Değerlendirme
Bu konu başlığı altında 138 tez
2010-2017 YGS Türkçe testinde yöneltilen okuduğunu anlamaya yönelik soruların bilişsel taksonomi açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, YGS'de yöneltilen okuduğunu anlamaya yönelik Türkçe anlam bilgisi sorularını Bloom'un bilişsel alan taksonomisine göre sınıflandırmak; soruları sözcükte anlam, cümlede anlam, paragraf bilgisi konularına göre kategorize etmek ve konularla bilişsel basamaklar arasındaki korelasyonu saptamaktır. Araştırma betimsel tarama yöntemine dayanan bir araştırma olup veriler doküman incelemesi yoluyla elde edilmiştir. Araştırmanın evreni YGS sistemi boyunca yöneltilen okuduğunu anlamaya yönelik Türkçe sorularıdır. Araştırmanın örneklemi 2010-2017 yılları arasında yöneltilmiş 252 anlam bilgisi sorusudur. YGS sistemi ülkemizde 2010 yılından itibaren uygulanmaya başlanmış ve 2017 yılına dek sürdürülmüştür. YGS sistem itibariyle 2017 yılında son kez uygulanmıştır. Çalışmamız, bu anlamda YGS sisteminin bütün Türkçe sorularını kapsamaktadır. 2010-2017 yılları arasında okuduğunu anlama ile ilgili 252 Türkçe sorusu sorulmuştur. İlk kez düzenlenen 2010 YGS'den son kez yapılan 2017 YGS'ye kadar toplam 252 sorunun dağılımı şu şekildedir: En çok yöneltilen soru 93 soru ile kavrama basamağındadır. Kavrama basamağını 89 soru ile analiz basamağı takip etmektedir. 2010-2017 yılları arasında 14 uygulama, 38 sentez, 18 değerlendirme sorusu sorulmuştur. Bloom taksonomisine göre en alt düzeyde olan bilgi basamağında anlam bilgisi konusundan 8 yıl boyunca hiç soru sorulmamıştır. Bu veriler okuduğunu anlamaya yönelik Türkçe anlam bilgisi sorularını kapsamaktadır. 2010-2017 yılları arasında 252 anlam bilgisi sorusundan 203 paragraf bilgisi, 41 cümlede anlam, 8 de sözcükte anlam konularından soru gelmiştir. Bütün sorular arasından kavrama düzeyinde yöneltilen soru sayısının oranı %36,9 iken analiz basamağında, soruların oranı %35,3'tür. Buradaki verilerden anlaşılacağı gibi kavrama ve analiz becerisi gelişmiş öğrencilerin YGS Türkçe anlam bilgisi sorularını doğru yanıtlama ihtimali daha yüksek olabilir. Bloom taksonomisine göre üst düzey bilişsel basamaklar analiz, sentez ve değerlendirmedir. 2010-2017 yılları arasında toplam 145 üst düzey bilişsel beceriyi ölçen soru yöneltilmiştir. Bu verinin 252 anlam bilgisi sorusuna oranı %57,88'dir. Bu oran iyi görünse de üst düzey soruların kendi arasındaki dağılımının düzgün olmadığı gözlenmiştir. Analiz basamağında 89 soru yöneltilmişken sentez basamağında 38, değerlendirme basamağında 18 soru yöneltilmiştir.
Türkçe eğitiminde değerlendirme becerilerinin öğretimi
Bu araştırma Türkçe Dersi Öğretim Programı (2019) ve Türkçe ders kitaplarını, değerlendirme becerisi kapsamında incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın ana problemi Türkçe Dersi Öğretim Programı'ndaki (2019) değerlendirme becerisi kazanımlarının durumunu ortaya koymak ve Türkçe ders kitaplarındaki değerlendirme becerisine yönelik etkinliklerin, öğrenme sürecinin nasıl yapılandırıldığını saptamaktır. Bu doğrultuda program ve ders kitabına ek olarak öğretmen görüşlerine de başvurulmuştur. Türkçe Dersi Öğretim Programı (2019) ve MEB tarafından hazırlanan 5-8. sınıf düzeyleri arasında hâlihazırda öğretim materyali olarak kullanılan Türkçe ders kitapları araştırmanın inceleme nesnelerini oluşturmuştur. Türkçe Dersi Öğretim Programı (2019) ve Türkçe ders kitaplarındaki veriler doküman analiziyle elde edilmiştir. Kitaplardaki değerlendirme etkinliklerinin incelenmesinde araştırmacı tarafından oluşturulan "Değerlendirmeye Yönelik Bilişsel İşlemler Kontrol Listesi" kullanılmıştır. Çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışmasının iç içe geçmiş çoklu durum deseni ile yapılandırılmış, verilerin çözümlenmesi içerik ve betimsel analiz tekniği ile yapılmıştır. Araştırmada, Türkçe Dersi Öğretim Programı'nda (2019) değerlendirme becerisine ilişkin kazanımların öğrenme alanlarına göre eşit dağılım göstermediği, MEB tarafından hazırlanan Türkçe ders kitaplarındaki etkinliklerin değerlendirme becerisi ile ilgili öğrenme süreci oluşturma konusunda yetersiz kaldığı, öğretmenlerin değerlendirme becerilerine yönelik bilgilerinin yanlış ve yetersiz olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Geriatrik bireylerde yutma performansı ve uyku bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmaya 65 yaş ve üzeri 50 geriatrik birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Geriatrik bireylerin mental durum değerlendirmesi Mini Mental Durum Muayenesi ile, fiziksel performans değerlendirmesi 4 Metre Yürüme Testi ile yapıldı. Yutma performansı değerlendirmesi; Türkçe-Yeme Değerlendirme Aracı (T-EAT-10), Yale Yutma Protokolü, Fonksiyonel Oral Alım Skalası (FOAS), Reflü Semptom İndeksi (RSİ) ile yapıldı. Uyku bozukluğu değerlendirmesi Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile yapıldı. Yutma yaşam kalitesi değerlendirmesi Türkçe Yutma Yaşam Kalitesi Anketi (T-SWAL-QoL) ile, yorgunluk değerlendirmesi Modifiye Borg Skalası ile yapıldı. Bireyler T-EAT-10'a göre yutma bozukluğu semptomu olanlar (T-EAT-10 ≥ 3) (n=27) ve yutma bozukluğu semptomu olmayanlar (T-EAT-10<3) (n=23) olarak ikiye ayrıldı. Yutma bozukluğu semptomu ve gündüz uykululuğu arasında arasında ilişki olmadığı (p>0,05), uyku kalitesi arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu görüldü (r=0,284, p=0,046). Reflü semptom şiddeti ile gündüz uykululuğu arasında pozitif yönde zayıf ilişki olduğu (r=0,306, p=0,031), reflü semptom şiddeti ile uyku kalitesi arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu görüldü (r=0,403, p=0,004). T-EAT-10 ile T-SWAL-QoL alt parametrelerinden Yeme Süresi, Yeme İsteği, Uyku, Yorgunluk, Mental Sağlık, Sosyallik arasında ilişki olmadığı görüldü (p>0,05). T-EAT-10 ile sırasıyla Genel Yakınma ve Yemek Seçimi, alt parametresi arasında negatif yönde zayıf ilişki (r=-0,284, r=-0,321, p=0,046, p=0,023), T-EAT-10 ile sırasıyla Yeme Korkusu ve İletişim alt parametreleri arasında negatif yönde orta düzey ilişki olduğu görüldü (r=-0,430, r=-0,434, p=0,002, p=0,002). Gruplar arasında uyku bozuklukları ve fiziksel performans ile ilgili fark olmadığı görüldü (p>0,05). Sonuç olarak yutma alt parametrelerinden yutma bozukluğu semptomu ile gündüz uykululuğu ce uyku kalitesi arasında ilişki bulunmamaktadır. Yutma alt parametrelerinden reflü semptomu ile gündüz uykululuğu ve uyku kalitesi arasında orta düzeyde ilişki bulunmaktadır. Geriatrik bireylerde uyku ve yutma fonksiyonları arasındaki ilişkinin farklı örneklem gruplarıyla da araştırılması gerektiği önerilmiştir.
