümesi olarak görülen, çoğunlukla kadınları etkileyen kronik, ilerleyici bir adipoz doku bozukluğudur. Çalışmaya yaş ortalaması 53,06±7,92 yıl olan, alt ve üst bacak tipi lipödem tanısı alan 32 kadın olgu dahil edildi. Olgular deney (n=17) ve kontrol (n=15) grubu olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya dahil edilen tüm olgular 6 hafta süresince haftanın 2 günü fizyoterapist gözetiminde, 5 günü ev programı olacak şekilde egzersiz programına alındı. Kontrol grubunun fizyoterapi programı aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerinden, deney grubunun fizyoterapi programı ise aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ek olarak gövde stabilizasyon egzersizlerinden oluşmaktaydı. Tüm olguların demografik bilgileri kaydedildikten sonra, ekstremite hacmi (çevre ölçümü), vücut kompozisyonu analizi, gövde enduransı, ağrı (Vizüel analog skala), postüral stabilite (Biodex Balance System®) ve fonksiyonel kapasiteleri (6 dakika yürüme testi) değerlendirildi. Altı hafta süren tedavi programı sonrasında tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki grupta da grup içi değerlendirmede ağrı, çevre ölçümü ve 6 dakika yürüme testi değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir iyileşme bulundu (p<0,05); ayrıca vücut kompozisyonu, gövde enduransı ve postüral stabilite değerlendirmesinde ise sadece deney grubunda anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Gruplar arası değerlendirmeye bakıldığında; postüral stabilite, vücut kompozisyonu, gövde enduransı, çevre ölçümü, 6 dakika yürüme mesafesi değerlerinde deney grubu istatistiksel olarak daha üstün bulundu (p<0,05). Ağrı skorlarında ise iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Alt ve üst bacak tipi lipödemi olan hastalarda, aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programına ek olarak uygulanan gövde stabilizasyon egzersizlerinin postüral stabilite üzerine etkilerini karşılaştırmak üzere planlanan çalışmamızın sonucunda alt ve üst bacak tipi lipödemli hastalarda aktif eklem hareket açıklığı egzersiz programının ağrının azaltılmasında etkili olduğu, aktif eklem hareket açıklığı egzersizlerine ilave edilen gövde stabilizasyon egzersizlerinin ise ekstremitenin volümünün azaltılması ve fonksiyonel kapasitenin arttırılmasında, vücut kompozisyonu düzeltmede, gövde enduransı ve postüral stabiliteyi geliştirmede daha etkin bir yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Lipödem, egzersiz, ağrı, gövde stabilizasyonu, postüral stabilite
Parkinson hastalarında solunum kas eğitimi: Postüral stabilite ve denge, mobilite, günlük yaşam aktiviteleri, yaşam kalitesi, solunum fonksiyonları ve solunum kas kuvveti arasındaki ilişkinin araştırılması
Parkinson hastalığı (PH), Alzheimer hastalığını takiben en sık görülen ikinci nörodejeneratif hastalıktır. Etiyolojisi hala net olarak bilinmese de bireyin genetik ve çevresel etmenlere bağlı olarak hastalık riski taşıyabileceği, beynin ilgili bölgelerinde ilerleyici nöron dejenerasyonu neticesinde oluşabileceği düşünülen bir hastalıktır. Substansia nigrada yoğunlaşmış halde bulunan dopamin hücrelerinin üretilemez hale gelmesiyle birlikte görülen motor belirtiler ve bunlara ek olarak non-motor belirtiler de görülmektedir. En yaygın motor belirtiler; tremor, rijidite, akinezi ve postüral instabilitedir. Ayrıca mortalite ve morbiditelerin gelişmesine yol açabilecek solunumsal problemler de görülmektedir. Literatüre bakıldığında PH'lı kişilerde yapılan çalışmalarda, denge çalışmaları ön plandadır. Nörodejeneratif hastalıklarda yapılan solunum kas eğitimi çalışmalarının hem nitelik hem de nicelik olarak yetersiz düzeyde olduğu görülmektedir. PH'da solunum kas eğitimi (SKE)'nin denge üzerine etkisini inceleyen çalışmaya da rastlanmadı. Bu çalışma ile PH'lı hastalarda dengeyle ilişki olan parametreleri incelemek ve denge eğitimine ek olarak verilen SKE'nin postüral stabilite, denge, mobilite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kaliteleri üzerine etkisini araştırmak amaçlandı. Çalışma kapsamında kriterlere uygun, Modifiye Hoehn & Yahr'a (MHY) göre evre 1-3 arasında, 60 ile 85 yaş aralığında 30 PH'lı hasta randomize edilerek deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara, solunum fonksiyon testi (SFT), solunum kas gücü ölçümü, Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri testleri uygulandı. Tüm hastaların günlük yaşam aktiviteleri; mobilite; yaşam kalitesi ve hastalık dereceleri sırasıyla barthel indeksi (Bİ); rivermead mobilite indeksi (RMİ); Nottingham sağlık profili (NSP) ve birleşik parkinson hastalık derecelendirme ölçeği (BPHDÖ) ile değerlendirildi. Kontrol grubuna, 8 hafta süre ile, haftada 1 gün gözetimli 2 gün ev egzersizi olmak üzere toplam 3 seans denge eğitimi verildi. Deney grubuna ise denge eğitimine ek SKE; günde 2 kez 15'şer dakika olmak zere Threshold IMT® cihazı ile inspiratuar kas eğitimi (İKE) şeklinde verildi. Cihaz, ağız içi basınç aletiyle ölçülen maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddetine ayarlandı. Öğrenmenin etkisini kaldırma adına kontrol grubuna da her hafta ağız içi basınç ölçümü yapıldı. Tüm ölçümler 8 haftanın sonunda tekrar yapıldı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için lineer regresyon analizi yapıldı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Değerler arasındaki ilişkiye ise Pearson ya da Spearman korelasyon analiz yöntemiyle bakıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Yapılan regresyon analizi sonucunda, BPHDÖ, Bİ ve RMİ değerlerinin ise sırasıyla % 33 (p:0,001), %22 (p:0,008) ve % 21'lik (p:0,010) varyans değerleriyle postüral stabilitenin bağımsız belirleyicileri