Hemoglobin A-glikolize

Bu konu başlığı altında 75 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kistik fibrozis tanılı hastalarda glukoz metabolizmasının değerlendirilmesi

Kistik fibrozis akciğer, sindirim sistemi (karaciğer, safra yolları, pankreas, barsaklar), üreme sistemi (epididim), ter bezleri başta olma üzere tüm ekzokrin dokuları etkileyen multisistemik bir hastalıktır. Kistik fibrozis hastalarının yaşam sürelerinin uzaması ile birlikte hastalık ile ilişkili komplikasyonlar artan sıklıkta görülmeye başlamıştır. Son yıllarda artan farkındalık ve tarama testlerinin yaygın olarak uygulanması ile görülme sıklığı daha da artan glukoz homeostaz bozuklukları da bu komplikasyonlar arasındadır. Glukoz homeostaz bozukluğu olan kistik fibrozis hastalarında bozulmuş glukoz toleransı veya kistik fibrozise bağlı gelişen diyabet görülmektedir. Güncel diyabet sınıflamasında diğer nedenlere bağlı spesifik diyabet tipleri içerisinde yer alan kistik fibrozise bağlı gelişen diyabet, kistik fibrozis hastalarında sinüs hastalıkları, astım ve reflüden sonra en sık gelişen komplikasyondur. Kistik fibrozise bağlı gelişen diyabetin hastaların klinik durumunda kötüleşmeye neden olması, akciğer fonksiyonlarında azalma, beslenme durumlarında bozulma, yaşam süresi beklentisinde azalma ile ilişkilendirilmesi nedeniyle tanınması ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Yapılan çalışmalarda ve ulusal verilerin sunulduğu raporlarda on yaş ve üzeri kistik fibrozis hastalarında kistik fibrozise bağlı gelişen diyabetin görülmeye başladığı ve sıklığının giderek arttığı gösterilmiştir. Kistik fibrozise bağlı gelişen diyabetin erken dönemde klinik sessiz gidişata sahip olabilmesi nedeniyle güncel rehberler on yaş ve üzeri kistik fibrozis hastalarında yıllık olarak glukoz metabolizmasının değerlendirilmesini önermektedir. Bu çalışmada 15 Kasım 2018 ile 15 Mart 2019 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bilim Dalı'nda takipli olan ve rutin poliklinik kontrolüne gelen 10-18 yaş arası kistik fibrozis tanılı hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 94 hastaya 2 saatlik oral glukoz tolerans testi uygulanmış ve hastaların 74'ünde (%78,7) normal glukoz toleransı, 16'sında (%17) bozulmuş glukoz toleransı ve 4'ünde (%4,3) kistik fibrozise bağlı gelişen diyabet saptanmıştır. Normal ve anormal glukoz toleransı olan hastalar klinik özellikleri ve laboratuvar parametreleri açısından karşılaştırılmıştır. Normal glukoz toleransı olan hastaların 25'inde (%33,8), anormal glukoz toleransı olan hastaların 14'ünde (%70) ailede diyabet öyküsü mevcut olup, iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmıştır (p=0,004). Normal glukoz toleransı olan hastaların son bir yılda akut pulmoner alevlenme düşünülerek verilen toplam antibiyotik sayı ortancası (çeyrekler arası aralık) 2 (2,5) iken anormal glukoz toleransı olan hastalarda 3 (3,5) olup, iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmıştır (p=0,004). FEV1 yüzdesi açısından bakıldığında normal glukoz toleransı olan hastaların ortalaması 88,8 (±24,4) iken anormal glukoz toleransı olan hastaların ortalaması 74,1 (±26,3) saptanmış olup, iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmıştır (p=0,021). Karaciğer hastalığı normal glukoz toleransı olan hastaların 21'inde (%30), anormal glukoz toleransı olan hastaların 11'inde (%57,9) mevcut olup ve iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmıştır (p=0,025). HbA1c yüzdesinin normal ve anormal glukoz toleransı olan hastalar arasında istatistiksel anlamlı şekilde farklı olduğu görülmüş (p<0,001), oral glukoz tolerans testi 120. dakika plazma glukozu ile HbA1c yüzdesi arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon saptanmıştır. HbA1c yüzdesinin anormal glukoz toleransını öngörmede tanısal değeri EAA:0,716 (%95GA 0,57 – 0,86, p=0,003) saptanmış, tanı performansı orta derecede bulunmuştur. Tanı performansı ölçüleri değerlendirildiğinde kesim noktası >5,7 olarak belirlenmiştir. Bu değer için duyarlılık %75 (%95GA 50,9 – 91,3), seçicilik %63,5 (%95GA 51,5 – 74,4) saptanmıştır. HbA1c yüzdesi >5,7 tanı ölçütü olarak kullanıldığında 20 kistik fibrozise bağlı gelişen diyabet hastasının 4'üne (%20) tanı konamamaktadır. Kistik fibrozise bağlı gelişen diyabetin pulmoner fonksiyonlar, nutrisyonel durum ve mortalite üzerine etkileri göz önüne alındığında yanlış negatiflik oranının klinik olarak yüksek olduğu değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, anormal glukoz toleransı olan hastaların ailesinde diyabet öyküsünün daha sık olduğu, son bir yılda geçirdikleri akut pulmoner alevlenme sayısının daha yüksek olduğu, FEV1 yüzdesinin daha düşük olduğu ve karaciğer hastalığının görülme sıklığının daha yüksek olduğu hem tek değişkenli hem de çok değişkenli analizlerde saptanmıştır. HbA1c yüzdesi >5,7 tanı ölçütü olarak kullanıldığında yanlış negatiflik oranı yüksektir, düşük HbA1c yüzdeleri anormal glukoz toleransını dışlayamamaktadır. Bu nedenle hastalara duyarlılığı seçiciliği daha yüksek, tüm kistik fibrozis hastalarında tarama için yaygın kullanılabilecek kolay uygulanabilir maliyet etkin bir yöntem saptanana dek kistik fibrozise bağlı gelişen diyabetin taramasında oral glukoz tolerans testinin kullanılması önerilmelidir.

Diabetes mellitusFibrozGlükoz+3
Onur Gözmen
Hacettepe University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

45 – 65 yaş arası tip 2 diabetes mellitus tanılı hastalarda probiyotik kullanımının glukoz, ha1c ve lipid profili üzerine etkisi

Bu çalışma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyabet polikliniğine başvuran 45-65 yaş arası tip2 diabetes mellitus tanılı hastalarda probiyotik kullanımının glikoz, HbA1c ve lipid profili üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma 01 Mart -Aralık 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma 13'ü (%38,2) erkek ve 21'i (%61,8) kadın olma üzere toplam 34 hasta ile yapılmıştır. Hastaların çalışma başlangıcında boy(seca)ve kilosu (tanıta )marka tartı aleti ile ölçülerek, BKİ hesaplandı. Hastaların Harris Benedict formülü kullanılarak beslenme düzeni planlanmıştır ve hastalara yaşam tarzı değişikliği önerisinde bulunulmamıştır. Çalışmada hastaların diyabetik beslenme programlarına kuşluk ve gece ki ara öğünlerine 100ml kefir eklenmiştir. Bireylerin beslenme durumlarını takip etmek için çalışma başında ve sonunda hafta içi 24 saatlik besin tüketim kayıtları, vücut analizleri ile antropometrik ölçümleri alınmıştır. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 52.44±6.0, hastalık sürelerinin ortalaması 102,79±72,76 ay, boy ortalaması 162,35±10,28 cm olarak saptanmıştır. Başlangıç ağırlık ortalamaları 87,76±18,47, 3. ayda ağırlık ortalamaları 86,47±19,33'dir. Hastaların başlangıç BKİ ölçümleri 23 ile 50 kg/m² arasında değişmekte olup, ortalama 33,11±6 kg/m² iken 3. ayda BKİ ölçümleri 22,5 ile 48 kg/m² arasında değişmekte ortalama 32,63±6,21 kg/m² dir. Hastaların başlangıç enerji alımları ortalama 1.099,kcal, protein 50,2 gr, karbonhidrat 110 gr, yağ 47 gr, kolesterol 173gr lif 20 gr iken probiyotik kullandıktan sonraki 3. ayda enerji alımı ortalaması 1.189 kcal, protein 58 gr, karbonhidrat 119 gr, yağ 50 gr, kolesterol 187 gr, lif değeri ise değişmemiştir. Çalışmaya katılan hastaların başlangıç ağırlık ortalama standart sapması 87,76±18,47 mg/dl iken 3. ayda hastaların ağırlık ortalama standart sapması 86,47±19,33 mg/dl'dir. Başlangıç ve 3. Aydaki ağırlıkları kıyaslandığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,015). Hastaların başlangıç BKİ Ort±SS: 33,11±6 iken 3. Ayda BKİ Ort±SS: 32,63±6,21 mg/dl olarak saptanmıştır. Hastaların başlangıç ve 3 aydaki BKİ kıyaslandığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,016). Çalışmaya katılan hastaların başlangıç HbA1C ortalama standart sapması 9,1±2,27 iken 3.ayda HbA1C ortalama standart sapması 8,32±1,9'dur. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.(p<0,033).Hastaların başlangıç kalsiyum Ort±SS: 9,71±0,54 iken 3. Ayda kalsiyum Ort±SS: 9,9±0,37 olarak saptanmıştır. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0,035). Sonuç olarak, başlangıç ve üçüncü ay biyokimyasal kan sonuçları karşılaştırıldığında probiyotik fermente süt tüketen diyabetik hastaların açlık kan şekeri ve HbA1C seviyesi düşmüştür. Total Kolesterol, LDL Kolesterol ve trigliserit değerleri başlangıç değerlerine göre 3. ayda azalmış ancak bu azalma istatistiksel olarak anlamlı değildir. Hastaların başlangıç değelerine göre 3. aydaki ağırlık ve BKİ değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde azalmıştır. Tüm bu sonuçlara göre probiyotik fermente sütün (kefir) diyabetin ve birçok hastalığın tedavisinde tamamlayıcı tedavi olarak kullanılabilirliği söylenebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Glükoz+4
Pınar Kılıçsokan
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir diyet polikliniğine başvuran tip 2 diabetes mellitus hastalarının beslenme alışkanlıkları ile HbA1c düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu araştırma Mart- Nisan 2021 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Polikliniği'ne başvuran ve sonrasında diyet polikliniğine yönlendirilen tip 2 diyabet tanısı almış ayaktan tedavi gören 12 erkek, 38 kadın olmak üzere toplam 50 birey üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın amacı, tip 2 diabetes mellitus tanısı alan yetişkin bireylerin beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve bazı biyokimyasal bulguları ile HbA1c düzeyi arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Çalışmaya katılan hastalar HbA1c düzeylerine göre <%7 ile >%7 şeklinde gruplandırılmış, bu gruplara ve cinsiyete göre karşılaştırılmıştır. Diyabetik bireylere tanımlayıcı özelliklerini, fiziksel aktivite düzeylerini, ek hastalık durumları ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla bir anket formu uygulanmıştır. Hastaların %40'ının (n=20) HbA1c düzeyi <%7 ve %60'ının (n=30) HbA1c düzeyi >%7'dir. HbA1c düzeyi <%7 olan kadın ve erkeklerin yaş ortalaması 48,2 ve 41,5 yıl iken; HbA1c düzeyi >%7 olan kadın ve erkeklerin yaş ortalaması 49,9 ve 46,9 yıl olarak bulunmuştur. HbA1c düzeyi <%7 olan gruptaki hastaların çoğunun 1. Derece Şişman olduğu, HbA1c düzeyi >%7 olanların ise fazla kilolu olduğu gözlemlenmiştir. BKİ derecelerine göre gruplar arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Açlık kan glukozu HbA1c düzeyi <%7 olan grupta HbA1c düzeyi >%7 olan gruba göre cinsiyet fark etmeksizin anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Kadın hastalardan HbA1c düzeyi <%7 olan grubun total kolesterol ve HDL seviyeleri, diğer gruba göre daha yüksek bulunmuş olup LDL ve trigliserid seviyeleri bu grupta daha düşük bulunmuştur. Erkeklerin total kolesterol, HDL, LDL, trigliserid değerleri HbA1c <%7 'nin altındaki grupta diğer gruba göre düşük bulunmuştur. Bu çalışmaya katılanların beyaz ekmek tüketiminin HbA1c düzeyi >7 olan grupta daha fazla olduğu bulunmuş olup kepekli ve tam buğday ekmek tüketimi daha azdır. Katılımcılardan HbA1c düzeyi >7 olan grupta şeker, bal-reçel-pekmez tüketiminin HbA1c düzeyi <7 olan gruba göre daha fazla olduğu gözlenmiştir Sonuç olarak çalışmamızda HbA1c değerini beslenme alışkanlıklarının etkilediği saptanmıştır. Bundan dolayı tip 2 diyabetli bireylerde iyi bir metabolik kontrol için yeterli ve dengeli beslenme planı uygulanmalı ve yaşam boyu davranış değişikliği kazandırılmalıdır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıDiabetes mellitus+2
Züleyha Mucur
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Glikozillenmiş protein tayini için boronat temelli yüzey plazmon rezonans sensörler

