Pestisitler
80 theses under this subject heading
Bacillus amyloliquefaciens türüne ait EU07 izolatının (NCBI Accession: PRJNA743875 ID: 743875) toprak mikrobiyomuyla etkileşiminin metagenomik haritalanması ve ICP
Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tarım, ülkemizde ve dünyada çok önemli bir stratejik konumdadır. Birçok ülkenin, ekonomisinin büyük bir bölümü tarım sayesinde karşılanmaktadır. Tarımın popülerliğine paralel olarak pestisit kullanımında da artışlar görülmektedir. Tarımda istihdam edenler kısa sürede çok ve sağlıklı ürün alabilmek için pestisit kullanmayı tercih etmektedirler. Ancak pestisit ve pestisit kalıntılarının içinde yaşayan canlılarla birlikte çevreye birçok zararı vardır. Toprakta yaşayan yararlı mikroorganizmalar, bitkiler için zararlı olan mantarlar ve bakterilerle etkileşim halindelerdir. Bu etkileşim sonucunda pestisitlere ihtiyaç duyulmaksızın, bitkilerle simbiyotik ilişkiler kurarak bitki gelişimine katkı sağlamaktadırlar. Mevcut tez çalışması, toprakta yaşayan yararlı mikroorganizma olan Bacillus amyloliquefaciens türüne ait EU07 izolatını(NCBI Accession: PRJNA743875 ID: 743875) toprak ile muamele ederek pestisitler yerine biyolojik kontrol olarak kullanılabilir mi sorusundan yola çıkılarak yürütülmüştür. Tez çalışmasında dört farklı toprak denemesi kurulmuştur: kontrol, pozitif kontrol (EU07 ile muamele edilmiş), negatif kontrol (Fusarium oxyporum f.sp. radicis lycopersici ile enfekte edilmiş) ve muamele edilmiş (hem EU07 hem Fusarium oxyporum f.sp. radicis lycopersici ile enfekte edilmiş). Her denemeye eş zamanlı olarak domates fideleri ekilmiştir. Toprak denemelerinden 4. ve 7. günlerde alınan toprak örneklerinden metagenom analizi, 7. günün sonunda domates fidelerinin yapraklarından alınan örneklerle de ICP-MS analizi yapılarak bitki besleme yönünden elementlerin değişimi takip edilmiştir. Toprak denemeleri sonucundan en iyi bitki gelişimini EU07 izolatı uygulanan pozitif kontrol toprak denemelerinde büyütlen domates fideleri göstermiştir. Negatif kontrol olan domates fidelerinin yapraklarında sararmalar, kurumalar ve kök boğazında siyahlaşmalar görülmüştür. Muamele edilmiş toprak denemesinde ilk başta hastalık etmenin etkisiyle kurumaya yakın olan örnekler toprağa EU07 izolatının eklenmesiyle beraber hastalık ilerlemesinin durduğu ve EU07 muamele edilen bitkilerin çiçek açma eğilimine girdiği görülmüştür. Metagenom analizi doğrultusunda toprakta bulunan yararlı mikroorganizmalar (Acidobacteria vb.) pozitif kontrolde yüzdesel olarak artarken negatif kontrolde ise azalmıştır. Bu artış muamele edilmiş toprak demesinde de meydana gelmiştir. Ancak pozitif kontrolde olduğu kadar yüksek oranda gerçekleşmemiştir. ICP-MS analizlerine göre EU07 izolatı uygulanan bitkilerinin yapraklarında bitki besleme açısından önemli element yüzdeleri kontrole göre daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmalar EU07'nin Fusarium oxysporum f. sp. radicis lycopersici'ye karşı engelleyici etkisinin yanısıra toprak mikroflorasına da bitki besin elementlerinin bitkiye taşınımında da olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir.
Farklı sofralık zeytin işleme yöntemlerinin malathion ve parçalanma ürünü olan malaoxon kalıntıları üzerine etkileri
Tarımsal üretimde çeşitli zeytin hastalıkları ve zararlılarına karşı mücadelede pestisit kullanımı kaçınılmaz hale gelmiştir. Fakat ilaçlamada yapılan uygulama hataları ve farklı işleme yöntemlerinin etkisi ile tüketiciye ulaşan ürünlerde kalıntı sorunu oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sofralık zeytin işleme yöntemlerinin Türkiye'de izin verilen ve yaygın olarak kullanılan malathion ve parçalanma ürünü olan malaoxon kalıntıları üzerine etkisini incelemektir. Deneyde kullanılan zeytin meyveleri hasat edilmeden 7 gün önce 975 mg/L dozda (Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinde izin verilen yasal doz) ticari malathion formulasyonu ile ilaçlanmıştır. Hasat sonrası ilaçlı ve ilaçsız olarak gruplandırılan zeytin meyveleri, (i) vakum ambalajlı olarak buzdolabında (4℃) depolanarak, (ii) alkali ile acılığı giderilip salamuralı olarak ve (iii) salamuralı doğal fermantasyon yolu ile 20°C'de karanlık ortamda 60 gün fermantasyona bırakılmıştır. Deney süresince muameleler 0., 1., 3., 5., 7., 15. 30. ve 60. günlerde mikrobiyal gelişmeler (toplam mezofil aerob bakteri, laktik asit bakterisi, maya-küf ve enterobakteri), asitlik-pH değişimi ile malathion ve parçalanma ürünü malaoxon düzeyleri yönünden incelenmiştir. Fermantasyon sürecinde örneklerin hiçbirinde laktik asit bakterisi ve maya-küf gelişimi görülmezken, ilaçlı muamelelerde doğal fermentasyon uygulanmış örnekler dışında mezofil aerob bakteri ve enterobakteri gelişimine de rastlanmamıştır. İşleme süreçleri boyunca malathion ve malaoxon konsantrasyonları değişimine fermantasyon süresinin ve zeytin işleme yöntemlerinin ayrı ayrı ve birlikte etkileri istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Malathion konsantrasyonlarında en fazla düşüş alkali uygulanmış örneklerde görülürken (%95,17-98,55), salamuralı doğal fermente örnekler (%76,81-88,41) ikinci, vakumlu örnekler ise (%74,40-75,85) üçüncü sırada yer almıştır.
Meram (Konya) ve Beypazarı (Ankara) ilçelerindeki havuç üreticilerinin pestisitkullanımına yönelik tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Bu çalışma, Meram (Konya) ve Beypazarı (Ankara) ilçelerindeki havuç üreticilerinin pestisit kullanımına yönelik tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla tesadüfi olarak seçilen 80 üreticiye yüz yüze anket yöntemi uygulanarak 2021 yılında yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, üreticilerin çoğu (%60)'nun 18-44 yaş aralığında, ilkokul ve ortaokul mezunu (%62,5) olduğu belirlenmiştir. Üreticilerin son birkaç yıldır en çok karşılaştığı sorunların hastalıklar (%45), yabancı otlar (%43,75) ve zararlılar (%11,25) olduğu saptanmıştır. Üreticilerin çoğu; pestisitlerin kullanımına yönelik eğitim almadıklarını, pestisitleri alırken/seçerken en çok yararlandıkları kaynağın bilgi ve tecrübeleri olduğunu, pestisitleri zirai ilaç bayilerinden temin ettiklerini, pestisitlerin dozlarını ilaç bayilerinin önerilerine ve kendi tecrübelerine göre belirlediklerini ifade etmişlerdir. Üreticilerin %50'sinin, ilaçlama zamanını kendi tecrübelerine göre belirledikleri, çoğunun pestisitlerin kullanımında bazı konular açısından bilinçli davranmadığı, buna karşın üreticilerin tamamının son ilaçlama ile hasat arasındaki süreye uydukları saptanmıştır. Üreticiler, bazı pestisitlerin ürünlerde kalıntı bırakabileceğini (%48,75), pestisitlerin uygulama hatalarından dolayı ürünlerde kalıntı bırakabileceğini (%23,75), pestisitlerin ürünlerde kalıntı bırakmadığını (%15), pestisit kalıntısının su ile yıkanırsa temizlendiğini ve pestisitlerin ürünün içine geçmediğini (%12,5), boş pestisit ambalajlarını yakarak imha ettiklerini (%40) ve çöpe attıklarını (%31,25) ifade etmişlerdir. Üreticilerin %60'ı kullanım sonrası artan ve ilaçlama tankını temizlerken oluşan ilaçlı suyu, tarlanın bir kenarına döktüklerini bildirmelerine karşın üreticilerin büyük çoğunluğunun; pestisitlerin çevreye ve diğer canlılara, ürünlerdeki pestisit kalıntılarının ise insan sağlığına olan olumsuz etkilerinin farkında oldukları belirlenmiştir.
