Yazarlar
56 theses under this subject heading
1960-1980 arası Türk romanında estetik modernizm
1960-1980 yılları arasında Türk romanında birden fazla anlayış aynı anda, aynı dönemde gelişmiştir. Kimi yazarlar köyün ve köylünün sorunlarını romanlarının merkezine alırken kimi yazarlar da geçim kaygısı sonucu popüler eserler verme yoluna girmişlerdir. Çalışmamızın ana konusu olan modernist estetik ise nicelik bakımından az sayıda yazar tarafından benimsenmiş bir anlayış olmuştur. Bu anlayışta eser veren yazar ve üretilen telif eser sayısı az olsa da bu dönemin etkisi ve kalıcılığı çok fazla olmuştur. Özellikle Adalet Ağaoğlu, Ferit Edgü, Oğuz Atay, Sevgi Soysal, Yusuf Atılgan gibi modernist teknikleri yoğun bir şekilde kullanan yazarların hem sonraki kuşak yazarlarda hem de okurlarda çok büyük etkileri olmuştur. Modernizmin Avrupa'da ortaya çıkışı ve şekillenmesi yaklaşık dört yüz yıllık bir süreci kapsar. 1500'lü yıllarda Rönesans, reform ve Aydınlanma dönemleri ile başlayan modernizasyon süreci Sanayi Devrimi ile birlikte doruğa ulaşarak büyük şehirlerin kurulmasıyla ve kırdan kente yoğun göçlerle sonuçlanır. Böylece başta Fransa'nın Paris kenti olmak üzere Avrupa'da birçok büyük başkent modernliğin sancılarını yaşayan aydınlara ev sahipliği yapmıştır. Modernlikle yıldızları barışmayan aydınlar bu ilerlemeci anlayışa karşı geliştirdikleri düşüncelerle estetik modernizm adı verilen hareketi ortaya çıkarırlar. 20. yüzyılın ortalarından itibaren gerçeklik algısının da değişmesiyle birlikte romanda yeni teknik arayışlara yönelen yazarlar; kolaj-montaj, parodi-pastiş, laytmotif, bilinç akışı, iç monolog-iç diyalog gibi teknikleri romanlarında yoğun bir şekilde kullanmaya başlamışlardır. Böylece bireyi ve bireyin büyük şehirdeki bunalımını ele alan yazarlar, bu teknikler vasıtasıyla düşündüklerini ve hissettiklerini daha etkileyici aktarmayı denemişlerdir. Modernizmin Türk romanına dâhil olması Batı kaynaklı düşüncelerin 1950'lerin sonlarından itibaren Türk düşün dünyasına yoğun etkisi sonucu gerçekleşir. Özellikle dergiler vasıtasıyla gerçekleştirilen çevirilerle bu etki gerçekleşir. Dergilere, çeviri romanlara fazla ilgi göstererek yetişen kuşak bu çevirilerin etkisiyle yeni tekniklerle tanışmış ve bu teknikleri başarılı bir şekilde romanlarında uygulamışlardır. Avrupa'dakine benzer bir şekilde kırdan kente göçlerin arttığı bir dönemde Türk aydını için de şehirleşmenin, modernleşmenin sıkıntıları gün yüzüne çıkar. 60'lı 70'li yıllara gelindiğinde modernliğin bunalımlarını yaşayan yazarlar, tıpkı Avrupa'da olduğu gibi yeni bir roman anlayışının Türkiye'de yerleşmesine öncülük ederler. Bu yazarlar eserlerinde kullandıkları, Türk romanı için yeni sayılabilecek tekniklerle Türk edebiyatına damga vururlar.
Seyahat bloğu yazarlarının uluslararası seyahat motivasyonlarında kültürel mesafenin rolü
Bu araştırmanın amacı, yerli turistlerin uluslararası destinasyon seçimlerinde kültürel mesafenin etkisini belirlemektir. Araştırmada fenomenolojik yaklaşım benimsenerek nitel araştırma yöntemine başvurulmuştur. Veri, yapılandırılmış görüşme formu ile 17 blog yazarından elde edilerek içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma verileri, seyahat öncesi, sırası ve sonrası olmak üzere üç süreç halinde değerlendirilmiştir. Seyahat öncesi somut (fiziki) ve somut olmayan (zihinsel) hazırlık aşaması tespit edilmiştir. Kültürel mesafenin artması destinasyon hakkındaki bilinmezliği ve bu durumda, zihinsel hazırlığın artışına neden olmuştur. Seyahat motivasyonları iki grupta toplanmıştır. İtici faktörler; keşfetmek, farklılık, öğrenmek, ilgi duymak, merak, hayalleri gerçekleştirmedir. Çekici faktörler; destinasyon kültürü, doğal güzellik(ler) ve coğrafi yakınlık/konumdur. Seyahat sırasında, kültürel deneyim, kültürel kazanım ve kişisel değişim temaları bulunmuştur. Bu sonuçlardan hareketle destinasyon seçimi; ziyaret sırası ve sonrası, kültürel faktörlerin anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Kültürel mesafe artışının katılımcılar için destinasyon tercih sebebi olduğu görülmüştür. Kültürel mesafenin, seyahat motivasyonu ile destinasyon seçimi arasında düzenleyici bir değişken olduğuna yönelik bir model önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Seyahat Motivasyonu, İtici ve Çekici Faktörler,Destinasyon Seçimi, Kültürel Mesafe, Blog yazarı
Modern İslâmî literatürde deccâl
Deccâl, İslâmiyet'in ilk yıllarından modern döneme kadar bazı istisnaî görüşler dışında rivayetlerde anlatıldığı şekliyle kabul edilmiş, tartışma konusu olmamıştır. Klasik dönemden modern döneme kadar oluşan fikrî birikim, Batıda Aydınlanma Çağı'nın başlaması, Müslüman müelliflerin Batılı yazarların görüşlerinden etkilenmesi gibi âmiller deccâl mefhumunun zamanla tartışma sahasına taşınmasına zemin hazırlamıştır. Meselenin tartışma konusu olmasının tabii sonucu olarak modern döneme özgü birçok deccâl anlayışı ortaya çıkmıştır. "Modern İslâmî Literatürde Deccâl" isimli bu çalışmada modern dönemde deccâl hakkındaki görüşlerini serdeden araştırmacılar ve eserleri konu edilmiştir. Çalışma giriş ve üç bölümden müteşekkildir. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi, metodu ve kaynakları tespit edilmiş, ayrıca meselenin daha anlaşılır olması için tarihsel süreçteki ve dinlerdeki deccâl mefhumu genel hatlarıyla anlatılmıştır. Birinci bölümde deccâli reddedenlerin, ikinci bölümde deccâli klasik anlayış üzere yorumsuz bir şekilde kabul edenlerin kimler oldukları ve görüşleri ele alınmış, üçüncü bölümde ise deccâl hakkında yorumda bulunanların kimlikleri ile onların deccâl telakkileri incelenmiştir. Çalışma esas olarak modern dönemdeki yazarların deccâl görüşlerini karşılaştırma yöntemiyle inceleyerek modern deccâl telakkilerinin tespit ve takdimine katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
