Pesticides
95 theses under this subject heading
Pyraclostrobin, Pinoxaden, Gamma-cyhalothrin pestisitlerin DFT yöntemi ile yer altı sularından uzaklaştırılması
Günümüzde Dünya nüfusu artışı sebebiyle yiyecek sıkıntısı oluşmaktadır. Bu sebeple tarımda ürün kaybına neden olmaması için bitki zararlılarını uzaklaştırmada pestisitler kullanılmaktadır. Özellikle tarımda yüksek verim elde edebilmek için oluşturulan sentetik pestisitler gün geçtikçe artmaktadır. Kullanılan pestisitler toprağa, oradan yeraltı sularına karışmaktadır. Bu çalışmada fungusit çeşidinden Pyraclostrobin, herbisit çeşidinden Pinoxaden, insektisit çeşidinden Gamma-cyhalothrin pestisitlerinin yeraltı sularında parçalanarak uzaklaştırılma yolları teorik olarak incelenmiştir. Gauss View 5.0 ile optimize geometrileri çizilmiş olup, daha sonra Gaussian 09W programı ile Fonksiyonel Yoğunluk Teorisi (DFT) ve Hartree-Fock yöntemleri kullanılarak geometrik optimizasyonu yapılmıştır. 6-31G(d) temel setinde ab-initio yöntemler içerisinde Hartree-Fock (HF) metodu ve yoğunluk fonksiyon teorisi (DFT) ile B3LYP teori düzeyinde seçilen üç molekülün ve bu moleküllerin olası parçalanma ürünlerinin geometrik yapısı (bağ açıları ve bağ uzunlukları) hesaplanmıştır. Böylece bu üç pestisit molekülünün sularda olası parçalanma mekanizmaları belirlenmiştir. Bu sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecektir.
Gümüşhane yöresinde üretilen ballarda GC–MS ile pestisit tayini
Bu tez çalışmasında Gümüşhane iline bağlı Kelkit, Şiran ve Köse ilçe köylerinden bal örnekleri alınmıştır. Bal örneklerinin Gümüşhane ilçelerinden yalnız 3 farklı ilçesinden alınmasının nedeni, bu 3 ilçenin gerek coğrafi özellikleri gerek tarımsal faaliyetleri açısından diğer ilçelere göre oldukça zengin ve benzer özellikler göstermelerindendir. Alınan bal örnekleri 2021 yılına ait çiçek ballarından oluşmaktadır. Bal örneklerinin toplanmasında ilçe merkezlerine yakın ve ilçe merkezlerinden uzak lokasyonlar dikkate alınmıştır. Bal örneklerinde pestisit kalıntı analizleri GC-MS cihazı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmalarda bölge tarımında kullanılan Cyfluthrin, Cypermethrin, Deltamethrin ve Malathion olmak üzere 4 farklı pestisit bileşeni, 20 farklı süzme çiçek balında analiz edilmiştir. Analizler, grafikler ve şekillerle görsel olarak da gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bal, GC-MS, Pestisit
Nanoteknoloji ve nanoteknolojinin tarımda uygulama alanları
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO 2017) dünya nüfusunun 2050 yılında 9,1 milyara ulaşacağını öngörmektedir. Tarımsal üretimde kullanılacak verimli arazilerde sona yaklaşılması ve nüfus artışı ile beraber kişi başına düşen tarım alanlarının azalması, toprakta erozyon, tuzlanma, pH, sıkışma, kirlenme, organik madde kaybı, mineral besin elementi eksikliği tarzı problemler bulunması tarımsal üretimde yeni teknolojilerin kullanımını kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu çalışmada yeni yüzyılda teknoloji devrimi olarak görülen, 2025 yılından sonra ise hayatın her alanında yer alacağı öngörülen nanoteknoloji ve nanobilimin tanımı yapılarak, bir maddenin nano boyutlara inildikçe nasıl bir değişim gösterdiği, nano imalat süreçleri, nanoteknolojide kullanılan araçlar ve nanoteknolojinin uygulama alanları ele alınmıştır. Nanoteknolojinin tarım sektörüne olan etkisini daha iyi anlamak için üretim metaryellerine olan etkisi incelenmiş, Türkiye'de Trakya bölgesinde bulunan illerde (Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli) tarımsal üretimde nanoteknoloji ile üretim yapan işletmeler tespit edilerek ürün çeşitleri değerlendirilmiştir.
Zeytinde Verticillium solgunluk hastalığı (Verticillium dahliae Kleb.)'na karşı bazı preperatların etkinliğinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Verticillium solgunluk (Verticillium dahliae) hastalığına karşı bazı biyolojik preparatların etkinliği araştırılmıştır. Çalışma Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Tarım Bilimleri ve Teknolojileri Fakültesi Bitki Koruma Bölümü ve Aydın ili Köşk ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Deneyde Harpin proteini (Messenger Gold), Mikoriza (ERS) – Trichoderma harzianum (T22 Planter Box) ve Bordo Bulamacı karışımı preparat olarak kullanılmıştır. Verticillium dahliae ile enfekte olan zeytin ağaçları (yaklaşık 25-35 yaş), 400-800 m (dağlık) rakımda dört adet zeytin bahçesi ve 100-250 m (ova) rakımda dört adet zeytin bahçesi Türkiye'nin Aydın İli Köşk İlçesinde belirlenmiştir. Uygulamaları % 45 hastalık oranına sahip zeytin ağaçlarına yapılmıştır. Zeytin ağaçlarına % 2 oranında Borda Bulamacı, yapraktan pülverize edilmiş ve topraktan kök bölgesine 2015 yılının Mart-Nisan aylarında uygulanmıştır. Topraktan kök bölgesine ERS -T22 Planter Box preparatları uygulanmıştır. Messenger Gold zeytin ağaçlarına pülverize edilerek ve ağacın gövdesine enjekte edilerek uygulanmıştır. Bitkiler bir yıl boyunca her ay gözlenmiş ve 12 ay sonra 0-4 skalasına göre değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler Tukey testi kullanılarak istatistiki analizi yapılmıştır. Sonuç olarak; Messenger Gold, Messenger Gold+ ERS - T22 Planter Box + Bordo Bulamacı ve Messenger Gold + Bordo Bulamacı uygulamalarında yüksek etkinlik sonuçları elde edilmiştir (P ≤ 0.05). Messenger Gold uygulamasında hastalık oranı % 10.8 ile % 18.2 olarak belirlenmiştir. Ayrıca, Bordo Bulamacı + Messenger Gold uygulamasında Verticillium hastalık oranı % 24.5, Messenger Gold+ ERS- T22 Planter Box uygulamasında % 19.8 olarak belirlenmiştir. ERS - T22 Planter Box ve Bordo Bulamacı uygulamasında, hastalığın baskılandığı ve hastalık simptomlarının bitkilerin diğer kısımlarına yayılmadığı gözlenmiştir. Bununla birlikte, bu hastalıklı kısımlarda yeni sürgünler oluşmamıştır. ERS-T22 Planter Box uygulamasındaki yüzde etki % 34 ve % 54 olarak saptanmıştır. Messenger Gold ile Messenger Gold'lu kombinasyonlar uygulandığında ağaçların Verticillium solgunluk belirtilerinin görüldüğü kısımlarında hastalığın baskılandığı, ağaçta dallanma ve dallarda yeni sürgünlerin geliştiği gözlenmiştir. Elde ettiğimiz sonuçlara göre, Harpin proteininin, zeytinde ksilemlerin aktivasyonu üzerinde pozitif bir etkisinin olabileceği düşünülmektedir.
