Environmental impact
76 theses under this subject heading
Çorum ilinde sürdürülebilir çevresel etkinlik ölçümü: VZA uygulaması
Üretim ve tüketim gereksinimlerini sağlamak için insanoğlu yüzyıllardır doğadaki kaynakları kullanmaktadır. Özellikle nüfus artışı, çarpık kentleşme, endüstrileşme ve hızlı tüketim eğilimi gibi etkenler kaynakların hızlı bir şekilde tükenmesini beraberinde getirmiştir. Artık dünya üzerinde var olan kaynakların korunması ve gelecek nesillere aktarımının sağlanması için daha dikkatli davranılmalı ve çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni önlemler alınmalıdır. Bu kapsamda, şehirler ve bölgeler ekseninde yapılacak ölçümler geleceği öngörebilmek açısından önem kazanmaktadır. Son yıllarda geniş uygulama alanı bulunan ve kaynak kullanım ölçümünde oldukça kullanışlı olan Veri Zarflama Analizi (VZA) yönteminden literatürde sıkça yararlanıldığı gözlemlenmiştir. Yöntem etkin çıkmayan karar verme birimleri için referans kümesi oluştururken aynı zamanda potansiyel iyileştirmeler hakkında araştırmacıya bilgi niteliğinde öneriler vermektedir. Bu tez çalışmasının amacı, sürdürülebilir çevresel etkinliğin ölçülmesinde VZA tekniğinden yararlanarak, Çorum ili için değerlendirme yapılmasının sağlanmasıdır. Bu çerçevede Çorum'da 2008-2021 dönemlerinde gerçekleşen çevre harcamaları, elektrik, doğal gaz, petrol, LPG, su, partikül madde, kükürt dioksit, atık su ve katı atık gibi kriterler kullanılarak bir etkinlik ölçümü yapılmıştır. Girdi ve çıktı odaklı olarak Charnes, Cooper ve Rhodes (CCR) ile Banker, Charnes ve Cooper (BCC) modellerine göre yapılan analizde etkinlik sınırını bozan dönemler tespit edilmiştir. Buna göre iyileştirme önerileri ve değerlendirmeler yapılarak çalışma tamamlanmıştır.
Geri dönüşüm yoluyla atıkların sosyo-ekonomi ve çevresel katkıların incelenmesi: Eskişehir il örneği
Küreselleşme, hızlı ve kontrolsüz artan dünya nüfusu ile birlikte insanların ihtiyaçlarının artması, işletmeleri daha fazla kaynak tüketmeye zorlamıştır. Artan kaynak tüketimi ile birlikte, doğal denge bozulmakta ve çevreye verilen zarar artmaktadır. İste bu noktada geri dönüşümün önemi ortaya çıkmaktadır. Atıklarının çevreye zarar verecek şekilde alıcı ortama bırakılmasının önlenmesi için atık yönetim sistemlerinin geliştirilmesi ayrıca ambalaj atıklarının tekrar kullanımı, geri dönüşümü ve geri kazanımı yoluna gidilmelidir. Bu sistemin işleyişi kaynakta ambalaj atıklarının evsel atıklardan ayrı biriktirilmesi ile başlamaktadır. Bu çalışmada, ambalaj atıklarının tekrar kullanımı, geri dönüşümü ve geri kazanımı ele alınmış, Eskişehir'de yapılan geri dönüşüm çalışmaları sunulmuştur. Yapılan çalışmada Eskişehir ilinin geri dönüşüm uygulamasındaki yeri ve çalışmaları ele alınarak 30 büyükşehir belediyesi ile karşılaştırılmış ve ülkemizin geri dönüşüm haritası ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Bunun neticesinde geri dönüşümün ülke ekonomisine katkısı ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Geri Dönüşüm, Atık Stratejileri, Katı Atık, Ambalaj atığı, Büyükşehir Belediyesi, T.C. Çevre Şehircilik Bakanlığı, Yenilenebilir Enerji, Büyükşehir Ana Faaliyet Raporları.
Türkiye'de çevre sorunları açısından hidroelektrik santrali (hes) uygulamalarının değerlendirilmesi
Günümüzde çevre sorunları öncelikli olarak ele alınması gerekli bir konudur. Çünkü sanayi devrimiyle birlikte artan enerji ihtiyacı çevre sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Hızlı sanayileşme ile enerji üretimine yönelik çalışmalar ve ortaya çıkan sorunlar, çevreye olan müdahalelerin tartışılmasına neden olmuştur. Çevre sorunları insanlar üzerinde etkisini göstermeye başladığında ise, çevresel sorunların çözümüne yönelik ilgiyi arttırmıştır. Özellikle son dönemlerde artan enerji ihtiyacı yatırımlarına yönelim olmaktadır. Enerji ihtiyacını karşılmak için yapılan bu yatırımlardan birisi de hidroelektrik santrali uygulamalarıdır. Bu nedenle hidroelektrik santrallerinin çevreye verdiği olumsuz etkiler araştırılması gereken alanlardan bir tanesidir. Çünkü hidroelektrik santralleri çevre dostuymuş gibi gözükseler de çevre sorunlarına yol açmaktadırlar. Bu tezin amacı, hidroelektrik santrallerin çevre sorunlarına neden olduğunu ifade etmektir. Çünkü esas olan nokta, hidroelektrik santralleri yapılırken çevresel etkileri göz önünde tutularak uygulanması gerektiğidir. Yani HES'ler olmalı ancak çevre ön planda tutularak uygulanması gerekmektedir. HES'ler ekonomik kalkınmaya katkı sağladığı için ekolojik etkiler göz ardı edilmektedir. Bu nedenle Türkiye'deki HES uygulamalarının ortaya çıkardığı çevre sorunları dile getirilme gereksinimi duyulmuştur. Aslında bu tezin yaklaşımı insan merkezci değil, çevre merkezci hareket edilmesi gerektiğini belirtmektir. Çünkü çevrenin insana değil, insanın çevreye bağımlılığı söz konudur. Anahtar Kelimeler: Çevre, Ekoloji, Çevre Sorunları, Hidroelektrik Santrali (HES), Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED)
Türkiye'de kurulu olan hidroelektrik santrali projelerinin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkiye'de yenilenebilir enerji kaynakları içinde en büyük paya sahip olan hidroelektrik enerji potansiyelinin çevresel açıdan gerçekleşme durumu analiz edilmiş, yağışlarda yaşanan rejim bozukluğunun kurulu güç ve enerji üretimine etkisi incelenmiştir. 2020 yılı itibari ile işletmede olan hidroelektrik enerji santrali (HES) sayısı 714 ve yenilenebilir enerji kaynakları içerisindeki hidroelektrik enerji payı ise %60,24'tür. HES sayısındaki artışa bağlı olarak toplam kurulu gücünde de artış meydana gelmiştir. 1924-2020 yılları arasında HES'lerin toplam enerji üretimindeki payının korunmasına rağmen enerji üretiminde düzensizlikler meydana gelmiştir. İklim değişikliği ve artan sıcaklıkların etkisi ile yağışların düzensizleşmesinin HES yoluyla enerji üretimi üzerinde olumsuz etki oluşturduğu görülmektedir. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması'na kayıtlı HES'lerin 2014 ve 2019 yılları arasındaki enerji üretim miktarına bakıldığında, lisansa derç edilen yıllık üretimlerinin altında kaldığı tespit edilmiştir. İklim değişikliği nedeniyle Türkiye'nin su krizi yaşayacak ülkeler arasında rapor edildiği, yağış rejimindeki düzensizliklerin artacağı göz önünde bulundurulduğunda kurulu HES'lerin enerji üretimlerinde beklenen verimlerin elde edilemeyeceği, bu nedenle Türkiye'de yenilenebilir enerji kaynaklarında HES'lerin payını artırmak yerine güneş ve rüzgâr gibi diğer kaynaklara yatırım yapılmasının yerinde olacağı sonucuna varılmıştır.
