Narratives
90 theses under this subject heading
Muhammed Ahmed Halefullah'ın el-Fennu'l-Kasasî adlı eserinde klasik kaynakları kullanma yöntemi
Edebî tefsir ekolüne mensup olan Muhammed Ahmed Halefullah (1916-1997), ortaya sunduğu tezi el-Fennu'l-Kasasî ile İslam dünyasında yankı uyandırmıştır. Bu eser, Muhammed Abduh ve Emîn el-Hûlî'nin edebî tefsir yöntemini pratize ederek Kur'ân kıssaları üzerinden ortaya çıkan, geleneksel kıssa anlayışından farklı bir teoriyi sunmaktadır. Bu teoriye göre Halefullah, Kur'ân'ın edebî üslûbunu, kıssaların gerçekliğini ve kıssalarda problemli gözüken anlatımları sorgulamaktadır. Kur'ân'dan ve klasik dönem müfessirlerden alıntıladığı pasajlar ile görüşüne destek bulmaya çalışan Halefullah, netice olarak Kur'ân'da mitolojik unsurların yer aldığını ifade etmektedir. Onun bu yaklaşımı günümüz Kur'ân çalışmalarını etkilemiş ve "tarihselcilik" meselesine farklı bir boyut katmıştır. Bu çalışmada; Halefullah'ın, teorisine destek bulmak amacıyla klasik dönem müfessirlerden alıntıladığı pasajlar ele alınıp değerlendirilmiştir. Nitekim Halefullah, bazı pasajlardan doğrudan ve dolaylı olarak destek gördüğü kanaatindedir. Bununla birlikte müfessirlerin girdiği çıkmazların, onları edebî yönteme mecbur kıldığını ifade etmiştir. Bu noktadan bakıldığında Halefullah'ın klasik kaynaklardan destek bulma çabasının değerlendirilmesi bu çalışmanın esas konusunu teşkil etmektedir. Anahtar Sözcükler: Halefullah, el-Fennu'l-Kasasî, kıssa, esâtîr
Kur'ân'daki Musa-Hızır kıssasının İbnü'l-Arabî yorumu
Bu tezde Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin (ö. 638/1240) Kur'ân-ı Kerîm'deki Musa-Hızır kıssasını nasıl yorumladığı yöntem ve içerik açısından incelenmektedir. Onun kıssayı ele alışı tarihî bir bağlamdan uzak değildir. Bu sebeple İbnü'l-Arabî öncesi dönemde tasavvuf ve işarî tefsir geleneğinde kıssanın nasıl yorumlandığını kavramak onun yorumunu anlamak için önem arz eder. Bu minvalde birinci bölümde İbnü'l-Arabî'ye kadarki süreçte tasavvuf geleneğinde ve işarî tefsir geleneğinde Musa-Hızır kıssasının nasıl ele alındığı incelenmiştir. Burada işarî tefsir olarak anılmadıkları halde kıssaya dair işarî yorum içeren tefsirlere de yer verilmiştir. İkinci bölümde ise İbnü'l-Arabî'nin kıssayı ele alışı, kıssa bağlamında onun velâyet nazariyesi ve zâhir-bâtın görüşü dikkate alınarak incelenmiştir. Nitekim o, kıssayı velâyet nazariyesi ve bu nazariyeyle ilgili olarak zâhir-bâtın konusu ekseninde yorumlamıştır. Araştırmada İbnü'l-Arabî'nin kendinden önceki Kuşeyrî (ö. 465/1072) ve İbn Atıyye (ö. 541/1147) gibi müfessirlerden etkilenmesinin yanında özellikle tasavvuf tarihinde nübüvvet-velâyet meselesinin ilk defa karşılaştırmalı olarak işleyen Hakîm et-Tirmizî'nin (ö. 320/932) velâyet nazariyesini daha derinleştirip sistematik hale getirdiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İbnü'l-Arabî, Hz. Musa, Hızır, velâyet, nübüvvet, zâhir, bâtın, işârî
Klasik tefsirlerde Hz. Süleyman'ın hayvanlarla muhaveresi
Tefsir literatürünün önemli bir kısmını oluşturan peygamber kıssalarından bir tanesi de Hz. Süleyman kıssasıdır. Bu tezde, klasik tefsirler bağlamında Neml sûresinde geçen Hz. Süleyman kıssasının hayvanlarla muhavere kısmı ele alınmaktadır. Öncelikle tezin birinci bölümünde Hz. Süleyman kıssasının Kur'an'da nasıl ele alındığı ve hangi bağlamlarda aktarıldığı incelenmekte ve farklı sûrelerde yer alan Hz. Süleyman kıssasının ihtiva ettiği tüm konular klasik tefsirler nazarından ayrıntıya çok girilmeden aktarılmaktadır. Tezin ana kısmını oluşturan ikinci bölümde ise Hz. Süleyman'ın hayvanlarla muhaveresinin nasıl yorumlandığına dair ilk tefsir olarak nitelenen Mukâtil b. Süleyman'ın (ö. 150/767) Tefsîr-i Kebîr isimli tefsirinden İsmâil Hakkı Bursevî'nin (ö. 1137/1725) Rûhu'l-Beyân adlı tefsirine kadar belirlenen yaklaşık otuz klasik tefsir tarihsel sırayla birbirleriyle mukayeseli olarak incelenmektedir. Söz konusu hayvanlarla muhavere üzerinden klasik tefsirlerde tarihi süreç içerisinde rivayet malzemesi, yorum ve görüş bakımından oluşan paralellikler ve farklılıklar ve tefsir metodundaki kırılmalar ortaya çıkarılmaktadır.
Yusuf Peygamber kıssası temsillerinde kutsallık, edebilik, kurmaca:Kenan Çobanları ve Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün örnekleri
II. Meşrutiyet döneminin önde gelen kalemlerinden biri olan Halide Edib Adıvar hem edebiyat tarihi açısından hem de kendisinden sonra gelen yazarlar ve münevverler için önemli bir isimdir. Nazan Bekiroğlu ise hem akademisyen kimliği ile ön plana çıkan hem de bilhassa 2000'li yıllardan sonra modern Türk Edebiyatının ve yayımcılığının en bilinen yazarlarından biridir. Bu tezde Yusuf Peygamber kıssasını işleyen Kenan Çobanları operası ile aynı anlatıyı roman türünde tahkiye eden Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün eserleri mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. İlk olarak Halide Edib Adıvar'ın Kenan Çobanları operasının yüzyıl itibariyle klasik edebiyat dönemine daha yakın bir yerde durduğu, "mutlak metin" geleneğinin gölgesinde olmasına rağmen bütünüyle Kitab-ı Mukaddes'ten beslendiği ve Türk Edebiyatında o döneme değin örneğine rastlanılmamış bir yaklaşımla yazıldığı görülür. Nazan Bekiroğlu'nun Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün romanının ise klasik edebiyat geleneğinden bir asır sonra modernist edebiyat döneminde üretilmiş olmasına rağmen gelenekten ilham alan bir yapıda üretildiği tespit edilmiştir. Nihayetinde ise bu çalışmada Halide Edib Adıvar'ın 1900'lerin başında kaleme almış olduğu Kenan Çobanları isimli operası ile Nazan Bekiroğlu'nun 2000'lerin başında yayımlanan Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün romanı üzerine mukayeseli bir inceleme yapılmıştır.