Farklı kökenli pestisitlerin Konya ili derbent ilçesi çilek üretim alanında bulunan emici zararlı türlerinin popülasyonları üzerine etkileri
Bu çalışmada, farklı kökenli pestisitlerin kabarla çilek çeşidi üzerinde Frankliniella occidentalis Pergande, (Thysanoptera: Thripidae) Tetranychus urticae Koch, (Aracnida: Acari) Chaetosiphon fragaefolii (Pentatrichopus) Cockerell (Hemiptera: Aphididae)'in popülasyon seviyelerine etkisi araştırılmış ve ayrıca, farklı pestisit uygulamalarının kâr, verim ve maliyet analizleri de gerçekleştirilmiştir. Araştırma 2016 ve 2017 yılları arasında, Konya'nın Derbent ilçesinde 1 da alanda yürütülmüştür. Tesadüf blokları deneme desenine göre dizayn edilen çalışmada, haftalık olarak gerçekleştirilen çiçek yaprak ve meyve örneklemeleriyle zararlı türlerin ekonomik zarar eşiklerini geçip geçmedikleri belirlenmiş ve buna göre pestisit uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Muameleler çevre dostu (K+) (Lecanicillium lecani, Azadiracthin, Paecilomyces fumosoroseus), konvansiyonel preparatlardan (K-) (Deltamethrin, Abamectin, Imidacloprid, Methomyl, Hexythiazox, Spirodiclofen+Abamectin, Thiacloprid) ve kontrol bloklarından oluşmuştur. Çalışma sonuçlarına göre, kontrol bloklarındaki zararlı popülasyonları ile (K+) ve (K-) uygulamalarındaki zararlı popülasyonu karşılaştırıldıklarında her iki yılda da (K+) ve (K-) uygulamalarının istatistiki olarak % 95 güvenle bir fark yaratmağı ve zararlı popülasyonlarını düşürdükleri saptanmıştır. Yapılan ekonomik analizler sonucunda, 1 da alanda (K+) uygulamasında çilek üretimi 214,053 kg, (K-) uygulamasında 216,129 kg ve hiçbir uygulamanın yapılmadığı Kontrol bloklarında ise 159,747 kg olarak gerçekleşmiştir. Yapılan analizler sonucunda Derbent ilçesinde üreticilerin konvansiyonel preparatlar yerine çevre dostu preparatları tercih etmesi durumunda zararlı popülasyonlarını ekonomik zarar eşiğinin altına çekebileceği ve verimde de herhangi bir kayıp oluşmayacağı belirlenmiştir. Çilek üretiminin her muamele için Derbent ilçesinde kârlı olduğu ancak ilaç fiyatlarının düşürülmesi ve farklı fiyattan pazarlama olanakları sonucunda (K+) uygulanan bloklardan elde edilen kârın daha fazla olacağı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaprakbiti, kırmızıörümcek, thrips, Azadiracthin, Lecanicillium lecanii, Paecilomyces fumosoroseus.
Yonca (Medicago sativa L.) kültivasyonunun pestisit uygulanmış toprakların biyokimyasal özelliklerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada tarımsal alanda kullanılan pestisitler yonca (Medicago sativa L.) bitkisi bulunan (B) ve bitkisiz saksı topraklarına (T) farklı dozlarda; pestisit yok (P0), tavsiye edilen pestisit dozu (P1), tavsiye edilen pestisit dozunun 3 katı (P2), tavsiye edilen pestisit dozunun 9 katı (P3) olarak uygulanmıştır. Pestisit uygulamalarının 15, 30 ve 45. günü tüm saksılardan toprak örnekleri alınarak bazı toprak enzimleri (üreaz, dehidrogenaz (DHG), toprak katalaz), ve toprak pH, elektriksel iletkenlik (EC) belirlenmiştir. Hasat edilen yonca bitkisinin gelişimi (yeşil aksam yaş ağırlık (YA), kuru ağırlık (KA), ve biyokimyasal tepkileri (klorofil-a (Chl-a), klorofil-b (Chl-b), prolin, katalaz (CAT), ve peroksidaz (POX) antioksidan enzim) belirlenmiştir. Artan pestisit dozlarının yonca bitkisine etkisi istatistiksel olarak önemligörülmüştür (P≤0.05). Yonca bitkisinin YA, KA, Chl-a ve Chl-b içerikleri pestisit dozu arttıkça azalırken, prolin içeriği, POX ve CAT antioksidan enzim aktivitesi kontrole göre artmıştır. Tavsiye edilen dozun 9 katı uygulamasında CAT antioksidan enzim aktivitesinde ise azalma olduğu görülmüştür.Pestisit dozlarının artışının bitkili ve bitkisiz topraklarda üreaz, DHG, toprak katalaz, pH ve EC içeriklerinde etkisi önemli bulunmuştur (P≤0.05). Yoncalı topraklardaki üreaz, DHG enzim içerikleri bitkisiz topraklara kıyasla artmış, toprak katalaz, pH ve EC değerleri ise azalmıştır. Bu durum yonca bitkisinin pestisite maruz kalmış toprak üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermiştir. Yoncanın, toprakların biyokimyasal kalitesini arttırdığı ve böylece Fitoremediasyon yönteminde iyileştirici bitki olarak kullanılabilirliği ortaya konulmuştur.
Preparation of the SPME fibers by electropolymerization and its application in determination of endocrine distruptor chemicals
In this thesis, a method for the determination of endocrine disruptor pesticides (Bromopropylate, Chlorpyrifos, Lambda-Cyhalothrin, Procymidone and Penconazole) in water samples by gas chromatography is described. Alternative laboratory made SPME fibers including Polypyrrole(PPy), Polythiophene(PTh), PPy-PTh cascade, PPy-PTh mixed bed and polySNS-NH2 fibers were prepared and compared according to their responses for pesticide determination. Surface morphologies of the fibers were characterized by using scanning electron microscopy (SEM) and thermal stability coating was investigated by TG analysis. The performances of the fibers produced were tested upon applying the same procedure for the same mixed standard solutions. It was revealed that structural differences of the fibers results in SPME-fiber response. Most sensitive results were obtained with the PTh fiber and this fiber is also suitable for the determination of pesticides with different polarities. However, mixed bed fiber has given the most reliable results for Lambda Cyhalothrine. The regression coefficients were at least 0.99 and interday relative standart deviations were not higher than 20%. Detection limits were in the range of 0.02-0.64 ng mL-1. The method is inexpensive for fiber production, solventless selective and robust. Even after 400 usages, with a reasonable precision, the fiber can still be used sensitively.
