Utopia
66 theses under this subject heading
Distopik anlatımın 1950 sonrası Türk resim sanatına yansıması
Bu çalışmada 'ütopya' ve 'distopya' kavramları incelenerek, tarihte litarütüre ilk girdikleri dönemden günümüze kadar sanatçıları nasıl etkiledikleri, distopyanın 1950 yılı sonrası Türk resim sanatına olan yansımaları ve Türk resim sanatında distopik anlatım ögelerine rastlanıp rastlanmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda ilk olarak ütopya kavramı ele alınmış ve tanımı yapılmıştır. Tarih sahnesinde birçok filozof, siyasetçi, sanatçı ve bilim insanının ana sorunsalını oluşturan ideal toplum düzeni oluşturma çabası günümüze kadar ulaşmış olan eserler aracılığıyla incelenmiş, Sanayi Devrimi ve modernleşme ile birlikte ütopyanın distopyaya nasıl evrildiği tespit edilmiştir. Distopyanın tanımı yapıldıktan sonra distopya ve ütopyanın birbiriyle olan ilişkisi incelenerek ütopyanın distopyaya neden olduğu ve aynı zamanda distopyanın da içinde ütopyayı barındırdığı soncuna varılmıştır. Distopyanın tarisel sürecine değinildikten sonra edebiyat alanında yazılmış distopik eserler den alıntılar yapılarak distopik anlatım ögeleri belirlenmiş ve bu anlatılarla resim sanatı eserleri ilişkilendirilmeye çalışılmıştır. Belirlenen distopik anlatım ögelerinin 1950 yılı sonrası Türk resmine yansımaları yapılan seçkiyle incelenmiş eserlerinde distopik anlatım ögeleri tespit edilen santçıların sanat yaklaşımları, yapıtları üzerinden incelenerek konu bağlamında bir litarütür oluşturulmuştur. Çalışmanın son bölümünde günümüz toplum yaşantısında oldukça fazla hissetmeye başladığımız distopyanın kişisel çalışmalarıma yansımaları incelenmiştir.
Karanlık şehirler, kent distopyaları ve ümitvar açılımlar: Abluka, "Üçüncü Çocuk", Körfez
Bu tezde, 2000'lerde Türkiye edebiyatında ve sinemasında üretilen kent distopyaları ve distopik kentler, Emin Alper'in Abluka (2015) adlı filmi, Mehmet Açar'ın "Üçüncü Çocuk" (2018) adlı öyküsü ve Emre Yeksan'ın Körfez (2017) adlı filmi üzerinden incelenmektedir. Bu eserlerin, son yıllarda Türkiye bağlamında belirleyici olan hızlı kentleşme, neo-liberal politikalar, kimlik çatışmaları ve otoriter eğilimler gibi sosyo-politik ve kültürel değişimlere karşılık olarak üretildiği savunulmaktadır. Bunun yanı sıra ütopya-distopya çalışmaları bağlamında dünya literatüründe öne çıkan kanonik eserlerin Türkiye'de yaratılan bu distopik kentlerle ilişkisi de ele alınmaktadır. Çalışmada, yazar ve yönetmenlerin kenti hem mücadele ve direnişin heterotopik bir mekânı hem de kaygı, korku, yabancılaşma ve egemenlik kaynağı olarak nasıl kullandıkları incelenmektedir. Tez, totalitarizm, mimari ve kent politikaları bağlamında dört temel tema üzerinde durur: kapitalist şehir ve kenarındaki yaşamlar, şehrin şiddet ve despotizmin bir sahnesi olarak tasarımı; modernist kent ütopyalarının distopya olarak temsili, alternatif senaryolar üzerinden gelecek kurguları. Çalışma, edebiyat ve sinemada yeterince çalışılmamış bir konu olan kent distopyalarını Türkiye'den örneklerle inceleyerek ütopya/distopya ve kent araştırmaları alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
"The Crisis of Utopia" in Edward Bond's The War Plays: Red, Black and Ignorant, The Tin Can People and Great Peace
The aim of this dissertation is to explore how Edward Bond's (1934- ) trilogy, The War Plays (1984) – comprising Red Black and Ignorant (1984), The Tin Can People (1984), and Great Peace (1985) – reflects the transformation of utopianism throughout history. To this end, Zygmunt Bauman's (1925-2017) classification of the historical transformation of utopianism is chosen to reveal Bond's scrutinisation of utopianism. Each of these three plays, with its eclectic dramaturgy combining elements from agit-prop, Bertolt Brecht's (1898-1956) epic theatre, and naturalistic theatre, criticises one form of utopianism through emphasising the devastating outcomes and consequent failure of it. The first play of the trilogy depicts a dystopian consequence that arises from a solid modern utopian philosophy, which prioritises progress and promises a flawless society through advanced scientific and technological innovations. The second play depicts a transition towards a postmodern and liquid consumerist utopian ideology, which elicits dissatisfaction among people owing to the emergence of a novel dystopian environment. The final play prompts inquiries into the plausibility of establishing a novel and just society in a post-liquidised world, which is scrutinised through a discussion on the loss of mental integrity because of a desire to turn back to old forms of being which Bauman called retrotopia. After the analysis, this study concludes that the trilogy in question can be categorised as an example of contemporary British political drama, which reflects the historical evolution of utopianism and scrutinises the feasibility of a utopia in the present-day post-liquidised, vaporised world, drawing upon Bauman's theory of liquid modernity and his ideas concerning the transformation of utopianism.
Zülfü Livaneli'nin Son Ada ve José Saramago'nun Körlük romanlarında distopik bakışla umut teması
Bu çalışmanın amacı Zülfü Livaneli'nin Son Ada ve José Saramago'nun Körlük romanlarında distopik bakış açısıyla umut temasının incelenmesidir. Distopik romanlar özellikle son yıllarda sürükleyici içerikleri sebebiyle okuyucular tarafından ilgi görmektedir. Distopik kurgular ortaya koyan yazarlar kendi distopik dünya algılarını romanlarında başarılı şekilde yansıtmışlardır. Distopik algının oluşumunda ve gelişiminde iç ve dış faktörlerin etkili olduğu söylenebilir. Nitekim bu çalışmada ele alınan Son Ada ve Körlük romanlarının yazarlarının toplum, yaşanılan coğrafya, dönemin siyasi ve ekonomik şartları, alınan eğitim ve kültür düzeyi sonucunda oluşan dünya görüşü gibi faktörlerden etkilendiği söylenebilir. Ayrıca yazarların zihin yapısı, karakterleri, kişilik özellikleri ve psikolojik altyapıları gibi iç faktörler de romanların şekillenmesinde doğrudan etkilidir. Çalışma sonucunda dünya genelinde distopik kurgu türünde eser veren yazarların gelecek ile ilgili endişe ve kaygılarının daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmada her distopik eserde olduğu gibi seçili romanlarda da kötümser senaryoların sonunda bir umut ışığı yakıldığına ulaşılmıştır.