Milli eğitimde toplam kalite anlayışının sosyal boyutuna ilişkin bir analiz: İstanbul İstiklal İlköğretim Okulu örneği
IV ÖZET Tarihin tüm dönemlerinde okullar toplumlarda, gelişmenin, ilerlemenin kaynağım oluşturan, bilgi ve becerilerin kazanılmasını sağlayan kurumlar olarak önemlerini korumuşlardır. Eğitim sosyolojisinin alanına giren bu konu, sosyoloji alanında yeni bir inceleme alanıdır ve eğitimin ve eğitim sonrası toplumun gelişmesine katkıda bulunacak bir bakış açısını görme anlamında önemli olacaktır. Bilgi işlem teknolojilerinin hızla gelişmesiyle, enformasyonda yani bilgi artışı, akışı ve iletişimi noktasında başlayan baş döndürücü gelişmeler, iş hayatım değiştirmiş ve sanayi toplumlarından bilgi toplumlarına bir geçiş yaşanmıştır. Bu hızlı değişim sürecinde toplumsal sistemler gibi eğitim sistemi yani okullar da bu değişimden nasibini almıştır. Ürettiği ürün insanların davranışlarındaki olumlu değişmeler olarak görülen eğitim kurumlarının kalite ve verimliliğin ölçülmesi mal ve hizmet üreten diğer kurumlara nazaran daha zordur. Fakat diğer kurumlarda görülen yenileşme ve uygulamalardan, eğitim kurumlarının etkilenmemesi de mümkün değildir. Eğitim kurumlarının ürünlerini (öğrenciler) kullanan çevre sistemler yada genel anlamda toplum, eğitim kurumlarının yenilenmesini ve gelişmesini zorlamaktadır. Toplam Kalite Yönetimi, eğitimde müşterinin (öğrenci, veli, toplum) mevcut ve gelecekteki beklentilerini zamanında ve ekonomik olarak karşılamak amacıyla, tüm çalışanların (öğrenci, veli, öğretmen, yönetim, yerel ve merkezi yönetimler vb.) katılımı ile eğitim-öğretim faaliyetlerinin sürekli geliştirilmesi ve yenilenmesini öngören bir yönetim anlayışı içerisindedir. Çalışmada, Toplam Kalite Yönetiminin genel kapsamı İncelenmiş, kalite yönetiminin sosyal boyutu ve eğitim ile olan ilişkisi ele alınmıştır. Toplam Kalite yönetimi ilkelerinin ilköğretime uygulanması ile, temel sorunların çözümlenmesi ve hedeflerin gerçekleştirilmesi yönünde Toplam Kalite Yönetiminin gerçekleştirebilecekleri incelenmiştir.Çalışmada incelenen ilköğretim okulununbulunduğu mahallenin çevre incelemesi yapılmış toplumun eğitime bakışı ortaya konulmaya çalışılmıştır. İlköğretim genelinden, İstiklal İlköğretim okulu örneği seçilerek uygulamalı çalışma gerçekleştirilrniştir.Uygulama çalışmasında okul, toplam kalite yönetiminin uygulaması için seçilmemiş olmasına rağmen, kalite yönetimini Topluma hangi boyutta yansıttığı incelenmiştir.
Güney Antalya bölgesindeki gelişmelerin doğal çevre üzerine etkileri ve sürdürülebilir turizm olanakları
Bu çalışmada turizmin olumsuz çevresel etkileri plan, program, finansman ve işletme konularının birlikte ele alındığı ve Türkiye'nin ilk entegre turizm projesinin gerçekleştiği Güney Antalya Bölgesi ölçeğinde incelenmiş ve sürdürülebilir turizm olanakları araştırılmıştır. Çalışma önemli kıyı biyotoplannın belirlenmesi ve sürdürülebilir çevre yönetimleri olmak üzere iki farklı konuyu ele almıştır. Turizmin doğal çevre üzerindeki etkilerinden alan kayıplarının belirlenmesinde 1974, 1988, 1990, 1996 tarih ve 1/25000 ölçekli Çevre Düzeni Planlarının karşılaştırılması ile yapılmıştır. Önemli kıyı biyotoplan kayıplarının tespitinde ise Avrupa Birliği Natura 2000 sistemine uygun biyotop haritalaması çalışması gerçekleştirilmiştir. Sürdürülebilir turizm olanaklarının belirlenmesinde seyahat firmaları, konaklama tesisleri ve günübirlik rekreasyon alanlarındaki su, enerji tasarrufu, atık ayrışımı gibi mevcut çevre koruma ve yönetimi çalışmaları incelenmiş ve özellikle otellerde sürdürülebilir turizm işletmeciliğine uygun mevcut bir alt yapının olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak 1970'lerden itibaren yaşanan turizm gelişmeleri ile kıyı kumulları ve ormanı niteliğindeki 519,3 hektarlık alanın turistik tesis alanlarına dönüştürüldüğü Beldİbi'nde 20,1 hektar, Göynük'te 32 hektar, Kemer'de 40,5 hektar kıyı kumulunun, benzer şekilde Beldİbi'nde 111,4 hektar, Göynük'te 43,1 hektar, Kemer'de 46 hektar ve Tekirova'da 12,2 hektar doğal kıyı ormanının yok olduğu belirlenmiştir. Ekolojik verilere dayanarak ortaya konulan sonuçlar ülkemizde kitle turizmi ile benzer sorunların yaşandığı diğer kıyı bölgelerimize örnek olacak ve olumsuz turizm etkilerinin kontrolünde etkin bir araç olarak kullanılan sürdürülebilir turizm işletmeciliği olanakları uzun vadede bölge turizmine ve turizm sektörüne katkılar sağlayacaktır.Anahtar Kelimeler: Turizm, Çevre, Güney Antalya, Biyotop, Sürdürülebilir Turizm
Doğal çevre etmenlerine bağlı olarak, yerleşme ve bina ölçeğinde iklimle dengeli konut tasarım denetleme modeli
2010 yılında 87 milyona ulaşması beklenen Türkiye'nin konut gereksiniminin birikmiş konut açığı ve eskiyen konut gereksinimi ile 4.2 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatının 7. Beş Yıllık Kalkınma Planı 'ndan önceki plan dönemlerinde sayısal artışa önem verilmiş, ancak, nitelik konusu göz ardı edilmiştir (DPT Konut 1996). Konut açığını kapatmak öncelikli olduğundan ülkemizde nitelikli bir konut (çevresi güvenli, sağlıklı, konforlu, kullanışlı, bakımlı, enerji ve çevreye duyarlı) üretiminde etkin olabilecek bütüncül bir yaklaşım henüz geliştirilmemiştir. Nitelikli konut tasarımının bir alt kolu olan konfor şartlarının sağlanması açısından iklimsel verilerden yerleşme ve bina ölçeğinde optimum yararlanılması ve konut planlamasına etki edecek kriterlerin belirlenmesi tezin kapsamını oluşturmaktadır. Bu araştırmada amaç, doğal çevre