Arıcılık sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risklerinin araştırılması: Yukarı Çoruh Vadisi bölgesi ve Bayburt örneği
Arıcılık sektöründe iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk faktörlerini belirlemeye yönelik yapılan bu çalışmada; arıcılık konusunda önemli bir potansiyele sahip olan Yukarı Çoruh Vadisi ile Bayburt İlinde faaliyet gösteren 13 arılıkta, arıcılarla yüz yüze görüşme ve derinlemesine mülakat yapılarak toplanan veriler ışığında, Fine-Kinney risk analiz yöntemi kullanılarak ergonomik, fiziksel, biyolojik riskler ile özellikle tarım ilaçları ve arı hastalıklarına karşı kullanılan kimyasal maddelere mesleki maruziyetler ve halk sağlığı açısından büyük öneme sahip olan balda kalıntı temelli kimyasal riskler ile bu risklere karşı alınması gereken önlemler ortaya konulmuştur. Yapılan risk değerlendirmesi sonucunda 5 adet ergonomik, 4 adet fiziksel, 6 adet kimyasal ve 2 adet biyolojik risk faktörü tespit edilmiş, 13 adet bal örneğinde yapılan ağır metal analizi sonucunda tüm örneklerde ağır metal tespit edilmiş ancak sadece 2 örneğin FAO-WHO Birleşik Gıda Kodeksinin gıdalarda tanıdığı maksimum ağır metal oranlarına uyumluluk göstermediği, arıcıların arı hastalık ve zararlılarına karşı kullandığı ilaç kalıntısı analizleri sonucunda 3 örnekte sulfametzin, 2 örnekte tetracycline, 2 örnekte streptomycine, pestisit analizleri sonucunda ise 2 örnekte coumaphoz ve 6 örnekte de amitraz kalıntısı tespit edilmiş, alınan örneklerin hiçbirinde naftalin kalıntısı tespit edilememiştir.
Difenil eter grubu herbisitlerin biyolojik numunelerden tayinine yönelik sıvı kromatografisi yöntemi geliştirilmesi ve pestisit-protein etkileşimlerinin incelenmesi
Bu tez çalışması kapsamında Aklonifen ve Bifenoks pestisit bileşiklerinin YPSK yöntemi kullanılarak analizi için gerekli parametreler bulunmuş ve bu parametrelere bağlı olarak da eş zamanlı analizleri yapılmıştır. Bu amaçla hareketli faz organik çözücü yüzdesi, tampon çözelti molaritesi, kolon, akış hızı, sıcaklık ve pH kullanılarak analizler için en iyi koşullar belirlenmiştir. Optimizasyon ve validasyon işlemleri tamamlanarak geliştirilen yöntemimizde literatürdeki birçok analiz yöntemine göre daha iyi ve etkin bir ayrım ve daha iyi geri kazanım, teşhis sınırı ve tayin alt sınırı değerleri elde edilmiştir. Hesaplanan validasyon parametreleri doğrultusunda ise geliştirilen yöntemin doğru, duyarlı, kararlı bir yöntem olduğu söylenebilmektedir. Sonuç olarak bulunan veriler doğrultusunda, Aklonifen ve Bifenoks pestisit maddelerinin biyolojik numunelerden eş zamanlı analizi için hızlı, duyarlı, kesin, kolay uygulanabilir, doğru, ekonomik ve herhangi bir ön ayırma işlemi gerektirmeyen analiz yöntemi geliştirilmiştir. Geliştirilen analiz yönteminin biyolojik numunelerden bu maddelerin eş zamanlı analizine başarılı bir şekilde uygulanabilir olduğu istatistiksel olarak gösterilmiştir. Ayrıca kullanılan pestisit bileşiklerinin dolaşım sisteminde ana taşıyıcı protein olarak bulunan insan serum albümini (HSA) ile etkileşimlerinin floresans spektroskopisi ve hesaplamaları teknikleri ile incelenmesi amaçlanmış, floresans ve absorbsiyon spektroskopisinden elde edilen sonuçlar ACF/BİF ve HSA arasındaki kompleksleşmeyi doğrulamıştır. Artan sıcaklıkla beraber KSV değerlerindeki artış, HSA flüoresansının ACF/BİF kaynaklı sönümlemesinin dinamik sönümleme olduğunu göstermiştir. Oda sıcaklığında, pestisitlerin HSA ile bağlanma afiniteleri ACF–HSA kompleksi için Kf=3,47 × 105 M-1; BİF–HSA kompleksi için Kf =1 × 105 M-1 olarak bulunmuştur. Sıcaklık artışıyla beraber bağlanma sabiti değerlerinde artış gözlenmiştir. Termodinamik verilerin sayısal olarak değerlendirmesi (ACF-HSA kompleksi için ΔS= +0,864 kJ mol–1K–1, ΔH = 225,43 kJ mol–1 ve BİF-HSA kompleksi için ΔS= + 1,11 kJ mol–1K–1, ΔH = 304,63 kJ mol–1) sonucunda bulunan sonuçlar, ACF-HSA ve BİF-HSA komplekslerinin oluşumunda hidrofobik bağların daha etkili olduğunu göstermiştir.
Elma sularında ozon uygulamasının ürün kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmada, ham elma suyu örneklerinde pastörizasyon (92 °C, 30 saniye) ve farklı sürelerde (15-90 dakika) ozonlama uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamaların mikroorganizmalar (E. coli, koliform, toplam aerobik mezofilik bakteri [TAMB] ve maya-küf) üzerine etkisi incelenmiştir. Elma suyu örneklerinde pastörizasyon ve ozon uygulamaları ile farklı seviyelerde mikrobiyal inaktivasyon sağlanmıştır. Koliform grubu bakterilerin sayılarının 15 dakika ozon uygulaması sonunda tespit edilebilir seviyenin altına düştüğü görülmüştür. TAMB ve maya-küf grubu mikroorganizmaların koliform grubu mikroorganizmalara göre ozona daha dirençli olduğu ve 90 dakika ozon uygulaması sonucunda test edilen tüm mikroorganizma gruplarının sayılarının tespit edilebilir seviyenin altına düştüğü belirlenmiştir. Ozon uygulamasının elma suyundaki pestisitler (Acetamiprid, Difenoconazole, Dimethoate, Fluopyram, Imidacloprid, Methoxyfenozide, Pyrimethanil, Thiachloprid, Trifloxystrobin) üzerine etkisi de incelenmiştir. Ozonlama süresinin artmasıyla pestisit degradasyonunda genel olarak artışlar gözlenmiştir. 90 dakikalık ozon uygulaması sonunda bazı pestisitlerde sınırlı bir düzeyde degradasyon (%7.1-23.7) gözlenirken bazılarının degradasyon oranı ise yüksek seviyelerde (%74.9-100) gerçekleşmiştir. Elma suyu örneklerindeki fenolik madde miktarında pastörizasyon uygulaması ile %20, 15 dakika ozon uygulaması sonucunda %31 ve 90 dakika ozon uygulaması sonucunda ise %55.4 oranlarında kayıp tespit edilmiştir. Elma sularının antioksidan aktivite değerinin pastörizasyon uygulaması ile %16 oranında arttığı, kısa süreli (15-30 dakika) ozon uygulamalarında %31.3-48.7 oranında ve 90 dakika ozonlama işlemi sonucunda ise %92 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Ozonlama işlemi, uzun uygulama sürelerinin neden olduğu besin değerindeki kayıpları önlemek koşuluyla, mikroorganizmaların ve pestisit kalıntılarının meyve suyundan uzaklaştırılması için pastörizasyona alternatif olarak umut vericidir.
