Government relations
74 theses under this subject heading
Türk siyasetinde Refah Partisi deneyimi: Gelenek, ideoloji ve politika
Türk Siyasetinde Refah Partisi Deneyimi: Gelenek, İdeoloji ve Politika adlı çalışmamız temel düzeyde 12 Eylül sonrası çok partili hayatın yeniden tesis edilmesi ile iktidar mücadelesine dahil olan ve 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi'nin politik düşüncesini ve iktidar deneyimlerini ele almaktadır. Teorik olarak modern siyasete ait kavramlar ve çağdaş siyasal gelişmeye ait eleştirel yaklaşımlar ele alındıktan sonra, Milli Görüş Hareketinin bir temsilcisi olarak Refah Partisi'nin gelenek içerisindeki yeri sorgulanmış; kendisinden önce ve sonra var olan politik deneyimlere ne düzeyde aracılık ettiği gelenek içi bir tartışma üzerinden sınanmıştır. İkinci olarak Refah Partisi'nin ideolojik tahlili politik aktörler ve siyasal teoriye ait devlet, demokrasi, ekonomi, laiklik ve insan hakları kavramlarına üzerinden incelenmiştir. Modern Türk siyasetinde iktidar mücadelesi veren Refah Partisi'nin Türk modernleşmesine bakışı, İslamcılık söylemi ve din anlayışı ayrıca ele alınmıştır. Türk siyasetinin yaşadığı yapısal kriz ile geliştirilen Adil Düzen söylemi üzerinden üretilen meclis içi muhalefet ile yerel iktidar başarısının ne ölçüde merkezi iktidar başarısına katkı yaptığı değerlendirilmiştir. Refah Partisi'nin Doğru Yol Partisi ile yaptığı koalisyon ve iktidar süresince cari rejimin gösterdiği politik refleks 28 Şubat askeri müdahalesi üzerinden ele alınmıştır. Milli Görüş hareketi ve Refah Partisi, Türk siyasal hayatında cari olan iktidar bölünmelerinin ötesinde ortaya koydukları düşünce ve pratikler ile alternatif bir siyaset iddiasında olmuşlardır. Türk siyasal hayatı için Milli Görüş hareketinin alternatif bir politika ürettiği iddiası ele alınarak sorgulanmıştır. Böylece Refah Partisi'nin Milli Görüş hareketine ve modern Türk siyasetine olan katkısı çözümlenmeye çalışılmıştır.
Sinemada bir tür olarak güldürünün iktidar ve muhalefet ile ilişkisi: Arzu Film örneği
Güldürünün, iktidar ve muhalefet ile ilişkisine, ilk çağ filozoflarından bu yana belirli ölçülerde değiniler olmuştur. Güldürünün bu ilişkisine dair düşünce ve çalışmaları, temel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan ilki; güldürüyü, muhalefetin iktidara yönelttiği bir eleştiri silahı olarak görürken, diğer gruptakiler; güldürünün, iktidar tarafından kendisi için daha ciddi bir tehlike oluşturabilecek toplumsal muhalefeti, etkisiz hale getirme aracı olduğunu iddia etmektedirler. Türk sinemasının önemli güldürü filmlerine imza atmış olan Arzu Film şirketinin, güldürü türünde çektiği filmler, Türkiye'de toplumsal muhalefetin en gelişkin ve etkin olduğu 1968-1980 yılları arasında gösterime girmiştir. Bu doğrultuda, Arzu Film'in belirtilen yıllar arasında çekmiş olduğu güldürü türündeki filmlerinin, iktidar ve muhalefet ile olan ilişkisi açısından çözümlenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Güldürü, Türk sineması, İktidar, Muhalefet, Arzu Film.
Türkiye siyasetine paradigmatik yaklaşımlar: İktidar-sivil toplum ilişkisinde MÜSİAD ve MAZLUMDER örnekleri
1990 yılında kurulan MÜSİAD ve 1991 yılında kurulan MAZLUMDER farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları olmalarına rağmen İslami kimliğe sahip oldukları için ortak bir paydada buluşmuşlardır. İki dernek de kuruluş anlarındaki mevcut iktidara muhalif olmuş, kendilerini mazlum/dışlanmış olarak görmüş ve kuruluş gerekçelerini İslami referanslarla oluşturmuşlardır. MÜSİAD ekonomik alana yönelik faaliyetlerinde İslami referanslar sunarken, MAZLUMDER ise sosyal ve siyasal alana yönelik söylemlerinde İslami referanslara başvurmuştur. 28 Şubat sürecinde İslami kimliklerini temkinli bir şekilde yansıtan MÜSİAD ve MAZLUMDER, AKP iktidarına kadar olan dönemde belirli siyasal süreçlerde benzer refleksler geliştirmiş; ancak AKP hükümeti ile birlikte bu durum son bulmuştur. AKP hükümeti döneminde MÜSİAD iktidara yönelik muhalif kimliğini kaybederken, MAZLUMDER bu kimliğini korumuştur. Bu dönemde MÜSİAD, MAZLUMDER?in aksine, merkeze yakın bir konuma geçmiş ve dışlanmış/mağdur kimliğini terk etmiştir. Ayrıca bu tespit sadece AKP iktidarında değil Refah Partisi iktidarında da gözlemlenmiştir. Aynı siyasal konjonktürde iki derneğin sergilediği bu farklılık ise bize AKP iktidarıyla - bunun yanı sıra aynı siyasal çizgiden geldiği Refah Partisi iktidarıyla- sivil toplum arasındaki dinamik ilişkiyi analiz etme imkânı sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Refah Partisi (RP), Müstakil Sanayici ve ??adamları Derneği (MÜS?AD), ?nsan Hakları ve Mazlumlar ?çin Dayanı?ma Derneği (MAZLUMDER
Lise sosyoloji ders kitaplarında iktidarlara göre ideolojik kurgular (1950-2012 arası karşılaştırmalı bir çözümleme)
Bu araştırmada 1950-2012 arası yedi dönem halinde (1950-1960, 1960-1971, 1971-1980 1980-1989, 1989-1997, 1997-2002, 2012-2013) MGK kararları-bildirileri, iktidar partilerinin tüzükleri ve hükümet programlarındaki önceliklerinin (ideolojik duruşlarının) neler olduğu ve bunların sosyoloji ders kitaplarına yansıma düzeyleri incelenmiş; böylece iktidarlara göre ders kitaplarındaki içeriğin/söylemin farklılaşıp farklılaşmadığı ve dönemler arası nasıl bir ortaklık veya farklılaşma olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda dünyadaki gelişmelerin (İki Kutuplu Dünya, Yeşil Kuşak Projesi, AB vs.) Türkiye'deki iktidarları, iktidarların söylemlerini etkilediği; iktidarların da kendi ideolojik yönelimlerini ders kitaplarına yansıttığı görülmüştür. Ders kitaplarının, Atatürkçülük, milliyetçilik, muhafazakârlık, laiklik, ötekileştirici (etnik/dinsel/ideolojik/mezhepsel) ve militarist söylemleri büyük oranda benzeşirken özellikle din, İslam, kadın ve Osmanlı konularının farklı dönemlerde farklı tarzda aktarıldığı görülmektedir. En çok benzerlik darbe dönemlerinde (1960-1971-1980-1997 arasında) iken en çok farklılaşma 1950-60 ve 2002 sonrası dönemlerde (ilgili ders kitaplarında) görülmektedir. Daha genel bir çıkarım ise siyasi iktidarların makro gelişmelere ve kendi ideolojilerine uygun şekilde toplumu yeniden üretmek için ders kitaplarını araçsallaştırdığıdır.