Şeker hastalarının kan şekeri seviyelerinin takibinde en yaygın kullanılan testler kan glukozu ve glikozillenmiş hemoglobin (HbA1c) ölçümüdür. Kan glukozu ölçümü, günlük glisemik durumun göstergesi iken HbA1c ve diyabet gelişme riskinin bir göstergesidir. Glikozillenmiş hemoglobin (HbA1c) hemoglobinin β-zincirinin N-terminal valinine glikoz bağlanması sonucu oluşur ve geçmiş 2-3 aylık dönemdeki ortalama glukoz değerini yansıtır. HbA1c'nin kandaki derişiminin 141mg/dL'den yüksek olması şeker hastalığı teşhisi konması için çoğu zaman yeterlidir. Boronik asit türevleri, cis-diol etkileşimini temel alan karbonhidrat ilişkisi sayesinde HbA1c tayininde sıklıkla kullanılır ve bu ilişki temel alınan tayinler çoğunlukla enzimatik sensörler ve HPLC ile yürütülmektedir. Bu yöntemlerin yanı sıra sensör çalışmaları da alternatif olarak geliştirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada bir boronik asit türevi olan vinil fenil boronik asit ile modifiye edilmiş bir yüzey plazmon rezonans sensörü ile HbA1c tayini yapmak amaçlanmıştır. Çalışmada pH değerinin bağlanmada önemli bir parametre olduğu ve derişim attıkça alınan sinyalin de arttığı görüldüğünden bağlanmanın başarılı bir şekilde sağlandığı sensogramlardan alınan grafiklerle ortaya konulmuştur. 10 μg/mL derişimde dahi sinyal alınabildiğinden klinik değerlerden çok daha hassas ölçüm yapılabildiği de kanıtlamıştır. Yapay plazma çalışmalarında insan serum albumini, IgG, hemoglobin gibi bağlanma gösterebilecek moleküllere karşı seçiciliği ayırt edici bir şekilde fazla olduğu alınan farklı sensogramlarla teyit edilmiştir. Tekrar kullanılabilirlik testlerinde kırınım değerinin oldukça az değişim göstermesi düşük maliyet hedeflenen çalışmalar için de uygun olduğunu göstermiştir. Sonuçlar ayrıca bir SPR biyosensörünün HbA1c ölçümünün doğruluğunu ve yine doğruluğunu arttırmak için hassas bir teknik olarak kullanılabileceğini kanıtlamıştır.

Benzenboronik asitlerBiyosensörlerHemoglobin A-glikolize+2
Merve Çalışır
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tip 2 diyabetli obez hastalarda armband ölçümleri ile kişiye özel hazırlanmış diyet tedavisinin metabolik kontrol üzerine etkisi

Diyabetik obez hastalarda armband (metabolik holter) ölçümleriile kişiye özel hazırlanmış diyet tedavisinin metabolik kontrol üzerine etkisi. Araştırma İzmir Özel Çankaya Tıp Merkezi'nde beslenme ve diyet bölümüne yönlendirilen diyabetli hastaların armband ölçümleri ile kişiye özel diyet tedavisinin metabolik kontrol üzerine etkisini araştırmak amacı ile 2013 Kasım-2014 Ağustos tarihlerinde yapılmıştır. Çalışmaya katılan diyabetli bireylerin 20-70 yaş arası, BKI>27 ve hba1c>7 şartlarını sağlaması göz önünde bulundurulmuş, bu özellikleri sağlayan ilk 20 hasta onayları alınarak çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların metabolik holter cihazı ile fiziksel aktivite düzeyleri ve enerji tüketimleri hakkında bilgi edinilerek, bireye özel bir diyet programı oluşturulmuş, haftalık kontrollerle bireyin diyete uyumu ve fiziksel aktivite artışı desteklenmiştir. Katılımcılar haftalık diyet takipleri ve ayda 1 kez olmak üzere toplamda 3 kez holter ölçümleri ile toplamda 3 ay boyunca kontrol altında tutulmuştur. Daha sonraki 3 ay boyunca katılımcılar ile aylık kontroller kesilmiş, 6. ay sonunda hastalar tekrar kontrole çağrılmıştır. Katılımcıların biyokimyasal bulguları çalışma başında, ortasında ve sonunda tıp merkezi bünyesinde değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda, katılımcıların başlangıca göre hba1c değerleri (başlangıç: 8.71, 3. Ay:7.06, 6.ay: 7.14), Akş değerleri( başl: 199.6, 3. Ay :143.60 6. Ay: 152.85), Tkş değerlerinde (başl.:261.3, 3. Ay :142.55, 6. Ay: 144.6) anlamlı azalmalar tespit edilmiştir.(p<0.05) Çalışma başına göre diyabetlilerin ağırlıklarında.(Başl.: 92,3kg; 3. Ay: 87.33kg, 6. ay: 86.98kg), BKIdeğerlerinde(Başl.:34.76, 3. Ay: 32.86, 6. Ay: 32.69) ve yağ kütlelerinde(Başl.:36.06, 3. Ay:31.30, 6. ay:30.82) istatistiksel açıdan anlamlı azalma gözlenmiştir (p<0,05). Katılımcıların lipid profillerinden HDL ve LDL değerleri çalışma sonunda anlamlı değişim göstermezken; total kolesterol ve trigliserit değerleri çalışma başına göre istatistiksel açıdan anlamlı azalmalar göstermiştir. Katılımcılara takılan armband cihazı ölçüm sonuçlarında total enerji tüketimi (Başl.:2582.15; 1. Ay sonu: 2610.75, 2. Ay sonu: 2694.30), aktif enerji tüketimi (Başl.:361.70; 1. Ay sonu: 404.20, 2. Ay sonu: 468.75), aktif enerji süresi (Başl.: 1:08:42 saat:dakika:saniye,1. Ay sonu: 1:15:51 saat:dakika:saniye, 2. Ay sonu: 1:30:03 saat:dakika:saniye), adım sayısı.(Başl.:6592;1. Ay sonu: 8366, 2. Ay sonu: 8411), Met değeri (Başl.:1.24;1. Ay sonu: 1.27, 2. Ay sonu: 1.32), başlangıca göre, 1. ay ve 2. ay sonunda artış göstermesine rağmen istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Uyku süreleri (Başl.: 6:37:21 saat:dakika:saniye ,1. Ay sonu: 6:33:15 saat:dakika:saniye, 2. Ay sonu: 6:36:30 saat:dakika:saniye) ve uzanma süreleri (Başl.: 8:33:05 saat:dakika:saniye ,1. Ay sonu: 8:24:51 saat:dakika:saniye, 2. Ay sonu: 8:09:30 saat:dakika:saniye), zamanla istatistiksel açıdan anlamlı değişimler göstermemiştir (p>0,05). Çalışma sonucunda kişiye özel hazırlanmış tıbbi beslenme programı ve sıkı kontrolün metabolik kontrolü sağlamada etkili bir yöntem olduğu görülmüştür. Diyabet hastalarının diyete uyum ve motivasyonunu sağlamada sıkı takip ve yapılan ölçümlerin etkili olabileceği düşünülmüştür. Metabolik holter ile yaptığımız ölçüm sonuçları anlamlı değişimler göstermemiştir; buna rağmen hastanın aktivite düzeyini tahmin etmede diyet programındaki enerji hesaplaması açısından faydalı olmuştur. Bireylerin fiziksel aktivite düzeyini arttırma ve diyete uyumunu daha kolaylaştırmak adına yapılacak yeni ve uzun süreli araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler:diabet (diyabet); Armband (kolbandı, metabolik holter) ; diet (diyet); metabolik kontrol (metabolic control).