İçme sularında adsorpsiyon ile pestisit giderimi
Bu çalışmanın amacı çevre ve insan sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek toksik ve kalıcı mikrokirleticilerden olan, organoklorlu pestisitlerden endrin ve triazin sınıfından bir herbisit olan atrazin gibi pestisitlerin su kaynaklarından adsorpsiyon yöntemi ile uzaklaştırılmasıdır. Endrin ve atrazinin içme suyundan adsorpsiyon yöntemi ile uzaklaştırılması, demir ile modifiye edilmiş zeolit (FeZ) adsorban maddesi kullanılarak kesikli adsorpsiyon deneyleri ile araştırılmıştır. Adsorban madde olarak kullanılan klinoptilolit, adsorplama kapasitesinin arttırılması ve farklı yüzey özelliklerine sahip olabilmesinin sağlanması amacıyla demir kullanılarak modifiye edilmiştir. FeZ materyalinin endrin ve atrazin adsorpsiyon kapasitesi temas süresinin artmasıyla artmış ve endrin için gerekli denge süresi 5 saat, atrazin için ise 10 saat olarak bulunmuştur. Bulunan denge sürelerinde FeZ materyalinin adsorpsiyon kapasitesi endrin için 57,89 μg/g, atrazin için ise 55,80 μg/g' olarak hesaplanmıştır. pH, adsorban madde miktarı ve başlangıç endrin veya atrazin konsantrasyonlarının endrin veya atrazin giderim verimi üzerine etkisi Box-Behnken istatistiksel deney tasarım yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Box-Behnken istatistiksel deney tasarım yönteminden faydalanılarak gerçekleştirilen deneyler sonucunda elde edilen yanıt yüzey fonksiyonlarına göre FeZ üzerine endrin adsorpsiyonunda optimum pH değeri 6 atrazin adsorpsiyonunda ise optimum pH değeri 4 olarak bulunmuştur. Belirlenen pH değerinde optimum adsorban madde miktarı endrin için 0,08 g, atrazin için ise 0,09 g olarak belirlenmiştir. Elde edilen optimum işletme şartlarında ve 500 ppb başlangıç endrin ve atrazin konsantrasyonunda elde edilen maksimum adsorpsiyon verimi sırasıyla % 95,96 ve % 96,12 olarak bulunmuştur. FeZ materyali üzerine endrin ve atrazin adsorpsiyonunun, Freundlich izotermine uyduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yalancı ikinci dereceden kinetik modelin FeZ üzerine endrin ve atrazin adsorpsiyonunda oldukça iyi korelasyon sağladığı görülmüştür.Daha sonra doldurulacaktır.
The fate and transport of some commonly used pesticides in the Konya Plain
By protecting the agricultural products, pesticides are substances that are widely used worldwide to increase crop yields. Although pesticides can have beneficial effects on crop production, these chemicals have various adverse effects on human health, other living and environmental systems. By virtue of the aforementioned reasons, it is a necessity to understand the fate, transport and interactions of the pesticides in the natural systems. In this study, in order to investigate the fate and transport of two pesticides widely used in the Konya Plain (2,4-dichlorophenoxyacetic acid and fenoxaprop-p ethyl), a series of batch sorption and column transport experiments were conducted. Soil samples collected from the Konya Plain were screened for a wide range of pesticides using liquid chromatography coupled with tandem mass spectroscopy (LC-MS/MS). Extraction of the pesticides from the soil samples was performed using "quick, easy, cheap, effective, rugged, and safe" QuEChERS method. Batch tests were conducted using selected soil samples to investigate the sorption potential of the target pesticides. Sorption kinetics as well as sorption isotherms were developed for the two pesticides. Column tests were conducted to evaluate the mobility potential of the target pesticides. Calibration curves with linear regression coefficients (R2 ) greater than 0.990, were used for the estimation of distribution coefficients (Kd). The 24h Kd value of the Fenox was calculated as 297.4 mL g-1. There was no significant Kd value calculated for 2,4-D. Overall, the experiments demonstrated that the transport potential of 2,4-D is high while Fenox mobility is limited due to its high sorption.
Development of innovative biopesiticides for the control of aedes albopictus mosquitoes
Objective: Determination of the larvicidal activity of bacteria belonging to the genera Xenorhabdus and Photorhabdus and bioactive compound/s against Aedes albopictus mosquito which is capable of serving as vector of over 20 different arboviruses of major global public health concern. Material and Method: The efficacy of cell-free supernatant (CSF), growth culture and re-suspended bacterial pellet against late 3rd-4th stage Ae. albopictus larvae was evaluated in wells of a 24-well plates. Larval mortality was assessed after 24 and 48 h. The ovicidal effects of these bacteria CFS on mosquito eggs were also evaluated. Supernatants of the most effective Xenorhabdus spp. ∆hfq promoter exchange mutants were used to identify the bioactive compound/s. Results: Three Photorhabdus spp. and 13 Xenorhabdus spp. release larvicidal compounds in CSF. Cell growth culture of nearly all tested species exhibited larvicidal activity. Bacterial cells exhibited oral toxicity (59-91%) against exposed larvae. Considering ovicidal activity, overall, bacterial CSF were ineffective against mosquito eggs but after hatching, >75% of emerged 1st instar larvae died in treatments. Using the easyPACId approach, the larvicidal compounds were identified as Fabclavine and Xencoumacin. Fabclavines were as effective as commercial Bacillus thuringiensis subsp. israelensis and spinosad products within 5dpa in distilled and field collected water. Discussion: An extensive number of Xenorhabdus and Photorhabdus display larvicidal activity as cells or by producing secondary metabolites with larvicidal activity. The bioactive compounds, Fabclavine and Xenocoumacin, can be developed in novel biolarvicides or can be used as a model to design and synthesize other compounds.
