Beliefs
502 theses under this subject heading
Sağlık kurumlarında sağlık personeli dışında çalışanların spiritüalite ile ilgili görüş ve tutumları
Çalışma, sağlık kurumlarında sağlık personeli dışında çalışanların spiritüalite ile ilgili tutumlarını, görüşlerini ve bunları etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde 110 çalışanla gerçekleştirildi. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan araştırmanın verileri, literatür taraması sonrasında araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu kullanılarak elde edildi. Elde edilen verilerin analizin için frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma analizleri, Chi-Square Test, Shapiro-Wilk Testi, Independent Samples T Test, Mann-Whitney U Test, One-Way ANOVA ve Kruskal-Wallis Testi kullanıldı. Araştırmaya katılan çalışanların yaş ortalaması 31,74±7,27, %71,8'i kadın, %28,2'si erkek, %13,6'sı ilköğretim ve altı, %40,9'u lise, %45,5'i lisans ve üzeri eğitim düzeyine sahip idi. Çalışanların gelir durumlarına göre ise %59,1'nin iyi, %40,9'nun düşük gelir düzeyine sahip olduğu, %52,7'sinin evli, %47,3'nün bekâr, ortalama 1,51±0,5 çocuğa sahip oldukları, çoğunun (%63,6) kendi memleketlerinde veri giriş personeli (%67,3) olarak görev yaptığı saptandı. Çalışanların %40,9'u spiritüaliteyi güçlüklerle baş etmede kullandığı ve spritüalitenin yaşadıkları stresi azalttığı, %35,5'i moralini düzeltmek için spritüaliteye başvurduğu, %36,4'ü spritüalitenin kendisini yaşama bağladığı, %33,6'sı diğer kişilerle olan iletişimini etkilediği, %31,8'i hastane ortamında spiritüel gereksinimlerini karşılamak istediği, sadece %19,1'nin spiritüel gereksinimlerinin herkes tarafından bilinmesinin kendisini tamamen rahatsız ettiği saptandı. Çalışanların %35,4'ü hastaların spritual bakım gereksinimlerinin karşılanmasında hastanede görev yapan sağlık çalışanları ile birlikte sağlık çalışanı olmayan tüm sağlık kurumu personelinin de görev yapması gerektiğini, %78,2'si hastanede verilen spiritüel bakımın yetersiz olduğunu düşündüğü, sadece %11,8'i spiritüel bakıma destek verme isteğinde bulunmadığı belirlendi. Çalışanların %91,8'i hastaların spiritüel hastane ortamında karşılanması gerektiğini, %31,8'i hastanede hastaların spiritüel gereksinimlerinin karşılanması için kesinlikle danışılabilecek bir uzman olması gerektiğini, %35,5'nin hastaların spiritüel desteği isteme ya da reddetme hakkına sahip olduğunu düşünmekte idi. Sonuç olarak, araştırmamızda çalışanların spiritüel desteği yeterli bulma durumu ile eğitim düzeyleri, spiritüel desteğin hastaların psiko-sosyal iyileşmesine katkısı olduğunu düşüncesi ile hastanedeki görevleri, spiriüalitenin hastalıklarla baş etmede ve hastalara moral vermede etkili olduğu düşüncesi ile medeni durumları, spiritüalitenin sağlığı olumsuz etkileyecek davranışları hastalarda engellediğini düşüncesi ile çocuk sahibi olmaları ve yaşları, spiritüalitenin hastalarda iletişimi etkilediği düşüncesi ve çalışma hayatlarında hastaların spiritüel gereksinimlerini daha fazla göz önünde bulundurması ile memleketlerinde görev yapma durumları arasında anlamlı ilişki saptandı (p˂0,005).
Günümüzde Orta Doğu ve Doğu dinlerinin dini ritüellerinde cinsiyet rolleri
İnsan hayatında dinin önemli bir yeri olduğu yadsınamayacak bir gerçektir. Dinî inanç ve ritüellerin özelde kişileri, genelde ise toplumu canlı tuttuğu, yaratıcı ile olan ilişkilerde süreklilik sağladığı bilinmektedir. Ayrıca din, insan hayatına çeşitli inanç ve ritüeller ile karışarak bireyin kendisi ve çevresiyle barışık anlamlı bir hayat yaşamasına imkân vermekte; ümitsizliğe ve manevî bir boşluğa düşmesini engellemektedir. Bu açıdan dinî ritüeller kişilerin duygu, düşünce ve davranışlarına da yön vermektedir. Tarih sahnesinde yerini almış toplumlar ve dinler incelendiği zaman birçok alanda olduğu gibi dinlere ait ritüellerde de kadın ve erkek arasında uygulama veya sorumluluk farklılıklarının olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışmada günümüzde Orta Doğu ve Doğu dinlerinde ritüeller açısından cinsiyet rolleri ele alınmıştır. Araştırmanın amacı bu dinlere ait ritüellerde kadın ve erkek ayrımı ile bunlara ait rolleri ortaya koymaktır. Çalışma, giriş, iki araştırma bölümü ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde konunun önemi, amacı, metodu ve kaynaklarına ek olarak tez konusunu oluşturan cinsiyet açıklanarak kadın ve erkek konuları ele alınmış, ritüel ile ibadet hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Orta Doğu dinleri olan Sâbiîlik, Mecûsîlik, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'e ait ritüellerde cinsiyet rollerine değinilmiştir. Araştırmanın İkinci bölümünde ise Doğu dinleri olan Hinduizm, Budizm, Caynizm, Sihizm, Konfüçyanizm, Şintoizm ve Taoizm'in dini ritüellerinde cinsiyet rolleri ele alınmış ve çalışmanın sonunda tespit edilen bulgu, yorum ve ulaşılan sonuçlara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler; Din, Ritüel, Cinsiyet, Kadın, Erkek.
