Ütopya
56 theses under this subject heading
Ütopya ve distopyalarda devlet tahayyülü
İnsanlık tarih boyunca hep en iyi olanı aramıştır. Bir araya gelerek toplumu oluşturan insanlar arasında sorunlar ortaya çıkmaya başladığında, ünlü düşünürler "en ideal toplum düzeni nasıl olmalıdır" sorusu üzerinde kafa yormaya başlamıştır. Ütopyalar da bu soruya cevap olarak doğan, insanlığın ideallerinin ve kusursuz bir toplumun nasıl gerçekleşeceğine dair fikir önerilerinde bulunan "ideal devlet" tasarılarıdır. Mevcut düzene isyan bayrağı çeken, mutlu ve adil bir düzen kurma hayalleri ile yola çıkan, yeryüzünde cenneti temsil eden hayali toplum projeleri, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren distopik bir yapıya bürünmüştür. Hem ütopyalar hem de distopyalar yönetim anlayışının her yönünü geniş çerçevede ele alan önemli siyaset eserleridir. Biz de çalışmamızda ilk olarak ütopya düşüncesinin temel yapıtları olarak kabul edilen Thomas More'un 'Ütopya'sı ile Tommaso Campanella'nın 'Günes Ülkesi'ndeki ideal devlet yönetimlerini araştıracağız. Sonrasında insanlığın umut ve özlemleri karşısında duygusuz ve merhametsiz devlet yönetiminin zalimliğini konu alan, en popüler iki distopyayı; Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı ve George Orwell'in 1984'ünü inceleyeceğiz. Seçilen ütopik ve distopik eserlerde tasarlanan devlet modelleri dört ana başlık altında incelenmiş, ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz sonuçlar aktarılmıştır.
Modern dönem ütopyalarında dirijizm ve disiplin
İnsanoğlu, genel anlamda toplumsal yaşam biçimini benimsemiş olan bir varlıktır. Bu bağlamda ortaya konan her türlü insani ürün Kültür adı altında toplanmaktadır. İnsan topluluklarının lisanlarından yazılarına, giyim-kuşam biçimlerinden yeme-içme alışkanlıklarına, bilimsel birikimlerinden sanatsal faaliyetlerine, örf-adet ve geleneklerinden siyaset ve hukuk sistemlerine varıncaya kadar ortaya koydukları tüm ürünler bu kapsamda değerlendirilmektedir. Farklı insan topluluklarından her birisi, kendine has koşullarda geliştirdiği kendi kültürel geleneğim sürdürürken bu farklı kültürler arasında zaman zaman çatışmalar, zaman zaman da etkileşimler-sentezlenmeler meydana gelmektedir. Yazı, kendisi de insana ait en önemli kültürel öğelerden birisi olarak diğer birçok kültürel öğenin kayıt altına alınmasında ve gerek başka toplumlara, gerekse gelecek nesillere aktanlmasmda rol oynayan önemli bir araçtır. Sanat ise insandaki estetik zevklere hitap edecek türde verilmiş olan kültürel ürünlerin genel adıdır. Bu durumda edebiyat, insandaki estetik zevklere hitap etmek üzere verilmiş olan yazılı ürünler olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal hayatın bir parçası olarak diğer tüm kültürel unsurlar gibi Sanat ve Edebiyat da Sosyoloji biliminin alanına girmektedir. Sosyoloji bilimi içerisinde bu konularla ilgilenmek üzere "Sanat Sosyolojisi" ve "Edebiyat Sosyolojisi" alt dalları oluşturulmuştur. Öte yandan insanın fıtratında var olan her zaman daha iyiye daha güzele ulaşma arzusu, toplumsal yaşam alanında da aynı arayışları gündeme getirmiş, böylece ideal toplum projeleri ortaya çıkmıştır. Ütopya olarak adlandırılan ve tamamına yakım edebi türde yazılı olarak üretilen söz konusu projeler, toplumsal hedefler gözetmeleri ve toplumsal yaşamın akışında rol oynayan dinamikler için esin kaynağı olarak zaman zaman sosyal gerçekliğe etki etmeleri bakımından Sosyoloji bilimini ilgilendirmektedirler. Ütopya yazarlarının, kendilerince ulaştıkları ideal toplum modellerinden yola çıkarak sosyal hayatı en ince ayrıntılarına kadar güdümleme idealleri ile batı dünyasının öncülüğünde gelişen modernizm anlayışının, insanlığın tekamülü sürecine öncülük etme ve ulaştığı kesinlikler doğrultusunda bütün bir insanlığı aynı sürece dahil ederek güdümleme idealleri arasındaki paralellik ilgi çekicidir.
