Palestine
111 theses under this subject heading
Kopenhag Okulu çerçevesinde İsrail güvenlik politikaları: "Başarı mı?" Başarısızlık mı?"
Bu çalışmanın temel amacı, İsrail iç ve dış güvenlik politikalarının, Kopenhag Okulu kavramları ve güvenlik anlayışı çerçevesinde incelenmesidir. Bu bağlamda Kopenhag Okulunun ileri sürdüğü güvenlikleştirme, güvenlik dışılaştırma, bölgesel güvenlik kompleksi ve güvenlik sektörleri gibi kavramlar, İsrail'in güvenlik politikaları ekseninde tarihsel süreçte değerlendirilmiştir. Özellikle 11 Eylül öncesi ve sonrası karşılaştırılarak, Kopenhag Okulunun ana hedefi olan güvenlik dışılaştırma kavramının, İsrail güvenlik stratejileri ekseninde güvenlikleştirme kavramına olan evrilme süreci değerlendirilmiştir. Ek olarak İsrail'in güvenlikleştirme süreçlerinde, hangi kurumların nasıl bir işlev ile rol aldığı üzerinde durulmuştur. Aynı şekilde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilişkileri, güvenlik ve 11 Eylül bazlı olarak değerlendirilmiş ve ABD'nin söz konusu güvenlikleştirme sürecindeki etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmada ilk olarak güvenlik kavramı ve küreselleşme üzerinde durulmuştur. Geleneksel yaklaşımlara ek olarak Kopenhag Okulunun ortaya çıkışı ve temel kavramları açıklanmıştır. İkinci olarak İsrail güvenlik ve dış politikasında etkili olan unsur ve kurumlar incelenmiştir. Üçüncü olarak, İsrail'in kuruluşundan başlayarak temel olaylar Kopenhag Okulunun kavramları ışığında değerlendirilmiştir. Yine aynı bağlamda İsrail'in Filistin güvenlik duvarı ve demir kubbe hava savunma sistemi gibi güvenlik uygulamaları Kopenhag Okulu kavramları çerçevesinde normatif boyutu değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Kopenhag Okulunun güvenlikleştirmenin "bir başarısızlık" olduğu kabulünden yola çıkılarak, İsrail güvenlik politikaları güvenlikleştirme kavramı ışığında değerlendirilerek söz konusu politikaların hangi açılardan "başarılı" ya da "başarısız" olduğu tartışması yapılmıştır.
Roma döneminde Suriye ve Filistin eyaletlerinin ekonomik ve kültürel durumu
Bu tez çalışması, Roma döneminde Suriye ve Filistin eyaletlerinin ekonomik ve kültürel durumunu inceleyerek bölgenin imparatorluk içindeki konumunu değerlendirmektedir. Çalışmada, Suriye ve Filistin bölgelerinin Roma dönemi öncesi hakkında da bilgiler bulunmaktadır. Bölgenin coğrafi konumunun etkisiyle Paleolitik dönemden itibaren yerleşime açık olduğu görülmektedir. Göçebe ve yerleşik yaşamın varlığı bunun da etkisiyle tarımın gelişmesi, Natufian kültürünün ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tunç Çağı ve Demir Çağı'nda bölge, Mısır ve Mezopotamya arasında yaşanan mücadelelere sahne olmaktadır. Bölgedeki şehir devletleri, liman kentleri ve ticaret güzergâhlarının gelişimi görülmektedir. Helenistik dönemde, İskender sonrası kurulan devletlerin mücadelesi bölgenin yönetim yapısını değiştirirken kültürel etkileşimi artırmaktadır. Roma'nın bölgeye gelişiyle idari ve ekonomik açıdan yeni bir düzenin geliştiği görülmektedir. Suriye eyaleti, Roma'nın doğu politikaları içinde merkezi bir konuma ve öneme sahiptir. Bu dönemde şehirlerin gelişmesiyle deniz ticareti, tarım ve zanaat üretimi imparatorluğun ekonomisine önemli katkılar sunmaktadır. Antakya, Apamea, Berytus ve Laodikeia (Lazkiye) kentleri, kültürel çeşitliliğin olduğu ve ticaretin yoğun yapıldığı merkezlerdir. Palmyra'da kervan ticareti ile ekonomisi canlı olan kenttir. Filistin eyaletinin ekonomisi, tarımsal üretime dayalıdır. Zeytinyağı ve şarap üretiminin fazlalığı iç pazardan çıkıp ihracat yoluyla farklı bölgelere gönderilmektedir. Roma yönetimi ile yerel halk arasında çıkan anlaşmazlıklar (Yahudi isyanları) ekonomik faaliyetlerin devamlılığını etkilemiştir. Kültürel yönden Suriye'nin Helenistik kültürü daha çok benimsediği görülmektedir. Suriye'de yerel kültür ile Roma kültürünün birleşmesiyle bölgede farklı unsurlardan meydana gelen çok katmanlı bir yapı gelişmiştir. Filistin'de yerel inanç ve gelenekler daha yoğun yaşanmış ve yeni kültürlere karşı direnç gösterilmiştir. Bu iki eyalet birbirinden farklı kültürel hareketliliğe sahip olmasına karşın Roma genelinde, doğunun önemli bir konumda yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Yahudi isyanları, Natufian kültürü, Roma dönemi Filistin Eyaleti, Roma dönemi Suriye Eyaleti, Pompeius, Palmyra, Yahudi sürgünü, Yahudilik, Hristiyanlık, Herod.
Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi'nde ve İstiklal Harbi Batı Cephesi'nde hava fotoğrafçılığı ve keşfinin etkinliği
Disiplinler arası çalışmayı içeren bu tezin amacı, Türk askeri havacılığının gelişimi, hava fotoğrafçılığı ve hava keşfinin etkinliği ile ilgili genel bilgiler vererek bilim ve teknolojinin harp tarihi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Ayrıca hava fotoğrafçılığıyla ilgili literatürdeki boşluğun kapatılması temel amaçlardan birisidir. Ancak çalışmanın en önemli yönü, 20'nci yüzyıl savaşlarında hava fotoğrafçılığı teknolojisinin harplerin seyri üzerindeki etkisi ve sonucu nasıl etkilediğidir. Bu çalışma BDH Filistin Cephesi ve İSH Batı Cephesi ile sınırlandırılmıştır. Birinci Dünya Harbi'nde Filistin Cephesi'nde hem şiddetli muharebeler yaşanmış, hem de toprak değişimi ve hava faaliyeti yoğun olarak gerçekleşmiştir. İstiklal Harbi'nde tayyare keşif faaliyeti de ağırlıklı olarak Batı Cephesi'nde gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda çalışmada bu iki cephe üzerinden konunun sınırlandırılmasıyla anafikir anlatılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, Türk askerî havacılığı ve onun ülkemizdeki gelişimi sırasında askeri keşifte olmazsa olmaz bir teknoloji haline gelen hava fotoğrafçılığının özellikle iki cephede harplerin seyrine nasıl etki ettiği, daha önce az bilinen Osmanlıca kitap ve belgeler ile İngilizce kaynaklardan yararlanılarak ortaya çıkarılmıştır. Böylece Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi'nde ve İstiklal Harbi Batı Cephesi'nde hava fotoğrafçılığı ve keşfinin etkinliği karşılaştırılmaya çalışılmıştır.