etmenlerine bağlı olarak iklim koşullarının en önemli unsuru olan rüzgar ve güneşin, yapı fiziği konularına girilmeksizin yerleşme ve bina ölçeğinde yapının kendisinde ve çevresinde alınacak tedbirleri araştırarak tasarım sürecinde makro ve mikro düzeyde iklimle dengeli tasarım kararlarını irdeleyen bir modelin oluşturulmasıdır. İklimsel verilere göre tasarımı yönlendirmek tek başına yeterli olmamaktadır. İklimle dengeli tasarımın gerçekleşmesi iklimsel veriler ile doğal etmenlerinin birlikte ele alınarak optimum çözümlerin ortaya konmasıyla mümkündür. İklimle dengeli tasarım; tasarımın uygulanacağı bir bölgedeki iklim özelliklerinin saptanarak, tasarımın bu özelliklere göre optimum yararlanma veya korunma açısından gerçekleşmesidir. İklim özellikleri bulunulan enlem, boylam, denizden olan yükseklik, topografya (eğimi, yönü), bitki örtüsü gibi doğal çevre etmenleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu doğal çevre etmenlerine bağlı olarak iklimsel veriler (hava sıcaklığı, bağıl nem, yağış, rüzgar, güneş ışınımları ) farklılaşmaktadır. İklimle dengeli tasarımın gerçekleşmesi, iklimi oluşturan verilerden; hava sıcaklığı, bağıl nem ve yağışlar, rüzgar, güneş ışınımları ile ilgili ayrı ayrı optimum çözümlerin ortaya konmasıyla mümkündür. Araştırma kapsamı İçinde; iklim etmenlerinden rüzgar ve güneşle dengeli konut tasarımı ve yerleşim alam seçilmesi, binaların ve kentlerin yönlendirilmesi, buna bağlı ulaşım akslarının düzenlenmesi, binaların göreli konumlarının saptanması, binaların biçimlendirilmesi gibi parametreler tanıtılmakta ve her birinin konut tasarımındaki yeri konu edilmektedir. Konut tasarımlarında uygulanabilecek iklimle dengeli tasarım denetleme modelinde; yerleşme ve bina ölçeğinde bir yapma çevrenin iklimle dengeli faydalanma ve korunmayla ilgili gereken yöntemler açıklanmakta, alınacak tedbirlerin rasyonel bir şekilde düzenlenmesini sağlayan bilgiler, diyagramlar, cetveller ve örnekler verilmektedir. Çalışmada; Giriş bölümünde iklimin insan yaşamındaki önemi, iklimle dengeli tasarım kavramı tanımlanmakta ve iklimle dengeli tasarım parametreleri belirlenmektedir. İkinci bölümde çevresel etmenler ve konut tasannu ilişkisinde iklim etmeninin yapma çevrenin tasarımdaki önemi vurgulanarak, iklim değişkenlerinin neler olduğu belirtilmiş genel anlamda iklimsel analiz ve gereksinmeler saptanmıştır.Üçüncü bölümde ise yapma çevre ile iklimsel konfor arasındaki ilişki, yapma çevre değişkenlerinin yerleşme ve bina ölçeğinde iklimsel konfora etkisi analiz edilerek açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde konut ihtiyacını gidermek üzere, çevreyle uyumlu, çevre sorunlarını azaltmaya yönelik çözümler üretmek, enerji korunumlu konutlar oluşturmak amacıyla iklimle dengeli konut tasarım denetleme modeli oluşturulmaktadır. Beşinci bölümde de geçmişten günümüze iklimle dengeli konut tasarımının nasıl gerçekleştiği, geleneksel konut mimarisinin nasıl etkilendiği, tarihsel gelişimi araştırılmakta ve örneklem olarak geleneksel Diyarbakır evleri ele alınmaktadır. Geleneksel Diyarbakır evleri ve günümüz konutları incelenmektedir. Altıncı ve son bölümde, sonuçlar ve öneriler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: İklimle dengeli konut tasarımı, doğal çevre etmenleri, iklimsel konfor, iklimsel faktörler, konut
Kyoto döneminde BM'nin rolü: Karbon ticaretinin çevresel etkilerinin iktisadi analizi
Bu çalışmada, ilk olarak Türkiye'nin iklim değişikliğine karşı tutumu ve yeni bir piyasa olan karbon ticaretine yaklaşımını inceleyebilmek için, röportaj yöntemi kullanılarak betimsel analiz yapılmıştır. Sonrasında ise Kyoto Protokolü'nü imzalayan ülkeler için 1984-2004 ve 2005-2011 tarihleri arasında kişi başına CO2 emisyonları ve reel kişi başına GSYİH arasındaki ilişki panel DOLS yöntemiyle analiz edilmiştir. Betimsel analiz sonucunda, iklim değişikliğinin kişilerin, ülkelerin tüketim alışkanlıkları ve hayata bakış açıları ile alâkalı olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar somut olarak iklim değişikliğinin etkileriyle karşılaştıkça farkındalık sağlanacak ve iklim değişikliğini önlemek için ulusal ve uluslararası çabalar artacaktır. Ekonometrik uygulamaların sonucunda, CO2 ve gelir arasında eşbütünleşme ilişkisi ve bağımsız değişken lnG'nin, bağımlı değişken lnC üzerinde pozitif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Özgecil değerlerin çevresel inançlar, çevresel kaygı ve çevresel sorumluluk davranışı üzerine etkisi
Turizm temelli aktiviteler bir destinasyon üzerinde olumsuz etkilere yol açabilmektedir. Turistlerin çevresel sorumluluk davranışını anlamak ve arttırmak bu etkileri azaltmada ve turizm destinasyonlarının sürdürülebilirliğini sağlamada hayati önemdedir. Bu çalışmanın amacı, yerli turistlerin çevresel tutumlarının çevresel sorumluluk davranışı üzerine etkisini ortaya koymaktır. Kesitsel tarama modelinden yararlanarak geliştirilen araştırma deseni kapsamında örneklemin belirlenmesinde, kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Antalya'da tatillerini geçiren yerli turistler ile yürütülen anket çalışmasından 555 geçerli anket elde edilmiştir. Araştırma sonucunda, literatüre dayalı olarak geliştirilen modeldeki değişkenler arasındaki pozitif ilişkiler ağı ortaya konmuştur. Çevresel özgecil değerlerin, çevresel inançlar, çevresel kaygı ve çevresel sorumluluk davranışı üzerinde direkt ve dolaylı etkisi saptanmıştır. Elde edilen bulgular, önceki literatür ile de desteklenmektedir.