Ütopyalarda devlet tasarımı: Platon, More, Campanella
İnsanların varoluşundan beri ideal arayışı da vardır. Özellikle devlet rejimleri söz konusu olunca bu ideal arayışı, içinde bulunulan kültüre, toplumsal ve ideolojik yapıya göre çeşitlilik kazanmıştır. Kimileri bu ideali totaliter rejimlerde bulurken kimileri de hukuk kurallarında bulmuştur. Bu çalışmanın amacı da günümüzde ?en ideal? olarak düşünülen ?hukuk devleti? modelinden yola çıkarak Platon'un Devlet, T. More'un Ütopya, T. Campanella'nın Güneş Ülkesi örneklerinde eşitlik, özgürlük, adalet ve birey kavramları çerçevesinde devlet tasarımında hukukun rolünü incelemektir.
Ütopya kavramı bağlamında tek tanrılı dinlerde cennet söylencesi ve kadın
Tek tanrılı dinlerin kutsal metinlerinde (Tevrat, İncil, Kur'an) kadınlarla ilgili anlatılarda erkek egemen yaklaşımlar, ifadeler söz konusudur. Bu eril dil ve anlatımın varlığı toplumsal cinsiyet eşitliği açısından bir paradoks içerir. Günümüzün kapitalist-modernist ataerkil yapısı, kamusal ve özel alanda kadının ikincilleştirilmesi sonucunu doğuran düzenleme ve uygulamaları gündelik hayatın doğal bir parçası olarak sunarken dinsel öğretilerin ve anlatıların gücünden de yararlanır. Diğer taraftan adı geçen teolojik metinlerdeki Öteki-dünya anlatısı ışığında (ölümden sonraki hayat) iyilerin mükâfatlandırılacağı bir ütopya-mekân olarak kurgulanan cennet söylencesine yer verilir. Ancak bu ütopik mekânda inançlı erkeklere "cennet gibi bir hayat" vaat edilirken kadınlara nasıl bir hayat ve neler vaat edildiği konusu açık değildir. Patriyarkal otorite-din ilişkisi, bir kavram olarak ütopya-cennet ilişkisi ve ütopik bir mekan olarak cennetteki kadının yaşamı sorunsalı bu tez çalışmasının temel problemidir. Dolayısıyla bu çalışmada, teorik temelli metin analizi yöntemiyle patriyarkal düzenin dinsel olanla ve dinsel bir anlatı olan cennetin ütopya kavramıyla ilişkisinin yanı sıra cennet anlatılarında kadın konusunun toplumsal cinsiyet perspektifi üzerinden irdelemesi amaçlanmaktadır.
1990 sonrası Japon anime sinemasında distopik gelecek tasvirleri
Kinetoskop ve sinematografi gibi cihazların icadı ile ortaya çıkan sinema, ilk günden itibaren ilgi çekmiş, farklı türlerde hikâyeleri izleyici ile buluşturarak, en sevilen sanatlardan biri haline gelmiştir. Edebi eserler, toplumsal olaylar, mitolojik öyküler ise filmlerin yaratılmasındaki dayanak noktalarından olmuştur. Ütopyaların antitezi olan distopyalar da, öncelikle edebiyat ürünü olarak ortaya çıkmış, daha sonra bilimkurgu türüne eklemlenerek beyazperdeye taşınmıştır. Tezin ana konusu distopik öykülerin, geçmişten bugüne yaşadığı trajedilere rağmen güçlü bir ulus devlet olmayı başarmış Japon anime sinemasına yansımasıdır. Bu çerçevede öncelikle edebiyat ürünü olarak ütopya ve distopya kavramları ele alınmış, daha sonra bilimkurgu ve siberpunk türlerinin tanımı yapılarak distopik kurgular incelenmiştir. Kendine has kültürüyle dikkat çeken Japonya'nın tarihi, mitolojisi ve kimliğinin sanat yapıtlarına yansımasına bakılmış, bu doğrultuda örnek filmlerin analiziyle, 1990 sonrası distopik animelerinin olay örgülerinin oluşmasında, Japonya'nın geçmişinin etkileri araştırılmıştır.