Bir iktidar/güç aracı olarak dış yardım ve dış borçların kullanılması: Osmanlı Devleti'nden günümüze Türkiye'nin dış borçlan(dırıl)ma serüveni
Rönesans - Reform dönemi sonrası Batı Avrupa, teknik ve ekonomik anlamda bir gelişme göstermiştir. Dünyanın geri kalanına kıyasla aşırı bir kapital birikimiyle sonuçlanan süreç, kapitalizmin oluşumunda etkili olmuştur. Bu zenginliğin iktidar aracı olarak kullanılabilmesi için yoksul ülkelerin borç kullanmak zorunda kalması ya da borçlanmaya olumlu bir bakış açısı kazanması gerekliliği önemli bir konu haline gelmiştir. Liberal felsefe bunu sağlamış, aynı zamanda serbest piyasa ekonomisinin ve bunu sağlayacak demokratik yönetim şekillerinin dünyada yaygınlaştırılması yardım / borç - kredi ilişkilerinin bir iktidar / güç aracı olarak kullanılmasının önünü açmıştır. Bu tez, dış yardımlar ile yumuşak güç kavramını, dış borçlar ile sert güç kavramını, hem dış yardımlar hem de dış borçlar ile akıllı güç kavramını ilişkilendirmektedir. Devletlerin yumuşak, sert ve akıllı güçler aracılığıyla ekonomik bağımsızlıklarını kaybetme süreci, Osmanlı Devleti döneminden günümüze kadar uzanan bir periyotta incelenmiştir. Çalışmanın sonucu, gelişmekte olan ülkeler tarafından dış finansman kaynağı olarak kullanılan borçların niteliğinin ve dış yardım ve borçların ülkelerin ekonomik ve politik bağımsızlığında önemli bir rol oynadığıdır. Ancak kullanılan borcun niteliği önemli olsa da; dış yardımlar ve dış borçların gelişmiş ülkeler tarafından bir iktidar / güç aracı olarak kullanıldığı da bir gerçektir. Söz konusu dış yardımlar ve dış borçlar gelişmiş ülkelerin çıkarına hizmet etmektedir.
İslamofobinin tarihsel boyutları
İslam ve Batı ilişkilerinde önemli bir belirleyici olan İslamofobi, İslam'a ilişkin statik ve irrasyonel söylemlerle teolojik boyutlarına sıkıştırılmaya çalışılan toplumsal bir problemdir. İslamofobiyi, sosyo-politik etkenlerinden bağımsız teolojik çatışmalar zaviyesinden değerlendirmek İslamofobinin tüm boyutlarıyla anlaşılmasına ket vurmaktadır. İslam dininin indirgemeci ve basitleştirici bir teolojik yorumu olması itibariyle İslamofobi tarihsel bir olgudur. Bu açılardan İslamofobiyi anlamlandırabilmede, İslamofobinin teolojiyle harmanlanan sosyo-politik kökenini incelemek önemli bir perspektif kazandıracaktır. İslamofobinin sosyo-politik kökenlerinin anlamacı ve açıklayıcı yaklaşımla incelendiği bu çalışmada İslamofobinin kırılma ve dönüm aşamalarını teşkil eden dönemlerin tarihsel sosyolojik bağlamı İslamofobiyi geliştiren sosyo-politik etkenler odağında dokümantasyon yöntemiyle analiz edilmiştir. İlgili dönem analizlerinden elde edilen anahtar kavramlar karşılaştırma ve tümevarım yöntemiyle ele alınmıştır. Bu kavramların İslamofobinin sosyo-politik kökenlerinde karşılık gelen bağlamları sosyolojik teoriler eşliğinde tartışılmıştır. İslamofobinin, İslam ve Batı ilişkilerindeki sosyo-politik mücadelelerin teolojik nitelikteki görünürlüğü olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sosyo-politik mücadelelerde iktidar ilişkilerindeki çatışmaların büyük oranda belirleyici olduğu, iktidarların kimlik politikaları bağlamında İslamofobik kamuoyunu oluşturmak için sanat, medya ve bilimi işlevsel olarak kullandıkları tespit edilmiştir. Bu yönleriyle araştırmanın özgünlüğünü; İslamofobinin tüm tarihsel gelişim süreciyle birlikte ele alınmasının, teolojik/sosyo-politik bütünlüğün sosyolojik teoriler eşliğinde tartışılmasının ve yeni bir tanım getirme denemesinin teşkil ettiği söylenebilir.
İktidar ideolojisinin çocuk dergilerine yansımaları: Türk Çocuğu (1944-46) Dergisinin incelenmesi
Bu çalışmada, 1944-46 yılları arasında 25 sayı halinde 15 günlük periyotlar ile yayımlanan Türk Çocuğu isimli çocuk dergisinin içeriğinde yer alan resmi ideoloji unsurları, milliyetçilik ve toplumsal cinsiyet unsurları, ulus devlet inşası sürecinin yeni nesil arayışı ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla biçimlendirilmesine yönelik örnekler ele alınır. Bu tezde, Türk Çocuğu dergisinde, dönemi itibarıyla tek partili dönemden çok partili yaşama geçiş sürecinde Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde bulunduğu siyasi, toplumsal, uluslararası ve ekonomik koşullar da değerlendirilerek geleceğin yurttaş ve makbul vatandaşının yetiştirilmesine yönelik içerikler, belirlenen temalar ekseninde incelenmektedir. Derginin tüm sayılarında yer alan ulus devlet unsurları etrafında belirlenen anahtar kelimelerin ele alınmasında niteliksel içerik analizine başvurulur. Tezde, resmi ideoloji etrafında makul değerlendirilen hikâye, resim, çizim, masal gibi türlerdeki ulus devlet unsurlarının saptanmasının yanı sıra Cumhuriyetçi yurttaş bilincinin oluşturulmasında bir kitle iletişim aracı olarak çocuk dergiciliğinin, Türk Çocuğu dergisi özelinde anlaşılması amaçlanır. Tezin sonucunda, iktidar ideolojisi ve ulus devletin kitle iletişim araçları yoluyla toplumsal cinsiyet normlarını zihinlerde yeniden belirleyerek inşa ettiği görülürken makul ve makbul toplumsal kabulün de kitle iletişim araçları tarafından tasarlandığı anlaşılır.