Suriye ve Filistin'de Rus mevcudiyeti ve Osmanlı Siyaseti (1847-1914)
Bu tezde I. Dünya Savaşı öncesi Rusya İmparatorluğu'nun Suriye ve Filistin'deki dinî, siyasȋ, toplumsal ve kültürel mevcudiyeti ve faaliyetleri ve bunun karşısında Osmanlı Devleti'nin izlediği siyaset ele alındı. Birinci bölümde Rusların Hristiyanlığı kabulünden sonra Suriye ve Filistin ile ilişkilerinin karakteristiği, 18. yüzyıl Osmanlı-Rus diplomatik metinlerinde Suriye ve Filistin'in yeri, bölgedeki ilk Rus Konsoloslukları ve 1847'de Kudüs Rus Ruhanî Misyonu'nun kurulması meseleleri incelendi. Rus Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan Filistin Komitesi'nin faaliyetleri sonucu Kudüs'te Rus hacılar için arazi satın alınarak kilise ve misafihaneler inşa edilmesi, Kudüs Rus Ruhanî Misyonu idaresinde Filistin genelinde arazi alımları, Rus kurumları arası rekabeti ve Kudüs Patrikliği yönetici Rum ruhbanlarına karşı patriklik cemaati olan Ortodoks Arapların desteklenmesi konuları ise ikinci bölümü oluşturdu. Tezin üçüncü bölümünde Suriye ve Filistin'e yönelik Rus siyasetinin yeniden yapılandırılmasının bir sonucu olarak 1882'de kurulan İmparatorluk Ortodoks Filistin Cemiyeti'nin kuruluş evresi ve idarî yapısı, Suriye ve Filistin'e yönelik Rus Şarkiyatçılığının himâyesi ve Rus hac seyahatlerinin yönetimi, sosyal ve ekonomik yapısı değerlendirildi. Dördüncü bölümde Antakya Patrikliği seçimlerinde Rusya'nın Rum ruhbanlara karşı Ortodoks Arapları desteklemesi neticesinde 1899'da Antakya Patriklik makamıına ilk Arap Patriğin seçilmesi, Suriye ve Filistin'de Rus eğitim faaliyetlerinin başlaması, gelişimi, bu faaliyetlerin ideolojik yapısı incelendi. Buna bağlı olarak, 1895'te Antakya Patriklik okullarının Filistin Cemiyeti'ne devredilmesi, Osmanlı Devleti'nin Rus okullarına karşı tutumu, 1902 ve 1905'te Rus okulları dȃhil bütün Rus mevcudiyeti'nin Osmanlı Devleti tarafından tasdik edilmesi süreci analiz edildi. Rusya açısından hem iç tebaaya yönelik hem de dış siyaset ve ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak 1905 sonrası Rus faaliyetlerinin yapısı ve Rusya'nın I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin düşman cephesinde savaşa girişiyle beraber 1914'te Rus mevcudiyeti'nin sona ermesi değerlendirilerek Filistin Cemiyeti'nin okullarından mezunların "Ortodoks Arap Rönesansı"na etkisi üzerinde duruldu.
Türk vakıflar hukuku ve Filistin vakıflar hukuku bağlamında Filistin'deki vakıfların mevcut hukuki durumuna ilişkin mukayeseli bir bakış
Filistin'deki vakıflar durumu ilk bakışta oldukça karmaşık ve kafa karıştırıcı görünebilmektedir. Bu nedenle bu çalışmanın birinci bölümünde Türk Vakıflar Hukuku ve Filistin Vakıflar Hukuku Bağlamında Filistin'deki vakıfların mahiyeti, gelişim tarihi, önemlisi, hacmi ve kanuni statüsünü açıklamaya çalışılmıştır. Ardından Filistin'deki Osmanlı unutulmaz eserlerine göz atmak amacıyla Osmanlı'nın Filistin'de kurduğu vakıfların en büyük ve en önemlisi olan Kudüs Haseki Sultan Vakfiyesi ele alınmıştır. Geçmişi günümüze bağlamak için Kudüs Haseki Sultan Vakfiyesinden bahsedildikten sonra Kudüs Haseki Sultanı vakfının hâlihazırdaki durumundan bahsedilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümü ise uygulamada vakıf uyuşmazlıkları ve çözüm yollarına tahsis edilmiştir. Filistin'de vakfın kurulması, şartları, yönetimi, işletilmesine ilişkin uyuşmazlıkları ile ilgilenen yetkili yargı merciini tanımak için Filistin yargı teşkilatına değinilmiştir. Ardından, vakıf uyuşmazlıklarına ilişkin birkaç mahkeme kararı ele alınmıştır. Son olarak İsrail, birçok vakıf arazisini müsadere etmiştir ve üzerine yerleşim birimleri inşa etmiştir. Dolayısıyla Bu çalışmada da İsrail'in vakıfların arazilerini ele geçirme yollarından bahsedildikten sonra müsadere edilen vakıf arazilerini meşru sahiplerine iade etme yollarına değinilmiştir.