Bursa ili Gemlik ve Orhangazi ilçelerindeki zeytin üreticilerinin pestisit kullanımına yönelik tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Bursa ilinin Gemlik ve Orhangazi ilçelerinde 2021 yılında yapılan bu çalışmada, zeytin üreticilerinin pestisit kullanımına yönelik tutum ve davranışlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma bölgesinde tesadüfi olarak seçilen 134 üretici ile yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, üreticilerin %82,2'si 45 yaş ve üzerinde olup %54,5'inin ilkokul mezunu olduğu belirlenmiştir. Üreticilerin son birkaç yıldır en çok fungisit (%59,7) ve insektisit (%40,3) kullandığı, en çok görülen hastalık ve zararlının sırasıyla halkalı leke (%61,9) ve zeytin güvesi (%22,4) olduğu saptanmıştır. Üreticilerin çoğunun tarım ilaçlarının kullanımına yönelik eğitim almadıkları, pestisitleri zirai ilaç bayilerinden temin ettikleri, pestisitlerin dozlarını ilaç etiketine ve ilaç bayilerinin önerilerine göre belirledikleri, ilaçlama zamanını belirlemede tarım il/ilçe müdürlüklerinden yararlandıkları, büyük çoğunluğunun ise son ilaçlama ile hasat arasındaki süreye uydukları bulunmuştur. Üreticiler, bazı pestisitlerin ürünlerde kalıntı bırakabileceğini (%42,5) kalıntıların su ile yıkanırsa temizlendiğini ve pestisitin ürünün içine geçmediğini (%26,1), boş pestisit ambalajlarını yakarak imha ettiklerini (%47) ve çöpe attıklarını (%44) belirtmişlerdir. Üreticilerin %41,8'i, kullanım sonrası artan ve ilaçlama tankını temizlerken oluşan ilaçlı suyu, bahçenin bir kenarına, %29,1'i kanalizasyona döktüklerini belirtmelerine karşın üreticilerin büyük çoğunluğu; pestisitlerin çevre ve diğer canlılara, ürünlerdeki pestisit kalıntılarının ise insan sağlığına zararlı olduğunu ifade etmişlerdir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve önerilerde bulunulmuştur.
Endosulfanın Mus musculus kan, karaciğer ve meme dokusu üzerine etkisi
ÖZET Endosulfanın Mus musculus Kan, Karaciğer ve Meme Dokusu Üzerine Etkisi Son yıllarda Türkiye'de ve özellikle Çukurova bölgesinde meme kanseri insidansının artışı ile bölgemizde çok yaygın olarak kullanılan endosulfan arasında bir bağlantı olabileceği düşünüldüğünden, anaç Mus musculus'vm kan, karaciğer ve meme dokularında endosulfanın hematolojik, biyokimyasal ve histopatolojik etkileri araştırılmıştır. Araştırmamızda Çukurova Üniversitesi Tıbbi Deneysel Cerrahi Araştırma Merkezi'nden (TTJBDAM) alman 23-40 g ağırlığında 60 adet (30 kontrol, 30 deneysel) anaç M. musculus kullanılmıştır. Endosulfanın M. musculus 'un kan, karaciğer ve meme dokusu üzerindeki etkilerinin değerlendirilebilmesi için hematolojik verilerin, eritrosit, karaciğer ve meme antioksidan sistemlerin, laktik dehidrogenaz (LDH) ve malondialdehit (MDA) düzeylerin referans değerleri saptanmıştır. Deneysel gruba endosulfan (0.24 mg/l00g vücut ağırlığı/gün) 90 gün (kısa dönem) ve 180 gün (uzun donem) oral yolla uygulanmıştır. Endosulfanın hem kısa hem de uzun dönemde vücut ve meme ağırlıklarını etkilemediği, karaciğer ağırlığını ve hepato/somato indeksini arttırdığı, lökositoz ve anemiye neden olduğu saptanmıştır. Endosulfan eritrosit ve karaciğer dokusundaki antioksidan sistemlerini, LDH aktivitelerini ve MDA düzeylerinin belirgin şekilde etkilerken, meme dokusu verilerini etkilemediği görülmüştür. Karaciğer dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde, kısa dönemde ağır tahribat bulguları, uzun dönemde ise ağır tahribat bulgularının yanısıra hafif-orta derecede rejenerasyon bulguları saptanmıştır. Meme dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde ise hem kısa hem de uzun dönemde stroma'da infiltrasyon bulguları saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmamızda endosulfanın kan, karaciğer ve meme dokusu üzerinde non-karsinojenik etkileri görülmüş, kısa dönemde doku düzeyinde oluşan hasarın geri dönüşümlü olduğu ve organizmanın uzun dönem toksisitesine uyum sağladığı saptanmıştır. Anahtar sözcükler: Anaç Mus musculus, endosulfan, kan, karaciğer, meme dokusu XV11
Toprak izolatı Pseudomonas suşlarının pestisit biyo parçalama düzeyleri
Bu çalışmada toprak izolatı Pseiıdomonas sp. suşlarmın klorpirifos'u biyolojik olarak parçalaması ve parçalanma ürünleri araştırılmıştır. Pestisit uygulanmış topraktan izole edilen ve P3, P4 ve P15 suşlan Pseiıdomonas sp. olarak tanımlanmış ve çalışmalarda kullanılmıştır. Bu suşlann minimal tuzlar besiyerinde klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. P3 ve P15 suşlannın klorpirifos'lu besiyerindeki bakteri gelişimi klorpirifos'suz besiyerindekinden iki kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Klorpirifos miktarmdaki en yüksek düşüşün olduğu periyotlarda, toplam bakteri sayısında en yüksek artışın olduğu belirlenmiştir. Klorpirifos'un besiyerlerindeki azalışı gaz kromotografisi (GK) ile analiz edilmiştir. P4 susunu diğer suşlardan daha hızlı olarak klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. İnkübasyonun 12 saatinde besiyerinde klorpirifos'un %89.1'inin azaldığı belirlenmiş 48. saatte besiyerinde klorpirifosun başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %4.3'ünün kaldığı tespit edilmiştir. P3 susu ilk 12 saatte başlangıçtaki klorpirifos'un %76.1'ini parçaladığı, P15 susunun ise %51.2'sini parçaladığı belirlenmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarındaki azalış bakteriyle yapılan çalışmalara oranla çok fazla olmadığı tespit edilmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarında inkübasyonun 12. saatinde başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %3.4'ünün azaldığı tespit edilmiştir. 96. saatte bakterili besiyerlerinde hiç klorpirifos tespit edilemezken kontrol besiyerinde klorpirifos'un %42.3'ünün sıvı çözeltide parçalanmadan kaldığı belirlenmiştir. 96. saatteki parçalanma ürünlerinin tayini gaz koromatografisi kütle spektrometresi (GK-KS) birleşik sistemi kullanılarak belirlenmiştir. Bakteriyle çalışılan besiyerlerinde klorpirifos'un parçalanma ürünü olan 3,5,6-trikloro-2-piridinol (TKP) tespit edilmiştir. Kontrol besiyerinde ise besiyerinde kalan klorpirifos piki oldukça belirgin bir şekilde gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pseudomonas sp., Klorpirifos, Biyolojik Parçalanma, TKP, GK-KS
Çukurova'da mısırkurdu ((Ostrinia nubilalis Hubner (Lepidoptera: Pyralidae))'nun Trichogramma evanescens Westwood (Hymenoptera: Trichogrammatidae) ile parazitlenmesine bazı faktörlerin etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada mısırın ana zararlılarından Mısırkurdu, Ostrinia nubilalis Hübner (Lepidoptera: Pyralidae)'in yumurta parazüoidi Trichogramma evanescens Westwood (Hymenoptera: Trichogrammatidae)'m laboratuvar koşullarında beş farklı sıcaklık (15, 20, 25, 30 ve 35 °C) ve iki farklı orantılı nem (% 60±5 ve % 80±5)'de toplam gelişme sureleri, dişi ve erkek ömür uzunlukları, yumurtaların kararma sureleri, parazitledikleri yumurta sayılan, çıkış oram, parazitlenen yumurtalardan çıkan birey sayılan, parazitli bir O. nubilalis yumurtasından çıkan birey sayısı ve eşey oranlan belirlenmiş ve parazitoidin ayrı ayrı her sıcaklıktaki yaşam çizelgeleri oluşturulmuştur. Ayrıca, yedi farklı mücadele ilaçlarının parazitoidin ölüm oranı, çıkış oram ve parazitleme oranına etkileri belirlenmiştir. Doğa koşullarında ise parazitoidin doğal parazitleme oram ile salma ve yağmurlama sulama sistemlerinde T. evanescens salındığında parazitoidin parazitleme oram, zararlı populasyonuna ve mısır verimine etkileri araştırılmıştır. Elde edilen verilere göre, T. evanescens'in. sıcaklık ve neme bağlı olarak ergin öncesi toplam gelişme süresi 5.49-37.67, yumurtaların kararma süresi 2.01-12.65, dişi ve erkek ömrünün 1.40-12.60 ve 2.85-10.80 gün, parazitlediği yumurta sayılarının 8.05-38.60 