olduğu görüldü. NSP, MIP, maksimum ekspiratuar basınç (MEP), PEF, tanı süresi ve beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin herhangi bir postüral stabilite ve denge skorunun bağımsız belirleyici olmadığı görüldü (p>0.05). Sekiz haftalık tedavi sonrasında her iki grupta da MEP ve postüral stabilite değerlerinde anlamlı gelişme görüldü (p<0.05). Stabilite limitleri ve MIP değerlerinde ise yalnızca deney grubunda anlamlı gelişme görüldü (p<0.05). Her iki grupta da MEP, zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1) değerlerinde meydana gelen değişimler ele alındığında gruplar arasında anlamlı farklılık yoktu (p>0.05). MIP ve PEF değerlerinde meydana gelen değişimlere bakıldığında ise deney grubunda meydana gelen değer artışı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti (p<0.05). Her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla RMI, BI ve NSP değerlerinde anlamlı bir artış görülmedi (p>0.05). BPHDÖ skorlarında ise her iki grupta da tedavi öncesine kıyasla anlamlı gelişme vardı (p<0.05). BPHDÖ, RMİ, Bİ ve NSP skorlarında gruplar arasında anlamlı bir farklılık yoktu (p>0.05). Tedavi öncesi tüm olgular üzerinden yapılan korelasyon analizinde postüral stabilite değerinin HY, BPHDÖ, RMİ ve Bİ ölçek skorları ile anlamlı ilişkisi saptanmıştır (p<0.05). MIP değerinin MHY ve BPHDÖ değerleriyle anlamlı ilişkisi vardı (p<0.05). BPHDÖ'nün RMİ ve MHY ile; RMİ'nin de BI ve NSP skorları ile anlamlı ilişkisi vardı (p<0.05). Literatürde SKE ve dengenin ayrı ayrı PH'lı hastalarda etkili olduğu gösterilmiştir. Çalışmamız ile literature paralel bir şekilde bu iki eğitimden de verim alındığı görüldü. Fakat denge eğitimine ek verilen SKE'nin yalnızca denge eğitimine oranla dengeyi ve solunum kas kuvvetini artırmada daha etkili olduğu sonucuna ulaşıldı. Hastalarda, tek başına medikal tedavi yeterli olmadığı için semptomları azaltma ve yaşam kalitesini arttırma adına rutin olarak verilen denge eğitimlerinin yanında mutlaka solunum eğitimlerinin de verilmesi gerekliliği görülmüştür.
İdı̇yopatı̇k parkı̇nson hastalarında düzenlı̇ egzersı̇zı̇n klı̇nı̇k progresyon üzerı̇ne farklı parametrelerle etkı̇sı̇nı̇n araştırılması
Amaç: Bu çalışmada, multimodel bir egzersiz programının Idiyopatik Parkinson hastalarında, fonksiyonel mobilite, motor ve non-motor semptom, hastalık yaşam aktivitesine etkisi ile serum eksozomal alfa-sinuklein düzeyi ile korelasyon gösterip göstermediği araştırılması amaçlandı. Yöntem: Bezmialem Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Hareket Bozuklukları Polikliniğinde takip edilen İPH tanılı ve kriterleri karşılayan 26 hastaya, spinal esneklik, denge, koordinasyon ve postural kontrol alanlarını içeren 12 haftalık multimodel bir egzersiz programı uygulandı. Çalışmada egzersiz öncesi ve sonrası dizabilite düzeyi için UPDRS ve hastalık evresi için modifiye HYR, yürütücü işlevleri için Frontal davranış bataryası, Sözel Akıcılık Testi, Soyutlama Becerisi testi, Saat Çizme Testi, dikkati için Sayı Menzili Testi, bellek fonksiyonları için Sözel Bellek Süreçleri Testi, duygudurumu için ise HADS, yaşam kalitesi değerlendirilmesi için PDQ-39, Non-Motor semptomların değerlendirmesi için NMSQ-TR, Epworth Uykululuk Skoru, Kısa Ağrı Endeksi Formu, RLS Şiddet Değerlendirme Ölçeği, hastalık fonksiyonel kapasite için Tinetti yürüme ve denge ve düşme etkinliği ölçeği, ZKYT ile değerlendirildi. Hastaların 21'inde plazma ve eksozomal alfa-sinuklein düzeyleri Egzersiz öncesi ve sonrası değerleri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların yapılan ayrıntılı nöropsikolojik incelemesinin egzersiz öncesi ve sonrası karşılaştırılmasında MMSE ile Saat Çizme testinde anlamlı bir değişim izlenmedi. Ama HADS skorlarında, Frontal Davranış Baterisinde, Sözel akıcılık testinde hem fonemik, hem de semantik bölümünde ve soyutlama becerisinde anlamlı fark izlendi. Düz ve ters sayı menzili testlerinde anlamlı fark izlenmedi, bu durumun hastaların eğitim düzeyleri ile ilgili olabileceği düşünüldü. SBST alt tipleri olan Kısa Süreli Bellek, Uzun Süreli Bellek, Tanıma' da anlamlı fark izlendi, ancak Toplam ve En Yüksek Öğrenim alt tiplerinde fark izlenmedi. Egzersizin bilişsel beceriler üzerinde pozitif yönde etki sağladığı görüldü. Motor ve non-motor semptom, hastalık yaşam aktivitesi, fonksiyonel kapasitesi ölçeklerinin Egzersiz öncesi ve sonrası karşılaştırılmasında UPDRS bölüm 3'de anlamlı fark izlendi. Non-Motor semptomlar değerlendirme açısından bakılan NMSQ-TR, UPDRS bölüm 1 toplam skorlarında anlamlı fark izlendi. RLS Şiddet Değerlendirme Ölçeği ve EDS için bakılan EPWORTH skorlarında anlamlı fark izlenmedi. Kısa Ağrı İndeksinin sadece alt bölümü olan normal işlere etkisinde anlamlı fark izlendi. PDQ-39 ölçeği toplam skoru ile alt bölümlerinden sadece Sosyal Destek ve Bilişsel Durum'da anlamlı fark izlendi. Tinetti Düşme Etkinliği ile Tinetti Toplam skoru ve alt parametresi Denge ölçeğinde anlamlı fark izlendi, ancak ZKYT ölçeğinde fark izlenmedi. Plazma ve Eksozomal alfa-sinuklein düzeyinde anlamlı fark izlenmedi. Spearman Rank korelasyon katsayı analizinde UPDRS Bölüm 3 ile sırasıyla plazma total alfa-sinuklein (p=0,944, r=0,230) ve Eksozomal alfa-sinuklein (p=0,658, r=-0,103) arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Tartışma ve Sonuç: Bu çalışmada Multimodal Egzersiz Programının bilişsel beceriler üzerinde pozitif yönde etki sağladığı görüldü. Ayrıca beklediğimiz gibi motor semptom ve non-motor semptomlar üzerinde yararlı etkisini saptandı. Ancak, hastalarin plazma örneğinden izole edilen alfa-sinuklein düzeylerinde egzersiz öncesi ve sonrası değerleri arasında anlamlı fark izlenmedi ve ayrıca hastalık şiddeti ile korele olmadığı görüldü. Anahtar kelimeler Parkinson, Fiziksel aktivite, Egzersiz, Eksozom, Biyobelirteç, Ölçek, Bilişsel, Nonfarmokolojik Yöntemler
Bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisi
Bronşektazi, kronik inflamasyon ve enfeksiyonun bronş duvarlarında oluşturduğu hasara bağlı olarak bir veya birden fazla bronşta meydana gelen geri dönüşümsüz dilatasyon ve harabiyet ile karakterize kronik bir akciğer hastalığıdır. Özellikle düşük sosyoekonomik duruma sahip gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir prevalansa sahip olan bronşektazi; ağır formlarında ve geç evrelerinde mortalite için önemli bir risk faktörüdür. Bozulan gaz değişim mekanizması ve sekresyonun hava yollarında oluşturduğu kalıcı obstrüksiyon; solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasitede kayıplar meydana getirmektedir. Ek olarak akciğer dışı bir semptom olarak denge, kronik solunum sistemi hastalıklarında incelenmesi gereken güncel bir araştırma konusudur. Hastalığın tedavi ve yönetimine yönelik hazırlanmış kılavuzlarda, hava yolu temizleme teknikleri ve egzersiz eğitiminin önemi vurgulanmaktadır. Literatürde, hasta uyumu ve katılımın bir egzersiz programının etkinliğini belirlemede temel faktörler olduğu belirtilmekte ancak zayıf hasta uyumu ve düşük katılım oranı, bronşektazili hastalarda karşılaşılan yaygın sorunlar olarak bildirilmektedir. Kronik solunum sistemi hastalarında kullanımı giderek artan video oyun temelli sanal gerçeklik uygulamaları, alternatif ve yenilikçi bir fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımı olarak tanımlanmakta; hastaların motivasyon, ilgi, egzersize uyum ve aktif katılımını artırması sayesinde etkili ve yararlı bir yöntem olarak belirtilmektedir. Bilinen yararlarına rağmen bronşektazili hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz eğitiminin etkilerini inceleyen sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamız kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan 39 bronşektazili çocuk hasta randomize şekilde kontrol grubu (Grup 1), "Wii Fit" egzersiz grubu (Grup 2) ve "Breathing Games" egzersiz grubu (Grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi (SFT), solunum ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dakika yürüme testi (6DYT) ve "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Her üç grupta yer alan tüm hastalara, 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kez diyafragmatik solunum egzersizi, torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilasyonlu pozitif ekspiratuar basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj ve perküsyon uygulamaları, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Grup 2'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde aerobik egzersizlerden oluşan "Wii Fit" egzersiz programına alındı. Grup 3'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde solunum egzersizlerden oluşan "Breathing Games" egzersiz programına alındı. Sekiz haftanın sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için IBM SPSS v.26 programı kullanıldı. Verilerin normal dağılım özellikleri Shapiro-Wilk testi ile incelendi. Grup içi verilerin karşılaştırılmasında normal dağılıma sahip verilerde Paired Sample T-test, normal dağılıma sahip olmayan verilerde ise Wilcoxon testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren gruplar arası veriler One Way Anova testi ile karşılaştırıldı ve anlamlı fark bulunan değişkenler için farkın hangi gruplar arasında olduğunu tespit etmede post hoc test olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen gruplar arası veriler ise Kruskal Wallis testi ile karşılaştırıldı. Nonparametrik testlerde anlamlı fark bulunan değişkenlerin hangi gruplar arasında olduğunu belirlemede üç grup için ikişer karşılaştırmalar şeklinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında, Grup 1'de tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP ve MEP) değerlerinde ve 6DYT mesafesinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 2'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde, dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 3'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de SFT'nin zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1), tepe ekspiratuar akım (PEF) ve zorlu ekspiratuar akım %25-75 (FEF25-75) ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde ve BBS testlerinin tüm değerlerinde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 1 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 3'te FVC, FEV1, PEF ve FEF25-75 ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde ve BBS'nin postural stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise "sola, sağa ve öne/sola" değerleri dışındaki tüm parametrelerde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 2 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde ve 6DYT mesafesinde Grup 3'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamız bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz yaklaşımlarının geleneksel egzersiz yaklaşımlarıyla benzer kazanımlar sağladığını; özellikle çocuk hastalarda oyun temelli sanal gerçeklik uygulamalarının; egzersizlerin hedef odaklı, yüksek motivasyon ve tam katılım ile eğlenceli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamasından dolayı tercih edilebilecek bir yaklaşım olduğunu göstermiştir. Ayrıca çalışmamızın sonuçlarına göre sanal gerçeklik temelli aerobik egzersiz eğitimi fonksiyonel kapasite ve periferik kas kuvvetinin; sanal gerçeklik temelli solunum egzersiz eğitimi ise solunum kas kuvvetinin gelişimine ek yarar sağlaması açısından tercih edilebilir bir yaklaşımdır.