İç Anadolu Bölgesi meralarında dört karakter türün yayılışını kontrol eden floristik ve çevresel faktörlerin incelenmesi
Meraların sağlıklı ve sürdürülebilir kullanımı ve en yüksek ekonomik getirinin sağlanması için; meraların doğal yapısının (flora, toprak, ana kaya, iklim) iyi bilinmesi gerekir. Bu çalışmada; İç Anadolu Bölgesi meralarının mevcut floristik yapısındaki hakim türlerin ortaya konulması, türlerin birbirleriyle ve çevreleriyle ilişkilerinin incelenmesi, toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin floristik yapıya etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. İç Anadolu Bölgesinde yer alan 9 ilin (Ankara, Çankırı, Çorum, Kırıkkale, Kırşehir; Nevşehir, Kayseri, Yozgat, Sivas) meralarında baskın olan Festuca valesiaca Schleich. ex Gaudin, Thymus sipyleus Boiss., Bromus tomentellus Boiss., Poa bulbosa L. türleri 4 hakim tür olarak belirlenmiştir. Baskın türlerin bulunduğu meralarda biyotik ve abiyotik faktörlerden oluşan 24 değişken belirlenmiş ve ilgili veriler oluşturulan veri setine girilmiştir. Veriseti SPSS 22 ve CANOCO 4.5 paket programlarında Pearson's Korelasyon, Spearmann Korelasyon, Bağımsız T Testi ve Ordinasyon testleriyle analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; F. valesiaca'nın yükseklik, yıllık yağış, organik madde ve fosfor miktarı bakımından yüksek, kuzey bakılı sahalarda iyi bir gelişim gösterdiği anlaşılmıştır. T. sipyleus ve B. tomentellus birbirine benzer olarak killi, kireçli ve PH yüksek topraklarda daha iyi gelişim göstermiştir. P. bulbosa ise; daha düşük rakımlarda, nispeten daha tınlı, kireçsiz, fosforlu toprakları tercih etmektedir. P. bulbosa'nın hoşgörü sınırlarının diğer üç türe göre daha geniş olduğu söylenebilir. F. valesiaca ve T. sipyleus habitat tipi olarak farklı bitki formasyonlarını tercih ederler. Tüm alanlarda genel olarak organik madde ve fosfor yetersizliği öne çıkmıştır. Çalışma sonuçları İç Anadolu Bölgesi bozkırlarının ekolojik özelliklerinin anlaşılmasında önemli bulgular ortaya koymuştur.
Turizm mimarlığının yarattığı çevresel etkilerin değerlendirilmesi için bir yöntem
TÜRKÇE ÖZET Turizm yapılaşmasının oluşturduğu olumsuz çevresel etkileri önlemek için yapılaşma sürecinde kullanılacak bir yöntem oluşturmak bu tezin amacıdır. Geliştirilen yöntem ile aşağıdaki ah amaçlara ulaşıldı. Bunlar:. Turizm yapılaşmasında arsa kullanım planlamasının önemini vurgulamak,. Turizm yapılaşmasının varış noktalarında oluşturduğu olumsuz çevresel etkileri önlemek açısından, arsa kullanım planlamasını geliştirmek,. Turizm yapılaşmasının olumsuz çevresel etkilerini analiz edebilmek için turizm yapılaşmasının olumsuz etkilediği çevresel elemanlar ve elemanlar arası ilişkiler ile varış noktasının niteliğini oluşturan öğeler arasında ilişki kurmak,. Turizm yapılaşmasının varış noktalarında olumsuz etkilediği çevresel elemanlar ve elamanlar arası ilişkilerini bir sistem altında sınıflandırmak,. Varış noktasında planlanan ve tasarlanan turizm yapılaşmasının oluşturabileceği etkileri planlama sırasında belirlenmesine katkı sağlamak ve. Plancı ve tasarımcının turizm yapılaşmasının olumsuz etkilerini önlemek için araştırmalar yapmasına yol açmaktır. Birinci bölümde; tez çalışmasının konu alam ve kapsamı tanımlanmıştır. ikinci bölümde; tezin çalışma alam turizm mimarlığı, turizm yerleşmesi ve arsa kullanım planlaması ile mimari görüş açısından ilişkilendirilerek açıklanmıştır. Yöntemde kullanılacak olan ve geliştirilen arsa kullanım planlama sistemi grafik bir anlatım ile sunulmuştur. Üçüncü bölümde; turizm yapılaşmasının turizm yerleşmelerinde olumsuz etkilediği çevresel elemanlar ve elemanlararası ilişkiler bir sistem akında sınıflandırılmıştır. Dördüncü bölümde; yöntemin gerektirdiği çalışmayı yapmak için gerekli olan liste üretilmiştir. Liste aşağıdaki yöntem ile oluşturulmuştur.. Fiziksel ve sosyal çevre sürdürülebilir turizm tanımlan ile ilişkilendirilerek ilke düzeyinde olması gerek nitelikleri tanımlanmıştır.. Çevresel elemanların turizm yapılaşması ile olan ilişkileri incelenmiştir ve bu yapılaşmanın çevresel elemanları olumsuz etkilediği durumlar yayınlar aracılığı ile ortaya konmuştur.. Turizm yapılaşmasının etkilediği olumsuz çevresel elemanların durumu bir örnek olarak Uzungöl'de yapılan araştırma sonuçlan ile tartışılmıştır.. Turizm yapılaşmasında varış noktasının çevresel elemanlarını olumsuz etkilerden korumak için yapılması önerilen araştırmalar belirlenmiştir. Beşinci bölümde;turizm yapılaşmasının oluşturduğu olumsuz çevresel etkileri önlemek için bir yöntem önerilmiştir. Bu yöntem yardımı ile,. turizm yapılaşmasının yarattığı olumsuz çevresel etkilerin önlenmesi,. turizm yerleşmelerinde turizm yapılaşmasının çevresel etkilerinin arsa kullanım planlama yapısı içinde dikkate alınması ile çevresel sorunlar oluşturan kararların tekrarlanmaması,. turizm yapılaşmasının varış noktalarında olumsuz etkilediği çevresel elemanlar ve elemanlararası ilişkilerin bir sistem altında sınıflandırılması ve kurulacak olan veri tabanına bu sistemin yansıması,. var olan ve farkı yaratan çevresel kaynakların turizm yapılaşması tarafından tüketilmemesi ve gelecek nesillere aktarılması sağlanacaktır. Altıncı bölümde; çalışmanın sonuçları tartışılmıştır. XII
İç mekan boyalarının insan sağlığına etkisi
Hemen tüm gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de yapı ürünlerinde standartların oluşmamış olmasından ya da var olan standartlara uyulup uyulmadığı yeterince denetlenemediğinden sayılan her gün artan, yapıdan kaynaklanan hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Bu tezin amacı, yapı ürünlerinden boyanın, bileşimindeki bazı zararlı maddeler den dolayı önemli sağlık sorunlarına neden olduğunu bilimsel kaynaklarla açıklayarak bu konuda mimarların daha doğru ürün seçebilmelerine katkı sunabilmektir. Tezin birinci bölümünde mimarların uygulamalarında çok kereler kullandıkları boyalan seçerken insan sağlığım dikkate almadıklan, bunun nedeninin de ürünü tanımamaktan kaynaklandığı varsayımıyla yapılan anket uygulamasının da yardımıyla yukandaki amaç doğrultusunda çalışmanın konu alam ve kapsamı tanımlanmıştır. Tezin ikinci bölümünde ise boyalar genel olarak tanımlanmış ve sınıflandınlmıştır. Üçüncü bölümünde ise iç mekan boyalanm ve zararlı bileşenlerini açıklanmaktadır. Bu zararlı bileşenlerin insanda oluşturduğu sağlık problemleri biyolojik ve psikolojik etkiler olarak iki ana başlık altında açıklanmıştır. Daha sonra biyolojik etkiler vücuttaki sistemleri etkileme yerlerine göre sınıflandınlarak açıklanmıştır. Önemli biyolojik etkilerinin yanında doğru ürün seçilmediğinde boya renklerinin aydınlılık ve ışıklılık etkisinin de görme bozukluklanna ve psikolojik rahatsızlıklara da neden olabildiği ifade edilmiştir. Son bölüm olan dördüncü bölümünde, sonuçlar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: insan sağlığı, boya, zehirli boya bileşenleri, psikolojik etkiler, biyolojik etkiler.
