İspanya
56 theses under this subject heading
Turizm gelirleri ve yoksulluk riski arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik bir araştırma: İspanya ve Fransa örneği
Yoksulluk dünyada büyük bir sosyal ve ekonomik sorundur. Hükümetler ve politika geliştiriciler bu sorunun her biçimiyle her yerden ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. Ancak yoksulluk literatürüne bakıldığında yeni bir kavram olmadığı çok eski topluluklarda bile yoksulluğun var olduğu bilinmektedir. Başka bir ifadeyle yoksulluktan kaçış, dünyanın kalkınma gündeminin hala en üstünde yer almaktadır. Turizm sektörünün ekonomiye olan etkileri farklı araştırmalarla ortaya konmuştur. Ancak turizmin yoksulluğu gidermedeki rolü tüm Dünya'da farklı yönleriyle hala tartışılmaktadır. Bu yönüyle gerçekleştirilen çalışmada turizm gelirleri ile yoksulluk riski arasındaki ilişki ortaya konmuştur. Bu kapsamda Avrupa'da en fazla turizm gelirine sahip olan Fransa ve İspanya'ya odaklanılmıştır. Araştırma sonucunda Fransa'nın turizm geliri ile gini katsayısı, yoksulluk riski ve kişi başı gayri safi yurt içi hasıla arasında herhangi bir nedenselliğin olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte İspanya'ya ait değişkenlere bakıldığında turizm geliri ile kişi başı gayri safi yurt içi hasıla değişkeni arasında nedenselliğin olduğu görülmüştür. Ancak turizm geliri ile gini katsayısı ve yoksulluk riski arasında bir nedenselliğin olmadığı tespit edilmiştir.
Avrupa Birliği'nin bölgesel gelişmeye etkisi: İspanya ve İngiltere örneği
Avrupa Birliği sosyal, ekonomik ve kültürel olarak çok farklı yapılara ve geçmişe sahip ülkelerden tarafından oluşmuştur. Ülkelerin sahip olduğu bu farklılıklar ulusal anlamda olduğu gibi bölgesel anlamda da kendini hissettirmektedir. AB kurulduğu tarihten günümüze kadar bölgesel gelişmişlik farklılıkları konusunda hassas davranmış ve son derece önemli politikalar üretmiştir. AB tarafında oluşturulan bu politikalar, zamanla genişleyen ve büyüyen bu yapıda gün geçtikçe önemini artırmaktadır. Bölgesel gelişme ile ilgili belirlenen politikaların hayata geçirilmesinde, ülkelerin sahip oldukları yerel aktörler, kalkınma ajansları ve politikaların hayata geçirilebilmesi için oluşturulan fonlar çok önemli bir rol oynamaktadır. Gerçek anlamda bir birliğin ortaya konabilmesi için bölgesel gelişme ile ilgili farklılıkların azaltılmasının öneminin farkında olan AB, bu konuda sürekli yeni politikalar ortaya koymaktadır. Bahsettiğimiz tüm bu hususlar ışığında, Bu çalışmada, AB gibi örgütlerin ülkelerin bölgeleri arasında var olan gelişme farklılıklarını ortadan kaldırıcı bir etkiye sahip olup olmadığı incelenmektedir. Bu amaçla çalışmada, demokrasileri Avrupa ortalamasının üzerinde gelişmiş olan İngiltere ve İspanya'nın Avrupa Birliği üyelikleri öncesi ve sonrası durumları ile üye olduktan sonra almış oldukları fonlar incelenecek ve bunların ülkelerin bölgesel gelişmelerine olan etkileri üyeliklerinden sonraki dönem için araştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği, NUTS, Bölgesel Gelişme, AB Fonları
Toplumsal hareketlerde yeni bir dönem olarak meydan hareketleri
Özellikle 2010 yılı sonrası ekonomik problemler ve demokrasi krizi ile karşı karşıya kalan insanlar, genel bir hüsran, öfke ve acizlik duygusuyla ve kolektif bir bilinçle meydanlarda seferberlik oluşturmuşlardır. Bireyler mevcut sorunlara ve hoşnutsuzluklara karşı sunulan ekonomik ve sosyal politikaların, krizle mücadele edebilecek yeterlilikte olmadığını düşünmemekteydi. Çevrimiçi platformlarda, kendilerinin endişelerini ve önceliklerini temsil eden çağrılarda bulunmuşlar ve kolektif bilinç oluşturmuşlardı. Binlerce insan hoşnutsuzluklarını görünür kılmak için, meydanlarda toplanmaya başlamışlardı. Meydan hareketleri olarak kavramsallaştırılan bu hareketler, halk egemenliğini savunmak amacıyla eşitlik, eylem, özen ve müşterek değerleri vurgulayarak, liberal temsili demokrasiyi yeniden icat etmeye çalışma gayretiyle ortaya çıkmıştır. Sosyal medya ve sosyal ağ uygulamaları, bu süreçte kritik bir rol oynamıştır. Bu süreçle birlikte, sadece bilgi kanalları değil, aynı zamanda dijital platformların kullanımıyla artık çok daha kolay ölçeklenebilen yeni müzâkere ve katılımcı karar alma arenaları oluşmuştur. Bu çalışmada, meydan hareketleri olarak değerlendirilebilen günümüz hareketlerinin, temel dinamiklerine, ortaya çıkış nedenlerine, gelişim süreçlerine ve sosyal medya ile olan ilişkisine yer verilecektir. Bu hareketler, farklı hedefler ve sorunlar içerse de ortak niteliklere de sahiptirler. İşçi hareketleri gibi eski hareketlerin aksine ''meydan hareketleri'' oldukça farklı toplumsal problemlere ve taleplere sahip olan, oldukça çeşitli grupların beklentileri ile ilgilenmektedir. Ancak modern demokrasiler, bu beklentileri karşılamakta yetersiz kaldığı gibi, temsil mekanizmalarındaki problemler de siyasal katılımın önünde ciddi bir engel olarak yer almaktadır.