İç kontrol sisteminin değerlendirilmesi ve iyileştirilmesine yönelik öneriler
Gün geçtikçe işlemlerin karmaşıklaşması ve bilgi teknolojilerinin gelişmesi işletmelerde hata ve hilelerin yaşanmaması için önlem almayı zorunlu kılmıştır. Küreselleşen ve sürekli gelişen sistemler için bir kontrol mekanizmasına önceki yıllara göre daha fazla ihtiyaç duyulur olmuştur. İşletmeler kendi içlerinde tutarlı bilgiler elde edebilmek, işletmenin performansını etkileyecek tehditleri önceden saptayabilmek, değişen çevre koşullarına uyum sağlayabilmek ve tüm bunların neticesinde mali tablolarında güvenilir bilgiler sunabilmek için iç kontrol sistemi oluşturmaktadırlar. İç kontrol sistemi içerisinde işletmenin personelinden yöneticisine her biri makul güvence sağlamak için bu sistemin birer parçasını oluşturur. Bu çalışmada işletmelerin iç kontrol sisteminin tarihsel gelişimi, yapısı, etkinliği ve firmaların iç kontrol sistemine olan gereksinimleri açıklandıktan sonra baz alınan bir firmanın iç kontrol sistemi incelenip, bu sistemin sağladığı faydaların yanında eksik kaldığı alanlarda da ortaya çıkan olumsuz yönleri açıklanmaya çalışılmıştır.
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre şirket genel kurullarında alınan kararların değerlendirilmesi
Şirketler varlıkları ve faaliyetleri ile konumu itibariyle iktisadi hayatın ve doğal olarak insan yaşamını direkt etkileyen önemli kurumlardandır. Bu kurumlar arasında özellikle büyük ölçekli kurumlar aldıkları kararlar ve bu kararlar ışığındaki faaliyetleri ile ülkenin büyüme ve kalkınma düzeylerini tayin eden faktörlerin başında gelmektedir. Önem açısından bu denli yüksek düzeyde olan şirketlerin kararları sistem içerisinde mutlaka standart bir şekilde ve demokratik yani kararlarda söz sahibi olan kişilerin oylaması ile alınmalıdır. Kararların alınmasındaki standartlaştırılan kalıp hukuksal zemine oturtulmuş ve şirketler türlerine göre kararlarını yasalara uygun biçimde genel kurullarınca alınmaktadır. Şirketlerin riayet etmek zorunda olduğu en genel kapsamlı kanun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'dur. Ticari hayata yön veren faaliyetlerin temeli anlamına gelen şirketlerde alınan genel kurul kararları Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre incelenerek çalışmamızın konusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda şirketlerin genel kurul kararları çalışmada en ince detayına değinilecek şekilde incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Şirket, Şirket Genel Kurulu, Şirket Genel Kurul Kararları.
Özel eğitim değerlendirme kurulunda görevli rehber öğretmenlerin eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecine ilişkin görüşleri
31.05.2006 tarihli ve 26184 sayılı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin eğitim görme haklarından yararlanabilmelerine yönelik usul ve esasları düzenlemektir. Yönetmeliğe göre engellilerin özel eğitim ve destek eğitim hizmetlerinden yararlanabilmesi için eğitsel değerlendirme ve tanılama sonucunda özel eğitim değerlendirme kurul raporu alınmalıdır. Eğitsel tanılama sürecine ait aksaklıklar, yanlış bilgilenme veya mesleki yetersizlikler maalesef engelli bireyleri ve ailelerini ciddi mağdur etmektedir. Bu sürecin iyileştirilmesinin engelli bireyler ve ailelerini eğitim hizmeti alma konusunda daha istekli hale getireceği umulmaktadır. Bu nedenle araştırma konusunu eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecinde iyileştirilebilecek alanlar olarak belirledik. Araştırmada özel eğitim değerlendirme kurulunda görev yapan rehber öğretmenlerin eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecine ilişkin görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı özel eğitim hizmetlerinde görevli rehber öğretmenlerin eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecine ait görüşlerini saptayarak eğitsel değerlendirme ve tanılama sürecine ait iyileştirilebilecek alanlar hakkında öneriler sunabilmektir. Araştırma nitel yöntemlerle gerçekleştirilmiştir. Veriler, uzman görüşleri doğrultusunda son hali verilen standartlaştırılmış açık uçlu görüşme formu kullanılarak yapılan görüşmeler ile toplanmıştır. Veriler üzerinde yapılan içerik analizi sonucunda eğitsel tanılama ve değerlendirme sürecine ait iyileştirilebilecek alanlar hakkında öneriler geliştirilmiştir. Araştırma Uşak Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Birimi (BAP) tarafından 2011/ TP007 sayı ile desteklenmiştir.Anahtar Sözcükler : Özel Eğitim, Rehabilitasyon, Eğitsel Değerlendirme ve Tanılama, Rehberlik ve Araştırma Merkezi (RAM), Rehber Öğretmen
Havlu yapılarda kalite algısının objektif / subjektif değerlendirme kriterlerinin belirlenmesi ve geliştirilmesi
Günümüzde, tekstil malzemeleriyle insanlar arasındaki etkileşime ilgi artmaktadır. Zihinsel ve fiziksel rahatlık özellikle son dönemlerde tüketiciler için çok daha önemli hale gelmektedir. Tüketiciler bir tekstil malzemesi veya kumaşı seçerken, ürünün kalite algısını değerlendirmek ve kumaşın kullanım amacına uygun olup olmadığına karar vermek için, tekstil üreticileri ve tüketicilerinin kumaş kalite algısı açısından ilk sergiledikleri durum kumaşa dokunmaktır. Dokunsal özelliklerin sağlanması tüketici davranışını olumlu yönde etkilediği için, tekstil malzemelerinin önce kalite algısı açısından değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu sebeple kalite ve konfor açısından birbirine benzeyen kumaşlar üretebilmek ve bunun sürekliliğini sağlayabilmek için öncelikle subjektif değerlendirmeler yapılması ve bunların objektif ölçümlerle desteklenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, tekstil sektöründe ev tekstili ürünleri içerisinde önemli bir yere sahip olan havlu kumaşların kalite algısı öncelikle havlu alanında profesyonel deneyime sahip uzman kişiler tarafından subjektif olarak değerlendirilmiş, daha sonra havlu kumaşlar Kawabata KES sistemi ile ölçülerek objektif olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, herhangi bir havlu kumaşın kalite değerini yapılan testler sonucunda belirli limitler içinde veren, üretici ve kullanıcıların kabul edeceği objektif bir yöntem geliştirerek, ölçülen veriler arasında korelasyon kurulup TQV (Total Quality Value) değeri için, subjektif ve objektif değerlendirmeler arasında max korelasyon katsayısı 0,963 bulunmuştur.