Öğrencilerin dini inanç kavramlarına yönelik algılarına dair bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, farklı öğretim kademelerinde okuyan öğrencilerin inanç kavramlarına yönelik algılarını incelemektir. Bu genel amaç çerçevesinde öğrencilerin inanç kavramlarına yönelik algılarının nasıl olduğu, algı düzeylerinin çeşitli değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı ve öğretim programlarında verilen inanç kavramlarına ilişkin öğrenci görüşlerinin neler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmanın bu amacını gerçekleştirmek için hem nitel hem de nicel yaklaşımların birlikte kullanıldığı karma araştırma türlerinden biri olan eş zamanlı dönüştürücü desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu genel tarama, nitel boyutu ise olgu-bilim desenine göre şekillenmiştir. Nicel kısımdaki verileri toplamak için basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle evreni temsil edebilecek yeterlilikte 626 öğrenciye, nitel kısımda ise tabakalı amaçsal örnekleme yöntemine göre belirlenen 16 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmanın veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından geliştirilen "Öğrencilerin İnanç Kavramlarını Algılama Ölçeği" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; nicel veriler, betimsel istatistikler, bağımsız gruplar t testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Nitel veriler ise içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonucunda; öğrencilerin inanç kavramlarını algılamada yaş ve ailenin gelir düzeyi gibi değişkenlerin etkisinin büyük olduğu ve nitel sonuçların nicel sonuçları destekler nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Mevlevî Menakıbnameleri ve Mevlana'nın eserleri bağlamında Orta Çağ halk inançları
Halk inançları ile ilgili yapılacak çalışmalarda önemli bir yere sahip olan Mevlevî kaynakları gerek halk inançlarının içeriği gerekse yazıldığı dönem hakkında tarihî bilgiler sunması yönüyle son derece önemli eserlerdir. Halk inançları bir toplumun tarihî derinliklerinden beslenen, kültürel ve dinî geçmişinden izler taşıyan değerlerdir. Bu nedenle Türk halk inançlarının altyapısında eski Türk inançları, Şamanizm, Budizm, Zerdüştlük, Maniheizm, Musevilik ve Hıristiyanlık gibi dinî inançlardan kalıntılar bulunmaktadır. Türkler İslâmiyet'i benimsedikten sonra bile bu dinî inanışların etkilerini yaşamlarının her alanında canlı bir şekilde sürdürmeye devam etmişler ve bir kısmını da İslâmî bir görüntüye büründürmüşlerdir. İslâmiyet'in arkasına gizlenerek yaşatılmaya başlanan bu eski inançlardan kalan motifler, bir zaman sonra İslâmiyet'in bir parçasıymış gibi kabul edilmeye başlanmıştır. İslâmiyet öncesine ait inanç unsurlarının odak noktası olan, toplumun önde gelen şahsiyetlerine yüklenen özellikler İslâmî dönemle birlikte velîler etrafında yeniden hayat bulmuştur. Nitekim tüm bu sözlü inanç motiflerinin yazıya geçirilmiş hali olan menâkıbnâmeler halk inançlarının tespiti noktasında en önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Yapılan bu çalışmada kaynak eser olarak Feridun bin Ahmed-i Sipehsalar'ın Risale-i Sipehsalar, Ahmed Eflâkî'nin Menâkıbü'l Ârifîn, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerif ve Fîhi Mâ Fîh, Yedi Meclis, Mektuplar ve Divân-ı Kebîr, isimli eserlerinden faydalanılarak İslâm öncesi eski Türk inançları, Kur'an-ı Kerim, hadîs, Kitab-ı Mukaddes ve Türk destanî mahsullerinden kaynaklanan inanç motifleri tespit edilerek Orta Çağ halk inançları tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halk, İnanç, Menâkıbnâme, Mevlevî, Velî.
Kırgız kültüründe tabu
Araştırma konusu olan tabu kavramı, Kırgız kültürü bağlamında değerlendirilmiş, bu amaçla konu ile ilgili yahut ilişkili olabilecek literatür çalışması yapılmıştır. İçerik olarak birçok kavram, olgu, inanış ve uygulama ile de ilişkili olan tabu kavramı, kültürel sistem açısından bakıldığında fertleri ve kültürel değişmeler açısından toplumu gözler önüne seren, kültürel kodların belirlenmesi ve kültürel süreklilik bağlamında da yorumlanabilecek ve geçmişten günümüze kadar işlevi araştırılmaya değer olan, belirleyici bir kavramdır. Bu bağlamda tabu kavramı, geçmişten beri özellikle totemizm ile birlikte anılsa da inanç sistemleri, din olgusu, kutsal, ritüel, kült, töre ve halk hukuku, memoratlar gibi kavramlarla da ilişkilidir. Hatta kültürel sistem içinde canlılığını sürdüren bu kavramlar için tabu, dikkatle bakıldığında hayatî rolü ve işlevi de olan bir kavramdır. Kırgız kültürü bağlamında tabu kavramı üzerine yapılan bu çalışmada, halkbiliminin yöntemleri, yapısal ve işlevsel yaklaşımlarla Kırgız kültüründeki izleri sürülmüştür. Kırgızların karmaşık olaylarla gelişen tarihine uzun uzun yer vermek yerine, tarihi arka plandan günümüzdeki kültürel değişmelere uzanan bir süreç bağlamında tabu kavramı değerlendirilmeye çalışılmıştır. Alan araştırmasından elde edilen derlemelere, özellikle memoratlar, geçiş dönemleri ve halk hekimliği gibi başlıklar altında ve tabu kavramıyla da ilişkili olabilecek hususlarda, kaynak kişilerin deneyim, tanıklık ve anlatımlarına yer verilmiştir. Bununla birlikte konunun kavramsal ve kuramsal çerçevesine uygun biçimde, dildeki örtmecelerin işlevi, ayrıca sözlü kültür ürünlerindeki izleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda yapısal işlevsel kuramın önerdiği ve açtığı alanda; uygulamalar, halk inanışları, geçiş dönemleri, halk hekimliği, inanç sistemleri, din değişimleri çalışma konusuyla ilişkili olarak ele alınmıştır. Tabu kavramının temelinde ve açtığı tefekkür alanında, hem Türk dünyasının ortak kültürel kodları hem de Kırgız kültürünün günümüzdeki yansımaları, sorunları ve kültürel değişimler göz önünde bulundurulmuş, tespit ve öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırgız Kültürü, Tabu, Totemizm, Kutsal, Ritüel, Kült, Töre, Memorat, Sözlü Kültür, İnanç Sistemleri, Kültür Değişmeleri
Ankara ili Altındağ ilçesinde İlköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin afete bireysel hazırlık düzeylerinin genel afete hazırlık inanç ölçeği ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada Ankara ili Altındağ ilçesinde devlet ilköğretim okullarında görev yapan öğretmenlerin afete bireysel hazırlık düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, Ankara ili Altındağ ilçesinde 54 devlet ilköğretim okulunda görevli 1552 öğretmene ulaşılmaya çalışılmış ve yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Öğretmenlerin veri toplama formunu Google Formlar üzerinden doldurmaları sağlanmıştır. Veri toplama formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümü araştırmacılar tarafından hazırlanan yedi bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde Genel Afete Hazırlık İnanç Ölçeği yer almakta olup veri toplama formu 88 maddeden oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Değişkenlerin normal dağılıma uyup uymadıkları Shapiro Wilks testi ile test edilmiştir. İstatistiksel analizde uygun oldukları yerlerde T testi, Tek Yönlü (One-Way) ANOVA testleri ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya 436'sı kadın 638 öğretmen katılmıştır. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yaş ortalaması 41,3 olarak saptanmıştır. Öğretmenlerin %77,0'si fakülte mezunu olduğunu belirtmiştir. Öğretmenlerin %30,0'u herhangi bir afet yaşadıklarını belirtmiştir. Öğretmenlerin %46,0'sı afetler hakkında eğitim aldıklarını belirtmiştir. Öğretmenlerin %95,5'i afetlerin olumsuz sonuçlarının önlenebilir olduğunu belirmiştir. Öğretmenlerin %26,4'ü afet ve acil durum çantası hazırladığını, %36,3'ü ise yaşadıkları eve Doğal Afet Sigortası yaptırdıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlere uygulanan Genel Afete Hazırlık İnanç Ölçeği için hesaplanan Cronbach-alpha iç tutarlılık katsayılarına göre ölçeğin güvenilirliği yüksek seviyededir. Çalışmaya katılan öğretmenlerin Genel Afete Hazırlık İnanç Ölçeği ortalamaları 3,99±0,51 olarak belirlenmiştir. Afetler hakkında eğitim alan öğretmenlerin ölçek puanları eğitim almayanlara göre ve görev yaptıkları okulda tatbikat yapılan öğretmenlerin genel afete hazırlık inanç ölçeği puanları tatbikat yapılmayan öğretmenlere göre yüksektir.
