Şerh
Bu konu başlığı altında 202 tez
Aşçı İbrahim Dede Rūhu'l-Beyān'daki Farsça Tanıklar ve çevirisi (III/1-100)
Çalışmamız, Aşçı İbrahim Dede'nin dört ciltlik Tercemetü'l-Fârisiyye fî Tefsîri'l-Hakkiyye adlı eserinin üçüncü cildinin 1-100. sayfa aralığının akademik yöntemlerle Latin harflerine aktarılmasıdır. Söz konusu eserde İsmail Hakkı Bursevî'nin Rūhu'l-Beyân adlı eserinde geçen Farsça nazım ve nesir bölümlerinin şerhi Türkçeye çevrilmiş ve açıklanmıştır. İlim dünyasına katkıda bulunmayı hedeflediğimiz çalışmamız; Birinci Bölüm'de eserin müellifi olan Aşçı İbrahim Dede'nin hayatı ve eserleri, nüsha tavsifi, muhtevası, Farsça tanıkların istatistiği, izlenen yöntem ile dil ve imla özellikleri; İkinci Bölüm'de transkripsiyonlu metin ve Sonuç'tan oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Aşçı İbrahim Dede, Rûhu'l-Beyân, Farsça, İsmail Hakkı Bursevî, Şerh.
Azîzî'nin es-Sirâcü'l-Münîr adlı eseri özelinde hadisçiliği ve şerh yöntemi
es-Süyûtî tarafından etraf (alfabetik) tarzda tasnîf edilen el-Câmiu's-Sağîr, İslâm dünyasında çok kısa bir zamanda şöhret bulmuş ve üzerine pek çok çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan biri de Mısır'ın Bûlâk köyünde dünyaya gelmiş, el-Azîziyye kasabasına yerleşip orada ilim tahsîl etmiş olan el-Azîzî tarafından te'lif edilmiş es-Sirâcü'l-Münîr bi-Şerhi'l-Câmi's-Sağîr'dir. Çalışmanın konusu el-Azîzî'nin bahsi geçen eserindeki şerh yöntemini tespit etmektir. Amacı ise es-Sirâcü'l-Münîr'de el-Azîzî'nin yorumları tek tek incelenip tahlilî yapılarak şârihin şerh yöntemine dair kaideleri tespit etmektir. Çalışmanın önemine gelince, ülkemizde el-Azîzî ve eserleri hakkında bugüne kadar herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırma, el-Azîzî ve şerhi hakkında ilk olma özelliğini taşımaktadır. Aynı şekilde ülkemizde el-Câmiu's-Sağîr'in herhangi bir şerhi hakkında yorum yöntemini tespit etme amacıyla da bir inceleme yapılmamıştır. Dolayısıyla çalışma bu sahanında ilki konumundadır. Çalışmada tasvîrî ve tahlilî bir yöntem benimsenmiştir. Bu doğrultuda el-Azîzî'nin zengin içerikli şerhlerin genel özelliklerini nasıl ve hangi yoğunlukta tatbik ettiği, ana kaynaklarını hangi yöntemlerle kullandığı ve ana kaynaklarından nasıl etkilendiği bu çalışmada incelenmiştir. Yapılan araştırmalar neticesinde, el-Azîzî'nin eserini kaleme alırken üç ana kaynaktan istifade ettiği tespit edilmiştir. Bunlar: es-Süyûtî'nin öğrencisi el-Alkamî'nin el-Kevkebü'l-Münîr'i, el-Münâvî'nin et-Teysîr'i ve el-Hicâzî el-Vâ'iz'in Fethu Mevlâ'n-Nasîr'idir. es-Sirâcü'l-Münîr zengin içerikli şerhlerin özelliklerini önemli ölçüde barındırmaktadır. Muhteva benzerliğinden dolayı âyet, hadîs ve Arap şiiri ile istişhâdda bulunma, kelime analizi yapma; fıkhî, kelâmî yorumlarda bulunma; hadîsler arasındaki ihtilafı giderme, ğarîb lafızları beyân etme, sebeb-i vürûdu nakletme gibi zengin içerikli şerhlerin karakteristik özellikleri el-Azîzî tarafından önemli ölçüde bu şerhinde uygulanmıştır. es-Sirâcü'l-Münîr, el-Câmiu's-Sağîr'in ilk dönem şerhlerinin karakteristik özelliklerini hatırı sayılır biçimde yansıtmıştır.
Şeyh Mahmud ez-Zukaydî'nin "Şerhu'l-Ma'fuvat" adlı eserinin tahkiki ve değerlendirilmesi (Investigation and evolation of " Sheikh Mahmut ez-Zukaydı`s ")
İslam âlimleri, kutlu şeriat konuları arasında önem verdiği mevzuların başında İslam fıkhı gelir. Zira fıkıhta ibadetler, mülkiyet hakları, aile hukuku, miras, helal, haram ve hayatın değişik alanlarına dair konulara büyük bir önem verilmektedir. Kimi âlimler, bu konuları ayrıntlı bir şekilde izah eden müstakil eserler yazmıştır. Taharet (temizlik), ve necasetten temizlik, en önemli ibadet konuları arasında yer almkaktadır. Önde gelen fakihler, bunların ayrıntlılarını ve ince meselelerini açıklamışlardır. Malum olduğu üzere Anadolu'da Şafii fakihlerin son büyük alimi olan Molla Halil el-İs'irdî (ö. 1834), ma'fuvvat konularına dair başlıbaşına güzel bir eser yazmış önde gelen İslam fıkhı alimlerindendir. Âlimler, kıymetli ve nefis olan bu esere şerhler yazmışlardır. Bu şerhler arasında Şeyh Mahmud ez-Zukaydî'nin yaptığı şerh, en yararlı ve en geniş kapsamlısı olması hasebiyle bunun tez çalışmamın temeli olmasını istedim. Tezi iki bölüme ayırdık. Birinci bölümü araştırmaya ayırdık. Bu bölüm, metin sahibi Molla Halil'in ve şahirin hayatını ayrıntılı bir şekilde incelemeyi içermektedir. İkinci bölümü ise tahkike ayırdık. Bu bölümde müellifin metodunu inceleyip metindeki kapalı kelimeleri açıkladık ve metinde adı geçen şahsiyetler hakkında bilgiler verdik. Molla Halil'in işlediği konulara sünnetten deliller getirdik. Aynı şekilde bu meselelerin alındığı kaynakları ve görüş sahiplerini belirttik. Müellifin kaynaklarını belirttik, kitapta geçen ve Şafiî âlimlerin isimlerini ve kitapları ifade eden sembolleri açıkladık.