Hibrit pastörizasyon sistemi için bir ısıtıcının tasarlanması ve termoekonomik performansının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, yenilikçi hibrit pastörizasyon sisteminde kullanılmak üzere tasarlanan bir ısıtıcının termoekonomik performansı incelenmiştir. Araştırma kapsamında, daldırmalı rezistans ısıtıcı kullanılarak ısıtılan bir sistem tasarlanmış ve bu sistem üzerinden deneysel veriler elde edilmiştir. Bu deneysel veriler, sistemin enerji verimliliği ve ekserji performansı üzerine analizler yapılmasına olanak sağlamıştır. Elde edilen ekserji analizi sonucuyla, sistemin ekonomik performansını değerlendirmek amacıyla termoekonomik analiz yapılmıştır. Ayrıca, Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği (CFD) analizi ile sistemin farklı karıştırıcı ve debi koşullarındaki termal davranışları incelenmiş, böylece sistemin performansının akış koşullarına bağlı olarak nasıl değiştiği de değerlendirilmiştir. CFD analizleri, konjuge ısı transferi prensipleri doğrultusunda yapılmış ve sistemdeki kazanın üç boyutlu modeli oluşturularak analizler gerçekleştirilmiştir. Hem deneysel analizlerde hem de CFD simülasyonlarında sıvı gıda maddesi olarak su kullanılmıştır. Yapılan CFD analizleri sonucunda, sistemin ısı transferi performansı ve sıcaklık dağılımları incelenmiştir. Çalışma sonunda ekserji verimliliği düşük bulunmuştur. Ancak termoekonomik analiz sonucunda bulunan birim fiyat başına enerji maliyetinin de düşük bir miktar olduğu görülmüştür. Bu durumda kayıpların maliyet üzerindeki etkisinin düşük olduğu görülmüştür.
Savaşların iklim değişikliğine etkisi: İkinci Dünya Savaşı örneği
Dünya var olmaya başladığı zamandan bu yana sürekli ısınma ve soğuma döngüsünü takip etmektedir. Bu döngü zaman zaman canlı yaşamına zarar verse de dünyada var olan düzenin bir parçası olarak devam etmiş canlılar da bu değişimlere ayak uydurmayı başarmıştır. Dünya üzerinde yaşanan bu soğuma ve ısınma döngüsü yüzyıllar içerisinde oluşmaktadır. Ancak günümüzde meydana gelen ve küresel ısıma olarak tanımladığımız bu durum beşerî etkenlerden kaynaklı olarak çok kısa bir zaman zarfında oluşmaktadır. Bu durum da var olan küresel ısınmanın dünyanın doğal döngüsünden kaynaklı olmadığını beşerî faktörlerle tehlikeli bir şekilde gerçekleştiğini göstermektedir. Beşerî faktörler arasında birçok sebepten en bilindik olanları aşırı sanayileşme ve fosil yakıtların kullanımıdır. Bu faktörler, sera gazlarının atmosferde oranını artırarak küresel ısınmaya ve ona bağlı olarak da iklim değişikliğine neden olmaktadır. Günümüzde sorgulanması gereken soru ise küresel ısınma sebepleri arasında savaşlar neden yeterince yer bulamamaktadır? Savaşlar hem sanayileşmenin artmasına hem fosil yakıtların kullanımda artışa sebep olduğu kadar kullanılan konvansiyonel, nükleer, kimyasal ve biyolojik silah teknolojisi, ordular, savaş araç ve gereçleri gibi birçok unsurun birleşimi hava, toprak ve denizleri kirletirken havaya çok miktarda zararlı ve sera etkisi yapabilecek gaz salınımı oluşturmaktadır. Savaşlar sadece o an var olan canlıların hayatlarını yok etmekle kalmamakta gelecek yaşamları da tehlikeye atmaktadır. Yapılmakta olan iklim anlaşmalarında sera gazı etkisini azaltma yöntemleri tartışılıp hayata geçirmek için birçok önlem düşünülürken, bu önlemlerin arasında savaşların ve savaş teknolojilerin engellenmesine yönelik herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. İki büyük dünya savaşı atlatan dünyamız kullanılan silah teknolojileri yüzünden büyük yaralar almıştır. Özellik İkinci Dünya Savaşı sırasında kullanılan birçok askeri araç, teçhizat, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar havaya çok miktarda zararlı gaz salınımına neden olurken toprak ve denizlerin kirlenmesine neden olmuştur. Ayrıca bu savaş, savunma sanayilerinin artmasına neden olmuş ve silah üretiminin hız kazanmasına neden olarak büyük çevre felaketlerinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu çalışmada ise yukarıda sözü edilen savaş teknolojilerinin iklim değişikliğine etkileri ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Küresel Isınma, Çevre, İklim Değişikliği, Savaş
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının çevre üzerinde etkisi: Türkiye için kirlilik sığınağı hipotezi
Gelişmekte olan ekonomilerde kalkınmanın önündeki en önemli engellerden biri yetersiz sermaye birikimidir. Küreselleşme ile birlikte gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye hareketlerinin hız kazanması, bu ülkelerin ekonomik ilerlemelerine önemli bir katkı sağlamıştır. Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), cari işlemler dengesizliğinin giderilmesi, ihracat pazarlarının geliştirilmesi, teknoloji transferi, personel yönetim becerilerinin geliştirilmesi ve yeni iş alanları oluşturarak işsizliğin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Ancak son yıllarda DYY' ın çevre üzerinde etkilerine yönelik tartışmalar yapılmaktadır. Literatürde DYY' nin çevre üzerindeki etkilerine yönelik iki farklı görüş vardır. Kirlilik Sığınağı Hipotezi, katı çevresel düzenlemelerden kaçan çok uluslu şirketlerin, kirli endüstrilerini DYY yoluyla gelişmekte olan ülkelere kaydırdıkları yönünde bir görüştür. Bu görüşe göre, ev sahibi ülkeler kirli endüstriler için bir kirlilik cenneti haline gelmektedir. İkinci görüş ise DYY' nin ev sahibi ülkenin teknoloji ve bilgi yayılmasına katkı sağlayacağı ve bu sayede yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artacağını savunan Kirlilik Hale Hipotezidir. Bu sayede DYY, ev sahibi ülkenin çevresel kalitesini olumlu yönde etkileyecektir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye' ye yönelik DYY' nin çevre kalitesi üzerindeki olası etkilerini incelemektir. Çalışmada öncelikle DYY kavramına yönelik teorik bilgilendirme yapılmaktadır. İkinci bölümde çevre-iktisat ilişkisine yönelik yaklaşımlar ve Uluslararası çevre anlaşmalarına dair bilgiler yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise Türkiye' de DYY' nin çevre üzerindeki etkisi ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular Türkiye' de Kirlilik Sığınağı Hipotezi' nin geçerli olduğu yönündedir.