Sağlık hizmetleri meslek yüksekokulu öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlarının bazı sosyodemografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma, bir vakıf üniversitesinin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu (SHMYO) öğrencilerinin ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlarını incelemek ve etkileyen faktörleri araştırmak üzere; tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Nisan-Haziran 2016 tarihleri arasında SHMYO'da öğrenim görmekte olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 400 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Ruhsal hastalığa yönelik inançlar ölçeği-RHİÖ" ve "Ruhsal sorunları olan bireylere yönelik toplum tutumları ölçeği-RSTTÖ" kullanılmıştır. Veriler, öncesinde katılımcılara sözel açıklamalar yapılarak dağıtılan formlar aracılığıyla toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programı ile bağımsız gruplarda t testi, nonparametric bağımsız grupların karşılaştırmalarında Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi kullanıldı. Korelasyon analizleri Pearson yöntemi ile yapıldı. p<0,05 anlamlı kabul edildi. Araştırmada katılımcıların çoğunluğunu (%53,8) 20 ile 22 yaş grubu, %67,3'ünü kadın, %85'ini 1. Sınıf, %96,8'ini ise bekar öğrenciler oluşturmuştur. Öğrencilerin RHİÖ toplam puanından 51,90±18,59, tehlikelilik alt ölçeğinden 22,88±6,95, çaresizlik alt ölçeğinden 27,74±12,35 ve utanma alt ölçeğinden 1,28±2,37 puan aldığı belirlenmiştir. RHİÖ ve alt ölçek puanları açısından "tehlikelilik" boyutu ile "çaresizlik" boyutu arasında istatistik olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0,85 ve r=0,96, Çizelge 4.6). Öğrencilerin RSTTÖ ölçeğinde "korku/dışlama" boyutundan düşük, "toplum ruh sağlığı" ve "iyi niyet" boyutundan yüksek puanlar almış oldukları saptanmıştır. Öğrencilerin cinsiyetleri, ruhsal hastalığı olan bireyle yakınlık durumu, anne-baba eğitim durumları, aylık gelirleri, ruhsal hastalık hakkında bilgi sahibi olma durumları, ruhsal hastalığı olan bireyle karşılaşma durumları ile RHİÖ ve RSTTÖ toplam ve alt ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlar açısından, kendisi ya da yakını psikolojik destek ve/veya psikiyatrik tedavi alan öğrenciler ile almayan öğrenciler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda; ruhsal hastalığı olan hastalara yönelik olumlu tutum ve davranışların geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Obsesif inançların ortoreksiya nevroza üzerinde cinsiyete göre farklılığının incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı obsesif inançlar ile ortoreksiya nevroza arasındaki ilişkinin cinsiyete göre incelemek amaçlanmıştır. Araştırmaya katılanların yaşları ''18-55'' arasında olup 400'ü kadın (% 61.5), 250'si erkek (%38.5) olmak üzere toplam 650 kişiden oluşmaktadır. Ortoreksiya nevroza düzeyini ölçmek amacıyla Ortho-15 Ölçeği, obsesif inanışlar düzeyini belirlemek amacıyla Obsesif İnançlar Ölçeği (OİÖ) kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılar Demografik Bilgi Formunu doldurmuşlardır. Araştımanın analizi için ''Bağımsız Örneklemler T-Testi'', ''Çoklu Regresyon Analizi'' ve ''Korelasyon Analizi'' kullanılmıştır. Obsesif İnanç alt ölçek puanları ile Orto-15 puanları arasında cinsiyete göre anlamlı farklılık saptanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre erkeklerin kadınlara göre daha yüksek oranla obsesif inanış alt ölçekleri ile ortoreksiya nevroza düzeyleri arasında ilişki belirlenmiştir. Erkek grubunda Obsesif inanış belirtileri arttıkça Ortoreksiya nevroza belirtilerinin de artış saptanmıştır. Anahtar Kelimeler; Ortoreksiya nevroza, Obsesif inanış
Integrating clinical psychology to motivation in work life: Development and validation of rational emotive self determination scale for workers
This study is a scale development study for the use of clinical psychology in business life. The scale established on assumptions of Rational Emotive Behavior Theory (REBT) and Self Determination Theory (SDT). The scale measures irrational beliefs on three basic psychological needs (autonomy, competence, relatedness) of individuals. The idea of the combination explains human cognition in a different perspective: irrational beliefs and basic psychological needs has been evaluated in same track in order to collect data about how people unhealthy thinking styles on the psychological needs interfere their work motivation. The scale can be used in work places to measure irrational beliefs of their autonomy, competence and relatedness needs. Basic psychological needs are important concepts on human motivation, especially in work environment. What are the cognitive factors prevent workers being motivated toward their tasks and jobs? The measure partly answers the question. Outcomes of development of Rational Emotive Self Determination Scale for Workers (RESD-W) study provided promising results. The psychometric properties of the 16-item RESD-W were examined through 7 phases with assesing the factor structure of the RESD-A with explonatory factor analysis and confirmatory factor analysis, the reliability of the scale, test retest analysis, and construct validity. 607 participants were recruited from city of Istanbul and Ankara for this research. Analyses confirmed that theoretical expectations and yielded positive outcomes. According to outcomes RESD-W is a reliable and valid scale. The results were discussed with regard to practice, arguing that an examination of work life motivational and well-being problems through the integrated lens theoretical principles of REBT and SDT may provide an integrative perspective.