adet, çıkış oranının % 59.76-98.74, parazitlenmiş yumurtalardan çıkan birey sayılan 6.05-93.05 ve bir yumurtadan çıkan birey sayısı 1.10-2.13 adet olarak saptanmıştır. Sıcaklık ve nem denemelerinden elde edilen verilerden hazırlanan yaşam çizelgelerine göre parazitoidin gelişebilmesi için en uygun sıcaklığın 30 °C olduğu saptanmıştır. Bazı tarım ilaçlarının parazitoidin pupa dönemine etkileri incelendiğinde, Bacillus thuringiensis, alpla- cypermethrin ve fenbutation oxide'in zehirli etkisinin olmadığı, cypermethrin'in az zehirli, cyfluthrin'in orta derecede zehirli, lambda+cyhalothrin ve azmphos-methyl'in zehirli olduğu; ergin dönemine ise B. thuringiensis ve fenbutation oxide'in zehirli etkisinin olmadığı, alpna-cypermethrin'in orta derecede zehirli, cyfluthrin, lambda+cyhalothrin, azinphos-methyl ve cypermethrin'in zehirli olduğu saptanmıştır. Doğa çalışmalarında ise, verim ile ilgili tüm parametreler dikkate alındığında, salma sulama uygulanan parsellerde T. evanescens'in parazitleme oranının yağmurlama sulamaya göre daha yüksek (% 81.04-84.31) olduğu ve parazitoid şalımında, salma sulamanın en uygun sulama sistemi olduğu saptanmıştır. Çukurova'da, 1998-2000 yıllarında doğal parazitleme oram ise sırasıyla % 3023, 46.79 ve 48.78 olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler Trichogramma evanescens, Ostrinia nubilalis, sulama, abiyotik faktörler, pestisit
Karataş Akyatan lagünündeki balıklarda pestisit kalıntılarının araştırılması
Akyatan. lagününde- avlanan 'kefal, levrek ve çipura balık türlerinin farklı yaşlarda et ve organlarında pestisit kalıntı araştırması yapılmıştır. Kefal örneklerinde toplam pestisit miktarı yaş ilerledikçe arttığı gözlenmiştir. 2,3,4 yaş grubu kefal örneklerinde pestisit miktarı zikredilen sıraya göre 0.251 ppm, 0.643 ppm, 0.889 ppm olarak bulunmuştur. a-BHC, Heptaklor, Aldrin, Kloropyrifos, Dieldrin, endosülfan, endrin, OP'DDD, PP'DDD, PP'DDT kefal örneklerinin her yaş grubu et ve organında görülmüştür. Levrek örneklerinde ette bulun toplam pestisit miktarı yaş artışı ile artış göstermiştir. Organda rastlanan toplam pestisit miktarı 2 yaş grubunda düşüş gösterirken 3 yaş grubunda tekrar bir artış göstermiştir. Toplam pestisit kalıntısı en fazla 3 yaş grubunda gözlenmiştir. Endrin, PP'DDT, aldrin, bütün et ve organda görülmüştür. Çipura örneklerinde ette aldrin, hekzaconazol ve heptaklor olmak üzere 3 tür, organda ise 15 tür pestisit görülmüştür. Ette görülen pestisitlerin miktarının organda daha yüksek olduğu tesbit edilmiştir. PP'DDT ve aldrin kefal ve levrek balık türlerinin her yaş grubu et ve organında, aldrin ise her 3 tür balığın bütün et ve organlarında gözlenmiştir. Bulunan pestisitlerin düzeyleri çeşitli ülkelerin tolerans sınırlarının altındadır. Araştırma sonuçları Akyatan Lagünü 'nde avlanan kefal levrek ve çipura balık türlerinde bulunan pestisit kalıntılarının insan sağlığı açısından sakınca meydana getirmeyecek seviyede olduğunu göstermiştir.
Pestisit kalıntılarının gaz kromatografik analizinde kalibrasyon yöntemlerinin karşılaştırılması
Tarımsal savaşımda büyük ölçüde kullanılmakta olan pestisitlerin kalıntıları çevreye zarar vermekle birlikte hava, su, toprak yolu ile taşınıp besin zincirine karışarak insanlarda ciddi toksik etkiler yaratmaktadır. Bu durum tüketilecek tarım ürünlerinin pestisit kalıntıları yönünden sürekli olarak denetlenmesini gerektirmektedir. Bu da duyarlı ve güvenilir analiz yöntemlerinin kullanılmasıyla olanaklıdır.Pestisit kalıntı analizlerinde matriks etkisi doğru ve kesin sonuç almada en önemli problemi oluşturmaktadır. Bu bakımdan kullanılan kalibrasyon yönteminin seçimi önemlidir.Bu tezde çeşitli pestisitlerin yaş meyve ve sebzelerdeki kalıntı analizinin gaz kromatografik yöntemle yapılmasında çeşitli kalibrasyon yöntemlerinin birbirleri ile karşılaştırılması yapıldı.Ayrıca standart katma ve iç standart kalibrasyon yöntemlerinin kombinasyonu da incelendi.Bunun için öncelikle trichlorfon, mevinphos, ethoprophos, cadusofas, terbufos, formathion, phosphamidon, parathion-methyl, parathion-ethyl, quinalphos, tetrachlorovinphos, prothiophos, fensulfathion, triazophos, leptophos, azinphos-ethyl pestisit standartları aseton içerisinde çözülerek stok çözeltileri hazırlandı. Bu standartlardan seyreltme yapılarak çalışma standartları hazırlandı. Bunlar rtx-5ms kolon ve FPD yada MS detektör içeren gaz kromatografi cihazına enjekte edildi.Optimum koşullarda yeterli rezolüsyon elde edildi. Yukarıdaki onaltı adet pestisiti içeren standart çalışma karışımı çalışmalarda kullanılmak üzere hazırlandı.Saf standart, internal standart, standart katma ve ?standart katma + internal standart? kalibrasyon yöntemleri ile çalışmalar yapıldı.Sonuçlar validasyon çalışmaları yardımıyla doğrusallık, tekrar edilebilirlik, tekrar üretilebilirlik, doğruluk ve geri kazanım açısından değerlendirildi.Yukardaki değerlendirmelerden elde edilen sonuçlar ; organik fosforlu pestisitlerin FP detektör ile analizinde kesinlikle standart katma kalibrasyon yönteminin kullanılması gerektiğini ve ?standart katma + iç standart kalibrasyon? yöntemlerinin birlikte uygulanması ile daha yüksek doğruluk ve kesinlik elde edilebileceğini göstermiştir.Anahtar Kelimeler: Pestisitler, gaz kromatografisi, standart katma, internal standart, validasyon, ekstraksiyon metotları, pestisit kalıntı analizi
Doğu Akdeniz bölgesi şeftali ve nektarinlerde zararlı türler ile parazitoit ve predatörlerin saptanması, önemli zararlıların popülasyon gelişmesi ve mücadelede kullanılan bazı pestisitlerin Chilocorus bipustulatus L. (Coleoptera : Coccinellidae)'a etkisi
Bu çalışmada, Doğu Akdeniz Bölgesi'nin Adana ve Mersin illerinde bulunan şeftali ve nektarin ağaçlarında 8 takım, 22 familyaya ait toplam 44 adet zararlı tür ile 5 takım, 6 familyaya ait 14 adet faydalı tür belirlenmiştir.Popülasyonları takip edilen türlerden biri olan Cydia molesta Busck'nın bölgemizde yaygın olarak bulunduğu ve hatta bazı bahçelerde hakim tür olduğu bu çalışma ile saptanmıştır. C. molesta'nın bölgede mart ayı sonundan ekim ayına kadar aktif olup yılda 4-6 döl verebileceği, ikinci tür olan Anarsia lineatella Zell'nın ise Adana ili'nde nisan ? kasım ayları arasında doğada aktif olduğu ve yılda 4-5 döl verebileceği tespit edilmiştir. Popülasyonu takip edilen üçüncü tür olan thrips türlerinin bölgeye göre değişmekle birlikte şubat ayı sonu - mart ayı ortasında çıkış yaptığı, bölgeye, hatta bahçeye göre değişmek üzere yılda 1-4 kez tepe noktası oluşturduğu, tepe noktalarının çiçek dönemi ve/veya hasat öncesi dönemlere denk geldiği belirlenmiştir. Nektarin çiçekleri içinde belirlenen 12 thrips türü arasında en yaygın bulunan türün Frankliniella occidentalis Perg. olduğu tespit edilmiştir. Çiçek içinde thrips erginleri ilk kez, nektarin çiçeklerinin açmaya başladığı tarihlerde, larvalar ise çiçeklerde taç yaprak dökümü sırasında görülmeye başlamışlardır. Çiçek içinde bulunan ergin ve larva sayısı ile meyvede görülen zarar arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Nektarin ağaçlarının çiçeklenme döneminde çiçekli yabancı ot bulunan bahçelerde meyvede görülen zararın oranı, otsuz bahçelere kıyasla daha düşük bulunmuştur.Şeftali ve nektarin bahçelerinde yaygın olarak kullanılan bazı pestisitlerin Chilocorus bipustulatus üzerine ettkileri laboratuvar koşullarında araştırılmış, bu pestisitler arasında Chlorpyrifos-ethyl etkili maddeli ilacın ergin ve larvaların tümünü öldürdüğü, Pyriproxyfen'in ise erginleri öldürmediği, ancak erginlerin bıraktığı yumurtaların açılmasını önlediği ve larvaların deri değiştirmesini engelleyerek ölümlerine neden olduğu saptanmıştır. Denemeye alınan diğer ilaçlardan Fenbutatin oxide, Thiram ve Glyphosate isopropilamin `in düşük düzeyde etkileri olduğu belirlenmiştir.