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Diyet+5
Fadime Gül Alkaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi aile hekimliği polikliniklerine 2015 yılında başvuran tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların glisemik kontrollerinin değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetes Mellitus (DM) dünyada ve ülkemizde giderek artan sıklığı ile yol açtığı yüksek maliyet ve akut ya da kronik dönemde oluşturduğu komplikasyonları nedeniyle ciddi önem arzeden metabolik bir hastalıktır. Glisemik kontrolün sağlanması ile akut komplikasyon gelişme riskinin azaltılması, mikro ve makrovasküler komplikasyonların önlenmesi, eşlik eden diğer sorunların düzeltilmesi ve böylelikle diyabetlide yaşam kalitesinin düzeltilmesi benimsenmektedir. Bu çalışmada retrospektif olarak 1 yıllık süre içerisinde Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuruda bulunan Tip 2 DM tanılı hastaların, demografik özellikleri, komorbid hastalıkları ve kullanmakta oldukları tedavileri ile birlikte glisemik kontrollerini değerlendirerek mevcut durumu tespit etmeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: Çalışmaya Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi (AEAH) Aile Hekimliği Polikliniklerine (Çukurambar, İçişleri Bakanlığı, TEDAŞ YÖK, Danıştay ve Beşevler Semt Poliklinikleri) 2015 yılında başvuran Tip 2 DM tanılı toplam 604 hasta dahil edildi. Çalışma kesitsel ve retrospektif arşiv taraması şeklinde planlandı. Özel istenen herhangi bir tetkikin bulunmadığı çalışmada, Ankara AEAH Aile Hekimliği Polikliniklerine başvuran Tip 2 DM nedeni ile takip edilen hastaların; Yaşı, cinsiyeti, 01/01/2015 ile 31/12/2015 tarihleri arasında bakılmış olan HbA1c düzeyleri incelenmiş, dosya kayıtları taranarak mevcut uygulanan tedavi rejimleri, komorbid hastalıkları değerlendirildi. Kullanılan veriler Laboratuvar Bilgi Yönetim Sistemi (LBYS) üzerinden elde edildi. İstatistiksel analiz için SPSS 20,0 programı kullanıldı. Verilerin karşılaştırılmasında Ki kare, Kolmogorov-Smirnov/Shapiro-Wilk testleri, Mann Withney-U testi, Spearman korelasyon analiz testi kullanıldı. Sonuçlar yorumlanırken istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamız Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun15/06/2016 tarih ve 186 sayılı kararı ile etik ve bilimsel açıdan uygun bulundu. Bulgular: Çalışmamıza katılan hastaların %57,3'ü kadın ve %42,7'si erkekti. Çalışmamızdaki hastaların yaş ortalaması 61,2±11,7, HbA1c'nin ortanca değeri %6,1olarak elde edilmiştir. Minimum ve maksimum değerler, yaş için 28 ve 92, HbA1c için %4,6 ve %13,8 görülmüştür. Tüm hastaların %80,1, erkeklerin %79,8, kadınların %80,3'ünde HbA1c %7'nin altında idi. Çalışmamıza dâhil edilen hastalardan sadece 2'sinde ek tanı bulunmamaktaydı. Hastalardan % 53,15 inin medikal tedavi almadığı; diğer hastaların 34'ünün insülin, 266'sının Oral antidiyabetik (OAD), 17'sinin hem insülin hem OAD kullandığı tespit edilmiştir. Sonuç: Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de DM hızlı bir şekilde artış göstermektedir. İyi glisemik kontrolün sağlanmasıyla DM'de mortalitesi yüksek komplikasyonların gelişmesi önlenebilmekte, hastaların yaşam kalitesinin artırılması sağlanabilmektedir. Bu çalışma kapsamında değerlendirilen hastaların %80,1'inde HbA1c değerlerinin %7'nin altında tespit edilmesiyle iyi glisemik kontrolün sağlandığı görülmüştür. Aile Hekimliği Polikliniklerinde yaşam tarzı değişikliği önerilerinin tüm hastalara her ziyarette tekrarlandığı göz önüne alındığında; medikal tedavi almayan hastalarda dahi iyi glisemik kontrolün olması, yaşam tarzı değişikliği önerilerinin etkinliğini ortaya koymaktadır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Glisemik indeks+3
Hatice Saraydemir
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği ve Endotem polikliniklerine 2016- 2017 yıllarında başvuran tip 2 diyabetes mellituslu hastaların glikolize hemoglobin A1c ve ortalama trombosit hacmi düzey ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetes mellitus hiperglisemi ile prezente olan metabolik bir hastalıktır. Diyabetik hastalardaki mortalite ve morbiditenin çoğundan ve azalan yaşam kalitesinden zaman içerisinde gelişen makrovasküler ve mikrovasküler komplikasyonlar sorumludur. HbA1c günümüzde glisemik kontrolün göstergesi olarak en sık kullanılan testtir. Tip 2 DM hastalarındaki kardiyovasküler komplikasyon prevelansının HbA1c ve MPV düzeyleri ile ilişkili olduğu bazı çalışmalarda rapor edilmiştir. Düzelmiş glisemik kontrol MPV'yi azaltır böylece, uygun glisemik kontrol ile trombosit aktivitesinin azalması sağlanabilir ve bu hastalarda vasküler komplikasyonlar önlenebilir veya geciktirilebilir. Trombosit aktivasyon göstergesi olarak MPV'nin, DM progresyonunun izlenmesi ve dolayısıyla primer sağlık hizmetlerinde vasküler komplikasyonların önlenmesinde basit ve uygun maliyetli bir test olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmadaki amacımız Tip 2 DM hastalarında HbA1c ve artmış MPV, PDW düzey ilişkisini değerlendirmekti. Materyal ve Metod: Çalışma, Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği ve Endotem polikliniklerine Haziran 2016- Nisan 2017 tarihleri arasında genel sağlık kontrolü amaçlı başvurmuş ve Tip 2 DM tanısı ile takipli 18 yaş üzeri hastaların demografik bilgileri ve laboratuvar kayıtlarının retrospektif olarak incelenmesi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen tüm hastaların açlık plazma glukozu, HbA1c, trombosit sayısı, ortalama trombosit hacmi, trombosit dağılım genişliği, total kolesterol, trigliserid, HDL kolesterol, LDL kolesterol değerleri toplandı. Hastalar HbA1c değerlerine göre kontrol grubu, HbA1C≤7 ( grup 1 ), HbA1C>7 ( grup 2 ) olarak 3' e ayrıldı. Birbiri ile karşılaştırılarak analiz edildi. Bulgular: Yaş açısından grup 1 ve grup 2 arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu.(p>0,05) Yaş ortalaması arttıkça MPV ve PDW değerleri artmaktaydı. Gruplar arasında APG, HbA1c, Trigliserid değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık mevcuttu.(p=0,001) (p=0,001) (p=0,001) Grup 1 ve Grup 2 arasında LDL ve T.Kolesterol değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık yoktu.(p=0,330) (p=0,592) MPV ve PDW ile Trigliserid arasında pozitif zayıf derecede korelasyon vardı ve bu korelasyon istatistiksel olarak anlamlı bulundu. (p=0,002) (p=0,014 ) MPV ve PDW ile LDL ve T. Kolesterol arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu.(p=0,171, p=0,361) (p=0,172, p=0,378) HbA1c arttıkça PLT azalmakta, MPV ve PDW değerleri artmaktaydı. Bu korelasyon istatiksel olarak anlamlıydı. PDW ve MPV arasında pozitif derecede korelasyon vardı ve bu korelasyon istatistiksel olarak anlamlıydı. (p=0,001) Sonuç: Çalışmamız göstermiştir ki bozulmuş glisemik regülasyon MPV ve PDW gibi trombosit aktivasyon belirteçlerinde artışa neden olur ve bu hastalarda vasküler komplikasyonlar daha sık görülebilir. Elde edilen değerler, MPV'yi ve aynı zamanda PDW'yi vasküler komplikasyonlar açısından diyabet hastalığının yükünü tahmin etmek için bir hematolojik belirteç olarak kullanma olasılığını göstermektedir. Bizim çalışmamızın sonucunda MPV'nin ve PDW'nin, DM progresyonunu izlemek ve dolayısıyla primer sağlık hizmetlerinde vasküler komplikasyonların önlenmesinde, taranmasında basit ve düşük maliyetli bir test olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Böylece erken tanı ve uygun tedavi, başlangıç veya ilerlemeleri geciktirilebilir. Ancak daha büyük popülasyonlarda yapılacak geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Tip 2 DM, MPV, PDW, HbA1c

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hemoglobin A-glikolize+2
Hacer Dinçoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tip 1 Diabetes mellituslu hastalarda otoimmünitenin HbA1c ile ilişkisi

Amaç: Kliniğimizde tip 1 diyabet tanısı ile takip edilen ve düzenli kontrole gelen hastaların antikor pozitifliği ile klinik izlem arasındaki bağlantı araştırıldı. Tanı anındaki ve 6 ay ara ile 18 ay süresindeki antikor düzeylerinin; glikolize hemoglobin değerleri ve yaş ile ilişkisi incelendi. Gereç ve Yöntem: Diyabet polikliniğinden tip 1 diabetes mellitus tanısı ile takip edilen 209 hastanın dosyaları çıkarıldı. Tanı anında antikor titreleri bakılmış düzenli kontrole gelen 84 hastanın dosya bilgileri incelendi. Antikor titreleri negatif tespit edilen 30 hasta çalışmaya alınmadı. Çalışma grubundaki tüm çocukların yaş , cinsiyet, tanı aldıkları tarih, tanı anındaki, 6 ay, 12 ay ve 18 ay sonraki ICA, IAA, GADA, HbA1c son uçlarına ait verileri kaydedildi. Antikor ölçümleri EL İ SA yöntemi ile HbA1c ise HPLC yöntemi ile çalışılmış . Çalışma için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulundan onay alındı. Sonuçlar: Çalışmada tip 1 DM'li hastalarda adacık hücre antikoru ve glutamik asit dekarbosilaz antikoru titresinde tanı anındakine göre zamanla azalma saptandı. ICA 5 ya ş üzerindeki hasta grubunda daha yüksek oranda tespit edilirken GADA için ya ş grupları arasında fark bulunmadı. İnsülin antikoru titresinde tanı anındakine göre artış görüldü. IAA 5 ya ş ve altındaki hasta grubunda daha yüksek oranda saptandı. HbA1c değeri 7'nin üzerinde olan hasta sayısında zamanla azalma tespit edildi. Yaş grupları arasında anlamlı fark yoktu. ICA, GADA, HbA1c değerlerindeki azalma antikor titresindeki azalma ile iyi kan şekeri kontrolünün doğru orantılı oldu ğ unu gösterdi. Antikorların pozitiflik oranlarının ya ş gruplarına göre değişiklik göstermesi tarama sırasında daha seçici olunması açısından öne mli bulundu. Anahtar Kelimeler: Diabetes mellitus, otoantikor, glikolize hemoglobin Aim