Bireysel, kültürel ve çevresel faktörlerin girişimcilik niyetine etkisi
Küreselleşen dünyada kendine bir yer edinmeye çalışan Türkiye son yıllarda girişimciliğin önemini kavramaya başlamış ve girişimciliğin yaygınlaşması için çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmaların en hızlı ve etkin biçimde yönlendirilebilmesi için ilk adımın var olan Türkiye'deki durumun ortaya konulması gerekmektedir. Tez kapsamında derlenen ulusal ve uluslararası araştırmalar ve istatistikler ışığında Türkiye' nin girişimcilik potansiyeli ve bu potansiyelin kullanılmasını engelleyen sebepler değerlendirilmiştir. Yapılan araştırmalar Türkiye' nin girişimcilik potansiyelinin kendi içinde ve dünya ülkelerine göre önemli bir düzeyde olduğu göstermektedir. Ancak bireysel, ve kültürel çevresel nedenlerle ortaya çıkan sorunlar girişimcilerin harekete geçmesini durdurarak ya da yavaşlatarak Türkiye' nin sahip olduğu girişimcilik potansiyelinin açığa çıkmasını engellemektedir. Bu araştırmanın amacı, girişimcilik ve girişimcilik niyeti konusunda yapılan araştırmaları inceleyerek Türkiye'deki girişimcilik niyetine bireysel, kültürel ve çevresel faktörlerin etkisi üzerinden genel durumu değerlendirerek eksiklerin belirlenmesini sağlamak ve bu bağlamda yön gösterecek bir çalışmayı ortaya koymaktır. Girişimcilik potansiyelinin kullanılmasının ilk adımı girişimcilik niyetinin oluşturulması ve harekete geçirilmesidir. Ancak yapılan araştırmalar Türk toplumunda girişimciliğin kavram olarak tam olarak bilinmediğini, öneminin tam olarak kavranamadığını, girişimcilik kültürünün, politikalarının ve teşviklerinin girişimcilik niyetini oluşturmada yetersiz kaldığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik Niyeti, Bireysel Faktörler, Kültürel Faktörler, Çevresel Faktörler, Türkiye.
Biyoplastiklerin dünyada ve Türkiye'de kullanımının araştırılması
Kullanılmaya elverişli ve uygun maliyetli olmalarından dolayı dünyada plastiklerin kullanım yoğunluğu oldukça fazladır. Dayanıklılıkları nedeniyle yaygın şekilde kullanılan bu materyallerin başlıca örnekleri PET (Polietilentetraftalat), PE (Polietilen), PVC (Polivinilklorür), PP (Polipropilen)'dir. Plastiklerin ütetimi için kullanılan enerjinin fossil yakıtlardan elde edilmesi sonucu atmosfere karbon, metan gibi sera etkisi yaratan baca gazları salımının artması ile iklim değişikliğine ve orman yangınlarına dolaylı olarak sebebiyet vermesi, 400-500 yıl süre bozunmadan kalarak doğaya ve çevreye zarar verme gibi çevresel etkileri geleceğimiz için dikkate alınmalıdır. Dünyada ve Türkiye'de plastiklerin alternatifi olarak kabul edilebilen biyoplastiklerin kullanım alanları ve çevresel etkileri göz önüne alınarak değerlendirilmesini ve plastiklerle karşılaştırma yapılmasını kapsayan bu bilimsel kaynak tarama çalışması; yenilenebilir materyallerden üretilen, insan sağlığına ve diğer canlılara zararlı hiçbir madde içermeyen, üç (3) ay gibi kısa sürede bozunarak toprakta gübre görevi yapabilir özelliği bulunan, çevresel etkileri az olan biyoplastiklerin plastiklerin yerine kullanılabilirliğinin daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerektiği sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Plastik, Yenilenebilir Materyal, Biyoplastik, Çevresel Etki
Geri dönüşümün çevreye etkilerine ilişkin öğrenci tutumları
Bu araştırmada, çevre ve geri dönüşüm konularında öğrencilerin düşünce, duygu ve davranışlarının belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Malatya ili Merkez ilçeleri olan Yeşilyurt İlçesi ve Battalgazi ilçelerinden seçilmiş olan 6 okulda öğrenim gören 5-6-7. ve 8.sınıf öğrencilerine uygulanmıştır. Bu süreçte tarama modeli uygulanmıştır. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak Avan (2011) tarafından geliştirilen "Öğrencilerde Geri Dönüşümün Çevreye Etkilerine İlişkin Öğrenci Tutumları" anketi kullanılmıştır. Anketlerden elde edilen verilere SPSS 22.0 programı kullanılarak t-testi ve ANOVA testleri yapılmış ve sonuçlar tablolaştırılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesi çalışmaya katılan öğrencilerin cinsiyet, yaşanılan yer ve gelir durumlarına göre yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, kız öğrencilerin geri dönüşüm bilgilerinin ve çevre duygularının daha yüksek olduğu görülmüştür. Ailenin maddi geliri arttıkça geri dönüşüm davranışının azaldığı belirlenmiştir. Apartman dairesinde yaşayan öğrencilerin geri dönüşüm davranışları sitede yaşayan öğrencilere göre ortalama olarak daha yüksektir. Üniversite mezunu annelerin çocuklarının daha düşük geri dönüşüm davranışına sahipken, çevre duygusu ve geri dönüşüm ile ilgili davranışlar da babanın eğitim düzeyine göre farklılaşmalar görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çevre Eğitimi, Çevre Bilimi, Geri Dönüşüm, Çevre Tutum Ölçeği.