Taberî'nı̇n tarı̇hı̇nde Kur'ân'ın bı̇lgı̇ kaynağı oluşunun tefsı̇rı̇yle mukayeselı̇ bı̇r ı̇ncelemesı̇: Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman kıssaları örneğı̇
Tefsir ve Tarih alanında yazmış olduğu iki önemli eserle adından söz ettiren Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Târîhü'l-ümem ve'l-mülûk adlı dünya tarihi eserinde mahlukatın yaratılışından başlayarak kendi zamanına kadar gerçekleşen hadiseleri belli bir kronoloji çerçevesinde ele almıştır. Gerek aktarmış olduğu rivayetlerin içerisinde mündemiç olan ayetler gerekse de aktardığı hadiselerin ardından bu hadiselere kaynaklık etmesi açısından kullanmış olduğu Kur'ân ayetleri dikkate alındığında Taberî'nin bu eserinde Kur'ân'ın ne derecede kaynak olarak kullanıldığı meselesini gündeme getirmiştir. Bu tezde Hz. Dâvûd ile Hz. Süleyman kıssası özelinde Taberî Târîh'inde Kur'ân ayetlerinin kaynak olarak kullanılışı Tefsîr eseri ile mukâyeseli bir şekilde ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tarih, Taberî, Hz. Dâvûd, Hz. Süleyman
İbn Sînâ'da nefsin yetkinliği meselesinin Salaman ve Absal kıssası üzerinden incelenmesi
Bu çalışma, İbn Sînâ'nın nefs teorisi bağlamında yetkinleşmenin nasıl meydana geldiğini "Salaman ve Absal" kıssasını merkeze alarak incelemektedir. İbn Sînâ, "Salaman ve Absal" kıssasına el-İşârât ve't-Tenbîhât eserinin "Makâmâtü'l-Arifîn" bölümünün girişinde işaret etmektedir. Söz konusu işaretten anlaşılan kıssanın, ariflerin yetkinleşmesinin sembolik dildeki anlatımı olduğudur. nefsin yetkinliği konusunu "Salaman ve Absal" kıssası bağlamında ele alan bu çalışmada öncelikle, kıssanın İbn Sînâ felsefesindeki yeri ve İbn Sînâ'nın kıssayı oluştururken dikkate aldığı hususlar değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler, "Salaman ve Absal" kıssası günümüze ulaşmadığı için kıssanın mahiyetini belirginleştirmek adına önem taşımaktadır. İkinci olarak "Salaman ve Absal" kıssası İbn Sînâ'nın nefs teorisi ve el-İşârât kitabının "Sevinç ve Mutluluk", "Makamâtü'l-Arifîn" ve "Olağanüstü Hadislerin Sırları" bölümleri bağlamında tahlil edilmektedir. Böylece hem kıssanın sembolik dilinin kapsamının ortaya çıkması hem de nefsin yetkinleşmesi konusunun ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Bilinemezin ifade aracı olarak kıssa
Bilinebilirlik Immanuel Kant'ta görüde inşa edilebilir olmakla ve Gottlob Frege – Georg Cantor çizgisinde ise biçimsel dizgede ve küme kuramsal modelde inşa edilebilirlikle belirlenmiş ve bu usule konu edilemeyenler sınırın ötesinde bırakılarak varlığın alanının bu yöntem çerçevesinde net bir şekilde belirlendiği düşünülmüştür. Felsefe faaliyeti de sınırlarının mutlak bir şekilde belirlendiği düşünülen bu alanda icra edilmiştir. Bu arka planda bilimin kesinliğine öykünen bir felsefe yaklaşımı savunulmaya başlamış ve felsefenin alanını da bilimde kabul gören sınırlarla belirleme eğilimine gidilmiştir. Ancak biçimsellik, ispat edilebilirlik ve mekanik nedenselliği kuşatacak biçimde farklı veçheleriyle karşımıza çıkan vakalar felsefeye ve varlık alanına çizilen bu sınırın belirleyici olmadığının farkına varılmasına ve ilginin ister istemez sınırın ötesindeki bilinemediği ve ifade edilemediği söylenene kaymasına sebep olmuştur. Tezin amacı var olduğu bilinen ancak mevcut usullerin, biçimselliğin ya da ispat yöntemlerinin aracılığıyla hakkında konuşulamayan ara bir varlık alanının olduğunu göstermek ve sonraki aşamada bu usullerin belirleyici olmadığının farkındalığını sağlayarak mevzubahis alan hakkında hâkim felsefi fikriyatın kabul ettiği yöntemlerin dışında başka bir ifade imkânının olup olmadığını sorgulamaya açmaktır. Bu noktada tezin iddiası bilinemezin ifade aracının kıssa olduğu ve kıssanın sahip olduğu dilsel üslup ve özellikleri bakımından kavramsal dilin ve bilimsel modellerin sınırlılıklarını aşan sofistike bir model teşkil ettiğidir. Model olarak kıssa var olan ancak bilgiye konu edilemeyen nesneler hakkında bilişsel değeri olan bir ifade imkânı sağlamaktadır. Kıssanın model işlevi vesilesiyle bilinebilir olanla ifade edilebilir olan arasındaki boşluk kapatılabilecek ve bilimsel yöntem içerisinde üzerine konuşulması imkânsız görülen alanın dahil edilmesiyle felsefenin çerçevesi genişletilmiş olacaktır.