Hatıratlar ışığında Suriye-Filistin cephesi
Suriye-Filistin Cephesi, neticesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiye edildiği ve modern Ortadoğu'nun temellerinin atıldığı bir mücadele alanı olmuştur. Yine Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'ndaki en büyük ve yıkıcı yenilgiyi burada almış, nihayetinde mütareke imzalayarak savaştan çekilmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu ehemmiyetine binaen, cephede görev yapan komutanlar çeşitli vesile ve amaçlarla bu cepheye dair hatıralarını neşretmişlerdir. Bu çalışmada Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) ve mafevki olan rütbelerdeki komutanlara ait 18 hatırat; dış tenkit, mukayese, konjonktür analizi metotları kullanılarak değerlendirilmiştir. Fernand Braudel'in zaman tasnifi kullanılarak, hatırat yazımı "kısa zaman" tasnifi içerisinde bir olay olarak kabul edilmiş ve anlaşılabilmesi için "konjonktür" adı verilen daha geniş ve anlamlı bir zaman dilimi içerisinde değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı incelenen hatıratlar üzerinden cephedeki lojistik problemine ve sevk-idare tartışmalarına ışık tutabilmektir. Bu değerlendirmeler sonucunda, askeri elitin gözünden lojistik problemi tasvir edilmiş ve sebepleri ortaya konulmuştur. Ayrıca, sevk-idare noktasındaki farklı fikirler ve anlatılar mukayese edilmiştir. Askeri elitin anlatısının sadece askeri terminoloji kullanılarak izah edilemeyeceği, her bir kumandanın aynı zamanda bir şahıs olarak; kültürel çevresinin, travmaların ve popüler fikir cereyanlarının etkisinde kaldığı ve bu etkinin eserlerine ve sevk-idare tarzına sirayet ettiği gösterilmeye gayret edilmiştir.
The maintenance of identity and transnational family ties across generations: The role of Palestinian mothers in Turkey
This thesis explores the practices and strategies Palestinian mothers use to maintain their Palestinian identity in Turkey and to continue doing family with their transnational family members. This thesis also focuses on the mothers' role in encouraging their children to preserve their sense of being Palestinian and to keep ties with their transnational family members. This thesis engages in discussions related to the literature on ethnic identities and transnational families by investigating these issues from the perspective of mothers. In this qualitative study, I employed semi-structured in-depth interviews with sixteen mothers who reside in Istanbul. I recruited these mothers through convenience sampling. These mothers vary in their birth country, the number of years they spent in Turkey, and their citizenship. I use the grounded theory approach to analyze the data I collected from these interviews. I then organized the finding into two sections, one related to the Palestinian identity and the other related to doing family. Regarding Palestinian identity, mothers used some strategies emphasizing the heritage Arabic language, Islamic identity, Palestinian food, and traditional clothes to preserve their and their children's sense of ethnic identity. Mothers also reported the practices through which they maintained communication with their family members outside Turkey mainly by using ICTs. They also reported many forms of support they exchange with their transnational family members. This study reveals some important aspects of the Palestinian community in Turkey and gives insights into the second generation of Palestinian immigrants.
Siyasal habere erişim: Filistin örneği bağlamında internet ve televizyon izleyicisi karşılaştırması
Tarih boyunca medya araçları, ortaya çıkışı ve tarihsel olarak gazeteden radyo, televizyon ve internete doğru gelişimi boyunca insanlığın oldukça geniş bir kitlesinin ilgi odağı olmayı sürdürmüştür. Kitlelerin medya araçlarını gittikçe artan oranda benimsemesiyle birlikte insanlığın ve teknolojinin ilerlemesine paralel olarak daha da gelişmiş ve güncellenmiştir. Televizyonun, radyo yayıncılığı ve yazılı basının sona ermesine yol açıp açmayacağına ilişkin on yıllar süren tartışmaların ardından, internetin doğuşu ve son yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan sosyal medya araçları ile oldukça yakından bağlantılı çevrimiçi haber sitelerinin ortaya çıkması ve kitlelerin başlıca ilgi odağı haline gelmesiyle birlikte günümüzde tartışmalara yol açan yeni gündem, çevrimiçi medya olgusunun geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran televizyonu tahtından edip edemeyeceği ekseninde şekillenmektedir. "SİYA SAL HABERE ERİŞİM: FİLİSTİN ÖRNEĞİ BAĞLAMINDA İNTERNET VE TELEVİZYON İZLEYİCİSİ KARŞILAŞTIRMASI" başlıklı tez üç ana bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde, "Filistin Örneği Bağlamında Televizyonun Tarihsel Gelişimi ve Günümüzdeki Kullanım Amaçları ve Erişim Olanakları" ve "Televizyon ve İnternette Siyasal Habere Erişim İçin Kullanılan Siyasal Haber veren Resmi İnternet Siteleri ve Televizyon Kanalları" başlıklı konular ele alınırken, ikinci bölümde "Filistin'de Televizyon ve İnternette Gazetecilik Biçimleri ve Mesleki Standartlar" ve "Filistin'de İnternet ve Televizyon Arasındaki Ortak Özellikler, Farklılıklar ve Rekabet" başlıklı konular, üçüncü bölümde ise "Filistin'de Televizyonun ve Resmi Haber İnternet Sitelerinin Siyasal Haber Açısından Karşılaştırılması" başlıklı konunun yanı sıra Araştırmanın Yöntemi, Tekniği ve Amacı, Değişken Ve Hipotezleri, Sınırlılıkları, Örneklemin İstatistiksel Analizi, Bulgular, Genel Değerlendirme ve Sonuç yer almaktadır.
Lübnan'ın entegre etmeme politikası bağlamında Filistinli mülteciler
1948 yılında İsrail devletinin kurulması ve İsrail-Arap Savaşı‟ndan sonra 700.000'den fazla Filistinli Arap, ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Lübnan, Ürdün, Suriye ve Mısır gibi komşu ülkelere ise bu mülteciler istemeden yerleşmek zorunda idiler. Ev sahibi ülkeler arasında, Filistinli mülteciler için en sorunlu ülke Lübnan‟dır. Bu husus devletin istikrar ve güvenliğini, aynı zamanda mültecilerin yaşam koşullarını da etkiler. Filistinli mülteciler konusunda, Milli Lübnan Politikası negatif bir sonuç gösteriyor ve bu olayın uluslararası güvenliğini etkiliyor. Mülteci statüsü, uluslararası sözleşmeler yoluyla kabul edilmiş olsa da, Mültecilerin Statüsüne Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi veya Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü Lübnan devleti herhangi bir hak veya üzerlerine sorumluluk tanımıyor. Filistinli mülteciler, Lübnan hükümeti için bir güvenlik ikilemi temsil etmektedir. 1948‟de başlayan ülkedeki mevcut gruplar arasındaki dengenin daha da kötüleşeceği korkusu vardı. Lübnan politikasının ilk başladığından (mültecilerin Lübnan'ın belli bir alanda yerleşmek için izin verildi an) itibaren bugüne kadar değişti. Lübnan tarafından teşvik edilen temel politikasının merkezinde, kendi kamplarında bütün alanlarda (siyasi, sosyal ve ekonomik), mültecileri marjinalize girişimi vardı. Bu politikanın ana fikri, onları izole etmek, kampların boyutunu azaltmak ve herhangi bir tahrip binanın inşaatı veya restorasyonu yasaklamaktı. Lübnan yasası, orada yaşayan Filistinlilere karşı olan ayrımcılığı açıkça gösterir. Yasa, işe sahip olması, bir arazi ya da bir ev satın almasını önlemekte ve o şekilde Lübnan ekonomisinde katkılarını izole etmektedir. Bu bağlamda, en önemli aktörlerden biri olarak, Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Birleşmiş Milletler Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), uluslararası tepki, bir ülkede onun güvenliği ve egemenliği konusunda insani sorunun yönlerini nasıl değiştirebileceği göstermek amacıyla analiz edilmiştir.