İrrasyonel inanışların kişisel biriciklik algısına olan etkisi ve birbirleriyle olan etkileşimleri
Bu çalışmada, kişisel biriciklik algısının, irrasyonel inançlarla ilişkisi ve birbiriyle olan etkileşimleri incelenmiştir. Literatürde kişisel biriciklik algısı ile ilgili çok az sayıda çalışma vardır. Bunun yanında rasyonel duygucu davranışçı terapide yer alan irrasyonel inançlar, ruh sağlığı alanında birçok araştırmaya konu olmuştur. Araştırmada Tutumlar ve İnanışlar Ölçeği 2; aşırı talepkarlık, rahatsız olmaya katlanamama, felaketleştirme ve kendi kendine derecelendirme irrasyonel inancına ek olarak başarı, rahatlık ve onaylanma irrasyonel talepleri ortaya çıkarmak için kullanılmıştır. Kişisel Biriciklik Algısı Ölçeği ise, kişinin kendisini ne ölçüde biricik – eşsiz hissettiğini ölçmek için değerlendirilmiştir. Demografik yapı ile ilgili analizlerin yanında çoklu doğrusal regresyon modelleri ve korelasyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuçlara göre tüm irrasyonel inanışların, kişisel biriciklik algısı ile aralarında negatif yönde ilişkisi ortaya konmuştur. Ayrıca, aşırı talepkarlık, kendini derecelendirme, rahatsız olmaya katlanamama irrasyonel inanışlarına, onaylanma talebi eşlik ettiğinde kişisel biriciklik algısı değişkenini yordadığı görülmüştür. Başarı talebinin eşlik ettiği durumlarda ise tüm irrasyonel inanışların kişisel biriciklik algısı değişkenini yordamadığı görülmüştür. Rahatlık talebinin ise sadece aşırı talepkarlık irrasyonel inancı ile birlikteyken kişisel biriciklik algısı değişkenini yordadığına dair bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel Biriciklik Algısı, İrrasyonel İnançlar, Rasyonel İnançlar
Gümüşhane ili Kelkit ilçesi Akdağ köyü Alevilerinin gelenek ve görenekleri
Toplayıcılıktan ve avcılıktan, tarım ve çobanlık aşamasına ardından yerleşik hayata geçen insanlık, tarih boyunca bir inanca ihtiyaç duymuştur. Mitlerle, totemlerle gelişen bu süreç, dinsel düşünüşün de süreklilik kazanmasıyla insani kültürün önemli bir unsuru haline gelmiştir. Türk İslam inançları ışığında Alevi- Bektaşi inancı, Türk İslam inançlarını kültür bakımından zenginleştiren bir inanç sistemidir. Alevilik, Anadolu'da gelişerek yayılan Türk tarikatlarındandır. Tasavvuftan etkilenen bu tarikatın felsefesi, örf ve adetleri Türklere ait özellikler gösterir. Bu inanç sistemi, Eski Türk din inançları ile Müslümanlığı kaynaştıran, tasavvufi olarak ifade edilen zengin kültürü, dili ve duyguları ile ulusal yapıda çevreleyen, akla ve bilime değer veren tarikatlardandır. Hacı Bektaş Veli önderliğinde, Güvenç Abdal halifeliğinde gelişen Gümüşhane Aleviliği 16. yüzyıla kadar büyüyerek gelmiştir. Güvenç Abdal'ın bölgeye intikalinden sonra gelişen süreç bir başarıdır. Kürtün'de Güvenç Abdal'ın şahsında temsil edilmeye başlayan ve kurduğu inanç-dede ocağı ile Doğu ve Orta Karadeniz'e yayılan öğreti; bölge insanına yaşamsal, inançsal ve tarihsel bir çıkış olmuştur. Alan araştırmasında Akdağ Köyünün âdet, gelenek ve göreneklerini derleyebilmek için gözlem ve görüşme yöntemi kullanılmıştır. Derlenen bu çalışmanın incelenmesinde, bağlam merkezli halk bilimi yöntemleri kullanılmıştır. Bu yöntemler çerçevesinde "Karşılıklı Görüşme (Mülakat) Yöntemi" ve "Derleme Yöntemi" ile Akdağ Köyü Alevilerinin âdetleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Alevilik, Bektaşilik, İnanç, Türk İslam, Gümüşhane
Temel inançlar ve tıkınırcasına yeme bozukluğu ilişkisinde, ontolojik iyi oluş ve duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlükleri ve ontolojik iyi oluşun aracılık etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca, aracı değişkenlerin kendi aralarındaki ilişkilerin ortaya konması için, duygu düzenleme güçlüklerinin ontolojik iyi oluş üzerindeki yordayıcılığı test edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, çeşitli meslek gruplarına mensup, 18 yaş üstü, 526 kadın ve 198 erkek, toplam 724 gönüllü katılımcı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak için Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu Ölçeği, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Ontolojik İyi Oluş Ölçeği (Yaşam Projesi Ölçeği) ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler IBM SPSS 24, IBM SPSS Amos 24 ve Lisrel 8.8 paket programları ile test edilmiştir. Araştırmanın tümünde istatistiksel anlamlılık için .05 düzeyi alınmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde Pearson Korelasyon Katsayısı ve Yapısal Eşitlik Modellemesi uygulanmıştır. Gruplar arası farklılaşmanın değerlendirilmesinde, bağımsız örneklemler için t-testi ve iki yönlü ANOVA uygulanmıştır. Bu çalışmada test edilmek üzere belirlenen hipotez model, hem genel örneklemde (n:724), hem kadın-erkek örnekleminde, hem de Beden Kitle Indeksi (BKI) normal (n:448) ve BKI yüksek (n:276) örnekleminde test edilmiştir. Genel örneklem üzerinden yapılan yapısal model analiz sonuçlarına göre temel inançların tıkınırcasına yeme bozukluğunu anlamlı derecede yordadığı tespit edilmiştir. Aracılık rolleri bağlamında, duygu düzenleme güçlüklerinin tıkanırcasına yeme bozukluğunu etkileme açısından temel inançlar üzerinde aracılık etkisi olduğu; ontolojik iyi oluşun ise aracılık etkisinin olmadığı görülmüştür. Aynı zamanda, temel inançlar ile ontolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin duygu düzenleme aracılığı ile gerçekleştiği belirlenmiştir. Mevcut çalışmada hem kadın hem de erkek örneklem üzerinde yapılan yapısal model analiz sonuçlarına göre temel inançların tıkınırcasına yeme bozukluğunu anlamlı bir şekilde yordadığı saptanmıştır. Bununla birlikte, kadın katılımcılarda temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin duygu düzenleme güçlükleri üzerinden gerçekleştiği, ontolojik iyi oluşun ise aracılık etkisinin olmadığı görülmüştür. Erkek örnekleminde ise temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkiye duygu düzenleme güçlüğünün ve ontolojik iyi oluşun aracılık etmediği belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada, BKI yüksek ve BKI normal gruplarında, her iki boyutta da temel inançlar ile tıkınırcasına yeme bozukluğu arasındaki ilişkinin duygu düzenleme güçlükleri ve ontolojik iyi oluş üzerinden gerçekleştiği tespit edilmiştir. Çalışmada ulaşılan bulgular, alan yazın kapsamında tartışılmış, ileriki çalışmalara dair öneriler sunulmuştur.