Peygamber kıssaları bağlamında Sahîhu'l-Buhârî'nin Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünün değerlendirilmesi
Peygamber kıssaları hakkında tefsir, hadis ve tarih kaynaklarında birçok rivayet mevcuttur. Bu rivayetlerin bir kısmı sahih, bir kısmı zayıf bir kısmı da İsrailiyyât olup mevzû hadislerden oluşmaktadır. Bu çalışmada Sahîhu'l-Buhârî'nin Kitâbu'l-Enbiyâ bölümündeki peygamber kıssaları ile ilgili hadisler incelenmeye çalışılmıştır. Çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, önemi, amacı ve yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmada geçmekte olan bazı kavramların tanımları yapılmıştır. Birinci bölümde peygamber kıssalarına genel bir bakış başlığı altında kıssa kelimesinin kökeni, Cahiliye, Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Sahabe dönemlerinde peygamber kıssalarına ne şekilde yer verildiğine ve bu konuda yapılan rivayetlere değinilmiştir. Ayrıca bu tarzda yazılmış olan literatür hakkında da bilgi verilmiştir. Hemen ardından peygamber kıssalarının hadis ilmi ile olan bağlantısı ele alınmıştır. Ardından Kutub-i Sitte kaynaklarından Müslim'in el-Câmiu's-Sahîh'i ile et-Tirmizî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâce Sünen'lerinde peygamber kıssaları ile ilgili hadislerin rivayet tarzına ayrı birer başlık altında yer verilmiştir. İkinci bölümde Peygamber kıssaları bağlamında Sahîhu'l-Buhârî ve Kitâbu'l-Enbiyâ bölümü, başlığı altında Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünün muhtevası, bab başlıkları, kaynakları ve içerisinde geçmekte olan rivayetler ele alınmıştır. Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünde geçen her bir peygamberle ilgili rivayetler, kendi adı altında açılmış olan başlık altında değerlendirilmiştir. Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünün sonunda, İsrailoğulları ile ilgili rivayetlere de değinilmiştir. Bu çalışma sonuç ve bibliyografya ile sona ermektedir. Anahtar Kelimeler : Kıssa, Hadis, Peygamber, Kutub-i Sitte, İsrailoğulları
Kur'ân kıssalarının dil ve anlatım yönünden değerlendirilmesi
Kur'ân, insanları ve cinleri muhatap alarak onlara çok yönlü bir hitapta bulunurken, Hz. Peygamber'e de onu açıklama yetkisi vermiştir. Müslüman alimler de yoğun gayretlerle Kur'ân'ı anlamaya çalışarak tefsir, hadis, fıkıh, nahiv gibi birçok alanda değerli çalışmalar ortaya koymuşlardır. Dil ve anlatım yönüyle ele aldığımız kıssalar, Kur'ân'da önemli bir yekûn teşkil etmektedir. Kur'ân kıssaları farklı yönleriyle üç bölümde değerlendirilecektir. Birinci bölümde kıssa-dil ilişkisi, kıssaların temel gayesi, verilmek istenen mesajlar, metaforik anlatım, müphemlik, gaybilik ve dua olarak ele alınacaktır. Ayrıca kıssaların tarihselliğine dair görüşlerin ortaya konulmasıyla, yaşanılmış olma durumunun tartışmalara yol açıldığı görülmektedir. Bu da Kur'ân kıssalarının temsili, mitolojik olabileceği gibi yaklaşımlara ve farklı değerlendirmelere sebep olmuştur. İkinci bölümde kıssa figürlerindeki sanatsal boyut analiz edilmektedir. Kur'ân'ın meydan okuma, i'câz, teşbih, mecaz, fonetik gibi yönleriyle şair ve edebiyatçıların beğenisini kazandıran bir beyan özelliği görülmektedir. Öyle ki zaman gözetilerek Mekkî ve Medenî yönü ile farklılaşan bir hitap şekline şahit olmaktayız. Ayrıca Kur'ân'ın hitabî olması bağlamında kıssalarda yapılan tekrarların anlatım yönüyle problem sayılmadığı, bilakis belâgatin zaman, mekân ve yer uyumunu koruyarak sunulduğu anlaşılmaktadır. Son bölümde ise Kur'ân'ın geniş anlam ağının yansıdığı çoklu dile dönüşen üslûp-anlam veçhesi değerlendirilmektedir. Kıssaların bu anlatım yönü istişare, ümit, alay, tekzip, diyalog gibi bağlamlarda ilerleyen bir dil-anlam yelpazesine dönüşmektedir. Cennet ve cehennem gibi gaybî anlatımlarda ve genel olarak da diğer kıssalarda birçok sahne diyaloğu dikkat çekmektedir. Kur'ân'ın şekillenmesinde tedrîcî olarak yaşanan kesitler, âyetlere konu olmuş ve hayata ölçü olacak yasalara dönüşmüştür. İman ederek yeryüzüne halife olan insan, Kur'ân'ın genel konularına ve kıssa kanalıyla gelen âyetlere de muhataptır. Ancak Kur'ân bu sorumluluğu merkeze alırken, sanatsal yönüyle de insanın ilgi alanına girerek çok yönlü yaklaşımları netice vermiştir. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, Anlatım, Kıssa, Kur'ân, Sanat.
السهعغة الحدشة في دعهة الأنبياء من خلال القرآن الكريم
A good advice is one of the most important and widespread methods of Islamic advocacy, as it has a great impact on the soul of a person, as it is a way to respond to those invited to the path of truth, It is part of the mission of the prophets in the call, and the sermon was mentioned in many places in the Holy Qur'an that encourage the good deeds of the works, and warns of their disadvantages through carrots, softness, intimidation, distress and parables. And the statement of the prophets 'dialogue with their people and their methods of luring them to accept the invitation and staying away from what they were away from without God, and then showing the patience of the prophets about the harm of their people, because they were exposed to various types of harm for the word of truth, as well as the statement of the Qur'anic verses in which a word of sermon was presented, and detailing each verse and statement Their destination. The Holy Qur'an is full of sermons in calling to God only, and it requires research and focus in its purposes and taking what is common to the benefit of all. Keywords :Prophets, Beautiful Advice, Advice. إف السػعطة الحدشة مغ أىع أساليب الجعػة الإسلبمية كأكسعيا انتذا ا ر إذ إف تأثيخىا عطيع في نفذ الإنداف فيي شخيق لاستجابة السجعػيغ إلى شخيق الحق, فيي جدء مغ ميسة الأنبياء في الجعػة، ك قج جاء ذكخ السػعطة في العجيج مغ السػاضع في الق ا خف الكخيع التي تذجع عمى محاسغ الأعساؿ, كتشبو عمى مداكئيا مغ خلبؿ التخغيب كالميغ, كالتخىيب كالذجة كضخب الأمثاؿ. كبياف محاكرة الأنبياء لأقػاميع كشخقيع في استج ا رجيع لقبػؿ الجعػة كالابتعاد عسا كانػا يبعجكف مغ دكف الله - , كمغ ثع بياف صبخ الأنبياء - - عمى أذػ أقػاميع, فأنيع تعخضػا - لسختمف أنػاع الأذػ مغ أجل كمسة الحق, ككحلظ بياف الآيات الق آ خنية التي كردت فييا كمسة مػعطة، كتفريل كل آية كبياف السقرج مشيا. فالق آ خف الكخيع مميء بالسػاعع في الجعػة إلى الله- فقط يتصمب البحث كالتخكيد في - مقاصجىا كأخح ما يعع بالفائجة لمجسيع. الكمسات السفتاحية: الجعػة، التخغيب، التخىيب، الربخ، السػعطة .