Yenilenebilir enerji ekonomisi: Türkiye (modelleme) İsrail ve İspanya örneği
Geçmişten günümüze gelişen teknoloji ve nüfus artışı, enerjiye olan talebi arttırmıştır. Gelecekte ise bu artışın devam edeceği öngörülmektedir. Artan enerji talebini karşılamak için enerji piyasasına yeni etmenler (yenilenebilir enerji kaynakları) eklenmektedir. Bu etmenlerin enerji piyasasına etkisi ve çevre konularındaki toplum duyarlılığı problemi oldukça karmaşık hale getirmektedir.Bu tez çalışmasında ileriye yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının ekonomiye katkısı incelenmiş ve doğrusal yeniden düzenleme koordinat yöntemle modelleme yapılarak Güneş enerjisinden elektrik enerji üretim maliyeti hesaplanmış ve diğer kaynaklardan üretilen elektrik enerjisi maliyeti ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca alınan sonuçlar Güneş enerjisi kullanımında önemli aşama kaydetmiş İspanya ve İsrail'deki örneklerle karşılaştırılmıştır.Sonuç olarak, elektrik piyasasında yer alacak olan 6kW ve100 MW gücündeki Güneş panelli santraller ile 2020 yılında beklenen enerji talebinin %10 `nun rekabet edici fiyatlarla karşılanabileceği gösterilmiştir
Comparison of English language teacher education programs in some selected european countries (Finland, Sweden, and Spain) with those of Turkey
In a global higher education context of growing competition of student admission, student mobility, credit transfer flexibility, quality assurance policies, and learning outcomes have become part of international trends in institutional curricula. Since 1999, there has been a transformation process in higher education system all over the world, the result of which is Bologna Process. In this study, English language teacher education programs in Finland, Sweden, Spain, and Turkey were compared. The studies carried out, either worldwide or within our country, on English Language level of our students have aroused a great concern among the practitioners in the area in Turkey. In the wake of our ultimate membership in EU, we need to align our education system with those of European countries and English language teacher education programs within the system on the basis of the required standardization and accreditation by European Commission in line with Bologna Process. Drawing from conclusion from the studies, this study aims to discover our weaknesses and strengths in training English language teacher candidates to achieve the training quality in order to ensure competent teachers for the educational system. The study was designed as a comparative survey. The data gathered through documentation were compared using descriptive analysis. The results revealed that all the countries in question have been undergoing the same process; However; while in Spain and Turkey higher education institutions have to implement the decisions made by the policy makers, in Finland and Sweden, they are not obliged to do so. So the institutions in Finland (Helsinki University) and in Sweden (Stockholm University) have implemented the standardization and accreditation by European Commission in line with Bologna Process with some reservations. Turkey is the one which applied the process the latest of all. As to the first queries, the similarities and differences between the acceptance criteria, ECTS grading scales, required ECTS for graduation, and the requirements for English language teaching credentials in Pre-service English language teacher education in the countries in question show some varieties. Within these queries, there are several significant implementations that make the programs distinct. The second query of the study was the similarities and differences between the uses of learning outcomes. The data of this query were analysed on the basis of the European Qualification Framework (EQF) and implementations in both the countries and the universities in question were compared. The third query was the similarities and the differences between the number of the courses and ECTS allocations to the courses. To analyze the data, departments were put in two different groups: joint degree and after degree programs and the data illustrated in in bar charts were analyzed through intergroup comparison. Finland requires the highest number of ECTS with the highest number of the courses with its three phased program. The last query was the similarities and differences between the organizations of the field experience courses in the related universities. The data showed that there are significant differences between the implementations of these courses. Based on the data, concrete recommendations to policy makers were put forward. The result of the data signify that English language teacher education programs in Turkey need revision especially in terms of field experience practice and admission criteria to the programs. Key Words: Comparative education, in-service English language teacher education, learning outcomes, ECTS allocations
( H. 300-392/M.912-1002) yıllar arası Endülüs'ün karşılaştığı iç ve dış zorluklar
Endülüs en güçlü dönemini (H.350-392/M.962-1002) yılları arasında yaşamıştır. Aynı zamanda bu yıllar arasında Endülüs, İslam dünyasında zirveye ulaşmıştır. Bu dönemi araştıran tarihçiler bu dönemi diğer dönemlerden her alanda ayrı tutarlar. Çünkü Endülüs'te tahta çıkan III. Abdurrahman Nasır ülkede siyasi birliği yeniden tesis etti bu da bir takım gelişmeleri beraberinde getirdi. Bu gelişmelerden en önemlisi; Endülüs'te yaşayan farklı etnik yapılar olan Muvelldun, Arap, Vizigotlar ve Berberiler arasındaki etnik milliyetçiliğin bitme noktasına getirilmesidir. Endülüs'te iç karışıklıklar sona erdirilip siyasi birlik sağlandığı için II. Hakem Mustansır ve Muhammed b. Ebî Amir Mansur dönemlerinde devletin gücü dış politikada hissedilmeye başlandı. Endülüs'ün dışarıyla olan mücadelesindeki ilk amacı Kuzey Endülüs'te bulunan Hıristiyan krallıkları kendi hâkimiyeti altına almak, Hıristiyan birliğini dağıtmak ve toplumla kaynaşmayı gerçekleştirip Endülüs içinde yaşamalarını sağlamaktı. İkinci amacı ise o dönemde Mağrib'de (Tunus, Fas, Cezayir) hâkim olan Fatımîler'in hâkimiyetini sonlandırıp Mağrib'de kendi seçtiği idareciler vasıtasıyla bu toprakları idare etmekti. Üçüncü amacı ise Kuzey Avrupa'dan gelen Cermenler'in saldırıları sona erdirmekti. Bu amaçları gerçekleştirmek için birçok savaş meydana gelmiştir ve bu savaşların çoğu zaferle sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Endülüs, İspanya, Mağrip, III. Abdurrahman, II. Hakem, Mansur, Fatimîler, Cermenler, Hristiyan ve Müslümanlar.