The Ottoman government and the Egyptian question: Judicial reform and politics (1800-1914)
The Ottoman Government and the Egyptian Question: Judicial Reform and Politics (1800-1914) The judicial and political relationships between Istanbul, the capital of the Ottoman Empire and Egypt as its privileged province constitute two central issues of this work. Its span covers approximately the time when the administrative bounds started to weaken as of the late eighteenth century to the outbreak of the World War I which denotes the final rupture of the relationships. Yet, in spite of the erratic nature of the bounds, the relationships between Istanbul and Egypt proceeded in an interactive process in essence. Therefore, the perspective of this work is based on the concepts of continuity-synthesizing rather than decline-fall. The province of Egypt entered the era of reform as of the early nineteenth century, which was not different from the center of the Ottoman Empire in nature. Moreover, the judicial field was among the first to be restructured in both locations. This works shows that the modernization in Egyptian judiciary is assumed to be a very significant pretext to be used on the way to independence from the Ottoman Empire by the Egyptian authorities. It sheds light on the mechanism by which Egyptian authorities could succeed in getting concessions and further privileges from the bureaucrats of the Sublime Porte. The office of the kadi of Egypt, for its capacity as to represent the sovereignty of the Ottoman sultan-caliph over Egypt at the highest level was delineated at length. Also, the attitudes of the kadis towards the reforms and the reactions of the various circles in Istanbul and Egypt against the attempts at changing the jurisdiction of the kadi court were discussed accordingly. The nature of the bounds between Istanbul as capital of the Ottoman Empire and the province of Egypt were closely related to the insufficiency of the Ottoman military power, the defeats at the battle fields and the conjuncture. The possibility of Egypt to came to the fore as an alternative encompassing power to replace the waning Ottoman authority in the Middle East. This work deals with the means of the Egyptian khedives as to gaining the status of a fully independent political actor like a sultan and their activities to become a religious leader along with the counterworks set against them.
İşgalin başından günümüze Filistin eğitim sistemi
Filistin halkı, bilimsel mücadelesi boyunca zor koşullardan geçti ve hala genel hedefler, müfredat ve denetim açısından eğitimin farklı dönemlerden etkilendiği olağanüstü koşullara maruz kalıyor. Bu nedenle Filistin halkının eğitim sistemini incelerken tarihin içinden geçmiş durumlardan ve savaşlardan uzaklaşamayız. Eğitimin her zaman insan yolculuğunu engelleyen her şeyle yüzleşmek için ilk araç ve silah olduğu yer. Bu nedenle, bu tarihsel çalışma, Filistin eğitim sisteminde meydana gelen değişikliklerin arkasındaki itici güçlerin 1917'de İngiltere'nin emrinde göründüğünü; Filistin'de yasadışı İsrail devletinin kurulması; Mısır ve Ürdün egemenliği 1967; İsrail -Arap savaşları. İsrail'in etkisiyle 1.289 okul kapatıldı ve 297'si bombalanarak tamamen yok edildi. Ayrıca Filistin eğitim müfredatı saldırganların kontrolü altında kaldı. 1993'ten bu yana Filistin eğitiminin değişme şekliyle ilgili olarak, kendi yapısını inşa etme, personel işe alma, yönetim sistemlerini ve planlama ve yönetim kapasitesini geliştirme, geliştirme programları tasarlama ve bunların uygulanması için kaynak yaratma ile ilgili olarak, ilk birleşik Filistin müfredatını geliştirin Batı Şeria ve Gazze için. ayrıca eğitimin mevcut gerçekliğinin teşhisi ve eğitimin temel bir insan hakkı olduğu kadar sosyal ve ekonomik kalkınma için bir yaşam aracı olduğu ve ahlaki değerin köklerinin aşılanmasının önemi.