Şeyh Gâlib Divanı'ndaki ilk elli gazelin şerhi
Yapılan bu çalışmanın temelini, divan şiirinin son büyük temsilcisi olan Şeyh Gâlib'in divanında bulunan ilk elli gazelin şerhi oluşturmaktadır. Şeyh Gâlib divan şiirinin son büyük temsilcisidir. Nitekim edebiyat araştırmacıları bu konuda ağız birliği etmişçesine aynı fikri savunurlar. Bu çalışmada Gâlib'in divanında bulunan ilk elli gazel şerh edilmiş olup çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde şairin hayatı, sanatı ve eserleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde "şerh" kavramı üzerine açıklamalar yapılmış ve üçüncü bölümde ise divandaki ilk elli gazelin şerhine geçilmiştir. Gazeller incelenirken, ilk olarak gazelin bütünü verilmiştir. Daha sonrasında beyit beyit nesre çevirisi yapılmıştır. Beyitlerde geçen ve anlamının herkes tarafından bilinmediği düşünülen kelimelerin anlamları verilmiştir. Devamında ise her beyit günümüz Türkçesine çevrilmiş ve şerh edilmiştir. Beyitler şerh edilirken kullanılan mazmûnlar, kelimelerin şiirdeki kullanım alanları, anılan tarihi, mitolojik ve dini şahsiyetler elden geldiğince bulunup izah edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra şairin bunları hangi çağrışımları kullanarak bir araya getirdiği göz önünde bulundurarak açıklamalar yapılmaya çalışılmıştır. Her beytin sonunda, elden geldiğince edebî sanatlar gösterilmeye çalışılmıştır.
Mollacıkzâde Mehmed Râ'if'in Ziyâ'u'l-Fu'âd fî Şerhi Bânet Su'âd isimli Kasîde-i Bürde şerhi (İnceleme-metin-sözlük-indeks)
Türkçe şerh edebiyatı kapsamında ortaya konan literatür, Anadolu sahasında şekillenen edebî gelenek içerisinde ciddi bir yekun teşkil etmektedir. Bu literatür daha ziyade, Osmanlı Türklerinin beslendiği Arap ve Fars edebî gelenekleri içerisinde ön plana çıkan klasik metinler merkezinde şekillenmiştir. Bu hâliyle klasik Türk edebiyatı içerisinde kendisine hususi bir yer edinen şerh literatürü, İslâm medeniyet tarihi içerisinde ortaya konan edebî muhtevanın, Türk edebî geleneği tarafından tevarüs edilmesi olgusunun somut örneklerini göstererek ilmî ve içtimaî sahalarda olduğu gibi edebî sahada da geleneğin farklı dillerle bir süreklilik oluşturduğu hususuna işaret etmektedir. Ka'b b. Züheyr tarafından Hz. Peygamber'e sunulan ve sonrasında Kasîde-i Bürde ismiyle iştihar eden şiir de bu gelenek içerisinde çokça şerh edilen eserlerden biridir. Bu tez çalışmasında Kasîde-i Bürde'ye XIX. yüzyılda Mollacıkzâde Mehmed Râ'if Efendi tarafından yazılan Ziyâ'u'l-Fu'âd fî Şerhi Bânet Su'âd isimli şerh metni incelenmiş ve eserin tam transkripsiyonlu metin neşri yapılmıştır. Çalışmanın amacı, İslâm tarihinin ilk edebî ürünlerinden biri olan Kasîde-i Bürde üzerine yazılan ve henüz üzerinde durulmamış bir metnin inceleme ve neşrini üstlenerek son yıllarda mahiyet ve gayesine daha ciddi araştırmalarla vurgu yapılan Türk şerh edebiyatı sahasında devam eden çalışmalara katkıda bulunmaktır. Anahtar Sözcükler: Kasîde-i Bürde, Ka'b b. Züheyr, Mollacıkzâde Mehmed Râ'if, Ziyâ'u'l-Fu'âd fî Şerhi Bânet Su'âd, edebî şerh geleneği
Tecrîdü'l-itikâd şârihlerinde imâmet: İsfahânî ve Ali Kuşçu örneği
Klasik dönemde yazılmış birçok kelâm kitabında yer alan imâmet meselesi, kelâm-siyaset ilişkisini tespit noktasında önemli bilgiler içermektedir. Hz. Peygamber'in vefatının ardından İslâm devletinin yöneticisinin seçimi hususunda ilk halifelerden başlayan sürecin teolojik mahiyeti hakkında mezhepler farklı görüşler ileri sürmüştür. Şiî-İmâmî anlayış, insanlara bırakılan bu alanı "nas"lar ile düzenlemeye çalışmış ve bu husustaki görüşlerini temellendirmek için salah-aslah, lütuf gibi birtakım Mu'tezile kökenli teorilere başvurmuştur. Şiîlerin bu yaklaşımı, Ebü'l-Hasan el-Eş'arî'den (ö. 324/935-36) itibaren Sünnî kelâm eserlerinin sonuna imâmet bölümü eklenmesini beraberinde getirmiştir. İlgili bölümde nas iddiasında bulunan Şiî anlayış eleştirilerek temelde fıkhî bir mesele olan imâmetin, kelâmî yönü ortaya konulmaya çalışılmıştır. Müteahhir dönem kelâm âlimi Nasîrüddîn et-Tûsî (ö. 672/1274) de Şiî-İmâmî imâmet teorisini benimsemiş ve yazdığı Tecrîd'ül-i'tikâd adlı kitabının imâmet bölümünü bu teori doğrultusunda şekillendirmiştir. Hz. Ali ve evlâdından onbir kişinin seçilmiş imâm olduğunu ispatlamak ve ilk halifelerin Hz. Ali'nin hakkını gaspettikleri iddiasını desteklemek yönünde birtakım görüş ve ithamları içeren Tecrîd'in beşinci bölümü olan "imâmet", bilimsel kimliğinin getirdiği saygınlık sebebiyle Tûsî'ye yakıştırılamamış ve kimileri tarafından, öğrencisi İbnü'l-Mutahhar el-Hillî'ye (ö. 726/1325) nisbet edilmiştir. Ebü's-Senâ el-İsfahânî (ö. 749/1349) ve Ali Kuşçu (ö. 879/1474), Tecrîd'e şerh yazarak imâmet bölümünde ana metin yazarını dikkatli bir eleştiriye tabi tutmuşlardır. Bu tez çalışmasında Sünnî âlimlerin, şerh telif etme sebeplerinden biri olan "Tecrîd'in imâmet bölümündeki iddialar", İsfahânî ve Kuşçu şerhleri bağlamında incelenmiş ve ilgili metinlere yansıyan Şiî-Sünnî tartışmasında tarafların argümanlarının tahlil edilmesi hedeflenmiştir.
İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin el-Fıkhu'l-Ekber risâlesine yapılan şerhler Ve Mehmet Emin el-Üsküdârî'nin Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber'i
Son dönem Osmanlı Âlimlerinden olan Mehmed Emîn el-Üsküdarî'nin Ebû Hanîfe'nin el-Fıkhu'l-ekber isimli eserine yazmış olduğu Şerhu'l Fıkhi'l-ekber isimli şerhini ele aldığımız bu çalışma, bir giriş, üç bölüm, sonuç ve ekler kısmından oluşmaktadır. Kelâm ilminin oluşum sürecinde yazılmış olan el-Fıkhu'l-ekber isimli risâleye şerh olması münasebetiyle Giriş kısmında kelâm ilminin oluşum sürecine ve şerhlerin kısaca tanıtımına yer verdik. Birinci bölümde Ebû Hanîfe'nin hayatı, ilmi kişiliği ve el-Fıkhu'l-ekber isimli eserin tanıtımına; ikinci bölümde Mehmed Emîn el-Üsküdarî'nin tanıtımı ve eserlerine; üçüncü bölümde ise Şerhu'l-Fıkhu'l-ekber'in latinizesi ve değerlendirmesine yer verdik. Sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmıştır.
Ebü'l-Müeyyed en-Nesefî'nin er-Râ'iyye adlı akâid manzûmesinin şerhi: Tahkik ve değerlendirme
İslam ilim geleneği metin yazım türleri içerisinde önemli bir yere sahip olan şiir türü, kelâm ilminin bir alt dalı olarak akaid literatüründe de kendisine yer bulmuştur. Genel olarak düz yazı şekinde telif edilen akaid metinleri, eğitim ve öğretim faaliyetlerinin gelişip medreselerin yaygınlaşmasıyla birlikte şiir şeklinde de yazılmaya başlanmıştır. Bu tür eserlerin kolay ezberlenmesi, zihinde daha kalıcı olması ve talep edilen ilmin konularını bir araya toplaması gibi faydaları sebebiyle bu tarz telif türlerine ilgi artmış ve ilmî ortamlarda yaygınlaşmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Ebü'l-Müeyyed en-Nesefî'nin (ö. 519/1125) şiir formatında telif etmiş olduğu el-Manzûmetü'r-râ'iyye adlı eseri ve bu esere anonim bir kimse tarafından yazılmış olan şerhin incelemesi ve tenkitli neşrini yaparak kelâm literatürüne mütevazı bir katkı sunmaktır. Hanefî-Mâtürîdî telif geleneğinde şiir türünde üretilen akaid metinlerinin ilk örneğini oluşturan bu eserin ve şerhlerinin daha önce çalışılmamış olması bu araştırmayı önemli kılmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde el-Manzûmetü'r-râ'iyye adlı eserin müellifi olan ve hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz Ebü'l-Müeyyed en-Nesefî'nin hayatı hakkında bilgi verilmiş olup bu eserin el yazma nüshaları tanıtılmış ve eserin Nesefî'ye aidiyeti incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise el-Manzûmetü'r-râ'iyye şerhinin nüshaları tanıtılmış ve eserin müellifi tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın son bölümünde el-Manzûmetü'r-râ'iyye şerhinin içerik analizi yapılmış ve kelâm literatürü içerisindeki yeri tespit edimeye çalışılmış olup çalışmanın sonunda manzumenin şerhinin tenkitli neşri bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akaid, Ebü'l-Müeyyed en-Nesefî, er-Râ'iyye, Manzume
İbn Hacer el-Askalânî'nin Nüzhetü'n-naẓar fî tavżîḥi Nuḫbeti'l-fiker Şerhi ile Kemâleddin eş-Şümünnî'nin Netîcetü'n-naẓar fî Şerḥi Nuḫbeti'l-fiker Şerhinin Mukayesesi
Hadis usulü literatürü İbn Salâh (ö. 643) ile yeni bir merhaleye girmiştir. İbn Salâh sonrasında yazılan hadis usulü kitaplarının neredeyse tamamı İbn Salâh'a itimat etmektedir. İbn Hacer (852) , İbn Salâh'ın usul kitabına 40 nevi daha ekleyerek muhtasar bir kitap yazmıştır. Bu kitaba Nuḫbetü'l-fiker ismini vermiştir. 818 yılında bu esere müellifi tarafından Nüzhetü'n-naẓar fî tavżîḥi Nuḫbeti'l-fiker adında bir şerh yazılmıştır. Nuḫbetü'l-fiker'e kendisinden önce aralarında hoca-talebe ilişkisi bulunan Kemâleddin eş-Şümünnî (ö. 821) tarafından bir şerh yazılmıştır. Netîcetü'n-naẓar fî Şerḥi Nuḫbeti'l-fiker isimli şerhi kaleme alan Şümünnî, eserini İbn Hacer'e arz etmiştir. İbn Hacer yazılan şerhi pek beğenmemiştir ve Nüzhe'nin mukaddimesindeki ifade ile "evin sahibi evde olanı daha iyi bilir" diyerek kendi kitabına şerh yazmıştır. İbn Hacer'in ve Şümünnî'nin yazdığı şerhler muhteva açısından karşılaştırıldığında aralarındaki benzerlik göze çarpmaktadır. Bu benzerlik İbn Hacer'in teferrüt ettiği meselelerde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum iki şerh arasında mukayeseyi ve üzerine araştırma yapmayı gerekli kılmaktadır. Tezde iki alim arasındaki münasebet incelenecektir ve şerhler arasındaki bu benzerliğin sebebi aranacaktır.