Diabetes mellitusHemoglobin A-glikolizeOtoimmünite
Dilvin Çelik Ateş
İnönü University
2007
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran TİP 11 diabetli hastaların HBA1C düzeyleri ve ilişkili faktörler

Tip II diyabet giderek yaygınlaşan bir hastalıktır. Hastalığın kanda HbA1c düzeyinin kontrol edilmesi ile izlenmesi çok önemlidir. Bu araştırma, Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran II diyabetli hastaların sosyodemografik, metabolik ve fiziksel aktivite özellikleri ile HbA1c düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır.2011 Yılı Şubat ?Mayıs Ayları boyunca 4 ay süreyle hastane polikliniğine başvuran ve ayaktan tedavi gören yetişkin tip II diyabetli tüm hastalar araştırma kapsamına alınmıştır. Bu süre içerisinde polikliniğe başvuran 500 hastaya anket uygulanmış ve metabolik kontrol düzeylerini değerlendirmek için açlık kan şekeri, HbA1c, HDL kolesterol, kan basıncı değerleri ve beden kitle indeksi(BKİ),bel çevresi, kalça çevresi ölçümleri alınmıştır.Çalışmaya katılan hastaların %58'i (290 kişi) kadın, % 42'si (210 kişi) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 54,78±12,07 yıldır. Katılımcıların % 40.0'ı ilkokulu bitirmemiş veya okur-yazar değildir. Erkeklerin beden kitle indeksi ortalaması 27,83±4,58 kg/m2, kadınların beden kitle indeksi ortalaması 31,35±6,40 kg/m2 olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan hastaların açlık kan şekeri ortalaması 204,23±95,16, bu ortalama erkeklerde 201,67±91,85, kadınlarda 206,08 ±97,59 mg/dl' olarak elde edilmiştir. HDL kolesterol düzeyi erkeklerde 42,61 ± 11,56 mg/dl, kadınlarda ise 47,31±12,07 mg/dl olarak bulunmuştur. Hastaların %65.4'ü anti-diyabetik ilaç, %34.6'si ise insülin kullanmaktadır. Hastaların % 59'u 1-3 ay arasında kan HbA1c düzeylerini kontrol ettirdiklerini ifade etmişlerdir.Araştırmaya katılan erkeklerin HbA1c ortalaması 9,09±2,36, kadınların HbA1c ortalaması 9,12±2,57 mg/dl'dir. Erkeklerin % 23,8'i, kadınların ise % 23,4'ü HbA1c hedef sınır olan 6,5-7 mg/dl değere ulaşabilmişlerdir. Bu çalışmada insülin kullananların HbA1c ortalaması 10,2±2,5, antidiyabetik ilaç kullananların ise 8,5 ±2,3 olarak farklı bulunmuştur. Fiziksel aktivite yönünden inaktiflerde HbA1c ortalaması 9,4±2,5, orta düzeyde aktivite bulunanlarda 8,4±2,3, yüksek düzeyde aktivitede bulunanlarda ise 8,8±2,5 olarak anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. BKİ 29,9 kg/m2 olanların HbA1c ortalaması 9,5±2,5 BMI 30 ve üzeri olanların HbA1c ortalaması 8,6±2,3 mg/dl olarak elde edilmiş ve BKİ ile HbA1c arasında anlamlı ters bir ilişki bulunmuştur. Aynı ters ilişki bel çevresi ile HbA1c düzeyleri arasında da bulunmuştur. Bel çevresi ?88 ve altı olanların HbA1c ortalaması 9,8 ±2,7, 89-101 arasında olanların 9,2±2,3 ve bel çevresi ?102 ve üzerine olanların ise HbA1c ortalaması 8,7±2,5 mg/dl olarak elde edilmiştir.Sonuç olarak hastaların kan HbA1c düzeyleri ideal düzeyde değildir. Araştırma bulguları ışığında hastaların besin alımı ve fiziksel aktivite ile ağırlık kontrolünün sağlanması, düzenli aralıklarla HbA1c düzeyi ve diğer bulguları takip etmeleri konusunda eğitimlerinin sürekli yapılması gerektiği önerilebilir.

Diabetes mellitus-tip 2Endokrin sistem hastalıklarıEndokrinoloji+1
Yurdagül Günaydın
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
10
DoktoraAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde hemoglobin A1c taraması ve olası yeme bozukluğu sıklığı

Türkiye'de obezite ve diyabet en önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Bu sorunların temelinde erişkin öncesi dönemlerin rolü büyüktür. Bu sebeple çocuklarda ve gençlerde kanda hemoglobin A1c (HbA1c) değerlerinin ve olası yeme bozukluğu sıklığının saptanması önemlidir. Bu çalışma üniversite öğrencilerinin kanda HbA1c değerleri ile vücut analiz ölçütleri ve yeme tutumları ilişkisini saptamak amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tipte analitik bir araştırmadır. 2013 yılı Mayıs-Temmuz aylarında Gaziantep Üniversitesinde öğrenim gören 428 öğrenci araştırma kapsamına alınmıştır. HbA1c değeri parmak ucu kanda NycoCard-Reader II cihazı ile ölçülmüştür. Yeme Tutum Testi (YTT-40) ile olası yeme bozukluğu sıklığı saptanmıştır. Tanita BF350 ile vücut analizleri yapılmıştır. Yaş ortalaması 21,87±2,02 yıl olan öğrencilerin %50,5'i erkek, %49,5'i kadındır. Öğrencilerin %72,4'ü öğün atlamakta, %8,4'ü diyet yapmaktadır. Öğrencilerin %72'sinin vücut kütle indeksi (VKİ) değeri normal (?18,5 - <25,0) aralıktadır. Boy uzunluğu ortalaması 171,0±8,9 cm, vücut ağırlığı ortalaması 65,9±13,1 kg idi. VKİ ortalaması erkeklerde (23,5±3,3) ve kadınlarda (21,3±2,8) anlamlı farklılık gösterdi, aynı zamanda vücut yağ oranı ortalaması da erkeklerde (%14,8±5,5) ve kadınlarda (%23,0±6,8) anlamlı farklılık gösterdi (p<0,001). HbA1c ortalaması erkekler (%5,26±0,55) ve kadınlarda (%5,20±0,47) benzerlik gösterdi (p=0,189). Öğrencilerin %6,8'inin HbA1c değeri ?%6,0 idi. %9,1'inin YTT puanı ?30 idi. YTT puanları ile HbA1c değerleri arasında düşük ama anlamlı bir korelasyon vardı (r=0,096; p=0,047). VKİ ile HbA1c değerleri arasında pozitif yönde düşük ama anlamlı bir ilişki bulundu (r=0,226; p=0,001). Bu araştırmada, diyabet gelişme riski taşıyanlar %6,8'dir. Olası yeme bozukluğu sıklığı %9,1'dir. Erken tanıda değerli olması sebebiyle üniversite sağlık servislerinin bu takipleri yapmaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, HbA1c, Tarama, Yeme Tutum Testi

BeslenmeBeslenme bozukluklarıHemoglobin A+5
Bircan Ulaş
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
20
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effects of resistive exercise or proprioceptive exercise training on balance and superficial sense of patients with type 2 diabetes mellitus

The aim of the study is to investigate proprioceptive exercises training combined with aerobic exercises and resistive exercises training combined with aerobic exercises on dynamic balance and superficial sense. The study included 30 volunteers with Type 2 Diabetes Mellitus(T2DM) (24F, 6M; 51.23±7.68 years) who were referred to Fitness Center Arif Nihat Asya Kültür Merkezi Istanbul, Turkey by a medical doctor between December 2016- March 2017 and got diagnosed and followed up at least 6 month before. Glycemic control of all the participants were assessed according to fasting blood glucose and glycolated hemoglobin (HbA1c). Waist and hip circumference was recorded in centimeters. Six minute walking test (6MWT) was used to determine functional capacity of participants. We evaluated the dynamic balance of patients by Prokin PK200, Italy. Five parameters were obtained from Prokin as; Perimeter Length (PL), Area gap percentade (AGP) Medium Speed (MS), Anteroposterior equilibrium (AP) and Mediolateral equilibrium (ML). Proprioception assessment was done with angle reproduction test in direction of dorsiflexion and plantar flexion and deviations were recorded. Superficial sense was assessed with two point discrimination test and vibration threshold was evaluated by biothesiometer. Lower extremity muscles strength were assessed with handheld dynamometer (PowerTrack II commander, JTech Medical, Midvale, UT). The patients were randomly divided into Proprioceptive Exercise Training Group (PG) (n=15) and Resistive Exercise Training Group (RG) (n=15). All subjects were included exercise education program and both groups had trained aerobic exercise program for walking on treadmill (2times/wk. 6 week duration). The proprioceptive exercise program was applied in PG and the resistive exercise program was applied in RG twice a week and for duration 6 week. The main results of this study comparing two groups, PG showed greater improvement in vibration perception threshold values from the first and third metatarsal head of right foot and fifth metatarsal head of left foot.(respectively p=0.04, p=0.005, p=0.001). Consistent with hypothesis, we found that proprioceptive exercises combined with aerobic exercise program was more effective to improve vibration sense and dynamic balance findings of people with T2DM compared to a program including resistive exercise combined with aerobic exercises Key Words: aerobic exercise, dynamic balance, fasting blood glucose, functional capacity, HbA1c, muscle strength, proprioceptive exercises training, resistive exercise training, sensation, Type 2 Diabetes Mellitus, vibration threshold, waist and hip circumference.

EquilibriumDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 2+7
Güzin Kaya Aytutuldu
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bursa Uludağ Üniversitesi Ertuğrul 36 nolu eğitim Aile Sağlığı merkezine kayıtlı prediyabet tanılı hastaların risk faktörlerinin ve tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Plazma glikoz düzeyinin normalden yüksek olduğu fakat diyabetin tanı kriterlerine ulaşmadığı durumlar prediyabet olarak adlandırılmaktadır. Prediyabetin görülme sıklığı diyabetten daha fazladır ve önlem alınmazsa diyabete ilerleme oranı yüksektir. Türkiye Diyabet Epidemiyolojisi Çalıșması (TURDEP) verilerine göre 2002 yılında Türkiye'de prediyabet prevalansı %6,7 iken, on yıl sonra tekrarlanan TURDEP 2 araştırmasında bu oranın %30,4'e yükseldiği saptanmıştır. Diyabet ve diyabete bağlı kronik komplikasyonların önlenebilmesinde prediyabet tanısının klinik önemi giderek artmaktadır. Çalışmamızda Bursa Uludağ Üniversitesi'ne bağlı hizmet vermekte olan Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı prediyabet tanılı hastaların; risk faktörlerini, semptomlarını, ilaç kullanma, diyet ve egzersiz yapma durumlarını araştırmak ve ilaç kullanan hastalar ile kullanmayan hastaların metabolik parametrelerindeki değişimleri incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamız Ertuğrul 36 Nolu EASM'de kayıtlı, araştırma için uygun kriterleri karşılayan 114 prediyabet tanılı hastaya telefonla ulaşılarak anket çalışması şeklinde yürütülmüştür. Telefon görüşmesinde prediyabet için var olan risk faktörleri, ilaç kullanımları ve diyabet semptomları sorgulanmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri ve laboratuvar tetkik sonuçları ise kayıtlı muayene notlarından retrospektif olarak kaydedilmiştir. Araştırmadaki katılımcıların %86'dan fazlasının VKİ'nin 25 kg/m2'den yüksek olduğu, doktorlar tarafından en çok bilgi verilen başlığın ise diyet ve egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliği önerileri olduğu bulunmuştur. Çalışmada ilaç kullanan hastaların AKŞ ve HbA1c değerlerine bakıldığında, ilk ölçümlerine göre son ölçümlerinin anlamlı olarak azaldığı görülürken, ilaç kullanmayan hasta grubunda bu değerlerdeki azalmanın anlamlı olmadığı görülmüştür. Ayrıca ilaç kullanan hastaların HOMA değerlerinde ilk ve son ölçüm arasında anlamlı bir azalma olduğu saptanmıştır. Literatürde yapılan çalışmalar göstermektedir ki prediyabet tanısı hastalara en erken dönemde konulmalı ve hastalığın diyabete ilerlemesi uygun yaklaşımlar ile önlenmelidir. Bu araştırmada elde ettiğimiz veriler doğrultusunda, prediyabetin tedavisinde metforminin etkin bir tedavi yaklaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar kelimeler: Prediyabet, AKŞ, HbA1c, HOMA, aile sağlığı merkezi.

Aile sağlığı merkeziBursaHemoglobin A-glikolize+3
Ayşenur Sevinç
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kan glikoz ve HbA1c değerlerinin avuç içi nem ve vücut parametreleri kullanılarak radyal temelli yapay sinir ağları ile tahmin edilmesi

Bu çalışmada, avuç içi terlemesinden insan kanındaki Glikoz ve HbA1c değerlerinin Radyal Temelli Yapay Sinir Ağları kullanılarak tahmin edilmesi hedeflenmiştir. Diyabet, insandaki terleme miktarını değiştiren bir metabolizma hastalığıdır. İnsanda sadece ayak altı ve avuç içi ter bezleri hem kandaki kimyasallar hem de sinir sistemi tarafından kontrol edilmektedir. Bu nedenle, çalışmada avuç içi terleme değişimlerinden elde edilen parametreler kullanılmıştır. Bu parametrelere ek olarak da cinsiyet, yaş, kilo, boy, boy-kilo endeksi, büyük tansiyon, küçük tansiyon, nabız, ortam sıcaklığı, ortam nemi de giriş parametreleri olarak kullanılmıştır.Deneklerden alınan veriler, hastane biyokimya laboratuar test sonuçlarında açlık kan glikoz ve HbA1c parametreleri teşhis değerlerine göre gruplandırılmıştır. Bu şekilde, açlık kan glikoz değerleri 76,9-467 mg/dl, 76,9-270 mg/dl, 76,9-200 mg/dl, 76,9-150 mg/dl olarak dört gruba ayrılmıştır. 13 giriş kullanılarak radyal temelli yapay sinir ağları ile yapılan eğitim sonucunda sırasıyla %65,34, %70,51, %78,13, %83,32 doğruluk; 8 giriş kullanılarak radyal temelli yapay sinir ağları ile yapılan eğitim sonucunda sırasıyla %52,35, %69,27, %76,06, %82,91 doğruluk elde edilmiştir. Bu şekilde, HbA1c değerleri % 5,47-12,95, % 5,47-10, %5,47-7,5 olarak üç gruba ayrılmıştır. 13 giriş kullanılarak radyal temelli yapay sinir ağları ile yapılan eğitim sonucunda sırasıyla %80,93, %82,24, %92,63 doğruluk; 8 giriş kullanılarak radyal temelli yapay sinir ağları ile yapılan eğitim sonucunda sırasıyla %77,89, %84,08, %92,60, doğruluk elde edilmiştir.Bu çalışma, 109E234 kodlu TÜBİTAK Projesi (Diyabetli Hastalarda ve Sağlıklı Kişilerde Avuç İçi Terlemesinden Kan Glikoz ve HbA1c Değerlerinin Belirlenmesi) kapsamında gerçekleştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Diyabet, Glikoz, HbA1c, Avuç içi Terleme, Terleme Oranı, Radyal Temelli Yapay Sinir Ağları.

Diabetes mellitusHemoglobin A-glikolizeTerleme+1
Cemil Selçuk Sağıroğlu
Kütahya Dumlupınar University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tip1 diyabet tanısı alan adölesanlara web tabanlı Watson İnsan Bakım Kuramına göre verilen eğitimin HbA1c, yaşam kalitesi ve depresyon düzeylerine etkisi

Bu çalışma, Web tabanlı Watson İBK kullanılarak verilen diyabet eğitiminin T1 DM adölesanların HbA1c, depresyon düzeyleri ve yaşam kalitelerine olan etkisinin analiz edilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, nicel araştırmanın ön test – son test kontrol gruplu deneysel deseni ve nitel araştırmanın odak grup görüşmesi kullanılmıştır. Adıyaman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bölümü tarafından takip edilen ve araştırmaya katılmak isteyen 11-18 yaş arası 30 adölesan çalışmaya alınmıştır. Verileri toplamak için Diyabetli Bireyleri Tanılama Formu, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği, Diyabetik Çocuklarda Yaşam Kalitesi Ölçeği, DISCERN Web Sitesi Değerlendirme Ölçeği kullanılmış ve Tip 1 Diyabetli Adölesan Eğitim Rehberi, Watson İBK süreçleri dikkate alınarak Web Sayfası hazırlanmıştır. Deney grubu adölesanlar ile 14 oturum canlı görüntülü görüşme yapılmış ve bu görüşmeler kayıt altına alınmıştır. Deney grubu adölesanlarda eğitim öncesinde ve sonrasında depresyon düzeyinde anlamlı düşme, yaşam kalitesinde anlamlı yükselme ve HbA1c düzeylerinde ise olumlu yönde anlamlı değişiklik olduğu görülmüştür. Deney grubu adölesanların hazırlanan web sayfasını genel olarak yararlı, etkin ve güvenilir bulduğu tespit edilmiştir. Görüşmeler süresinde ilk oturum ile son oturum arasında geçen zaman zarfında deney grubu adölesanların diyabetin fizyolojik (HbA1c) ve psikososyal (özellikle depresyon ve yaşam kalitesi) etkilerinin neler olduğu ve bu etkiler ile baş etme becerilerini geliştirdikleri gözlemlenmiştir. Araştırma sonucunda; Web Tabanlı Watson İnsan Bakım Kuramına Göre Hazırlanan Diyabet Eğitiminin adölesanların depresyon düzeylerini düşürücü, yaşam kalitelerini arttırıcı, HbA1c düzeylerini ve diyabet yönetimlerini olumlu yönde etkilediği dikkate alınması ve geliştirilerek yaygınlaştırılması önerilmektedir.

DepresyonDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+7
Sema İçel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Obez ve obez olmayan bireylerde prediabetin saptanmasında kullanılan testlerin karşılaşı

Diyabet morbidite ve mortalite nedeni olan komplikasyonlu bir hastalıktır, Diyabetde erken tanı önemlidir. Prediyabet, normalden yüksek, ancak diyabet tanısı koyduracak kadar yüksek olmayan, kan glukoz seviyelerini tanımlar. Son yıllarda, farklı glikozile proteinlerin (fruktozamin, glikozile albümin) prediyabetli bireyleri saptamada, HbA1c değerlerine üstünlükleri tartışılmaktadır. Bu çalışmanın amacı obez olan/olmayan bireylerde glikozile albümin ve HbA1c değerlerinin prediyabet tanısında önemini değerlendirmektir. Çalışmaya Atatürk EAH Endrokrinoloji Kliniğine başvuran (01.06.2017- 01.10.2017) bireyler (n=126; 72 kadın, 54 erkek) katıldı. Gruplar (prediyabet, diyabetli ve insülin dirençli) vücut kütle indekslerine (VKİ) göre obez olan/olmayan olarak alt gruplara ayrıldı. Serum glikozile albümin düzeyi spektrofotometrik yöntem ile çalışıldı. HbA1c ölçümleri: Iyon exchange kromatografik HPLC yöntemiyle (Agilent 1100 Series), Abbott c8000 ve Roche Cobas 501 cihazları ile yapıldı. Diyabetli hastalarda glikozile albümin(GA) değerleri diğer 2 gruba göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p<0.001). İnsülin direnci ile prediyabet grupları arasında GA değerlerinde anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). VKİ ile HbA1c değerleri arasında pozitif yönlü korelasyon (0.065), GA değerleri arasında negatif korelasyon (-0.129) saptandı. HbA1c değerinin ölçümünde kullanılan yöntemlerin karşılaştırılmasında uyum katsayıları Roche Cobas-Abbott için 0.826, Roche CobasHPLC için 0.916, Abbott- HPLC için 0.773 olarak saptandı. Prediyabet tanısında VKİ'nin HbA1c ve glikozile protein değerleri üzerine etkisi göz önünde bulundurulmalıdır. HbA1c ölçümlerinde kullanılan yöntemler karşılaştırıldığında ROCHE Cobas cihazı ile elde edilen değerlerin altın standart HPLC testi uyumunun en iyi olduğu gözlendi. Anahtar Kelimeler: Diyabet,glikozile albümin, obezite, prediyabet

AlbüminlerBiyobelirteçlerDiabetes mellitus+4
Rovşen Abbasov
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine 2010-2020 yılları arasında başvuran kronik hepatit B tanısı ile tedavi alan hastaların tedavi etkinliği ve yan etkileri bakımından değerlendirilmesi

Kronik hepatit B enfeksiyonu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli sağlık problemlerinden biridir. Retrospektif tez çalışmasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine 2010-2020 yılları arasında başvuran ve kronik hepatit B enfeksiyonu nedeniyle tedavi alan hastaların tedavi yanıtlarını virolojik, serolojik, biyokimyasal olarak araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza kronik hepatit B tanısı ile takip edilen 412 hasta dahil edildi. Hastaların cinsiyet, yaş, karaciğer biyopsisinde fibrozis ve HAİ sonuçları, uygulanan antiviral tedavi türü, tedavi öncesi ve tedavinin 6. 12. ve 24. aylarındaki AST, ALT, trombosit, INR, kreatinin, üre, AFP ve HBV DNA düzeyleri, HBsAg, Anti-HBs, HBeAg, Anti-HBe durumları hastane otomasyon sistemi üzerinden kaydedildi. 412 hastanın 236'sı erkek (%57,28), 176' sının kadın (%42,72) olduğu tespit edildi ve hastaların yaş ortalaması 44,04±12,49 idi. Hastaların aldıkları tedaviler incelendiğinde; 178 (%43,2) hasta TDF, 200 (%48,54) hasta ETV, 18 (%4,37) hasta LAM, 13 (%3,16) hasta PegINF-α ve 3 (%0,73) hasta TBV tedavisi almaktaydı. Ortalama fibrozis skoru 2,68±0,93, ortalama HAİ 5,09±2,16 olarak tespit edildi. Töncesi 316 (%77,1) hastada HBeAg negatif, 94 (%22,9) hastada ise pozitif saptandı TDF ve ETV tedavileri karşılaştırıldığında; viral süpresyon, erken dönemde TDF grubunda anlamlı olarak daha fazlaydı. Ayrıca TDF tedavisi alan hastaların kreatinin değerleri 12. ve 24. aylarda ETV grubunda göre anlamlı olarak yüksek tespit edildi. Sonuç olarak hızlı viroloji yanıt istenen hastalarda TDF tedavisi en etkin tedavi olarak dikkat çekmekteyken, böbrek fonksiyonları bozuk olan hastalarda ise mümkün olduğu kadar alternatif tedavilerin tercih edilmesi gerekmektedir.

EntekavirGaziantepHemoglobin A-glikolize+6
Kübra Koçak
Gaziantep University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Diyabetik maküler ödem olgularının optik koherens tomografi görüntülerine göre sınıflandırılması, morfolojik özelliklerinin değerlendirilmesi ve sistemik mediatörler ile ilişkisinin belirlenmesi

Amaç; Diyabetik Maküler Ödem (DMÖ) olan hastaların Optik Koherens Tomografi (OKT) kesitlerini inceleyerek morfolojik özelliklerine göre sınıflamak, OKT'de izlenen bazı belirteçler, görme keskinliği ve kan glikozile hemoglobin (HbA1C) düzeyinin DMÖ tipleri üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem; daha önce tedavi almamış DMÖ hastalarının ilk muayenesindeki OKT görüntüleri değerlendirildi ve Diffüz Maküler Ödem (dMÖ), Kistoid Maküler Ödem (KMÖ) ve Kistoid Dejenerasyon (KD) olarak üç gruba ayrıldı. Hastaların OKT kesitlerinde subretinal sıvı (SRS), iç retinal katmanlarda düzensizlik (DRIL), elipsoid zon (EZ) hasarı, eksternal limitan membran (ELM) hasarı, eksüda, HRN (HRN), epiretinal membran (ERM) ve vitreomaküler traksiyon (VMT) varlığı değerlendirildi. Hastaların kan HbA1C düzeyleri elde edilip, OKT bulguları ile birlikte DMÖ tipine etkisi incelendi ve görme keskinliğini etkileyen faktörler değerlendirildi. Bulgular; 538 hastanın 746 gözü değerlendirildi ve %55.1'inde KMÖ, %40.6'sında dMÖ, %3.8'inde ise KD grubunda olduğu görüldü. ELM ve EZ bütünlüğünün sırasıyla %11.58 ve %11.09'unda bozuk olduğu gözlendi. SRS, DRIL, HRN, eksüda, VMT ve ERM varlığı incelendiğinde sırasıyla %16,7 %19.23, %28.83, %54.40, %2.76 ve %15.8 oranları elde edildi. Görme keskinliğinin en iyi olduğu grup dMÖ iken en kötü olduğu grup KD grubuydu. SRS, HRN ve eksüda en sık KMÖ'de izlenirken DRIL ve ELM, EZ bütünlüğünde bozukluk en sık KD grubunda izlendi. HbA1C düzeyi ile hem DMÖ tipi hem de görme keskinliği arasında istatistiksel anlamlı ilişki tespit edilemedi. Sonuç; görme keskinliğinin en az olduğu, dış retinal katmanlardaki hasarın en fazla olduğu grup KD grubudur. SRS, DRIL, HRN, eksüda ve ERM varlığı da DMÖ'de görme keskinliğini azaltan sebeplerdendir. HbA1C düzeyinin DMÖ'nün tipine ya da diğer OKT bulgularına etkisi bulunmamaktadır.

Diabetes mellitusHemoglobin A-glikolizeMakula ödemi+4
Berke Temel
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Obez bireylerde MUC1, NF-κB ve Hba1c değerlerinin obez olmayan bireylerle seviyelerinin değerlendirilmesi

Obezite, ölüm oranlarının artmasına ve sağlık harcamalarının ağırlaşmasına neden olan en popüler sağlık sorunlarından biridir. Müsin1 (MUC1), transmembran müsin ailesinin bir üyesidir. Nüklear Faktör Kappa B (NF-κB), ise bağışıklık ve inflamatuar yanıtların ana düzenleyicisidir. Transmembran müsinlerin sitozolik kuyrukları, NF-κB'nin inflamatuar yollarını aktive eder. Obeziteye bağlı olarak gelişen inflamasyon durumunda NF-κB artışı ve buna bağlı olarak MUC1 artışı beklenebilir. Hemoglobin A1c (HbA1c) ortalama eritrosit ömrü olan önceki 120 günün glisemik geçmişi hakkında bilgi verir. Diyabeti olmayan obez bireylerde HbA1c artışı beklenmektedir. Obezite tanısı konurken en sık kullanılan yöntemlerden olan Beden Kütle İndeksi (BKİ), boyun metre cinsinden karesinin kiloya bölünmesiyle elde edilir. Çalışmamızda obez grup olarak adlandırılan, 18-65 yaş arası grup, 13 erkek ve 27 kadından oluşmaktadır. Kontrol grubumuz ise 18-65 yaş arası 14 erkek 26 kadından oluşmaktadır. Her iki grub da diyabeti olmayan bireylerden seçilmiştir. Obez olan hasta grubumuz BKİ >30 kg/m2 olan, bel çevresi erkeklerde >94 cm, kadınlarda >80 cm olan bireyler (n=40) ve kontrol grubu olarak tanımlanan grubumuz, BKİ<25 kg/m2 olan, bel çevresi erkeklerde <94 cm, kadınlarda <80 cm olan bireyler (n=40) arasında yapılmıştır. Obez ve kontrol grubu arasında MUC1, NF-κB ve HbA1c değerleri karşılaştırılmıştır. Bu parametreler için biyokimya ve genetik analizler yapılmıştır. Ayrıca bireylerde glikoz, alanin amino transferaz (ALT), aspartat amino transferaz (AST), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) kolesterol parametreleri analiz edilmiştir. Yaptığımız çalışma sonucu biyokimya ve genetik analizlere göre, obez olan bireylerde MUC1, NF-κB ve HbA1c obez olmayan bireylere göre anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p<0,05). İkili Korelasyon Testlerinde MUC1 ile BKİ ve bel çevresi arasında anlamlı olarak fark bulunmuş ve bu sonuç sayesinde MUC1 ve obezite ilişkisi ortaya koyulmuştur. Glikoz, ALT, AST, LDL kolesterol değerlerinde ise anlamlı olarak bir farklılık saptanamamıştır.