İspanya Engizisyonu ve Engizisyon mahkeme kaydı incelenmesi
Engizisyon denildiğinde akla ilk gelen İspanyol Engizisyonudur ve tarihi açıdan önemli bir konuma sahiptir. Engizisyon mahkemeleri birçok ülkede uygulanmasına karşın İspanya Engizisyonunu bu kadar önemli kılan sebep muhakkak ki kuruluş felsefesi ve yaptığı insanlık dışı uygulamalardır. Fakat bu sebeplerle ünlü olan İspanyol Engizisyonunun bugüne kadar ele alınmayan ve yanlış bilinen boyutları da mevcuttur. İspanyol engizisyonu, 1492 yılında Granada'nın Müslümanların elinden çıkmasıyla beraber "Katolik Krallar" olarak taltif edilip bugün de bu isimlerle anılan Ferdinand ve İsabelin, İspanya topraklarında bir tek sapkın bırakmamak amacıyla, Papalıkla ortak yürüttüğü siyasi bir mahkemedir. Çalışmamızda, İspanyolca doktora tezleri ve makalelerden yararlanarak Türkiye'de İspanyol Egizisyonu hakkında bilinmeyen Auto de Fe ve Teşkilat kısmını irdeledik. Bunun dışında Zaragoza Engizisyon Mahkemesinin Moriskolara uyguladığı engizisyon süreci ile alakalı da bir mahkeme kaydını inceledik ve çıkan sonuçları çalışmamızda değerlendirdik.
Türkiye ve PIIGS (Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan, İspanya) ülkelerinde dördüz açık analizi
2008 Küresel Krizi ile Avrupa Birliği içerisinde merkez ve çevre ülkeler ayrımı daha keskin hatlar kazanmıştır. Bu ayrımda krizden en çok etkilenen ve dikkat çeken beş ülke Portekiz, İrlanda, İtalya, Yunanistan ve İspanya olmuştur. Türkiye ise kriz sonrası dönemde temel makro ekonomik göstergelerde PIIGS ülkeleri ile paralel bir yapı sergilemiştir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı; Türkiye ile PIIGS ülkelerinde dördüz açık hipotezinin test edilmesi ve sonuçların ortaya konmasıdır. Literatürde yer alan Keynesyen ve Ricardian görüşler, ekonomilerin dengelerine ilişkin farklı yaklaşımlar sergilemektedirler. Keynesyen görüş, bütçe açığını cari açık ile ilişkilendirirken; Ricardian görüş, cari açığı tasarruf açığına dayandırmaktadır. Konuyla ilgili mevcut literatürde, cari açık için farklı belirleyicilerin araştırılması gerektiğini belirten çalışmalar da bulunmaktadır. Çalışmamızda cari açık, bütçe açığı ve tasarruf açığı ile birlikte dördüncü bir açık türü olarak ele aldığımız çıktı açığı ise genellikle işsizlik ve/veya enflasyon ilişkisindeki rolüne dair analizlere konu olmaktadır. İlgili literatüre dayanarak bütçe açığı, tasarruf açığı ve çıktı açığının, cari açık üzerindeki etkilerinden söz edilip edilemeyeceğini araştırmak için; 1986-2018 yıllarına ait veriler kullanılmıştır. Elde edilen panel veriye uygun tanımlayıcı analizler yapıldıktan sonra değişkenler arasındaki ilişki, eş bütünleşme testi ile sınanmış ve ardından Prais-Winsten modeli kullanılarak uzun dönem katsayıları tahmin edilmiştir. Ulaşılan sonuçlar uzun vadede, yalnızca cari açıkla tasarruf açığı arasındaki ilişkiyi net olarak doğrulamıştır. Bu sonuçlar ışığında PIIGS ülkeleri ve Türkiye için dördüz açık hipotezinin geçerli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkiz Açıklar, Üçüz Açıklar, Dördüz Açıklar, Dengesiz Panel Veri Analizi
Etnisite ve demokrasi ilişkisi: İspanya'nın demokratikleşme süreci ve Bask örneği
Bu tez şiddet içerikli olsun veya olmasın, 20. yüzyıl sonlarında yaygınlaşan etnik sorunların çözümünde demokratikleşmenin yeterliliğini analiz etmektedir. Bu maksatla ilk olarak milliyetçilik teorilerinin ilkçi, modern ve etno-sembolcü yaklaşımları etüd edilerek, etnik sorunları besleyen dinamikler belirlenmiş, daha sonra da Etnik Demokrasi, Liberal (klasik ve çokkültürlü) Demokrasi ve Ortaklıkçı Demokrasilerin uzlaşı stratejileri incelenmiştir. Ayrıca, bir örnek olayın, teorilerin uygulamadaki muhtemel sınırlılıklarını aşmamıza yardımcı olacağı ve bu bağlamda seçilen İspanyaBask sorununun, İspanya?nın Franco?nun ölümünden sonraki demokrasiye geçişi ve kabaca yüzyıl önce hasıl olan Bask milliyetçiliğiyle iyi bir örnek olacağı düşünülmüştür. Neticede, etnik sorunların dinamikleri ve demokratikleşme teorilerinden elde edilen analitik çerçeve rehberliğinde, İspanya demokratik uygulamaları ve Bask sorununa etkileri ilişkisel olarak değerlendirilmiş ve demokratikleşmenin tamamını olmamakla birlikte, bazı etnik sorun dinamiklerini işlevsizleştirebildiği ve bazı etnik talepleri karşılayabildiğisonucuna varılmıştır. Ancak her durumda demokratikleşmenin gerekli olduğu, çünkü ?Zeitgeist? ile uyumlu demokratik düzenlemelerin etnik sorunların yönetilmesinde meşruiyet kaynağı oldukları değerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Milliyetçilik2. Etnisite3. Etnik Sorun4. Demokratikleşme5. Bask Sorunu