Ana tanrıça kültündeki "yedi kat" etek olgusunun Anadolu kostümündeki yansımaları
Ana Tanrıça Kültündeki "Yedi Kat" Etek olgusunun Anadolu Kostümündeki Yansımaları adlı bu çalışma, Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Moda ve Tekstil Tasarımı Anasanat Dalı, Yüksek Lisans Programı'nda tez olarak hazırlanmıştır. Çalışmanın içeriğinde Ana Tanrıça kültü, Paganlık, Şamanlık, Alevilik gibi inanışların giyim tarzı üzerindeki etkileri irdelenmiştir. Bu inanışların Antik Medeniyetler olarak adlandırılan Sümer, Akad, Babil ve Girit'in giyim kültürünü nasıl etkilediği üzerinde araştırmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmanın sonucunda inanışların giyim üzerindeki etkileri, uygarlıkların kendi dönemleri içerisinde görüldüğü gibi günümüzde hâlâ Anadolu'nun birçok bölgesinde görüldüğü tespit edilmiştir. İnanışlar ve medeniyetler araştırılırken "Yedi Kat" inancının "Yedi Etek ve Üçetek" olgusu arasındaki ilişkiye de yer verilmiştir. Çalışmada inanışların giyim üzerindeki etkileri irdelenirken kitap, makale, tez, duvar resimleri, arkeolojik buluntular, rölyefler, görsel ve yazılı kaynaklardan yararlanılmıştır. Araştırmanın içeriğinde, Antik Medeniyetler incelenirken o dönemde giyilen giysilerle günümüzde Anadolu'da giyilen giysiler karşılaştırılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda inanışların Antik Medeniyetlerden başlayıp günümüze kadar gelen toplumlar üzerinde genel anlamda etkili olduğu görülmüştür. "Yedi Kat" yer-gök inancı, kat kat etek kavramının oluşmasına neden olmuş ve insanların dini inançları kıyafetleriyle sembolize edilmiştir. Çalışmada dini inançların, bir toplumun giyim kültürünün oluşumunda önemli rol oynadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Giyim Kavramı, İnanışlar, Antik Medeniyetler, Üçetek
Yöneticilerin işyerinde dini ve batıl inançlarının karar alma tarzlarına etkilerinin örgütsel adalet algılarının düzenleyici rolü altında yerel yönetimlerde araştırılması
Var oluştan buyana, insan yaşamının her dönemi ve her boyutunda, insanların tutum ve davranışlarını etkileyerek yaşamının şekillenmesini sağlayan birçok içsel ve dışsal faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerin en önemlisi ise çeşitli emir ve yasaklar içeren inanç sistemleridir. Günümüzde ise bu inanç sistemleri içerisinde yer alan dini ve batıl inançların insan yaşamında çok fazla etkili olduğu görülmektedir. Zira din psikolojisi, davranış bilimleri ve örgütlerin yönetimi alanında yerel ve uluslararası yazında çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Ancak insanların kıt kaynaklarla mal veya hizmet üreterek hem kendisinin hem de toplumun yaşamını sürdürmesini sağladığı işyerindeki dini ve inançlarına yönelik çok fazla çalışma yapılmadığı görülmüştür. Yerel yazında ise işyerinde dini ve batıl inançlara yönelik çalışmaya rastlanılmamıştır. Özellikle aldıkları kararlar silsilesi ile örgütlerin ve çalışanların geleceğini tayin eden yöneticilerin işyerinde dini ve batıl inançlarının karar alma tarzları üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı; yöneticilerin işyerinde dini ve batıl inançlarının karar alma tarzları üzerindeki etkisinde örgütsel adalet algısının düzenleyici rolü altında yerel yönetimlerde araştırılmasıdır. Bu araştırmanın anakütlesini, İstanbul il sınırları içerisinde yer alan 39 ilçe belediyelerinde görev yapan alt, orta ve üst düzey yöneticiler oluşturmaktadır. Araştırmada tam sayım yapılarak yöneticilere ulaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma kesitsel bir araştırmadır. Araştırma öncesinde İstanbul İli Avrupa yakasında bulunun 4 ilçe belediyesinde görev yapan 313 kişiye yapılandırılmış anket uygulanarak pilot çalışma yapılmıştır. Ana çalışmamızda ise İstanbul İlinin tüm 39 ilçe belediyesinde yönetici olarak görev yapan 450 kişiye yapılandırılmış anket uygulaması ile ulaşılmıştır. Analizler ise Smart-PLS ve SPSS istatistiki paket programları aracılığıyla yapılmıştır. Araştırma bulgularına incelendiğinde yöneticilerin işyerinde dini ve batıl inançlarının karar alma tarzları üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca yöneticinin işyerinde dini ve batıl inançlarının karar alma tarzlarının alt boyutları olan sezgisel karar alma, bağımlı karar alma, kendiliğindenanlık karar alma ve kaçınmacı karar alma tarzlarının üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkisi olduğu görülmektedir. Yöneticilerin işyerinde dini ve batıl inançlarının ise karar alma tarzlarının diğer bir alt boyutu olan rasyonel karar alma üzerinde negatif yönlü ve anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Yöneticinin işyerinde dini inanç ve örgütsel adalet algısı etkileşim teriminin karar alma tarzları üzerindeki etkisinin pozitif yönde ve anlamlı olduğu belirlenmiştir. Yöneticinin işyerinde batıl inanç ve örgütsel adalet algısı etkileşim teriminin karar alma tarzları üzerindeki etkisinin negatif yönde ve anlamlı olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın kuramsal katkıları; David Miller'ın Entegrasyon Profili (Tıp) İnanç ve İş Entegrasyon ölçeği Türkçeye çevrilerek yerel yazına katkı sağlanmış ve aynı zamanda işyerinde batıl inanç ölçeği geliştirilerek de hem yerel hemde uluslararası yazına katkı sağlanmıştır. Ayrıca yazında ilk defa çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu bir toplumda işyerinde dini ve batıl inançlara yönelik bir çalışma yapılmıştır. Anket çalışması sonuçları ise örgütlerin yönetimi, davranış bilimleri ve din psikolojisi yazınına katkı sağlamıştır. Diğer bir katkısı ise kurumsal ve kurumsal olmayan tüm inançları kapsayan bir işyerinde inanç modeli ortaya konulmasıdır. Örgütsel uygulamalar da ise ''örgütlerde dini ve batıl inançlara ilişkin farkındalığın ve duyarlılığın artması; dini inançlardan kaynaklanan özel günlere saygı gösterilmesi ve kutlanması; sevgi, saygı, empati ve hoşgörü kültürünün kurum içerisinde yaygınlaştırılıp, farklılıkların artı bir değer olduğu bilincine sahip örgüt kültürünün oluşturulması ve kalıcı hale getirilmesi; örgütsel aidiyet duygusu ve örgütsel bağlılığın oluşturulması ve bu farklılıkların etkin yönetilerek örgüt üyelerinin mevcut bilgi, birikim ve yeteneklerini ortaya koymalarını sağlaması; oluşacak motivasyonla örgütün amaçlarına ulaşması ve rekabet etme kabiliyetini artırmak'' gibi bir çok konuda örgütlere katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Ebü'l-Muîn en-Nesefî'de iman kavramı
Bu çalışmada, meşhur Mâtürîdî kelâmcısı Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin iman kavramı ile ilgili etimolojik ve teolojik yaklaşımları incelenmiş ve onun tarafından geliştirilen iman nazariyesinin neredeyse hiçbir kelamcının eserinde göremeyeceğimiz kadar çok şümüllü, sistematik ve özgün olduğu ortaya konulmuştur. Bu amacın gerçekleşmesi adına araştırmanın birinci bölümünde, iman sözcüğü ile doğrudan veya dolaylı olarak ilişkilendirilen bazı kavramların tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde ise İslâm kelâm ekollerinin iman tanımlarında vurgu yaptıkları noktalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde Ebü'l-Muîn en-Nesefî'nin, iman ile ilgili görüşlerini temellendirirken kullandığı naklî ve aklî deliller irdelenerek, müellifin problemi formüle ediş tarzı tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise Nesefî'nin iman anlayışı çerçevesinde ileri sürülebilecek kanaat ve görüşler sıralanmış ve değerlendirilmiştir. Anahtar sözcükler: Ebü'l-Muîn en-Nesefî, Mâtürîdî, iman, inanç.