Beslenme değerlendirmesiHemoglobin A-glikolizeMüsinler+2
Müjde Fadıloğlu
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Obez olan tip 2 diyabetli hastalarda izlem sıklığının beslenme durumları ve kan şeker düzeylerine etkisi

Obezite, dünyadaki hızlı prevalans artışı ve beraberinde getirdiği hastalık riskleri nedeniyle güncelliğini korumakta olan bir konudur. Obezite tek başına ciddi bir hastalık olmakla birlikte, insülin direnci ve Tip 2 diyabet gibi birçok hastalığın da patogenezinde rol almaktadır. Ayda bir (normal) izlemle iki haftada bir (sık) izlemin hastaların AKŞ?leri ve vücut ağırlıklarına etkisini incelemek amacıyla yapılan bu çalışma 23.03.2011? 30.06.2012 tarihleri arasında Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniği?ne başvuran obez Tip 2 diyabetli 60 hasta geliş sırasına göre 2 gruba ayrılarak 30 hasta ayda bir (normal), 30 hasta iki haftada bir (sık) kontrollere çağrıldı. Bu kontrollerde beslenme durumları değerlendirildi, antropometrik ölçümler ve kan şekeri ölçümleri yapıldı ve durumlarına uygun eğitimler verildi ve diyet listeleri oluşturuldu. Takip edilen hastaların parametreleri 6 ay sonra izlem sıklıklarına göre değerlendirildi. Diyabetin önemine ilişkin bilgi durumları ve kan şekerinin düşüp yada yükseldiğini fark etme sadece 2.grupta istatistiksel olarak anlamlı bir artış gösterdi. Günlük öğün sayısı ortalaması izlem sonrası her iki grupta da anlamlı bir şekilde arttı (p<0,05). Açlık süresi ve ekmek tüketimi de her iki grupta da anlamlı bir şekilde azaldı (p<0,05). Bununla birlikte bu değişkenlerde değişim miktarları açısından 2 grup arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,005). Besin tüketim sıklıklarına bakıldığında izlem sonrasında uzak durulması gereken besinleri tüketenlerin oranının 2.gruptaki diyabet hastaları arasında daha çok azaldığı görüldü. İzlemler sonrası antropometrik parametrelerde ve Hba1c düzeylerinde her iki grupta anlamlı azalma görüldü (p<0,005). Her iki grupta da önerilen diyetlerin ve verilen eğitimlerin hastaların kilo kayıplarını, yaşam tarzı değişikliklerini zaman içinde olumlu yönde etkilediği görüldü. Çalışmamız sonucunda obezitede ve tip 2 diyabette tıbbi beslenme tedavisinin etkili ve kaliteli eğitim verildiğinde hastanın bilgisini ve kan değerlerini, izlem sıklığına bağlı olmaksızın, olumlu yönde değiştirebileceği sonucuna varılmıştır.

AntropometriBeslenmeBeslenme durumu+4
Tuba Üstel
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Nondiyabetik hasta popülasyonunda HbA1c değerinin ve koroner arter hastalığı tanısının korelasyonu

Amaç: Koroner arter hastalığı tüm dünyada en önde gelen morbidite ve mortalite nedenleri arasında sayılmaktadır. Koroner hastalıklar açısından koruyucu hekimliğin temelinde ise hastaların daha sağlıklı ve uzun yaşam sürelerinin daha düşük maliyetler ile sağlanabilmesi yatmaktadır. Bu sebeple koruyucu hekimlik görevinde koroner arter hastalığı riskinin belirlenebilmesine olanak sağlayacak biyokimyasal belirteçlere ihtiyaç vardır. Bizim çalışmamız HbA1c'nin koroner arter hastalığının öngörülmesinde kullanılabilirliğini sorgulamayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2016 ve Haziran 2018 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kardiyoloji polikliniklerine başvuru yapan ve çeşitli nedenlerle anjiografi endikasyonu konulan hastalar retrospektif olarak taranmıştır. Bilinen diyabet hastalığı olanlar veya HbA1c değeri 6,5 ve üzerinde olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Toplam 247 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Yaş aralığı 30-90 olarak belirlenmiştir. Darlık gruplarına göre karşılaştırmalı HbA1c verileri elde edilmiş ve istatistiksel anlamlılık aranmıştır. İstatistiksel analizler için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 (Kaysville, Utah, USA) programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Student t Test, Oneway Anova Test, Bonferroni test, Kruskal Wallis test ve Bonferroni-Dunn test kullanılmıştır. Stenoz pozitifliği üzerine etki eden risk faktörlerinin incelenmesinde Lojistik Regresyon analizi (Backward Stepwise) kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Pearson Ki-Kare testi ve Fisher- Freeman-Halton testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Herhangi bir koroner arterde darlığı olmayan 120 hasta, sadece bir koroner arterde >%50 darlık tespit edilmiş 56 hasta, birden fazla koroner arterde >%50 darlık tespit edilmiş 71 hasta çalışmaya alınmıştır. Stenoz derecesine göre HbA1c ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Anlamlı farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını saptamak için yapılan ikili karşılaştırmalar sonucu; stenoz derecesi multiple >%50 olan grubun HbA1c ölçümleri, stenoz derecesi <%50 olan (p=0,001) ve stenoz derecesi single >%50 olan (p=0,001) gruplardan yüksek bulunmuştur (p<0,01). HbA1c düzeyi 5,7-6,5 olan olgularda stenoz (+) oranı, HbA1c düzeyi <5,69 olan olgulardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). HbA1c düzeyinin 5,7-6,5 olması stenoz görülme riskini 6,260 katına çıkartmaktadır. HbA1c için ODDS oranı 6,260 (%95 CI: 3,160- 12,401)'dir. Stenoz pozitifliğine göre HbA1c için cut off noktası 5,6 ve üzeri olarak saptanmıştır. Yapılan regresyon analizinde de HbA1c koroner arter hastalığı için ağımsız bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmıştır. HbA1c ölçümlerindeki bir birimlik artış stenoz pozitif olma riskini 12,424 katına (%95 CI: 5,990-25,767) çıkartmaktadır. Sonuç: Yaptığımız geriye yönelik gözlemsel çalışmada diyabetik olmayan bireylerde HbA1c'nin koroner arter hastalığını belirlemede ve hastalığın şiddetini göstermede bağımsız bir belirteç olarak kullanılabileceğini gösterdik. Bu sonucun koruyucu hekimlikte, hangi hastaların risk altında olduğu veya koruyucu sağlık işlemlerine alınması gerektiğini göstermesi açısından bize fikir verebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Nondiyabetik, HbA1c, koroner arter hastalığı

BiyobelirteçlerHemoglobin A-glikolizeKalp hastalıkları+2
Yıldız Kayalı
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Demir eksikliği anemisi ile HbA1C arasındaki ilişki

Amaç: Demir eksikliği anemisi toplumda oldukça sık gözlenen bir sağlık sorunudur. Dünya popülasyonunun yaklaşık %24,8'i anemik olarak saptanmıştır. Bu anemik hastaların yaklaşık olarak 500 milyonunda ise demir eksikliği anemisi görülmüştür. Glukoz regülasyonu takibinde HbA1c değeri ölçümleri oldukça önemli olup günlük pratikte tercih edilmektedir. Demir eksikliği anemisinin HbA1c'ye olan etkisi günümüzde halen tam olarak netlik kazanamamıştır. Biz de bu çalışmamızda diyabetes mellitus hikayesi bulunmayan bireylerde demir eksikliği anemisinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası HbA1c düzeyine olan etkisini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamızda Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine Aralık 2020- Aralık 2021 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arası 75 birey retrospektif olarak çalışmaya alındı. Hemoglobin değeri 12 mg/dl'nin altında olan bu bireyler anemik hasta grup olarak tanımlandı. Demir tedavisi başlanmış olan bu hastaların, tedavi aldıktan 8-12 hafta sonra bakılmış olan kan sonuçları incelendi. Dışlama kriterlerine sahip olan hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Çalışmaya alınan grupların hemogram, biyokimya ve diğer demir parametrelerinin (demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin) tedavi öncesi ve tedavi sonrası HbA1c ile arasındaki ilişki araştırıldı. Bulgular: Çalışmadaki gruplar arasında yaş ortalaması, vücut kitle indeksi, kan biyokimya değerlerinden; AST, ALT, Üre, Kreatinin, Folat düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Hastaların tedavi öncesi B12 medyan değeri 262(127-540) pg/ml iken, tedavi sonrası B12 medyan değeri 354,5(127-1345) pg/ml'dir. İki medyan değeri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark mevcuttur(p<0,001). Demir eksikliği anemisi tedavisi öncesi serum HbA1c düzeyi 5,33±0,37 ve tedavi sorası HbA1c 5,08±0,44 olarak bulundu. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Hastaların tedavi öncesi glukoz ortalama değeri 91,27±8,5 mg/dl iken, tedavi sonrası glukoz ortalama değeri 88,32±9,37 mg/dl'dir ve iki ortalama değeri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmuştur(p=0,008). Sonuç: Demir eksikliği anemisi olan hastalarda serum HbA1c düzeyi istatiksel olarak anlamlı şekilde yüksek saptandı. Demir eksikliği anemisi hastalarının tedavi edilmesiyle hem primer olarak aneminin olumsuz etkileri düzeldiği hemde HbA1c değerinde anlamlı olarak düşüş saptandı. Anahtar Kelimeler: Demir Eksikliği Anemisi, HbA1c

AnemiAnemi-demir eksikliğiHemoglobin A-glikolize
Hale Nur Yaman
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Momordica charantia'nın gastrit üzerine etkisi