Yükseköğretim kurumlarında toplam kalite yönetimi anlayışı: Düzce Üniversitesi ve Oviedo Üniversitesi örnekleri
Yükseköğretim kurumları ülkelerin kültürel, ekonomik, sosyal ve politik kalkınmasında önemli rol oynayan unsurlardan birisidir. Üniversitelerin yüksek başarı standartlarına sahip olmaları küreselleşen dünya düzeni içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu nedenle ülkeler, bütüncül bir bakış açısıyla sistemi değerlendirmeye ve gereken işlemleri başarılı bir şekilde uygulamaya geçirip yükseköğretim kurumlarının sayılarını ve kalitesini artırmak için çalışmaktadırlar. Bu durum da kalite çalışmalarının gerekliliğinin önemini ve kalite çıktılarının değerlerini ortaya koymaktadır. Kalite çıktılarının uygulama alanı olarak Yükseköğretim Kurumlarının bu sayede küresel değişiklikler ile irtibatını korumayı ve her gün yenilenen ve yeniden oluşan ihtiyaçları ve gereksinimleri karşılayacak hale gelmeyi sağlayacak dinamik bir yapıya kavuşmuş olması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, küreselleşen dünyada yükseköğretim kurumlarının kendi bünyelerinde hayata geçirdikleri kalite uygulamaları, çıktıları ve toplumsal fayda gözetilerek hazırlanan projelerin özellikleri ve hedef kitlelerinin yapısal yenilikleri Toplam Kalite Yönetimi altında incelenmiştir. Bu kapsamda Düzce Üniversitesi ve Oviedo Üniversitesi'nin kalite araştırmaları, uygulamaları ve çıktıları ortaya konulmuş; her iki üniversite Toplam Kalite Uygulamaları bağlamında değerlendirilmiştir.
Tarım sektöründeki toprak verimi, kişi başına düşen gelir ve toprak değişkenlerinin karşılaştırması, trend eğrilerinin belirlenmesi ve bulguların ima ettiği sonuçlar: İspanya, G. Kore ve Türkiye (1980-2008)
Tezin ilk bölümünde, İspanya Kore ve Türkiye'deki tarım sektöründe, katma değer cinsinden tarımsal hasıla, tarımsal nüfus, tarımsal emeğin ortalama veriminin EOVT ve EOVT değişkeninin İspanya/Türkiye ve Kore/Türkiye kıyaslamasını katsayı cinsinden veren [(EOVT)İSP /(EOVT)TR ve (EOVT)KOR /(EOVT)TR] değişkenlerinin 1980-2008 arasında nasıl değiştiği saptanıp, incelenmiş; bu zaman serilerinden türeyen doğrusal olmayan trend eğrileri ve büyüme patikaları yıllık değişim oranları, her bir değişken ve ülke için SPSS programı vasıtasıyla belirlenmiş; böylece hesaplanmış olan istatistikler analiz edilmiş ve çarpıcı birkaç sonuca ulaşılmıştır:Birinci bölümde, çok açık olarak ortaya çıktı ki, dönem boyunca İspanya ve Kore'nin EOVT performansının Türkiye'ninkine kıyasla önemli ölçüde yüksek olmasının, tarımsal çıktıyı arttırma boyutundaki göreli performanslarından değil de hemen hemen İspanya ve Kore'nin tarımsal nüfusunu çok hızlı bir oranda düşürürken; Türkiye'nin tarımsal nüfusunun 28 yılda sadece %12'lik bir düşüş göstererek neredeyse sabit kalmasından kaynaklanmıştır.İkinci bölümde, FAO istatistikleri, gizli işsizliği de ekleyip verirken, İLO ve TÜİK istatistikleri gizli işsizliği hesaba katmadan verdikleri ve dolayısıyla iki veri seti arasında %80'i aşan farklar varolduğu için İkinci Bölümde, LT yerine ?TN? ile ve EOVT yerine de ?TNbQ? ile çalışmak yeğlenmiştir.Eğer tarımsal istihdam başına ve tarımsal nüfus başına düşen brüt gelirin önemli bir ölçüde arttırılması için endüstriyel olgunluğa erişmiş her ülkenin nesiller evvel başarmış olduğu gibi, tarımsal nüfusun, TN/?N oranını ve LT/?L oranını da %4-%5'in altına çekecek biçimde sadece oransal olarak değil, mutlak olarak da düşmesi şarttır. Yani, Türkiye'deki tarımsal nüfusun, 1980-2008 döneminde, 18.4 milyondan 15.5 milyona düştüğü gibi sadece 1.19 kat değil, gelecek 25 yılda yaklaşık üç kat daha düşerek 5 milyon civarına inmesi gerekir.Bu konuda yapılacak çalışmalar, Türkiye'nin geleceğine ait yol-haritası bağlamında önem arz edecektir.