Filistin İlkokul dördüncü sınıf Arapça dersi programının PIRLS standartlarını ne ölçüde karşıladığının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, Filistin'de öğrenim gören ilkokul 4. sınıf Arapça dersi öğretim programının PIRLS standartlarını ne düzeyde karşıladığını incelemektir. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Filistin'de yer alan Gazze Şeridi valiliklerindeki devlet okullarındaki dördüncü sınıflarda derse giren Arapça öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise bu öğretmenler arasından rastgele seçilen 248 öğretmen oluşturmaktadır. Betimsel tarama modelinin kullanıldığı araştırmada öğretmenlerin görüşlerini belirlemek için PIRLS standartları doğrultusunda ölçek hazırlanmıştır. Arapça ders kitabının içeriğine PIRLS standartlarının ne ölçüde dahil edildiği konusunda öğretmenlerin bakış açısını tespit edebilmek için PIRLS standartlarına dayalı bir ölçek hazırlanmıştır. Ölçek maddeleri, PIRLS Arapça Dil İçeriği Standart Listesi maddelerinden alınmıştır. Ölçeğin hazırlanmasında program geliştirme uzmanlarından ve alan uzmanlarından yardım alınmıştır. Araştırmacı, uzmanlara danıştıktan sonra dört ana başlık altında sınıflandırılan 64 PIRLS standardı olduğu sonucuna varmıştır. Bunlar; açık bir şekilde ifade edilmiş bilgi ve fikirlerin üzerinde durma ve çıkarımlar yapma, doğrudan çıkarımlar yapma, fikir ve bilgileri birleştirme ve yorumlama ve metnin ögelerini, içeriğini ve dilini inceleme ve değerlendirme başlıklarından oluşmaktadır. Dört boyuttan oluşan bu ölçek öğretmenlere uygulanmadan önce bakanlıktan gerekli izinler alınmış ve ölçek öğretmenlere elektronik bir ortam aracılığıyla gönderilmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel analiz paket programıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizi için Pearson korelasyon katsayısı, Spearman-Brown korelasyon katsayısı ve Cronbach's Alpha korelasyon katsayısından yararlanılmıştır. Verilerin analiziyle elde edilen bulgulara bakıldığında; dördüncü sınıf düzeyinde okutulan Arapça dil kitabının PIRLS standartlarına uygunluğunun öğretmenlerce yüksek düzeyde bulunduğu tespit edilmiştir. Alan bazında bakıldığında ise; dördüncü alanın (metnin ögelerini, içeriğini ve dilini inceleme ve değerlendirme) PIRLS 2021 standartlarına göre yüksek düzeyde, birinci alanın (açık bir şekilde ifade edilmiş bilgi ve fikirlerin üzerinde durma ve çıkarımlar yapma) ise IEA tarafından belirlenen yüzdeye yakın olduğu saptanmıştır. İkinci alanın (doğrudan çıkarımlar yapma) ve üçüncü alanın (fikir ve bilgileri birleştirme ve yorumlama) ise belirlenen standarttan düşük olduğu belirlenmiştir. Dördüncü sınıf Arapça dersine giren öğretmenlerin bakış açılarından ise; öğretmenlerin dördüncü sınıf Arapça ders programını birinci ve ikinci boyutlarda PIRLS standartlarına göre orta düzeyde yeterli gördükleri, üçüncü ve dördüncü boyutlarda ise yetersiz gördükleri söylenebilir. Alanyazın ışığında tartışılan sonuçların ardından son olarak araştırmacı diğer araştırmacılara ve politika yapıcılara yönelik öneriler sunmuştur. Çalışmanın daha sonra yapılacak çalışmalara yol göstereceğine inanılmaktadır. Anahtar Kelimeler: okuma becerisi, program değerlendirme, temel dil becerileri, PIRLS standartları, üst düzey düşünme.
Media's effect on political opinions during Arap Spring in comparison to Israel occupation in Palestine
In my thesis, I focused on social media's ability to change political views, ideas, and opinions, due to the growing role of social media during the last decade (10 years), and about its important role worldwide. And to clarify the main idea, I have included examples from Arab countries like Tunisia, Egypt, Syria and for sure, the Palestinian media. It seems that awareness has increased among people on social media, where young people are exchanging cultural, literary and political views, and it has recently been settled that social networking sites have become, for many young people in the Arab region, a free space dedicated to exchanging their opinions to demand improvement of the political, economic and social conditions, hence the establishment of pages opposing the regimes, which were organized in Tunisia, Egypt, Yemen and Syria, reaching other Arab countries. As a result, some politicians used these means to communicate with people and build a direct relationship with them because social networking sites are considered the most important engine in mobilizing the masses and shaping public opinion. Even the regimes tried to control social networking sites, but all in vain, because social media is not centralized and cannot be controlled on the spot. Next in the paper, I talked about the Palestinian media, about its origins and its role in reporting facts and about the injustice practiced against it, and that with unlimited support from the United States of America and Western countries, the media of the occupation, with all its means, falsifies facts and conveys an image that serves its goals and its colonial regime. Influencers, journalists, and media pioneers have worked to highlight the facts, and convey them as they are, reviewing the crimes of the Israeli occupation, in their various forms and types, such as killing, displacement, demolishing homes, and committing massacres. The investment in social media platforms, as a means of media opposition, also contributed to exposing the traditional media supporting Zionism, which led Western and American colonial countries to restricting Palestinian content on social media.
Modern dönem Yahudi mezheplerinin "Öteki" bağlamında Müslümanlara bakışı: Filistin örneği
Dinler, öğretileri ve kuralları aracılığıyla hitap ettiği topluluğu yönlendirmektedir. Dini öğretilerin ve kuralların doğru yorumlanması ve aktarılması bireysel ve toplumsal açıdan önem arz etmektedir. Zira yapılan yanlış bir aktarım kuşaklar boyu devam edecek bir karmaşaya sebep olacaktır. Bu çalışmada Modern dönem Yahudi mezheplerinin öteki bağlamında Müslümanlara bakışı Filistin örneği üzerinden ele alınmaktadır. Yahudilikte var olan "öteki" anlayışı, teolojik kökenlerinden başlayarak modern dönem mezhepsel yorum farklılıklarına kadar uzanan bir süreçte gelişim göstermiştir. İbrahim, İshak ve Yakup ile başlayan Yahudi kimliği; Musa sonrasında yaşanan gelişmelerle yeniden şekillenmiştir. Bu durum Tanrı-Yahudi ilişkisini etkilediği gibi Yahudi ve "öteki" ilişkisini de etkilemiştir. Aydınlanma çağı ile Yahudilik yeniden bir mezhepleşme sürecine girmiştir. Reform, Ortodoks, Muhakazakâr ve Yeniden Yapılanmacı Yahudi mezhepleri modern dönemin ahlaki, teolojik, toplumsal ve politik koşulları doğrultusunda "öteki"ne olan yaklaşımlarında farklı yönelimler geliştirmişlerdir. Bu nokta hem Filistinli Müslümanlara hem de İsrail-Filistin ilişkisine yönelik önemli bir gelişmedir. Zira 19.yüzyılın son dönemlerinde başlayan ve 1948'de İsrail'in kurulmasıyla bir krize dönüşen Yahudi-Müslüman ilişkileri henüz köklü bir çözüme kavuşturulamamıştır. Bu bağlamda modern dönem Yahudi mezheplerinin gerek teolojik söylemleri gerekse politik adımlara verdikleri tepkileri kritik öneme sahiptir. Tez giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu ve amacı, önemi, yöntemi, kapsam ve sınırlılığına dair bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde Yahudi/Yahudilik ve öteki kavramlarının tanımları verilmiştir. İkinci bölümde Yahudilikte öteki'ne bakış ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise modern dönem Yahudi mezhepleri hakkında genel bir bilgilendirme yapılarak mezheplerin teolojik farklılıklarına değinilmiştir. Ayrıca Filistinli Müslümanlara olan bakışları ahlaki, teolojik ve sosyo-politik açılardan ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise mezheplerin Filistinli Müslümanlara bakışında yalnızca teolojik farklılıkların değil aynı zamanda modern ulus-devlet, politika ve Yahudi kimliği hakkındaki tartışmaların da etkili olduğu görülmüştür.