Elektrik piyasasında talep katılımı için bir süreç değerlendirme modelinin geliştirilmesi
Talep katılımı (İng. Demand Response - DR) yeni çalışma alanlarından biri olup ülkeler talep katılımını aktif hale getirmek için yol haritaları oluşturmaktadır. Akıllı Şebeke Olgunluk Modeli (İng. Smart Grid Maturity Model - SGMM), tüketicilerle ilgili karakteristikleri ve hedefleri tanımlamakta, ancak talep katılımı için yeterince detaylı ve yol gösterici bir rehber sağlamamaktadır. Talep katılım süreçlerinin mevcut durumunun değerlendirilmesi ve iyileştirilmesine yönelik olarak literatürde kılavuz eksikliği bulunmaktadır. Bu boşluğu adreslemek amacıyla bu tez çalışmasında; talep katılımı pilot uygulamalarının kolaylaştırılması, talep katılımı süreç yeteneklerinin değerlendirilmesi ve bu sayede süreçlerin iyileştirilmesine zemin hazırlanması için Talep Katılımı Süreç Değerlendirme Modeli (İng. Demand Response Process Assessment Model - DRPAM) geliştirilmiştir. Bu modelin geliştirilmesinde, SGMM'nin "Müşteri" alanındaki ikinci olgunluk düzeyi ve ISO/IEC 33004 standardı referans alınmıştır. DRPAM'ın süreç boyutunda, ISO/IEC 33004'te belirtilen süreç referans modeli gereksinimlerine göre talep katılımına yönelik süreç referans modeli geliştirilmiştir. Talep katılımı süreç referans modelinin temel süreçleri, literatürdeki çalışmalar ve teknik raporlar incelenerek oluşturulmuştur. Temel süreçlerin pratikleri tanımlanırken Medina-Mora tarafından önerilen İş Akış Döngüsü (İng. Action Workflow Loop – AWL) ile yazılım süreç yönetim modelleri kullanılmıştır. Talep katılımı uygulamaları için sürecin amacı, sonuçları (İng. Outcomes), temel pratikleri, iş ürünleri (girdiler ve çıktılar) ve sorumlu rolleri içeren sekiz temel süreç tanımlanmıştır. Ardından, Delphi çalışması tekniği kullanılarak talep katılımı alanında uzman kişilerin görüşleriyle talep katılımı süreç referans modeli (DRPAM'ın süreç boyutu) güncellenmiş ve doğrulanmıştır. Böylece, DRPAM'ın sekiz temel süreci oluşturulmuştur. DRPAM'ın kalite boyutunda ise "yetenek", süreç kalite özelliği olarak belirlenmiş ve süreç yeteneğini değerlendirmek için ISO/IEC 33003'te tanımlanan süreç ölçme çatısı gereksinimlerine göre, ISO/IEC 33020 standartı kullanılmıştır. DRPAM'nin uygulanabilirliğini ve faydalarını doğrulamak amacıyla çoklu durum çalışmaları yapılmıştır. Durum çalışmaları, üç farklı organizasyonda, dört farklı talep katılımı pilot projesi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Değerlendirme sonuçları ve organizasyonlar tarafından verilen değerlendirme geri bildirimleri, önerilen modelin yalnızca talep katılımı süreçlerinin yetenek düzeylerinin belirlenmesinde değil, aynı zamanda bu süreçlerin iyileştirilmesi için bir yol haritası sunulmasında da faydalı olduğunu göstermiştir.
E-değerlendirme ortamında kullanılan oyunlaştırma bileşenlerinin öğrencilerin katılımları üzerine etkisi
Bu çalışmada oyunlaştırılmış e-değerlendirme sisteminin öğrenci katılımına etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, çevrimiçi ortamında 5. Sınıf matematik dersine yönelik oyunlaştırma bileşenlerinden lider tablosu, rozetler ve seviye açma öğelerini içeren oyunlaştırılmış bir e-değerlendirme sistemi tasarlanmıştır. Ardından oyunlaştırılmış e-değerlendirme sistemi ile oyunlaştırılmamış kopyası öğrenci katılım düzeyleri karşılaştırılmıştır. Ara ştırmanın çalışma grubunu Ankara ili Keçiören ilçesinde 4 farklı ortaokulda eğitim gören 5. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Yarı deneysel desen kullanılarak gerçekleştirilen araştırmaya; 141 kontrol grubu öğrencisi, 129 deney grubu öğrencisi olmak üzere, toplam 270 öğrenci katılmıştır. Araştırmada öğrencilerin oyunlaştırmaya dayalı e-değerlendirme sistemi katılımlarıyla oyunlaştırma öğeleri içermeyen e-değerlendirme sistemine katılım düzeyleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca öğrencilerin motivasyon stratejileri ve başarı yönelimlerine göre farklılıkları da araştırma kapsamına alınmıştır. Çalışmada, nicel ve nitel veriler içeren karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Öğrenciler seçkisiz olmayan elverişli örnekleme gruplanmış ve e-değerlendirme sistemini kullanım log kayıtları tutulmuştur. Araştırma sürecinde öğrencilerin matematik dersine ilişkin motivasyon stratejileri ve başarı yönelim düzeyleri ölçeklerle ölçülmüştür. Ayrıca öğrencilere açık uçlu sorular sorularak elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Pandemi döneminin etkisiyle, öğrencilerle uzaktan yürütülen bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda oyunlaştırmanın e-değerlendirme sistemlerine eklenmesiyle katılımın artırılabileceğine dair kanıtlar bulunmuştur. Öğrenciler süreci eğlenceli bulduklarını, oyunlaştırma öğelerini genel olarak beğendiklerini ifade etmişlerdir. Çalışmada oyunlaştırılmış e-değerlendirme ortamında öğrencilerin katılımına etki eden en önemli değişken performans yaklaşımıdır. Oyunlaştırma bileşenlerinin olmadığı e-değerlendirme ortamına katılımda en önemli değişken olarak öğrenme yaklaşımı göze çarpmaktadır. Yine bulgulara göre matematik dersine yönelik özyeterlik ve görev değeri her iki e-değerlendirme ortamında öğrenci katılımını etkileyen ortak değişkenlerdir. Sonuçlar oyunlaştırılmış e-değerlendirilme sisteminde, performansını göstermek isteyen öğrenci katılımlarının ön plana çıktığını da göstermektedir.
Maarif Model 2024 Okul Öncesi Eğitim Programı'nın öğretmen görüşlerine göre değerlendirilmesi
Okul öncesi eğitim, çocukların 0-72 aylık dönemlerinde bilişsel, motor, dil, sosyal duygusal gelişim alanlarını ve öz bakım becerilerini desteklemek amacıyla uygulanan eğitimdir. Eğitim programı ise okul tarafından sağlanmış tüm öğrenme fırsatlarını kapsar. Eğitim programı değerlendirme süreci de bir programın uygulamada ne kadar etkili olduğunu ve hangi yönlerinin geliştirilmesi gerektiğini belirlemeye yönelik bir çalışmadır. Değerlendirme sonuçları, program hakkında kararlar alınmasına yardımcı olur, programın geleceği hakkında yönlendirici bilgiler sunar. Bu sayede eksiklikler tespit edilip giderilebilir. Hazırlanan bu çalışma okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerin görüşlerine göre , Maarif Model 2024 Okul Öncesi Eğitim Programı'nın değerlendirmesini yapmayı amaçlamaktadır. Bu değerlendirme; Okul Öncesi Eğitim Programı'ndaki öğrenme çıktıları, beceriler, eğilimler, değerler, öğrenme etkinlikleri, öğretim materyalleri, ölçme ve değerlendirme araçları yönünde olacaktır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak 35 maddeden oluşan "Maarif Model 2024 Okul Öncesi Eğitim Programı Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2024-2025 eğitim-öğretim yılında, İstanbul - Beşiktaş, Sarıyer, Fatih, Bayrampaşa, Kağıthane ilçelerindeki ilkokulların ana sınıflarında görev yapan 250 Okul Öncesi öğretmeni oluşturmaktadır. Veriler yüz yüze ölçek uygulanması ve Google Formlar aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma, nicel yöntemin betimsel tarama yaklaşıma göre yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre programdaki öğrenme çıktılarının, progamda önerilen öğrenme etkinliklerinin ve öğretim materyallerinin program geliştirme ilkelerine göre taşıması gerekli nitelikleri tam olarak taşımadığı görülmüştür. Programdaki beceriler, eğilimler ve değerlerin öğrencilere kazandırılmakta tam yeterli olmadığı bulunmuştur. Alan becerileri, kavramsal beceriler, ve okur-yazarlık becerileri öğrencilerin bireysel gelişim dönemlerine tam olarak uygun bulunmazken sosyal- duygusal beceriler uygun bulunmuştur. Aynı zamanda değerler ve eğilimler de öğrencilerin bireysel gelişim dönemlerine uygun bulunmuştur. Aile ve toplum katılımı, okul dışı etkinliklerinin; programdaki beceri, eğilim ve değerleri öğrencilere kazandırmakta destekleyici olduğu saptanmıştır. Ölçme ve değerlendirme araçlarının, öğrencilerin değerlendirilmesi yönünden program geliştirme ilkelerine göre taşıması gerekli nitelikleri tam olarak taşıdığı fakat öğretmenin kendini değerlendirmesi yönünden tam olarak taşımadığı görülmüştür. Araştırmadaki önerilerin yeni okul öncesi eğitim programının geliştirilmesine katkısı olacağı düşünülmektedir.