Architectural psychology in utopias/dystopias: William Morris's News from Nowhere, George Orwell's Nineteen Eighty-Four and J.G. Ballard's High Rise
Perusing three utopian/dystopian novels set in London, namely, William Morris's News from Nowhere (1891), George Orwell's Nineteen Eighty-Four (1949), and J.G. Ballard's High-Rise (1975), this dissertation scrutinises the functional use of architecture in utopias/dystopias as a primary element rather than a mere backdrop to manipulate the psychology of the characters in line with the domineering ideology the writers explore either to praise or attack. Morris's utopian novel News from Nowhere delineates a socialist society in a future agrarian land called Nowhere to criticise the mechanic and dehumanising environment of the Victorian Era. By reading the work side by side with the essays of Morris on socialism and Arts and Crafts movement, as well as the park movement in the nineteenth century, it is observed that in the depiction of the pleasing land of utopia, Morris incorporates his socialist and artistic ethos to reflect the positive role of utopian architecture. On the contrary, in Orwell's Nineteen Eighty- Four architecture is used as a means of oppression to serve the Party's corrupt ideology. Drawing on Michel Foucault's Panopticism and Michel de Certeau's concepts of "strategy" and "tactic," it is seen that the totalitarian government of Oceania attains its power through the manipulation and control of architecture, which affects the psychology of the characters in a negative way. In much the same way but in a totally different context, Ballard's High-Rise is also about the negative impact of architecture on the thoughts and behaviour of the tenants of a high-rise building. In the light of Freud's discussion of civilisation, Henri Lefebvre's socio- spatial diagram of the production of social space, and Michel de Certeau's concepts of "strategy" and "tactic," it can be said that in High-Rise it is the eponymous high-rise building, which brings about violence due to the negative effects of modernist architecture on the psychology of the characters. Consequently, in these three utopian/dystopian works, the functional use of architecture, is especially crucial, for the ideologically loaded architecture in each one of them is at the centre of the major events the writers explore. Keywords: William Morris, George Orwell, J.G. Ballard, News from Nowhere, Nineteen Eighty-Four, High-Rise, Utopia, Dystopia, Architecture, Architectural Psychology.
Jean-Pierre Martinez, Après nous le déluge eserinin ekokritik incelemesi / Ecocritical study of the work of Jean-PierreMartinez Après nous le déluge
In this study, our intention will be to highlight environmental problems and ecol- ogy, which is a topical subject, with the method of ecocriticism and through the work of Jean-Pierre Martinez entitled Apres nous le déluge. Ecocriticism adopts an environmentalist approach and places nature at the center of its work. Thus, in this study we will use the work "Apres nous le déluge" an ecological tragi- comedy from which we will aim to explain the relationship between literature and environment. The nature/culture dichotomy of Claude Lévi-Strauss's Wild Thought and Friedrich Nietzsche's The Birth of Tragedy will also be used to in- vestigate how environmental issues are treated in this work and the meaning that they add to the work. We will also examine with Gérard Genette's concepts of intertextuality, how intertextual references in the work add new meanings. Key Words: Ecocriticism, Ecopoetics Cli-Fi, Utopia, Dystopia, Environmental Theater, Après Nous le Déluge. Dans cette étude, notre intention sera de mettre en relief les problèmes environnementaux et l'écologie, qui est un sujet d'actualité, avec la méthode de l'écocritique et à travers l'œuvre de Jean-Pierre Martinez intitulée Après nous le déluge. L'écocritique adopte une démarche environnementaliste et place la nature au centre de ses travaux. Ainsi, dans cette étude nous nous servirons de l'œuvre Après nous le déluge une tragi-comédie écologique à partir de laquelle nous viserons à expliquer la relation entre littérature et environnement. La dichotomie nature/culture de La pensée sauvage de Claude Lévi-Strauss et de La naissance de la tragédie de Friedrich Nietzsche sera également utilisée pour enquêter sur la manière dont les problèmes environnementaux sont traités dans cette œuvre et sur le sens qu'ils ajoutent à l'œuvre. Nous examinerons également avec les concepts d'intertextualité de Gérard Genette, comment les références intertextuelles dans l'œuvre ajoutent de nouvelles significations. Mots clés : Écocritique, Écopoétique, Cli-Fi, Utopie, Dystopie, Théâtre Environnemental, Après nous le déluge.
Kişisel distopya
20. yy. başlarında ortaya çıkan avant- garde ve sürrealist akımlar içinde kendine yer bulan distopik kurgu, kökenlerini iki büyük savaşın yarattığı karışıklık ve dekonstrüktivizm atmosferine dayandırır. İnsan topluluklarının sömürge çıkarlarını korumak için ve daha sonrasında otokratik rejimler altında gösterdiği daha önce eşi görülmemiş çarpıklık, sanatçıları geleceğe dair projeksiyonlarında daha karanlık tasvirlere itmiştir. Benzer eksende bir distopya tezahürü de kişisel distopyadır. Bu distopya tarzı, toplumun krizlerinden ziyade, bireyin kendi geçmişindeki travmalarının bir dışavurumudur. Birey gerçekliği kendi travmaları ve bu travmalara bağlı kabusları çerçevesinde çarpıtır. Bu tez, görsel sanatlarda ve resim özelinde distopyanın gelişimini, kişisel distopyanın tanımsal farklılığını tanımlamaktadır. Sanatçının kişisel distopyasına psikolojik geçmişinin etkileri, eserlerdeki sembolizm ile bağlantılar kurularak açıklanmıştır. Tez çerçevesinde incelenen sanatçıların çalışmaları, kişisel distopya kavramının görsel sanatlara yansıması açısından bir kılavuz oluşturmuştur. Bu bağlamda, kendi kişisel distopyamın yansıması olarak kabul ettiğim eserlerim ile, incelenen eserler arasında tematik ortaklıklara dikkat çekilmiştir. Psikolojik dünyamdan üç boyutlu evrene yansıyan eserlerimin kendi kaygılarımı keşfetmekte somut bir araç görevi görmesinden yola çıkarak, kişisel distopya üzerine çalışmanın sanatçıya bir katarsis olanağı sunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yükselen teknoloji toplumu ve sanatta distopik etkiler