The status of Palestine in the United Nations and its implications for the Israeli-Palestinian conflict
The Palestinian application for UN membership in 2011 started the debates over the nature of statehood and reactivated the initiatives in different bodies of the UN. This dissertation focuses on the role of the UN in the Israeli-Palestinian conflict and highlights the legal and political aspects of statehood by applying the theoretical discussions to the Palestinian case. The political process of the Israeli-Palestinian conflict is based on the developments at different levels, namely the ground level, the UN level, and interactions between these levels including the negotiations so this mechanism can be defined as a complex two-level game for the Israeli-Palestinian conflict. Whereas the unilateral actions of Israel and the power imbalance in favor of Israel create an important advantage for the Israeli actors at the ground level, the legitimizing role of the anti-Israeli resolutions for the Palestinian claims and the high amount of support for the Palestinians in the international arena provide some assets for the Palestinian actors. The ground level witnessed a struggle over sovereignty while the UN level created a struggle over international legitimacy. Five General Assembly votes and three Security Council votes in terms of the policies and voting behaviors of the prominent actors and representative cases were analyzed in this dissertation. As a result, the UN process strengthened the hands of the Palestinians and contributed to the settlement of the Israeli-Palestinian conflict. However, it should be accomplished with the support of the external actors and favorable regional context for a comprehensive solution.
Turkey's Israel policy in the post-Cold War period: The struggle of identity over realpolitik
This study offers a neoclassical realist analysis of Turkey's post-Cold War Israel policy. By looking at both foreign and domestic developments, this study analyzes the course of Turkish-Israeli relations from a historical perspective, with the aim of identifying elements of continuity and change, while it also sheds light onto the contradictory forces at play in shaping Turkey's Israel policy, at the systemic and unit levels. As such, it argues that the institutional foundations along with common threat perceptions that facilitated a strategic partnership between Turkey and Israel in the 1990s, began to erode, in part due to changes in the structure of the international system as well as domestic political developments in the 2000s. Against a backdrop in which Ankara has perceivably shifted its strategic orientation away from the West, this study asserts that Turkey's Israel policy has been marked by a struggle between realpolitik and identity, in which, the former encourages cooperation between the countries while the latter drives them further apart.
Filistin'de faaliyet gösteren yerel ve yabancı bankalardaki kredi riskinin karşılaştırmalı bir çalışması
Filistin'deki bankacılık sistemi, ekonominin gelişmesinde hayati bir rol oynamaktadır. Filistin Para Politikası Kurumu (PMA)'nun 1994 yılında kurulmasından bu yana bankaların sayısı düzenli bir şekilde artmış ve 2013'ün sonlarında 232 şube ve ofisi olan 17 bankaya ulaşmıştır. Filistin'de faaliyet gösteren 7 yerel banka (Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren yerel bankalardan sadece 2'si İslami bankadır) ve 10 yabancı banka bulunmaktadır. Yabancı bankaların arasında 8 Ürdün, bir Mısır ve HSBC'nin sahip olduğu bir banka bulunmaktadır. Filistin'deki son eğilimler destek akışlarla faaliyetini sağlamanın yanında gelişmeyi kolaylaştırmakta ve ekonomik faaliyetlerin canlanması tarafından desteklenmektedir. PMA şimdi kararlı bir şekilde iyi işleyen bir bankacılık sistemi devreye sokmaktadır. Filistin'deki bankacılık faaliyeti toplam değer açısından artış göstermiştir. 2010 yılında 6,8 milyar ABD doları tutarındaki müşteri mevduatı 2013 yılında yaklaşık 8,1 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Toplam aktifler 2010 yılında 8,5 milyon ABD dolarından 2013 yılında 10,6 milyar dolara yükselmiştir. Doğrudan kredi olanaklarındaki büyüme 2010 yılında 2,7 milyar ABD dolarından 2013 yılında 4,3 milyar ABD dolara yükselmiştir. Toplam öz kaynaklar ise 2010 yılında 8,3 milyar ABD dolarından 2013 yılında 10,6 milyar dolara yükselmiştir. Bu çalışma, Filistin'deki yerel ve islami bankalar ile yabancı bankalar arasındaki kredi riskini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, yabancı bankaların yerel bankalardan daha düşük kredi riski taşıdığı uygulamalı olarak ortaya konmaktadır. Kredi riski, 2007'den 2013'e kadar olan temerrüde uzaklık (DD) ile temerrüde düşme olasılığını (DP) ölçmek için kullanılan ve Black ve Scholes opsiyon fiyatlandırma formülüne dayanan Merton modelini kullanarak 8 yabancı ve 7 yerel (bunlardan 2'si İslami bankadır) banka için hesaplanmaktadır. Yerel ve islami bankaların temerrüde uzaklık ortalaması (4,77) iken, yabancı bankaların ortalaması (7,26) ile daha yüksektir. Yerel ve islami bankaların temerrüde düşme olasılık ortalaması (2.86E-04) iken, yabancı bankaların ortalaması (3.43E-06) ile daha düşük, yerel bankalardan daha yüksek olmakta; bu da daha yüksek kredi riski olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, temerrüde düşme olasılığını temerrüde uzaklıktan elde etmek için kümülatif lojistik olasılık dağılımlarını kullanmaktadır. Kümülatif olasılıklar bir alt sınıra kadar kullanıldıklarında sonuçlar daha tatmin edici olmaktadır: 2007-2013 lojistik dağılımı kapsamında temerrüde düşme olasılığı dağılımının daha geniş uçları bulunmaktadır. Örneklem seviyesinde, temerrüde düşme olasılığı, (4.23E-03) olan yabancı bankalarla karşılaştırıldığında, yerel ve islami bankalar için (1.67E-02) seviyesinde ve halen yüksek olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kredi Riski, Filistin Bankacılık Sistemi, Temerrüde Düşme Olasılığı, Yabancı Bankalar, Yerel Bankalar
İbrahim Nasrallah'ın Rüzgâr Adlı romanının incelenmesi
Modern Arap ve Filistin edebiyatında önemli bir yere sahip olan İbrahim Nasrallah, dünya edebiyatında da tanınan bir yazardır. Nasrallah'ın eserleri pek çok dile tercüme edilmiştir. Yazarın roman, hikâye, şiir, sinema eleştirisi, resim ve fotoğrafçılığı da kapsayan geniş bir çalışma alanı bulunmaktadır. Özellikle roman alanında adını duyurmuş ve bu alanda pek çok ödül almıştır. Tezimizin konusu, Beyaz Atlar Zamanı üçlemesinin ilk kitabı olan "Rüzgâr " adlı romanıdır. Tarihî roman incelemesi olan bu tezde, eseri farklı açılardan ele almayı amaçladık. Modern Filistin edebiyatını, tarihini ve sosyo-kültürel yapısını irdelemeye çalıştık. İbrahim Nasrallah'ın Filistin sürgün/diaspora edebiyatı içindeki yeri ve onun romantizm ile ilişkisi üzerinde durduk. Böylece "sürgündeki/diasporadaki vatansever edebiyatı" alanında kayda değer örneklerden biri olan ve Türkçeye çevirisi bulunmayan Rüzgâr'ın önemini ortaya koymaya gayret ettik. Ayrıca bu romanın incelenmesiyle, Filistin direnişi ve Filistin kimliğinin bir edebiyat eseri üzerinden nasıl anlatıldığını göstermeyi amaçladık. Anahtar Kelimeler: İbrahim Nasrallah, Beyaz Atlar Zamanı, Rüzgâr, , Filistin Edebiyatı, , Diaspora.