Amaç: Gastrit çeşitli etiyolojilere bağlı olarak gelişebilen, tedavi edilmediği takdirde uzun dönemde ciddi komplikasyonlar ile ilişkili olabilen kronik bir sağlık problemidir. Patoloji ve hastalığın seyrine göre, farklı sınıflama tanımlamaları bulunmasına karşın en yaygın şekilde akut ve kronik gastrit olarak sınıflandırılır. Akut gastrit, genellikle uyarıcı gıdalar, ilaçlar, kimyasal korozif maddeler, bakteriyel enfeksiyonlar ve stres reaksiyonu gibi etkenler tarafından tetiklenirken, kronik gastrit çok daha kompleks etiyoloji ve mekanizmalara sahiptir ve genellikle multifaktöriyeldir.Gastrik mukoza da oluşan enflamasyona yanıt olarak açığa çıkan Serbest Oksijen radikalleri tarafından hasar oluşturulur. Yükselen konsantrasyonları hücreler tarafından algılanarak, vücuttaki anti oksidan mekanizmaların devreye girmesine neden olur. Takip ve tedavi çeşitli medikal seçenekler farklı mekanizmalar üzerinden etki göstermektedir. Yine bazı tedaviler sonrasında nüks oranları oldukça yüksek olup, uzun dönem geleneksel tedavilerin kullanımında çeşitli patolojilere yatkınlık oluşabileceğinden bilim insanlarının bu alanda yeni substrat arayışları devam etmektedir. Literatürde çeşitli medikal alanlarda, doğru seçilen fitoteropatik ajanların uzun dönem kullanımında daha düşük risk profilleri olup, altın standart tedaviye yakın sonuçları olduğu bilinmektedir. Bu amaçla M.Charantia çeşitli biyolojik özellikleri ile araştırmacıların dikkatini çekmiştir. (Immünstimülan, Anti-Enflamatuvar, Anti- Oksidan, Kardiyoprotektif, Hipoglisemik ve Serbest Radikal Çöpçüsü) Yapılan çalışmalarda, M.Charantia'nın pektin polisakkaritlerinin jel yapısı oluşturarak ön planda mukoprotektif ve antioksidan mekanizmalar üzerinden enflamasyonu baskılayan anti-gastrik bir ajan olduğu düşünülmektedir. Burada oluşturulan deneysel modelde, M.Charantia'nın gastrit tedavisindeki etkinliği Kan Parametreleri - Oksidatif Stress ve Enflamatuvar Sitokinler ve Markerlar ile histopatolojik incelemeler ile detaylı olarak değerlendirilerek altın standart Proton Pompa Inhibitörü tedavisine alternatif olabileceği düşünülmektedir. xv Gereç ve Yöntem: Ağırlıkları 200-250 gr arasında değişen yaklaşık olarak aynı yaşta, Sprague Dawley (SD) cinsi 25 adet erkek sıçan 2 haftalık süre boyunca uygun akklimizasyon sonrası, gerekli ölçümler yapılarak, raslantısal olarak kontrol ve çalışma gruplarına dağıtıldı. Tüm gruplar deney modelleri oluşturulmadan 24 saatlik süre ile aç bırakılarak, su ulaşımına kısıtlama getirilmedi. Deney hayvanlarının bakımlarına ilişkin yürürlülükteki uygulamalara özen gösterildi. 24 saatlik açlığı takiben, %80'lik Etanol (C2H5OH) 5ml/kg intragastrik yoldan oral gavaj yardımı ile verilerek literatüre uygun olarak yaklaşık 4 saat sonra model oluşturuldu. (5) Grup 1 Sham, Grup 2 Etanol (5ml/kg), Grup 3 Momordica Charantia (30 mg/kg), Grup 4 Proton Pompa Inhibitörü (Omeprazol 20 mg/kg), Grup 5 Bitkisel Kapsül Bileşiği (1 Kapsül- Zeytin Yaprağı Ekstresi 250 mg, Kudret Narı Ekstresi 200 mg , Garcinia Cambogia ( Garsiniya) Ekstresi 150 mg, Tarçın 100 mg, L-Karnitin 50 mg, Krom 100 μg) olmak üzere toplamda beş adet grup oluşturuldu. Tedavi süresi daha önceki çalışmalar ile uyumlu olarak 14 gün olarak belirlenerek, uygulanan her tedavi yöntemi sıçanlara benzer şekilde oral gavaj yardımı ile verildi.(6) Sıçanlar model oluşturulup, 14 gün boyunca farklı yöntemler ile tedavi edildikten sonra kanları alınarak, Ketamin Xylazine anestezisi ile sakrifiye edildikten sonra, sternum ve anüs arasından yapılan orta hat insizyonu ile Total Gastrektomi yapıldı. Dokudan alınan kesitler histopatolojik ve biyokimyasal değerlendirme için ayrılarak, kan, serum ve mide dokusu örnekleri ile birlikte laboratuvar koşullarında -80 derecede saklandı. Kan Parametreleri - Oksidatif Stress ve Enflamatuvar Sitokinler ve Markerlar ile gerekli histopatolojik boyamalar yapıldıktan sonra incelemeler gerçekleştirilerek, elde edilen tüm veriler istatistiksel analizler ile değerlendirildi. Bulgular: Yapılan incelemelerde, Gruplararası Biyokimya Parametrelerinden Hemogram sonuçlarında MONO (0 - 0,098 10*9 uL), GRA (0.1 - 5.4 10*9 uL), HGB (14-18 g/dL) ve MCHC (31 - 40 g/dL) değerleri istatistiksel olarak anlamlı folarak saptandı. (p<0,05) Grup-2 Etanol'de kanda GRANULOSİT (0.1- 5.4 10*9 uL) ölçümü medyan değerinin Grup-5 Bitkisel Kapsül Bileşiği'ne göre daha yüksek olduğu saptandı. Gruplar arasındaki Kan ve Doku Değerlerinde Biyokimya Parametreleri ve Enzime Bağlı İmmünosorbent Testi (ELİSA) Analizleri (TAS, HbA1c, TOS, IL1β, IL- 6 TNFα, TGF-β değerleri arasında anlamlı farklılık olduğu saptandı. (p<0,05) TOS, IL1β, IL-6 TNFα, TGF-β paremetreleri median değerlerinin en yüksek Grup-2 Etanol'de olduğu görüldü. TAS median değerinin ise Grup-1 Sham ve Grup-4 Proton xvi Pompa Inhibitörü ve Grup-2 Etanol'de yüksek olduğu saptandı. Hb1Ac parametresi median değerinin en düşük Grup-1 Sham ve Grup-3 M.Charantia'da olduğu saptandı. Histopatolojik bulgular değerlendirildiğinde, gruplar arasında Ödem, Kronik Enflamasyon/Lenfoid Folikül, Gastrit- Gastrik Ülser Şiddeti, Gastrit Yaygınlığı, Erozyon/ İskemik Nekroz, Gastrit Aktivitesi, Kanama, İntestinal Metaplazi parametreleri istatistiksel olarak anlamlı olarak saptandı. Grup-2 Etanol'de %80 oranında Ödem ve İntestinal Metaplazi gözüktüğü, %100 oranında Kronik Enflamasyon/Lenfoid Folikül, Gastrit- Gastrik Ülser Şiddeti, Erozyon/ İskemik Nekroz, Gastrit Aktivitesi, Kanama olduğu görüldü. Grup-3 M.Charantia'da ise %80'inde Ödem, Kronik Enflamasyon/Lenfoid Folikül, Gastrit- Gastrik Ülser Şiddeti, Gastrit Yaygınlığı, Erozyon/ İskemik Nekroz, Gastrit Aktivitesi, Kanama olmadığı saptandı. Grup-4 Proton Pompa İnhibitörü, Ödem, Kronik Enflamasyon/Lenfoid Folikül, Gastrit- Gastrik Ülser Şiddeti, Gastrik Aktivite ve H.Pylori varlığı saptanmadı. Grup-5 Bitkisel Kapsül Bileşiği Kontrol'de ise, %80 oranında Ödem, Kronik Enflamasyon/Lenfoid Folikül ve H.pylori varlığı saptanmış olup, %60 oranında ise Gastrit Aktivitesi ve Gastrik Kanama olduğu saptandı. Grup 5- Bitkisel Kapsül Bileşiği Kontrol'ün tamamında ise Intestinal Metaplazi görüldü. Sonuç: Yapılan bu çalışma ile M.Charantia'nın gastritte oluşan mukozal hasarı, özellikle mukoprotektif savunmayı güçlendirerek azalttığı ve ek olarak anti-oksidan mekanizmalar üzerinden de enflamasyon ve oksidatif stresi baskıladığı gösterilmiştir. Hastalığa spesifik seçilen farklı fitoteropatik tedavi ajanlarının, daha az yan etki, düşük risk profilleri ve düşük nüks oranlarıyla tek başına ya da geleneksel ilaçlarla kombinasyon halinde sinerjistik etki oluşturarak, gastrit ve gastrik ülserlerin tedavisinde ya da nüksün önlenmesinde Proton Pompa Inhibitörü tedavisine ek veya alternatif olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. H.pylori varlığında, H.Pylori eradikasyon tedavisi ile kombine edilerek kullanılması uygun olabilir. Kesin sonuçlar için daha geniş ölçekli araştırmalar ile birlikte insanlar üzerinde ileri klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.

AntioksidanlarEtanolGastrit+7
Yiğit İskurt
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Leptin ile insülin hormonu arasındaki gelişmelerde bir işaret olarak tip 1 ve 2 diyabet mellitus arasındaki ilişki

Bu tez çalışmasında, tip 1 diyabetli (T1DM) kadınlarda ve tip 2 diyabetli (T2DM) kadınlarda leptin ve insülin arasındaki ilişki araştırılmıştır. Her diyabet hastalığından elli kadın çalışmaya alındı ve iki grup sağlıklı kadınla kontrol edildi; her grup, yaşla eşleşen ilgili hasta grubunu kontrol etti. Leptin, karşılık gelen kontrole kıyasla T1DM'li kadınların ve T2DM'li kadınların serumunda önemli ölçüde artmıştır. Ek olarak, insülin T1DM'li kadınlarda azalmış, ancak T2DM'li kadınlarda artmıştır. Her iki hasta grubunda da glukoz ve glikolize hemoglobin seviyeleri yükselmiştir. Ghrelin, T1DM'li kadınlarda ve T2DM'li kadınlarda azalırken, T2DM hastalığı olan kadınlarda lipid profili değişmiştir. Leptinin, T1DM'li kadınlarda insülin ile ilişkili olmadığı, ancak T2DM hastalığı olan kadınlarda insülin ile negatif ilişkili olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, leptin ve ghrelin, T1DM ve T2DM hastalıklarının patofizyolojisinde önemli rol oynamaktadır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+4
Hajır Adnan Dahham Maamer
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Evaluation of the relationship between some antioxidant parameters and heavy metals concentrations in some Iraqi teenage patients with (PCOS)

The aim of the study is to study the change and effect of some hormones on Iraqi girls in adolescence and how they affect the ovaries, as well as the effect of some heavy metals such as lead and cadmium on the uterus and their effect on the ovaries. This study will include two groups, the first group consisted of 40 healthy people and the second group consisted of 80 patients with (PCOS). Age and FSH, LH had significant clinical significance for women with PCOS. So was the testosterone. estradiol. AMH and Catalase are statistical, but at lower levels. For cadmium and Pb, they were not statistically significant. There was no statistical significance or differences for women with PCOS. There is a need for more study in this matter. Keywords: PCOS, FSH, LH, Testosterone, Estradiol, AMH, Blood glucose test, Hemoglobin A1c, Vitamın D

Antimullerian hormoneAntioxidantsHeavy metals+7
Noor Ahmed Mohsın Atbınah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00

İlgili konular