Bacillus amyloliquefaciens türüne ait EU07 izolatının (NCBI Accession: PRJNA743875 ID: 743875) toprak mikrobiyomuyla etkileşiminin metagenomik haritalanması ve ICP
Gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere tarım, ülkemizde ve dünyada çok önemli bir stratejik konumdadır. Birçok ülkenin, ekonomisinin büyük bir bölümü tarım sayesinde karşılanmaktadır. Tarımın popülerliğine paralel olarak pestisit kullanımında da artışlar görülmektedir. Tarımda istihdam edenler kısa sürede çok ve sağlıklı ürün alabilmek için pestisit kullanmayı tercih etmektedirler. Ancak pestisit ve pestisit kalıntılarının içinde yaşayan canlılarla birlikte çevreye birçok zararı vardır. Toprakta yaşayan yararlı mikroorganizmalar, bitkiler için zararlı olan mantarlar ve bakterilerle etkileşim halindelerdir. Bu etkileşim sonucunda pestisitlere ihtiyaç duyulmaksızın, bitkilerle simbiyotik ilişkiler kurarak bitki gelişimine katkı sağlamaktadırlar. Mevcut tez çalışması, toprakta yaşayan yararlı mikroorganizma olan Bacillus amyloliquefaciens türüne ait EU07 izolatını(NCBI Accession: PRJNA743875 ID: 743875) toprak ile muamele ederek pestisitler yerine biyolojik kontrol olarak kullanılabilir mi sorusundan yola çıkılarak yürütülmüştür. Tez çalışmasında dört farklı toprak denemesi kurulmuştur: kontrol, pozitif kontrol (EU07 ile muamele edilmiş), negatif kontrol (Fusarium oxyporum f.sp. radicis lycopersici ile enfekte edilmiş) ve muamele edilmiş (hem EU07 hem Fusarium oxyporum f.sp. radicis lycopersici ile enfekte edilmiş). Her denemeye eş zamanlı olarak domates fideleri ekilmiştir. Toprak denemelerinden 4. ve 7. günlerde alınan toprak örneklerinden metagenom analizi, 7. günün sonunda domates fidelerinin yapraklarından alınan örneklerle de ICP-MS analizi yapılarak bitki besleme yönünden elementlerin değişimi takip edilmiştir. Toprak denemeleri sonucundan en iyi bitki gelişimini EU07 izolatı uygulanan pozitif kontrol toprak denemelerinde büyütlen domates fideleri göstermiştir. Negatif kontrol olan domates fidelerinin yapraklarında sararmalar, kurumalar ve kök boğazında siyahlaşmalar görülmüştür. Muamele edilmiş toprak denemesinde ilk başta hastalık etmenin etkisiyle kurumaya yakın olan örnekler toprağa EU07 izolatının eklenmesiyle beraber hastalık ilerlemesinin durduğu ve EU07 muamele edilen bitkilerin çiçek açma eğilimine girdiği görülmüştür. Metagenom analizi doğrultusunda toprakta bulunan yararlı mikroorganizmalar (Acidobacteria vb.) pozitif kontrolde yüzdesel olarak artarken negatif kontrolde ise azalmıştır. Bu artış muamele edilmiş toprak demesinde de meydana gelmiştir. Ancak pozitif kontrolde olduğu kadar yüksek oranda gerçekleşmemiştir. ICP-MS analizlerine göre EU07 izolatı uygulanan bitkilerinin yapraklarında bitki besleme açısından önemli element yüzdeleri kontrole göre daha yüksek bulunmuştur. Bu çalışmalar EU07'nin Fusarium oxysporum f. sp. radicis lycopersici'ye karşı engelleyici etkisinin yanısıra toprak mikroflorasına da bitki besin elementlerinin bitkiye taşınımında da olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir.
Bazı neonikotinoid insektisitlerin modifiye olmuş ve olmamış elektrotlarla voltametrik tayin koşullarının araştırılması
Pestisitler, zararlı hayvanların ya da böceklerin gelişimini önlemek, yok etmek veya azaltmak için geliştirilmiş kimyasal maddeler veya bunların karışımlarıdır. Pestisitler, insanlar için yararlı olan organizmaların yok olmasına sebep olarak doğal ekosisteme de tehdit oluşturmaktadır. Neonikotinoid insektisitler, böceklerin merkezi sinir sisteminde bulunan nikotinik asetilkolin reseptörlerinde birikerek ölümlerine yol açar. Bu tez çalışmasında, literatürde ilk kez, nanomalzeme ile modifiye olmuş/olmamış tek kullanımlık kalem grafit elektrotlar kullanılarak neonikotinoid insektisitlerinin tayini için voltametrik sensör geliştirilmesi amaçlanmıştır. Neonikotinoid insektisitlerin elektrokimyasal tayinine yönelik geliştirilen modifiye olmuş ve olmamış kalem grafit elektrotların, duyarlılığı, tekrarlanabilirliği ve kullanım ömrü gibi parametreleri belirlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda geliştirilen elektrotların, neonikotinoid insektisit olan imidacloprid ve clothianidinin, basit, hızlı ve ucuz yoldan tayinine imkan sağlaması ve pahalı ve zaman alıcı bir yöntem olan kromatografik tekniklere bir alternatif olması ümit edilmektedir.
Atikhisar barajı ve Sarıçay'da pestisit ve evsel kirliliğin araştırılması
Bu araştırmada, Sarıçay ve Atikhisar Barajı'ndaki pestisit ve evsel kirliliğin boyutlarının ortaya çıkarılması ve sucul ekosisteme etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla araştırma bölgesindeki temiz bölgelerden seçilen referans istasyonlar ile kirli bölgelerden seçilen örnekleme istasyonlarından Eylül 2005-Eylül 2006 tarihlerinde suyun bazı fizikokimyasal özellikleri (sıcaklık, tuzluluk, % doymuş oksijen, çözünmüş oksijen, pH, elektrik iletkenliği) örneklerin alındığı sırada kaydedilmiştir. Ayrıca su örnekleri üzerinde Pestisit, KOİ, BOİ, Anyonik Deterjan, Kl-a, Toplam ?N, Toplam-P analizleri yapılmıştır. Gaz kromotografisi cihazıyla yapılan pestisit analizleri sonucunda Atikhisar Barajı ve Sarıçay' dan aylık yapılan örneklemelerde örneklerin çoğunda pestisit saptanmamıştır. Fakat bazı istasyonlarda pestisit kalıntılarına