The effectiveness of the monitoring and evaluation system in NGOs operating on the Syrian response
This thesis addresses the crucial need for consistent and systematic information on the institutionalization of monitoring and evaluation (M&E) systems in Non-governmental Organizations (NGOs) involved in humanitarian projects in Syria since 2012. M&E systems play a vital role in improving accountability and performance within the humanitarian aid system. The Syrian crisis, also known as the Syrian refugee crisis, has created a severe humanitarian emergency, impacting hundreds of thousands of children and families. The primary objective of this research is to examine the importance of effectively utilizing development cooperation funds allocated to humanitarian projects and to assess the specific effects of monitoring and evaluation systems. Previous studies have shown that although effective M&E systems have been developed, not all designs are equally successful in practice. Despite their utilization, many M&E systems have faced challenges in their full implementation. This study aims to explore the underlying factors contributing to the partial implementation and evaluate the overall effectiveness of M&E systems in ensuring the efficient allocation of development cooperation funds. Several significant challenges have prompted the exploration of monitoring and evaluation system effectiveness within the context of humanitarian projects in Syria. Limited resources pose a major obstacle for NGOs seeking to establish comprehensive M&E systems. Adequate funding, technological infrastructure, and skilled personnel are essential for successful implementation. Additionally, reaching beneficiaries located in remote and inaccessible areas poses logistical difficulties, hindering data collection and effective monitoring and evaluation. The lack of usable data collected by M&E experts is another significant challenge, as it limits the ability to accurately assess the impact and outcomes of humanitarian projects. Moreover, operating M&E systems in conflict zones raises security concerns and adds further complexities to their implementation. To gather empirical evidence and insights, the research methodology involves administering detailed questionnaires to 30 NGOs operating in Syria. The questionnaires target donors, monitoring and evaluation experts, and NGO representatives actively involved in humanitarian efforts. Through the responses received, the study aims to rigorously evaluate and measure the effectiveness of existing M&E systems. The questionnaires will also facilitate the identification and examination of specific challenges encountered in operating and maintaining these systems, providing a comprehensive understanding of the factors impacting their effectiveness. The anticipated findings of this research endeavor are expected to yield valuable insights that can inform future strategies for the institutionalization of monitoring and evaluation systems in humanitarian projects conducted in Syria. By effectively addressing the challenges and enhancing the effectiveness of M&E systems, the aim is to promote transparency, accountability, and efficiency in the allocation of development cooperation funds. Ultimately, these efforts will contribute to improving humanitarian aid outcomes and facilitating a more effective response to the ongoing Syrian crisis. By conducting a thorough analysis of the challenges faced and the effectiveness of existing M&E systems, the research aims to strengthen accountability, optimize performance, and maximize the positive impact of humanitarian aid in addressing the multifaceted needs arising from the Syrian crisis. In conclusion, this thesis focuses on the imperative need to effectively utilize development cooperation funds and examines the specific effects of monitoring and evaluation systems in humanitarian projects implemented in Syria. As per this research, NGOs involved in the Syrian response have implemented a moderately effective monitoring and evaluation (M&E) system, with a mean value of 3.83. Challenges identified include a lack of competent personnel, insufficient funding, and inadequate documentation for verification. Other obstacles include limited access and knowledge of the M&E system, remote management difficulties, beneficiary displacement, organizational culture issues, and a lack of understanding regarding the role of M&E. The donor/INGO/M&E NGO's system approach supports the Syrian humanitarian program by providing accurate information, classifying needs, sharing experiences, offering training, and implementing robust M&E systems. To improve the humanitarian response, recommended actions include close project monitoring, refined selection criteria for vulnerable populations, enhanced reporting tools and quality, strengthened CRM systems, and improved program quality, and evidence. Keywords: Effectiveness, Monitoring, Evaluation, Systems, NGOs, Syria refugees, Donors.
Koruyucu ailelerin koruyucu aile hizmetine ilişkin değerlendirmeleri: Zonguldak ili örneği
Çocuk refahı alanının korunma ihtiyacı olan çocuklara yönelik aile yanında destek temelli en etkili uygulamalarından biri koruyucu aile hizmetidir. Bu araştırmanın amacı, koruyucu aile hizmet modelinin birer uygulayıcıları olan koruyucu ailelerin, koruyucu aile olma süreçlerindeki gözlem, tecrübe ve görüşlerini ortaya koymaktır. Ayrıca Zonguldak ili örneğinden yola çıkarak Türkiye'de Koruyucu Aile Hizmetinin etkililiğinin değerlendirilmesi ve bu hizmetin yaygınlaştırılmasına yönelik yapılacak olan çalışmalara katkı sağlamaktır. Araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya Zonguldak ilinde koruyucu aile olan 81 ebeveyn katılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Görüşme Formu kullanılmıştır. Görüşme Formları ve dosya taramaları neticesinde toplanan veriler, "SPSS 20 Paket Programı" aracılığıyla çözümlenmiştir. Çoğunluğu Uzun Süreli Koyucu Aile Modeli'nden yararlanan koruyucu ailelerin, büyük bir kısmı koruyucu aile olduktan sonra hayatlarının anlam kazandığını ve değiştiğini belirtmişlerdir. Diğer yandan koruyucu aile hizmetinin yeterince yaygın olmamasının en büyük nedenini; insanların genel olarak çocukları çok sevdiğini belirtmelerine rağmen bir çocuğun bakımını üstlenme konusunu sosyal sorumluluk olarak görmemeleri olarak belirtmişlerdir. Araştırmada koruyucu ailelerin cinsiyeti ile koruyucu ailesi oldukları çocukla sorun yaşama arasında bir ilişki bulunamazken, koruyucu ailelerin eğitim düzeyleri arttıkça koruyucu ailesi olunan çocukla sorun yaşamaları arasında anlamlı bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Ülkemizde koruyucu aile hizmetinin yaygınlaştırılması için kuruma, topluma ve medyaya önemli görevler düşmekte olup; özellikle de koruyucu aile eğitimleri konusunda, ailelere eğitim verilmesi ve yeni eğitim programları geliştirilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Koruyucu aile, koruyucu aile hizmeti, sosyal hizmet uzmanı, çocuk refahı alanı
Konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braket sistemlerinin karşılaştırılması