Subakromiyal sıkışma sendromunda iki farklı yöntemle yapılan skapular retraksiyon egzersizlerinin skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketi üzerine etkisi
Subakromiyal sıkışma sendromu (SSS) en sık karışımıza çıkan omuz patolojilerindendir. Bu patoloji baş üstü pozisyonlarda kolun yukarı kaldırılması ile humerus ve korakoakromiyal ark arasında supraspinatus, infraspinatus, subakromiyal bursa ve biseps tendonunun sıkışması ile oluşan ağrılı bir durumdur. SSS'nda konservatif ve cerrahi tedavi yöntemleri bildirilmiştir. Konservatif tedavi; medikal tedavi (antiinflamatuar ilaçlar), fizik tedavi modaliteleri (şok dalga, ultrason, buz, TENS vs) ve egzersiz tedavisini içerirken, cerrahi tedavi; subakromiyal dekompresyon tedavisini içermektedir. SSS'nda çoğunlukla kullanılan konservatif tedavinin amacı subakromiyal enflamasyonu azaltmak, rotator kılıfın iyileşmesini sağlamak ve ağrılı durumda olan omuz eklemine yeniden fonksiyon kazandırmaktır. Bu hastaların egzersiz programında kuvvet ve fleksibilite egzersizleri temel egzersizler olarak kullanılmaktadır. Temel egzersizler ile ağrısız eklem hareket açıklığı, kuvvet ve enduransı artırmak ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlığı sağlamak hedeflenmektedir. Skapular retraksiyon egzersizleri de bu egzersizlerden biridir. Bu çalışma ile SSS'lu hastalarda iki farklı yöntemle yapılan skapular retraksiyon egzersizlerinin skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketleri üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 33-60 yıl aralığında olan, 29'u kadın, 16'sı erkek SSS tanılı 45 hasta dahil edilmiştir. Hastalar randomize şekilde Kontrol Grubu (Rutin Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı), Skapular Retraksiyon Egzersizleri Grubu (SRE) ve Elastik Bantla Dirençli Skapular Retraksiyon Egzersizleri Grubu (EDSRE) olmak üzere üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna; sıcak uygulama, terapatik ultrason, TENS ve mobilizasyon (anterior-posterior-inferior glenohumeral mobilizasyon) uygulandı ve anterior-posterior-inferior kapsüler germe, kodman egzersizi ve duvarda propriosepsiyonu içeren temel egzersizler verildi. SRE grubuna Kontrol grubundaki tedavi programına ek olarak üç tane dirençsiz skapular retraksiyon egzersizi, EDSRE grubuna ise Kontrol grubundaki tedavi programına ek olarak elastik bantla yapılan üç tane dirençli skapular retraksiyon egzersizi verildi. Gruplara haftada 5 gün toplamda 15 seans fizyoterapi ve rehabilitasyon programı uygulandı. Tedavi öncesinde ve sonrasında hastaların skapular diskinezi, ağrı, fonksiyon ve normal eklem hareketleri değerlendirildi. Skapular diskinezi değerlendirmesinde Lateral Skapular Kayma Testi, ağrı şiddeti değerlendirmesinde Vizüel Analog Skala, fonksiyon değerlendirmesinde DASH anketi ve eklem hareket açıklığı değerlendirmesinde universal gonyometre kullanıldı. Verilerin analizinde SPSS 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak
Hemofili hastalarında su içi egzersizin kas gelişimine olan etkisi
Amaç: Bu çalışmada hemofili hastalığı nedeni ile eklem sorunları yaşayan çocuklarda düzenli yapılan su içi egzersizlerinin kas gelişimi üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlanmıştırGereç ve yöntem: Çalışmaya, Çukurova Üniversitesi Tıp fakültesi Hematoloji Konseyi tarafından konsülte edilen ve çalışmaya alınmasında herhangi bir sakınca olmadığı rapor edilen, 6-24 yaş arası boy ortalaması 150,1 ± 23 cm ve vücut ağırlığı 41,9 ± 20 kg olan 11 adet hemofili hastası erkek katıldı. Alt ekstremitelerin çevre ölçümleri yapılmış ve eklemin hareket açıklığının tespit edilmesi amacıyla biometriks marka gonyometre kullanılmıştır. Gonyometre takılan ekstremite önce pasif olarak hareket ettirilmiş, sonrasında günlük yürüme temposu ile yürütülmüştür. Yürüme sırasında diz eklemi ile ilişkili kas gruplarının elektriksel aktiviteleri yüzeyel EMG ile tespit edilmiştir. Ölçümde alt ekstremite kaslarından quadriceps kası vastus medialis başı, biceps femoris, soleus ve gastroknemius kası medial başı EMG aktiviteleri değerlendirildi. Diz eklemini ilgilendiren kas gruplarının kuvvetleri, bilateral olarak ölçüldü. Hastalardan alınan kan örneklerinden, tam kan, büyüme hormonu, insülin benzeri büyüme hormonu, testosteron, FSH, LH ölçümleri yapıldı. Hastalara Çukurova Üniversitesi Özdemir Sabancı Yüzme Havuzu kullanılarak, haftanın üç günü günde bir saat olacak şekilde iki ay boyunca su içi egzersizleri yaptırıldıBulgular ve Sonuç: İki aylık egzersiz programı sonrası tüm ölçümler tekrarlandı. Kas çevre ölçümleri, kas kuvveti ve eklem hareket açıklığı ölçümlerinde gelişme yönünde artışlar elde edildi. Bu sonuçlarla uyumlu olarak büyüme hormonun seviyelerinde de artışlar saptandı. Hemofili hastaları için, su içi egzersizleri hem güvenli tarafta kalıp hem de aktiviteden uzaklaşmamak adına en önde gelen sporlardan biri olduğu sonucuna varıldı.