Anadilde eğitim ve Türkiye uygulaması
Bu çalışmada genel olarak azınlık hakları, anadil ve anadilde eğitim hakkı ile Türkiye ve bazı Avrupa ülkelerindeki anadilde eğitim hakkı uygulamaları mukayeseli olarak incelenmiştir.Birinci bölümde azınlık, azınlık hakları, anadil, dilsel haklar, eğitim hakları ve anadilde eğitim hakkı kavramına değinilmiştir.İkinci bölümde anadilde eğitim hakkı okulöncesi öğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim gibi farklı düzeylerde ele alınmıştır.Üçüncü bölümde Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği belgeleri ve diğer evrensel ve bölgesel belgelerdeki anadilde eğitim hakkına ilişkin hükümler analiz edilmiştir.Dördüncü bölümde Osmanlı İmparatorluğunda azınlıkların anadilde eğitim hakkı, Türkiye'de anadilde eğitim hakkına ilişkin yasal mevzuat ve anadilde eğitim hakkı uygulamaları değerlendirilmiştir.Beşinci bölümde ise İsveç, İspanya, Fransa ve Yunanistan'daki anadilde eğitim uygulamaları incelenmiş, bu uygulamalar farklı açılardan Türkiye'nin uygulamalarıyla mukayese edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Azınlıklar2.Azınlık Hakları3.Anadil4.Anadilde Eğitim Hakkı5.Uluslararası Belgelerde Anadilde Eğitim
A comparative study on EFL teachers' perceptions of and activities in professional development: The cases of Turkey, Germany and Spain
In a rapidly changing world, professional development of teachers has become the focal point of the governments as the teachers are considered as the linchpin of educational settings in order to boost the students' achievements and the overall quality of education. Thus, EFL teachers are required to equip themselves with new theoretical and pedagogical knowledge in line with the advancements of the globalized world and students' increasing needs. This study aims to compare and investigate Turkish, German and Spanish EFL teachers' perceptions of and activities in professional development by interviewing. The participants of this qualitative study were 45 EFL teachers working in the capital cities of Turkey, Germany and Spain. The implementation of the study lasted approximately 5 months. The data was gathered through structured interview and analysed qualitatively. The findings of the study demonstrated that EFL teachers from three countries perceived professional development as an ongoing process. Besides, the most oft-mentioned Professional Development activities were seminars, training courses, conferences and workshops although there was a significant difference in the participation of EFL teachers from three countries. Namely, conference and workshops were stressed by only German and Spanish participants. The current study also revealed that the most frequent need areas stressed by the participants were integration of technology into class, classroom management and 21st century language teaching approaches. Furthermore, the findings of the study demonstrated that difficulty in taking official permission was the main restriction for Turkish participants unlike their colleagues from Germany and Spain. The study concluded with suggestions that EFL teachers in Turkey should be given autonomy and choice of selection regarding the professional development activities to attend like their colleagues in Germany and Spain, and also the content of the professional development activities should be reanalyzed and reorganized based on the professional needs of EFL teachers.
From empire to nation: Women and nation building in Spain and Turkey, 1898-1936
Cinsiyet ve uluş inşasına odaklanan sayısız çalışma olsa da bu çalışmaların çok azı sistematik karşılaştırmalı yaklaşımı benimsemiş ve daha da azı Avrupalı ve Avrupalı olmayan örnekleri ele almıştır. Bu tez, 1898-1936 yılları arasında, İspanyol-Amerikan Savaşı'nın bitişinden İspanyol İç Savaşı'na kadar olan süreçte, İspanya ve Türkiye'de imparatorluk sonrası ulusta kadının rolünü analiz etmektedir. Kültürel farklılıkları ve ayrı yollarda ilerlemelerine rağmen, aynı zaman aralığında, bu iki devlet politik kimliklerini imparatorluktan ulusala dönüştüren bir süreçten geçmişlerdir. Bu dönüşümün kilit bir birleşeni kadınlara spesifik roller atamaktı. Bunun sonucu olarak, bu tezin iki amacı vardır. Birincisi, imparatorluktan ulusa geçiş döneminde kadının yerinin yeniden tanımlanmasında, hangi özelliklerin ülkelere özgü olduğunun yanı sıra hangilerinin imparatorluk-aşırı ve ulus-aşırı politik kültürden kaynaklandığını anlamak. İkinci amacı ise, kadın dergilerini birincil kaynak olarak kullanarak, kadınların bu süreçte ne kadar aktif olduklarını ölçmek. Bu tez, kadınlar ve modernlik, kadın hakları, annelik, ulus ve kadınların kamusal söylemlerine erkeklerin müdahaleleri olmak üzere farklı konulara odaklanmıştır. Bu çalışmanın bağlayıcı ve kapsayıcı teması, geleneksel olarak kadınlara atfedilen rollerin yeniden oluşturulmasıdır. Anahtar kelimeler: Ulus-inşası, İspanya, Türkiye, toplumsal cinsiyet, kadınların özneliği, ulus aşırı tarihi