Kadın yazarların biyografik romanlarında kadın kahramanlar
Biyografi, kişilerin hayatlarını objektif bakış açısıyla anlatan bir türdür. Kelime Fransızca "biographie" kelimesinden Türk diline geçmiştir. Biyografisi yazılacak kişiler hayat hikâyesi, toplum tarafından merak edilen, herkesçe tanınmış kişiler arasından seçilir. Kişinin hayatını tarafsız bir şekilde ele alan metin türüne biyografi denirken gerçekten yaşamış ya da yaşayan birinin hayatının kurgusal olarak ele alındığı eserlere biyografik roman denir. Kadın Yazarların Biyografik Romanlarında Kadın Kahramanlar başlıklı bu çalışmada biyografi, biyografik roman kavramı ve bu alanda özne ve nesne bağlamında kadını merkezine alan romanların incelenmesi hedeflenmiştir. Bu incelemeler doğrultusunda biyografik roman türündeki eserlerde kadının konumu değerlendirilmiştir. Tezin giriş bölümünde biyografi türüne dair bilgiler verilirken ikinci bölümde biyografik roman kavramı ele alınmıştır. Tezin üçüncü bölümde ise biyografik romanlardaki kadın karakterler tahlil edilmiştir. Çalışma, incelenen romanların genel bir değerlendirilmesinin yapıldığı sonuç ve kaynakça bölümleriyle bitirilmiştir.
Cahit Atay'ın yapıtları
Cahit Atay, Türk edebiyatına tiyatro türünde eser vermiş önemli bir yazardır. Eğitim hayatını yarıda bırakarak ilgi duyduğu tiyatroya yönelmiştir.Eserlerinde, özellikle Anadolu'yu ve bu coğrafyada yaşayan eğitimsiz insanları seçmiş; önemli gördüğü din istismarı, ağalık, başlık parası, eşkıyalık, kan davası gibi konuları dile getirmeyi öncelemiştir.Farklı meslek grupları içersinde yer almasından dolayı tanık olduğu olaylar ile eserlerinin konuları birbirine paraleldir. Eserlerinde yakın dönemi konu edinen yazarlar arasındadır.Bu çalışmada, Cahit Atay'ın Yapıtları adı altında sanatçının, edebiyatımızdaki yeri, eserlerinin edebî kıymeti belirlenmeye; tiyatro alanında çalışmalarda bulunan zengin bir şahsiyet tanıtılmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yazar, Hayat, Tiyatro.
1960'tan günümüze Almanya merkezli Türk göçmen edebiyatı ve Türk göçmen yazarlar (Roman)
1961 yılından itibaren Almanya'ya yapılan Türk işçi göçleri; edebiyat, sosyoloji gibi alanların ilgisini çekmiştir. Bu çalışmada, Almanya'ya yapılan işçi göçleri sonucunda Almanya'da ortaya çıkan Türk göçmen edebiyatı, göçmen yazarların roman türünde verdikleri eserler üzerinden incelenmiştir. Bu çalışma; 1960'lı yıllardan itibaren, Almanya'ya göç eden işçilerin sorunlarından bahseden ve bu işçilerin hayatları etrafında şekillenen romanlar üzerine giriş ve sonuç dışında iki bölümden oluşan bir çalışmadır. Çalışmanın birinci bölümünde; göç kavramı, iç göçler ve dış göçler, Dünya ve Türk edebiyatında göç, Almanya'ya göçün nedenleri, Türkiye'nin ve Almanya'nın göç olgusuna yaklaşımı, Almanya merkezli Türk göçmen edebiyatı konularında bilgiler verilmiştir. Ayrıca bu bölümde; birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmen edebiyatı roman yazarları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde ise; birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmen edebiyatı romanı hakkında bilgi verildikten sonra incelenecek olan romanların konusu ve romanların yazarları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Ardından 24 roman tema ve konu olarak, romanlarda göçe etki eden unsurlar belirlenmiş ve romanlardaki kahramanların bakış açılarına yer verilmiştir. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmada, Almanya merkezli Türk göçmen edebiyatında adı geçen tüm kuşaklar tarafından romanlarda işlenmiş ortak temalar arasında karşımıza kültürel değişimler, özlem/gurbet, kimlik arayışı, Türkiye-Almanya karşılaştırması, yalnızlık, yozlaşma, çalışma koşulları, ayrımcılık/ırkçılık, eğitim, mal-mülk edinebilme, geriye dönüş gibi temalar ve konular çıkmıştır. Ayrıca bu çalışmada, romanlara yansıyan göç unsurları da belirlenmiştir. Romanlarda göçe etki eden unsurların başında ekonomik ve siyasi nedenlerin geldiği görülmüştür.
Turgut Özakman'ın oyun yazarlığı
1950 kuşağı Türk oyun yazarlarından Turgut Özakman'ın oyunlarının ve oyun yazarlığının incelendiği bu çalışma Giriş ve Sonuç bölümleri hariç üç bölümden oluşmaktadır.Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölüm Turgut Özakman'ın yaşam öyküsü, eserlerinin ve aldığı ödüllerin bütünlüklü listesini, yazarın tiyatro ve oyun yazarlığı hakkındaki görüşlerini içerir.İkinci bölümde yazarın beşi kısa oyun olmak üzere yayımlanmış yirmi oyunu incelenmiştir. Her bir oyunun olaylar dizisinin de yer aldığı bu bölümde inceleme ?Kurgu ve İleti?, ?Oyun Kişileri ve Kişileştirme?, ?Zaman ve Mekân?, ?Biçem ve Dil? başlıkları altında yapılmıştır.Üçüncü bölüm bir önceki bölümde her biri tek tek ele alınan oyunların ?İçerik?, ?Kurgu?, ?Kişileştirme?, ?Söyleşim düzeni ve dil?, ?Mizah, ?Eleştirel Yaklaşım?, ?Şarkı ve Dans? başlıkları altında karşılaştırmalı ve bütünlüklü değerlendirmelerinden oluşur.Sonuç bölümü ise çalışmanın son bölümüdür; gerçekleştirilen araştırma ve incelemenin genel bir değerlendirmesini içerir.Çalışmanın ekler bölümünde ise oyunlarda görülen adlandırmaların, deyimlerin, söz oyunlarının, benzetmelerin listesi ve oyunların sahnelenişlerine ilişkin bir tablo sunulmuştur.