Ütopyalarda kadın, feminist bir ütopya incelemesi: Charlotte P. Gilman: Kadınlar Ülkesi
Ütopyalar, mevcut sistemin toplumsal, siyasal ve ekonomik yapılanmalarında görülen eksiklik ve hatalara karşı bir eleştiri özelliği taşımaktadır. Bunun yanında ütopyalar, bu eksikliklerin ve hataların giderildiği, alternatif bir "daha iyi" toplum tasarımı ortaya koyarlar. Feminizm, ataerkil ideolojinin yaratmış olduğu cinsiyet eşitsizliği ve ayrımcılığa karşı bir mücadele şeklidir. Feminizmin hedefi cinsiyetçiliği, cinsiyetçi baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmaktır. Feminist hareket, erkek egemen düzenle mücadele ederken farklı yöntemler ve araçlar kullanmış ve geliştirmiştir. Ütopyalar, feminist mücadelenin araçlarından biri olmuştur. Bu çalışma, geleneksel ütopyalarla feminist ütopyalar arasındaki farkları ortaya koyarak toplumsal cinsiyet eşitliği konusuna yaklaşım farklılıklarını açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Geleneksel ütopyalar, eşit ve adil bir düzen tesis etmeyi hedefleseler de cinsiyetler arası ayrımı devam ettirdikleri için eşitlik iddialarında başarılı olamamıştır. Bu durum eşitlik mücadelesine kadınların dahil edilmediğini göstermektedir. Feminist ütopyalar ise, eşit ve adil bir dünyanın cinsiyet eşitliği sağlanmadan mümkün olamayacağını göstermiştir.
Ütopya ve gerçeklik arasında adalet problemi: John Rawls ve Robert Nozick'in adalet teorilerinin karşılaştırılması
Adaleti, farklı unsurların olduğu bir matris içinde yorumlayan adalet teorilerinden bir tanesi liberal adalet teorisidir. Bu noktada tezin iki temel amacı olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, liberal adalet teorisinin bazı unsurları içermesi ve bu unsurları tutarlı bir metodolojik çabayla ilişkilendirmesi gerekliliğine işaret etmektir. Liberal adalet teorisi, özgürlük, eşitlik, hak ediş, yetkilenme, birlikte yaşama unsurlarına dayanarak adaleti ve adil toplumu tanımlamaktadır. Ancak liberal adalet teorisi içinde çalışan her filozof bu unsurlar arasında farklı bir bileşime dayanarak kendi adalet teorisini inşa etmektedir. Bu nedenle liberal adalet teorisinin sınırlarına ilişkin bir uzlaşı eksikliğinden söz edilebilir. Tezin ikinci temel amacı, John Rawls ve Robert Nozick?in adalet teorilerini karşılaştırarak ve bu teorilere yöneltilen eleştirileri dikkate alarak liberal adalet teorisinin sınırlarını yeniden yorumlamaktır. Rawls?ın ve Nozick?in adalet teorilerinde yer verdikleri unsurlar ile bu unsurlara ilişkin farklı ve benzer yorumları, her iki düşünüre yöneltilen eleştiriler liberal adalet teorisinin içermesi gereken unsurların neler olduğuna ve bu unsurların tutarlı bir şekilde nasıl ilişkilendirileceğine dair yeterli ipuçları vermektedir. Rawls?ın ve Nozick?in adalet teorileri arasındaki farklılıklar ve benzerlikler, liberal adalet teorisinin bireyin önceliğine, negatif özgürlüklere, yetkilenmeye dayanan yorumunun dışında başka bir yorumun mümkün olduğunu ve bu yorumun yine liberal adalet teorisinin kendi içinden çıkmasının mümkün olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: 1. Adalet 2. Ütopya 3. Norm 4. John Rawls 5. Robert Nozick
Devlet, totem, totalitarizm, utopya ve distopya
Devletin araştırıldığı bu tezde; devletin tanımları değil, kendisi araştırma konusu edilmiştir. Meşruiyet atfedilmesi, devleti yaratan temel olması, araştırmayı, insan zihnine yönlendirmiştir. İnsan zihni üzerinde yapılan araştırmada; insanın mevcut donanımı ile bilgi diye tanımladığı şeye sahip olmasının mümkün olmadığı, fakat inanmasının mümkün olduğu, insanın bilgi sandığı inançlara sahip olduğu, bunun hem sebebi, hem de bir sonucu olarak; kendisini düşünen özne olarak tanımlayan insanın, kendisi ile özdeş bir özne olamadığı (zaten bunun mümkün de olmadığı), doğada bir nesne veya bir etki ile özdeş bir özne olabildiği, bunun sonucu olarak totemizm içinde varlığını sürdürdüğü, devletin totemizmin bir sonucu olduğu, totemizmin doğası gereği totalitarizm devlet için bir zorunluluk olduğu, tarihsel süreçte değişimin, totemin biçimsel değişiminden ibaret olduğu tespit edilmiştir.