Ebu Said es-Sîrâfî'nin Sîbeveyhi'nin İstişhad metoduna getirdiği eleştiriler
Arap dilbilimine dair elimize ulaşan ilk eser Sîbeveyhi'nin el-Kitâb'ıdır. 175–180/791–796 tarihleri arasında telif edilmis olan el-Kitâb, Ebu'l-Esved ed-Düelî ve öğrencileri ile başlayıp Sîbeveyhi'ye kadar devam eden üç veya dört nesillik dil çalışmalarının muhassalası mâhiyetindedir. el-Kitâb, sonraki dönemlerde kitap yazımında gelenek haline gelmiş olan birtakım özelliklere sahip değildir. Bu anlamda eserin hamd ve salât cümleleriyle başlayan, yazarın kendisini tanıtıp, amacını ve kitabının muhtevasını kısaca anlattığı bir mukaddimesi bulunmamaktadır. Kitap, bu tür bir sonuç bölümünü de içermemektedir. Sîbeveyhi'nin kitabı şöhretinden ötürü, nahivciler yanında alem (işaret) sayılan bir kitaptı. Basra da biri el-Kitabı okudu denildiğinde, hiç şüphesiz bunun Sîbeveyhi'nin el-Kitabı olduğu, yarısını okuduğu anlaşılırdı. Dolayısıyla gerek kendi döneminde yaşamış dilbilimciler gerekse de daha sonra gelenler el-Kitab'ın bu şöhretinden uzak duramamış ve ona şerh yapma yoluna girmişlerdir. Tüm yapılan şerhlerin içerisinde en beğenilen ve de takdir edilen, Ebu Said es-Sîrâfî'nin (ö. 368/979) kaleme aldığı Şerhu Kitabı Sîbeveyhi adlı eserdir. Sîrâfî'nin bu şerhte takip ettiği yol ilmi bir yoldur. O, şerh yaparken Sîbeveyhi'den yana tavır almamış zaman zaman ona itirazlar getirmiş ve yine gayet üstün bir üslupla konu hakkındaki yanılgıyı ifade etmiş, yanlışı izole etmiştir. Bunu yaparken de gerek çağdaşı olan gerekse de daha önce yaşamış olan âlimlerin görüşünden istifade etmeyi, delil getirmeyi de ihmal etmemiştir. İşte bizde bu çalışmamızda böylesi bir gayretin ürünü olan kitabı ele alarak inceledik ve çok geniş olması sebebiyle (5 cilt), Sîrâfî'nin Sîbeveyhi'ye getirdiği itirazları, imkânlarımız dâhilinde okumaya, anlamaya ve aktarmaya çalıştık. Gayret bizden, tevfik Allah'tandır.
El-Hayderî'nin Şerh Ala ez-Zevrâ li'Devvanî adlı eserinin edisyon kritiği ve muhtevasının değerlendirmesi - The edition criitique of al-Haydarî's book called "Sharh Ala al-Zavrâ li Dawanî" and its content analysis
İbrahim b. Hayder b. Ahmed b. Hayder b. Muhammed el-Hüseyn Âbadî el-Hayderî Hicri XII. Yüzyılda yaşamış bir İslam alimidir. Kendinden önceki İslam alimleri gibi İslami ilimler sahasında birçok eser yazmıştır. Bu eserlerden biri de müteahhir kelam döneminin meşhur simalarından Celalüddin ed-Devvanî'ye ait olan ez-Zevra adlı kitaba yazdığı eş-şerh ala ez-Zevra li'd-Devvanî adlı eserdir. Şerh olan bu eser tahkik edilmediği gibi bildiğimiz kadarıyla üzerinde akademik bir çalışma da mevcut değildir. Bu tezde el-Hayderî'nin hem hayatı hem de adı geçen esri ele alınıp incelenmiştir. Ayrıca el yazması eserin edisyon kritiği yapılarak muhtevası değerlendirilmiştir. Tez bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde metin yazarı olan ed-Devvanî'nin hayatı üzerinde ana hatları ile durulmuştur. Fakat şarih olan İbrahim el-Hayderî'nin yaşamı, ilmi kişiliği, eserleri gibi konulara daha geniş yer verilmiştir. İkinci bölümde yazmanın incelenmesi ve tahkik yapılmıştır. Burada eserin ismi, yazılma nedeni, kitabın söz konusu müellife nisbeti, yazmanın özellikleri ve takip edilen metod incelenmiştir. Ayrıca yazmada yar alan ayet, hadis, yer ismi, özel isimler, mezhep isimleri ve kapalı ifadeler üzerinde dip notta durulmuştur. Devvanî'ye ait olan ez-Zevrâ metni parantez içinde verilmiştir. Çalışma bir sonuç ile tamamlanmıştır. Anahtar kelimeler: ed-Devvanî, ez-Zevrâ, el-Hayderî, Şerh al ez-Zevrâ, ahkik
Mostarî'nin Şerhu Îsâgûcî adlı eserinin tasavvurât bölümü üzerine bir inceleme
Daha önce nüveleri olmakla birlikte mantığın asıl kurucusu Aristoteles'tir. Mantık, doğru düşünmenin ilkelerini konu edindiğinden kurucusundan günümüze kadar ehemmiyetinin korumuş bir yöntembilim olarak karşımıza çıkmaktadır. Aristoteles'ten beri oluşan mantık külliyâtı içerisinde Porphyrios'un Îsâgûcî'si önemli bir yere sahiptir. Bu önem İslâm mantık dünyasında da karşılık bulmuştur. Ebherî'nin yazdığı Îsâgûcî, İslâm dünyasında yazılmış en önemli çalışmalar arasında yer almaktadır. Ebherî'nin Îsâgûcî'sine tarih boyunca pek çok şerh yazılmıştır. Zamanla oluşan bu şerh geleneğine katkı sunan eserlerden biri de tezimizin konusunu teşkil eden, Bosnalı ilim adamı Mostarî'nin yazmış olduğu Şerhu Îsâgûcî adlı eserdir. Şerhu Îsâgûcî, tasavvurât ve tasdikât olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Bu tezin konusunu bölümlerden ilki oluşturmaktadır. Mostarî, bu bölümde ilk olarak mantığın kelime anlamı, işlevi, tanımı ve konuları üzerinde durmuştur. Ardından tasavvurât bölümüne, Îsâgûcî kelimesinin etimolojik çözümlemesini yaparak geçmekte son olarak delâlet, lafız çeşitleri, beş tümel ve tanım teorisiyle bölümü tamamlamaktadır. Bu çalışmada, söz konusu kronoloji takip edilerek adı geçen konular incelenmiştir. Çalışmanın sonunda, incelenen eserin tercümesi verilerek çalışma tamamlanmıştır. Böylece, Mostarî'nin İslâm mantık geleneği içerisinde nerede konumlandırılabileceğine dair bir fikir verilirken aynı zamanda bu geleneğe yapmış olduğu katkı ve eleştiriler de belirginleştirilmeye çalışılmıştır.