Filistin'de ikinci intifada; Sosyal, ekonomik, siyasi, askeri, güvenlikle ilgili sonuçlar 2000-2005
Palestine is an Arab country located in the heart of the Middle East, which links West Asia and North Africa. It is one of the countries that had embraced many civilizations and had been a cradle for various religions during the course of the history. Therefore, Palestine is endowed with an important location and characterized by the beautiful nature and atmosphere of the Mediterranean Sea. These characteristics have always made it an attraction center for occupation forces with an aspiration to control the country. This study dwells upon domestic development of Palestine and particularly the ramifications of the case known as the Second Intifada between 2000 and 2005 in terms of economy, society, politics and military. Due to its nature of complications causing a substantive effect on the Palestinian society, the Second Intifada addresses in this study bears great importance. The study further touches upon the decline of Palestinians' morale during the Second Intifada due to being subject to psychological pressure which caused nervousness. In this regard, the history of the second Intifada in Palestine is a case that cannot bear indifference since it is also a part of the conflict between Palestinians and Israelis. This study sheds light on the compelling humanitarian situation as well as devastated economy in Gaza and West Bank during the Second Intifada showing the severe death toll for Palestinians particularly in Gaza and West Bank. In this context, the study examines the Second Intifada in-dept and focuses on how this incident affected politics towards the Palestinians residing in the region. Nonetheless, the failure of negotiations between Palestinians and Israelis during the Second Intifada led Palestinians to give up hope for their political rights. Moreover, Israeli military oppression on Palestinian people in the West Bank and Gaza has increased along with repression, which has led to serious security concerns. In the light of these developments, the study elaborates on the severe effects imposed by the Second Intifada on the Israeli political reality in terms of social, economic, military and other aspects of life. In addition, the main reasons for Israeli withdrawal from Gaza Strip in September 2005 is also explored in the study as well as its political, economic and security-related implications. Thus, this study is essentially developed within the framework of monitoring and analyzing the political, military and economic implications of the withdrawal. In this thesis, the Second Intifada (uprising) in Palestine and its social, economic, political, military and security effects between the years 2000 and 2005 and the Israeli withdrawal from Gaza in 2005 will be explained in detail under the framework of two hypotheses. My hypotheses are: 1- Along with the increase of violence, Israel's campaign of revenge against civilians is also incrementing and 2-Violence by the Israeli occupation forces against civilians can be referred to a negative effect on high morals during the Second Intifada and the Withdrawal. Furthermore, the following questions are targeted to be answered: What are social, economic, political, military and security effects of the Second Intifada as well as the Israeli withdrawal from Gaza in 2005 in local and global scale? Keywords: Palestine, West Bank, Gaza, Israel, Hamas, Fatah, Intifada, Withdrawal
Filistin-İsrail arasındaki temel sorunlar ve Uluslararası Hukuk
20. yüzyıl boyunca var olan ve çözüm sağlanamamasının yanı sıra sürekli olarak büyüyen Filistin sorunu, sadece İsrail ve Filistin topraklarını ilgilendiren bir sorun olmamış, gerek büyük güçlerin gerekse de komşu Arap ülkelerinin de dolaylı / dolaysız taraf oldukları bir sorun olarak günümüze kadar devam etmiştir.Filistin Sorunu'nun tarihsel arka planının açıklanmasında Birleşmiş Milletler tarafından alınan kararlar paralelinde konu analiz edilerek, Birleşmiş Milletler'in sorundaki öneminin ortaya konulması amaçlanmıştır. Temel sorunlar olarak kabul edilen Kudüs, Filistinli mülteciler, İsralli yerleşimciler, su ve duvar inşası sorunlarının gelişimi ve çeşitli sözleşmelerle bu sorunların çözümlerinin ortaya konulması ise, uluslararası hukukun konuyla ilgili yetersiz kalmadığını kanıtlamıştır. Bu durumda, sorunlarla ilgili uluslararası hukuk kararlarının uygulanmasıyla çözümün sağlanabileceği sonucuna varılması önemlidir. Ayrıca Filistin Devleti'nin kurulmasının önündeki en önemli engellerden olan Fetih / HAMAS ve Gazze / Batı Şeria bölünmüşlüğünün yarattığı olumsuz gelişmeler, Filistin Sorunu'nun çözümsüz kalmasına neden olmaktadır. Bu çözümsüzlük durumu, yabancı bir devletin işgali altında olma durumundan kaynaklanan self-determinasyonun Filistin Sorunu'nda yeterince tartışılamaması sonucunu doğurmaktadır. Uluslararası hukuk açısından, temel sorunların uzlaşılabilecek çözümleri olmasına rağmen, İsrail'in uluslararası toplumu, Birleşmiş Milletler'i ve uluslararası hukukun kararlarını hiçe sayan tutumu nedeniyle sorunlar çözümsüz kalmaya devam etmektedir. Uluslararası hukuk kararlarıyla sorunların çözümlerinin sağlanabilmesi için, başta ABD olmak üzere uluslararası toplumun ortak bir tutum göstermesi gerekmektedir. Uluslararası hukukun uygulanabildiği örneklerdeki ortak nokta olan büyük güçlerin ve Birleşmiş Milletler'in etkin bir şekilde devreye girmesi durumu Filistin Sorunu'nda var olmadığı için sorun çözümsüz kalmaya devam etmektedir.