Köy enstitülü romancılarla köy enstitülü olmayan romancıların öğretmen olgusuna bakış açılarının karşılaştırılması (1950-1960)
Bu çalışmada, köy enstitülerinden mezun olmuş yazarlarla, enstitülü olmayan yazarların 1950–1960 yılları arasında öğretmeni konu edinen romanlarındaki öğretmen olgusu tespit edilmeye çalışılmıştır. Köy enstitülerinin genel yapısı ve öğretim programlarından hareketle, köy enstitülü yazarların yetiştikleri eğitim öğretim süreci çalışmada temel alınmıştır. Köy enstitülerinde yetişen yazarların öğretmen olgusuna bakışlarıyla; köy enstitülü olmayan yazarların, öğretmen olgusuna bakışlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya konu edinilen romanların, tespit edilmesinden sonra; enstitülü yazarlara ait üç roman (Bizim Köy, Köye Gidenler, Sarı Traktör) ile enstitülü olmayan yazarlara ait üç romanın (Karapürçek, Havada Bulut Yok, Alinin Biri) metinleri üzerinden çözümleme yapılmış, elde edilen çıkarımlardan hareketle, romanlardaki öğretmen olguları konusunda genellemeye gidilmiştir. Köy enstitülü yazarlarla, enstitülü olmayan yazarların romanlarındaki öğretmenlerin; idealist, sosyal ve aydın öğretmen olguları açısından benzer özelliklere sahip oldukları, yetiştikleri ortam, hayat görüşleri ve toplumsal değerlere yaklaşım bakımından ise farklılıklar taşıdıkları tespit edilmiştir. Enstitülü öğretmenlerin, köy ve köylüyle bütünleşebilmede enstitülü olmayan öğretmenlere göre daha başarılı oldukları; ancak köylünün manevi değerleriyle örtüşebilme hususunda enstitülü olmayan öğretmenlere göre başarısız oldukları tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Köy enstitüleri, Öğretmen olgusu, Öğretmen romanları
Büyük Duygu mecmuasının tafsilli fihristi
Büyük Duygu mecmuasının tafsilli fihristinin yapıldığı bu çalışma, dört bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Balkan Savaşları hakkında bilgiler bulunmaktadır. İkinci bölüm kronolojik sıraya göre, yazar adına göre ve konularına göre fihristi ihtiva etmektedir. Üçüncü bölüm mecmuadaki yazıların incelendiği bölümdür. Dördüncü ve son bölümde çeviri yazı metin yer almaktadır. Sonuç kısmında, çalışmanın bütünüyle ilgili ulaşılan yargılara yer verilmiştir.
Muzaffer Buyrukçu'nun hayatı, sanatı ve eserleri
Muzaffer Buyrukçu, 1950'li yıllarda başladığı yazın hayatında öykü, roman, günlük, anı, şiir gibi birçok alanda eserler vermiş ancak Türk Edebiyatı içerisinde öykücü kimliğiyle tanınmış bir yazardır.İlk hikâye kitabı olan ?Katran?ı 1956 yılında çıkarır. Bu tarihten sonra hayatının son dönemlerine kadar hikâye yazmayı bırakmaz. Ömrüne yirmi hikâye kitabı ve bu kitaplarla kazandığı birçok ödülü sığdırır. 1962 yılında Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü, 1968 yılında Sait Faik Öykü Ödülü kazandığı önemli ödüllerdendir. Son dönemde yetişmiş en önemli hikâyecilerimizden olan Buyrukçu, hikâyelerinde genellikle zor şartlar altında hayat mücadelesi veren insanları anlatmıştır. Kendisinin de alt tabakadan gelmiş olması ve yaşadığı sıkıntılar onu eserlerinde hep orta ve alt tabakadan insanları anlatmaya sevk etmiştir. Bu özelliğiyle de çağdaşı öykücülerden ayrılır. Muzaffer Buyrukçu'nun romanları da öyküleriyle aynı özellikler gösterir. Onun romanları için, öykülerinin ayrıntılı şekilleri denilebilir. Çünkü o öykülerinde kullandığı konuları ve temaları romanlarına da taşımıştır. Muzaffer Buyrukçu'nun öykü ve romanlarının yanı sıra yazmış olduğu günlükler de çok önemlidir. O edebiyatımızda daha önce hiç denenmemiş bir teknik deneyerek günlüklerinde hikâye teknikleri kullanır. Onun günlükleri için hem günlük hem öykü kitabı denilebilir. Bu tekniğin edebiyatımızda ilk kez Muzaffer Buyrukçu tarafından denenmiş olması önemlidir.Anahtar Kelimeler: Muzaffer Buyrukçu, hikâye, günlük, roman, yazar.