Le'âlî Ahmed Çelebi B. Mustafa Saruhânî'nin Kânûnu'l-ʿavâmil ve Burhânü'l-mesâil adlı eserinin tahkiki
Arap dili grameri ile ilgili çalışmaların başlangıcı olarak, Hz. Ali'nin (ö. 40/661) kelime çeşitleri ve tanımlarını içeren bir sayfayı Ebü'l-Esved ed-Düelî'ye (ö. 69/688) vermesi ve bu yolda ilerlemesini istemesi gösterilmektedir. Daha sonraları Halil b. Ahmed (ö. 175/791) âmiller nazariyesini kurmuş ve nahvin temelini atmıştır. Nahivle ilgili çalışmalar Basra, Kûfe, Bağdat gibi merkezlerde artarak devam etmiş, klasik eserler ortaya konulmaya başlanmıştır. Söz konusu bu eserler, çok fazla detay içermeleri nedeniyle nahiv konularının öğrenilmesini zorlaştırdığı şeklinde eleştirilere maruz kalmışlardır. Bunun sonucu olarak, özellikle Arapça'yı yeni öğrenmeye başlayacak olanlar için, nahiv konularını daha basit ve anlaşılır hale getirmek amacıyla muhtasar eserler yazılmıştır. Bunların içerisinde âmillerle ilgili olanlar önemli bir yere sahiptir. Nahiv terimi olarak âmil, "kelimenin sonunun iʿrab bakımından özel bir şekil almasını sağlayan şey" anlamına gelmektedir. Âmilleri konu alan eserler, "ʿAvâmil" genel adı altında telif edilmiş ve pek çok şerhe konu olmuştur. Eserlerde genelde yüz âmilden bahsedilmiş bazısında bu yüz adetin içine iʿrab ve mâmuller de dahil edilmiştir. ʿAvâmil geleneğine ait bu eserlerin en çok tanınanlarından biri, Abdülkâhir el-Cürcânî'nin (ö. 471/1078-79) el-ʿAvâmilü'l-mi'e' sidir. Şârih, 16. yy.'da yaşamış, Saruhanlı divan şairi ve kadı Le'âlî Ahmed Çelebi b. Mustafa Saruhânîdir. (ö. 971/1563) Şerh, Kânûnu'l-ʿAvâmil ve burhânü'l-mesâil adını taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Abdülkâhir Cürcânî, ʿAvâmil, Kânûnu'l-ʿAvâmil, Le'âlî Ahmed Çelebi, Tahkik
Abdurrahmân b. Ahmed b. Ali el-Humeydî'nin "Menhu's-Semi' bi Şerhi Temlîhi'l-Bedî' bi Medhi'ş-Şefî'" adlı eseri (Edisyon kritik)
Bu çalışmanın amacı, Abdurrahman b. Ahmed b. Ali el-Ḥumeydî'nin bedî'iyyât alanında yazdığı Menḥu's-semi' bi şerḥi Temliḥi'l bedî' bi medḥi'ş-şefî' adlı eserini edebiyat dünyasına kazandırmaktır. Müellif, nebevî methiyeler başta olmak üzere pek çok şiir nazmetmiş ve bunları alfabetik bir sistemde divanında toplamıştır. Müellifin söz konusu bu divanı dışında üç eseri daha mevcuttur. Çalıştığımız bu eser de bunlardan biridir. İncelemeler neticesinde doğum tarihi ile ilgili bilgiye ulaşılamayan el-Ḥumeydî'nin Mısırda yaşadığı, ehl-i varrâk olarak tanındığı ve 1005 h./1597 m. yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır. el-Ḥumeydî, bu nisbesini, hadisçi Süfyân b. Uyeyne (ö.198/813) ile birlikte Mısır'a yolculuk yapan ve h. 219 yılında vefat eden büyük dedesi Abdullah b. Zübeyr'e dayandırmaktadır. Araştırmamız, el-Ḥumeydî'nin Temliḥu'l bedî' bi medḥi'ş-şefî' adlı kasidesinin şerhi olan Menḥu's-semi' bi şerḥi Temliḥi'l bedî' bi medḥi'ş-şefî' adlı eserin tahkik ve tahlilinden ibarettir. Bedî'iyye türünde yazılmış müstakil çalışmaların sınırlı ve bu alanla ilgili yazma eserlerin çoğunun henüz edisyon-kritiğinin yapılmamış olması bizi bu araştırmaya yönlendiren etmenlerden biri olmuştur. Çalışmamız bir giriş, üç bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın amacı, konusu, kapsamı ve kaynakları üzerinde durulmuş; bedî' ilmi ve bedî'iyyât hakkında bilgi verilmiş, bedî'iyye türünde eser kaleme alan müellifler tanıtılmıştır. Birinci bölümde, el-Ḥumeydî ve eserlerine değinilmiş; İkinci bölümde tahkikini yaptığımız eser tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışmamızın da konusu olan "Menḥu's-semi' bi şerhi temlîḥi'l bedî' bi medḥi'ş-şefî'" adlı eserin tahkik ve edisyon kritiği yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Arap Dili ve Belâgatı, Bedî', Bedî'iyyât, el-Medḥun-nebevî, Kaside.