Alevîlik'teki Hak-Muhammed-Ali inancının Hıristiyanlık'taki teslis ile karşılaştırması: Teslis benzerliği eleştirisi
Alevîlik-Bektaşîliğin temel yapı unsuru Hak-Muhammed-Ali inancıdır. Bu inancın kendine has yapısı onun anlaşılmasını problemli hale getirmektedir. Bu sebeple pek çok yerli ve yabancı araştırmacı bu inancın temelinde Hıristiyanlığın teslis öğretisinin yattığını iddia etmektedir. Ancak tarihî süreç ve bu inancın oluşumunda etki eden unsurlar bütünlüklü olarak incelendiğinde bunun böyle olmadığı fark edilecektir. İşte bu çalışmanın amacı da, Hak-Muhammed-Ali inancının ortaya çıkış serüvenini gözler önüne sermek ve bu inancı teslis öğretisiyle mukayese etmek suretiyle onun Hıristiyanlığın teslis inancının bir kopyası olmadığını ortaya koymaktır. Bu çalışmanın yöntemi ise literatürde Alevîlik-Bektaşîlik tarihi ve inancı hakkında yazılmış çeşitli kaynakları incelemek ve onları analiz etmektir. Bu analiz sonucu ortaya çıkan bulgularsa şu şekildedir; Alevîlik-Bektaşîliğin oluşumunda Türkmenlerin yaşantıları ve onların İslam öncesi inançları etkili olmuştur. İslam'a yeni girmiş bu topluluklar, eski inançlarının mirası üzerinde Hak-Muhammed-Ali inancını inşa etmişlerdir. Bu yönüyle Hak-Muhammed-Ali inancının Hıristiyanlığın teslis öğretisinin bir kopyası olmadığı bilakis Alevîlik-Bektaşîliğin kendi iç dinamikleri ile oluştuğu söylenebilir. İkinci olarak vahdet-i vücûd öğretisinin etkisinde bir hayli kalan Hak-Muhammed-Ali inancının tevhid akidesine de çokça vurgu yaptığı görülmektedir. Bu yönüyle de teslis ile arasında bir farkın olduğu görülmektedir. Ortaya konan bu bulgular ise, Alevîlik-Bektaşîliği özünden kopararak değerlendirmek isteyenlere karşı bir temel direği vazifesi gerçekleştirmeyi ve Alevîlik-Bektaşîliğin daha doğru anlaşılmasını sağlayacaktır.
İnanç tarzları ile kişilik arasındaki ilişkiler
Kişilik, bireyin inanç yöneliminin temelini oluşturmaktadır. Bu sebeple inancın insan ekseninde kişilik özellikleri ve sosyo-kültürel unsurlarla birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu araştırmanın genel amacı, inanç tarzları ile kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesidir. Araştırma, anket tekniğinin kullanıldığı korelasyonel desenli bir çalışmadır. Veriler, uygun örnekleme yöntemi ile seçilen 17-73 yaş aralığındaki 240 kişiye (Erkek=74, Kadın=166) anket uygulayarak elde edilmiştir. Araştırmanın örneklemi, Türkiye'nin her yerindeki katılımcıları kapsamaktadır. Ankette; "Kişisel Bilgi Formu (cinsiyet, yaş ve eğitim durumu)", "İnanç/Dünya Görüşü Tarzları Ölçeği", "Ok-Dini Tutum Ölçeği", "Büyük-Beş Envanteri" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kesin inanç ortalamasının artmasıyla uyumluluk ve öz denetim özelliklerinde artış; nevrotiklik ve deneyime açıklık özelliklerinde azalma olduğu tespit edilmiştir. Buna karşılık inançta arayış, gerilim ve dönüşümün yaşanması ile uyumluluk ve öz disiplin özelliklerinde azalma; nevrotiklik özelliğinde ise artış olduğu bulgulanmıştır. Yine arayış, dönüşüm ve esnek inanç ile deneyime açıklık arasında anlamlı pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. İnanç gelişiminde yaşanan artış ile bireylerin nevrotiklik ve deneyime açıklık özelliklerinde artış; uyumluluk ve öz disiplin özelliklerinde ise azalma olduğu görülmüştür. Ayrıca dindarlık artarken dışadönüklük, uyumluluk ve öz disiplin özelliklerinin arttığı ancak nevrotiklik ve deneyime açıklık özelliklerinin azaldığı tespit edilmiştir. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar, bireylere verilecek din eğitimi ve manevi danışmanlık hizmetlerinin niteliğini belirleme noktasında faydalı olacaktır.