Osmanlı coğrafyasında farklı inanç zümreleri ve tezkire yazarlarının bu zümrelere bakış açıları
Tarihin her devrinde insanlar farklı inançları benimsemiş ve yaşamışlardır. Genel olarak Sünnî Müslümanlığı benimseyen Osmanlı Devleti'nde bunun yansımasını görmek mümkündür. Sünnîlik (ortodoksi) olarak ifade edilen bu baskın görüşün karşısında gelişen ve "heterodoksi" olarak ifade edilen birtakım düşünceleri benimseyen insanların genellikle bazı güçlükler yaşadığı görülmüştür. İçinden çıktığı hemen her toplumda bu kesimlerin sözleri kimi zaman bir küfür sayılmış hatta bu türden düşünceleri yüksek sesle dile getiren insanların hapse atıldığı yahut katledildiği dahi olmuştur. Ezoterik (içrek) gelenek dâhilinde geliştiğini söyleyebileceğimiz bu düşünce sistemlerinin bazı divan şairlerince de benimsendiği ve şiirlerde işlendiği bilinen bir husustur. Bu şairlerin ve benimsedikleri görüşlerin kendi dönemlerinden itibaren kaleme alınan tezkirelerde farklı bir şekilde dikkatlere sunulduğunu söyleyebiliriz. Bu çalışmada, esas olarak edebiyat tarihimizin en önemli biyografik kaynaklarından olan şairler tezkireleri taranarak yukarıdaki bağlamda zikredilen şairlerin tespit edilmesi ve bunların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu yolda ilk olarak kavramsal bir çerçeve oluşturmak için ezoterizm, ortodoksi, heteredoksi kavramları hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Arkasından Osmanlı sahasında kaleme alınan tezkirelerin kısaca tanıtılmış ve sonrasında Tezkire yazarlarının farklı inançları benimseyen -heterodoks kesime mensup gösterilen- şairlere karşı yaklaşımları incelenmiştir. Bu biyografik kaynakların olumlu veya olumsuz değerlendirmeleri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Tezkire yazarlarının şahsî inancının şair biyografisine nasıl yansıdığı, Sünnî Müslümanlığa mensup şairler ile Sünnî olmayan şairlerin ne gibi ölçüler dâhilinde dikkatlere sunulduğu tespit edilmeye, ayrıca inancı olmadığı ileri sürülen şairlerin de hangi bakış açılarıyla değerlendirildiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Antik yunan yazarlarında kadın imgesi
Tarih boyunca kadın, dünya üzerinde oynadığı çeşitli rollerle önemli bir varlık olmuştur. Bu figüre dair zihinlerdeki algı yer ve zaman içerisinde değişime uğramıştır. Bu değişim, çeşitli kültür ve medeniyetlere göre de farklılık göstermiştir. Bu bağlamda yazım hayatında önemli bir yere sahip olan Hellen Çağı'nda çeşitli türlerden eserlerin verilmeye başlandığı görülmektedir. Bu Çağ'daki yazılı eserlerden kadın konusunu ve "kadın imgesi"ni ele alma incelemeye değer bir husustur. Hellen dünyasındaki kadın ve kadın imgesi ile ilgili birkaç eser dışında, yazılmış herhangi bir çalışma yoktur. Ayrıca çoğu zaman "kadın imgesi" ya satır aralarında ya da herhangi bir konunun parçası olarak ele alınmıştır. Nitekim tarih yazımına katkı sağlamış, Herodotos, Thukydides gibi yazarların yanında, komedya ve tragedya türlerinde önemli tiyatro metinleri üreten Aiskhylos, Sophokles, Euripides, Aristophanes, Menandros gibi yazarların eserleri de mevcuttur. Hellen dünyasında kadın konularını çeşitli vesilelerle ele alan yazar ve tür çeşitliliği bunlarla sınırlı değildir. Kendisinden sonra gelen birçok yazarı, felsefeciyi ve sosyal bilimciyi etkilemiş olan bu yazarların öncesinde de elbette yazılı eserler var olmuş olabilir. Ancak bunlar genelde ya tabletler üzerine yazılmıştır ve çoğunlukla yazarları belli değildir ya da büyük bir çoğunluğu günümüze ulaşmamış olmalıdır. Yazın tarihi açısından çok önemli bir yerde konumlanan Hellen Çağı'nın yazarlarının farklı konularda olduğu gibi, "kadın imgesi" hakkındaki düşünceleri de önemlidir. Hellen Çağı'nda kadınların sosyal, hukuki ve ekonomik durumları, hayatta ne konumda oldukları günümüzde peyder pey de olsa çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. Bu araştırmada ise daha çok toplumu yönlendiren, hatta düşünce olarak toplumun önünde olduğu varsayılan "yazarların zihinlerindeki kadın imgesi"ni eserlerine nasıl yansıttıkları konusu esas alınmıştır. Yazarların kadınları toplumda nasıl gördüğü, kadınlara olan bakış açısı, günümüzün felsefe, sosyoloji ve psikoloji gibi çeşitli sosyal çalışmaları da göz önünde bulundurularak açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, Hellen yazarlarının bazen gerçekçi bazen ütopya, bazen idealist bakış açılarıyla kendi yazım dünyalarında oluşturdukları "kadın imgesi" ele alınmaya çalışılarak, bu görüşlerin kendi dönemlerinde nasıl karşılandığı ve tarihi yazım geleneği ile günümüz yazım dünyasını nasıl etkilediği üzerinde durulacaktır.
Trauma, madness and hysteria attributed to female characters in gothic fiction: Ann Radcliffe and Bronte Sisters
This study aims to explore and discuss, through the novels, Radcliffe?s The Mysteries of Udolpho and The Romance of The Forest; Emily Bronte?s Wuthering Heights and Charlotte Bronte?s Jane Eyre the fact that almost every woman character in Gothic fiction is threatened by a powerful, provocative and bullying male character and that she continually fears and wonders, and that all of these negative representations are the result of the dominant ideology on women of the time.In Gothic fiction, the characters are produced in an atmosphere of mystery and curiosity as the extraordinary and unexplained events constitute the theme. However, there is a big difference between male and female characters? presentations in Gothic fiction. While one or more male characters hold the power in the first rank as a father of a young girl or the protector of an orphan girl throughout the novel, they demand things from women that they can not accept. In these novels, the female characters should face the events that frighten them, make them fainted and burst into tears. The lonesome, thoughtful and the oppressed woman becomes the center of the novel. The Gothic works produced by both males and females create similar types of women characters. When the background sociological and communal facts are the same it is an expected outcome and the contributors to this result are the English and American medical men and clergymen with their increasing influence towards the established Victorian rules. This is the same both in the Gothic works produced by men and in the Female Gothic. The dominant patriarchal society of the age believed that the biological features determine the place of women in the society and it confined women into fertility and within the walls of the home. Women?s reproductory system is considered the determining factor of her in the society. The doctors and mothers of the period preached the daughters that the moment they leave their natural duties such as womanhood and motherhood, their lives would be destroyed. As a consequence, while motherhood, obedience, respect and submissiveness were exalted, the demand for education, the attempt to become a writer and the idea of birth control for women were accepted as the most evil sins that would destroy both women and the whole society. In turn, hysteria, madness and trauma became the most prevalent diseases for the women.Having discussed all these prevalent factors, the scope of this study covers displaying women?s very frequently encountered hysteria, trauma and madness in the chosen Gothic fictions namely with references to Radcliffe?s Emily and Adeline, Bronte sisters?, Catherine, Bertha and Jane characters.