Filistin ve Ürdün Anayasaları çerçevesinde dijital mahremiyet hakkı: Niteliği, kapsamı ve mevcut anayasal güvenceler
Bu tez, dijital mahremiyet hakkının Ürdün ve Filistin'deki anayasal düzenlemesini ele almakta ve özellikle dijital mahremiyet hakkının gelişimi, yasal kapsamı, Ürdün ve Filistin anayasalarındaki ele alınışı ve iki ülke mevzuatının bu hakka tanınan anayasal güvencelere uygunluğu gibi çeşitli konuları incelemektedir. Ayrıca tezin önemi, dijital mahremiyet hakkı anlayışının yeni olmasından ve anayasa ile diğer mevzuat kapsamında bu hakkın konusunu düzenleyen açık ve net yasal metinlerin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bu durum, doğalarındaki benzerlikten dolayı özel hayat gizliliği hakkının genel kurallarını dijital mahremiyet hakkı için uyarlama ve örnek alma gerekliliğini doğurmaktadır. Zira günümüz dünyasında dijital mahremiyet hakkı, giderek daha önemli bir hale gelmektedir. Bu tezin ilk bölümü, dijital mahremiyet hakkı anlayışının gelişim tarihini sunarken, ikinci bölüm, bu hakkın Ürdün ve Filistin anayasal ve yasal anlamda ele alınmasını ve bunların karşılaştırılmasını incelemiştir. Üçüncü bölüm ise, Ürdün ve Filistin'de dijital mahremiyet hakkına tanınan anayasal güvenceleri analiz etmiş ve bu hakla ilgili yasaların Ürdün ve Filistin anayasalarının ilkeleriyle ne kadar uyumlu olduğu ele almıştır.
Kimlik dış politika ilişkisi bağlamında Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye-İsrail ilişkileri
Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası ilişkilerin uğradığı değişim, kimlik ve kültür gibi sosyal kavramların uluslararası ilişkiler analizlerinde yer edinmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Kimliklerin uluslararası ilişkiler disiplinine dahil oluşunda önemli katkıları bulunan Alexander Wendt, kimliklerin çıkarları belirlediğini öne sürmektedir. Çıkarların da dış politika üzerinde etkileri olduğu düşünüldüğünde kimlikler dış politik analizlerde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkileri de Filistin'de yaşananlardan ötürü kimliklerden etkilenmektedir. İsrail devletinin kuruluşuna giden süreçten günümüze kadar Müslüman ve Yahudi kimlik karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç zarfında Filistinli Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar, dünyanın pek çok noktasında bulunan Müslüman kimliği taşıyan bireyler açısından Filistin sorununu hassas bir konu haline getirmiştir. Nitekim İsrail devletinin kuruluşunun akabinde de İsrail'e karşı bir ön yargı oluşmasına sebep olmuştur. Halkın aidiyet duygusu hissettiği kimlik kaynaklı bir ön yargıya sahip olması, karar alıcılara baskı yapmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ulusal menfaatler ve kimlikler arasında sıkışıp kalan Türkiye-İsrail ilişkileri zaman zaman normalleşme dönemlerine girerken zaman zaman da gerileme eğiliminde olmaktadır. İlişkilerin normalleşme dönemine girmesinde, iki ülkenin menfaatlerinin ortak olması ve bu ortak menfaatler durumunun karşılıklı bağımlığı artırması gerçeği etkilidir. Ancak ortak menfaatlerin ortadan kalkması veyahut da alternatif müttefiklerin ortaya çıkması kimliksel sorunları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bundan ötürü Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in kuruluşuna giden süreçten günümüze değin kriz, yumuşama ve normalleşme olarak adlandırılabilecek bir döngü içerisindedir.
The analysis of Turkish foreign policy towards the Palestinian issue in the jdp era within the context of constructivism and post-structuralism
This thesis uses theories of constructivism and post-structuralism to analyze the Turkish foreign policy towards the Palestinian issue. Main assumption of this thesis is that discourse about the Palestinian issue is linked to the changes of identities of Turkish governments and principles of Turkish foreign policy toward the Middle East. At the same time, the discourse is a factor that assigns new identities and reproduces existing identities, in addition to its function in producing shared knowledge, social relations and making other actions possible. It is assumed that in the early years of the Turkish Republic, the discourse about the Palestinian issue was weak, and the dominant discourse or master signifier of the Turkish foreign policy was Westernization linked with negative perceptions about Arabs. However, there has been a radical shift about Turkey's sensitivities and affiliations to the Middle East during JDP era. Accordingly, the discourse about Arabs started to change from negative to positive, with domination of pro-Palestinian discourse. First, nodal points of Turkish foreign policy towards the Middle East in each era will be examined using Laclau and Mouffe's logic of equivalence and difference, then their theory of hegemon discourse and antagonism will be used to show that before JDP era, discourses about Israel and the Palestinian issue collided due to the existence of two opposing identities which are Western identity and Islamic identity. While in JDP era this antagonism in discourses dissolved through hegemonic interventions of pro-Islamic and Middle Eastern identity.
Good governance in the public sector: Evidence from Palestine
There has been an increasing concern and interest in good governance and its relationship with service quality, especially in the public sector in the developing countries. This study aims at evaluating and assessing three of the main dimensions of good governance in the Palestinian public sector, and their effect on the services provided by this sector. The dimensions are transparency, participation, and accountability. A mixed-methods design was used in this study; a correlation was established between the independent variables, transparency, participation, and accountability, and the target variable, service quality, so as to find the relation between them. In addition, qualitative data was collected using qualitative methods, which helped interpret and gain comprehensive understanding of the current practices, procedures, and difficulties regarding these concepts in Palestine. A convenient sample of 386 citizens was chosen from different cities and demographics in Palestine to fill a questionnaire made of 93 Likert-scale questions, measuring their perception of the variables. In addition, interviews were held with the general managers of 5 of the largest municipalities in Palestine. The results showed a moderate to strong correlation between transparency, participation, and accountability from one side, and service quality from the other side. Moreover, while the results showed that accountability and transparency had a significant effect on service quality, participation did not have any significant effect. In addition, limitations on financial and human resources posed significant obstacles to effective governance. There were also significant differences among different demographic factors. The results highlighted the need for ongoing efforts to improve transparency, citizen participation, and accountability in Palestinian municipalities. Recommendations include promoting strategic planning, capacity development, and technology use, as well as addressing financial and human resource issues. These actions can enhance governance practices and service quality. Keywords: Governance, good Governance, transparency, public participation, accountability, municipality.