İslamiyeti kabul etmeden önceki Uygurların sosyokültürel hayatı
Tezimizde, İslamiyet'i kabul etmeden önce Gök Tanrı dinini ardından Maniheizm ve Budizm'i benimseyen Uygurların Göktürk Devleti'ni yıkarak kurdukları Orhun Uygur Devleti sonradan Koçu, Kansu devletleri ve yaşadıkları coğrafyadaki sosyokültürel hayatı incelenmiştir. Uygurlara ait edebiyat, sanat, din ve kültür eserleri XX. yüzyılın başından itibaren kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılmıştır. Uygurlar bu eserlerini şehirciliğe verdikleri önem ve yazıyı kullanmak gibi medenî hayatın olmazsa olmazlarını, kültürel uğraşlar ile tamamlamıştır. Çalışmamızda yine çeşitli yazı sistemlerini kullanarak, tarihi süreçlerinde farklı dinleri benimseyerek arkalarında kültürel öneme sahip birçok yazılı eser bırakmış olan Uygurların siyasi tarihi de sırasıyla ele alınmıştır. Uygurlar yaşadıkları coğrafyada Murtuk, Bezeklik, Turfan, Sengim, Karabalgasun ve Kızıl gibi pek çok şehri sanat merkezi haline getirmiştir. Uygurların yaşadıkları çeşitli bölgelerde yapılan kazılarda Uygur kültürüne ait pek çok heykel, duvar resmi, mimari yapı ve belgeler gün ışığına çıkartılmıştır. Çalışmamızda, dönemin siyasi ve tarihî kaynaklarının yanında Uygurca yazılmış çok sayıda metin de ana kaynak olarak kullanılmıştır. Tezimizde, öncelikle üç ayrı bölüm halinde yer alan Orhun Uygur Devleti, bu devlet yıkıldıktan sonra kurdukları Koçu, Kansu devletleri ve Uygurların sosyokültürel hayatı açıklanmıştır. Açıklamaların ardından bu süreçlerdeki siyasi tarihin analizi, din, edebiyat, sanat ve kültür alanlarındaki katkıları ve etkileri ortaya konularak Uygurların eski inançlarıyla yaşam kültürü, bütünlük içinde verilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Öncesi Dönem; Sosyokültürel Yapı; Uygurlar
The context of civil society: Analyzing the Muslim women's participation in the institutionalization process in Turkey
The aim of this thesis is to examine the motivations of Muslim women who established institutions with the definitions of association and foundation in the 1970s in the context of their feelings and beliefs. Many institutions currently defined as civil society organizations have connections with these institutions established by Muslim women in the 1970s. In my study, I argue that both the institutions defined as civil society organizations and those established as associations and foundations in the past are open to different interpretations. It is seen that when the meaning that women attribute to their activities and the institutions they establish is analyzed. When the traces of this interpretation are followed, it is seen that there are similar motivations with the motivation of institutions in the past. The meanings attributed to institutionalization in the 70s can also be attributed to the institutions engaged in activities with the definition of civil society organizations today. Women's motivations are also related to historical experiences, political environment, and vakıf understanding in the past. This motivation enabled women to do activities towards their goals through their emotions. I used multiple data collection methods for the study through in-depth interviews, focus groups, ethnography, and participant observation. In addition, I analyzed written and visual materials, publications and web resources. Fieldwork was carried out in Istanbul. All these data, based on historical trace version and discourse analysis in the field, reveal that similar religious beliefs in Muslim women produce similar emotionality. In this context, veiling, which emerged as the embodiment of religious belief, produced a collective emotional spirit in women and gathered women around a common purpose in the institutionalization process. Due to the state's prohibitions on covering establishment of educational institutions is one of the important stages of institutionalization. Keywords: Anthropology of emotion, civil society, Muslim women, Turkey
Tüketici dindarlığı ve alışveriş tutumu üzerine bir inceleme
Geçmişten günümüze, dini inançların inanan birey üzerinde çok yönlü bir etki gücüne sahip olduğu görülmektedir çünkü din, insanhayatına nüfuz ettiği ölçüde bireyin duygu, düşünce ve davranışının şekillenmesinde rol oynar. Bu çerçevede dinin insan üzerindeki etkisi sadece namaz, oruç, hac gibi ibadet eksenli ritüellerle sınırlı olmayıp gündelik hayata dair davranışlarda da görülmektedir.Bu bağlamda göze ilişen olgulardan biri tüketim davranışıdır. Dolayısıyla dini inançların etkili olduğu insan davranış türlerinden biri de tüketim tutum ve tercihleridir. Bu araştırmada dindarlık ve tüketim davranışı arasındaki ilişki incelenmiştir. Gıda ve kıyafet gibi zaruri ihtiyaçlardan eğlence ve tatil gibi bazen lüks kabul edilen tüketim tutumu ve tercihleriyle dindarlık arasında nasıl bir ilişki vardır? Tüketici tutum ve tarzlarında dindarlığın rolünü inceleyen bu nicel araştırma kapsamında 1106 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların tüketici tarzlarını belirlemek için Sproles ve Kendall (1986) tarafından geliştirilen Tüketici Tarzları Envanteri (TTE) ve dindarlık düzeylerini ölçmek için araştırma kapsamında tarafımızca geliştirilen Dini TutumÖlçeği (DTÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS- 24 programıyla analiz edilmiştir. Ölçeklerin arasındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Gruplar arasındaki farkı belirlemek için Anova ve bağımsız grup t-testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre Dini Tutum Ölçeği (DTÖ) puanları ile Tüketici Tarzları Envanter (TTE) puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu ilişkinin mahiyetine baktığımızda dindarlık ile tüketici tarzlarının alt faktörlerinden Marka Odaklılık, Yenilik-Moda Odaklılık, Düşünmeden AlışverişYapma, Alışkanlık (marka bağlılığı), Bilgi Kargaşası Yaşamaile negatif yönde;Fiyat Odaklılık ve Alışverişten Kaçınma alt faktörleri ile pozitif yönde ilişki olduğubelirlenmiştir. Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu ise dini inançların araştırmamıza katılan bireylerin gıda, kıyafet, tatil ve banka tercihlerinde en belirleyici faktör olduğudur. Elde edilen sonuçlar, araştırmanın örneklemi bağlamında dindarlığın tüketim tarzve tercihleri üzerinde etkili olduğuna işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Din, Din Psikoloji, Dindarlık, Tüketim, Tüketici Dindarlığı, Tüketim Tarzları
Öğretmenler ve ebeveynler gözüyle ergenlerde deizm yönelimi: İnanç gelişimi üzerine bir inceleme
Her çağın beraberinde getirdiği birtakım olgular bulunur. Değişen hayat şartları, modernizm ve post-modern süreçlerin etkisi altında kalan kimi günümüz insanı geleneksel Tanrı tasavvurunun dışına çıkarak inanç biçiminde kendi dünyasına uygun yeni anlayışlara yönelebilmektedir. Deizm bu yönelimlerden biridir. Bu görüşle; ontolojik olarak Tanrı fikrinden tamamıyla kopamayan insanoğlu, birey merkezli tutumunu inancına yansıtmaktadır. Bu gelişmeler daha çok Batı'da kendine yer bulabilmiş ancak İslam inancına sahip bölgelerde son zamanlarda gündeme geldiği görülmüştür. Medyada yer alan deizmin yaygınlaştığı ve liseli gençler tarafından benimsendiğine dair kimi haberlerin çıkması, durumun böyle olduğu izlenimi verebilir ama gerçekte böyle midir? Acaba gerçek yansıtıldığı gibi midir? Konunun gerçekliğini ortaya koymak için çok sayıda alan araştırmasına ihtiyaç vardır. Bu bağlamda çalışmamızda liseli gençlerin gelişim, değişim ve dönüşümü ebeveyn ve öğretmenler üzerinden incelenerek deizm eğiliminin gerçekliği araştırılmıştır. Araştırma, gençlerin en yakınında bulunan onların duygu, düşünce ve davranış gelişimlerine şahit olan ebeveynlerin ve öğretmenlerin değerlendirmelerine başvurularak gerçekleştirilmiştir. İstanbul ilinin farklı ilçelerinde ortaöğretim kurumlarında görev yapan PDR, Rehberlik, Felsefe, DKAB ve İHL Meslek Dersi öğretmenleriyle toplamda 18 öğretmen ve lise düzeyinde en az bir çocuğu öğrenim gören 12 ebeveynle yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak görüşme gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, popüler kültürün gençler üzerindeki etkisi ve ergenliğin kendine has karakteristik özellikleri ön plana çıkmıştır. Ebeveyn ve öğretmenlerden elde edilen bulgular ergenlerin tipik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşadığını, inanç dünyalarının da bu süreçten etkilendiğini, bazı gençlerin inanç konularına mesafeli ve ilgisiz dururken bazılarının beklenildiği gibi bir sorgulama ve arayış içerisinde olduğunu anlaşılmaktadır. Ancak, bazı belirgin vakalar olmakla beraber, deizm eğiliminin medyaya yansıdığı kadar yaygın olmadığı tespit edilmiştir.