Ortaöğretim öğrencilerine MEB tavsiyeli 100 temel eserden yazarı Türk olan romanların değerler eğitimi açısından incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ortaöğretim seviyesinde okuyan öğrencilere 2004 yılından beri MEB tavsiyesiyle okutulan 100 Temel Eser arasından seçilen Türk yazarlara ait 7 (yedi) romanda kazandırılması ön görülen milli, manevi, dini, sosyal-kültürel ve evrensel değerlerin araştırılmasıdır. Çalışmada denek ve katılımcı tepkiselliği sorununa neden olmayan, alan yazını analiz ederek araştırma sorularını detaylı açıklayabilme olanağı veren doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır.Çalışma kapsamında 100 Temel Eser arasındaki romanlardan ölçüt örnekleme yöntemiyle seçilen 7 adet roman incelenmiştir. İlgili değerlerin romanlarda hangi sıklıkla işlendiği ve alt kategoride hangi değerler gözetilerek verilmeye çalışıldığı yerli, Türk yazarlar ve onların romanları üzerinden incelenmiştir. Verilerin analizi basamağında romanların tüm içeriği analiz kapsamına alınmıştır ve romanların analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, incelenen romanlarda en çok bulunan değerler sevgi, yardımseverlik, estetik, merhamet-duyarlılık paylaşımcılık-dayanışma, saygı, dürüstlük-doğruluk, emek-çalışkanlık, fedakârlık değerleridir. En az bulunan değerler ise vefa, erdem, iffetli olma, dini bayramlar, bilgelik, güven, sağlıklı olma, iradeli olma, barış, bilimsellik değerleridir.İncelenen romanlarda doğruluk-dürüstlük, misafirperverlik, Tanrı inancı, merhamet-duyarlılık, paylaşımcılık-dayanışma, adil olma, emek-çalışkanlık, barış, sağlıklı olma ve estetik değerleri en çok "İbrahim Efendi Konağı"ında, vatanseverlik, bağımsızlık, kahramanlık, birlik- beraberlik, fedakârlık ile vatan ve millet menfaatlerini öncelikle gözetme değerleri en çok "Esir Şehrin İnsanları"ında, sevgi, hoşgörü, evlilik değerleri en çok "Tütün Zamanı (Zeliş-1) de, saygı, sorumluluk, uygar-onurlu olma değeri "Eskici ve Oğulları"ında, yardımseverlik değeri en çok "Esir Şehrin İnsanları" ile "İbrahim Efendi Konağı"ında, Aile birliğine önem verme ve ahlaklı olma değerleri en çok "Gençlerle Baş başa" da yer verildiği tespit edilmiştir.
Türk halk şiiri antolojileri bibliyografyası
Antoloji; şâirlerin, yazarların veya bestecilerin eserlerinden alınmış seçme parçalardan meydana gelen yapıttır. Antolojiler, oluşturuldukları zamandan itibaren her alanda önemli görevler üstlenmişlerdir. "Türk Halk Şiiri Antolojileri Bibliyografyası" adlı tezimizde, âşıklık geleneğine bağlı şâirlerin yer aldığı antolojiler ele alınmıştır. "Giriş" kısmında; antoloji terimi açıklanmıştır. İki bölümden oluşan tezimizin birinci bölümünde; Batı Edebiyatında antoloji, Türk Edebiyatında antoloji, Türk halk şiiri ve halk şiiri antolojileri, çalışmamızda faydalandığımız antolojiler hakkında bilgiler verilmiştir, ikinci bölümde; toplam 44 halk şiiri antolojisindeki şâir ve şiirler belirlenmiştir. "İndeks" kısmında, tezimize alınan antolojilerdeki şâirlere kolay ulaşılması için şâir adları indeksi hazırlanmıştır. Elde edilen bilgiler tezin "Sonuç" kısmında verilmiştir. "Kaynakça" kısmında ise, tezin konusu olan antolojiler ve hazırlık aşamasında yararlanılan bütün kitap ve makaleler belirtilmiştir. Tezimiz, halk şiiri alanında yapılacak çalışmalar için araştırmacıların elinin altında bulunması gereken temel kaynak niteliğinde olmuştur.
Doğallığın zirvesinde yazar ve şair: İbrahim Tenekeci
Şair, diğer insanların sıradan gördükleri birçok durumu kendi fikrî ve hissî duygularıyla farklı yorumlayan, adeta süzgeçten geçiren, kendi bakış açısıyla sunan kişidir. Şiir ise, şuurunda olma eylemidir, idrak gerektirir. Ben şiir yazmıyorum, dünyayı bir kenara yazıyorum, diyen bir şairdir İbrahim Tenekeci. Şiirlerinde dikkati çeken, kelimenin anlamından çok cümledeki yeridir. "Kendi adıma, ritmi daima canlı tutmak için, iki ve üç hecelik kelimeleri tercih ediyorum." Bu sözünden de anlaşılıyor ki şair sözü yormadan olanı olduğu gibi vermeye çalışmıştır. İbrahim Tenekeci'yi özgün kılan da budur. Şair kimliği ile bakıldığında şiirlerinde, bireyin dünya ile anlaşmazlığını gözler önüne sermektedir. Özellikle dünyayla olan münasebetindeki farklılıklara ve tezatlara değinmeden geçemeyiz. Dünyayı hiç sevmediğini ve değer verilecek bir yer olmadığını açık bir ifade ile okuyucuya yansıtmıştır.Eleştiriye açık konularda, toplumun düzensizliği karşısındaki yazdığı yazılarında vs. tavrını hep ince bir ironi ile ortaya koymuştur. Bu ironi onun bazen kendini ifade edişi bazen de olaylara karşı sitemidir. Sadelik, yalınlık olanı olduğu gibi yazma çabası onun dili kullanımındaki titizliğini ortaya koymaktadır. Her okur, onun yazılarında bugün farkına varmadan yitirdiğimiz "sürekli kayıp"larımız diyebileceğimiz birçok değeri hatırlar. "İnsanız ve evvela insanları yazıyoruz" diyen bir yazardır İbrahim Tenekeci. Şairliğinin yanında usta bir deneme yazarıdır. Şair olan yazar olamaz kanısını yıkmıştır. Şiirde olduğu kadar deneme yazılarında, gezi yazılarında da bugün kayda değer yazılar kaleme almıştır. Hatta unutulmaya yüz tutmuş birçok "değeri" sözü yormadan hatırlatır ve yazarlığında kendisine bunu bir görev bilir. Onun meselesinin arkasında, yazılmış olmak için şiirler/yazılar kaleme almak değil, kendi deyimi ile aziz hatıralar bırakmak vardır.Bu yüzden onun yazıları tutunulacak bir dal olarak değil dikilecek bir fidan olarak gün geçtikçe edebiyatımıza kök salmaktadır.