AMAÇ: Çalışmamızda, konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braket sistemlerinin, tedavi sonuçlarının 'Amerikan Ortodonti Board' kriterleri, lateral sefalometrik ve dijital model analizleri kullanılarak karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve hasta konforu üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. MATERYAL VE METOD: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran ve Angle Sınıf I anterior çapraşıklık maloklüzyonuna sahip 30 birey (17 kadın, 13 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Randomize olarak oluşturulan iki gruptan 1. gruba STb (Ormco Corporation, Glendora, CA, ABD) konvansiyonel lingual braketleri uygulanırken, diğer gruba GC Experience L (GC Orthodontics, Breckerfeld, Almanya) kendinden bağlanan lingual braketler uygulanmıştır. Her iki aparey grubunda da sırasıyla 0.013, 0.016, 0.016x0.016 Copper Niti teller, 0.016x0.022 Drect tel ve 0.017x0.025 TMA teller kullanılmıştır. Tedavi başlangıcında (T0) ve tedavi sonunda (T8) lateral sefalometrik film ve dijital model kayıtları alınmıştır. Tedavinin 2. gün (T1), 1. hafta (T2) ve her tel değişimi sonrası (T3, T4, T5, T6, T7) dil yüzeyin yaralanmaları skorlanmış ve ağrı düzeyi Visüel Analog Skala (VAS) kullanılarak belirlenmiştir. Lateral sefalometrik röntgenler üzerinde sert ve yumuşak doku sefalometrik ölçümleri Dolphin Imaging Software Version 11.0 (Dolphin Imaging, California, ABD) programı kullanılarak dijital ortamda yapılmıştır. Orthomodel (Version 2.0.206, Türkiye) programı kullanılarak dijital modeller elde edilmiş ve çakıştırılmıştır. Tedavi sonuçlarının incelenmesinde ABO-OGS kriterleri kullanılmıştır. Normal dağılım sağlandığı durumda iki bağımsız grup karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, sağlanmadığı durumda Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Gruplarda VAS skorları ve dil yaralanması skorlarının zamansal değişimini incelemek amacıyla tekrarlanan ölçümlü varyans analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Tedavi sonunda her iki braket grubunda alt keser açılarında anlamlı artış gözlense de gruplar arası fark anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Tedavi sonunda, her iki grupta da overbite miktarı anlamlı derecede azalmıştır (p<0,01). Overjet miktarındaki azalma, hem STb (0,77 mm, p<0,05) hem de GC (1,21 mm, p<0,05) grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Her iki grupta da interkanin mesafe ve ön genişlik artış gösterse de gruplar arası fark anlamsız bulunmuştur (p>0,05). ABO kriterleri açısından, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). STb ve GC lingual braket gruplarının her ikisinde de en yüksek skorların bukkolingual eğimlerin değerlendirilmesinde verildiği görülmüştür. STb lingual braket grubunda alınan skorlarının en düşük yüzdesini overjet (%1,90) ve interproksimal kontakların (%1,90) değerlendirilmesi alırken, GC lingual braket grubunda da overjetin değerlendirilmesi (%1,70) skorlamalar arasında en düşük yüzdeye sahiptir. Gruplar arasında, zamana bağlı ağrı düzeyi ortalamaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0,524). Her iki grupta da ağrı düzeyinde, anlamlı değişim 1. ayda başlamıştır. T3 döneminde ağrı düzeyinde azalma görülmektedir. Dil üst yüzeyinde meydana gelen yaralanmalar 1. ayda artış göstermiş, 2.aydan itibaren başlangıç seviyesine yaklaşmıştır. Dil yan yüzeyinde görülen yaralanmalar ise, 1.ayda artarken, 5.aydan itibaren azalma göstermiştir. SONUÇ: İki farklı lingual braket sisteminin etkilerinin değerlendirildiği bu çalışmada, konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braketlerinin benzer klinik etkilere sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Gün geçtikçe artan estetik beklentilerle ve bu alanda gelişmelerle lingual ortodontik tedavi alanına ilginin artması mümkündür.
Duygunun kural temelli ve benzerlik temelli kategorizasyon süreçleri üzerine etkisinin değerlendirme eğilimi yaklaşımı bağlamında incelenmesi
Değerlendirme eğilimi yaklaşımı (Lerner ve Keltner, 2000, 2001) kapsamında düzenlenen birçok çalışmada, kesinlik değerlendirme eğiliminin baskın olduğu duyguların kişileri sezgisel, kestirme yol odaklı ve yanlı ipuçlarına dayanan karar verme ve yargı süreçlerine; belirsizlikle ilişkili duyguların ise daha fazla bilgi edinme ihtiyacı nedeniyle ayrıntılayıcı karar verme ve yargı süreçlerine yönlendirdiğine ilişkin önemli bulgular elde edilmiştir (örn., Bagneux ve ark., 2012, 2013; Bollon ve Bagneux, 2013; Tiedens ve Linton, 2001). Düzenlenen tez çalışmasının amacı, kesinlik-belirsizlik değerlendirme eğiliminin bilgi işleme derinliğine ilişkin düzenleyici etkilerinin, bir başka bilişsel alan olan kural temelli ve benzerlik temelli kategorizasyon süreçlerinde test edilmesidir. Bu amaçla düzenlenen dört deneyde, Brooks ve arkadaşları (Allen ve Brooks, 1991; Regehr ve Brooks, 1993) tarafından geliştirilmiş olan, iki farklı kategorizasyon sürecine de imkan tanıyan bir kategorizasyon görevi kullanılmıştır. Spesifik olarak, katılımcılara mükemmel yordayıcılığa sahip bir kategorizasyon kuralı verilmiş ve kendilerine sunulan uyaran setini bu kurala göre sınıflandırmayı öğrenmeleri için geri bildirimli bir eğitim verilmiştir. Eğitim aşamasının ardından ise, katılımcılara hedeflenen duygu sevk edilmiş ve bu duygu altında iken geri bildirimsiz test aşaması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ana hipotezi, kesinlikle ilişkili duygu koşullarında benzerlik temelli, belirsizlikle ilişkili duygu koşullarında ise kural temelli kategorizasyon süreçlerinin daha fazla izleneceği yönündedir. Dört deneye ilişkin sonuçlar, kesinlikle ilişkili duygu koşulları ile (tiksinti ve mutluluk) kıyaslandığında, belirsizlikle ilişkili duygu koşullarında (korku ve korku/kaygı) yer alan katılımcıların örnekleyicilerden daha az etkilendiklerini ve kural temelli stratejilere daha fazla yöneldiklerini göstermiştir. Söz konusu bulgular, duygu yaklaşımları ve bilgi işleme derinliği kuramları çerçevesinde tartışılmıştır.
İlköğretimden ortaöğretime geçişte liselere geçiş sisteminin (LGS) incelenmesi
Bu araştırma 2017-2018 eğitim öğretim yılında, ilköğretimden orta öğretime geçiş için ilk kez uygulanmaya konulan Liselere Geçiş Sisteminin (LGS) 8. sınıf öğrencileri ve velileri ile öğretmenler üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Eğitim ve öğretimin merkezinde bulunan öğrencilerin yanı sıra öğretmen ve velilerin yeni sistem hakkındaki görüşleri alınarak, değişen sistemin öğrencileri, öğretmenleri ve velileri nasıl etkilediği incelenmiştir. Nitelendirilen bu önem ve amaç doğrultusunda araştırmanın çalışma grubunu, Hatay ilinde öğrenim gören 8. sınıf öğrencileri ve velileri ile bu ilde görev yapan ortaokul öğretmenleri oluşturmuştur. Nicel araştırma çalışma desenlerinden tarama araştırması temel alınarak yürütülen bu araştırmanın katılımcıları küme örnekleme yöntemine göre belirlenmiş olup veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen 5'li likert tipinde sorulardan oluşan anket formundan yararlanılmıştır.
The impact of calibration on scoring reliability and rater severity in a business English written exam
This study investigates the impact of calibration on inter-rater reliability, intra-rater reliability, and rater severity in an online written examination. Six raters, with backgrounds in English Language Teaching, marked the same set of 32 exams in two phases, with a calibration meeting held in-between. Intraclass Correlation Coefficient analysis, T-tests, Many Facet Rasch Measurement, and descriptive statistics were used to evaluate the impact of calibration on reliability and severity. The findings suggested that calibration significantly enhances inter-rater reliability and scoring consistency while also highlighting the complexities of intra-rater reliability when calibration is introduced. Notable shifts in rater severity levels were also observed post-calibration. These findings have implications for ensuring reliability and consistency in evaluation processes. The results underscore the potential of calibration in improving the scoring reliability and reducing rater severity effects, contributing to a more reliable assessment process in corporate and educational settings.