Demokrat parti döneminde iktidar-muhalefet ilişkilerine bir örnek: Cumhuriyet Halk Partisi'nin dış politika konusundaki muhalefeti (IX. yasama dönemi: 14 mayıs 1950-22 mayıs 1954)
II. Dünya Savaşı sonrasında dünyada var olan faşist yönetimler yıkılarak yerine demokrasi esaslı bir yönetim şekli kurulmuştur. Dünyada meydana gelen bu dönüşüm Türk siyasi yapısını da yakından etkilemiştir. Türkiye, dünyada kurulan bu yeni düzene uyum sağlamak için 1946 yılından itibaren, çok partili bir siyasi yaşama geçiş yapmıştır. Çok partili yaşama geçtikten sonra ilk önemli muhalefet partisi olan Demokrat Parti, 7 Ocak 1946'da kuruldu. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına karşı, ciddi ve güçlü bir muhalefet yürüten Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinde iktidara gelmiştir. 27 yıl kesintisiz iktidar geçmişi olan CHP ise bu seçimden sonra yerini, DP'ye bırakarak, muhalefete geçmiştir. Bu araştırmada, DP'nin ilk dört yılın da CHP'si ve Millet Partisi tarafından, dönemin dış politika konusunda iktidara yönelik yapılan sert ve ılımlı eleştiriler çerçevesinde irdelenmiştir.
Çok partili sistemin ilk dönemlerinde basın ve basın özgürlüğü: 1946-1954
Çok partili sistemin ilk dönemlerinde CHP ve DP'nin uyguladığı basın politikalarının incelendiği ve dönemin önemli gazetelerinin iki parti tarafından uygulanan basın politikalarına nasıl yaklaştığı konu edilen bu tezde; çok partili sisteme geçişte önemli bir adım olan 1946- 1954 yılları arasında iktidarların basına uyguladığı rejim/politika ortaya konulmaya çalışılmıştır.1946-1954 döneminde iktidarda olan iki farklı siyasal çizgideki parti olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve Demokrat Parti'nin uyguladığı basın politikalarının benzerlik ve farklılıklarını da belirlemeyi hedefleyen bu çalışmada dönemle ilgili önemli kaynaklar sistematik olarak incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde medya demokrasi ilişkisi ve basın özgürlüğü kavramı, içerdiği haklar ve sınırları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Basın siyaset ilişkisinin çeşitli boyutlarının ortaya konulduğu ikinci bölümde ise CHP ve DP'nin basın rejimleri hakkında geniş bilgiler sunulmuş ve iki dönemin karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise dönemin basın açısından önemli olaylarının Cumhuriyet, Ulus ve Zafer gazetelerine yansımaları araştırılmış ve örneklerle sunulmuştur.Çalışmanın sonucunda her iktidar döneminde basına farklı politikaların uygulandığı ortaya konulmuştur. Ayrıca demokrasinin sağlıklı işleyişi ile basın özgürlüğü arasında doğrusal bir ilişki olduğu, siyasi partilerin iktidar ve muhalefetteyken basına farklı yaklaştıkları, çok partili siyasi rejime geçişle birlikte basının önceki dönemlerle karşılaştığında özgür bir ortama kavuştukları ve Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle uygulanan basın politikaları dönemin basınını CHP dönemine göre daha fazla özgürleştirdiği görülmüştür.Anahtar Sözcükler: Basın Demokrasi İlişkisi, Basın Özgürlüğü, Basın Siyaset İlişkisi, CHP Dönemi Basın Rejimi, DP Dönemi Basın Rejimi.
İstanbul Basını'nda büyük kabine (21 temmuz 1912-23 ocak 1913)
II. Meşruiyet'in ilanı Türk siyasal hayatından büyük değişikleri,yenilikleri berberinde getirmiştir. Bu yeni edinimlerin en önemlisi şüphesizanayasal rejimdir. Mutlak monarşiden, anayasal monarşiye geçilmesi ilebirlikte devlet yönetiminde daha önce hiç denenmemiş olan bir sistemekabine sistemine geçilmiştir. Bu sistemde iktidar, padişah'ın ve meclisin ortakgücüdür. Meşrutiyet hayatı boyunca meclis, demokratik rejimlerin gereğiolarak kabinelerin denetim mekanizması olarak görev yapmış, iktidarmuhalefetilişkilerini işletmiştir.1908-1913 yılları arasındaki 5 yıllık kısa bir sürede 9 Kabine kurulmuşve yıkılmıştır. 22 Temmuz 1912'de iş başına gelen Gazi Ahmet MuhtarPaşa'nın sadrazamlık görevini üstlendiği, Kamil Paşa'nın Şurayı devlet Reisiolarak görev aldığı Büyük kabine, meşrutiyetin döneminin en büyükkabinelerinden biridir. Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın oğlu Mahmut MuhtarPaşa'nın bu kabinede bahriye nazırı olarak görev alması nedeni ile "Babaoğul"kabinesi olarak da anılan bu kabine büyük ümitlerle iş başına gelmişti.Büyük Kabine iktidara geldiğinde, Osmanlı devleti dahili ve harici bir çokproblemle karşı karşıya kalmıştı. Dahilde İttihat Terakki Cemiyeti aleyhtarlığıciddi boyutlara varmış, cemiyetin devlet işlerine sürekli müdahil olmayaçalışan tavrı, bazı çevreler tarafından şiddetle eleştirilmeye başlanmıştı.Cemiyetin bu tavrına karşılık bütün muhalif kesimler 1911 yılında Hürriyet veİtilaf Partisi adı altından toplanmıştı. İttihat Terakki ve Hürriyet İtilaf Fırkasıarasındaki parti çekişmeleri toplusal gerilimi tırmandırmakta bu durumtoplumsal anarşiyi tetiklemekteydi.Hariçte ise Arnavutluk