İbn'i 'Akil ve Şerhu İbn 'akil adlı eseri
Bu çalışma, İbn 'Akîl'in şerh etmiş olduğu İbn Mâlik'e ait Elfiyye adlı eseri üzerine yazmış olduğu Şerhu İbn 'Akîl ismiyle şöhret bulan eserin tanıtımıdır. İbn 'Akîl miladi 14. asırda yaşamış fıkıh, tefsir, kelam, mantık, kıraat dersleri almış bir âlimdir. Özellikle fıkıh ve nahiv ilminde kendisine başvurulan birisi olmuştur. İbn 'Akîl, yazmış olduğu Şerhu İbn 'Akîl adlı eseriyle nahiv alanına büyük katkıları olmuş hatta günümüzde de bu eseri Arap dilinin öğretiminde başvurulan kaynaklardandır. Bu çalışma giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, konusu ve İbn 'Akîl'in yaşamış olduğu dönem hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde İbn 'Akîl'in soyu, hayatı, ilmî hayatı, hocaları, öğrencileri, nahiv alanındaki eserleri gibi konular ele alınmıştır. İkinci bölümde Şerhu İbn 'Akîl eserinde takip edilen metod ve İbn 'Akîl'in nahiv kâideleri için kural belirlerken dayandırdıkları deliller hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise İbn 'Akîl'in nahivle ilgili görüşleri, Basra ve Kûfe ekolleri, İbn 'Akîl'in bu ekollerle iv münasebeti, Şerhu İbn 'Akîl'de İbn 'Akîl'in istifade etmiş olduğu âlimler ve son olarakta İbn Mâlik'in yazmış olduğu Elfiyye üzerine yazılmış şerhlerden birkaç tanesiyle Şerhu İbn 'Akîl arasında mukayese yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: İbn 'Akîl, Şerhu İbn 'Akîl, İmam Mâlik, Basra, Kûfe, Nahiv
Muhammed Hayât es-Sindî'nin (Ö.1163/1750) hayatı eserleri ve hadisçiliği
Hindistan-Pakistan coğrafyasının ilim ve ulema ile olan alakası erken dönemlere uzanmaktadır. Arap yarımadasından bölgeye yapılan seferler ile başlayan bu alaka bölgenin İslam hâkimiyeti altına girmesinden sonra artarak devam etmiştir. Bu coğrafyaya mensup ulemanın İslami ilimlere dair bıraktıkları sayısız eser, İslam kütüphanesinin zenginleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bölgede konuşulan dil Arapça olmamasına rağmen yazılan eserlerin pek çoğunun Arapça kaleme alınmış olması bu kaynakların dolayısıyla da bölge âlimlerinin Arap coğrafyası başta olmak üzere diğer İslam beldelerinde de tanınmasına vesile olmuştur. Hadis ilmiyle iştigal eden veya az çok araştırmada bulunan kişilerce malum olduğu üzere özellikle hadis ilmi alanında Hind-Sind bölgesinde eskiden beri ciddi çalışmalara imza atılmıştır. Bu çalışmalarla hadis ilmine katkılar gerek tedris gerekse telif olarak günümüz de belirli medreselerde sürdürülmektedir. Sind coğrafyasından yetişmiş muhaddislerin tanınmış simalarından biri de Muhammed Hayât es-Sindî'dir. Hayatının belirli dönemine kadar bölgede yaşayan müellifin daha sonra Hicaz'a gitmesi ve orada farklı âlimler ile ilmi-fikri alışverişte bulunması onun zengin ilmi kişiliğinin teşekkülünde etkili olmuştur. Akaid-kelam, tasavvuf, fıkıh, hadis gibi farklı alanlarda kitapları olan Sindî, gerek döneminde gerekse kendinden sonraki ilim ehlince ilmi makamı teslim edilmiş bir âlimdir. Muhaddis yönü diğer ilimlerle olan alakasının önüne geçmiş diyebileceğimiz bu âlim, vefatına kadar Mescid-i Nebevî'de hadis okutmasının ve farklı bölgelerden gelen çok sayıda ilmî şahsiyetin kendisinden istifade etmesinin yanında hadis ilmine dair bazı eserler de telif etmiştir. Hakkında ülkemizde kapsamlı akademik bir çalışmanın yapılmadığı, DİA maddeleri arasında da biyografisi zikredilmeyen Muhammed Hayât es-Sindî'nin hadisçiliği başta olmak üzere izlediği ilmi metod eserleri kanalıyla sunulmaya çalışılacaktır. Anahtar Kelimeler: es-Sindî, Hadis, Şerh, Hindistan.
Kâdî Beyzâvî'nin Tuhfetü'l-ebrâr'ı ile İbn Melek'in Şerhu Mesâbîhi's-sünne'sinin muhteva ve yöntem açısından mukayesesi
Kâdî Beyzâvî, İslâmî ilimlerin hemen her sahasında eser vermiş velûd bir âlimdir. Hadis ilmine dair tek eseri Mesâbîhu's-sünne şerhi olan Tuhfetü'l ebrâr'ıdır. İbn Melek de Osmanlı döneminde Anadolu'da yaşamış ilmî aile geleneğine sahip bir âlimdir. O da Mesâbîhu's-sünne üzerine Şerhu Mesâbîhi's-sünne adıyda bir şerh yazmıştır. Bu araştırmada bu iki âlimin zikredilen eserleri hadis şerh yöntemleri ve muhteva analizi merkeze alınarak çeşitli başlıklar altında mukayese edilmiştir. Bu çalışmanın amacı genelde hadis şerh literatürüne özelde ise Mesâbîhu's-sünne şerhleri bağlamında alana mütevazı bir katkı sunmaktır. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde şârihlerin hayatları ele alınmış, yaşadıkları dönemin siyâsî ve ilmî durumları incelenmiştir. İkinci bölümde şerhlerin hadis şerh yöntemleri açısından, kaynakları ve sonraki dönemlere etkileri bakımından incelemesi yapılmış, bu bağlamda mukayeseli olarak çeşitli mülahazalar ifade edilmiştir. Hadis şerh yöntemleri seçilen çeşitli örnekler üzerinden yapılmıştır. Şerhlerin kaynakları incelenirken şârihleri kullandığı hadisler üzerinden taramalar yapılmış ve doğrudan hadisçiliklerine etki edecek sonuçlar zikredilmiştir. Sonraki dönemlere tesirleri tercihe bağlı olarak bazı âlimler üzerinden daha detaylı olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise şerhlerin muhteva bakımından mukayesesi ele alınmıştır. Muhteva açısından seçilen ana başlıklar etrafında değerlendirmeler yapılmıştır. Burada şârihlerin mezhebi âidiyetlerinin fıkhî ve kelâmî rivâyetlere etkisinin boyutları tahlil edilmiştir. Şârihlerin yaşadıkları dönem itibariyle güncel bazı olaylarla hadisler arasında bağ kurup kurmadıkları üzerinde durulmuştur. Bunun dışında tasavvufî yorumlar, hadis ilmindeki bazı tartışmalı rivâyetlere bakışları incelenmiştir.