Yükselen Teknoloji Toplumu ve Sanatta Distopik Etkiler İsimli sanat çalışması raporunda Distopya/ Ütopya bağlamı günümüz minor ve majör siyaset senaryoları ile birlikte düşünülerek heykel sanatı içerisindeki uygulamalar üzerinden araştırılmıştır. Ütopya kavramının yükselen yeni teknoloji ve ağ toplumuyla birlikte çözülüşü, modernizmin vaat ettiği anlamları yıkarak, gezegeni karanlık bir atmosfere sürükleyişi incelenmiştir. Raporun temel kavramları olan ütopya ve distopya evcilleşme, insansızlaşma, insandışılaşma, ekolojik felaket, giyilebilir duygu, makine zihin, düşsüzlük gibi meseleler çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışmanın ilk bölümü ütopyanın gezegen ev, evcillik, ilerleme, yükseliş, umut ilkesi, kusursuz mutluluk gibi araştırmaları içermektedir. İkinci bölüm Distopya kavramının temellendirildiği insansızlaşma, terkedilmiş mekanlar, insandışılaşma irdelemesi çeşitli sanat çalışmalarıyla örneklendirilmiştir. Son bölümde kurgusal bir kara ütopya üzerinden olası bir distopya ülkesinin insanları ve oyuncakları anlatımı ve örnekleri bulunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Distopya, Ütopya, Distopya Oyuncakları, İnsansızlaşma, İnsandışılaşma, Ekolojik Yıkım, Düşsüzlük, Giyilebilir Düşünce, Savaş Oyuncağı
Feminist distopya örneği: Damızlık Kızın Öyküsü
Tarih boyunca hiçbir dönemde cinsiyetsiz bir toplum var olamamıştır. Bu nedenle kadın ve erkeğin eşit olduğu, belirli kültürel ve toplumsal normlara göre ayrılmadığı cinsiyetsiz toplumun varlığı, dolayısıyla da feminist düşüncede, doğası gereği ütopik olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak dünyanın değişimi, teknolojinin, bilimin ve uygarlığın ilerlemesi toplumsal cinsiyet normlarının sorgulanması, cinsiyet temelli ayrımcılığın azaltılması ve kadınların ve erkeklerin özgürce tercihler yapabilmelerini destekleyen bir ortamın oluşturulmasına yardımcı olmuştur. Nitekim bu doğrultular temelinde gelişen feminist ideoloji de kadının adil, eşit ve özgür bir toplumda yaşayabilmesi için verilen çabaların bir ürünüdür. Feministler aynı zamanda birçok ütopik ve distopik eserler ile de düşüncelerini topluma duyurmuşlardır. Bu kapsam feminist ütopyacılığı daha iyi toplumlara dair hayalleri harekete geçirmede, feminist distopyayı ise karanlık, totaliter toplumlarda kadının konumunu sorgulatarak toplumu uyarmada kullanmışlardır. Bu çalışmada, Margaret Atwood tarafından 1985 yılında yayınlanan Damızlık Kızın Öyküsü- The Handmaid's Tale adlı eseri, nitel bir araştırma yöntemi olan söylem analizi bağlamında incelenmiştir. Damızlık Kızın Öyküsü, Gilead Cumhuriyeti olarak adlandırılan ataerkilliğin, totaliterliğin ve teokrasinin hâkim olduğu bir yerde yaşayan bir hizmetçinin hikayesidir. Amerika Birleşik Devletleri'nde sağ kesim destekçileri bir darbe yaparak Gilead Cumhuriyeti'ni kurmuşlardır. Ülkede artan çevre kirliliği dolayısıyla doğurganlıkta oranı düşmüş ve nüfus azalmıştır. Bu nedenle darbe sonrası oluşturulan Gilead Cumhuriyeti, kadınları köleleştirmiş ve onları ayrıcalıklı ailelere köle olmaya zorlamıştır. Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü kitabı genel olarak ikinci dalga feminizme odaklanan distopik bir romandır. Ayrıca eser dini savlar ile sunulan bazı abartılı şeyleri vurgulamakta ve ütopyanın sınırlayıcı doğasını okuyucuya sunmaktadır. Bu sebeple bu çalışmada Atwood'un karakterlerinin içsel varlıkları ile toplumsal gerçeklik arasındaki bağlantılarını irdelenerek kitapta kurgulanan kadın tiplemesinin söylem analizini yapılmıştır. Bu bağlamda ''kitapta toplumsal cinsiyet kodları ve kadınlara atfedilen rol biçimler nasıl kurgulanmış?'' sorusu temel problem cümlesi olarak belirlenmiş ve bu problem cümlesi çerçevesinde analiz yapılmıştır. Bu analiz sonucunda; ahlak, özgürlük, itaat ve itaatsizlik, imaj-hafıza-kimlik oluşturma, kurumsallaşmış cinsiyet rolleri ve sosyal ideallere boyun eğdirme şeklinde birtakım temel kategoriler oluşturulmuş ve kitap, oluşturulan bu kategoriler çerçevesinde açıklanmıştır. Sonuç olarak, totaliter rejim, din, ahlak, baskı ve korku üzerine kurulu olan Gilead rejimi altında kitap, dinin istismar edilmesini, ahlaki normların sınırlayıcı etkisini ve totaliterliğin tehlikelerini eleştirmekte ve okuyucuya sunduğu düşünce provokasyonu ile toplumun değerlerini, bireysel özgürlükleri ve insan haklarını sorgulatmaktadır. Kitap toplumsal cinsiyet konusunu çarpıcı bir şekilde ele alırken, kadınların güçlenme mücadelesini ve dayanışmayı da vurgulamaktadır. Özellikle kadın karakterlerin içsel güçlerini keşfetmelerini, direnç göstermelerini ve baskıya karşı gelerek toplumsal cinsiyet rollerini sorgulama ve değiştirme potansiyelini vurgulamıştır. Bu yüzden kitap, feminist hareketler ve insan hakları savunucuları tarafından sembolik olarak benimsenmiş, kullanılmıştır ve hala da kullanılmaktadır. Örneğin, kadın hakları eylemlerinde kitaptaki kırmızı pelerinler, el kostümleri ve beyaz tülbentler sıklıkla kullanılarak Gilead rejimine ve cinsiyet eşitsizliğine karşı duruş sergilenmiştir. Bu nedenle kitabın etkileyici distopyası ve kadın karakterlerinin güçlü direnişi, gerçek dünyada kadın hakları mücadelesine ilham vermiş ve tartışmalara yol açmıştır.