Jose Ortega Y. Gasset`te ben ve öteki arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, Jose Ortega y Gasset'te "Ben ve Öteki Arasındaki İlişki"yi incelemek, onun bu konuya ilişkin düşüncelerini sistemli bir şekilde ortaya koymak ve onları bugünkü perspektiften değerlendirmektir. Ortega, insanı etkileyen ve insanın kişiliğini oluşturan her şeyi inceleme konusu yapmıştır. İnceleme konusu yaptığı her şeyi de, yaşamla olan bağlantısı içinde ele almaya çalışmıştır. Çünkü insan; çevre.toplum, ilişkiler, yapıp ettikleri, olaylar ve varolan her şeyin toplamı olduğu için, Ortega, insanla ilişkili olan ve insanı ilgilendiren her şeyle ilgili olmuştur. Bundan dolayı, bu çalışma da,ben ve öteki arasındaki ilişkiyle ilgili olduğu noktalarda.Ortega'nın felsefesinin temelini oluşturan ortam, toplum, bireysel yaşam, benlik ve yaşamsal akıl gibi kavramlara, kısaca değinmeye çalıştık. Ben ve öteki kavramlarına kapsamlı bir şekilde değinilmiştir. Çünkü Ortega'nın felsefesinde tek birey, bireyin kendini bulması ve onun yaşamı çok önemlidir. Bunun nedeni de, tek insanın yani bireyin bir yığın haline gelen toplumda kaybolmasıdır.Amaç, bireyin yeniden kişi olabilmesi, kendini bulması, yaşamına hakim olması ve sorumluluklarını üstlenmesidir. Bu amacın gerçekleşmesi içinde Ortega, aynen Sokrates gibi, yönetimi uyaran ve insanları uyandıran bir "at sineği" olmaya çalışır. Çünkü o felsefesiyle ülkesinde ve çağında gördüğü toplumsal sorunlara çözümler aramış ve bu çözümleri de hayata geçirmeye çalışmıştır. Bu nedenle Ortega, birçok filozofun aksine yaşamla ve onun sorunlarıyla mücadele eden ve sesini entellektüel azınlıktan çok, halka duyurmaya çalışan bir halk adamı olmuştur. Bu yüzden politikayla da ilgilenmiş, ve politika aracılığıyla ülkesinin ve halkının kaderini de değiştirmeye çalışmıştır.Ben ve öteki arasındaki ilişki tüm yönleriyle ele alınmış; yanlış ilişkinin yarattığı sorunlar ve doğru ilişkinin kazançları üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise, Ortega'nın ben ve öteki arasındaki ilişkiyle ilgili olarak ortaya koyduğu problemler ve çözümleri, eleştirel bir bakış açısıyla, özellikle de başka düşünürlerin bu konudaki düşünceleriyle karşılaştırılmalı olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Carlos Saura sinemasında sahne sanatları uyarlaması ve Bunuel ve Sultan Süleyman'ın Masası örneği
Sanat ve sanat dallarının işbirliği ile oluşturulan Sahne Sanatlarının sinemaya uyarlanmış sinema örneği ile karşımıza çıkan Carlos Saura'nın müzikalleri konusu incelenmiş tir. Fiziksel bir yaklaşıma dans ve dansın tiyatro ile ilişkisinde bir biçim edinebilmesine olanak sağlayan koreografi, müzikallerin oluşumunda üç ana öge olarak belirtilmiştir. Opera, Bale, Tiyatro, Dans ve müzik; Flamenco örneği sinemaya yansıtılması konusu ele alınmıştır.Bu çalışmada, Carlos Saura'nın yaşamı ve sinema örnekleri incelenmiş, Sinemasına uyarladığı sahne sanatları ve Flamenco'ya olan tutkusunun İspanya'nın tarihçesi ile ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır. Fiziksel tiyatro ve dans tiyatrosun izlerinin hak,m olguğu ve öncülerinin de izinden giderek sahneyi sinemaya taşımıştır. Çalışmanın yöntemi, fiziksel tiyatro içinde barınan dans tiyatrosu türü sergilediği analiz edilmiştir. Bu yöntem ile elde edilen genel bulgular ise; sahne ve sahne sanatlarının bir anlatım biçimi ve göstergesi olmasının sonucu olarak dönemlerle eşgüdüm içinde nasıl şekillendiği ve geliştiği yansıtılmıştır.Sahne sanatlarında kurgu; dans, hareket, söz, oyunculuk ve sahne için gerekli bütün diğer ögelerin (ışık, dekor, aksesuar, müzik) birbiriyle sentezlenmesiyle oluşmuştur. Saura'nın filmleri, dans ve gösteri alanında gerçekleştirilen en önemli deneysel çalışmalar olmuştur.