Avrupa Birliği çevresel etki değerlendirmesi mevzuatı ve Türkiye'nin uyumu
Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), planlama aşamasındaki faaliyetlerin gerçekleştirilebilmesi için, çevreye yapabileceği tüm etkilerin bilimsel ve teknik yöntemlerle tespit edilerek olumsuz etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek şekilde en aza indirilmesini ve olumlu etkilerin arttırılmasını amaçlamakta olup, çevre hukukunun ilkelerine hizmet eden önemli bir araçtır.20. yüzyılın sonlarında hem dünyada hem de başlangıçta ekonomik birliği sağlamak için kurulmuş olan AB'de çevre konusu önem kazanmaya başlamış ve ABD örneğini takiben ÇED'e ilişkin yasal düzenlemeler yapılmıştır.Avrupa Birliği, şeffaf ve halkın etkin katılımının olduğu bir süreç gerçekleştirmeyi amaçlamakta ve ÇED Direktifleri aracılığı ile Üye Devletler'de bu konuda birlik sağlamaya çalışmaktadır. AB'nin ÇED'e ilişkin ilk Direktifi 1985 tarihinde kabul edilmiş, daha sonra iki kere bu Direktif'te önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir. Belirtilen Direktifler, ÇED ile sağlanmak istenen korumayı artırmayı amaçlamış olup, halkın bu süreçte daha etkin olmasının sağlanması da AB tarafından en çok önem verilen konulardan olmuştur.AB'nin ÇED'e ilişkin yaklaşımının Türk hukukundaki yansımaları ise 1990'lardan itibaren çıkartılan ÇED Yönetmelikleri ile olmuştur. Hâlihazırda yürürlükte bulunan 2008 tarihli Yönetmelik, ÇED sürecini kapsamlı bir şekilde ve genel olarak AB Direktifi ile uyumlu olarak düzenlemektedir. Ülkemizde yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliklerine ve bu yönetmelik çerçevesinde alınan kararlara karşı açılan davalar ise konuya ilişkin içtihadın oluşmasını ve çevresel korumanın güçlenmesini sağlamıştır.Bu çalışma ile ÇED'in ortaya çıkışı, gelişimi ve Türkiye'nin AB'ye uyum sürecinde çevre mevzuatı içinde yer alan ÇED'e yönelik çalışmaları incelenmiştir.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde çöl kaynaklı tozlar ve genel çevresel etkileri
Çöl kökenli tozlar, subtropikal çöl bölgeleri ile karaların denizden uzak iç bölgelerinde genel atmosfer dolaşımı ve çeşitli meteorolojik faktörlere (rüzgarlar, konvektif aktivite ve gezici depresyonlar) bağlı olarak yüzeydeki tozların ( PM1, PM2.5, PM10) atmosfere dahil olması ve daha sonra bu tozların uzun mesafeli atmosferik taşınımı sonucunda meydana gelmektedir. Türkiye'nin coğrafi konumunun çöl bölgelerine yakın olması ve batı rüzgârları (orta enlem gezici depresyonları) kuşağında yer alması nedeniyle son yıllarda Türkiye'ye bol miktarda çöl tozu taşınmaktadır. Türkiye'ye özellikle Sahra Çölü, Suriye-Ürdün Çölü, Suudi Arabistan çölleri, Irak çölleri ve İran çölleri üzerinden gelen çöl tozları en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi'nde etkili olmaktadır. Sözkonusu çöllerden kaynaklanan çöl tozlarının en fazla Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde etkili olmasının nedenleri, bu çöllerin konum itibariyle Batı Rüzgârları ve Orta Enlem Siklonları'nın etki sahalarında olması, Anadolu Yarımadası'na yakın olması ve bu çöllerden taşınan çöl tozlarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde etkisini önleyecek geniş ve yüksek topoğrafik engellerin olmamasıdır.Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni etkileyen çöllerin her birinin bulundukları yerlerde yaşanan iklim koşullarının tamamen aynı olmaması ve farklı jeolojik yapıya sahip arazilerden oluşmasından dolayı buralardan kaynaklanan ve Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ni etkileyen çöl tozlarının kimyasal ve mineralojik özellikleri birbirinden farklıdır. Çalışma alanını etkileyen çöl tozlarının mikroanalitik özelliklerinin tespitinde örnekleme (numune alma) ve mikroanaliz yöntemleri kullanılmıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozlarının hareketi ve dağılışında doğal ve beşeri faktörler etkili olmaktadır. Doğal faktörler, topoğrafik özellikler (orografya, yükselti, bakı) ve klimatolojik özellikler (sıcaklık, basınç, rüzgâr, nem ve yağış) dir. Beşeri faktörler ise yoğun ve düzensiz kentleşme, fosil yakıtlar ve motorlu araçlardır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozlarının 2009-2011yıllarına ait verilerine göre çöl tozları, en fazla İlkbaharda daha çok mart-nisan-mayıs aylarında; yazın, haziran, temmuz aylarında sonbaharda ise eylül-ekim aylarında etkili olmaktadır.Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozları, doğal ve beşeri ortam üzerinde çok önemli çevresel etkilerde bulunmaktadır. Bu etkiler doğal ortamda öncelikle iklim elemanları üzerinde, bitki ve toprak örtüsünde, su ekosisteminde, hava kalitesi üzerinde ve buzulların erimesinde olmaktadır. İnceleme alanındaki illerde çöl tozlarının geçiş mevsimleri olan ilkbahar ve sonbahar aylarında kuru ve yaş olarak çökelmesi, özellikle pamuk tarımında ürünün kalitesini olumsuz etkilemektedir. Çöl tozlarının yoğun şekilde etkili olduğu günlerde hava kalitesi ve görüş mesafesi düşmektedir. Çöl tozlarının kar üzerine birikmesi sonucunda karın hızlı şekilde erimesiyle afet boyutuna varabilecek çığ, sel ve taşkın olayları meydana gelmektedir. Çöl tozları, beşeri ortamda ise insan sağlığını, faaliyetlerini yapıyı ve yerleşmelerini etkilemektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl tozları, insan sağlığında özellikle göğüs hastalıkları üzerinde olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Tozlu günlerde hastaneye başvuranların sayısı tozsuz günlere göre % 20 daha fazladır. İnsan faaliyetlerinde ise çöl tozları, turizm, ulaşım ve arıcılık faaliyetlerini etkilemektedir. Çöl tozları, ev ve işyerlerinde kullanılan klimaların tıkanmasına ve bozulmasına, metalik eşyaların erken paslanmasına ve otomobillerin boyalarında toz ve kum fırtınaları sonucunda çiziklerin meydana gelmesine neden olmaktadır. Çöl tozlarının kale, heykel ve anıt gibi tarihi ve kültürel olarak büyük öneme sahip olan yapılar üzerine kuru ve yaş olarak çökelmesi sonucunda kimyasal olarak yapılar üzerinde aşınmaya ve ayrışmaya neden olmaktadır.Bu çalışmada, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde çöl kaynaklı tozların klimatolojik, jeomorfolojik ve mikroanalitik özellikleri, gelişimleri, doğal ve beşeri ortam üzerine etkileri değerlendirilerek ortaya çıkabilecek sorunlara karşı çeşitli çözüm önerileri sunulmuştur.