Türk edebiyatında ütopik eğitim modelleri
Ütopyalar oluşturulurken mevcut düzendeki her şey laboratuvar ortamında olduğu gibi ayrıştırılır ve incelemeye alınır. Bu şekilde ütopist yazarlar aksayan yönleri çok daha net görür. Yazarlar kurgunun zırhını kuşanarak ütopik kurgu içerisinde eleştirilerini, eleştiri yazılarına kıyasla daha cesurca yapmaktadır. Ütopya yazarı gördüğü bu aksaklıkları gidermek, ideal olana ulaştırmak için yeni bir düzen yaratır. Her daim toplumun önünden giden bu yazarların oluşturduğu yeni düzen topluma yol göstericiliği bakımından çok önemlidir. Bu çalışmada Türk edebiyatındaki yedi ütopik eser aracılığıyla ütopyalarda nasıl bir eğitim düşlendiği incelenmiştir. Bu eserler seçilirken eğitime değinmeleri göz önüne alınmıştır. Seçilen yazarlardan bazılarının eğitimci geçmişi de bulunmaktadır. Bundan ötürü bazı ütopik eserlerde eğitim odak noktadır. Bazılarında ise eğitim istenen düzene ulaşmak için yardımcı unsurdur. İncelenen eserler ışığında, ütopik eserlerin yazıldıkları dönemle ilgili önemli bilgiler verdiği görülmüştür. Dönemin sosyal, siyasi ve ideolojik yapısı ütopik eserlerde yer edinmiştir. Eğitim hususunda da yazarlar hem dönemlerinin eğitim felsefelerini hem de kendi eğitim felsefelerini esere yansıtmışlardır. Eğitim ve ütopya paralelleri toplumu idealize etme noktasında kesişmektedir. Bu sebeple ütopyalar, toplumu ideale ulaştırmak için mevcuttaki olumsuzlukları eğitim yoluyla gidermektedir. Ütopyalar eğitimi onarma mekanizması olarak gördüğü gibi yeni kurduğu düzeni ayakta tutacak, ideal düzenin sürdürülebilirliğini sağlayacak güç mekanizması olarak da görmektedir. Bu çerçevede ütopyanın temel dayanak noktalarından olan devlet, toplum ve politika gibi yapılanmaların eğitimle sıkı ilişki içerisinde olduğu görülmüştür. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmıştır. Ahmet Ağaoğlu'nun "Serbest İnsanlar Ülkesi'nde (1930)", İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun "Rüyamdaki Okullar (1936)", Memduh Şevket Esendal'ın " Yurda Dönüş (1940)" Peyami Safa'nın "Yalnızız (1951)", Şevket Süreyya Aydemir 'in "Toprak Uyanırsa: Ekmeksizköy Öğretmeninin Hatıraları (1963)", Gülten Dayıoğlu'nun "Işın Çağı Çocukları (1984)", Buket Uzuner'in "Balık İzlerinin Sesi (1992)" adlı eserler çalışmanın evrenini oluşturmuştur. Bu eserler yedi ana başlıkta incelenmiştir. Bu başlıklar, ütopik eserlerde aile eğitimi, din eğitimi, teknolojik bilgi, eğitim-toplum ilişkisi, eğitim-devlet İlişkisi eğitim-politika ilişkisi, mevcut eğitim sistemine yönelik eleştiri olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ütopya, Eğitim, Eleştiri
The politics of Nostalgia in Atwood's Oryx and Crake and Bacigalupi's the Windup Girl
This study explores the representation of nostalgia in two dystopian novels, the Canadian writer Margaret Atwood's Oryx and Crake (2003) and the American writer Paolo Bacigalupi's The Windup Girl (2009). While there are major works tracing the themes of longing for home and belonging in contemporary fiction, there is no current study adequately addressing the connection between dystopian novel and nostalgia. Therefore, this study fills a gap in the existing scholarship by virtue of its focus on the dystopian novel. Building on the contemporary interdisciplinary approaches on nostalgia and dystopian tradition, this M.A. thesis investigates the political implications of yearning for the past. Through examining our ways of relating to the past, Oryx and Crake and The Windup Girl question two arguments that are central to utopian fiction: a return to nature argument and scientific and technological utopianism. Both novels not only problematize these contradictory possibilities, but they also propose and contest a third alternative: the possibility of a future that brings together human and non-human. I argue that Atwood and Bacigalupi's novels are a meditation on utopian thought and a nuanced exploration of the experience of nostalgia.
Çağdaş Türk edebiyatında ütopya
Giriş* te, söze bir tarihî hareket noktasından başlandığı hatırlanacaktır. Bu nokta Tanzimat idi. Tanzimat'ın açtığı yeni sayfada da ilerleme, değişme, Türkçe'ye dönüş ve edebiyatta yeni türlerin ortaya çıkışma dikkat çekilmişti. Ütopya ihtiyacının ve ütopyayla ilgili eserlerin doğması bu kavramlarla ifade edilen yeni oluşun bir sonucudur. Ütopya "olmayan iyi yer" anlamına gelir. ütopyalar da diğer beşerî ürünler gibi üstlerinde çeşitli değer yargıları taşırlar. Eğer bu değer yargıları olumsuz ise, o zaman ters ütopya ortaya çıkar. Ütopyaların edebî niteliği, duygu ve güzelliği temel alan ve insanın kişilik gelişimine olumlu katkıda bulunmayı amaçlayan edebiyat tarafından işlendiğinde ortaya çıkar. Dünya edebiyatında ütopik eserlerin geçmişi çok eskilere gider. Ancak türe adını reren eser, Thomas More*un Utopia1 sidir. Ütopyaları tarih içindeki egemen kültüre göre mitolojik, dinî ve modern olmak Üzere üç dönemde incelemek mümkündür.Modern ütopyalar da ana çizgileri ile liberal ve sosyalist akımların etkisinde kalmışlardır. Türk edebiyatında ilk ütopyalar, önceki döneme ait ve tevil yoluyla bulunabilecek örnekler bir yanda tutulursa, Tanzimat* tan sonra yazılmaya başlanmıştır. Çünkü Tanzimat katılım kültürünü ve toplumun geleceğini kendi eline alma sürecini başlatıyordu. Çağdaş Türk edebiyatındaki ütopyaları, kendisiyle anlatıldıkları dil biçimi açısından önce nesir ve şiir alanında olmak üzere iki ana bölümde ele almak uygun görülmüştür. Bunun ardından çağdaş Türk nesrin- -146-î&fc£Mi3»ıf«] de belirlenen ütopya örnekleri, ştiyle bir alt bölüm leme ile ele alınmıştın A. Rüya Ütopyaları: Çağdaş Türk edebiyatının ilk. ütopyası, kurulduğu ortam ve anlatım tekniği bakımın dan rüya biçiminde yasılan Kamık Kemal'in Rüya* sidir. Bu eserin ihmal edilmişliğine önemle ve bir kes daha dikkat çekilmelidir. Öte yandan Rüya'nın yerli edebî kaynakları ilgili yerde vurgulanmıştır. Bunlar için de Veysî'nin Eâb'nâme'si yeniden anı İmalıdır »Ziya Paşa »nın da bir Rüya' sı olmakla birlikte, bu eeer ütop ya değildir. Namık Kemal'in ütopyası, daha sonra örneklerine bolca rastlanacak olan önceden görme (anti cipation) öykülerinin de öncüsüdür. Üzerinde Fransa kaynaklı cumhuriyetçi etkilerin de bulunduğu bu eser den sonra t Satıcı akımın "Fek Uyanık Bir Uyku" adlı ütopyası incelenmiştir. Onun ardından üzerinde durulan rüya ütopyası, Yahya Kemal'in "Çamlar Altında Mu sahabeler" adındaki iki yazısıdır, B. Servet- i Fünun Topluluğunun Ütopyası: Bu alt bölümde, topluluğun ünlü Yeni Zelanda ve Yeşil Yurt sarının Öyküdeki uzantısı olan Hüseyin Cahit'in "Ha yat- 1 Kuhayyel"i ve Tevfik Fikret'in konuyla ilgili şiirleri burada ele alınmıştır. C.