8 haftalık multi-model egzersiz programının Serebral palsi'li çocukların fonksiyonları üzerine etkileri
Bu çalışmanın amacı, Bobath NGT'ye (Nöro Gelişimsel Tedavi) ek olarak sportif aktivitelerle zenginleştirilmiş multi-model ev egzersiz programının SP'li çocukların rehabilitasyon sonuçlarını nasıl etkileyebileceğini araştırmaktır.Bu araştırma yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırma evrenini Rehabilitasyon Merkezi'nden fizik tedavi alan ve hasta kartlarından diplejik ve hemiplejik tip SP tanısı olan hastalar oluşturmaktır. 44 SP'li hasta çalışma evreni olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada, rastlantısal olmayan Sistematik Örneklem yöntemi ile nitel ve nicel araştırma desenleri bir arada kullanılmıştır.Bobath NGT yöntemine dayalı program alan 4-12 yaş arası (Çalışma grubu yaş ortalaması: 8,27 ±2.10, kontrol grubu yaş ortalaması: 7.27± 2,79 ) SP teşhisi konmuş 44 hasta (11 kız ve 33 erkek) çalışma programına alınmıştır. 44 hasta 22'şer kişiden oluşan 2 gruba ayrılmıştır. Her iki gruba haftada 2 gün 40 dakikadan oluşan Bobath yöntemine dayalı fizyoterapi programı uygulanmıştır. Aynı zamanda ÇG'ye 8 hafta boyunca, haftada 5 gün ve 50 dakikadan oluşan multi-model ev egzersiz programı düzenli olarak uygulanmıştır. Hastaların demografik özellikleri ve Aile Etki Ölçeği (AEÖ); Bağımsız İki Örnek T Testi ile, cinsiyet dağılımları ve Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi (GMFCS); Ki Kare testi ile, Kaba Motor Fonksiyon Ölçümü (GMFM), 1 dakika yürüme testi, sağ ve sol tek ayak üzerinde durabilme süresi ve NEH ölçümleri; Karışık Ölçümler İçin İki Faktörlü Anova yöntemiyle analiz edilmiştir. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir.Bu çalışmada gözlenen hastalar hem demografik açıdan hem de cinsiyet açısından benzer olan iki gruptan oluşmaktadır. Gruplar arası seviyeler birbirine uygunluk göstermektedir (X2=0.144 0.05). Her iki grubun AEÖ değerleri benzerlik göstermektedir. ÇG ve KG'nin VAS skor ortalamaları analiz edildiğinde, aralarında anlamlı farklılık bulunmuştur (P=0.003<0.05). Bu anlamlı farklılık, 8 hafta sonrası ÇG'nin VAS skor ortalamaları lehine olmuştur. Her iki grubun GMFM (P=0.098>0.05), 1 dk. yürüme testi (P=0.078>0.05), sağ tek ayak üzerinde durabilme süresi (P=0.725>0.05), sol tek ayak üzerinde durabilme süresi (p=0.927>0.05) ve NEH başlangıç ve 8 hafta sonunda ölçüm parametrelerine bakıldığında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılığa rastlanılmamıştır Ancak hem 1 dakika yürüme testi hem de GMFM değerlendirmesinde ÇG lehine sayısal bir artış olmuştur.Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Ev egzersiz programı, Serebral Palsi ve egzersiz ve Serebral Palsi ve Spor ve Serebral Palsi ve fizik tedavi
Göğüs tüpü çıkarma öncesi uygulanan progresif kas gevşeme egzersizinin ağrı üzerine etkisi
Araştırma, Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahi Servisinde yatmakta olan ve göğüs tüpü yerleştirilmiş erişkin hastalarda nonfarmakolojik ağrı kontrol yöntemlerinden olan progresif kas gevşeme egzersizinin ağrı düzeyine etkisini incelemek amacıyla planlanmış randomize- tek körlü, kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, Göğüs Cerrahisi Kliniği'nde herhangi bir nedenle yatan göğüs tüpü yerleştirilmiş ve çalışmanın sınırlılıklarına uyan 18-74 yaş arası toplam 94 hasta oluşturmuştur.Verilerin toplanmasında ?Hasta Tanıtım Formu? ve hastanın ağrı şiddetini değerlendirmek amacıyla ?Visüel Analog Skala-VAS? kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 19.0 paket programı kullanılmıştır. Hastalardan bilgilendirilmiş onam alındıktan sonra, hastaların yaşamsal bulguları takip edilmiştir. Hastaların ağrı algıları her bir grupta olmak üzere, işlemden 15 dakika önce, işlem biter bitmez ve işlemden 15 dakika sonra olmak üzere 3 farklı zamanda Visual Analog Skala (VAS) kullanılarak ölçülmüştür.Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, hastaların ortalama yaşı 41,6±16,4 olarak elde edilmiştir. Hastaların %85'i erkek, %72'sinin evli, %98'inin de bir eğitim kurumundan mezun olduğu saptanmıştır. Deney grubunda yer alan hastaların VAS puanlarına göre ağrı düzeyi ortalamaları tüp çıkarıldıktan hemen sonra (4,9±2,1) ve çıkarıldıktan 15 dakika sonra (2±1,8); kontrol grubuna göre (7,1±2 - 5,4±2,1) daha düşük olduğu belirlenmiştir. Uygulanan progresif kas gevşeme egzersizinin göğüs tüpü çıkarma işlemi süresince yaşanan ağrının şiddetini azalttığı saptanmış olup sonuçlar istatistiksel olarak ta anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Göğüs tüpü çıkarma işleminde progresif kas gevşeme egzersizi gibi nonfarmakolojik yöntemlerin farmakolojik yöntemlerle beraber tamamlayıcı tedavi olarak kullanılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Ağrı, Göğüs Tüpü, Progresif Kas Gevşeme Egzersizi.