rastlanmıştır. Bu pestisitler; Alfa Endosülfan (organoklorlu), Phosalone (organofosforlu), 4,4'DDT (organoklorlu) dir. Çıkan pestisit konsantrasyonları düşük düzeylerde bulunmuştur. Fakat Atikhisar Barajı Çanakkale `nin içme suyunu karşılaması sebebiyle pestisit kalıntılarını hiç içermemesi gerekmektedir. Yapılan analizler sonucunda kirlilik yönünden değerlendirildiğinde, Atikhisar Barajının 1., 2., 3. ve 4. istasyonları 1.sınıf su kalitesinde, Sarıçay' daki 6., 7. ve 8. istasyonlar bulgulara göre 2. veya 3. sınıf su kalitesinde bulunmuşlardır. Bu çalışma sonucunda elde edilen veriler, Sarıçay'ın evsel kirliliğine, Atikhisar Baraj Havzasının ise tarım ve hayvancılık faaliyetleri sonucu az da olsa pestisit kirliliğine maruz kaldığını göstermiştir. Bu çalışmada Sarıçay ve Atıkhisar Barajı'nda tespit edilen evsel kirlilik ve pestisit kirliliği seviyesinin ileriki yıllarda ekosistem ve insan sağlığı açısından izlenmesi önem arz etmektedir. Anahtar Sözcükler Çanakkale, Sarıçay, Atıkhisar Barajı, Pestisit Kirliliği, Evsel Kirlilik
Çanakkale yöresi elma bahçelerinde karaleke hastalığı etmeni Venturia inaequalis'in bazı fungisitlere duyarlılıkları ve alternatif savaşım yöntemleri üzerinde araştırmalar
Çanakkale İlinde iklim koşullarının uygun olduğu yıllarda karaleke hastalığı (Venturia inaequalis) epidemi yapmakta ve üreticiler hastalığa karşı yoğun fungisit uygulaması yapmaktadırlar. Bu çalışmada Çanakkale'nin dört farklı lokasyonundan elde edilen 20 V. inaequalis izolatının Siterol Biosentezi Engelleyicilerinden hexaconazole, Strobulirinlerden trifloxystrobin ve Trichloromethylthiocarboxamide'lerden captan'a karşı duyarlılıkları in vitro'da test edilmiştir. Ayrıca in vivo'da hexaconazole ve trifloxystrobin'in tek başlarına ve alternatif maddeler potasyum sorbat ve eugenol ile karışımlarının biyolojik etkinlikleri hastalığa karşı araştırılmıştır.V. inaequalis izolatları ED50 değerlerine göre captan'da 7 izolat 0,01-0,03 µg/ml, 12 izolat 0,03-0,1 µg/ml ve 1 izolat 0,1-0,3 µg/ml doz aralığında; hexaconazole'de 6 izolat 0,01-0,03 µg/ml, 13 izolat 0,03-1 µg/ml ve 1 izolat 0,1-0,3 µg/ml aralığında ve trifloxystrobin'de 12 izolat 0,01-0,03 µg/ml, 8 izolat 0,03-0,1 µg/ml yer almıştır. İzolatlar MIC değerlerine göre ise captan'da 5 izolat 0,3-1 µg/ml, 9 izolat 1-3 µg/ml, 6 izolat 3-10 µg/ml; hexaconazole'de 5 izolat 1-3 µg/ml, 15 izolat 3-10 µg/ml ve trifloxystrobin'de 8 izolat 0,3-1 µg/ml, 10 izolat 1-3 µg/ml, 2 izolat 3-10 µg/ml doz aralığında yer almıştır. In vitro çalışmaları V. inaequalis'in hexaconazole, captana ve trifloxystrobin'e karşı duyarlılıklarının azaldığını ortaya koymuştur.Hexaconazole ve trifloxystrobin ile yapılan biyolojik etkinlik denemesinde hastalık basıncının çok yüksek olması nedeniyle (kontrolde hastalık şiddeti %92.01) fungisitler beklenen performansı ortaya koyamazken, alternatif maddeler fungisitlerle karışımlarında beklenen sinerjist etkiyi gösterememişlerdir. Hexaconazole karaleke hastalığına karşı %52,1, trifloxystrobin %69,7, hexaconazole + eugenol %46,7, hexaconazole + potasyum sorbat %48,9, trifloxystrobin + potasyum sorbat %69,9 ve trifloxystrobin + eugenol %67,0 etkililik göstermiştir. Potasyum sorbat %9,6 ve eugenol %24,0 ile çok düşük etkililik ortaya koymuşlardır.Araştırma sonuçları Çanakkale Yöresi elma bahçelerinde V. inaequalis'in kullanılan fungisitlere karşı duyarlılığın giderek azaldığını, fungisit dayanıklılığının sürekli izlenerek, hastalığa karşı savaşımda yeni stratejilerin geliştirilmesi gerektiğini göstermiştir.
Çanakkale yöresinde kullanılan Külsil fungusitinin insan periferal lenfositleri üzerinde genotoksik ve sitotoksik etkilerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada triazol sınıfı fungusitlerden myclobutanil etken maddesi içeren Külsil pestisitinin insan periferal lenfosit kültürleri üzerindeki genotoksik etkisi, in vitro kromozomal anormallikleri (KA) ve mikronükleus testi (MN) ile saptanmıştır. Bu testlerin yanı sıra sitotoksik etkinin belirlenmesi için mitotik indeks (Mİ) ve nükleer bölünme indeksi (NBİ) yöntemleri de kullanılmıştır. Kültüre edilen lenfositler myclobutanilin 3,125; 6,25; 12,5; 25 ve 50 ppm'lik beş farklı dozuna 24 ve 48 saat boyunca maruz bırakılmıştır. Külsil fungusiti 24 saatlik 3,125 ppm'lik dozu hariç tüm uygulamalarda kontrole göre kromozomal anormallik frekansını doza bağlı olarak anlamlı derecede arttırmıştır. Aynı şekilde Külsil'in 48 saatlik 3,125 ppm'lik dozu hariç tüm uygulamalar kontrolle karşılaştırıldığında mikronükleus frekansını doza bağlı olarak anlamlı derecede arttırmıştır. Külsil fungusitinin 50 ppm'lik dozu ise her iki uygulama süresinde de lenfositler üzerine toksik etki göstermiştir. Külsil fungusitinin nükleer bölünme indeksinde istatistiksel açıdan anlamlı olmayan düşüşe neden olduğu bulunmuştur. Kontrolle karşılaştırıldığında Külsil fungusiti 24 saatlik 3,125 ppm'lik dozu hariç tüm uygulamalarda mitotik indeksi doza bağlı olarak anlamlı derecede düşürmüştür. 24 saatlik 25 ppm ve 48 saatlik 25 ppm'lik dozlarda mitotik indeks sırası ile %43,75 ve %78,47'lik düşüş göstermiştir. Araştırma sonuçlarına göre myclobutanil etken maddeli Külsil fungusitinin uygulanan doza bağlı olarak insan lenfosit kültürleri üzerinde klastojenik ve anöjenik etki gösterebileceği belirlenmiştir.