isyanı bütünsıcaklığı ile gündemdeki yerini korumakta idi. Öte yandan Hakkı Paşakabinesi zamanında başlayan Trablusgarp savaşı da devam etmekteydi.Böyle bir ortamda "Tarafsızlık" ve "Barış" parolaları ile Gazi Ahmet Paşaİktidara geldi. Büyük Kabine'nin iktidarı, toplumsal gerilimi düşüremedi.258İttihatçıların yönetimden uzaklaştırılmaya çalışılması,devletin önemlikadrolarından ittihatçıların tasfiye edilmesi, iktidara karşı cemiyetinmuhalefete geçmesine sebebiyet verdi. Hariçte ise Arnavutlara önemli bazıayrıcalıklar tanınmasına rağmen, Arnavutluk 1912'de bağımsızlığını ilan etti.Trablusgarp savaşı kaybedilerek Uşi anlaşması ile Trablusgarp İtalyanlarabırakıldı. Dahası dış politikasını "Barış" ilkesi üzerine kuran büyük kabine,Balkan savaşlarının çıkmasını engelleyememişti. Balkan savaşlarındaOsmanlı ordusunun kısa sürede büyük mağlubiyetler alması üzerine, KamilPaşa, Gazi Ahmet Muhtar Paşa'nın yerine geçmiş ise de savaşlarda arzuedilen başarı sağlanamamış, Bulgarlar Edirne önlerine kadar gelerek şehrikuşatma altına almışlardı. Böyle bir ortamda, Düvel-i Muazzama devletleriEdirne'nin Bulgaristan' a terk edilmesini öngören bir nota'yı 17 ocak 1913'teOsmanlı Devleti'ne vermişlerdi. 22 Ocak 1913'te saltanat şurasında nota elealınmış ve Nota'ya verilecek cevap kararlaştırılmıştı. 23 Ocak 1913'te, KamilPaşa'nın başkanlığındaki devlet ricali Babıali de Düvel-i Muazzama'yaverilecek cevabi nota'yı yazdıkları sırada İttihatçılar, Kamil Paşa'nın Edirne'yiBulgarlara terk ettiğini ileri sürerek Babıali'yi bastılar. Harbiye Nazırı NazımPaşa'yı öldürerek kanlı bir darbe ile hükümeti devirdiler. Kamil Paşa'nın zorlaistifa ettirilmesiyle birlikte adı gibi büyük beklentiler ile birlikte iş başına gelenfakat kendisinden bekleneni yerine getiremeyen Büyük Kabine yıkılmıştır.Anahtar Kelimeler:1- Büyük Kabine,2- Gazi Ahmet Muhtar Paşa,3- Kamil Paşa,4- İttihat Terakki Cemiyeti,5- Trablusgarp Savaşı, 6- Balkan Savaşları.259
Modernleşme sürecinde iktidar-taşra ilişkileri: Türk edebiyatında 'taşra'
Bu tezde, taşranın modernite bağlamında geçirdiği değişim sürecinin edebi metinler üzerinden tartışılması amaçlanmıştır. Edebiyatın analiz konusu yapılması, öncelikle ideoloji ve estetik kategorisinin birlikte tartışılmasını gerektirmiştir. Modernite ile dağılan dünyaya dair bütünlük duygusunun edebiyat ile telafisine yönelik eğilim ile taşranın içerilmesine işaret eden modern ulus devletin bütünleştirmeci stratejileri arasındaki ilişkiler analiz edilmeye çalışılmıştır. Modernite, ulus devlet oluşum sürecinde taşranın rolünü ve konumunu değiştirmiştir. Modernitenin bozarak yeniden inşa etmeye giriştiği `bütünlüklü dünya' tahayyülü, taşranın geçirdiği dönüşümün itici gücünü oluşturmaktadır. Taşranın dönüştürülme ihtiyacı, bütün tarafından içerilme zorunluluğundan doğmuştur. Taşranın geçirdiği söz konusu değişimi edebi metinler üzerinden takip etmek mümkündür. Bu çerçevede tezin ilk bölümünde modern bir tür olan roman ekseninde, edebiyat ile ideolojinin işleyiş mekanizmaları tartışılmıştır. İkinci bölüm taşra ile siyasi iktidar arasındaki ilişkilerin Osmanlı İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru ilerleyen tarihsel süreçteki seyrine ayrılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise ilk iki bölümde ortaya konan teorik çerçeve uyarınca taşranın edebiyattaki temsilleri, bütünün parçası haline getirilmeye çalışılan taşranın değişiminin söylemsel formları tartışılmıştır. Tezin teorik çerçevesi uyarınca öne çıkan isimler ise Lacan, Lukacs ve Bahtin olmuştur.Anahtar Sözcükler1-Modernite2-Taşra edebiyatı3-Estetik4-Hegemonya5-Merkez-çevre teorizasyonu
Türkiye'de ekonomi basını, ekonomi - basın - iktidar ilişkisi
185 ÖZET TÜRKİYE'DE EKONOMİ BASINI, EKONOMİ-BASIN İKTİDAR İLİŞKİSİ Türkiye'de ekonomi basınının gelişimi basın tarihimizle birlikte başlatılabilir. Takvim-i Vekayi'den başlayarak tarihsel süreç içerisinde diğer gazete ve dergilerde de ekonomik konular çeşitli biçimlerde yer almıştır. Özellikle 24 Ocak 1980 kararlarıyla ekonominin her alanda öncelik kazanması ve ekonomik yaşamın canlanması, basını da etkilemiş, bir yandan ekonomik haber ve bilgi ağırlıklı gazete ve dergiler yoğunlaşırken, diğer yandan günlük gazeteler ekonomiye özel sayfalar ayırmaya başlamıştır. Bu çalışmada tarihsel gelişimi çerçevesinde ele alınan ekonomi basınının kavram ve kapsamı üzerinde durulmuş, ekonomi basını tüm yönleriyle incelenmiştir. Günümüz çağdaş devlet anlayışında ekonominin toplum yaşamındaki yeri artık siyasetinde önüne geçmiştir. Bugün yapılan siyaset bile ekonomik içerikli ve ekonomi yönetimi üzerine olmaktadır. Siyasi iktidarın uygulamaya koyduğu ekonomik programlar toplum tarafından benimsenip uygulandığı ölçüde başarıya ulaşır. Toplumun benimsemesi ise doğru ve hızlı aydınlatılması ile mümkündür. Bu konuda ekonomi basını önemli bir sorumluluk yüklenmektedir. Bu çalışmada ekonomiye bu kadar ağırlık veren basının siyaseti, ekonomiyi, ekonomi politikalarını ve uygulamalarını büyük ölçüde etkilediği görüşü dile getirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Basın, Ekonomi, İktidar, Ekonomi Basını, Basında Ekonomi