Diz osteoartritinde farklı egzersiz uygulamalarının femoral kartilaj kalınlığı üzerine etkisinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi
Diz Osteoartritinde Farklı Egzersiz Uygulamalarının Femoral Kartilaj Kalınlığı Üzerine Etkisinin Ultrasonografi ile Değerlendirilmesi
Feldenkrais egzersiz yönteminin huzur evinde yaşayan 65-85 yaş arası yetişkinlerin yaşam kalitesi ve fiziksel fonksiyonlarına etkisi
Feldenkrais; sırt, boyun ve eklem ağrılarından şikâyet eden bireylere hareket yolu ile farkındalık kazandıran ve bedeni doğru kullanmayı sağlayan psiko-somatik bir eğitim yöntemidir. Bu çalışma, Adana Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde yaşayan 65-85 yaş arası bireylere uygulanan Feldenkrais programının yaşam kalitesi ve fiziksel fonksiyonlarına olan etkilerini araştırmaktır. Gönüllü olarak çalışmaya katılanlar (n=30) rastgele yöntemle deney ve kontrol gruba ayrılmıştır. Deney grubunun(DG) yaş ortalaması 70.93±7.13 kontrol grubunun(KG)71.00±6.95 yıl; boy uzunluğu DG 167.06±9.45 KG 167.93±6.98 cm; DG vücut ağırlığı 81.60±12.29 KG 75.60±6.83 kg'dır. DG 5 ay süre ile haftanın 3 günü günde birer saat Feldenkrais egzersiz programına katılırken, KG fiziksel etkinlik yapmamıştır. Demografik bilgilerin toplanmasından sonra, çalışma öncesi ve sonrasında sırasıyla; Diastolik Kan Basıncı (DKB), Sistolik Kan Basıncı (SKB), Dinlenik Kalp Atım Hızı (DKAH), 6 dk. Yürüme Testi (6DYT), Görsel Ağrı Ölçeği (GAS), El Kavrama Kuvveti (EKK), Mental Sağlık (MSS) ve Fiziksel Sağlığı kapsayan (FSS) SF-12 yaşam kalitesi ölçeği, Berg Denge Testi (BDT) ve Geriatri Depresyon Ölçeği (GDÖ) kullanılmıştır. Veri analizleri eşleştirilmiş mixed ANOVA ile yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda, Feldenkrais egzersiz programından sonra yaşlılarda MSS, GDÖ ve SKB değişkenlerinin kısmi Ƞ2 değerleri düşük bulunurken, diğer değişkenlerde kısmi Ƞ2 değerleri anlamlı seviyede yüksek gözlenmiştir. Vücut farkındalığını artıran Feldenkrais egzersizleri yaşlıların, fiziksel uygunluk düzeylerinin geliştirilmesinde etkin bir yöntem olduğu ve ağrı seviyesini azaltarak yaşlıların yaşam kalitelerini artırdığı söylenebilir. Bu bulgular ışığında fiziksel fonksiyonlarında azalma gözlenen tüm yaşlı bireylere düşük-orta düzey egzersizlerden oluşan Feldenkrais eğitim yöntemi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Egzersiz, Feldenkrais Metodu, Yaşam Kalitesi, Yaşlılık.
İnmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisi
Çalışmamızın amacı, inmeli hastalarda robotik yürüme egzersizlerinin denge üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya Özel Algomed Hastanesinde inme tanısı konmuş yaşları 45-75 aralığında olan 31 hasta alındı. Çalışmaya katılan 31 hastanın 16'sına, 4 hafta süresince haftanın 6 günü totalde 24 gün, 30-45 dakika konvansiyonel tedavi uygulanırken kalan 15 hastaya, 4 hafta süresince konvansiyel tedaviye ek olarak haftada 2 kez 20-30 dakika toplamda 8 seans robotik yürüme egzersizleri uygulandı ve araştırmanın grupları olarak kabul edildi. Hastaların sosyodemografik ve antropometrik özellikleri kaydedildi. Hastaların tedavi öncesi ve sonrası BMİE Üst Ekstremite, BMİE Alt Ekstremite, BMİE El, FAS, Berg Denge skoru, FBÖ skorları kaydedildi. Hastaların konvansiyonel tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.01), BMİE Alt Ekstremite(0.05), BMİE El(0,04), FAS(0.03), Berg Denge(0.00), FBÖ(0.01) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Diğer taraftan konvansiyonel tedaviye ek olarak robotik yürüme egzersizi alan hastaların tedavi öncesi ve sonrasındaki değerleri grup içindeki değişimi karşılaştırıldığında BMİE Üst Ekstremite(p=0.04), BMİE Alt Ekstremite(0.00), BMİE El(0.025), FAS(0.01), Berg Denge(0.01), FBÖ(0.02) skorlarında anlamlı bir artış vardı. Grupların tedavi öncesi ve sonrası değerlerindeki değişimlerin gruplar arasında karşılaştırıldığında sadece BMİE Alt Ekstremite(0.023) skorunda artış vardı. Sonuç olarak robotik yürüme egzersizlerinin tek başına konvansiyonel yürüme egzersizlerinin yerini alamayacağını, fakat robotik yürüme egzersizleri ve konvansiyonel tedavinin beraber uygulandığında denge üzerinde daha olumlu etkiye sahip olduğu görülmektedir. Anahtar sözcükler: Denge, İnme, Konvansiyonel Tedavi, Robotik Yürüme Egzersizleri
Parkinson fare modelinde gönüllü ve zorunlu egzersizin BDNF, GDNF ve NGF üzerine etkisi
Dünyadaki en yaygın ikinci nörodejeneratif hastalık olan Parkinson Hastalığı'nın kesin tedavisi henüz bulunamamıştır. Bununla birlikte egzersizin semptomlar üzerine tedavi edici etkisinin bulunduğunu gösteren birçok çalışma mevcuttur. Nöronların canlılığını sürdürmesinde önemli rolleri bulunan nörotrofik faktörlerin bazılarının parkinsonlu kişilerde azalmış olduğu ve ayrıca egzersizle protein seviyelerinin değiştiği bilinmektedir. Bu çalışma nörotoksik hayvan modelinde, iki farklı tipte egzersizin, parkinson hastalığının motor semptomları ile nörotrofik faktör protein üretimi üzerine etkisini araştırmak ayrıca nörotrofik faktörlerin hastalığın motor semptomları üzerindeki etkisini belirleyebilmek amacıyla yapılmıştır. Parkinson modeli oluşturulmuş, gönüllü ve orta şiddette zorunlu egzersiz yaptırılan farelerde enzime bağlı immünosorban aktivite tayini kitleri kullanılarak, beyin kaynaklı nörotrofik faktör, glial türevli nörotrofik faktör ve sinir büyüme faktörü miktarları ölçülmüştür. Tirozin hidroksilaz proteininin miktarı immünohistokimyasal çalışma ile belirlenmiş ve hematoksilen eozin boyama ile histopatolojik inceleme yapılmıştır. Ayrıca motor performansı değerlendirmek için rotarod ve çubuk testleri uygulanmıştır. Çalışma sonucunda motor fonksiyonları iyileştirici etkisi en fazla olan egzersiz tipinin uzun süreli orta şiddette zorunlu egzersiz olduğu gösterilmiştir. İmmünohistokimyasal sonuçlar egzersizin motor fonksiyonları iyileştirici etkisi olduğu sonucunu desteklemiştir. Beyin kaynaklı nörotrofik faktör miktarında egzersizle anlamlı bir değişim saptanmamışken, glial türevli nörotrofik faktör özellikle gönüllü egzersizle artmıştır. Sinir büyüme faktörü ise gönüllü egzersiz yapan grupta anlamlı bir düşüş göstermiştir. Yapılan bu çalışmayla egzersizin tipinin, süresinin, sıklığının ve yoğunluğunun hastalık üzerinde yaptığı etkiyi değiştirebileceğini göstermiş olduk.