Sefarad şarkılarını evrensel formlara dönüştürme çalışmaları ve lied formu üzerine özgün yorumlar
Bu tez çalışmasında, Kantika diye adlandırdığımız Sefarad şarkılarının kendine özgü yapısından kaynaklanan evrensel Lied formu ile uyumu incelenmiş ve oniki özgün Kantika düzenlemesi sunulmuştur. Birinci bölümde, Dünya, Anadolu, İspanya, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki Yahudiler, İzmir Yahudileri, Ladino ile Sefarad mutfağı, düğünler, törenler, Şabat ve bayramlar anlatılmıştır. İkinci bölümde, Sefarad şarkılarının teknik ve estetik özellikleri, dini müzik, besteciler, yorumcular ve Kantikaları evrensel formlara dönüştürme çalışmaları detaylarıyla incelenmiş ve üçüncü bölümde de önceden yapılmış evrensel Lied formuna uyarlamalar örnek gösterilerek, bu konuda yaptığım yeni düzenlemeler de Sefarad şarkı repertuvarına kazandırılmıştır.Türkçe Anahtar Kelimeler:1- Sefarad 2- Ladino 3- Kantika 4- Lied 5- Yahudi
Katalanların self-determinasyon talepleri ve olası bir Katalan ayrılığının AB entegrasyonuna etkileri: SWOT analizi
Uluslararası ilişkiler literatüründe önemli ve birçok açıdan tartışmalı bir kavram olan selfdeterminasyon, çeşitli halklar tarafından özerklik kazanma noktasında bir araç olarak kabul edilirken, bazı kesimler tarafından bağımsız bir devlet olmak şeklinde yorumlanmaktadır. Bağımsız bir devlet olmaya dayalı self-determinasyon taleplerinin en yoğun yaşandığı bölgelerin başında sınırları içinde elliden fazla ayrılıkçı hareket barındıran Avrupa kıtası gelmektedir. Bu ayrılıkçı hareketlerden otuza yakını AB bünyesi içinde yer almaktadır. Son dönemde AB bünyesinde ayrılmaya dayalı self-determinasyon taleplerini en güçlü şekilde ifade eden halk ise Katalanlar olmuştur. İspanya'ya bağlı Katalonya bölgesinin özerklik talebiyle başlayan self-determinasyon istekleri tarihsel süreç içerisinde ayrılma talebine dönüşmüştür. Söz konusu talepler sonucunda İspanya'dan gerçekleşecek olası bir Katalan ayrılığının AB açısından birtakım belirsizlikler yaratacağı muhakkaktır. Dolayısıyla olası bir ayrılığın, özellikle AB bünyesinde bulunan azınlıklar üzerindeki etkileri bağlamında AB entegrasyonunu nasıl şekillendireceğinin incelenmesi önem taşımaktadır. Bu bağlamda çalışma, Katalan halkın ayrılma isteğine varan self-determinasyon taleplerinin tarihsel süreç içerisinde yaşadığı değişim ve dönüşümü ele alarak, muhtemel bir Katalan ayrılığının AB entegrasyonunu nasıl şekillendireceğini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Tez çalışması özelinde SWOT Analizi yapılarak olası bir Katalan ayrılmasının AB entegrasyonu üzerinde yaratacağı etkiler ortaya konulmuştur. SWOT Analizi ile muhtemel bir Katalan ayrılığı karşısında AB entegrasyonunun sahip olduğu güçlü ve zayıf yönler, ayrıca bu durumun AB entegrasyonu açısından taşıdığı fırsatlar ve tehditler açıklanmaya çalışılmıştır. Katalanların AB dışında kalma pahasına İspanya'dan ayrılması durumunun, AB entegrasyonu üzerinde özellikle diğer ayrılıkçı hareketleri özendirme ve İspanya'yı Birliğe daha fazla mali yük getiren bir ülke haline dönüştürme bağlamında olumsuz etkiler yaratabileceği sonucuna varılmıştır.
Family policies in different welfare state models: Spain and Sweden examples
The purpose of this study is to examine the family policies in welfare states and to emphasize how important the family policies implemented in those countries. Policies concerning the family, which is the main unit of the society, are directly related with the development level of that country. When we handle the family policies of today and the past, we see that women are still considered as the main providers of care in the house even if more effective policies are developed. Therefore, we can state that family policies cannot be handled comparatively without incorporating social equality dimension in all measurements aimed at family policies.For this aim, the family policies of two different welfare states, a Mediterranean country, Spain and a Nordic country, Sweden will be shortly analyzed as for their welfare state typologies and the family policies of these countries will be examined under the titles of child care, parental leave, child/family allowances and taxation. Finally, the family policies of these two countries will be briefly compared to each other.When compared with other European Union Spain?s welfare system does not provide a good example of the effects of social security and other policies on gender roles because, by comparison with other European countries, provision in areas such as maternity benefit, child and family policy is limited. Sweden, though it is currently undergoing welfare reforms, is still one of the most generous and comprehensive examples of a welfare system, which is supposed to help women, especially in policies which are meant to ease women?s re-entry to work and support them in the task of balancing family and paid work responsibilities.Keywords: Gender, family policy, welfare state, child-care, parental leave, taxation, women
Autonomy: The Basque autonomy in Spain and the Kurdish question in Turkey
The Kurdish question is still one of the most fundamental problems in today?s Turkey. Different approaches have been developed in order to find a solution to this problem. Autonomy is one of the popular examples of them in question. In particular, the Basque Autonomy in Spain is shown as an example to implement such a model in Turkey. Despite the proposed Basque model, it is quite difficult to find relevant scientific studies that compare the Kurdish question with Basque cases under the theory of autonomy. Therefore, this study will contribute to the Basque and the Kurdish autonomy debates. The scope of this master thesis is to compare the Basque Autonomous Region in Spain with the Kurdish case in Turkey within the theory of autonomy. In this perspective, it is aimed to answer the question that ?Can the Basque Autonomy be a model for the solution of the Kurdish question in Turkey??
Türkiye ve İspanya'nın terörle mücadele politikalarının karşılaştırılması
Terörizm, toplumda genel bir korku ortamı oluşturmak ve belirli bir siyasi amacı elde etmek için sistematik olarak şiddetin kullanılması olarak tanımlanmaktadır. Bir başka ifadeyle terörizm bir siyaset yapma biçimi hatta siyasetin en radikal biçimi olarak da tanımlanabilir. Ayrılıkçı terörizm ise belirli bir bölgeyi, bağlı bulunduğu ülkeden kopararak bağımsızlık kazandırmak amacıyla yürütülen şiddet hareketleridir.Türkiye ve İspanya'daki etnik temelli ayrılıkçı hareketlerin kökenleri 19. yüzyıla kadar gitmektedir. Günümüze kadar gelen süreçte, Türkiye'deki Kürt sorununun ve İspanya'daki Bask bölgesi sorununun çeşitli sebeplerle giderek keskinleşmesiyle, Türkiye'de PKK, İspanya'da da ETA terör örgütü ortaya çıkmıştır.Eylemlerine başladıktan sonra PKK, 1984 yılından beri Türkiye için, ETA da 1968 yılından beri İspanya için ciddi anlamda tehdit oluşturmuştur. Her iki ülke de etnik ayrılıkçı terörizm sorununa çözüm aramıştır. Bu bağlamda, etnik ayrılıkçı terörizmin çıkış sebeplerini anlayabilme, PKK ve ETA terör örgütleri hakkında bilgi edinebilme ve Türkiye ve İspanya'nın günümüze kadar geliştirdikleri terörle mücadele modellerini karşılaştırarak, izlenen politikaların analizini yapmak, önem arz etmektedir.