Farklı sofralık zeytin işleme yöntemlerinin malathion ve parçalanma ürünü olan malaoxon kalıntıları üzerine etkileri
Tarımsal üretimde çeşitli zeytin hastalıkları ve zararlılarına karşı mücadelede pestisit kullanımı kaçınılmaz hale gelmiştir. Fakat ilaçlamada yapılan uygulama hataları ve farklı işleme yöntemlerinin etkisi ile tüketiciye ulaşan ürünlerde kalıntı sorunu oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sofralık zeytin işleme yöntemlerinin Türkiye'de izin verilen ve yaygın olarak kullanılan malathion ve parçalanma ürünü olan malaoxon kalıntıları üzerine etkisini incelemektir. Deneyde kullanılan zeytin meyveleri hasat edilmeden 7 gün önce 975 mg/L dozda (Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinde izin verilen yasal doz) ticari malathion formulasyonu ile ilaçlanmıştır. Hasat sonrası ilaçlı ve ilaçsız olarak gruplandırılan zeytin meyveleri, (i) vakum ambalajlı olarak buzdolabında (4℃) depolanarak, (ii) alkali ile acılığı giderilip salamuralı olarak ve (iii) salamuralı doğal fermantasyon yolu ile 20°C'de karanlık ortamda 60 gün fermantasyona bırakılmıştır. Deney süresince muameleler 0., 1., 3., 5., 7., 15. 30. ve 60. günlerde mikrobiyal gelişmeler (toplam mezofil aerob bakteri, laktik asit bakterisi, maya-küf ve enterobakteri), asitlik-pH değişimi ile malathion ve parçalanma ürünü malaoxon düzeyleri yönünden incelenmiştir. Fermantasyon sürecinde örneklerin hiçbirinde laktik asit bakterisi ve maya-küf gelişimi görülmezken, ilaçlı muamelelerde doğal fermentasyon uygulanmış örnekler dışında mezofil aerob bakteri ve enterobakteri gelişimine de rastlanmamıştır. İşleme süreçleri boyunca malathion ve malaoxon konsantrasyonları değişimine fermantasyon süresinin ve zeytin işleme yöntemlerinin ayrı ayrı ve birlikte etkileri istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Malathion konsantrasyonlarında en fazla düşüş alkali uygulanmış örneklerde görülürken (%95,17-98,55), salamuralı doğal fermente örnekler (%76,81-88,41) ikinci, vakumlu örnekler ise (%74,40-75,85) üçüncü sırada yer almıştır.
Meram (Konya) ve Beypazarı (Ankara) ilçelerindeki havuç üreticilerinin pestisitkullanımına yönelik tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Bu çalışma, Meram (Konya) ve Beypazarı (Ankara) ilçelerindeki havuç üreticilerinin pestisit kullanımına yönelik tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla tesadüfi olarak seçilen 80 üreticiye yüz yüze anket yöntemi uygulanarak 2021 yılında yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, üreticilerin çoğu (%60)'nun 18-44 yaş aralığında, ilkokul ve ortaokul mezunu (%62,5) olduğu belirlenmiştir. Üreticilerin son birkaç yıldır en çok karşılaştığı sorunların hastalıklar (%45), yabancı otlar (%43,75) ve zararlılar (%11,25) olduğu saptanmıştır. Üreticilerin çoğu; pestisitlerin kullanımına yönelik eğitim almadıklarını, pestisitleri alırken/seçerken en çok yararlandıkları kaynağın bilgi ve tecrübeleri olduğunu, pestisitleri zirai ilaç bayilerinden temin ettiklerini, pestisitlerin dozlarını ilaç bayilerinin önerilerine ve kendi tecrübelerine göre belirlediklerini ifade etmişlerdir. Üreticilerin %50'sinin, ilaçlama zamanını kendi tecrübelerine göre belirledikleri, çoğunun pestisitlerin kullanımında bazı konular açısından bilinçli davranmadığı, buna karşın üreticilerin tamamının son ilaçlama ile hasat arasındaki süreye uydukları saptanmıştır. Üreticiler, bazı pestisitlerin ürünlerde kalıntı bırakabileceğini (%48,75), pestisitlerin uygulama hatalarından dolayı ürünlerde kalıntı bırakabileceğini (%23,75), pestisitlerin ürünlerde kalıntı bırakmadığını (%15), pestisit kalıntısının su ile yıkanırsa temizlendiğini ve pestisitlerin ürünün içine geçmediğini (%12,5), boş pestisit ambalajlarını yakarak imha ettiklerini (%40) ve çöpe attıklarını (%31,25) ifade etmişlerdir. Üreticilerin %60'ı kullanım sonrası artan ve ilaçlama tankını temizlerken oluşan ilaçlı suyu, tarlanın bir kenarına döktüklerini bildirmelerine karşın üreticilerin büyük çoğunluğunun; pestisitlerin çevreye ve diğer canlılara, ürünlerdeki pestisit kalıntılarının ise insan sağlığına olan olumsuz etkilerinin farkında oldukları belirlenmiştir.
Bursa ili Gemlik ve Orhangazi ilçelerindeki zeytin üreticilerinin pestisit kullanımına yönelik tutum ve davranışlarının belirlenmesi
Bursa ilinin Gemlik ve Orhangazi ilçelerinde 2021 yılında yapılan bu çalışmada, zeytin üreticilerinin pestisit kullanımına yönelik tutum ve davranışlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma bölgesinde tesadüfi olarak seçilen 134 üretici ile yüz yüze anket çalışması yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, üreticilerin %82,2'si 45 yaş ve üzerinde olup %54,5'inin ilkokul mezunu olduğu belirlenmiştir. Üreticilerin son birkaç yıldır en çok fungisit (%59,7) ve insektisit (%40,3) kullandığı, en çok görülen hastalık ve zararlının sırasıyla halkalı leke (%61,9) ve zeytin güvesi (%22,4) olduğu saptanmıştır. Üreticilerin çoğunun tarım ilaçlarının kullanımına yönelik eğitim almadıkları, pestisitleri zirai ilaç bayilerinden temin ettikleri, pestisitlerin dozlarını ilaç etiketine ve ilaç bayilerinin önerilerine göre belirledikleri, ilaçlama zamanını belirlemede tarım il/ilçe müdürlüklerinden yararlandıkları, büyük çoğunluğunun ise son ilaçlama ile hasat arasındaki süreye uydukları bulunmuştur. Üreticiler, bazı pestisitlerin ürünlerde kalıntı bırakabileceğini (%42,5) kalıntıların su ile yıkanırsa temizlendiğini ve pestisitin ürünün içine geçmediğini (%26,1), boş pestisit ambalajlarını yakarak imha ettiklerini (%47) ve çöpe attıklarını (%44) belirtmişlerdir. Üreticilerin %41,8'i, kullanım sonrası artan ve ilaçlama tankını temizlerken oluşan ilaçlı suyu, bahçenin bir kenarına, %29,1'i kanalizasyona döktüklerini belirtmelerine karşın üreticilerin büyük çoğunluğu; pestisitlerin çevre ve diğer canlılara, ürünlerdeki pestisit kalıntılarının ise insan sağlığına zararlı olduğunu ifade etmişlerdir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve önerilerde bulunulmuştur.