1957-1961 dönemi Türkiye'de basının durumu ve basın iktidar ilişkileri
ÖZET Bu tez çalışmasında, 27 Ekim 1957-15 Ekim 1961 Genel Seçimleri arasında Türkiye'de basının durumu ve basın-iktidar ilişkileri araştırılmış, iktidarın basın üzerinde ve basının iktidar üzerindeki karşılıklı etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırma için, dönemin tirajları yüksek 6 büyük gazetesi (Milliyet, Zafer, Ulus, Hürriyet, Vatan, Cumhuriyet) incelenmiştir. Araştırmada yöntem olarak "Yorumsayıcı (Hermeneutik) Tarihsel Yaklaşım" seçilmiştir. Bu yöntem yardımıyla, 1957-1960 yıllan arasında Demokrat Parti iktidarı tarafından basın üzerinde Otoriter Basın Kuramının betimlediği türden uygulamalar olduğu ortaya konmuştur. Yine ordunun iktidarda olduğu 1960-1961 yıllan arasında da basın ordu ilişkilerinin ılımlı olduğu ve basının, özgürlüklerinin bir kısmına kavuştuğu ortaya konmuştur. Döneme ilişkin pek çok araştırma yapıldığı halde, dönemin Basın- İktidar ilişkileri üzerine yapılmış bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu tez çalışmasıyla söz konusu eksikliğin giderilmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın sonuçlan değerlendirildiğinde görülmüştür ki, 1957-1960 döneminde basın, DP iktidannın baskısı ve denetimleri ile karşılaşmıştır. Bu baskılara karşılık dönemin basını direnir ve cezalandırılır. 1960-1961 döneminde ise basın, iktidarda olan ordu ile ılımlı ilişkiler kurar. Basın, haklarına ve özgüllüklerine 1961 Anayasası ile kavuşur.
1990 sonrası Türkiye siyasal gündemine etki eden medyatik propaganda unsurları
Yeni sermaye düzeninin basın sektörüne de egemen olmasıyla, sektör ciddi bir yapısal dönüşüm içine girmiştir. Bu yapısal dönüşüm basına atfedilen kamuoyunu bilgilendirme görev ve sorumluluğunun da dönüşüm geçirmesine neden olmuştur. Bu bağlamda çalışmada medyanın sahip olduğu dinamikler, siyasi aktörlerle arasındaki ilişkiler ve bu çerçevede siyasal sürecin nasıl şekillendiği üzerinde durulmuştur. Bu ilişki ağının ve siyasal şekillenmenin açıklanmasında tarihten günümüze çeşitli örneklere yer verilmiştir. Çalışmada 1990 sonrası basında meydana gelen tekelleşme ve bunun basın objektifliğine etkileri siyasetle ilişkiler açısından ele alınmış, Türkiye'de 1990 sonrası basın ve siyaset alanındaki gelişmeler incelenerek basın-siyaset ilişkisi değerlendirilmiştir.
Mıchel Foucault'da iktidar kuramı ve küreselleşme süreci ile dönüşümü
On dokuzuncu yüzyılın başından itibaren, Jeremy Bentham'ın 1787'de tanımlamış ve Panoptikon olarak simgeleştirmiş olduğu ve Napolyon kurumları olarak da kimilerince ifadelendirilen, bireylerin üretim aygıtına, bir eğitim aygıtına, ya da bir cezalandırıcı, hizaya getirici, disiplin edici ve normalleştirici kimi aygıtlara bağlı tutuldukları gözetim kurumları aracılığıyla, gün be gün kamusallığımızla imtihan olmaktayız. Bu cezalandırma veya günümüze uyarlarsak, tabir-i caizse ?ayar verme? gibi amaçları olan belli insanların ve kadroların, (ustabaşı, hastabakıcı, gardiyan) gözetimi altında olur; bu cezalandırma araçları fabrikalarda para cezası, okul ve tımarhanelerde bireyi eylemsizliğe meyleden, bedensel, düşüncel veya ahlaki ıslah, hapishanelerde şiddete dayalı ve esasen bedensel cezalardır.İnsanın varoluşunun ve zamanın işgücüne dönüştürmesi, ?Sanayi Devrimi? sonrasında oluşan siyasal, ekonomik ve toplumsal konjonktürün gereğiydi. ?Yeni Dünya Düzensizliği?, zamanın fenomeni olarak ?Küreselleşme? hakikat rejiminde sefalete ve disipline etmeye değil, tüketimin özneleri olmaya çağırır. Siber zamanların bir gereği olarak interneti ve tüm kitle iletişim araçlarını kuşatıcı araçlar olarak kullanır.Bu süreç artık disipline eden bir zamanın pratiğini ifade etmekten çok, denetleyen; normalleştirme ve homojenleştirmekten çok, alternatiflerin içinde yerel olanı boğan ve yabancılaştıran, bütünleştirme ve parselleme işlevliğini tüm paradoksluluğuna rağmen bireylere içselleştiren, yılanın kıvrılmalarını andıran tekinsiz ama bir o kadar her yere dokunan pratikleri içine alan bir zamanın adıdır.Tüm bu dalgalanmalar, disiplin kurumları, iktidarın mikro-fizikleri ve Althusser tarafından, devletin ideolojik aygıtları olarak da adlandırılan; aileyi, kışlayı, okulu, fabrikayı, hastaneyi, tımarhaneleri ve hapishaneleri kurumsallaştıran pratikleriyle beraber kaçınılmaz olarak dönüşecektir.Artık Panoptikon'un küreselleşme çağındaki yeni adı Sinoptikon olarak adlandırılırken; disiplin toplumları, denetim toplumlarına, midye ise yılana evrilmiştir.