Türkiye'deki çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinin karar alma süreçlerine etkisinin atık yönetim projeleri özelinde araştırılması
Çalışmanın genel amacı Türkiye'deki Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçlerinin ve alınan kararların çevresel bozulma üzerindeki etkisini belirlemek, sürecin güçlü ve geliştirilmeye açık yönlerini ortaya koymaktır. Aynı zamanda ÇED raporları içeriğindeki geliştirilmeye açık yönleri atık yönetim projeleri üzerinden belirlemek amaçlanmıştır. Bu çalışmada 1993 yılından beri ÇED süreçleri yürüten Türkiye'nin yirmi sekiz yıllık ÇED uygulamaları incelenmiştir. Bu bağlamda yedi defa değişen ÇED Yönetmeliğindeki süreç, akış diyagramları ile ifade edilmiş, yönetmeliklerdeki değişiklikler karşılaştırılmalı olarak irdelenmiştir. Değişen ÇED Yönetmelikleri süreç içinde "Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'ler ile de on altı defa tekrar revize edilmiştir. Çalışmada 1993-2021 yıllarındaki Türkiye'de alınan tüm ÇED kararları yıllara, sektörlere, karar sonuçlarına ve bölgelere göre değerlendirilmiş Türkiye'deki proje yatırımlarındaki eğilim ÇED istatistikleri üzerinden ele alınmıştır. Buna göre ÇED için yapılan başvuruların %87'sinin ÇED Gerekli Değildir, %13'lük kısmın ÇED Gereklidir kararı aldığı görülmüştür. ÇED Gereklidir kararı alan projelerin %99'unun yatırım izni ÇED Olumludur kararı ile onaylanmıştır. En fazla yatırım yapılan sektörün "Enerji" sektörü olduğu, en fazla yatırım yapılan bölgenin ise "Marmara Bölgesi" olduğu görülmüştür. Çalışma kapsamında uygulama alanı olarak seçilen atık sektörüyle ilgili otuz beş adet ÇED projesi incelenmiştir. Bu raporların etkinliğinin ve verimliliğinin tespiti için Lee-Colley İnceleme Paketinden uyarlanan kriterlere göre puanlamada dört ana başlık altında kırk üç kriter belirlenmiştir. Yüz puan üzerinden yapılan değerlendirmede her kriterin raporlardaki etki ve önem düzeyine göre puan verilmiştir. İncelenen raporların %63'ünün proje ve çevre tanımı, rapor sonuçların iletilmesi gibi yönlerinin güçlü, temel etkilerin ayrıntılı belirtilmesi ve halkın katılımı çalışmalarında eksik olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda Türkiye'deki ÇED sürecinde geliştirilmesi gereken yönler SWOT analiziyle ortaya konmuştur.
Binaların kullanım sonrası değerlendirilmesi üzerine bir meta analiz çalışması
Yapılı çevrelerin olumlu ve olumsuz yönlerinin belirlenmesi, gelecekte üretilecek yapılara sağlayacağı ileri besleme ve mevcut yapılara sağlayacağı geri besleme bakımından önem taşımaktadır. Bu düşünceyi temel alarak geliştirilmiş olan birçok değerlendirme modeli bulunmaktadır. Bu modellerin birçoğu binaların mevcut performansının değerlendirilmesine odaklanırken, ''KSD'' modelinin temelinde hem bina kullanıcıları ve onların ihtiyaçları hem de binaların beklenilen performansı yerine getirme düzeyinin değerlendirilmesi bulunmaktadır. Tez çalışmasında, KSD yöntemi kullanılarak yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuçlardan yararlanmak isteyen mimarlara veya tasarımcılara sistematik bir bilgi birikimi sunmak ve araştırmacılara yeni araştırma alanları hakkında yol göstermek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda anahtar kelimelerinde ''KSD'' veya ''POE'' (Post Occupancy Evaluation) kavramları bulunan ve ''2010-2020'' yılları arasında yapılmış olan akademik çalışmalara yönelik yayın taraması yapılmıştır. Yayınların taranmasında ''Science Direct, Emerald Insight, Springer, Taylor and Francis, BUÜ ağı, Ulakbim, YÖK Ulusal Tez Merkezi ve ProQuest'' veri tabanları kullanılmıştır. Bu çok sayıdaki birbirinden bağımsız yayının sistematik bir biçimde analiz edilebilmesi için meta analiz yöntemi tercih edilmiştir. Meta analiz yöntemi, tüm bu yayınlara bir genelleme yaparak literatürdeki boşlukların tespit edilmesi ve yeni araştırma alanları hakkında fikir vermesi açısından etkili bir yöntem olarak akademik ortamda kabul görmektedir. Çalışma kapsamında belirlenen 370 yayının değerlendirilmesi sonucunda; yıllar içerisinde KSD çalışmalarına olan ilginin giderek arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca KSD çalışmalarının çoğunlukla konut ve ofis yapıları üzerine olduğu ve en çok ele alınan konunun kullanıcı memnuniyeti olduğu da tespit edilmiştir. Buna ilaveten yayınların çoğunda anket, gözlem ve görüşme tekniklerinin kullanıldığı görülmüştür. Çalışma sonucu elde edilen veriler ışığında KSD'nin farklı amaçlara yönelik uygulanabilen çok yönlü bir yöntem olduğu kanısına varılmıştır.