Representation of female madness as an escapade in the works of male and female playwrights
Female madness is a controversial issue from the ancient times. Though previously it is attributed to female biology and reproductive system, recent studies prove that it may also originate from social impositions of a patriarchal society. Male or female mad people are always confined and discriminated from the society. However, women are more prone to be labelled as mad and discarded as outcasts. In this study, the case of women who use madness as an escapade against male inflicted traumas is investigated. The purpose of this research is identifying similarities and differences in portrayal of madness in works of male and female playwrights. Textual analysis of four contemporary theatre plays namely By the Bog of Cats... by Marina Carr, Beside Herself by Sarah Daniels, The Wonderful World of Dissocia by Antony Neilson and Woman in Mind by Alan Ayckbourn is supported with semiotic analysis and sectioning. Results indicate that unfortunately male playwrights consolidate the traditional role distinctions and male oppression in selected pieces of drama. They depict women as fragile, submissive, subservient, physically and mentally weak characters in their domestic prisons. Their female protagonists suffocate under the responsibilities of childbearing and childrearing while also they are blamed for everything that goes wrong in a family. Conversely, female writers produce solutions through the powerful, independent female protagonists who revolt against the womanhood roles. Rather than domestic spheres, they depict women in unbounded landscapes with a determined standpoint against lustful and greedy male characters. Men cannot judge or outcast women according to their unreal norms of beauty, youth, ageism and fertility in woman writers' plays. Instead of decorating their works with the victimization of mad women, they propose solutions or alternative ways to successfully cope with it. Women playwrights render female madness as a way of emancipation or revolt against patriarchy, while men only present the plight of mad women under male dominance without a solution. Consequently men present female madness as a mental breakdown, but women as a breakthrough.
Gazete sahipliği değişiminin köşe yazarlarına etkisi karşılaştırılmalı bir değerlendirme
Sönmez Gülen, Gazete Sahipliği Değişiminin Köşe Yazarlarına EtkisiKarşılaştırılmalı Bir DeğerlendirmeÇalışmanın konusu basın sektöründe yaşanan sahiplik yapılarındaki değişimlerin gazetelerin köşe yazarları üzerindeki etkileridir.Sahiplik yapısındaki değişimin köşe yazarlarına etkilerini analiz et-meyi amaçlayan bu çalışma eleştirel yaklaşımlar içerisinde sahiplik yapısı üzerinde duran Ekonomi-Politik yaklaşımdan yola çıkmış bunun yanında Altschull tarafından ileri sürülen ?sermaye kaynağına göre ideolojideki deği-şimler? tezinden yararlanmıştır.Türk medya sektöründe yer alan Sabah gazetesinin sahiplik yapısı ve içeriğinin analiz edildiği çalışmada, Hürriyet ve Cumhuriyet gazetelerinden de yararlanılarak medyadaki sahiplik yapısı ve içerik ilişkilerine yönelik karşılaştırılmalı bir değerlendirme yapılmıştır.Bu değerlendirme yapılırken sadece günümüzle değil bütünsel ve ta-rihsel bir çalışma elde etmek amacıyla ilk basın çalışmalarından ve basının yapısından yola çıkılarak inceleme yapılmıştır.Anahtar Sözcükler1. İletişim2. Medya mülkiyeti3. Siyaset4. İçerik5. Köşe yazarları
1860-1896 dönemi şair ve yazarlarımızın hatıra, röportaj ve mektuplarında Türk dili ve edebiyatının meselelerine dair görüşleri
Batı etkisindeki Türk edebiyatında hatıra, röportaj ve mektup önemli bir yer tutar. 1860-1896 dönemi şair ve yazarları başta mektup olmak üzere hatıra ve röportajlarda Türk dili ve edebiyatının çeşitli meselelerine dair görüşlerini açıklarlar. Bu dönemde en önemli iletişim araçlarından biri mektuptur. Dönemin yeni edebiyat taraftarları farklı ülke ve diyarlarda yaşamak durumunda kaldıkları için mektup yoluyla birbirleriyle iletişim kurarlar, dil ve edebiyata dair gelişmeleri değerlendirirler. Hatıra ise şair ve yazarların sonradan kaleme aldığı ve güvenirliliği düşük bir türdür. Ancak hatıralarda dil ve edebiyat meseleleri mektuba göre daha geniş bir şekilde ele alınmıştır. Bu dönemle ilgili az sayıda röportajlarda yer alan meselelerin dönemsel yelpazesi oldukça geniştir. Hatıra, mektup ve röportajlarda yer alan dil meseleleri dil ve milliyetçilik bağlamında ele alınır ve dilin yeterliliği, ıslahı, sadeleşmesi ve diğer dillerin Türkçe üzerindeki etkisi konularında yoğunlaşır. Bunun yanında alfabe, imla, gramer, lügat gibi dilin yapısıyla ilgili meseleler; tercüme faaliyetleri ve dilin öğretimi gibi dilin gelişimini etkileyen meseleler yer alır. Edebiyat meseleleri daha çok eski yeni bağlamında ele alınır. Bunun yanında edebiyatın tanımı, fonksiyonu ve kaynağına değinilir. Edebi türlerden şiir, roman ve tiyatro; dönemin şair ve yazarlarının edebi zevkinin değişimi ve gelişimi gibi konularda geniş açıklamalar yapılır. Nazım-nesir karşılaştırması ve eleştiri gibi konularda yeri geldikçe çeşitli görüşler ileri sürülür. Bu çalışmada dönemin mektup, hatıra ve röportajları dil ve edebiyat meseleleri bağlamında değerlendirilmektedir. Söz konusu türlerde yer alan görüşler dönemin makale, mukaddime ve takrizlerinde yer alan görüşlerle karşılaştırılmaktadır.