Paris Bibliotheque Nationale Supp. Turc. 344'te kayıtlı bir Kahramân-nâme örneği: Kıssa-i Kahramân-ı Kâtil (inceleme-metin)
Edebiyatımızda eğitici ve öğretici yönü ağır basan, işlediği konular ve taşıdığı özellikler ile zengin edebi hazineler barındıran ve bu hazinelerin günümüze kadar gelmesini sağlayan çeşitli mensûr hikâyeler kaleme alınmıştır. Bu mensûr hikâyeler zengin edebi kaynaklar olmanın yanı sıra tarihî, felsefî, kültürel, dini ve sosyal birikimleriyle de dikkat çekmiştir. Bu çalışmada da çok kültürlü niteliği ile edebiyatımızda önemli bir yer tutan Paris Bibliotheque Nationale Supp. Turc 344 numarada kayıtlı olan Kahramân-nâme / Kıssa-i Kahramân-ı Kâtil adlı mensûr hikâye incelendi. Mensûr hikâyenin ne olduğu, tasnifi ve edebiyat tarihindeki önemine değinildi. Çalışmamıza konu olan Kahramân-nâme hikâyesi, tanıtıldıktan sonra hikâyede varlığını devam ettirmek için birtakım çetin mücadelelere girişen Kahramân'ın başından geçen olaylar, karşılaştığı şahıslar ve uğradığı gizemli mekânlar; hikâyenin daha iyi anlaşılabilmesi ve geçmiş ile gelecek arasında bir bağ kurulabilmesi maksadıyla modern hikâye teknikleri açısından incelenip genel bir değerlendirmesi yapılmış ve hikâyenin transkripsiyonlu metni verilmiştir
Nüzûl-sîret bağlamında Hz. Süleyman-Belkıs kıssası
Kur'ân, mesajını muhatabına iletirken çeşitli yöntemler kullanmıştır. Bu bağlamda Kur'ân kıssaları vahyin mesajını muhataba iletmede önemli bir görev üstlenmişlerdir. Ayrıca kıssaların nâzil olduğu dönemle de toplumsal, sosyal ve siyâsî yönden bağlantısı bulunmaktadır. Bu anlamda kıssalar vahiy ortamı hakkında çıkarımlar yapabilmemize olanak sağlamaktadır. Kıssalar, nâzil olduğu topluma ideal davranış örneği sunar; geçmiş ümmetlerdeki inkârcıların durumlarını haber vererek muhataplarını uyarır; özel ve etkileyici anlatımlarla muhatapların ibret almasını, durup düşünmesini önerir. Öte yandan peygamberlerin tebliğ mücadelelerini mevzubahis etmeleri yönüyle birtakım usûl ve ilkeler öğretir. Hz. Süleyman-Belkıs kıssasında da bu tür ilkeler mevcuttur. Bu çalışmada, Hz. Süleyman-Belkıs kıssası nüzûl-sîret ilişkisi bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca kıssada mevzubahis edilen her iki karakterin de hükümdar olmaları sebebiyle siyâsî yönleri konu edilmiştir. Özellikle Hz. Süleyman'ın peygamberlik görevini bu arka plan dâhilinde nasıl yerine getirmeye çalıştığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu husus, Hz. Peygamber'in davet metotlarıyla ilişkilendirilmiş, benzerlikler ve farklılıklara değinilmiştir. Peygamberlerin davet üslûplarından örnekler sunulmuştur. Buradan hareketle davette üslûbun önemine işaret edilerek bu hususa dair üslûp ve ilkeler çeşitli yönleriyle ele alınmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışma, temelde Hz. Süleyman-Belkıs kıssasının sîret bağlamında değerlendirilmesini içermekte, buna ilave olarak kıssadan siyâsî iletişim ve davet öğretisine yönelik olarak çıkartılabilecek ilke ve prensipleri tespit etmeyi amaçlamaktadır.
Kur'ân'a göre tebliğ sürecinde ülü'l-'azm peygamberlerin hayatındaki kadınların rolü
Kur'ân kıssaları insana dersler, ibretler veren, yol gösteren, problemlerden kurtuluş çareleri sunan yaşanmış vakıalardır. Kur'ân, meseleleri daha müşahhas hale getirmek için birtakım kıssalara başvurmaktadır. Kur'ân'da nübüvvet temsilcileri olan peygamberler anlatılırken hayatlarındaki insanlara da değinilmektedir. Dini tebliğ ederken peygamberlerin yanında olan kadınların rolünün azımsanamayacak derecede olduğu müşâhede edilmektedir. Bu çalışmada ülü'l-'azm peygamber olarak bilinen Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. 'Îsâ ve Hz. Muhammed'in hayatlarının merkezinde yer alan bazı kadınların dini irşad etme sürecinde onlara yardım etmekte oldukları ileri sürülmektedir. Kur'ân, Hz. Nûh'un eşi olduğu halde bunun bilincinde olmayan ve davasına hıyanet ettiğinden dolayı âhiret saadetini kaybeden Firavun gibi zalim bir kişiye hanım olmasına rağmen hak din üzerine kalarak cennete kendisine köşk yaptırmayı Yüce Allah'tan talep eden iki kadının davranışını karşıt örnek olarak sunmaktadır. Kur'ân'a göre tebliğ sürecinde ülü'l-'azm peygamberlerin hayatındaki kadınların rolünün izini süren bu tezimiz bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, problemi, amacı, önemi, plan ve metodu incelenmektedir. Birinci bölümde, ülü'l-'azm peygamberlerin kimler olduğu, üstün yönlerinin neler olduğu tespit edilmeye çalışılmaktadır. İkinci bölümde ise Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. 'Îsâ ve Hz. Muhammed'in hayat hikâyelerinde kadınların konumu ve onların tebliğ sürecindeki rolleri irdelenmektedir. Tebliğ sürecinde yer alan söz konusu peygamber hanımlarının ve kızlarının modern dönem insanına vermek istediği mesajlar tespit edilmeye çalışılmaktadır.