Yabancı dil öğretmenlerinin denetiminde karşılaşılan sorunlara ilişkin müfettiş ve öğretmen görüşleri(Elazığ ili örneği)
Bu çalışmanın amacı, ilköğretim okullarında yabancı dil öğretmenlerinin denetimi esnasında karşılaşılan sorunlara dair denetmenlerin ve öğretmenlerin görüşlerini belirlemektir. Araştırmanın alt amaçları ise öğretmen görüşlerinin cinsiyete, yaşa, kıdeme, mezuniyete, pedagojik formasyon alma ve denetim görme sayısına göre; denetmen algılarının branşa, kıdeme, mezuniyete ve yaşa göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir.Araştırmanın çalışma evrenini, 2006-2007eğitim-öğretim yılında Elazığ ili merkez ilçe sınırları içerisinde bulunan 57 resmi ilköğretim okulunda görev yapan 116 yabancı dil öğretmeni ve il teftiş kurulunda görev yapan 33 ilköğretim müfettişinin tamamı oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini oluşturan 77 yabancı dil öğretmeni ve 33 denetmene denetim sorunları anketi uygulanmıştır.Yabancı dil öğretmenlerinin denetiminde karşılaşılan sorunlara dair öğretmenlerin ve denetmenlerin görüşlerini belirlemeyi amaçlayan bu araştırmada bağımsız değişkenler göz önüne alındığında denetim sorunları anketinin alt boyutlarına göre ulaşılan bazı sonuçlar aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.?Denetim öncesi alt boyutuna ilişkin denetmen algılarının öğretmen algılarından daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca öğretmenlerin denetim görme sayısı değişkeni açısından 7 kez ve üzeri denetim gören öğretmenlerin bu alt boyuta dair puanlamalarının daha yüksek ve algılarının daha olumlu olduğu sonucuna varılmıştır.?Denetim esnasında alt boyutuna ilişkin denetmenlerin öğretmenlerle ilgili sorunlara; öğretmenlerin de denetmenlerle ilgili sorunlara daha yüksek düzeyde puanlar verdiği belirlenmiştir. Bu alt boyutta öğretmenlerin mezuniyet değişkeni açısından açık öğretim fakültesi mezunu öğretmenler `yabancı dil öğretiminin amaçlarının öğretmenler tarafından bilinmemesi' sorununu en yüksek düzeyde puanlamışlardır. Denetim görme sayısı değişkeni açısından hiç denetim görmemiş öğretmenlerin diğer gruplara oranla kendilerine olan güvenlerinin daha düşük düzeyde olduğu belirlenmiştir. Denetmenlerin yaş değişkeni açısından 51-60 yaş grubu denetmenler bu alt boyutta `denetlenecek yabancı dilin öğretim tekniklerinin bilinmemesi' sorununu en yüksek düzeyde puanlamışlardır. Denetmen ve öğretmen görüşleri karşılaştırıldığında denetim esnasında alt boyutunda öğretmenler `denetimi gerçekleştirilen yabancı dili bilmeme' yi en yüksek düzeyde sorun olarak algılarken denetmenler `sınıfa öğretmenle birlikte girilmemesi' ni en yüksek düzeyde sorun olarak algılamaktadır.?Denetim sonrasında alt boyutuna ilişkin öğretmenlerin en yüksek düzeyde algıladıkları sorunun `öğretmene yabancı dil öğretimi konusunda rehberlik yapmada yetersiz kalınması' olduğu denetmenlerin en yüksek düzeyde algıladıkları sorunun ise `denetim sonunda denetim ile ilgili olarak öğretmene yeterince dönüt verilmemesi' olduğu belirlenmiştir.?Denetim genel alt boyutuna ilişkin denetmen ve öğretmenlerin en yüksek düzeyde algıladıkları sorun `branş uzmanı öğretmen olmaması' dır. Denetmenlerin yaş değişkenine göre 51-60 yaş grubu denetmenler `denetim sürecinin işbirliğine dayanmaması', `öğretmen teftiş formlarının yabancı dil öğretmenlerinin değerlendirilmesine uygun olmaması' sorunlarını diğer gruplara göre daha yüksek düzeyde sorun olarak gördükleri belirlenmiştir. Kıdem değişkeni açısından 21 yıl ve üstü kıdeme sahip denetmenler `denetim için ayrılan sürenin yetersiz olması' sorununu diğer gruplardan daha yüksek düzeyde sorun olarak algıladıkları belirlenmiştir.?Öğretmen görüşlerine bakıldığında cinsiyet ve pedagojik formasyon alma değişkenleri, denetmen görüşlerine bakıldığında ise branş ve mezuniyet değişkenleri açısından istatistiksel olarak bir fark bulunamamıştır.Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara dayalı olarak aşağıdaki öneriler geliştirilmiştir.?Her branştan yeteri kadar denetmen yetiştirilmelidir?Her branş için ayrı ders gözlem formları oluşturulmalıdır?Denetim etkinlikleri öğretmenle birlikte planlanmalıdır.?Denetimin amacı, önemi, gerekliliğine ilişkin öğretmenler bilgilendirilmeli ve işbirliğine özendirilmelidir.
Türkiye'de reklam denetimi ve izleyicilerin yasaklı televizyon reklamlarını değerlendirmesi: Coca Cola, Vodafone ve TEB örneği
Reklamcılık sektörü, tüm dünyada hızla genişleyen bir teorik ve pratik alana sahiptir. İnsan doğasının etik ilkeleri ve genişleyen reklamcılık sektörünün kontrol edilmesi gerektiği görüşünden dolayı reklam etiği ve reklam denetimi konuları gündeme gelmiştir. Reklamın denetimi ile ilgili mevzuat hükümleri, reklamcılıktaki değişimlerle bağlantılıdır. Reklam mevzuatı reklamcılıkta yaşanan değişimlerden ilham alır. Reklamın etikliğini denetleyen bu mevzuat için ortalama tüketici kıstası son derece önemlidir.Reklam Kurulu Türkiye'de reklam denetimi ile ilgili en yetkili kurumdur. Bu çalışmada, Reklam Kurulu'nun yasaklamış olduğu transformasyonel televizyon reklamlarının ve reklam etiği ile ilgili Türkiye'de en çok tartışılan konulardan biri olan örtülü reklam ve ürün yerleştirme konularının tüketicilerce nasıl değerlendirildiği ortaya koyulmaya çalışılacaktır.
Havayolu taşımacılığında müşteri memnuniyeti: Türk havayolları müşterileri üzerine bir araştırma
Ekonomik sınırların neredeyse tamamen ortadan kalktığı dünya pazarlarında, başarıyı yakalamanın en önemli koşulunu rekabet gücü oluşturmaktadır. Düşük kârlarla çalışan ve havacılık kurallarının da etkisiyle çok şiddetli bir rekabetle karşı karşıya kalan havayolu işletmeleri, ancak bu rekabete karşılık verip hizmetlerinde fark yaratabilirse ayakta kalabilmektedir. Bunu sağlamak içinde müşteri beklentilerini karşılayarak müşteri memnuniyetini sağlamak durumundadırlar.Bu çalışmada öncelikle müşteri memnuniyetini oluşturan değişkenler kuramsal olarak ele alınmış daha sonra bu değişkenlerin havayolu müşterileri açısından önemine değinilmiştir. Araştırma kapsamında Türk Hava Yollarında anket çalışması yapılarak veriler SPSS programına girilerek ölçeğin iç güvenilirliği test edilmiştir. Literatürden faydalanarak müşteri memnuniyetine etki eden faktörlerin bir modeli oluşturulmuştur. Ortaya çıkan modeldeki toplam müşteri değeri, toplam müşteri maliyeti, koordinasyon, doğrulama ve iletişim, etkileşim değişkenlerinin aralarında çoklu ilişkiler olduğunu tespit edilmiştir.Elde edilen korelasyon matrisi LISREL programına veri olarak girilmiştir. LISREL çıktıları uyum değerleri bakımından standart değerlerle karşılaştırılarak 2 hipotez kabul edilirken 2 hipotezin uyum sağlamadığı görülerek reddedilmiştir. Sonuç olarak (H1) müşteri değerinin müşteri memnuniyeti üzerinde doğrudan etkili olduğu görülürken müşteri değeri açısından en fazla uçuş esnasında verilen hizmetlerin önemli olduğu tesbit edilmiştir. Kabul edilen diğer bir hipotez olan (H2) iletişim ve etkileşiminde müşteri memnuniyeti üzerinde doğrudan etkili olduğu tesbit edilmiştir.Sonuç olarak kabul edilen bu iki hipotez ile ilgili ölçeğin güvenilir olduğu ve havayolu işletmelerinde müşteri memnuniyetini belirlemek için kullanılabileceği görülmüştür. Reddedilen diğer iki hipotez ölçeğinin tekrar gözden geçirilmesini ve başka araştırmalarda tekrar test edilmesini gerektirmektedir.Anahtar Kelime; Havayolu İşletmeleri, Türk Hava Yolları, Müşteri Memnuniyeti, Müşteri Değeri, Müşteri Maliyeti, Uygunluk, iletişim, Değerlendirme, Koordinasyon, Doğrulama.