Muḥammad b. Yūsuf al-Sanūsī's theological legacy: Tracing the dissemination of creedal knowledge through the commentaries and glosses on al-Sanūsī's work in Medieval & pre-modern Maghrib (15-17th ce)
This study aims to trace the scholars and works in the Maghrib (from the ninth/fifteenth to the eleventh/seventeenth century) that comprise the theological legacy of Muḥammad b. Yūsuf al-Sanūsī (Tlemcen 839/1436 - 895/1490) and, by convention, ends with the direct students of Abū Ḥasan al-Yūsī (Fes, 1040/1630- 1102/1691). The study of the dissemination of al-Sanūsī's theological works is a quest for the development and understanding of creedal literacy among non-elites which seems to mark the theological debates in the 15- 17th Century Maghrib. Rather than a philosophical study of theological concepts, we attempt to look at al-Sanūsī's theological legacy within the Maghrib as the expression, development and consolidation of a new mode of religious instruction, one which is manifested primarily in Islamic creedal, theological and legal literary works. Keywords: Horizontal learning, Islamic theology, taqlīd, pre-modern societies, descriptive network analysis
Kadın cinsel işlev bozukluğunda cinsel mitlere inanma düzeyi, cinsel bilgi ve benlik saygısı
Problemin tanımı: Bu araştırmada, kadınlarda cinsel mitlere inanma ve cinsel bilgi düzeyleri ile benlik saygısının cinsel işlev bozukluğu (CİB) ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya internet üzerinden toplam 492 erişkin kadın katılmıştır. Veri toplama aşamasında örneklem grubuna Sosyodemografik Bilgi Formu, Kadın Cinsel İşlevler Ölçeği (KCİÖ), Cinsel Mit Değerlendirme Formu (CMDF), Cinsel Bilgi Düzeyi Formu ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ)/Kısa Form uygulanmıştır. Araştırmada nominal veriler frekans analiziyle, ölçüm verileri ise ortalama ve standart sapma ile tanımlanmıştır. Ölçek ortalamalarının fark analizinden önce normallik dağılımı için Kolmogorov Smirnov testi yapılmıştır. Tüm ölçek ortalamaları normallik dağılımına uymadığından, fark analizlerinde ikili grupların arasındaki farklar için Mann Whitney U, ikiden çok grup arasındaki fark için Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Nonparametrik değişkenler arasındaki fark analizi için Ki-Kare testi kullanılmıştır. Tüm testler SPSS 17.0 for windows paket programında gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Örneklemimizin yaş ortalaması 27,46±6,63 olup yaş aralığı 18-56'dır. Çalışmamızda cinsel işlev bozukluğu, KCİÖ'den alınan toplam puana göre belirlenmiş ve 26.55'in altında puan alanlar cinsel işlev bozukluğu olan, 26.55 ve üzeri puan alanlar ise cinsel işlev bozukluğu olmayan şeklinde sınıflandırılarak tüm örneklem iki grupta incelenmiştir. Örneklemimizin büyük çoğunluğu (%74) CİB olmayan kadınlardan oluşmaktayken yalnızca %26'sında CİB olduğu gözlenmiştir. CİB olan ve olmayan katılımcıların sosyodemografik özellikleri incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Üniversite mezunu ve aylık geliri 3000 TL ve üzeri olan katılımcıların benlik saygısı düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunurken kendi eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyi düşük olan katılımcıların cinsel mitlere inanma düzeyi daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların yaşı ile KCİÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlenmemiştir. CİB olan ve CİB olmayan kadınlar karşılaştırıldığında CİB olan grupta cinsel mitlere inanma derecesi istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken benlik saygısı ve cinsel bilgi düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Ölçekler arası korelasyonlar incelendiğinde, KCİÖ toplam ve KCİÖ alt boyut puanları ile RSBÖ ve CMDF puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Benlik saygısı ile KCİÖ toplam puanı ve alt boyutlarından uyarılma, kayganlaşma, orgazm, doyum puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanırken ağrı alt boyutu arasında pozitif yönde anlamlı ilişki gözlenmiştir. CMDF puanı ile KCİÖ'nün hem toplam hem de istek, uyarılma, kayganlaşma, orgazm ve doyum alt boyut puanları arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. Sonuç: Araştırma sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde, kadın cinsel işlev bozuklukları ile erişkin kadınların benlik saygısı, cinsel mit inanışı ve cinsel bilgi düzeyleri arasında bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Cinsel işlev bozukluğu olan ve olmayan gruplar cinsel bilgi düzeyleri bakımından karşılaştırıldığında, CİB olan erişkin kadınlarda cinsel bilgi düzeyinin daha düşük olduğu gözlenmiştir. Yapılan korelasyon analizi sonucunda cinsel işlev bozuklukları arttıkça benlik saygısının azaldığı ve cinsel mitlere inanma düzeyi arttıkça cinsel işlev bozukluğunun da arttığı ileri sürülebilir. Anahtar kelimeler: Kadın cinsel işlev bozuklukları, cinsel mitler, benlik saygısı, cinsiyet rolleri, cinsel tabular
Mesleki tükenmişliğin psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı yönünden değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, lise ve üstü eğitim seviyesine sahip masa başı beyaz yakalı çalışanların tükenmişlik durumlarını ve bunun psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı ile olan ilişkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırmaya uygun örnekleme yoluyla 143 beyaz yaka çalışan dahil edilmiştir. Katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ), Psikolojik Belirtiler Tarama Testi (SCL-90-R), Dini Yönelim Ölçeği (DYÖ) ve Kontrol Odağı Ölçeği (KOÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada yapılan analizlere göre katılımcıların %48'i mesleki tükenmişlik yaşarken, %52'si mesleki tükenmişlik yaşamamaktadır. Sosyodemografik değişkenlere göre bakıldığında, katılımcıların tükenmişlik puanları herhangi bir sosyodemografik veriye göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Tükenmişlik yaşayan katılımcıların tüm psikopatolojik semptom puanları, tükenmişlik yaşamayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların tükenmişlik puanları arttıkça SCL-90-R puanları da artış göstermektedir. Dini yönelim ile tükenmişlik arasından herhangi bir anlamlı ilişki bulunmamıştır. Katılımcıların tükenmişlik puanı ile KOÖ puanı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yani tükenmişlik arttıkça kontrol odağının yönü anlamlı olarak dışsal kontrole doğru artmaktadır. Son olarak psikopatoloji, inanç ve kontrol odağı değişkenlerinin birlikte tükenmişlik puanlarındaki toplam varyansın %32'sini açıkladığı saptanmıştır. Sonuç: Araştırmaya göre demografik ve mesleki özelliklerin tükenmişlik seviyesi üzerine bir etkisi olmadığı, fakat tükenmişliğin; psikopatolojik semptomlar ve dışsal kontrol odağı ile doğrusal bir ilişki içinde olduğu belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, ruhsal bozukluk, inanç, iç kontrol odağı, dış kontrol odağı