P,p'-DDT ve metabolitleriyle kirlenmiş bir saha için ekolojik risk değerlendirilmesi
Diklorodifeniltrikloroetan (DDT); pestisit olarak kullanımı yasaklanmış olsa da, geçmişte uygulanmış olduğu tarım arazilerinin topraklarında ve bu topraklarda yetişen tarımsal ürünlerde halen önemli miktarlarda gözlemlenebilen kalıcı bir kirleticidir. Bu tez çalışması, p,p'-DDT ve metabolitleri (DDX) ile kirlenmiş tarım arazisi topraklarının neden olabileceği ekolojik riskleri tahmin etmeyi amaçlayan bir ekolojik risk değerlendirmesi çalışmasıdır. Çalışma, halen önemli miktarda tarımsal üretim faaliyeti yapılan Sakarya ilindeki tarım arazisi topraklarına odaklanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada değerlendirmeye alınmış olan söz konusu topraklardaki kirletici konsantrasyonları, in-situ ve ex-situ şeklinde 2 farklı biçimde gerçekleştirilen bir sebze üretimi sonrasında elde edilmiş olan 53 toprak numunesindeki DDX analizlerinin sonuçlarıdır (94 – 2,608 ng DDX/gr kuru toprak). Bu analiz sonuçları kullanılarak, ilk olarak, söz konusu alanlarda yaşaması muhtemel 14 farklı memeli (kısa kuyruklu fare, tarla faresi, beyaz ayaklı fare, pamuk kuyruklu tavşan, kızıl tilki, ak kuyruklu geyik, Kanada vaşağı, maskeli kır faresi, Amerika tavşanı, orman ren geyiği, siyah kuyruklu çayır köpeği, beyaz kuyruklu çayır köpeği, keseli sıçan ve rakun) ve 10 farklı kuş türünün (Amerikan ardıç kuşu, Amerikan çulluğu, vahşi hindi, kızıl kuyruklu şahin, kır baykuşu, ladin tavuğu, Kanada kazı, uzun bacaklı kumkuşu, kumkuşu ve perdeli kumkuşu), söz konusu toprağa ağız yoluyla maruz kalması sonucunda gerçekleşebilecek DDX alımları hesaplanmıştır. Hesaplanan bu olası alımlar, bu çalışma için özel olarak yapılandırılmış olan bir Monte Carlo simülasyonunu temel alan stokastik bir yaklaşımla düzenlenen senaryolara adapte edilmişir. Simülasyonlar sonucunda da olası akut toksisite ve üreme toksisitesi risk değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen nihai bulgular; çalışmada referans alınan memeli ve kuş türleri için herhangi bir akut riske işaret etmemektedir. Öte yandan bulgular, hem kuş hem de memeliler için önemli bir üreme toksisitesi riski olduğuna işaret etmektedir. Çalışmada yapılan hesaplamalarda ilgili bölgelerdeki kirlenmiş topraklara yeme haricindeki farklı biçimlerde maruz kalma yollarının ve ilgili bölgelerde yetişen tarımsal ürünlerin tüketiminin dikkate alınmamış olması da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bulgulardan hareketle, ülkemizde yalnızca insan sağlığı açısından yapılan risk değerlendirmesi çalışmaları ve uygulanan yasal sınırlamaların, diğer canlı türleri için de dikkate alınması ve araştırmaların genişletilmesi önerilmektedir.
Akut pestisit zehirlenmelerinde zehirlenmenin şiddeti, elektrokardiyografik değişiklikler ve eritrosit kolinesteraz düzeyi ile mortalite arasındaki ilişki
Akut Pestisit Zehirlenmelerinde Zehirlenmenin Şiddeti, Elektrokardiyografik Değişiklikler ve Eritrosit Kolinesteraz Düzeyi ile Mortalite Arasındaki İlişkiAmaç: Organofosfat zehirlenmelerinin kardiyak etkileri ile ilgili bilgiler sınırlı yayın ve vaka raporlarına dayanmaktadır. Biz, çalışmamızda organofosfat zehirlenmelerinde eritrosit kolinesteraz ile kardiyak toksisite arasında bir ilişki olup olmadığını ve bu ilişkinin mortalite üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan çalışmaya iki yıl boyunca organik fosfat zehirlenmesi ile acil servise gelen 39 hasta alındı. Yaşı, cinsiyeti, hastanede kalış süresi, solunum desteği ihtiyacı, kardiyak bulguları kaydedildi ve hastaların başvuru anında alınan eritrosit kolinesteraz düzeyi ile klinik ve elektrokardiyografik ölçütler arasında istatistiksel bir bağlantı olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Hastaların ortalama eritrosit kolinesteraz düzeyleri 15,37±6,97 (4,44-38,14)U/grHb idi. Kardiyak bulgulardan en sık hipertansiyon (%17,9), elektrokardiyografik bulgulardan sıklıkla sinüs taşikardisi (% 48,7), uzamış QT mesafesi (% 20,5), sağ dal bloğu (% 20,5) görüldü. Eritrosit kolinesteraz düzeyi ile elektrokardiyografik bulgular değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Mortalite yüzdesi % 12,8 idi. Ölen hastalar ile yaşayan hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ve elektrokardiyografik bulguları karşılaştırıldığında aralarında bir ilişki saptanmadı.Sonuç: Çalışmamızda sinüs taşikardisi, uzamış QT mesafesi, sağ dal bloğu sık görülen elektorkardiyografik bulgular idi. Hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ile elektrokardiyografik bulguları değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir bağlantı bulunmadı. Ölen hastaların serum kolinesteraz düzeyi yaşayan hastalara göre daha düşüktü. Eritrosit kolinesteraz ve elektrokardiyografik bulgularda ölen hastalarla yaşayan hastalar arasında anlamlı bir fark yoktu. Sonuç olarak organofosfat zehirlenmelerinde kardiyak etkilenme sık görülmektedir ve daha fazla çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Elektrokardiyografik bulgular, eritrosit kolinesteraz, mortalite, organofosfat zehirlenmesi, serum kolinesteraz
Akut pestisit zehirlenmelerinde zehirlenmenin şiddeti, akut inflamatuar belirteçler ve eritrosit kolinesteraz düzeyi arasındaki ilişki
Amaç: Organofosfat zehirlenmelerinde akut inflamatuar yanıt ile ilgili bilgiler sınırlı yayın ve olgu raporlarına dayanmaktadır. Biz, çalışmamızda organofosfat zehirlenmelerinde eritrosit kolinesteraz ile akut inflamatuar belirteçler arasında bir ilişki olup olmadığını ve bu ilişkinin organ hasarı üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak yapılan çalışmaya iki yıl boyunca organik fosfat zehirlenmesi ile acil servise gelen 39 hasta alındı. Yaşı, cinsiyeti, hastanede kalış süresi, solunum desteği ihtiyacı kaydedildi ve hastaların başvuru anında alınan eritrosit kolinesteraz düzeyi ile klinik ve akut inflamatuar ölçütler arasında istatistiksel bir bağlantı olup olmadığı değerlendirildi.Bulgular: Hastaların ortalama eritrosit kolinesteraz düzeyleri 15,37±6,97 U/grHb idi. Mortalite yüzdesi % 12,8 idi. Eritrosit kolinesteraz ve serum kolinesteraz düzeyi ile fibrinojen değerlendirildiğinde aralarında anlamlı bir ilişki bulundu. Akut inflamatuar belirteçlerden İnterlökin-1 ile serum kolinesteraz düzeyi arasında anlamlı bağlantı tespit edildi. Ölen hastalar ile yaşayan hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyleri ve sitokin düzeyleri arasında bir ilişki saptanmadı.Sonuç: Çalışmamızda ölen hastaların serum kolinesteraz düzeyi yaşayan hastalara göre daha düşüktü. Hastaların eritrosit kolinesteraz düzeyi ile fibrinojen arasında anlamlı ilişki bulunurken, diğer sitokinler arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Ancak, bu konuda daha fazla çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Akut inflamatuar belirteçler, eritrosit kolinesteraz, organofosfat zehirlenmesi, serum kolinesteraz