Mustafa Behcet'in telhîs şerhi: Behcetü'l-Erîb (İnceleme-çeviri yazılı metin)
Siraceddin es-Sekkâkî'nin, Miftâhu'l-'Ulûm adlı Arapça eserinin meânî ve beyân bilimlerini ele aldığı üçüncü bölümü daha sonra yazılacak eserler için temel oluşturmuştur. Eserin bu üçüncü bölümünü açıklamak üzere birçok şerh yazılmış, bunlardan Hatîb el-Kazvînî tarafından yazılan Telhisu'l-Miftâh adlı çalışma en çok dikkat çekeni olmuş, farklı dillere tercüme ve şerh edilmiş, bunun yanı sıra başka bağımsız çalışmalar da yapılmıştır. Osmanlı dönemi 20. yüzyıl âlimlerinden Mustafa Behcet b. Muhammed Sâlim tarafından yazılan Behcetü'l-Erîb fì Şerh-i Telhisi'l-Hatîb adlı eser Telhîs'in Osmanlı Türkçesi ile yazılmış mensûr bir şerhidir. Eserin el yazması tek nüshası Milli Kütüphane Yz A 4449 numarada kayıtlıdır. Eser, verdiği farklı örnekler ve şârihin yaptığı yorumlarla dönemin belâgat çalışmalarına ışık tutar niteliktedir. Tezin giriş bölümünde, Arap edebiyatında belâgat eserlerinin tarihsel süreçteki görünümleri, Arap belâgat ilmine yön yeren belli başlı belâgat âlimleri ve eserleri hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Miftâhu'l-'Ulûm'un yazarı es-Sekkâkî ve Telhîsu'l-Miftâh'ın yazarı elKazvînî, hayatları, edebî kişilikleri ve eserleri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir. İkinci bölüm Telhîsu'l-Miftâh üzerine yapılan Arapça ve Türkçe çalışmaların incelenmesine ayrılmıştır. Üçüncü bölümde incelenen el yazması şerhin yazarı Mustafa Behcet ve eserleri ele alınmış, yazma eserin teknik, dil ve imla özellikleri, içeriği, şârihin eserde izlediği şerh metodu gibi alt başlıklarla eser daha detaylı bir incelemeye tabi tutulmuştur. Tezin dördüncü bölümünde çeviri yazılı metnin okunmasında takip edilen yol ve çeviri yazılı metin verilmiş, metindeki Arapça bölümler sayfa altı dipnotlarda Türkçeye çevrilmiştir. Ayrıca metinde bahsi geçen kişi ve eser adları tezin sonunda yer alan açıklamalı sözlük içinde alfabetik olarak verilmiştir. Tez, Türkçe belâgat çalışmaları içinde Telhîsu'l-Miftâh adlı eserin hiç bilinmeyen yeni bir Türkçe şerhini araştırmacılara sunmaktadır. Anahtar Sözcükler es-Sekkâkî, Miftâhu'l-'Ulûm, el-Kazvînî, Telhîsu'l-Miftâh, Mustafa Behcet, Behcetü'lErib, şerh
İsmâil Rüsûhî-y Ankaravî Şerh-i Mesnevî (Mecmû'atu'l-Letâyif ve matmûratu'l-Ma'ârif) (III. cilt) (inceleme-metin-sözlük)
Türk-İslam medeniyetinin en önemli miraslarından olan Mesnevî, en çok şerhi yapılan eserlerden biridir. 17. yüzyılda İsmâîl Rusûhî-yi Ankaravî tarafından yazılan Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif Anadolu sahasında Mesnevî'nin tamamına yapılmış üçüncü, Türkçe şerhler arasında da ikinci şerhtir. Bu eser Ankaravî'nin Hz. Şârih olarak anılmasına vesile olmuştur. Bu tez çalışmasının amacı da Türk tasavvuf edebiyatının temel kaynaklarından sayılan bu mühim eserin III. cildinin çevirisini bilim dünyasının istifadesine sunmak ve eser üzerinde yapılacak çalışmalara zemin oluşturacak bir metin ortaya koymaktır. Bu amaçla öncelikle eserin yazma nüshaları tespit edilmiş, metin çeviri yazı yöntemiyle Latin harflerine aktarılmıştır. Ardından şerh metodu, kaynaklar ve muhteva bakımından incelenen esere, metne dayalı murat sözlüğü hazırlanmıştır
İsmail Niyâzî Osmanpazarî'nin "Ref'u'l-Estâr fî Halli Muğlakâti'l-İzhâr" adlı eserinin tahkik ve incelemesi
Osmanlı döneminde, Arap coğrafyasında telif edilmiş nahiv ilmi ana metinlerinin yanı sıra Türklere hitap edecek ve medrese müfredatında yer alacak bazı nahiv ilmi eserleri yazılmıştır. Bu çalışmaların başında XVI. asır Osmanlı âlimlerinden olan İmam Birgivî'nin telif ettiği İzhâru'l-esrâr adlı eser gelmektedir. İzhâru'l-esrâr asırlar boyunca Osmanlı medreselerinde okutulmuş ve şerh, hâşiye, mu'rib, ta'lîka, tercüme türü çok sayıda çalışmaya konu olmuştur. İzhâr şerhlerinden biri de bu çalışmaya konu edilen İsmail Niyâzî'nin telif etmiş olduğu Ref'u'l-estâr fî halli muğlakâti'l-İzhâr adlı şerh çalışmasıdır. Bu çalışmada XIX. yüzyıl gibi geç bir dönemde telif edilmiş olan bu şerh; müellifi, şerh metodu ve ilmî değeri açısından ele alındı. Çalışma inceleme ve metnin tahkiki olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Türkçe olan birinci kısım; iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İsmail Niyâzî'nin hayatına ve eserlerine dair bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Birgivî ve İzhâru'l-esrâr'a dair kısa bir malumat verildikten sonra İsmail Niyazî'nin Ref'u'l-estâr fî halli muğlakâti'l-İzhâr adlı eseri; telif sebebi, müellife aidiyeti, önemi, şerh metodu, üslup ve dil özellikleri, diğer İzhâr şerhleri arasındaki konumu açısından detaylı olarak ele alınmıştır. Arapça olan bölümde ise tahkikli metni yer almaktadır.
Abdullah el-Fâkihî'nin Mücîbü'n-Nidâ ilâ Şerhi Katri'n-Nedâ adlı eserinde şiirle istişhad
Bu çalışmada, Abdullah el-Fâkihî'nin (d. 899-1493/ö. 972-1564) Mucîbu'n-nidâ ilâ şerḥi Ḳaṭri'n-nedâ adlı eserinde istişhâd ettiği beyitler tahlil edilmiştir. Bu çalışma, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, problemi, amacı, metodu, önemi ve kaynaklarına değinilmiştir. Birinci bölümde İbn Hişâm el-Ensârî ile el-Fâkihî'nin hayatları, ilmî şahsiyetleri ve eserlerine değinilmiştir. İkinci bölümde el-Fâkihî'nin Mucîbu'n-nidâ ilâ şerḥi Ḳaṭri'n-nedâ adlı eserin genel özellikleri, muhtevası ve eserinde kullandığı metoda değinilmiş ve İbn Hişâm el-Ensârî ile el-Fâkihî'nin şerhleri mukayese edilmiştir. Üçüncü bölümde ise Mucîbu'n-nidâ adlı eserde yer alan iki yüz yirmi yedi beyit tercüme edilerek istişhâdları tahlil edilmiştir. Anahtar kelimeler: el-Fâkihî, Mucîbu'n-nidâ, Ḳaṭru'n-nedâ, istişhâd, şiirler.