Ömer Seyfettin'in Dinî Ütopyasını Anlattığı Kendi öyküsü Ömer Seyfettin bu eserinde, Türkiye'nin kurtuluşunu ve gelecek güzel günleri, Kur' an» da belirtildiği üzere bir "hâdî" yani kurtarıcının sağlayacağı inancını kişi, olay, yer ve zaman öğeleri aracılığıyla anlatır. Ona göre, bütün İslam ülkelerini kurtaracak tek bir Mehdi beklemek doğru değildir» D.Yakup Kadri' nin Ankara Romanındaki Kadrocu Ütopya: Ankara'nın üçüncü bölümü bir antisipasyondur. Yazar hayâlinde olmasını istediği Türkiye'yi, bu bölümde Kemalizm'in Kadrocu yorumuna bağlı kalarak anlatır «Eserin ütopya oluşu üzerinde araştırmacılar görüş birliği içindedir.E.Peyami Safa'nm Yalnızız Romanındaki Psikolojik Simeranya Ütopyası: Peyami Safa bu son sanat romanında, kahramanı Samim aracılığıyla, bütün sorunlarının çözüldüğü ve insanın lâyık olduğu hayata kavuştuğu ütopyayı anlatır. Eser psikolojik ve mis tik nitelikler taşır. F.Son Dönem Ütopyalarına Toplu Bakış: Birinci ana bölümün bu son alt bölümünde, Cüneyt Arcayürek'- in politik nitelikli ters ütopyası Ku-de-ta,EnisBa- tur'un Estetik Ütopya, Hilmi Yavuz'un Taormina,Gül- ten Dayıoğlu'nun Işın Çağı İnsanları ve Ali Kar ın Uzay Çiftçileri adlı eserleri üzerinde, değişik di siplinlerin alışverişi ve çoğul okuma açısından durulmuş ve ütopik yönleri incelenmiştir. İkinci ana bölümde çağdaş Türk şiirinde belirlenen ütopik eğilimler ele alınmıştır. Eğilim sözcüğünün kullanılmasının nedeni şudur: Genelde duygu çağrışımlarının anlatımı olan şiirlerde, nesirdeki gibi bir ütopyanın dört başı mamur biçimde anlatılması beklenemez. Ancak şiirlerde de insanın ütopik özlemleri diğer duygularla birlikte dile getirilebilir. İşte bu yüzden, şiirlerde saf bir ütopya aramak yerine, onlardaki ütopik eğilim belirlenmeye çalışılmıştır. Bu ütopik eğilim de, yöneldiği ortama bağlı olarak şu açılardan ele alınmıştır: A.Doğaya Dönük Şiirlerde Ütopik Eğilim: Şairler içinde yaşadıkları ortamda bunaldıkça kendilerini doğanın veya denizin kucağına atmışlar, özledikleri ha yatı doğa ile bütünleşmede aramışlardır. Bu eğilim, yeni Kürk şiirinde Hamit, Fikret, Yahya Kemal, Orhan Veli,Ali Mümtaz Arolat, Cahit Sıtkı, Ziya Osman Saba, Ahmet Kutsi Tecer,Ömer Bedrettin Uşaklı ve Halit Fahri Ozansoy gibi pek çok şair tarağından işlenmiştir. B. Çocukluğa Dönük Şiirlerde ütopik Eğilim: Bazı şairler, özledikleri mutlu ve güzel âlemi çocukluk dönemlerine dönüşte aramışlar ve şiirlerinde bunu di- -148-le getirmişlerdir. Haşim, Cahit Sıtkı ve Ziya Osman Saba'nın şiirlerine bu açıdan yaklaşılmıştır. Çocukluğa dönüş ile altın çağ\ özlemi ve nostalji arasındaki ilişkiler de bu alt bölümde ele alınmıştır. C. Topluma Dönük Şiirlerde Ütopik Eğilim: Aslın da nesrin konusuna giren toplum ve toplumla ilgili sorunlar, şiirin duygusal etki gücü nedeniyle şiir ile de 'işlenmiş ve böylece topluma dönük şiirler ortaya çıkmıştır. 'Bu tür şiirlerden bazılarında, özlenen iyi ve mutlu toplum ve ülke üzerine çeşitli dilek ve beklentiler dile getirilmiş tir «Bu konuda, Cahit Sıtkı ve Hasan Basri Çantay'ın iki şiiri örnek olarak incelenmiştir. D. Geleceğe Dönük Şiirlerde Ütopik Eğilim: Gelecek zamanın geçmiş ve şimdiki zamana göre bir üstünlüğü vardır. Gelecek henüz yaşanmamıştır. o yüzden gelecek zaman her türlü tasarı ve değerlendirmeye açıktır, çünkü seçenekler sonsuzdur. Çalışmanın son alt bölümünün de gelecekle ilgili oluşu bundandır. Çağdaş Türk şiirinde geleceğin dikkate alınmasını, akılla ve bilinçle insana en uygun bir biçimde kurulması, korunması ve denetlenmesini ileri süren kişi Namık Kemal'dir. Geleceğe dönük iyimserlik de onunla başlar. Namık Kemal'in başlattığı antisipasyon ve fütüroloji (gelecek bilgisi) geleneğini sür düren en önemli şairler, Fikret ile Akif'tir. Onlar, "olacak" m "olan" dan daha iyi olacağını, özlenen âlem ve hayatın gelecekte kurulacağını, ama insanın bu konuda azimli olması gerektiğini şiirlerinde işleyerek, geleceğe dönük ütopik eğilimli şiirin en önemli örneklerini vermişlerdir. Görüldüğü gibi çağdaş Türk edebiyatında ütopya türü daha Tanzimat ile birlikte ortaya çıkmıştır. Bu alandaki örneklerin yazılması bugün de sürmektedir. Çalışmada ele alınan ütopyalar dışında başka örnekler de bulunabilir. Çünkü bu çalışmada en ünlü edebiyatçıların ütopyaları ve ütopik eğilimleri üze-. -149-rinde durulmaya çalışılmıştır. Her an değişen ve gelişen hayat ve edebiyat karşısında son sözün söylenebilmesi imkansız olduğu gibi, çalışmanın süre açısından sınırları da buna elvermez. Dolayısıyla çalışma kaçınılmaz olarak mevziîdir. Buna karşılık, kronolojik bir gelişim çizgisi içinde ütopya türünün çağdaş Türk edebiyatındaki varlığı, tasnifi ve yönelişleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çağdaş Türk' edebiyatında ütopyanın varlığı böylece bir gerçek olmakla birlikte, türün kendi içinde bir gelenek oluşturduğu ve yazarların/şairlerin kendilerinden öncekilere karşı belli bir tutum takınarak kendi duygu ve düşüncelerini anlattıkları söylenemez. Gerek zaman, gerekse mekan açısından birbiri ne çok yakın olan bu türden eserlerin kendi arasında bir gelenek olmamasına karşılık, bundan sonraki verimlere geleneksel bir zemin oluşturmaları beklenmelidir. Bu beklenti, toplumun ve insanın katılımcı kültürü benimseme sürecine sıkı sıkıya bağlıdır. Ütopya bir arzu- yi muhal değildir. Gelecekle il- o yüzden günlük konuşmalarda ve bazı polemik yazılarında görülen ütopyanın küçümsenişi ve bir suçlama sözcüğü olarak kullanılışı terk edilmelidir. Çünkü ütopya özlemi insanın en beşerî yönlerinden biridir, onun için saygınlığı korunmalıdır. Üzerine yabancı bir gölgenin düşmesi Ütopyanın karanlık olduğunu göstermez. Yalnızca, ilk çağdan günümüze değin örnekleri görülen ütopyanın bir araç olarak bazen olumsuz amaçlar için kullanıldığını ve çağın egemen tutumundan etkilendiğini gösterir. Ama ütopyanın bunlardan ayrı bir varlığı bulunmaktadır. Genelde insanlık ve özelde Türk insanı, Özlediği geleceğin yine kendi gücüyle kurulabileceğine ve kendi kendisi üzerinde düşünmeye alıştıkça, ütopyalar tasarlamak ve yazmak yararlı bir iş olacaktır. -150-