Modern Felsefe'de eril tahakküm ve güç
Bu çalışmanın amacı, aklın eril karakterini sorgulamak ve Antikite'den Modernite'ye erkek(si)liğin felsefe yoluyla nasıl tesis edildiğini ortaya koymaktır. Tezimizin temel argümanı felsefede eril bir bakış açısından ortaya konulmuş olan akıl tasarımının eleştirisine dayanır; nitekim eleştirel bir biçimde ele alındığında felsefede aklın, çağlar boyunca cinsiyetlendirilmiş olduğu görülebilir. Bu argüman, halihazırda anaakım felsefenin dikotomik düşünme biçimini aşmaya ve eski akıl, rasyonalite, nesnellik, bilme gibi eski kavramlarını yeniden tanımlamaya çalışan feminist düşünürlerin katkılarından doğmuştur fakat yine de, ontolojik, epistemolojik ve politik temellerdeki bütün dikotomileri aşmak için daha dikkatli bir sorgulamaya ihtiyaç göstermektedir. Buradan bakıldığında Platon, Machiavelli Bacon ve Descartes "eril akıl" kavramının en bilindik öncüleri olarak görülebilir. Öte yandan bu konuda Spinoza, Rousseau ve Kant, sistemleri yaygın akıl kavrayışına eleştirel birer yaklaşım olarak görülebileceğinden, önemli bir rol oynamaktadırlar. Böylece bu filozofların sistemlerinin erkek(si)lik üzerine olan etkileri de değerlendirilmiştir. Aynı zamanda bir baskı aracı olarak iktidar ve bilgi arasındaki ilişki ve bunun eril/erkek(si) akılla bağlantısı da de gösterilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'de köşe yazarlarının deneyimleri çerçevesinde basın - iktidar ilişkileri, 2002 - 2014
Türkiye'de özellikle son yıllarda basın ve hükümet arasındaki ilişkiler ulusal ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken çeşitli olaylarla gündeme gelmiştir. Bu çalışma basın ve hükümet arasında gerginliği ile nitelenen ilişkileri tarihsel bir perspektiften ele alarak incelenmesini amaçlamaktadır. Bu amaçla, pratikte örtüşme, tümevarımsal ve tümdengelimsel düşünce ile harmanlama özelliği taşıyan temellendirilmiş kuram yöntemi yeğlenmiştir. Herhangi bir varsayım öngörmeyen temellendirilmiş kuram yöntemi kullanılarak, yaygın basında gazeteci ve köşe yazarı olan 19 kişi ile görüşme yapılmıştır. Elde edilen yanıtlar, NVivo 10 nitel analiz programıyla kodlanmış; gazete haberleri ve diğer yorum ve görüşler de dikkate alınmıştır. Böylece, kuramsal temellerden doğan süreçlerin işleyişi ortaya konarak, 2000'lerin basın-iktidar ilişkisinin her yönüyle anlaşılmasına çalışılmıştır. Araştırma bulguları, Türk medyasının merkezinde odak kayması yaşandığını göstermekle birlikte, merkez medya sahiplerinin ekonomik çıkarlar nedeniyle sansürü otosansürleştirdikleri, kitle gazetelerinde çalışan gazeteci ve köşe yazarlarının hükümet müdahalesine daha açık olduklarını, hükümet müdahalelerinin temel hedefinde anaakım medya olduğunu, bu durumun da gazeteci ve köşe yazarlarının alternatif medya kuruluşlarına yönelmesini hızlandırdığına işaret etmektedir. Bugüne kadar birçok akademik araştırma, farklı ülkelerde farklı siyasal yönetim biçimlerine bağlı olarak değişim gösteren iktidar karşısında basının aldığı konuma göre ortaya çıkan ilişki modelleri ortaya koymuşlardır. Türkiye'de basının bugünkü durumunu ele alırken, iletişim literatüründe geliştirilmiş bu modellerden yararlanılmıştır. Akademik literatürün kılavuzluğundaki bu çalışma, basın-iktidar ilişkisinin işleyişinde belirleyici olan etkenleri ortaya koymayı amaçlamaktadır.
İktidarın yeniden üretim aracı olarak simgelerin kullanımı
Bu çalışma iktidarın yeniden üretiminde simgelerin kullanımını göstermeyi amaçlamaktadır. İlk iki ana başlıkta çalışmada kullanılan anlam ve çerçeveler sunulmaktadır. Çalışma postmodern iktidar temelinde yeniden üretim ve simge kullanımında tabiiyet ilişkisini sorunsallaştırmaktadır. Simgelerin farklı bakış açılarına göre temsilleri ve oluşturdukları anlam ve değer dünyaları demokratik bir alanın varlığını engellemiştir. Buna göre iki farklı çizgide yer alan TV dizileri ile simgelere yüklenen içerikler farklı sonuç ve güç ilişkileri üretmektedirler.
Türk eğitim sisteminin yapısal özellikleri bağlamında 1980 sonrası Türkiye'de eğitim-iktidar ilişkileri
Bilgi, düşünsel düzeyde girdi ve çıktı olma özelliğine sahip olan anlamlı bir birikim olarak tanımlanabilir. Bilgi ile doğrudan bağlantılı bir süreç olarak gerçekleştirilen eğitim ise, sistemli veya sistemsiz olarak muhataplarında gözlenebilir düşünce ve eylem farklılıklarının temelini oluşturan ve altyapılarını kuran bilgi hareketliliğidir. Bilginin, bizatihi sahip olduğu ve bilgi sahiplerinin doğrudan elde ettiği iktidar olgusu ise, en genel anlamda fiziksel veya psikolojik bir etki olarak izah edilebilir. Eğitimin bir bilgi hareketliliği olması ve bilginin de iktidarla ontolojik bir birlikteliğinin bulunması, eğitim ile iktidar arasındaki ilişkiyi önemli hale getirmektedir. Bu bağlamda Türk eğitim sisteminin iktidarla, devlet iktidarı ile ilişkisinin niteliği Türkiye'de nüfusun neredeyse tamamının eğitimle bağının olması bakımından önemli hale gelmektedir.Türk Eğitim Sisteminin Yapısal Özellikleri Bağlamında 1980 Sonrası Türkiye'de Eğitim-İktidar İlişkileri bu araştırmanın temel konusunu oluşturmaktadır. İşlenen konular ise bilgi-iktidar ilişkileri, bilgi ile eğitim arasındaki bağ, yakın Türk eğitim tarihini de kapsayan 1980 sonrası Türkiye'de eğitim ile iktidar arasındaki ilişkidir.Anahtar Kelimeler: Bilgi, eğitim, iktidar.