Kur'ân kıssalarının tefsirinde Arâisü'l-Kur'ân örneği
Vânî Mehmed Efendi 17. Yüzyılda yaşamış Osmanlı ulemasının önemli şahsiyetlerindendir. Tam künyesi Şeyh es-Seyyid Muhammed b. Bistam b. Halil el-Hüseynî'dir. Vanlı olmasına nispetle el-Vânî, doğduğu kasabaya nispetle de el-Hûşâbî olarak anılagelmiştir. Hangi tarihte dünyaya geldiği bilinmese de Van'ın Hoşab köyünde dünyaya geldiğini ve seyyid olduğunu eserlerinde zikretmiştir. Henüz çok küçük yaşlarda iken yetim ve öksüz kalmıştır. Rüştüne erinceye dek ninesinin gözetiminde kalmış, onun yönlendirmesi ile Van'da bir medreseye yazılmıştır. Medrese eğitimini görmekte iken müşfika ninesini de kaybetmiş, artık Van'da durmayıp ilim yolculuğuna niyet ederek Tebriz, Karabağ ve Gence'ye gitmiştir. Vânî Efendi Karabağ'da on yıl kadar kalmış, Karabâğî Nurettin Efendi'den dersler almıştır. Tefsir ve fıkıh başta olmak üzere muhtelif ilimlerde önemli eserler kaleme almış çok yönlü bir Osmanlı alimidir. Karabağ'da eğitimini tamamladıktan sonra Erzurum'a gelmiş burada ilmi şahsiyeti ve kişiliğiyle Sadrazam Fâzıl Ahmed Paşa'yı kendine hayran bırakmış böylece aralarında güzel bir dostluk ilişkisi kurulmuştur. Sadrazam Fâzıl Ahmed Paşa ile tanışmasından sonra sade ve sakin geçen hayatı değişmiş, saraya kadar uzanan şöhreti ile adından söz ettiren hayat yolculuğu başlamıştır. Bu şöhret yıllarını yaptırdığı eserlerle süslemiş, vaaz ve nasihatleriyle hem devlet erkanını hem de halkı irşat ederek bir ömür geçirmiştir. Her ne kadar bu şöhreti, kendisinin tanınmasına ve hizmetlerine çok fayda sağlamış olsa da yaşadığı dönemin problemlerinin ve çekişmelerinin göbeğinde bulunmasını da kaçınılmaz kılmıştır. II. Viyana seferine padişahı ikna etmede rol aldığı için Kestel'e sürgün edilmiş burada vefat etmiştir. Ardından birçok kıymetli eser ve hayrat bırakan Vânî Efendi, Bursa Kestel'de kendi yaptırdığı caminin haziresine defnedilmiştir. İşte biz de bu çalışmamızla Vânî Efendi'nin hayatını anlatacak, yaşadığı dönemi ana hatları ile ele alacağız. Ardından yaşadığı dönemin olaylarının, fikir ve düşünce hayatına etkilerini anlamaya çalışacağız. "Kur'ân Kıssalarının Tefsirinde Arâisü'l-Kur'ân Örneği" isimli bu çalışmamızla Vânî Efendi'nin Kur'ân kıssalarının tefsiri olarak kaleme aldığı Arâisü'l-Kur'ân ve Nefâisü'l-Furkan ve Ferâdîsü'l-Cinân adlı, alanında yeni bir yöntem ortaya koyan eserini her yönüyle tanıtmak araştırmanın ana gayesidir. Kur'ân kıssalarına dair ayetlerin kronolojik bir esasla derlenip tefsir edildiği ve bu anlamda alanında çok önemli bir başvuru kitabı olabilecek bu eser, onlarca yazma eser nüshaları ile kütüphane raflarında beklemektedir. Bu çalışmamız, Vânî Efendi'nin hayatına, ilmi şahsiyetine, eserlerine özellikle de Arâisü'l-Kur'ân'a dair okuyucuya doyurucu bilgiler sunmaktadır. Çalışmamızın, Vânî Efendi'nin her yönüyle incelenmeyi hak eden hayatını ve eserlerini anlatmaya katkı sunacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Vânî Mehmed Efendi, Osmanlı, Van, Arâisü'l-Kur'ân, Tefsir
Afganistanlı şair Huda Verdi'nin kıssaları üzerine dil incelemesi
Afganistan'ın tarihî geçmişi oldukça eskidir. Yolların kesişim noktası olduğu için tarih boyunca stratejik önemini her zaman devam ettirmiştir. Afganistan coğrafî konumu nedeni ile diğer milletler gibi Türklerin de, tarih boyunca yaşamış olduğu bir coğrafyadır. Dolayısı ile günümüzde de birçok Türk boyu bu coğrafyada yaşamaktadır. Afganistan'da yaşayan bu Türk boylarının içinde, en önemlisi ve en fazla nüfusa sahip olanları şüphesiz Özbek ve Türkmenlerdir. Ali Şir Nevâyî, Hüseyin Baykara, Zahiruddin Muhammed Babür Şah gibi Çağatay Edebiyatı'nın önemli şahsiyetleri bünyesinde taşıyan bu coğrafya, edebî olarak da onların mirasını devam ettirmektedir. Âdeta Geç Dönem Çağatay Edebiyatının devamı niteliğinde olan Afganistan Özbek ve Türkmen edebiyatının, günümüzdeki en önemli edebî muhiti kuzey Afganistan'dır. Huda Verdi'nin eseri 20. yüzyıla ait bir halk hikâyesidir. Nazım kısımları olmakla birlikte daha çok mensur olarak yazıya geçirilen bu hikâyenin müstensihi Huda Verdi'dir. Çalışma giriş, inceleme, metin, dizin ve sonuç bölümleri şeklinde hazırlanmıştır. Giriş bölümünde Çağatay ismi, Çağatay Türkçesi, Çağatay Türkçesinin Dönemleri, Son Dönem Çağatay Türkçesi ve Geç Dönem Çağatay Türkçesi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Huda Verdi'nin hayatı ve edebî kişiliği hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümünde, eserin dil özellikleri ve metin transkripsiyonlu şekli verilmiştir. Sonuç bölümünde ise yapılan tüm bu çalışmalar değerlendirilerek maddeler halinde verilmiştir. Ekler bölümünde ise orijinal metin ve dizin bölümünde de metinde geçen kelimelerin gramatikal dizini verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Afganistanlı Şair Huda Verdi, Geç Dönem Çağatay Türkçesi, Dil Özellikleri, Dizin.
Türk İslâm edebiyatında Hızırnâmeler ve Hızırla Kırk Saat
Kültürümüzün gizemli karakteri Hızır ve onunla irtibatlı kavramlar kaynaklarda geniĢ bir yer tutar. Hızır; halk hikâyeleri, masal, efsane, menkıbe ve Ģiirlerin vazgeçilmez bir unsurudur. Dinî tasavvufî edebiyatımızda telmih, istiare ve tevriyelere sıkça konu edinilen, bahis açılan bir mazmundur. Bundan baĢka Hz. Mûsâ ve Hızır kıssasını merkeze alan Hızırnâme türünde eserler telif edilmiĢtir. Son dönem Türk Ģiirinin en önemli Ģairlerinden biri olan Sezai Karakoç, klasik edebî ve tasavvufî kaynaklarda sıklıkla tekrar edilen Hızır karakterini tekrar Ģiirin gündemine taĢımıĢ ve edebiyatın konusu haline getirmiĢtir. ÇalıĢmamızda ilk olarak Ġslam kültüründe Hızır mefhumunun yeri ve ihtiva ettiği anlam, ikinci olarak Hızırnâme türünün özellikleri ve Türk edebiyatında Hızrnâmeler hakkında bilgi verilecektir. Son olarak da Sezai Karakoç`un Hızırla Kırk Saat adlı eseri ele alınacak, klasik edebiyatımızla olan irtibatı tespit edilmeye çalıĢılacak, edebiyatımızın temel tartıĢmalarından biri olan gelenek ve gelecek arasındaki münasebet hususunda mülahazalar yapılacaktır. Anahtar kelimeler: Hızırla Kırk Saat, Sezai Karakoç, Hızır, Hızırnâme, Gelenek, DiriliĢ.