Molla Ali el-Kârî, kıraat ilmindeki yeri ve el-Minehu'l-Fikriyye fî-Şerhi'l-Mukaddimeti'l-Cezeriyye adlı eserin tahlili
Kur'an-ı Kerim'in Cebrail (as) aracılığı ile Peygamberimize nüzûlü tecvidli olmuştur. Sahabeyi kiram ve tabiîn de kendilerinden sonrakilere naklederken aynı şekilde tecvidli olarak aktarmışlardır. Daha sonraki dönemlerde, tecvid kaidelerinin tespiti, kıraat esnasındaki uygulamaların dikkate alınmasıyla yapılmıştır. Kur'an-ı Kerim'i öğretecekler ve okuyacakların faydalanmaları için İbnü'l-Cezerî (ö.833/1429) Mukaddimetü'l-Cezerîyye isimli bir eser kaleme almıştır. Manzum olarak ve recez formatında yazılan bu eser, tecvid ilmi ile alakalı önemli bilgilerin bir arada sunulduğu, 107 beyitten oluşmaktadır. İbnü'l-Cezerî'nin yaşadığı dönemden günümüze kadar bu esere yapılan şerhlerin çokluğu, Mukaddimetü'l-Cezerîyye adlı eserin şöhretinden ve araştırmacıların kendisine atfettikleri ilgiden kaynaklanmaktadır. XVI. yüzyılın önde gelen âlimlerden birisi de Molla Ali el-Kârî (ö.1014/1605)'dir. İslâmî İlimlerin hemen her alanında eserler kaleme alan Ali el-Kârî'nin hadis, fıkıh, kıraat, tefsir, usul, ferâiz, kelâm, tasavvuf, tarih, terâcim, tabakât, Arap dili, edebiyat, va'z ve benzeri ilimlerde birçok eseri günümüze kadar ulaşmıştır. İki bölüm halinde ele aldığımız bu çalışmanın giriş bölümünde; araştırmanın konusu ve yöntemi, kıraat ilmi, tarihçesi ve kavramlar üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde Ali el-Kârî'nin yaşadığı dönemin siyasi ve sosyal durumu, hayatı, ilmî şahsiyeti, kıraat ilmindeki yeri ve eserleri ile ilgili bilgiler aktarılmıştır. Bu bölümün son kısmında ise Ali el-Kârî'nin şerhini yaptığı, İbnü'l-Cezerî'ye ait olan ''Mukaddime-i Cezeriyye'' adlı manzum eserden kısaca bahsedilmiştir. İkinci bölümde Ali el-Kârî'nin el-Minehu'l-Fikriyye fi Şerhi'l-Mukaddimeti'l-Cezeriyye adlı eseri hakkında bilgi verilerek bu eserin kıraat ilmindeki yeri, önemi incelenerek eserin tahlili yapılmıştır. el-Minehu'l-Fikriyye fi Şerhi'l-Mukaddimeti'l-Cezeriyye adlı eser özelinde gerçekleştirilen bu çalışma, Mukaddime'nin daha anlaşılır ve kolay biçimde okuyucuyla buluşmasını ve eserden (Mukaddime) yeterince istifade edilmesini sağlama anlamında bir çalışma olmuştur. Anahtar kelimeler: Tecvid, İbnü'l-Cezerî, Mukaddimetü'l-Cezeriyye, Ali el-Kârî, el-Minehu'l-Fikriyye fî Şerhi'l-Mukaddimeti'l-Cezeriyye.
Yahya b. Nasuh b. İsrail'in Şerhu Lugati Ferişteoğlu adlı eserinin tahkiki
Bu çalışmada manzum Arapça-Türkçe sözlüklerin ilki niteliğindeki Ferişteoğlu Lugati'nin şerhi olan, Yahya b. Nasûh b. İsrâil'e ait Şerḥu Luġati Ferişteoğlu adlı eserin, el yazması nüshalarının karşılaştırılması ile tahkiki yapılmış ve eserin günümüze kazandırılması amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden, dokümanların incelenmesi ve bilgilerin değerlendirilip düzenlenmesi sistemi ile yapılan çalışma ana iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm şerhe konu olan Ferişteoğlu Lugati ve yazarı İbn Melek ile Şerḥu Luġati Ferişteoğlu ve yazarı Yahya b. Nasûh b. İsrâil hakkında bilgiler içermektedir. Ayrıca tahkik çalışmasında kullanılan nüshaların bilgileri ve tahkik aşamalarına da yer vermektedir. İkinci bölüm ise eserin Mevlâna müzesinde bulunan nüshasının diğer bazı nüshalar ile karşılaştırılması sonucunda elde edilen tahkikli Arapça metinden oluşmaktadır. Tahkikte nüshalar arasındaki farklar belirtilmiş, sonuna bazı fihristler ve kaynakça eklenmiştir.
Musannifek'in Hâşiye Alâ Şerhi'l-Miftâh li't-Teftâzânî adlı eseri: İnceleme ve 1-100 varakların tahkiki
Bu çalışma, Osmanlı âlimi Musannifek‟in ö. 875/1470 ḤâĢiye alâ ġerḥi‟l-Miftâḥ Li‟t-Teftâzânî adlı eserinin tahkikiyle birlikte, eserin içeriğine dair bir incelemeyi içermektedir. Çalışmanın girişinde övgü ve methiyeler, konunun önemi, konunun seçilme sebepleri ve araştırma metodolojisine yer verildi. Birinci bölümünde hâşiye yazarı Musannifek‟in yanı sıra Teftâzânî ve Sekkâkî tanıtıldı, onların eserleri ve ilmi mertebelerine yer verildi ve Musannifek ve Teftâzânî‟nin özellikle hâşiye ve şerh yazma konusundaki metotları ayrıntılı olarak ele alındı. Ayrıca araştırma konusunu oluşturan yazma üzerinde duruldu; konunun uygunluğu, yazara nispet edilmesi ve yararlanılan nüshaların niteliği ele alındı. İkinci bölümde ise şerhin tahkiki edisyon kritiği yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Arap Dili ve Belagatı, Haşiye, Şerḥi‟l-Miftâḥ, Teftâzânî, Musannifek, Sekkâkî.