Çevrimiçi otel değerlendirme yorumlarına ait içeriklerin otel tercihindeki önemi: Çeşme'deki yerli turistler üzerine bir araştırma
Bu araştırmada, Çeşme'deki otel işletmelerinde konaklayan yerli turistlerin, çevrimiçi yorumlarda otellerin hangi yönleriyle değerlendirilmesini daha fazla önemsediklerinin ortaya çıkartılması ve söz konusu içeriklerin hangi faktör boyutları altında toplanacağına ilişkin sonuçların elde edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın bir diğer amacı, çevrimiçi otel değerlendirme yorumlarının satın alma sürecindeki rolünün tespit edilmesidir. Araştırma kapsamında analize tabi tutulan 388 anket, hem yüz yüze görüşme tekniğinden hem de elektronik ortamlardan yararlanılarak toplanmıştır. Çeşme'deki otellerde konakladıktan sonra değerlendirme topluluklarında içerik paylaşan 200 yerli turist çevrimiçi anket formuna katılım göstermiştir. Anketlerden 188 tanesi ise Çeşme'deki dört büyük otelin önbüro ekibinin desteği ile toplanmıştır. Çeşme'deki otellerde konaklayan yerli turistlerin otel tercih kararlarında, yorumlarda sırasıyla "personel", "yiyecek-içecek", "genel" ve "odalara" yönelik içerik paylaşılmasının önemli bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, çevrimiçi otel değerlendirme yorumlarının, turistlerin satın alma sürecinin bilgi araştırma ve alternatifleri değerlendirme aşamalarında çok önemli bir role sahip olduğu anlaşılmıştır. Çevrimiçi otel değerlendirme yorumlarının, turistlerin satın alma sürecinin satın alma kararı verme ve satın alma sonrası davranışları aşamalarında daha az etkili olduğu görülmüştür. Fakat satın alma sürecinin ihtiyacın ortaya çıkması aşamasında otel yorumlarının kayda değer bir rolünün olmadığı anlaşılmıştır.
Okulöncesi eğitim öğretmenlerinin çocukları tanıma ve değerlendirme amaçlı yapılan çalışmalara ilişkin görüşleri
Okulöncesi eğitimde değerlendirme önemli bir rol oynar. Değerlendirme süreci aileler ve çocukları için önemli bir olaydır. Bu sürecin sonucu çocuğun gelişimsel seyrini önemli ölçüde değiştirebilmektedir bu nedenle doğru ve gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Uygun öğrenme ortamları sağlamak ve eğitim planlarının hazırlamak için çocukları değerlendirmeden elde edilen bilgiler önemli katkıda bulunabilir. Bu nedenle çocukları değerlendirme eğitim programlarının ayrılmaz bir parçasını oluşturmalıdır. Eskişehir il merkezinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi anaokulları ve ilkokul bünyesindeki anasınıflarında görev yapmakta olan okulöncesi eğitim öğretmenlerinin çocukları tanıma ve değerlendirme amaçlı yapılan çalışmalara ilişkin görüşlerini almayı amaçlayan bu araştırma, tarama modelinde olup nitel yöntem kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu Eskişehir ilinde 2012 –-2013 Eğitim – Öğretim yılında M.E. B'na bağlı resmi anaokulları ve ilkokul bünyesindeki anasınıflarında görev yapmakta olan kimi ölçütlere göre belirlenmiş ve araştırmaya katılmaya gönüllü okulöncesi öğretmenleri oluşturmuştur. Öğretmenlerin belirlenmesinde; Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi anaokulları ve ilkokul bünyesindeki anasınıflarında görev yapmakta olan okulöncesi öğretmeni olma temel ölçütü olmuştur. Bunun yanında maksimum çeşitliliği elde etmek için kadrolu olarak görev yapmak, dört yıllık lisans mezunu olmak, adaylığının kalkmış olması ve araştırmaya katılmaya gönüllü olmak da kullanılan ölçütler arasında yer almıştır. Çalışma 8 anaokulunda görev yapan 21 okulöncesi öğretmeni ve 12 ilkokul bünyesindeki anasınıflarında görev yapan 13 okulöncesi öğretmeni olmak üzere toplam 34 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanması nitel veri toplama tekniklerinden yarı yapılandırılmış görüşmelerle gerçekleştirilmiştir. Görüşme formu geliştirmek için, araştırmanın amacına yönelik sorular ana başlıklar halinde oluşturulmuş geçerlik güvenirlik çalışmaları yapılarak forma son şekli verilmiştir. Katılımcılara, araştırma sırasında hazırlanan görüşme soruları sorulmuş ve yanıtları ses kaydı olarak alınmıştır. Araştırma verilerinin analizinde betimsel analiz tekniği kullanılmış, bulgular niceliksel olarak sunulmuştur. Alınan yanıtların dökümü yapılarak ve bir görüşme kodlama anahtarı oluşturulmuştur. Daha sonra iki uzman birbirinden bağımsız bir biçimde görüşmeleri ilgili görüşme kodlama anahtarına kodlamışlardır. Kodlamalar karşılaştırılarak gerekli düzenlemeler yapılmış ve güvenirliği sağlanmıştır. Çalışmanın sonuçları araştırma soruları temel alınarak açıklanmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre okul öncesi eğitim kurumu öğretmenlerinin çocukları tanıma ve değerlendirme sürecini gerekli gördükleri, genellikle gözlem, görüşme tekniklerini uyguladıkları, diğer teknikleri daha seyrek uyguladıkları görülmüştür. Öğretmenlerin çocukları tanıma ve değerlendirme sürecinden elde ettikleri verileri gelişim raporu yazmada, ailelere bilgi verirken müdahale için ve etkinliklerini planlarken kullandığı ancak bir kısmının da hiç kullanmadığı görülmüştür. Öğretmenlerin en çok sınıflardaki çocuk sayısının fazla olması, tanıma değerlendirme sürecine zaman ayırabilmede ve ailelerle işbirliği yapmada güçlük yaşadığı görülmüştür. Öğretmenlerin büyük bir bölümü tanıma ve değerlendirmeyle ilgili formların şekil, sayı ve kullanım şekli açısından düzenlenmesinin yararlı olabileceğini belirtmişlerdir. Nitekim araştırma sürecinde yenilenen Milli Eğitim Bakanlığı 2013 Okulöncesi Eğitim Programı'ndaki değişiklikler de öğretmenlerin bu beklentilerini karşılar niteliktedir. Programdan çocukları tanıma ve değerlendirme ile ilgili formların bir kısmı çıkarılmış ve bu yönde bir değişikliğe gidilmiştir. Öğretmenlerin çocukları tanıma ve değerlendirme tekniklerini uygulamaya ilişkin beklentileri incelendiğinde; çocukları tanıma teknikleriyle ilgili daha fazla yayın, seminere gereksinim duydukları, öğrenci sayısının azaltılmasını, formların düzenlenmesini ve azaltılmasını, okullardaki rehberlik hizmetlerinin artırılmasını, ailelerin de bu konuda eğitilmesini istedikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çocukları Tanıma ve Değerlendirme, Öğretmen görüşleri, Okulöncesi Eğitim.
Implementation and outcome evaluation of the Turkish primary school English language teaching program
The present study was designed (1) to reveal the views of the state primary school EFL teachers about their present textbooks and (2) question whether the 4th grade students have reached the goals defined by MoNE in 2013 ELTP in terms of listening skill. The research was carried out in Sincan in Ankara including 50 EFL teachers in 22 primary schools who were asked to reply 46-item Material Evaluation Form to evaluate their textbooks and 10 teachers in 7 schools were interviewed. Then, 20-item listening test prepared by the researcher was given to 650 4th grade students in 5 schools. The results of the teacher questionnaire indicated that the teachers were not satisfied with the textbooks in terms of their general appearance, layout and design, methodology, activities, language skills, language and topic content, teachability and flexibility, and assessment except for a few points. That is to say, they find the font size and type of the book suitable for the students, and think that the methodology implemented in the books is up-to-date. Furthermore, the participants tend to believe that the activities encourage meaningful language use and embody individual, pair and group work. Also, listening activities are thought to be well-recorded and the unit topics draw young learners' attention. This study was carried out to see the outcomes of 2013 ELTP via evaluating the textbooks and 4th grade students' listening skills in a certain geographical area, so it enabled to realize the strong and weak points of the program. At the end of the study, there are some implications for educators, educational authorities and educational researchers. Keywords: Program Evaluation, Outcome Evaluation, ELTPs.