Ütopya ve distopyalarda devlet tahayyülü
İnsanlık tarih boyunca hep en iyi olanı aramıştır. Bir araya gelerek toplumu oluşturan insanlar arasında sorunlar ortaya çıkmaya başladığında, ünlü düşünürler "en ideal toplum düzeni nasıl olmalıdır" sorusu üzerinde kafa yormaya başlamıştır. Ütopyalar da bu soruya cevap olarak doğan, insanlığın ideallerinin ve kusursuz bir toplumun nasıl gerçekleşeceğine dair fikir önerilerinde bulunan "ideal devlet" tasarılarıdır. Mevcut düzene isyan bayrağı çeken, mutlu ve adil bir düzen kurma hayalleri ile yola çıkan, yeryüzünde cenneti temsil eden hayali toplum projeleri, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren distopik bir yapıya bürünmüştür. Hem ütopyalar hem de distopyalar yönetim anlayışının her yönünü geniş çerçevede ele alan önemli siyaset eserleridir. Biz de çalışmamızda ilk olarak ütopya düşüncesinin temel yapıtları olarak kabul edilen Thomas More'un 'Ütopya'sı ile Tommaso Campanella'nın 'Günes Ülkesi'ndeki ideal devlet yönetimlerini araştıracağız. Sonrasında insanlığın umut ve özlemleri karşısında duygusuz ve merhametsiz devlet yönetiminin zalimliğini konu alan, en popüler iki distopyayı; Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı ve George Orwell'in 1984'ünü inceleyeceğiz. Seçilen ütopik ve distopik eserlerde tasarlanan devlet modelleri dört ana başlık altında incelenmiş, ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz sonuçlar aktarılmıştır.
Free will vs. state will: An inductive comparison of Nineteen Eighty-Four and Brave New World
The individual struggles to reach the ultimate good in terms of thought, will. The existence of the human being has been one of the central issues for human life as well as a philosophical good. The individual is located as the anima within the society. For a remarkable comprehension of an ultimate good that the individual desires to reach have, how the individual lives as the part of anima mundi, the soul of the world, should be visible to the bare eyes. Society, as a part of human life, defines shapes the life of the individual and helps comprehend the concepts of free will for the individual that makes it up as it is an organic being upon which it depends. The study focuses on the philosophical meditations upon the roots of the state mechanism along with the apparatuses it employs as well as the place of the individual in comparison with the state by the means of the two dystopian novels; Nineteen Eighty-Four by George Orwell and Brave New World by Aldous Huxley. Winston Smith, the protagonist of Nineteen Eighty-Four struggles for a better future and free will against the Oceanic Party as well as its quasi-almighty leader, Big Brother who embodies the totalitarian rule of Oceania at his disposal. Brave New World, on the other hand, brings a whole different perspective to the concept of free will. World State which is built in a distant future, consists of pre-conditioned individuals who make up different castes ranging from the lowest to the highest. Along with the World State, Savage Reservation is presented as an antidote. The protagonist of the novel, John the Savage makes two distinct worlds visible in theory and practice and intends to project an alternative to the set of rules that are brought to both of the societies Winston Smith's comprehension of the free will and gateway from the tyrannical of the Party will be compared to Brave New World's pre-conditioned society consisting of various castes. Defining free will, how the two novels focus on the concept, and how the individual comes over the obstacles presented by the two different perspectives as a part of a greater social being will help to realise how the individual reacts to tyranny or totalitarianism and unconscious conditioned castes. Keywords: Aldous Huxley, Brave New World, Conditioning, Dystopia, Dystopic Comparisons, Free will, George Orwell, Nineteen Eighty-Four, Utopia
Ütopyacı bir Aydın'ın biyografisi: Şevket Süreyya Aydemir
Şevket Süreyya Aydemir (1897-1976) was one of the most prominent intellectuals in Turkish political thought in the Republican period. Besides his voluminous biographical masterpieces about the historical figures of the Turkish history, he was also known as an ideologue of Kadro (Cadre) Movement, one of the writers of Yön (Direction) Journal. Leaving a mark in the history of Turkish political thought thanks to writing on social, political and economic issues in Turkey, Aydemir personally witnessed the events of the period and sometimes he was even one of the people taking parts in the incidents. The aim of this study is to contribute to the literature on Turkish political thought with an intellectual biography of Şevket Süreyya Aydemir who is a well-known author and thinker. Aydemir's social circle, family, education as well as the developmental process of his thoughts are analyzed within the framework of Turkish political life. Even though Aydemir's ideological stance was inconsistent, it is argued here that Aydemir is a utopian intellectual who had followed world events with a critical eye, determined the needs of the society he lived in, and formulated systematic solutions that were realizable.