Zirai ilaçların tarım çalışanları üzerine olumsuz etkileri ve bu etkileri azaltma tedbirleri
Değişik iklim ve toprak çeşitliliğine sahip olan ülkemizde buna bağlı olarak zengin bir tarımsal ürün çeşitliliği görülmektedir. Topraklarımızda yetiştirilen ve ekonomik önemi olan birçok bitkinin elde edilmesinde çok çeşitli zararlılarla mücadele edilmesi gerekliliği bilinmektedir. Ürün kayıplarına neden olan ve verimliliği düşüren zararlılar, hastalıklar ve yabancı otlar ile yapılan mücadelede en yaygın ve en pratik yöntem bitki koruma ürünlerinin kullanımıdır. Tarımda yapılan çalışmalarda ortaya çıkan birçok sağlık sorunu, yaygın olarak kullanılan bitki koruma ürünlerine maruziyet ile ilişkilidir. Bu sağlık sorunları arasında akut veya kronik olarak ortaya çıkabilen; kanserojen, immünolojik, nörotoksik ve üreme etkileri bulunmaktadır. Bu etkileri düşünüldüğünde, zirai ilaçların (bitki koruma ürünlerinin) kullanımının çalışanlar üzerine etkilerinin ve bu etkilerin önlenmesi için alınması gerekli tedbirlerin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Ülkemizde tarım çalışanlarının büyük çoğunluğu 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile 2012 yılında iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı kapsamına alınmıştır, ancak halen tarım sektöründe zirai ilaç kullanımına yönelik olarak detaylı bir alt mevzuat bulunmamaktadır. Bu tez ile tarım sektöründe zirai ilaç kullanımında alınacak tüm önlemlere yönelik bir kaynak oluşturulması amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasında ile öncelikle genel olarak zirai ilaçların etkileri ve zirai ilaçlarla çalışmalarda alınacak önlemlere yönelik olarak kapsamlı bir literatür ve mevzuat araştırması yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda elde edilen bilgiler sonucunda zirai ilaçlarla çalışmaların tüm aşamalarında alınacak tedbirler ile iyi uygulamalar detaylı olarak verilmiştir. Tez çalışmasının sonucunda ise tarım sektöründeki çalışmalarda kullanılmak üzere zirai ilaçlara maruziyetin önlenmesine yönelik olan ve çalışmalar sırasında kullanıldığında maruziyeti önemli ölçüde azaltacak bir kontrol listesi oluşturularak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Pestisitler, Zirai ilaçlar.
Endosulfanın Mus musculus kan, karaciğer ve meme dokusu üzerine etkisi
ÖZET Endosulfanın Mus musculus Kan, Karaciğer ve Meme Dokusu Üzerine Etkisi Son yıllarda Türkiye'de ve özellikle Çukurova bölgesinde meme kanseri insidansının artışı ile bölgemizde çok yaygın olarak kullanılan endosulfan arasında bir bağlantı olabileceği düşünüldüğünden, anaç Mus musculus'vm kan, karaciğer ve meme dokularında endosulfanın hematolojik, biyokimyasal ve histopatolojik etkileri araştırılmıştır. Araştırmamızda Çukurova Üniversitesi Tıbbi Deneysel Cerrahi Araştırma Merkezi'nden (TTJBDAM) alman 23-40 g ağırlığında 60 adet (30 kontrol, 30 deneysel) anaç M. musculus kullanılmıştır. Endosulfanın M. musculus 'un kan, karaciğer ve meme dokusu üzerindeki etkilerinin değerlendirilebilmesi için hematolojik verilerin, eritrosit, karaciğer ve meme antioksidan sistemlerin, laktik dehidrogenaz (LDH) ve malondialdehit (MDA) düzeylerin referans değerleri saptanmıştır. Deneysel gruba endosulfan (0.24 mg/l00g vücut ağırlığı/gün) 90 gün (kısa dönem) ve 180 gün (uzun donem) oral yolla uygulanmıştır. Endosulfanın hem kısa hem de uzun dönemde vücut ve meme ağırlıklarını etkilemediği, karaciğer ağırlığını ve hepato/somato indeksini arttırdığı, lökositoz ve anemiye neden olduğu saptanmıştır. Endosulfan eritrosit ve karaciğer dokusundaki antioksidan sistemlerini, LDH aktivitelerini ve MDA düzeylerinin belirgin şekilde etkilerken, meme dokusu verilerini etkilemediği görülmüştür. Karaciğer dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde, kısa dönemde ağır tahribat bulguları, uzun dönemde ise ağır tahribat bulgularının yanısıra hafif-orta derecede rejenerasyon bulguları saptanmıştır. Meme dokularının histopatolojik açıdan incelenmesinde ise hem kısa hem de uzun dönemde stroma'da infiltrasyon bulguları saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmamızda endosulfanın kan, karaciğer ve meme dokusu üzerinde non-karsinojenik etkileri görülmüş, kısa dönemde doku düzeyinde oluşan hasarın geri dönüşümlü olduğu ve organizmanın uzun dönem toksisitesine uyum sağladığı saptanmıştır. Anahtar sözcükler: Anaç Mus musculus, endosulfan, kan, karaciğer, meme dokusu XV11
Toprak izolatı Pseudomonas suşlarının pestisit biyo parçalama düzeyleri
Bu çalışmada toprak izolatı Pseiıdomonas sp. suşlarmın klorpirifos'u biyolojik olarak parçalaması ve parçalanma ürünleri araştırılmıştır. Pestisit uygulanmış topraktan izole edilen ve P3, P4 ve P15 suşlan Pseiıdomonas sp. olarak tanımlanmış ve çalışmalarda kullanılmıştır. Bu suşlann minimal tuzlar besiyerinde klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. P3 ve P15 suşlannın klorpirifos'lu besiyerindeki bakteri gelişimi klorpirifos'suz besiyerindekinden iki kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Klorpirifos miktarmdaki en yüksek düşüşün olduğu periyotlarda, toplam bakteri sayısında en yüksek artışın olduğu belirlenmiştir. Klorpirifos'un besiyerlerindeki azalışı gaz kromotografisi (GK) ile analiz edilmiştir. P4 susunu diğer suşlardan daha hızlı olarak klorpirifos'u parçaladığı belirlenmiştir. İnkübasyonun 12 saatinde besiyerinde klorpirifos'un %89.1'inin azaldığı belirlenmiş 48. saatte besiyerinde klorpirifosun başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %4.3'ünün kaldığı tespit edilmiştir. P3 susu ilk 12 saatte başlangıçtaki klorpirifos'un %76.1'ini parçaladığı, P15 susunun ise %51.2'sini parçaladığı belirlenmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarındaki azalış bakteriyle yapılan çalışmalara oranla çok fazla olmadığı tespit edilmiştir. Kontrol besiyerindeki klorpirifos miktarında inkübasyonun 12. saatinde başlangıçtaki konsantrasyonunun sadece %3.4'ünün azaldığı tespit edilmiştir. 96. saatte bakterili besiyerlerinde hiç klorpirifos tespit edilemezken kontrol besiyerinde klorpirifos'un %42.3'ünün sıvı çözeltide parçalanmadan kaldığı belirlenmiştir. 96. saatteki parçalanma ürünlerinin tayini gaz koromatografisi kütle spektrometresi (GK-KS) birleşik sistemi kullanılarak belirlenmiştir. Bakteriyle çalışılan besiyerlerinde klorpirifos'un parçalanma ürünü olan 3,5,6-trikloro-2-piridinol (TKP) tespit edilmiştir. Kontrol besiyerinde ise besiyerinde kalan klorpirifos piki oldukça belirgin bir şekilde gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Pseudomonas sp., Klorpirifos, Biyolojik Parçalanma, TKP, GK-KS