Bendiokarb'ın Allium cepa L. kök ucu meristem hücreleri üzerine toksik etkisi
Günümüzde nüfus artışına oranla gıda tüketiminde de artış meydana gelmektedir. Modern tarımda böcekler, yabani otlar, mikroorganizmalar gibi zararlıları kontrol altına almak ve ürün verimini arttırmak için pestisitler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Bendiokarb'ın Allium cepa L. kök ucu meristem hücreleri üzerindeki toksisitesi değerlendirilmiştir. Kontrol ve uygulama grupları için 24 saat boyunca çimlendirme işlemi yapılmıştır. 1. gruba (kontrol grubu) herhangi bir kimyasal madde uygulanmamıştır. 2. gruba ise (uygulama grubu), 24, 48 ve 72 saat zaman periyotları içinde artan dozlarda Bendiokarb uygulanmıştır. Farklı uygulama süreleri sonunda bütün gruplardan elde edilen köklerde kromozom aberasyonları, hücre canlılığı, ve mitotik indeks ışık mikroskobu kullanılarak belirlenmiştir. Bendiokarb kontrol ve uygulama gruplarında Malondialdehit (MDA) seviyesi ve antioksidan savunma sistemi enzimlerinden; süperoksit dismutaz (SOD), glutatyon peroksidaz (GPx) ve katalaz (CAT) enzim aktiviteleri spektrofotometre kullanılarak değerlendirilmiştir. Antioksidan enzim aktivitelerinde azalma gözlenirken, MDA miktarında artış gözlenmiştir. DNA hasarı RAPD-PCR ve Komet testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kuyruk uzunluğu ve kuyruk DNA yüzdesi, uygulama grupları ve kontrol grubu kıyaslanarak tüm maruz kalma süreleri sonunda belirgin bir artış göstermiştir. RAPD-PCR yöntemi ile bant oluşumları incelenerek Bendiokarb'ın toksik etkisi belirlenmiştir. Kromozom bozulmaları artan doz konsantrasyonlarına bağlı olarak ve daha uzun uygulama sürelerinde gözlenmiştir. Aynı zamanda Bendiokarb'ın 72 saatlik uygulaması sonucunda mitotik indeks değerlerinde azalmalar meydana gelmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada Bendiokarb'ın mutajenik potansiyeli ve sitotoksik etkisi test edilmiş olup, diğer çalışmalara alt yapı oluşturacağı düşünülmektedir.
Adana ili Ceyhan ilçesi tarım çalışanlarında pestisit kalıntısı ve asetilkolinesteraz enzim aktivitesinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Pestisitler; toplum sağlığı açısından hastalık ve erken ölümlere neden olan önemli çevresel risklerden biridir. Tarım çalışanları başta olmak üzere toplumun hepsi pestisitlere maruz kalmaktadır. Pestisit maruziyetini değerlendirmek için gıdalarda, çevrede ve biyolojik örneklerde pestisit kalıntı analizleri yapılmaktadır. Biyolojik örneklerin analizi çevresel dağılımı ve maruz kalım oranını verir. Bu tez çalışmasında amacımız; Tarımın yoğun olarak yapıldığı Adana ili Ceyhan ilçesinde pestisitlere doğrudan maruz kalan pestisit uygulayıcı tarım çalışanları ile mesleksel olarak pestisite maruz kalmayan kişilerin vücutlarında bulunan pestisit kalıntıları ve kolinesteraz enzim aktiviteleri arasındaki farkın değerlendirilmesidir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma tarımın yoğun olarak yapıldığı Adana ili Ceyhan ilçesinde pestisit uygulayıcı tarım çalışanları ile mesleksel olarak pestisite maruz kalmayan kişilere uygulanan kesitsel tipte bir araştırmadır. Örneklem büyüklüğü hesaplanırken; Fareed ve arkadaşlarının yaptıkları çalışma referans alınmıştır. Sample size calculator programı kullanılarak ortalama ve standart sapma değerleri ile yapılan hesaplamada %80 power, %5 alfa değeri ile her bir gruba 66 kişi(kontrol-tarım işçisi) alınmıştır. Mart- Haziran 2017 tarihleri arasında ilaçlama döneminde; Ceyhan ilçesinde pestisit uygulayan tarım çalışanlarından ve aynı bölgede yaşayan tarımla uğraşmayan kişilerden kan örneği ve saç örneği alınmıştır. Kişiler araştırıcı tarafından geliştirilen anket formunu ve rıza formunu da doldurmuşlardır. Kalıntı analizlerinde Pestisit ekstraksiyon işleminden sonra 144 adet pestisit LC/MSMS cihazında taranmıştır. Kolinesteraz enzim seviyesi oto analizör cihazında ölçülmüştür. Bulgular ki-kare testi, t testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Pearson korelasyon analizi ile analiz edilmiş, p değerinin <0,05 olması anlamlı olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler için SPSS 20 for Windows paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Tarım çalışanlarının ortalama 18,2±11,8 yıldır ilaçlama yaptığı, 63 tarım çalışanın (%95,5) ilaçlama eğitimi almadığı, 49 tarım çalışanın (%74,2)herhangi bir kişisel koruyucu donanım (maske, eldiven, bone, tulum, çizme) kullanmadığı bulunmuştur. Çalışmaya katılanların hepsinin saç örneklerinde toplam 31 pestisit aktif maddesi tespit edilmiştir. Tarım çalışanları grubunun hepsinde en az bir tane pestisit aktif maddesi tespit edilirken, kontrol grubunda 11 kişinin (%16,6) saçında herhangi bir pestisit aktif maddesi tespit edilememiştir. Çalışmaya katılanların hepsinin kan örneklerinde toplam 15 pestisit aktif maddesi tespit edilmiştir. Tarım çalışanları grubunda 4 kişinin(%6,06) , kontrol grubunda 14 kişinin (%21,2) kanında pestisit aktif maddesi tespit edilememiştir. Saçta tespit edilen aktif maddelerin 20'si (%64,5), kanda tespit edilen aktif maddelerden 3'ü (%20) tarım çalışanları grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek sıklıkta tespit edilmiştir. (p<0,05). Saçta pestisit kalıntılarında miktarsal analizde 6 maddede tarım çalışanları grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek konsantrasyon saptanmıştır. Bu maddeler Acetamiprid (p<0,05), Metalaxyl M(p<0,001), Azoxystrobin(p<0,001), Metolachlor (p<0,01), Triadimefon(p<0,05) ve Acetochlor(p<0,05)'dur. Saçta bulunan pestisit aktif maddelerinden 5'i(%16,1), kanda bulunan pestisit aktif maddelerin ise 7'si(%46,6) yasaklı pestisitlerdir. Çalışmaya katılan 66 tarım çalışanının 5'inde(%7,57) kolinesteraz enzim seviyesi laboratuvar referans aralığının altında çıkmıştır.