Göğüs tüpü olan hastalarda düzenli solunum-öksürük egzersizi ve insentif spirometre-öksürük egzersizi uygulamasının solunum fonksiyon testlerine etkisi
Bu araştırma, göğüs tüpü uygulanan hastalarda, solunum-öksürük egzersizi veya insentif spirometre-öksürük egzersizi uygulaması yaptırmanın solunum fonksiyon testlerine etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın uygulaması,10 Mayıs 2017-6 Mart 2019 tarihleri arasında Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin, Göğüs Cerrahisi kliniğinde yatan hastalar üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 18 yaşından büyük, planlı olarak göğüs tüpü uygulanan 60 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında hastalara ait tanıtıcı özellikler formu, hasta izlem formu ve solunum fonksiyon testi izlem formu kullanılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilebilmesi için Kırıkkale Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan ve araştırmanın yapıldığı kurumdanyazılı izin alınmıştır. Ayrıca çalışmaya katılan hastalardan aydınlatılmış onam alınmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan hastalar üç gruba ayrılmıştır. Birinci grup solunum-öksürük egzersiz grubunu, ikinci grup insentif spirometre-öksürük egzersiz grubunu, üçüncü grup ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Hastalar basit rastgele yöntemle gruplanarak randomizasyon sağlanmıştır. Araştırmacı tarafından, her iki grupta yer alan hastalara, postoperatif 4 gün boyunca solunum öksürük-egzersizi/ insentif spirometre-öksürük egzersizi protokollerine uygun olarak saat başı 10 kez yaptırılmıştır. Hastaların solunum fonksiyon testleri ameliyat öncesi günde, postoperatif 2.günde ve postoperatif 4.günde değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Pearson Exact Ki-kare Test, Tek Yönlü Varyans Analizi, Mann-Whitney U testi ve Bağımsız Örneklem t Testi kullanılmıştır. Hastaların preoperatif ve postoperatif 2. gün FVC, FEV1, FEV1-FVC, FEF25-75 ve PEF değeri ortalamaları arasında gruplara göre istatistiksel bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Solunum-öksürük egzersizi grubundaki hastaların postoperatif 4.gün FEV1 ve PEF değeri ortalamaları diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). İnsentif spirometre-öksürük egzersizi grubundaki hastaların postoperatif 4.gün FVC değeri ortalaması diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Hastaların ameliyat şekline göre solunum fonksiyon testlerine bakıldığında, insentif spirometre grubunda postoperatif 2. ve 4. gün FVC, FEV1, FEF25-75 ve PEF değerleri diğer gruplara göre yüksek bulunmuş olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak göğüs tüpü uygulanan hastalarda düzenli olarak solunum-öksürük/insentif spirometre-öksürük egzersizlerinin solunum fonksiyon testleri değerlerini olumlu yönde etkilediği bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda; solunum-öksürük egzersizi/insentif spirometre-öksürük egzersizinin kliniklerde protokoller doğrultusunda, hemşireler tarafından düzenli olarak uygulanmasının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: göğüs tüpü, insentif spirometre, derin solunum-öksürük egzersizi, solunum fonksiyon testleri, hemşirelik
Orta büyüklükteki rotator manşet kas yırtığı sonrası artroskopik omuz cerrahisi uygulanan bireylerde humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin fonksiyonel sonuçlar açısından etkisinin incelenmesi
Çeşitli klinik araştırmalarda humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin glenohumeral eklem disfonksiyonu üzerindeki etkisi incelenmiş olmasına karşın bu eğitim programının orta büyüklükteki rotator manşet (RM) kas yırtığı sonrası artroskopik RM onarımı (ARMO) uygulanan bireylerde etkisini araştıran herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu bağlamda çalışmamızın amacı orta büyüklükteki RM kas yırtığı sonrası ARMO uygulanan bireylerde humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitiminin fonksiyonel sonuçlar açısından etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmaya 27 birey dahil edildi. Randomizasyon öncesi bir katılımcı çalışmadan dışlandı. 26 katılımcı randomize şekilde tedavi grubu (n=13) ve kontrol grubu (n=13) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki grubun da konservatif eğitimleri aynı araştırmacı tarafından uygulandı. Tedavi grubundaki bireylere, konservatif eğitimlere ek olarak teres major, latissimus dorsi ve pektoralis major kasları için humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitimi senkronize şekilde uygulandı. Ko-aktivasyon eğitimi için nöromusküler temelli bir eğitim aracı olan EMG Biofeedback cihazı (Chattanooga Group Inc., Chattanooga, TN) kullanıldı. Glenohumeral egzersizler sırasında ilgili kasların ko-aktivasyonu istendi. Tedavi öncesi ve sonrası tüm bireyler, ağrı (Görsel Analog Skala), eklem hareket açıklığı (Universal Gonyometre) ve fonksiyonel skorlar (Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi; Revize Oxford Omuz Skoru; Modifiye Constant-Murley Omuz Skoru; Western-Ontario Rotator Cuff İndeksi) açısından gruplara kör olarak değerlendirildiler. Takip sürecindeki bazı problemler nedeniyle 24 tam katılımcı analiz edildi. Tüm ölçümler açısından grup içi değerlendirmelerde her iki programın da etkili olduğu saptandı (p<.05). Zaman ve grup*zaman etkileşimleri açısından internal rotasyon eklem hareket açıklığı dışında tedavi grubundaki iyileşmenin kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu saptandı (p<.05). Çalışma sonuçlarına göre, humeral baş depresör kas ko-aktivasyon eğitimi, orta büyüklükteki RM kas yırtığı sonrası ARMO uygulanan bireylerin tedavisinde etkili bir seçenektir. Net abduksiyon torkunun azalması ve glenohumeral eklem temas kuvvetinin artması fonksiyonel skorları iyileştirmektedir.
Artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan hastalarda erken dönem kinezyobant uygulamasının ağrı, ödem ve fonksiyon üzerine etkisinin incelenmesi
Kinezyobantlamanın cerrahi sonrası etkileri ile ilgili literatürde çok az çalışma vardır. Çalışmamızın amacı artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliğini araştırmaktır. Çalışmaya artroskopik rotator kılıf tamiri yapılan 45 hasta dâhil edildi. Katılımcılar randomize olarak kinezyobantlama (KT, n=15), sham bantlama (ST, n=15) ve kontrol (n=15) olarak 3 gruba ayrıldı. Çalışmaya katılan tüm bireylere konservatif fizyoterapi programı uygulandı. Konservatif fizyoterapi programı cerrahi sorası ilk 6 haftalık süreyi kapsıyordu. KT grubundaki hastalara ek olarak kinezyobantlama yapıldı. ST grubundaki hastalara ek olarak sham bantlama yapıldı. Tedavi boyunca tüm hastaların ağrı (visüel analog skala), ödem ve fonksiyonel skorları (Western-Ontario Rotator Cuff İndeksi, Modifiye Constant-Murley Omuz Skoru, Revize Oxford Omuz Skoru, Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi) belirli aralıklar ile değerlendirildi. Grupların başlangıç özellikleri homojendi (p>0.05). Üç grubun zamana göre tüm değerlendirme parametrelerinde anlamlı olarak geliştiği görüldü (p<0.05). Sonuçlar grup*zaman etkileşimleri açısından incelendiğinde tüm parametrelerde gruplar arasında fark yoktu (p>0.05). Çalışma sonuçlarına göre artroskopik rotator kılıf tamiri sonrası kinezyobantlamanın etkinliği saptanmadı.
KOAH tanısı almış hastalara verilen uyku hijyeni ve derin solunum-öksürük egzersizleri eğitiminin uyku ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: KOAH tanısı ile yatmakta olan hastalara verilen uyku hijyeni ve derin solunum-öksürük egzersizi eğitiminin hastaların taburculuk sonrasında uyku ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bir devlet hastanesinde yatan KOAH tanısı almış 60 hasta ile 25 Şubat-30 Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülen ön test son test gruplu yarı deneysel bir araştırmadır. Eğitim verilmeden önce hastalara "Hasta Tanıtım Formu", "Uykuyu Etkileyen Faktörler Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ)" ve "Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36)" uygulandı. Girişim grubundaki hastalara taburcu olmadan bir gün önce uyku hijyeni ve derin solunum öksürük egzersizi eğitimi verildi. Taburcu olduktan bir ay sonra aynı form ve ölçekler tekrar uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara ise herhangi bir eğitim verilmeksizin aynı formlar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, aritmetik ortalama, varyans analizi, ki kare testi, t-testi kullanıldı. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların yaş ortalaması 64,56±11,37 olup, %70'i erkek, %70'i evli, %93,33'ü ilkokul mezunudur. Kontrol grubundaki hastaların ise yaş ortalaması 68,56±12,59 olup, %66,67'si erkek, %76,67'si evli, %96,67'si ilkokul mezunudur. Girişim grubundaki hastaların eğitim öncesi ve eğitim sonrası toplam PUKİ puan ortalaması sırasıyla 14,20±1,45 ve 12,57±0,97; kontrol grubundaki hastaların 15,00±1,89 ve 14,80±1,13 idi. Girişim grubundaki hastaların eğitim öncesi ve eğitim sonrası Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması sırasıyla 43,98±12,72 ve 117,12±15,09; kontrol grubundaki hastaların ise 36,93±5,77 ve 38,13±5,67 idi. Girişim grubunda ön test ve son test toplam PUKİ ve yaşam kalitesi puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanırken (p<0,05), kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Sonuçlar: Uyku hijyeni ve derin solunum öksürük egzersizi eğitiminin uyku ve yaşam kalitesi üzerinde etkili olduğu saptandı. Anahtar Sözcükler: Derin solunum egzersizi; öksürük egzersizi, uyku hijyeni, uyku, KOAH.
KOAH tanısı almış hastalara uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin yorgunluk ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Çalışma, KOAH tanısı ile yatmakta olan hastalara uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin taburculuk sonrası yorgunluk ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, KOAH tanısı ile yatan 60 hasta ile 15.06.2018-25.01.2019 tarihleri arasında yapılan ön test son test gruplu yarı deneysel bir araştırmadır. Hastalara hastaneye yattıklarında eğitim verilmeden önce ''Hasta Tanıtım Formu'', ''KOAH ve Astım Yorgunluk Ölçeği'' ve ''SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği'' dolduruldu. Girişim grubuna taburcu olmadan bir gün önce progresif kas gevşeme egzersizleri CD'si eşliğinde eğitim verildi. Taburcu olduktan bir ay sonra aynı formlar tekrar uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara herhangi bir eğitim verilmeden aynı formlar dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde sayı yüzde dağılımı, bağımsız gruplarda t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon Signed Ranks, Kruskal Wallis testi ve ölçekler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Spearman Korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Girişim grubundaki hastaların %50'si 47-67 yaş arasında, %90'ı erkek, %83,3'ü evli, %76,7'si ilköğretim mezunudur. Kontrol grubundaki hastaların ise %53,3'ü 67-87 yaş arasında, %70'i erkek, %90'ı evli, %96,7'si ilköğretim mezunudur. Girişim grubundaki hastaların eğitim öncesi ve eğitim sonrası yorgunluk ölçeği puan ortalamaları sırasıyla 77,8610,16 ve 43,099,98; kontrol grubundaki hastaların ise 75,0713,23 ve 78,2514,20 idi. Girişim grubundaki hastaların eğitim öncesi ve eğitim sonrası Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması sırasıyla 26,989,82 ve 78,2211,47; kontrol grubundaki hastaların ise 32,6312,78 ve 31,7313,22 idi. Girişim grubunda ön test son test Yorgunluk Ölçeği ile Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanırken, kontrol grubunda anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuçlar: Progresif gevşeme egzersizlerinin yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerinde etkili olduğu saptandı.