Fen ve teknoloji dersi öğretmen adaylarının çevresel geri dönüşüm konusundaki duyarlılıklarının belirlenmesi
Bu araştırmada; İlköğretim Fen ve Teknoloji dersi öğretmen adaylarının çevresel geri dönüşüm konusundaki duyarlılıklarının; adayların cinsiyetleri ve üniversiteye gelmeden önceki yaşadıkları çevreye göre değişip değişmediği ölçülmek istenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2012-2013 eğitim öğretim yılında Fırat ve Dicle Üniversitelerinin Fen Bilgisi Öğretmenliği programında okuyan, öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmaya,221?i bayan (%71) 91?i erkek (%29) toplam 312 öğretmen adayı katılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen, 5?li likert tipten oluşan `Geri Dönüşüm Duyarlılık Ölçeği? kullanılmıştır. Ölçeğin cevap seçenekleri; 1?den (Kesinlikle katılmıyorum) 5?e (Kesinlikle katılıyorum) kadar derecelendirilmiş olup, olumsuz olan ifadeler ters çevrilerek kodlanmıştır. Kapsam geçerliliği için Fırat Üniversitesi Eğitim Fakültesinde görev yapan öğretim üyelerinin görüşü alınmıştır. Uygulama sonucunda elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Aritmetik ortalamalar, frekans ve yüzdeler belirlenmiş, karşılaştırmalarda t-testi, tek yönlü varyans (ANOVA) çözümlemelerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre öğretmen adaylarında; cinsiyet faktörünün adayların çevresel geri dönüşüm konusundaki duyarlılıklarında anlamlı bir fark teşkil etmediği tespit edilmiştir. Ayrıca üniversiteye gelmeden önceki yaşadıkları çevrenin de adayların duyarlılıkları üzerinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çevresel Geri Dönüşüm, Cinsiyet, Çevresel Geri Dönüşüm Ölçeği, Fen ve Teknoloji
Isı yalıtım malzemelerinin yaşam döngüsü değerlendirme yöntemiyle çevresel etkilerinin değerlendirilmesi
Binalar ve binalarda kullanılan yapı malzemelerinin yaşamları boyunca çevreye olumsuz etkileri olmaktadır. Çevreye duyarlı yaklaşımlar ile binaların üretilmesi için bu çevresel etkilerin değerlendirilmesi gerekmektedir. Yaşam döngüsü değerlendirme (YDD) bu noktada ortaya çıkan, malzemelerin veya hizmetlerin yaşam boyunca tüm evrelerindeki çevresel etkilerinin değerlendirilmesi için kullanılan bir yöntemdir. Bu çalışmanın amacı, enerji korunumunda önemli bir yere sahip olan ve binalarda yaygın olarak kullanılan ısı yalıtım malzemelerinden ekspande polistren (EPS) ile buna alternatif olarak kullanılacak taş yününün beşikten kapıya (cradle to gate) olan süreçte hangisinin daha çevre dostu olduğunu ortaya koymaktır. Yalıtım malzemelerinin çevresel etkileri GaBi 4 yazılımı kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, EPS'nin çevresel etkileri incelenen tüm çevresel etki sınıfları için taş yününe göre daha az bulunmuştur. Ayrıca, çevresel etkilerin en çok üretim evresinde oluştuğu görülmüştür. Çalışma yapı malzemelerinin seçiminde çevresel ölçütlerin önemini vurgulamaktadır.
Yapı ürünlerinin çevresel etkileri: Bütünleşik ürün politikası bağlamında bir irdeleme
Yapı ürünleri, hammaddenin elde ediminden yok edilmelerine kadar, yani yaşam döngüleri boyunca, çevreyi olumsuz yönde etkileyebilmektedirler. Yapı ürünleriyle ilişkili her paydaş gibi mimari tasarıma ve yapı ürünlerine ilişkin kararları bağlamında Mimarlar da bu etkilerin azaltılmasında sorumluluk sahibidirler. `Bütünleşik Ürün Politikası (BÜP) ürünlerin çevresel etkilerinin yaşam döngüsü boyunca, ilgili paydaşların işbirliği ile azaltılmasını amaçlamaktadır. BÜP'ün amacına ulaşması için uygulandığı her ülkede ekonomik, çevresel ve sosyal önceliklere göre şekillenen araçlar kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, Türkiye'de yapı ürünlerinin çevresel etkilerinin kontrolü ve azaltılması için BÜP'ün ilkeleri ve araçları kapsamında bir yöntem önerisi sunulmaktır. Yöntem, Türkiye'de yapı ürünlerini etkileyen, BÜP araçlarının eşdeğeri, araçların saptanması ve bu saptama sonucunda ortaya çıkan gereksinimlerin paydaş/araç ekseninde irdelenmesi prensibi üzerine kurulmuştur. İrdeleme sonuçları araç türleri (doğrudan düzenleyici, ekonomik, bilgilendirici ve sosyo kültürel) dikkate alınarak yorumlanmıştır.
A multi-objective memetic algorithm for mixed-model two-sided disassembly line balancing problem
Environmental impact is increasing day by day with the growing population, affluence level and technological developments. Today, as a result of this increasing, the level of Carbon Dioxide has exceeded five hundred parts per million (ppm). In order to overcome environmental impacts such as the increased level of Carbon Dioxide, it is necessary to change the classical production/consumption approach. For this, Life Cycle Engineering (LCE) is recommended as a new approach. LCE is an approach that aims to minimize the environmental impact caused by the product, production or consumption by being involved in every step of the product life cycle. An important step of LCE is to design an easily disassemble, recyclable product at the design stage of product life cycle in order to minimize the environmental impact it will create when the products are at the end of their life as End-of-Life (EOL) product. Considering that the designed products will become EOL products after a while, the design of efficient disassembly systems is of critical importance in order to minimize the environmental impact. The Disassembly Lines that emerged in this context allow the efficient disassembly of the EOL products in bulk. Maximizing the efficiency of installed disassembly lines is critical to minimizing environmental impact. For this reason, the Disassembly Line Balancing (DLB) problem emerged in 1999 in order to optimize various performance criteria. The DLB problem has found wide coverage in the literature, and a lot of research has been done. However, the number of studies for the Two-Sided Disassembly Line Balancing (TDLB) problem, which is a line design that minimizes costs such as the cost of rotating on the line for disassembly of large-size products, is very few. In particular, the Mixed Model Two-Sided Disassembly Line Balancing (MTDLB) problem, in which the number of models is more than one, was introduced for the first time within the scope of this thesis. In this thesis, the MTDLB problem has been investigated in order to minimize the sum of the design cost, the number of stations and sum of the selected disassembly task times of the disassembly line, which allows more than one similar or dissimilar products to be disassembled on the two-sided disassembly line. The Transformed AND/OR Graph (TAOG) precedence relations diagram is used for the MTDLB problem. The TAOG precedence relations diagram is a precedence diagram that takes into account all possible disassembly sequences in the event that only the physical conditions are considered due to the nature of the disassembly, and the functionality is not important. A Mixed Integer Linear Programming (MILP) based mathematical model has been developed to optimize the performance measures determined for the MTDLB problem. When the objective function of the developed mathematical model is hierarchical, it gives optimum results for small and medium sized cases with Gurobi solver. However, for the solution of large-size cases, the solution time is growing considerably. Therefore, a Multi-Objective Memetic Algorithm (MOMA) has been proposed for the solution of the MTDLB problem. The proposed approach is tested on a series of test problems and the results are compared with the highly preferred algorithms for multi-objective optimization in the literature. The results obtained show that the results of the MOMA algorithm, investigated for the MTDLB problem, give better results than the other algorithms.e