Türkiye`de 12 Eylül 1980 sonrası siyasi iktidar-bürokrasi ilişkisi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de 1980 sonrası siyasi iktidar ve bürokrasi ilişkilerinde meydana gelen değişimi incelemektir. Çalışmanın I. Bölümünde bürokratik güç ve egemenlik, bürokrasiye güç sağlayan faktörler açıklanmıştır. Bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerinin, çeşitli siyasi sistem ve hükümet biçimlerinin gösterdikleri değişim incelenmiş ve bürokrasiyle demokrasi ilişkisi sorgulanmıştır. İkincibölümde bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerinin Osmanlı son dönemlerinden, 12 Eylül 1980'e kadar izlediği süreç incelenmiştir. Türk siyasi hayatında önemli değişimlerin yer aldığı 1980 sonrası dönem üçüncü bölümde ele alınmış; bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerindeki değişim ve siyasi iktidarın bürokrasinin gücünü azaltmaya yönelik eylemleri tesbit edilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, Türkiye'de üst düzeyde bulunan kamu bürokratlarının siyasi iktidar ve güce yaklaşımları, kendilerine atfettikleri rolün araçsal mı yoksa amaçsal mı olduğu anket çalışmasıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bürokrasinin gücünde azalma gözlenen 1983-1989 ANAP iktidarı döneminde bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkilerindeki değişim tespit edilmeye çalışılmıştır. Anket çalışması Bürokrasi ve siyasi iktidar ilişkisinin tarafları olan siyasetçiler ve bürokratlarla gerçekleştirilmiştir.
Türkiye'de aydınların iktidar değişimlerine yönelik tutumlarını belirleyen toplumsal faktörler: 28 Şubat dönemi
Türk siyasi tarihinde darbeler ve darbe dönemleri, kurumsal ve toplumsal yapı üzerinde çok önemli bir etkiye sahiptir. Darbelerde bazı aydınların da askeri ve sivil bürokrasi ile birlikte hareket ettiği veya desteklediği görülür. Aydınların bu tutumunun sosyolojik olarak açıklanmaya ihtiyacı vardır. Bu nedenle tezin amacı 28 Şubat sürecinde Türk aydınlarının iktidar ile ilişkilerini incelemektir. 28 Şubat sürecinde demokratik seçimle gelen hükümet, postmodern bir darbe sonucu iktidardan uzaklaştırılarak, askeri bir vesayet oluşturulmuştur. Çalışmamızda "Bu süreçte Türkiye'de aydınların sorumluluğu var mıdır, varsa nasıldır?" sorularının cevabı araştırılmıştır. Özellikle bazı aydınların toplumsal değerleri, temel hak ve hürriyetleri görmezden gelmesinin aydın tutumu ile oluşturduğu çelişki gösterilmeye çalışılmıştır. Tarihsel sosyoloji bağlamında değerlendirildiğinde, yirminci yüzyılın ikinci yarısından sonra on senede bir gerçekleşen darbeler sürecinde, 28 Şubat'ta yaşananlar, öncekilerle bir yönüyle benzerlik, diğer yönüyle de farklılık göstermektedir. Bu süreçte aydınların toplumsal olayları değerlendirme konusunda gösterdiği tutumlar, toplumsal olayları analiz etmekte ne kadar tutarlı bir yol izlediği ve bu tutumların ne gibi sonuçlara yol açtığı analiz edilmiştir. Bu bağlamda 28 Şubat sürecinde belirli parametreler odak noktası olarak dikkate alındığında, Türkiye'deki aydınların Liberal, Muhafazakâr-İslamcı ve (Klasik) Sol-Kemalist yaklaşımlar ekseninde ele alınıp, bir literatür taraması yolu ile değerlendirilmiştir. Türkiye'de bazı aydınların din konusundaki fikirlerinde pozitivist perspektifin güçlü bir etkisi görülmektedir. Örneğin, bazı Kemalist ideolojiyi savunan aydınlar ile bazı Sol görüşlü aydınların 28 Şubat sürecine yönelik tepkileri bir yönü ile benzerlik taşımaktadır. Ancak Kemalist aydınlar bu konuda Türkiye'deki Sol görüşlü aydınlardan daha sert denilebilecek değerlendirmeler yapmakta ve bu süreci, rejimin muhafazası açısından hayati ve meşru bir adım olarak değerlendirmektedirler. 28 Şubat sürecinin, Türkiye'deki dindar kesimi hedef alması dolayısıyla, bu konudaki en sert tepkiler, doğal olarak, muhafazakâr-İslamcı görüşü savunanlardan beklenirdi. Ancak, muhafazakâr grupların kendi içerisinde bu konuda net ortak bir karşı tutum aldığından bahsetmek mümkün değildir. Liberal aydınlara göre ise Türkiye Cumhuriyeti resmî ideolojisi doğrultusunda yönetilmektedir. Bu yönetim, aynı zamanda bir toplumsal irade ve paylaşıma imkân tanımaz. Sadece, kendi kadrolarıyla kontrol sağlamaya çalışır. Bu nedenle gelenekçi ve özgürlükçü yaklaşımlara müsamaha göstermez. Sonuç olarak Türkiye'de bazı aydınlar genellikle iktidarların gücü karşısında göreli olarak daha özgürlükçü davranarak, insan hak ve hürriyetlerini savunmaktadır. Bazı aydınlar ise, iktidarın gücü karşısında daha pasif bir tutum göstermektedirler. Diğer bir grup ise iktidarın yanında yer alarak, toplumun değerlerini ve hürriyetlerini devlet için bir tehdit olarak algılamaktadırlar.
İktidar muhalefet ilişkisi bağlamında Demokrat Parti Dönemi Sinop milletvekillerinin TBMM'deki faaliyetleri (1950-1960)
II. Dünya Savaşı, modern demokrasilerin gelişiminde önemli bir aşama olmuştur. Müttefiklerin kazandığı bu savaş, aynı zamanda demokrasinin zaferi olarak kabul edilmiştir. Harbin bitmesiyle birlikte totaliter rejimler güç kaybetmiş ve dünya konjonktürü yeniden şekillenmiştir. Türkiye'nin harp dönemindeki genel siyaseti, savaşın dışında kalmak olmuştur. Fakat mevcut dengeler tarafsız kalmayı engellediğinden demokrasiyi savunan batı bloğu ile yakınlaşma sürecine girilmiştir. Çağdaş demokrasinin ana unsurlarından biri çok partili siyasi düzen olmuştur. Türkiye'deki çok partili sisteme geçiş denemelerini iki döneme ayırmak mümkündür. Bu ayrımda, II. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası gelişmeleri ölçüt alınmıştır. Alternatif partili düzenin kesin olarak kurulması savaştan sonra gerçekleşmiştir. Bu ikinci devrede yeni siyasi partiler ortaya çıkmıştır. 7 Ocak 1946'da kurulan Demokrat Parti çok partili dönemdeki en etkili muhalefet partisi olmuştur. Kuruluşundan dört yıl sonra katıldığı genel seçimlerde ise muhalefetten, iktidara geçmiştir. Böylece 1950-1960 yılları arasını kapsayan Demokrat Parti Dönemi başlamıştır. 27 yıl devam eden Halk Parti iktidarının el değiştirmesi, iktidar-muhalefet ilişkilerine farklı bir dinamizm getirmiştir. Halk Partisi Sinop milletvekillerinin, iktidar-muhalefet ilişkilerindeki rolleri ve dönemin siyaseti üzerindeki etkileri bu çalışmanın konusu olmuştur. Aynı zamanda siyasi partilerin Sinop bölgesindeki seçim çalışmaları ortaya konularak seçmen ve sandık sonuçlarına olan etkisi tetkik edilmiştir. Demokrat Parti Dönemi, 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri müdahaleyle sonlandırılmıştır. Yaklaşık on yıl devam eden bu süreçte toplam üç teşri dönemi gerçekleşmiş ve on dört Sinop mebusu yasama faaliyetinde bulunmuştur. İlk iki dönem Halk Partisine, son dönem Demokrat Parti'ye mensup olan bu mebusların çalışmaları, belirlenen periyot içerisinde araştırma kapsamına alınmıştır. Sinop milletvekillerinin meclis içerisindeki faaliyetlerine göre, muhalefet anlayışları hakkında çıkarımlar yapmak mümkün olmuştur. Bu bağlamda salt bir muhalefet takip etmek yerine eleştiriler oldukça yapıcı bir zihniyette gerçekleştirilmiştir. Ayrıca ülke meselelerini, particiliğin üzerinde tutan bir çizgide olmuşlardır. Dönemin meseleleriyle yakından ilgilenen bu mebuslar, yasama dönemlerinin şekillenmesine katkı sağlamışlardır.