A critical approach to Aldous Huxley's treatment of the concepts of utopia and dystopia in his Brave New World and Island: A cultural materialist study
This thesis aims to explore Aldous Huxley?s treatment of the concepts of utopia and dystopia by analysing and discussing his dystopian novel Brave New World and his utopian novel Island from the viewpoint of cultural materialism. The two novels are scrutinized with regard to the issue of politics, individuality and social life, and it is seen that there is, in fact, not a clear cut difference in Huxley?s treatment of the concepts of utopia and dystopia. Cultural materialism attaches great importance to the connection between literary texts and the socio-economic and political structures of a society in which they were produced. With this purpose, Brave New World and Island are examined in relation to their historical framework, and the ways in which Huxley criticises the political system of his own age are highlighted. Following the cultural materialists? emphasis that it is quite essential to see through the ideas of those who are overpowered in the society, this study looks for the voices of the suppressed and the marginalised in the novels because it is those people who reveal the codes and the hidden aspects of their society. Hence, it is made clear that instead of offering alternative social structures to those in which they were created, Huxley?s dystopian novel Brave New World and his utopian novel Island create an awareness of the political subordination and oppression to which certain social groups are exp
İslami ütopyanın inşası: Ali Şeriati ve Seyit Kutub eserlerinin analizi
The purpose of this thesis is to present the ideas of the two authors, Sayyid Qutb and Ali Shariati, in order to analyze how they create an Islamic Utopia. The purpose of the Islamic Utopia is to generate activism, dynamism, contentment to set a joyous society and flawless political order. The Islamic Utopia(s) of Qutb and Shariati aims to set an order to create a better political and social system. The major events and concepts are analyzed in the Middle East in order to understand the world they lived in. This is an attempt to understand Qutb and Shariati's incentives to create a better system in their context based on Islamic motives. The elements in the making of the Islamic Utopia are analyzed by looking at the works of Qutb and Shariati. The Islamic order suggested by the Utopians needs to be proven through the various elements. These elements are Islam as a superior system, the history of Islam, the enemies and the activism, jihad and martyrdom.
Alevi-Bektaşiliğin ütopik/ideal kenti: Rıza Şehri
Düşünce tarihinde mevcut yönetimi tasvip etmeyen düşünürlerin idealinde yaşattıkları veya kurguladıkları bir devlet modeli, bir yönetim şekli hep var olmuştur. Buna örnek teşkil edebilecek devlet modeli olarak Platon'un kaleme aldığı Devlet adlı eserini göstermek mümkündür. Bilinen ilk ütopya örneği, Yunan uygarlığında Platon tarafından kaleme alınmıştır. Antik Yunan döneminde ütopyayı polis ölçeğiyle sınırlı tutan küçük ölçekli düşünsel tasarımlar, 15. ve 16. yüzyıldan başlayarak, kavramı, ada ölçeğinden, ulus-devlet ve dünya devleti ölçeğine taşımıştır. Platon'un devleti aslında hayali/ütopik bir Ülkü Kent modelidir. İslam Düşünce tarihinde de adı ütopya olmasa da bu bağlamda kaleme alınan ilk eser örneklerinden biri de Cafer Sadık'a atfedilen Buyruk adlı kitapta geçen "Rıza Şehri" bölümüdür. Rıza Şehri örneği birçok İslam düşünürünün kaleme aldığı ütopik kentlere örneklik teşkil etmiştir. Bu bağlamda Nizami Gencevi'nin İskendername adlı eserinin "İkbalname" kısmındaki Hoşbaht Ülkesi veya Kamil Şehir diyebileceğimiz kısımdır. Bundan başka İsmail Gaspıralı'nın Daru'r-Rahat Müslümanları adlı eser de Rıza Şehri ile benzerlikler gösteren bir diğer eserdir.
Türk ütopyalarında eğitime bakış: İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu'nun Rüyamdaki Okullar örneği
Ütopyanın geçmişi Aristoteles ve Platona kadar eskiye dayanmış olsa da kavram olarak ortaya atan Thomas More olup daha sonra birçok düşünür tarafından da kullanılmaya başlanmıştır. Ülkemizde de bu türle ilgili eserler ortaya konmuş ve dönemin sorunlarını ve politikalarını eleştiren ve yerine kendilerince daha iyisini hayal edip yazan yazarlar bu türde eserler yazıp dikkatleri bu tür üstüne çekmişlerdir. Ütopyalarda eğitimle ilgili de bazı önemli bölümlere yer verilmiş, bu konu hakkında görüşler ortaya koyarak yeni fikirler üretilmiştir. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu 19. yüzyılda yaşamış bir fikir adamıdır. Yaşadığı dönemde birçok alanda eserler ortaya koymuş, özellikle eğitim alanında yaptığı çalışmalar ile bu alana katkılar sağlamıştır. Özellikle dönemin eğitim sorunlarını eserlerinde dile getirerek yanlış olarak gördüğü bazı noktaları eleştirmiş ve bu uygulamaların hatalı yönlerinin nasıl düzeltileceği hakkında bilgiler sunmuştur. Rüyamdaki Okullar adlı Ütopya türündeki eserinde de ortaya koyduğu "İçtimai Mektep" olarak kavramlaştırdığı eğitim modelini kendi hayal dünyasını kullanarak hikayeleştirip daha somut bir anlatım metodu kullanmıştır.
Modern dönem ütopyalarında dirijizm ve disiplin
İnsanoğlu, genel anlamda toplumsal yaşam biçimini benimsemiş olan bir varlıktır. Bu bağlamda ortaya konan her türlü insani ürün Kültür adı altında toplanmaktadır. İnsan topluluklarının lisanlarından yazılarına, giyim-kuşam biçimlerinden yeme-içme alışkanlıklarına, bilimsel birikimlerinden sanatsal faaliyetlerine, örf-adet ve geleneklerinden siyaset ve hukuk sistemlerine varıncaya kadar ortaya koydukları tüm ürünler bu kapsamda değerlendirilmektedir. Farklı insan topluluklarından her birisi, kendine has koşullarda geliştirdiği kendi kültürel geleneğim sürdürürken bu farklı kültürler arasında zaman zaman çatışmalar, zaman zaman da etkileşimler-sentezlenmeler meydana gelmektedir. Yazı, kendisi de insana ait en önemli kültürel öğelerden birisi olarak diğer birçok kültürel öğenin kayıt altına alınmasında ve gerek başka toplumlara, gerekse gelecek nesillere aktanlmasmda rol oynayan önemli bir araçtır. Sanat ise insandaki estetik zevklere hitap edecek türde verilmiş olan kültürel ürünlerin genel adıdır. Bu durumda edebiyat, insandaki estetik zevklere hitap etmek üzere verilmiş olan yazılı ürünler olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal hayatın bir parçası olarak diğer tüm kültürel unsurlar gibi Sanat ve Edebiyat da Sosyoloji biliminin alanına girmektedir. Sosyoloji bilimi içerisinde bu konularla ilgilenmek üzere "Sanat Sosyolojisi" ve "Edebiyat Sosyolojisi" alt dalları oluşturulmuştur. Öte yandan insanın fıtratında var olan her zaman daha iyiye daha güzele ulaşma arzusu, toplumsal yaşam alanında da aynı arayışları gündeme getirmiş, böylece ideal toplum projeleri ortaya çıkmıştır. Ütopya olarak adlandırılan ve tamamına yakım edebi türde yazılı olarak üretilen söz konusu projeler, toplumsal hedefler gözetmeleri ve toplumsal yaşamın akışında rol oynayan dinamikler için esin kaynağı olarak zaman zaman sosyal gerçekliğe etki etmeleri bakımından Sosyoloji bilimini ilgilendirmektedirler. Ütopya yazarlarının, kendilerince ulaştıkları ideal toplum modellerinden yola çıkarak sosyal hayatı en ince ayrıntılarına kadar güdümleme idealleri ile batı dünyasının öncülüğünde gelişen modernizm anlayışının, insanlığın tekamülü sürecine öncülük etme ve ulaştığı kesinlikler doğrultusunda bütün bir insanlığı aynı sürece dahil ederek güdümleme idealleri arasındaki paralellik ilgi çekicidir.