(< 4,9 U/ml). Kolinesteraz seviyeleri ortalamaları karşılaştırıldığında tarım çalışanlarında kolinesteraz düzeyi ortalaması kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur ( p<0,01). Tarım çalışanlarında yıllık ilaçlama sayısı arttıkça kolinesteraz enzim seviyesi düşmektedir. Sonuç: Çalışmamız tarım çalışanlarının Kişisel koruyucu donanım kullanımı ve kişisel hijyen eksikliğini, pestisitlerin olası sağlık etkileri hakkında yetersiz bilgisini, pestisit kullanımında güvenli uygulama hakkında yetersiz bilgi ve eğitim eksikliğini, denetim eksikliğinden dolayı yasaklı pestisit kullanımlarının yaygınlığını, pestisitlere mesleki olarak maruz kalan bireylerin yanı sıra özellikle tarım bölgesinde yaşayanlar olmak üzere toplumun her kesiminin çevresel etki ile belirli bir oranda pestisitlere maruz kaldıklarını ortaya koymuştur. Tarım çalışanlarının korunmasını iyileştirmek ve nüfusun pestisit maruziyetini azaltmak için gerekli tedbirler planlanmalı ve uygulanmalıdır. Bu çalışma bu bölgede, özellikle tarım çalışanları olmak üzere insanların pestisitlere maruziyetinin ön değerlendirmesi olarak düşünülebilir ve sonuçlar diğer bölgelere genişletilebilir. Anahtar kelimeler: Tarım çalışanları, Pestisit Maruziyeti, Biyolojik İzlem
Aktif pestisit uygulayıcılarında yama testinin uygulanması ve dermal maruziyet durumlarının araştırılması
Giriş ve Amaç: Yama yöntemi, bir veya birden fazla pestisitin maruziyetinini değerlendirilmesi amacıyla kullanılabilir. Pestisit maruziyetleri bazı durumlardan etkilenebilir. Hangi uygulayıcıların, hangi pestisit türlerine karşı risk altında olduğu risk yönetimi ve sağlığın takip edilmesi için önemlidir. Çalışmanın amacı narenciye bahçelerinde, pestisit uygulayıcıları arasında pestisit maruziyetinin seviyesini ve onu etkileyen etmenleri ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel bir çalışmadır. Çalışmalar gözetilerek 34 uygulayıcı çalışmaya rasgele dâhil edildi. Her uygulayıcıya, çalışma gününün başlangıcında 5 tane kıyafet üzerine ve 5 tane cilt üstüne olacak şekilde yamalar yapıştırıldı. Yama olarak sınıf 1 filtre kağıdı kullanıldı. 5 Anatomik bölge; Kollar, bacaklar ve gövdeydi. Adli toksikoloji labaratuarında tetkik edilen sonuçlar, risk indeksi kullanılarak değerlendirildi. Uygulayıcılara Tarım Sağlık Çalışması (AHS) ve Pestisit Uygulayıcıları Sağlığı Prospektif Çalışması (Pipah Study) anket formları uygulandı. Maruziyeti belirleyen etmenler, Pearson korelasyon testi, students-t testi ve Mann Whitney u kullanılarak belirlendi. P<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Uygulayıcılarda 11 tane pestisit türü tespit edilmiştir. Bunlardan; Chlorpyrifosa yüksek derecede maruz kaldıkları görülmüştür. Abamectin, buprofezin, difenokonazol ve pyripiroksifen açısından da orta derecede risk vardır. Jenerik olarak yapılan analizlerde; karıştırma/uygulama yapanlar, greyfurt ilaçlayanlar, uygulama esnasında temizlik/tamirat/ yapanlar, manuel ekipman kullananlar, tankı daha fazla doldurmuş olanlar ve taşeronlar daha fazla maruz kalmaktadırlar. Uygulayıcıların %97.2' sinde kişisel koruyucu ekipman düzeyi yok olarak kabul edildi. Tüm vücut tulumu, günlük bir elbiseye göre 3 kat koruyucuydu. Sonuç: Bölgede pestisit uygulayıcıları; Chlorpyrifos, abamectin, buprofezin ve difenokonazolün olası sağlık etkileri açısından risk altında olabilirler. İşverenler taşeron işçilerin istihdamında daha dikkatli olmalıdırlar. Tüm uygulayıcıların kişisel koruyucu ekipman hakkında bilgilendirilmeye ihtiyaçları vardır. Greyfurt ilaçlaması ve manuel ilaçlama daha fazla risk barındırır. İşverenler, uygulamadan önce; ekipmanların düzgün çalıştıklarından emin olmalılar. Anahtar Kelimeler: Pestisit maruziyetleri, Biyomonitorizasyon, Narenciye bahçeleri
Farklı sıcaklıklarda linuron etkisinde kalan Cyprinus carpio'da biyokimyasal cevaplar
Bu çalışmada, 22 ºC ve 28 ºC sıcaklıklarda 96 saat süreyle linuronun farklı derişimleri (10 ppb, 50 ppb, 100 ppb) etkisine bırakılan Cyprinus carpio'da karaciğer dokusunda; asetilkolinesteraz, etoksirezorufin O-deetilaz, süperoksit dismutaz, katalaz, glutatyon S-transferaz, glutatyon redüktaz ve glutatyon peroksidaz aktiviteleri; glutatyon, malondialdehit, protein karbonil ve protein miktarları ile kanda estradiol ve testosteron düzeylerindeki değişimler belirlenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre linuronun farklı sıcaklıktaki toksisitesine nedeniyle C. carpio'da antioksidan enzim miktarlarının indüklenmesine karşın, protein karbonil miktarının 22 ºC uygulamasından sonra kontrole göre azalması, 28 ºC uygulamasından sonra kontrole göre artması oksidatif hasarın oluştuğunu göstermektedir. Ayrıca, artan sıcaklık etkisinde, linuronun estradiol ve testosteron düzeylerindeki artışla kendini gösteren endokrin bozulmaya neden olduğu bulunmuştur.
Pestisit karışımlarının laboratuvar koşullarında Tetranychus urticae Koch'ye karşı etkinliğinin belirlenmesi
Bu çalışmada Akdeniz Bölgesi'nde sebze yetiştiriciliğinde sorun olan hastalık, böcek ve akar türlerine karşı kimyasal savaşta kullanılan pestisit karışımları örnek alınarak, abamectin ve spiromesifenin ayrı ayrı ve diğer pestisitler ile ikili, üçlü, dörtlü ve beşli karışımlarının Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetrancyhidae)'ye karşı etkileri belirlenmiştir. Abamectinin spinosad, acetamiprid ve mancozeb ile ikili karışımları sinerjist, emamectin benzoat ile karışımı additive, penconazole ile karışımı ise antagonist etki göstermiştir. Spiromesifenin, penconazole ile ikili karışımı additive etki gösterirken diğer tüm karışımlarda sinerjist etki göstermiştir. Abamectinin diğer pestisitler ile üçlü karışımlarında tüm uygulamalar T. urticae'ye % etki açısından aynı sonucu vermiş ve etki tipleri tamamında additive olarak değerlendirilmiştir. Spiromesifenin diğer pestisitler ile üçlü karışımlarında ise spiromesifen-emamectin benzoat-macozeb (antagonist) karışımı dışında diğer karışımlarda yine additive etki göstermişlerdir. Abamectin için pestisitlerin insektisit ağırlıklı dörtlü ve fungusit içeren beşli karşımlarından elde edilen % etki, abamectinin tek kullanımında elde edilen etkiden düşük bulunmuştur. Spiromesifen için ise dörtlü karışımlarda spiromesifen ve dörtlü karışım aynı etkiyi gösterirken, beşli pestisit karışımında karışımın etkisi spiromesifenin yalnız etkisinden daha yüksek bulunmuştur.