Kırsal alanda yarı göçer çingenelerde toplumsal cinsiyet rolleri ve iktidar ilişkilerinin analizi: Bolu Taşkesti örneği
Toplumsal cinsiyet, bireyin kültürle kurduğu ilişkide özne olma sürecinde yaşadığı deneyimleri yansıtmaktadır. Bu deneyimler, gündelik yaşamda çeşitli iktidar ilişkilerini var etmektedir. Gündelik yaşam sürecinde kadınların ve erkeklerin iktidar ilişkilerinde; kimin, neyi, nasıl yapacağı, sınırlarını nereden çizeceği, kime hangi özellik ve değerlerin atfedileceği gibi konular yer almaktadır. İktidar ilişkilerinin incelenmesinde ise aile en önemli yapıdır. Kamusal ve özel alandaki kadının varlığının, iktidar dengelerinde nerde olduğunun görülmesi açısından bu durumun irdelenmesi gerekmektedir. Yapılan bu çalışmanın da en temel amacı; kırsal alanda yarı göçer bir şekilde yaşayan Çingenelerin, yaşamlarını özel ve kamusal alanda cinsiyetleri üzerinden nasıl deneyimlediklerini, ilişkilerini hangi iktidar sürecinden geçirdiklerini ortaya koymak ve bulguları betimsel analiz çerçevesinde aktarmaktır. Bolu/Taşkesti kırsalında yaşayan 10 kadın ile derinlemesine görüşme gerçekleştirilerek tamamlanan bu çalışmada; Çingene kadınların aile ilişkilerinde üstlendikleri sorumluluk ve rollerin, kırsal alandaki iş paylaşımı ve karar verme durumlarının, aile konumundaki statü ve saygınlıklarının, aynı zamanda kadının belirginliği ve değerinin yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Tek Parti Dönemi'nde Türkiye'de iktidar-azınlık ilişkileri ve kamuoyu
Tek Parti döneminde azınlık ilişkilerinin konu edildiği bu çalışmada, iktidarın azınlıklara yaklaşımı, azınlıklara yönelik politikalar ve kamuoyunun azınlıklara yönelik yaklaşımı ele alınmıştır. XIX yüzyıldan itibaren imparatorlukların başta milliyetçi ideoloji olmak üzere çeşitli nedenlerle çözülme sürecine girmesi, ulus-devletlerin kurulmasını gündeme getirmiştir. Benzer bir şekilde XIX. yüzyıldan itibaren çözülüşü hızlanan Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı'yla fiilen sona ermiştir. İtilaf devletlerinin Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu'yu işgal etmesi, Mustafa Kemal Paşa liderliğinde kurtuluşu yöneten kadronun kitleyle bütünleşmesini kolaylaştırmış ve emperyalist güçler ve onların alt emperyal unsurlarına karşı verilen mücadele sonucunda Türk ulus-devleti kurulmuştur. Türk ulus-devletinin kurucu antlaşması olan Lozan Antlaşması'yla azınlık hakları da uluslararası güvenceye alınmıştır. Bundan sonraki süreçte Türk toplumunu muasır medeniyetler düzeyine ulaştırmayı amaçlayan kurucu kadronun attığı adımlar, Rum, Ermeni ve Yahudi azınlıkları yakından ilgilendirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin azınlıklara yönelik politikalarının temelinde ulus-devlet anlayışının homojen bir yapıyı temel alması ve imparatorluğun çözülüş sürecinde yaşananlar etkili olmuştur. Cumhuriyet'in kurucu kadrosunun modernleşme doğrultusundaki adımları, yeni bir ulus, kültür ve vatandaş yaratma çabaları iç içe geçmiştir. Kurucu kadronun amacı, bağımsız, homojen ve seküler bir ulus devlet anlayışına uygun adımlar atmak, kitlenin de bu doğrultuda hareket etmesini sağlamaktır. Siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda atılan her adım ve yasal düzenleme, doğal olarak azınlıkların pozisyonlarına yansımış ve bu durum, azınlıkların hem cemaat içi hem de devlet kurumlarıyla olan ilişkilerinin yeniden yapılandırılmasını gündeme getirmiştir. Tek parti iktidarı, azınlıkların "makbul vatandaşlar" olmasını ve bu doğrultuda hareket etmesini önemsemiş, hatta talep etmiştir. Diğer bir ifadeyle azınlıkların, ulus-devlet, ulusal kimlik ve modernleşme doğrultusunda atılan adımlarla ve tek parti iktidarının uyguladığı politikalarla uyumlu hareket etmesi amaçlanmıştır. Tek parti döneminde azınlıklara yönelik uygulanan siyasal, ekonomik, kültürel ve toplumsal alandaki politikaların "içerilme", yani asimile etme ve "dışlanma-görünmez kılınma" arasında salındığını söylemek mümkündür. Bu çalışmada tek parti döneminde iktidar azınlık ilişkileri çok yönlü ele alınmış ve çalışmanın meseleyi açıklayıcı ve geliştirici olmasına önem verilmiştir.