Küresel krizin nedenleri ve Avrupa Birliği ülkeleri üzerindeki ekonomik etkileri: İtalya, Yunanistan ve İspanya örneği
Bu çalışmanın amacı 2007 yılında ABD'de mortgage piyasasında ortaya çıkan problemlerin özellikle Avrupa Birliği üye ülkelerini nasıl etkilediğini tespit etmek ve bu ülkelerde alınan önlemleri analiz etmektir. Buna yönelik olarak İtalya, Yunanistan ve İspanya'nın krizden daha fazla etkilenmesine yol açan sebepler incelenmiştir. Bunun nedeni söz konusu ülkelerin kendine özgü yapısal özellikleri ve bu ülkelerdeki yüksek cari açıklardır. Buna ilave olarak bu üç ülkenin kamu borçlarının yüksek düzeyde olması krize yol açan bir diğer önemli faktördür. Yunanistan'da yıllardan beri uygulanan genişletici maliye politikaları kamu harcamalarını önemli şekilde artırmıştır. İtalya'da ise büyüme oranlarının istenilen seviyede olmaması ve İspanya'da kriz öncesinde konut piyasalarında meydana gelen canlanmanın, krizle birlikte durgunluğa dönüşmesi ülkelerin bir diğer yapısal sorunlardandır. Anahtar Kelimeler: ABD, Mortgage piyasası, Cari açık, Avrupa Birliği ülkeleri
Türk, İspanyol ilişkileri çerçevesinde Ahmed Vasıf Efendi`nin İspanya elçiliği (1787-1788)
Devletlerarası ilişkilerin düzenlenmesinde, milli çıkarların korunması ve gösterilmesinde ve dış dünyadaki gelişmelerin takip edilmesinde diplomasi çok önemli bir faktördür. Osmanlı Devleti, dış diplomasi teşkilatını yani daimi elçilikleri oluşturuncaya kadar bu özellikleri zaman zaman değişik ülkelere göndermiş olduğu elçilerle sağlamaya çalışmıştır. Ahmed Vasıf Efendi'nin İspanya Elçiliği de bunlardan birisidir. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'nda yaşanmış olan Çeşme Faciası ve Küçük Kaynarca Andlaşması'nın Osmanlı Devleti'nin hükümranlık haklarına ve toprak bütünlüğüne yönelik tahripkar sonuçları Osmanlı Devlcti'ni 18. asrın son çeyreğinde uluslararası ilişkilerde denge politikası izlemeye zorlamıştır. Ahmed Vasıf Efendi'nin 1787'deki îspanya Elçiliği hem 1782 tarihli Ticaret ve Tarafsızlık Andlaşması'nın teyidini sağlamak hem de Rusya ile tutuşacağı savaşın arefesinde İspanya'nın dostluğuna doymuş olduğu ihtiyaçtan kaynaklanıyordu. Ahmed Vasıf Efendi'nin yaklaşık onbuçuk ay süren elçiliğinin sonunda ortaya çıkan sefaretname, genel sefaretname türünden olup o tarihe kadar İspanya'ya yönelik ilk ve tek sefaretname olma özelliğine de sahiptir. Bu tez Ahmed Vasıf Efendi'nin seyahati, İspanya'ya dair görüş ve izlenimleri; özellikle İspanya'daki askeri, mali, politik, idari kurum ve teşkilatlar ile İspanya'nın sosyo-kültürel hayatına dair görüşlerini aktardığı İspanya Sefaretnamesi'ni detaylı bir şekilde incelemektedir. VII
Endülüs'ün Mağrib ve Hıristiyan İspanya ile ilişkileri
Endülüs, Müslümanlar tarafından fethedilmeden önce, Keltler, Kartacalılar, Romalılar, Vandallar, Suevler, Bizanslılar ve Vizigotlar tarafından idare edildi. Bu toplulukların her biri birbiri ile savaşarak, çok daha öncekilerle kaynaşıp yerleşerek, zamanla varlıklarından derin kültür izleri bırakarak tarih sahnesinden silindiler. İslâm'ın doğuşundan sonraki ilk asırda ise Müslümanlar Endülüs adını verdikleri, İber yarımadasına 711 yılında girdiler. İber Yarımadası, ilk Müslüman fetihlerinin başladığı 711 yılından itibaren Doğu İslâm medeniyetinin devamı olarak Endülüs'te yüksek bir medeniyetin doğmasına şahitlik etti. Avrupa'da çok önemli bir kültür merkezi olan Endülüs, Hıristiyan Batı ve İslâmi Doğu arasında da bir köprü vazifesi gördü. İslâm'ın Avrupa'daki öncülüğünü yapan İslam medeniyeti ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan bölgenin yaşayışına tesir edebildi. Batı'da Avrupa ile etkileşime giren Endülüs medeniyeti aynı zamanda Kuzey Afrika tarihi ile de ayrılmaz bir bütün oluşturur. Bu çalışma Endülüs'ün hem Kuzey Afrika'da bulunan İslam devletleri hemde Hıristiyan İspanya Devletleriyle olan ilişkilerini kültürel, siyasi, sosyal ve ekonomik açıdan ortaya koymayı amaçlamaktadır.