Ayçiçeği tarımında herbisitlerin önerilen doz uygulamalarında insan ve çevre üzerindeki eşik değerlerin belirlenmesi
Ülkemizde yaklaşık 23 milyon ha alanda tarım yapılmaktadır. Ayçiçeği ekilişleri yaklaşık 1 milyon ha olup üretimin %65'i Tekirdağ, Konya, Edirne, Kırklareli, Adana illerinde gerçekleşmektedir. Yabancı otlar kültür bitkilerinin ışığına, suyuna ortak olmakta ve verim düşüklüğüne neden olmaktadır. Ayçiçeği ekilişlerinde yabancı otlara karşı 17 aktif madde kullanılmaktadır. Bunlar; aclonifen, benfluralin, clomazone, cycloxydim, dimethenamid-P, fluazifop-P-butyl, flurochloridone, haloxyfop-P-methyl, imazamox, linuron, metolachlor, oxyfluorfen, pendimethalin, propaquizafop, quizalofop-P-ethyl, terbuthylazine ve tribenuron methyl'dir. Bu çalışmada, herbisit uygulamalarının insan (operatör, işçi ve izleyici) ve çevre (sucul organizmalar, topraktaki kalıcılık, yeraltı sularına bulaşma, arılar, kuşlar, yersolucanları ve yararlı eklembacaklılar) üzerindeki risk değerleri belirlenmiştir. Hesaplamalarda belirlenen risk değerleri, 0,000 ile 1,000 arasında değişen Eşik Değerine (ED) dönüştürülmüş ve yorumlanmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda; 17 aktif maddenin 16'sında insan üzerindeki ED'leri 0,064 ile 1,000 arasında değiştiği belirlenmiştir. Çevre üzerindeki ED incelendiğinde, 17 aktif maddenin 4'ünde 0,003 ile 0,568 arasında değiştiği saptanmıştır. Sonuç olarak, özellikle insan üzerindeki risk değerlerinin yüksek olduğu ve ilaçlamalar sırasında herbisit maruziyetini azaltmak amacıyla kişisel koruyucu ekipmanların mutlaka kullanılması ve ayrıca çevre üzerindeki risk değerlerinin azaltılması amacıyla çevreyle dost uygulama yöntemlerinin kullanılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tarım, Pestisit, İnsan, Çevre, Hedef dışı organizmalar
Dimethoate uygulamasının Oncorhynchus mykiss'te biyokimyasal ve hematolojik parametrelere etkileri ile DNA hasarının ve endokrin bozucu potansiyelinin araştırılması
Bu araştırmada, dimethoate'nin Oncorhynchus mykiss dokularında hematolojik, biyokimyasal, genotoksik etkileri ile nörotoksisite ve endokrin bozucu potansiyeli birlikte ele alınarak araştırılmıştır. Bu amaçla ergin O. mykiss 5, 15 ve 30 gün süre ile pestisitin 0.0735 mg/L, 0.3675 mg/L ve 0.7350 mg/L derişimlerinin etkisinde bırakılmıştır. Hematolojik analizlerde oto analizör, oksidatif stres parametrelerinin belirlenmesinde spektrofotometrik yöntemler ve DNA hasarının incelenmesinde comet analizi kullanılmıştır. Özellikle uzun süreli pestisit uygulamasından sonra eritrosit ve lökosit sayılarında, hemoglobin, hematokrit, MCV ve MCH değerlerinde belirlenen azalma mikrositik hipokromik anemi geliştiğine işaret etmektedir. Dimethoate stresinin neden olduğu yüksek metabolik talebi karşılamaya yanıt olarak belirlenen hiperglisemik ve hipoproteinemik durum, O. mykiss'te gözlenen davranışsal değişimler ile desteklenmektedir. Karaciğer ve beyin dokularında AChE spesifik aktivitesinde %45-94 oranında belirlenen inhibisyon, dokularda asetilkolin birikimi ve kolinerjik iletimde bozulmanın göstergesidir. Gözlenen davranışsal anormaliklerin dimethoate indüklü nörotoksisiteden kaynaklandığı düşünülmektedir. Dimethoate O. mykiss'te anti-androjenik etki göstermemiştir, ancak 17ß-estradiol düzeyinde belirlenen değişimle desteklendiği üzere H-P ekseninde son ürün inhibisyonunu değiştirerek ve bir östrojen taklit gibi davranarak endokrin bozucu etkiye neden olmuştur. Aminotransferazlar ALT ve AST enzim aktivitelerinde belirlenen süre ve derişimle pozitif ilişkili artış, dimethoate'nin toksik etkisini doğrudan karaciğer dokusu üzerinde göstererek hücre membran permeabilitesini bozduğunu göstermektedir. O. mykiss karaciğer ve beyin dokularında antioksidan enzim aktivitelerinde belirlenen bifazik yanıt ve lipid peroksidasyonunun artışı, antioksidan savunmanın reaktif türleri etkisiz hale getirmek için yeterli olmadığını ve dimethoate uygulamasının oksidatif stres oluşumu ile sonuçlandığını göstermektedir. Ayrıca düşük antioksidan kapasitesi nedeniyle beyin dokusunun, karaciğere nazaran oksidatif strese daha duyarlı olduğu belirlenmiştir. Comet analizi ile, pestisit uygulanan gruplarda DNA hasar düzeyinin kontrole göre önemli oranda yüksek bulunması, dimethoate'nin genotoksik etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Bu çalışma ile, farklı toksisite biyomarkırlarının birlikte incelenmesinin, kimyasalın toksik profilinin değerlendirilmesinde daha anlamlı sonuçlar elde edilmesine yardımcı olduğu ve subletal derişimlerde O. mykiss'te belirlenen yanıtlar dikkate alındığında, dimethoate'nin oldukça toksik olduğu sonucuna varılmıştır.
Yeni doğan kriptorşidili çocuklarda bazı endokrin bozucuların kan düzeylerinin belirlenmesi
Yeni Doğan Kriptorşidili Çocuklarda Bazı Endokrin Bozucuların Kan Düzeylerinin Belirlenmesi Organik klorlu pestisitler (OKPler) ve Poliklorlu bifenillerin (PCBler) dünya genelinde yaygın kullanımlarının hem günlük yaşamımızda insan sağlığı hem de yabanıl hayat ve çevre sağlığı üzerinde önemli etkileri olduğu tartışılmaktadır. Kalıcı organik kirleticiler olarak bilinen bu kimyasalların hormon benzeri etkileri göstermeleri nedeniyle organizmaların gelişim, büyüme ve üreme sağlığı üzerine toksik etkileri konusunda giderek artan sayıda veri bulunmaktadır. Erkek üreme sağlığının son 50 yıldır olumsuz etkilendiği ve özellikle sperm kalitesi ve sayısında azalma, erkek üreme sistemi organlarında malformasyon (kriptorşidizm ve hipospadia gibi) görülme sıklığında ve testiküler kanser vakalarının insidansındaki artışlar epidemiyolojik çalışmalarla ortaya konmaktadır. Kriptorşidizm yani bir veya her iki testisin gerekli inme hareketi yapamaması hastalığının gelişmiş ülkelerde görülme sıklığının giderek arttığı yönünde endişeler bulunmaktadır. Bu çalışmada ülkemizde kriptorşidik tanısı konmuş yeni doğanlar (n=20) ve anneleri (n=20), sağlıklı yeni doğanlar (n=38) ve annelerin (n=38) kan örneklerindeki 29 organik klorlu pestisit ve 18 PCB bileşiğinin konsantrasyonları karşılaştırılmıştır. Bulgularımız, kriptorşidik yeni doğan annelerinin kanındaki pentaklorobenzen, 4,4'-DDD ve 2,4'-DDD miktarlarının sağlıklı yeni doğan annelerin kanındaki miktarlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğunu ortaya koymaktadır (sırasıyla p=0.0032; p=0.0496; p=0.0284). Öte yandan kriptorşidik yeni doğanların kanındaki PCB 180, ß-HCH, ?HCH, HCB, ?DDT, 4,4'-DDT, 4,4'-DDE, cis-heptakloroepoksit ve dieldrin konsantrasyonlarının, sağlıklı yeni doğanların kandaki miktarlarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla p=0.0199; p=0.0077; p=0.0079; p=0.0020; p=0.0019; p=0.0092; p=0.0025; p=0.0025; p=0.0113). Anahtar Kelimeler: Kan, yeni doğan, Kriptorşidizm, OKP, PCB
Antalya'da yetiştirilen bazı meyvelerde pestisit kalıntı düzeylerinin belirlenmesi