Fahir Onger'in hayatı, sanatı ve eserleri
Çalışmamızda toplumcu gerçekçi bakış açısına uygun olarak eleştiri, inceleme,deneme ve kitap tanıtma yazıları kaleme alan Fahir Onger'in yazılarını, edebî fikirleri doğrultusunda incelemeye çalıştık. Bunun yanında Fahir Onger'in yazı hayatının ilk edebî mahsulleri sayılabilecek hikâyelerini de değerlendirdik.Üç bölüm halinde düzenlediğimiz çalışmamızın ilk bölümünde Fahir Onger'in hayatını inceledik. İkinci bölümde ise öncelikle edebî kişiliğini, bu kişiliğin oluşmasında etkili olan faktörleri, eleştirmenliğinin, denemeciliğinin ve hikâyeciliğinin özelliklerini ele aldık. Ayrıca bu bölümde, Fahir Onger'in inceleme, eleştiri, deneme ve kitap tanıtma yazıları doğrultusunda edebî fikirlerini de ortaya koyduk. Fahir Onger'in basılmış tek müstakil eseri olan Bugünkü Şiirimiz adlı antolojisinin tanıtımına da bu bölümde yer verdik.Çalışmamızın son bölümünde ise Fahir Onger'e ait altı hikâyenin ayrıntılı bir şekilde değerlendirmesini yaptık. Fahir Onger'in hikâyelerinin birer hikâye denemesi olmaktan öteye geçemediğini ve edebî yönden başarılı olduklarını söylemenin yanlış olacağını belirtmek gerekir. Bu nedenle, yazarın hikâyeciliği, eleştirmenliğinin çok gerisinde kalmıştır denilebilir. Onger'in denemelerinde ise eleştirel tutumunu sürdürdüğünü anlamak mümkündür.Fahir Onger, yazı hayatının ilk dönemi olarak adlandırabileceğimiz 1940-1955 yılları arasında kaleme aldığı inceleme, eleştiri ve tanıtma yazılarında toplumsal gerçekçiliğin tüm özelliklerine sadık kalmıştır; ancak bu doğrultuda kimi zaman öznel yorumlarda bulunmuştur. Eleştirmen, yazı hayatının ikinci döneminde ise (1965 -1971) yorum ve değerlendirmelerinde daha nesnel ve sistemli bir tutum izlemiştir.Fahir Onger, eleştiri ve incelemelerinde yazarın/şairin dünya görüşüne, insanı ele alış biçimine ve eserinde ortaya koyduğu özgünlüğe oldukça önem vermiştir.Anahtar Sözcükler1. Fahir Onger2. Toplumcu Gerçekçi3. Eleştiri4. Hikâye5. Toplum ve İnsan
Türkiye'de dinsellik edebiyat ve kimliğin dönüşümü: Dindar kadın romancılar üzerine bir inceleme
Bu çalışmada, kimlik kavramı inşa sürecinde ve farklılık-bireysellik-geçicilik kavramları çerçevesinde incelenmiş ve İslami kimliğin günümüzde dindar kadın yazarların romanlarındaki yansımaları tespit edilmiştir. Çalışmada, İslamcı harekette farklı düşünce tarzlarını açıklanmış ve dindar kadın yazarların bu harekete olan katkıları ile İslamcı kimlik inşasının somut sonuçları ortaya konulmuştur. Kimliklerin belirli oluşumlar, gruplar veya aktörler vasıtası ile tanımlanması gerekliliğinden yola çıkılarak İslamcı entelektüeller ve edebî eserler temelinde disiplinler arası bir çalışma gerçekleştirilmiştir.Romanların incelenmesinde romancıların ele aldıkları dindar veya İslamcı bireylerin Türkiye'de 1970'li yıllardan bugüne yaşadıkları sosyal ve siyasi problemler dindar kadın roman yazarlarının yayımlamış oldukları romanlar dahilinde ele alınmış; karakter analizleri, olay durum değerlendirmeleri romanlardan elde edilen deliller aracılığıyla yapılmıştır. Belirlenen temalar çerçevesinde roman karakterlerinin düşünceleri veya davranışları analiz edilmiştir.Çalışmada ele alınan roman yazarları romanlardaki kahramanlar aracılığı ile İslamcı öznelerde olmasını istedikleri veya olduğunu düşündükleri bir takım özellikleri ortaya koyarak İslamcı kimliği somut olarak okuyucuya sunma çabası içerisindedirler. 1958 ve 1967 yılları arasında doğmuş olan Yıldız Ramazanoğlu, Cihan Aktaş, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu ve Sibel Eraslan adlı yazarlar, üniversite eğitimi almışlardır, meslek sahibidirler ve 1980 sonrasında inceleme-araştırma, gazete ve dergi yazıları ile hikaye ve roman alanlarında eserler vermişlerdir. Çalışma, adı geçen yazarların 1997-2007 yılları arasında basılmış olan romanları ile çerçevelenmiştir.Çalışmada, Türkiye'de İslamcı düşüncenin bir bütünlük göstermediği tespit edilmiş; bu parçalılığı aşmak için dindar kimliği siyasi liberalizm çerçevesinde bireysel kimlik olarak kurma gayretinde olan kadın roman yazarlarının toplumsal adaletin sağlanması; kendilerinin ve kendileri gibi düşünen kadınların erkekler ile eşit zeminde veya aynı siyasi fikirleri paylaşmadıkları laik kadınlar ile ortak hedefler doğrultusunda hareket etmeleri beklentisi içinde oldukları tespit edilmiştir.
Sosyal medyanın popüler kültür üzerindeki etkilerinin yazarlık kavramı üzerinden incelenmesi
Popüler kültürün ilerlemesinde internet ve kitle iletişim araçları büyük önem taşımaktadır. dern medyanın büyük bir kısmı bilgi ve iletişim teknolojilerine ve internet özelliklerine dayanmaktadır. Bu durum, sosyal medyanın kitle popüler kültür ürünlerinin dağıtımındaki rolünü daha da önemli hale getirmektedir. Popüler kültür, kitle iletişim araçlarının gelişmesi ve yaygın kullanımıyla sürekli gelişim göstermektedir. İnternetin, günlük yaşamda önemli bir yer edinmesi yeni kültürel alan olarak değerlendirilmesini de beraberinde getirmiştir. Bu süreçte bloglar ve diğer sosyal medya araçları vasıtasıyla okur kitlesinin yazar kitlesine dönüştüğünü gözlemlemekteyiz. Bu makalede sosyal medya ve popüler kültür üzerinden tüm bu kavramların değerlendirilmesi yapılmıştır.