Ütopyalarda devlet tasarımı: Platon, More, Campanella
İnsanların varoluşundan beri ideal arayışı da vardır. Özellikle devlet rejimleri söz konusu olunca bu ideal arayışı, içinde bulunulan kültüre, toplumsal ve ideolojik yapıya göre çeşitlilik kazanmıştır. Kimileri bu ideali totaliter rejimlerde bulurken kimileri de hukuk kurallarında bulmuştur. Bu çalışmanın amacı da günümüzde ?en ideal? olarak düşünülen ?hukuk devleti? modelinden yola çıkarak Platon'un Devlet, T. More'un Ütopya, T. Campanella'nın Güneş Ülkesi örneklerinde eşitlik, özgürlük, adalet ve birey kavramları çerçevesinde devlet tasarımında hukukun rolünü incelemektir.
Ütopya kavramı bağlamında tek tanrılı dinlerde cennet söylencesi ve kadın
Tek tanrılı dinlerin kutsal metinlerinde (Tevrat, İncil, Kur'an) kadınlarla ilgili anlatılarda erkek egemen yaklaşımlar, ifadeler söz konusudur. Bu eril dil ve anlatımın varlığı toplumsal cinsiyet eşitliği açısından bir paradoks içerir. Günümüzün kapitalist-modernist ataerkil yapısı, kamusal ve özel alanda kadının ikincilleştirilmesi sonucunu doğuran düzenleme ve uygulamaları gündelik hayatın doğal bir parçası olarak sunarken dinsel öğretilerin ve anlatıların gücünden de yararlanır. Diğer taraftan adı geçen teolojik metinlerdeki Öteki-dünya anlatısı ışığında (ölümden sonraki hayat) iyilerin mükâfatlandırılacağı bir ütopya-mekân olarak kurgulanan cennet söylencesine yer verilir. Ancak bu ütopik mekânda inançlı erkeklere "cennet gibi bir hayat" vaat edilirken kadınlara nasıl bir hayat ve neler vaat edildiği konusu açık değildir. Patriyarkal otorite-din ilişkisi, bir kavram olarak ütopya-cennet ilişkisi ve ütopik bir mekan olarak cennetteki kadının yaşamı sorunsalı bu tez çalışmasının temel problemidir. Dolayısıyla bu çalışmada, teorik temelli metin analizi yöntemiyle patriyarkal düzenin dinsel olanla ve dinsel bir anlatı olan cennetin ütopya kavramıyla ilişkisinin yanı sıra cennet anlatılarında kadın konusunun toplumsal cinsiyet perspektifi üzerinden irdelemesi amaçlanmaktadır.
1990 sonrası Japon anime sinemasında distopik gelecek tasvirleri
Kinetoskop ve sinematografi gibi cihazların icadı ile ortaya çıkan sinema, ilk günden itibaren ilgi çekmiş, farklı türlerde hikâyeleri izleyici ile buluşturarak, en sevilen sanatlardan biri haline gelmiştir. Edebi eserler, toplumsal olaylar, mitolojik öyküler ise filmlerin yaratılmasındaki dayanak noktalarından olmuştur. Ütopyaların antitezi olan distopyalar da, öncelikle edebiyat ürünü olarak ortaya çıkmış, daha sonra bilimkurgu türüne eklemlenerek beyazperdeye taşınmıştır. Tezin ana konusu distopik öykülerin, geçmişten bugüne yaşadığı trajedilere rağmen güçlü bir ulus devlet olmayı başarmış Japon anime sinemasına yansımasıdır. Bu çerçevede öncelikle edebiyat ürünü olarak ütopya ve distopya kavramları ele alınmış, daha sonra bilimkurgu ve siberpunk türlerinin tanımı yapılarak distopik kurgular incelenmiştir. Kendine has kültürüyle dikkat çeken Japonya'nın tarihi, mitolojisi ve kimliğinin sanat yapıtlarına yansımasına bakılmış, bu doğrultuda örnek filmlerin analiziyle, 1990 sonrası distopik animelerinin olay örgülerinin oluşmasında, Japonya'nın geçmişinin etkileri araştırılmıştır.
Ütopyalarda kadın, feminist bir ütopya incelemesi: Charlotte P. Gilman: Kadınlar Ülkesi
Ütopyalar, mevcut sistemin toplumsal, siyasal ve ekonomik yapılanmalarında görülen eksiklik ve hatalara karşı bir eleştiri özelliği taşımaktadır. Bunun yanında ütopyalar, bu eksikliklerin ve hataların giderildiği, alternatif bir "daha iyi" toplum tasarımı ortaya koyarlar. Feminizm, ataerkil ideolojinin yaratmış olduğu cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığa karşı bir mücadele şeklidir. Feminizmin hedefi cinsiyetçiliği, cinsiyetçi baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmaktır. Feminist hareket, erkek egemen düzenle mücadele ederken farklı yöntemler ve araçlar kullanmış ve geliştirmiştir. Ütopyalar, feminist mücadelenin araçlarından biri olmuştur. Bu çalışma, geleneksel ütopyalarla feminist ütopyalar arasındaki farkları ortaya koyarak toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna yaklaşım farklılıklarını açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Geleneksel ütopyalar, eşit ve adil bir düzen tesis etmeyi hedefleseler de cinsiyetler arası ayrımı devam ettirdikleri için eşitlik iddialarında başarılı olamamıştır. Bu durum eşitlik mücadelesine kadınların dahil edilmediğini göstermektedir. Feminist ütopyalar ise, eşit ve adil bir dünyanın cinsiyet eşitliği sağlanmadan mümkün olamayacağını göstermiştir.