Bitkisel üretimde verimin düşük olmasının temel nedeni hastalık ve zararlılardan meydana gelen kayıplardır. Bu kayıpların giderilmesi için kullanılan en yaygın yöntem kimyasal mücadeledir. Pestisitler insan sağlığını tehdit eden ve çeşitli böcek, kemirici ve diğer zararlı canlılar aracılığı ile bulaşan sıtma, filariazis, sarıhumma, viral ensefalit, tifüs ve diğer vektör kaynaklı hastalıkların kontrolü açısından büyük önem taşır. Pestisitler hedef aldıkları canlılara göre sınıflandırılabilir. Pestisitlerin bilinçsiz ve kontrolsüz kullanımı sonucu, zararlı organizmalarda dayanıklılık oluşturabilme riskleri ve kalıntıları yoluyla insan sağlığına ve çevreye olumsuz etkileri olabilmektedir. Bu kalıntılar, tarım ürünü dış pazarını ve iç tüketimini olumsuz etkilemektedir. Türkiye gerek coğrafi konumunun üstünlüğü gerekse farklı ekolojik koşullarına sahip olması nedeniyle birçok meyve türünün özellikle de önemli ılıman iklim meyve türlerinin anavatanı durumundadır. Bu üstün avantajlarından dolayı ülkemiz birçok yerinde meyvecilik potansiyeli yüksek olan bölgelerimiz mevcuttur. Özellikle yayla meyveciliği söz konusu olduğunda bazı bölgelerimizin daha fazla avantajı bulunmaktadır. Antalya ili sahip olduğu potansiyel açısından ülkemiz tarımında önemli bir yere sahiptir. Meyvecilikte geçit bölgesi olarak adlandırılan ılıman iklim meyve türlerinin yetiştiriciliğine daha uygun alanlardan biri de Antalya'nın Korkuteli İlçesidir. Korkuteli ilçesi Antalya ili toplam meyve üretiminin (406.451ton) yarısından fazlasını (241.755 ton) karşılamaktadır. Türkiye elma üretiminin %12,9'u ve armut üretiminin %8,4'ü Antalya ilinde gerçekleştirilmektedir. Bu veriler araştırma alanı olarak belirlenen Korkuteli ilçesinin Antalya il genelinde elma ve armut yetiştiriciliğinde çok önemli bir yere sahip olduğu kadar, Türkiye elma ve armut üretiminde de önemli payı olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, Antalya ili Korkuteli ilçesinde 2020 yılı üretim sezonunda yetiştiriciliği en fazla yapılan meyvelerden elma, armut ve şeftali de yaygın olarak kullanılan pestisitlerin kalıntı düzeyleri araştırılmıştır. Çalışmada 5 adet elma, 19 adet armut ve 11 adet şeftali numunesi kalıntı düzeyleri bakımından incelenmiştir. Alınan örneklerin kalıntı analizleri LC-MS/MS (Sıvı Kromatografi/Kütle Spektrometresi) ve GC-MS-MS (Gaz Kromatografi/Kütle Spektrometresi) cihazlarında yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre; bulunan kalıntı miktarları Türk Gıda Kodeksi ve Avrupa Birliği Maksimum Kalıntı Miktarları (maximum residue levels, MRL)'na göre değerlendirilmiştir. Elma ve armut numunelerinin tümünün, şeftali numunelerinin ise 10 tanesinin analiz sonuçlarında kalıntı tespit edilmiş ancak kalıntı miktarının MRL değerleri üzerinde olmadığı görülmüştür. Şeftali numunelerinden sadece bir tanesinde hiçbir kalıntıya rastlanmamıştır. Elde edilen veriler dikkate alındığında, elma, armut ve şeftali yetiştiriciliği yapan üreticilerin pestisit uygulamaları ve bekleme süresi gibi konularda bilinçli olduklarını kanıtlar niteliktedir
Ratlarda klorprifos'un nefrotoksik etkisi ve kuersetin ve kateşin'in koruyucu rolü
Klorprifos tarım ve halk sağlığı uygulamalarında geniş bir şekilde kullanılan organofosfatlı bir insektisittir. Klorprifos, hedef organizmalar dışında hedef olmayan organizmalarda da toksik etkiye neden olmaktadır. Kuersetin ve kateşin insan diyetinde yaygın olarak bulunan flavonoidlerdir. Bu tez çalışmasında, kateşin (20 mg/kg gün), kuersetin (20 mg/kg gün), klorprifos (5,4 mg/kg gün), kateşin+klorprifos, kuersetin+klorprifos 28 gün boyunca olgun erkek Wistar ratlara gavaj yoluyla verilmiştir. Uygulamadan sonra ratların vücut ve böbrek ağırlıkları, antioksidan enzim aktiviteleri [süperoksid dizmutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon-S-transferaz (GST)], lipit peroksidasyonunun son ürünü olan malondialdehit (MDA) miktarı, böbrek fonksiyonunun göstergesi olan serum üre, ürik asit ve kreatinin miktarları ve ışık mikroskobuyla böbrek dokularında meydana gelen histopatolojik değişiklikler kontrol grubu ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. 4. haftanın sonunda kontrol grubu, kateşin uygulanan grup ve kuersetin uygulanan gruplar arasında herhangi bir fark gözlenmemiştir. Klorprifos, kateşin+klorprifos ve kuersetin+klorprifos uygulanan gruplar kontrol grubu ile karşılaştırıldığında vücut ağırlığı artışında, net ve nisbi böbrek ağırlıklarında, GPx ve GST enzim aktivitelerinde azalma gözlenirken, MDA miktarında, SOD ve CAT enzim aktivitelerinde ve üre, ürik asit ve kreatinin miktarlarında artış olduğu gözlenmiştir. Kateşin+klorprifos ve kuersetin+klorprifos uygulanan gruplar klorprifos uygulanan grup ile karşılaştırıldığında ise uygulanan flavonoidlerin araştırılan parametreler üzerine koruyucu etkilerinin olduğu gözlenmiştir. Deneyin sonunda klorprifos uygulanan ratların böbrek dokularında glomerular atrofi, inflamatuar hücre infiltrasyonu ve tübüler dejenerasyon gibi çeşitli histopatolojik değişiklikler gözlenmiştir. Kateşin+klorprifos ve kuersetin+klorprifos uygulanan ratların böbrek dokularında ise orta dereceli histopatolojik değişiklikler olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak klorprifos'un ratların böbrek dokuları üzerine nefrotoksik etki oluşturduğu, kateşin ve kuersetinin klorprifosun neden olduğu nefrotoksisiteyi azalttığı gözlenmiştir.
Chlorpyrıfos-ethyl'in subletal dozunun sazan balıkları (Cyprinus carpio L., 1758) histolojisi ve genotoksisitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada sazan (Cyprinus carpio L.) fingerlingleri organofosforlu insektisitlerden chlorpyrifos-ethyl'in subletal konsantrasyonu 16 µg/L'ye (96 saatlik LC50 değerinin 1/10'u) 24, 48, 96 saat ve 7 gün boyunca maruz bırakılmışlardır. Denemeler sonunda balıklardan elde edilen periferal eritrositlerde nükleus anomalileri ve mikronükleus farklı frekanslarda tespit edilmiştir. Nükleus anomalileri açısından chlorpyrifos-ethyl'e maruz kalan gruplar ile kontrol grupları arasındaki farklılıklar istatistiki yönden önemli bulunmazken (P>0,05), mikronükleus testi sonucunda chlorpyrifos-ethyl'e maruz kalan gruplar ile kontrol grubu arasındaki fark önemli bulunmuştur (P<0,05) ve pestisitin genotoksik etki gösterdiği tespit edilmiştir. Hepatopankreas dokularında albumin dejenerasyonu, hidropik dejenerasyon, hiperemi, solungaç dokularında hiperemi, telangiektazi, hiperplazi, branşitis, ödem, klorit hücre hiperplazisi ve füzyon ile böbrek dokularında kanama, hiperemi, melanizasyon, ödem, bowman kapsülünde genişleme, şişmiş glomerulus, tubullerde hidropik dejenerasyon ve tubulun etrafında melanizasyon, chlorpyrifos-ethyl'e maruz kalan sazan fingerlinglerinde en çok rastlanan histopatolojik bulgulardır. Kontrol gruplarında herhangi bir histopatolojik bulguya rastlanılmamıştır. Chlorpyrifos-ethyl'e daha uzun süre maruz kalma, dokularda elde edilen bulguların şiddetlenmesine ve/veya görülen histopatolojik bulguların daha yoğun ve daha fazla sayıda balıkta görülmesine sebebiyet vermemiştir.Sonuç olarak subletal konsantrasyonda bile chlorpyrifos-ethyl'e maruziyetin sazan fingerlinglerinde genotoksik etki gösterdiği ve doku hasarına yol açtığı saptanmıştır.