Osmanlıdan Cumhuriyete bir kadın yazar: Müfide Ferit Tek
Müfide Ferit Hanım, 1892 yılında doğmuştur. Babasının Meşrutiyetçi fikirlerinden dolayı çocukluk yılları sürgün diyarı olan Bağdat ve Trablusgarp'ta geçmiştir. Eğitim hayatına Trablusgarp'ta bulunan İtalyan mektebi St. Joseph Rahibe okulunda başlamıştır. Ortaöğretimine ise Paris'te devam etmiştir. Babasının ölümü üzerine tekrar ülkesine dönmüş ve küçük yaşlarda nişanlandığı Ahmet Ferit Bey ile evlenmiştir. Müfide Ferit Hanım'ın tanınırlığı II. Meşrutiyet Döneminde olmuştur. Tanin gazetesi ile yazı hayatına başlayan Müfide Ferit Hanım, Balkan Savaşları yıllarında basını sıkça kullanmaya başlamıştır. Özellikle Türk Yurdu dergisinde hikaye ve hatıra türünde yazılar kaleme almıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında ilk romanı olan Aydemir'i yazmaya başlamış, Türkçülüğün ve kadın hareketinin en önemli simalarından biri olmuştur. İlk romanı Aydemir ile elde ettiği ün ona farklı misyonlar yüklemiştir. Yazılarının tümünde Türkçülük kavramını vurgulamış, Türkçülük fikrinin kadınlar arasındaki ilk temsilcilerinden olmuştur. Bunun yanında kadınların sosyal hakları, kadın statüsü gibi konularda yazdığı yazılar ve vermiş olduğu konferanslar onun Türkçü bir Feminist olarak tanınmasını sağlamıştır. Milli Mücadele döneminde Ankara'ya geçerek kalemiyle savaşan başlıca kadınlardan biri olmuştur. Yazmış olduğu makaleler milli birlik, özgürlük ve umut vaat eden yazılardır. Türk milletinin umudunu kaybetmemesi için yazdığı yazılarla psikolojik bir destek sağlamıştır. Eşi Ahmet Ferit Bey'in büyükelçilik görevlerinden dolayı 1922-1943 yılları arasında İngiltere, Polonya gibi ülkelerde bulunmuştur. Adeta yurt dışında yeni Türkiye Cumhuriyet Devleti'nin ve Türk kadının temsil edilmesi görevini üstlenmiştir. Müfide Ferit Hanım, yazar kimliği ile Osmanlıdan Cumhuriyete Türkiye'nin entelektüel kadınlarından biri olmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Müfide Ferit Tek, Ahmet Ferit Tek, Aydemir, Feminizm, Türkçülük.
Ali Kemal'in kimliği ve siyasi faaliyetleri
Ali Kemal, Özellikle İkinci Meşrutiyetten Cumhur^te kadar olan yazı hayatımızda eskin kalemi ve kuvvetli üslubu ile ile dikkat çeken bir yazannuzdır.Özellikle köşe yazarı larakMemim aktif siyasesette kullanmış ve ülkenm kaderi üzerinde ç^ labilmiştir. Bu yönleriyle dikkat çeken Ali Kemal'in henüz araştırılmamış olan "kimliği ve siyasî ialiyetleri" bu teze konu olarak seçilmiştir. Gazetelerdeki makaleleri taranmış, yayınlanmış 21 itabı incelenmiş, hakkında yazılanlar ve söylenenler derlenerek özellikle daha önceleri atışma konusu olan, kökeni ve doğum tarihi ile ilgili birinci derece önem arzeden belgeler ^unarakbuaraştırmadakullaııılnuşte elgesidir. Yine ailesinin kökeni ile ilgili resmi nüfus bilgileri elde edilerek kullanılmıştır. Bu araştırmada Ali Kemal'in ailesi, ilişkileri ve daha sonra da hayatı kronolojik sırası gerisinde özetiendikten sonra, elde edilen belgelere dayamlarakfi^vela»rakterö2»llikleri elirlenmeye çalışılmış, dili ve üslubu ile ilgili tesbitler değerlendirilmiştir. Ali Kemal'in eserleri bölümünde, daha önceleri ona ait olduğu kesinlik kazanmamış lan iki ayrı kitabın yazara ait olduğu belirlenmiş, ayrıca yazıp da yayınlama imkanı bulamadığı a da yarım kalan çalışmaları, ailesinden elde edilen bilgiler ışığında çalışmaya konu dilmiştir. ı Bu tezin başlıca çalışma konusu Ali Kemal'in 3 1 Mart'a kadar olan siyasi faaliyeüerinin azılan ışığında incelenmesidir. Bu çerçevede onu Osmanlı împaratorrüğu'nda ilk öğrenci iareketini başlatanlar arasında zikretmek gerektir. 1883te kaydolduğu Mülkiye Mektebittin ıçüncü sınıfında iken Fransa'ya kaçmış,dönüşte ilk öğrenci demeğini kurmuştur. Bu demek racılığryîa giriştiği rejim aleyhtarı faaliyetler yüzünden Halep'e sürülmüş, buradan geldiği »ariste hocası Mizancı Murat Bey*in yanında Jöntürk hareketinin kurucuları arasında yer ılrnışür. Daha sonraları Jöntûrklerin çalışmalarını Saraya jumallediği anlaşılınca gruptan ızaklaşünlmış, bundan sonraki bütün hayatım da şiddetli birlttihatçı aleyhtarı olarak sürdürmüştür. Bu münasebetle Hüseyin Cahit ve Bahattin Şakir başta olmak üzere diğer ittihatçı yazarlarla giriştiği polemikler ayrı bir çalışma konusu olacak niteliktedir. Ali Kemal'in kalemi 3 i Mart Vakfesi sırasında ülke gündemi Wlemeyi başarmış» ^azdığı yazılarla 3 1 Martin tahrikçileri arasında ilk sıralarda yer almıştır.îttihat ve Terakki kemiyeti Genel Merkezi tarafından Hareket Ordmu'nun İstanbul'a geh^inin hemen öncesinde Padişah Abdulhamit'e gönderilen bir telgrafta bazı kimler zikredilerek bu isimlerin ordu[inceye kadar Istanbul dışına çıkışlaımm engellenmesi istenmiştir ki bu isimlerden ikinci ada yer alanı Ali Kemal'dir. Ayrıca aynı günlerde Gazeteci Hasan Fehmi'nin öldürülmesi üzerine Mülkiye'deki rsinde öğrencilere yaptığı konuşma büyük bir öğrenci eylemine sebep olmuş ve bu olay 3 1 afin başlıca sebepleri arasında yer almıştır. Ali Kemal, başardı bir kalem ve kuvvetli bir üslubun, maddi ve manevi menfaat temini peşinin de ağır basmasıyla yanlış siyasi tercihlerle birleşmesi sonucu koskoca bir paratorluğun kaderi üzerinde nasıl etkili olunabileceğini göstermesi ve kendisini linç ilmek gibi acı bir sona1 götürmesi açısından son derece ilginç bir örnektir. 26.12.1994 Ebubekir AKKAYMAK /12/ 1994 KABUL EDİLMİŞTİR DOÇ. DR. ALEMDAR YALÇIN