الجملة الحالية وشبه الجملة الحالية في قصة سيدنا موسى عليه السلام
This study has emerged with the aim of serving Arabic, the language of the Qur'an, and analyzes the phrases of hal and shibh-i hal in the story of Prophet Moses (pbuh) in the Qur'an. The study consists of an introduction and two parts. At the end of the study, there is the conclusion part in which the data are presented. In the introductory part, the effect of the Qur'an on grammar and rhetoric studies is discussed. In the first chapter, hal and şibh-i hal sentences are discussed in terms of their meanings, types, elements, interests and duties. In the first part, the conditions of the sentences of hal and şibh-i hal, their agents, the sentences that have the case and the related sentences are also examined. At the end of the chapter, hal and şibh-i hal sentences are evaluated in terms of rhetoric. The second part is about the practical aspect of the study. In this direction, Mr. Hal and shibh-i hal sentences in the story of Musa (as) were examined in terms of syntax and rhetoric. In addition to this, the views of scholars on this subject were revealed, evaluated and preferences were made between them. In the conclusion part of the study, the data obtained in the study are presented. Accordingly, the sentences of hal and şibh-i hal come to the fore not only in terms of syntax, but also their rhetorical aspect.
Bir Yûsuf ve Züleyhâ metni: Metin / indeks
Bu tez, Kur'an-ı Kerim'de Ahsenü'l-Kasas adıyla geçen, İslami edebiyatlarda birçok ikili aşk hikâyesine konu olmuş Yûsuf u Züleyhâ Kısassı'nın, kimin tarafından yazıldığı bilinmeyen mensur olarak H.994 yılında kaleme alınmış olan metninin 51a-99b arası varaklarının Latin harflerine transkripsiyonlu olarak aktarılıp, incelemesinden ve indeksinin hazırlanmasından oluşmaktadır. İnceleme bölümünde Yûsuf u Züleyhâ Kısassı'nın kutsal kitaplarda nasıl yer aldığı belirtildikten sonra kutsal kitaplarda yer alan bu hikâyelerin karşılaştırması yapılarak divan şiiri kapsamında yazılmış Yûsuf u Züleyhâ metinleri ve yazarları ile birlikte bu metinler üzerine yapılan çalışmalar tespit edilmiştir. Çalışmaya konu olan metinde yer alan ayetler ve bu ayetlerin tercümeleri de çalışmaya eklenerek metinden hareketle nasirin edebi kişiliği ve üslubu hakkında bilgiler verildikten sonra ikinci bölümde metnin transkripsiyonlu harflerle Latin harflerine aktarılması yapılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise metnin indeksi oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Divan edebiyatı, nesir, Yûsuf u Züleyhâ, kutsal kitaplar, eski Anadolu Türkçesi.
Tarihselci metodoloji ekseninde nübüvvetin delillendirilmesinin imkânı
Kelam ilmi, İslam akaidini temellendirmek için ortaya çıkmış bir ilimdir. Bunu yaparken kendi sistematiği dâhilinde deliller kullanır. Bu delilleri de aklî ve naklî diye iki ana kategoride yapmaktadır. Bu delillerden naklî olanları tartışmalıdır. Mantık ilmi içerisinde naklin içeriği olan haberin doğrudan burhânî delil olmaması sebebiyle itikadın haber üzerinden delillendirilmesi problemli hale gelmektedir. Aynı problem nübüvvet meselesini delillendirirken de ortaya çıkmaktadır. Bu problem modern dönem âlimlerinin de dikkatini çekmiş olduğundan farklı delillendirme yollarına başvuranlar olmuştur. Bunlar arasında Avrupa'da ortaya çıkan tarihselcilik fikrini benimseyenler de olmuştur. Tezin birinci bölümünde istidlal meselesi, klasik kelam literatüründeki delillendirme türleri, modern dönem anlayışları ve bu anlayışlardan olan tarihselcilik düşüncesi ele alınmıştır. Tarihselciliğin yönleri tez kapsamını aşmayacak kadarıyla incelenmiştir. Kelam ulemâsı nübüvveti delillendirirken naklî delilleri çok sık kullanmışlardır. Bu sebeple tezin ikinci bölümü naklî delilleri incelemeye ayrılmıştır. Bu delilleri tehaddî, Kur'ân kıssaları, mucizeler ve hatm-i nübüvvet başlıkları içerisinde ele almak mümkündür. Bu başlıkların içeriği nübüvvet için ne derece delil olabileceği tezimizin ikinci bölümünü oluşturmaktadır. Bu konuyu incelerken önce mütekaddimûn kelamcıların saydığımız başlıklar içerisinde nübüvveti delillendirmeleri incelenmiştir. Daha sonra bu başlıkların her biri tarihselci metodoloji içerisinde yeniden ele alınmıştır. Bu sayede naklî delil olarak zikredilen bu başlıkların nübüvvet için delil değeri farklı bir metodoloji nazarında göstermeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise kelamcıların kullandığı naklî delilin modern dünya nazarında değerinin olup olmadığını ifade edilip yeni metodolojiler karşısında klasik literatürün konumuna değinilmiştir. Anahtar Kavramlar: Nübüvvet, tarihselcilik, tehaddî, mucize, hatm-i nübüvvet.
Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir'in günümüz tefsir problemlerine yaklaşımları
Günümüz tefsir problemleri müfessirlerin Kur'an ayetlerini farklı yorumlamalarından dolayı ortak bir yorumda birleşememelerinden kaynaklanmaktadır. Bu yorum farklılıkları, başka konular olmakla birlikte genelde bilimsel tefsir, fıkhi konular, din devlet ilişkileri ve kıssalarla ilgili olmaktadır. Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir adlı eser Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2005 yılında basımı yapılmış güncel bir tefsir olmasından dolayı bu çalışmada bu tefsirin bahsedilen konulara yaklaşımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sırasında oluşturulan bölümlerin tarihi süreci özet olarak her bölümün girişinde ele alınmış, bölümlerin belirlenen konuları ile ilgili eser içerisindeki açıklamalara ulaşılmış, ulaşılan bu açıklamalar konu başlıklarına göre incelenmiş, konulara uygun yorumlar özetlenerek değerlendirilmiş ve bazı konular başka kaynaklarla da karşılaştırılarak o konuda sonuca ulaşılmıştır. Kur'an Yolu tefsiri bazı ayetlerin tefsirlerinde bilimsel tefsirden yararlanmış, ahkamın değişmesini kısmen kabul etmiş, çok eşlilik konusunda İslam'ın çok eşliliği getirmediğini, var olan bu uygulamayı düzene koyduğunu ifade etmiştir. İki kadının şahitliğinin birisi hatırlatıcı olmasından dolayı şahitlerin iki değil de bir tane olduğuna işaret etmiş, erkeklerin kadınlardan üstün değil, yaratılıştan farklı olduklarını belirtmiş, kadının mirastaki payını gelenekten uzaklaşmamıştır. Evlilerin zina cezasının bekarlarınki ile aynı olduğunu belirtmiş, recm cezasını tazir türünden bir ceza olarak görmüştür. Faizi fazlalık olarak açıklayıp yasaklığını ifade etmiş, kısasın gerekliliğini kabul etmiş, el kesme cezasının değişebilirliğini belirtmiştir. Kur'an Yolu tefsiri müslüman kadınların yabancılara karşı baş ve boyunlarının örtmelerini İslam'ın emri olarak görmüş, dış giysinin geçici bir tedbir olduğunu belirtmiş, yaşlı kadınlarda örtünün hafifletilmesini baş ve boyun olarak açıklamış, içki ve kumarın haram olduğunu belirtmiştir. Kur'an Yolu tefsirinin din devlet ilişkileri konusunda net bir açıklaması olmamış, bazı ayet yorumlarındaki çıkarımlardan eser içerisinde İslami bir devlet yapısının varlığına ulaşılmıştır. Kıssaların tarihte gerçekleştiğine uygun açıklamalar yapmış, kıssaların gayelerinin ders çıkarıp benzer yanlışlara düşmemek olduğunu ifade etmiş, kıssaların bazı yerlerinde Kitab-ı Mukaddes'ten alıntılar yapmıştır. Bu çalışmadaki varılan sonuçlarda Kur'an Yolu tefsirinin bahsedilen konularda zaman zaman gelenekten koparak kısmen modern yorumların etkisinde kaldığı görülmüştür.
Cumhuriyet Dönemi Türkçe eserlerde Kur'an kıssalarına yaklaşımlar
Tezimizin konusunu Cumhuriyet Dönemi Türkçe Eserlerde Kur'an Kıssalarına Yaklaşımlar oluşturmaktadır. Tefsir ilminde "Kısasu'l-Kur'an" adı verilen bu terim Kur'an'da geçmiş peygamberlere ve topluluklara ait aktarılan bilgileri içermektedir ki bunlar Kur'an-ı Kerim'in ana konuları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada kıssaların geçtiği ilgili ayetlerin tefsirleri doğrultusunda kıssaların tarihî gerçekliği yönündeki yaklaşımlar ele alınacaktır. Tezde bütün Kur'an kıssaları değil de sadece Hz. Âdem'in kıssası, Hâbil ile Kâbil, Tâlût ve Câlût ordusu, Bakara kıssası, Hz. Nûh, Ashâb-ı Kehf, Hz. Mûsâ ve Hızır kıssası gibi daha çok meşhur olan kıssalar incelenecektir. Peygamber kıssalarına dair genel bakış açılarına yer verilecek ve Hz. Âdem'in ilk insan olması dolayısıyla onunla ilgili ayetlerin yorumları ayrı bir başlık altında aktarılacaktır. Bununla beraber peygamberler ve onların kavimleriyle olan ilişkileri ile ilgili değerlendirmeler ve helak olan kavimlerin tutumları ile Hz. Peygamber'in gönderildiği toplumun davranışları kıyas edilecektir. Ayrıca müfessirlerin kıssaları ele alış biçimleri ve dayandıkları temeller üzerine görüşler ortaya konularak genel bir analiz yapılacaktır. Tez çalışmamız giriş ve iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve tezde kullanılan kaynaklar hakkında bilgi verilecektir. Klasik tefsir usulü kaynakları olarak bu alanda yazılmış bazı eserler şunlardır: Muhammed Abdulazim ez-Zerkani''nin Menahilü'l-İrfan'ı, Zehebî'nin et-tefsir ve'l-Müfessirûn'u, Suyutî'nin el-Hasaisü'l-Kübra, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsîri'l-Me'sûr, el-itkan fî Ulûmi'l-Kur'an'ı; İbn Teymiye'nin Mukaddime fî Usuli't-Tefsir'i, Zerkeşî'nin el-Burhan fî Ulûmi'l-Kur'an adlı eserler örnek teşkil etmektedir. Ayrıca Kur'an'daki kıssalar hakkında çeşitli eserler meydana getirilmiştir. Bunlardan birkaçı da Es-Sa'lebî'nin el-Arâis adıyla bilinen Kısasu'l-Enbiya'sı ile Mahmud Zehra'nın Kasas mine'l-Kur'an'ıdır. Günümüze gelindiğinde İdris Şengül'ün Kur'an Kıssaları Üzerine, Sadık Kılıç'ın Mitoloji, Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an-ı Kerim, Şehmus Demir'in Mitoloji, Kur'an Kıssaları ve Tarihî Gerçeklik, Suat Yıldırım'ın Kur'an-ı Kerim ve Kur'an İlimlerine Giriş, Sadık Kılıç'ın Tarih Felsefesi Açısından Kur'an Kıssaları, Mehmet Sait Şimşek'in Kur'an Kıssalarına Giriş gibi bu konuda yazılmış kitaplar mevcuttur. Mustafa Kara'nın Kur'an Kıssalarında Konu ve Kapsam Merkezli Bir Analiz isimli makalesi, Saliha İnal'ın Tarihselcilik ve Kur'an İlimleri adında yüksek lisans çalışması vardır. Ayrıca bu araştırmanın sınırlılıkları ve kapsamı hakkında bilgi verildikten sonra birinci bölüme geçilecektir. Bu bölümde kıssa kavramı hakkında genel tanımlar üzerinde durulacak modern dönemde kıssa anlayışında meydana gelen değişiklerin arka planı ile kıssalara yaklaşımda etkili rol oynayan isrâiliyat kaynaklı rivayetler hakkında kısa açıklamalardan sonra Batı'da kutsal metinleri anlamaya yönelik çalışmalar ve demitoloji kavramının ortaya çıkış sebepleri kısaca irdelenecektir. Bu konudaki teziyle kıssaların anlaşılmasında farklı bir oluşuma etki eden Halefullah'ın kıssalara yaklaşımı ile ilgili bazı değerlendirmeler yapılacaktır. Tezin ikinci bölümünde ilk olarak Cumhuriyet Dönemi Türkçe eserlerde Kur'an kıssalarının tarihî gerçekliğini kabul edenler ve dayandıkları deliller üzerinde durulacaktır. Ardından kıssaların tarihî gerçekliğini kabul etmeyen alimlerin görüşlerine yer verilerek bu konudaki fikirlerin oluşumunun alt yapısında etkili olan temel faktörler ele alınacaktır. Son olarak bu iki görüşün dışında kalan yani kıssaları tarihî vaka olduklarının dışında ele alıp ona göre bu konuya farklı izahlar getiren müelliflerin yorumlamalarına yer verilecek ve kıssaların yorumunda farklı anlayışların ortaya çıkış süreci arka planıyla birlikte analiz edilecektir.
Kazak destanlarından Cemşid Kıssası üzerine metin ve motif incelemesi
Destanlar bir toplumun yaşayışı, değer yargıları ve kültürel birikimleri hakkında çeşitli bilgiler verir. Bu yüzden destanlar sayesinde o toplumun birçok kültürel alanında araştırma yapılabilir. Türk destan çalışmalarının merkezinde Oğuz Kağan, Dede Korkut ve Köroğlu gibi kahramanlar vardır. Türkiye'deki destan çalışmaları ve destanların aktarımı 2000'li yıllarda başlamış ve son yıllarda da artmıştır. Bu çalışmada ise Türk dünyası destan geleneği içinde yer alan Kazak Türklerine ait Cemşid Kıssası yapı, muhteva, motif ve metnin Türkiye Türkçesine aktarımı şeklinde incelenmiştir. Kazak Türkçesinde hikâyelik destan türü bağlamında ele alınan bu metinlere kıssa adı verilse de şekil ve içerik açısından bu metinler destan ürünleridir. Çalışma dört bölümden oluşmuş, birinci bölümünde destan terimi, destan anlatıcıları, destancılık geleneği üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm şekil ve muhteva incelemesinin yapıldığı kısımdır. Üçüncü bölümde destanın motifleri bulunup incelenmiş, epizot incelemesi ve epizot özeti verilmiştir. Dördüncü bölümde ise Cemşid Kıssası hakkında Babalar Sözü adlı kitaptan bilgiler verilmiş ve toplamda 5126 dizeden oluşan destan metni Kiril alfabesinden Latin alfabesine aktarılmış, Latin alfabesinden de Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cemşid Kıssası, Destan, Hikâyelik Destan, Kazak Destanları
Letâifu'l-İşârât'taki Kur'ân kıssalarının tasavvufi açıdan değerlendirmesi
Tezde; Abdulkerim Kuşeyri'nin mutasavvıf ve müfessir kimliklerini meczederek oluşturduğu, tasavvuf ilmine dair tanımlamaları, sufi hayatına yönelik açıklamaları bünyesinde bulunduran bir tefsir olan Letâifu'l-İşârât eserindeki Kur'ân kıssalarının tasavvufi açıdan değerlendirmeleri yapılmıştır. Kuşeyri'nin, kıssalar üzerinden tasavvufi ıstılahları açıkladığı ve kıssanın empati yaptırma kabiliyeti ile sufilere telkinlerde bulunduğu görülmüştür. Diğer taraftan Kuşeyri'nin, kıssaları yalnızca zahiri yönü ile tefsir etmediği gerekli gördüğü yerlerde batıni açıklamalarda bulunduğu anlaşılmıştır. Böylelikle, İslam'ın ana kaynağından bizzat beslenerek, tasavvufi açıklama, değerlendirme ve yönlendirmeler yapıldığı; Kur'ân'ın büyük bir kısmını oluşturan kıssaları, muhatabı için her yönüyle anlaşılabilir bir formda sunduğu tespitine ulaşılmıştır. Çalışma sürecinde, diğer işari tefsirler ve tasavvuf ıstılahlarına dair eserlere erişilmiş, farklı veya benzer yaklaşımlar belirlenmiş, yapılan derleme ve değerlendirmeler sonunda tez, mevcut halini almıştır. Tezin ilk bölümünde; Kuşeyri'nin hayatı, tahsili, tasavvufla ilişkisi ve eserlerine dair genel bilgiler verilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde ise Letâif'te, Kur'ân kıssalarını açıklamak için kullanılan tasavvufi terimlerin her biri ayrı ayrı ele alınarak manaları açıklanmış; kıssalarda geçtiği yerler, ayet ve müellifin yorumu esas alınarak sıralanmış ve kıssanın yorumlanma biçimi diğer işari tefsirler ile karşılaştırılıp değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Tasavvufi terimler; tarikat, bilgi yolları, tasavvufi terbiye metotları, haller, makamlar ve diğer kavramlar şeklinde üst başlıklar altında gruplandırılarak ele alınmıştır. Böylece tezin nihai amacı olan kıssaların tasavvufi açıdan değerlendirmesine ulaşmanın kolaylaşması ve kavram önceliğinin sağlanmasına çalışılmıştır.
Kur'ân'da nikâh ve talâk kavramları
Kur'ân-ı Kerîm'de ayrıntılı bir şekilde anlatılan konuların başında nikâh ve talâk bahisleri gelir. Çalışmamızda ağırlıklı olarak bu konunun Kur'ân'da nasıl ele alındığı tetkik edilecektir Çünkü Kur'ân, insanın maddî ve manevî ihtiyaçlarının keyfiyetini en bâriz bir şekilde ortaya koyar. Örnek olarak sunduğu geçmiş kavimlerin yaptıklarından ibret alınmasını bekler. Giriş bölümünde nikâh ve talâk kavramlarının etimolojik tahlili ve bu konuyla ilişkin bazı kavramlar ele alınacaktır. Birinci bölümde ise Kur'ân-ı Kerîm'de nikâhtan nasıl bahsedildiğine, daha çok hangi yönlerine önem verildiğine, adı geçen bazı peygamberlerin hayatındaki evlilik kıssalarına ve özel olarak Hz. Muhammed (s.a.v.)'in evliliklerine değinilecektir. Daha sonra zaruret halinde talâkın mubah kılınmasıyla birlikte, talâkta nasıl bir yöntem izlendiği de açıklanacaktır. İkinci bölümde nikâh ve talâka dair âyetlerin tefsirine yer verilecektir. Bu bölümde ayetlerin sıralanması fıkhî tasnife göre olacaktır. İlgili ayetleri fıkhî tasnife göre incelediğimiz için, bu çalışmamız konulu tefsir çalışmasına örnek teşkil eder. Bundan dolayı konulu tefsir metodundan faydalanılacaktır. Konu ile ilgili farklı sûrelerdeki ayetler bir araya getirmek suretiyle sunulacaktır. Anahtar Sözcükler: Nikâh, Talâk, Peygamberlerin Sünneti, Hz. Muhammed (s.a.v)'in Evlilikleri