Osmanlı ütopyalarında felsefe
Bu çalışma Osmanlı döneminde yazılmış olan ütopya türü eserleri felsefe açısından incelemektedir. Giriş bölümünde; çalışmanın konusu, kaynakları ve yöntemi açıklanmıştır. "Konunun arka planı" başlıklı birinci bölümde ütopya türü eserler, ütopyaya yakın edebî türler, ütopya-felsefe ilişkisi ve Osmanlıda felsefenin varlığı araştırılmıştır. "Osmanlı dönemi ütopyaları" başlıklı ikinci bölümde şu yedi ütopya incelenmiştir; Ziya Paşa'ya ait Rüya (1869), Namık Kemal'e ait Rüya (1874), İsmail Gaspıralı'ya ait Darü'r-rahat Müslümanları (1887), Hüseyin Cahit Yalçın'a ait Hayat-ı Muhayyel (1898), İsmail Hakkı Kılıçoğlu'na ait Pek Uyanık Bir Uyku (1913), Hasan Ruşenî Barkın'a ait Ruşenî'nin Rüyası (1915/1916) ve Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumî'ye ait Rüyada Terakki ve Medeniyyet-i İslamiyyeyi Ru'yet (1915/1916). Bu inceleme sırasında; yazarlar ve eserler hakkında genel bilgiler verilmiş, eserlerin felsefeyi ilgilendiren önermeleri listelenmiş, bu önermeler (gerçekleşme, haklılık ve faydalılık açılarından) değerlendirilmiş, eserlerin ütopya olup olmadıkları açıklanmış ve ana fikirleri özetlenmiştir. Sonuç bölümünde bu yedi eser önemli noktalarıyla karşılaştırılmış ve genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: ütopya, tanzimat, siyaset, devlet, rüya.
Ütopya ve distopyalarda din ve ahlak
Bu çalışma ütopya ve distopyalarda yer alan din ve ahlak unsurlarını konu edinmiştir. Ütopya türünde Devlet, Utopia, Medinetü'l Fazıla, Güneş Ülkesi, distopya türünde ise 1984 ve Cesur Yeni Dünya eserleri incelenmiştir. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünü kavramsal çerçeve oluşturmaktadır. Bu bölümde öncelikle ütopya ve distopya kavramları üzerinde durulmuştur. İkinci ve üçüncü bölümde ise söz konusu eserler belirlenen çerçeve içerisinde incelenmiştir. Sonuç olarak bu eserlerde din ve ahlak unsurlarına farklı düzeylerde ve çeşitli biçimlerde yer verildiği tespit edilmiştir. Ütopya ve distopyalarda din ve ahlaka farklı anlamlar yüklenmiş; ütopyalarda din ve ahlak birleştirici bir unsur olarak karşımıza çıkarken, distopyalarda din ve ahlak geleneksel anlamından uzaklaşmıştır.
Nefret söylemi ve linç kültürünün sosyal medya özelinde distopik açıdan analizi
İletişim alanı teknoloji geliştikçe yenilenip gelişmekte ve bu dönüşümlere yeni iletişim teknolojilerinin sağladığı kolaylıklarla toplumsal yapı çok daha hızlı bir şeklide uyum sağlayabilmektedir. Dolayısıyla yeni iletişim teknolojileri ile birlikte yeni medya diye adlandırılan mecralar hayatımızın her alanına sirayet etmiş durumdadır. Yeni medya kavramsal olarak kitle iletişim araçlarının ve sosyal ağ bağlantılarının tümünü kapsamaktadır. Evde, sokakta, iş yerinde veya akla gelebilecek her yerde; telefon, televizyon, tablet vb. teknolojik araçlar ile iletişim sağlanabilmektedir. Toplumsal açıdan bu sürece kayıtsız kalınması kuşkusuz mümkün görünmemektedir. Diğer bir anlatımla birey, herhangi bir yolla yeni medyanın içene dâhil olmaktadır. Ancak kullanıcısına sınırsız enformasyon imkânı sağlayan söz konusu bu kitle iletişim araçları, diğer yandan pek çok değer yargılarının törpülenmesine, kaybolmasına veya yozlaşmasına zemin hazırlamaktadır. Son zamanlarda siber âlemdeki kriminal vakaların artması bu öngörüyü doğrular niteliktedir. Bunun temel nedenin şüphesiz denetim mekanizmasının sağlanamamasında veya sınırlı olmasında aranması gerekmektedir. Zira sosyal medya araçları marifetiyle kişisel saygı sınırları sıvılaşmakta veya gün geçtikçe yok olmaktadır. Sosyal mecraların; bireylerin bir birlerine istediği şekilde nefret, hakaret ve küfür söyleminde bulunabildiği, hatta toplu olarak gerçekleştirildiğinde linç oluşumuna dahi neden olabildiği bir platforma dönüşmesi sosyal bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Söz konusu bu sorunların boyutunu ölçmek ve soruna matuf olarak çözüm önerileri geliştirmek bu araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Sosyal medya kullanıcılarının daha ziyade gençler olması nedeniyle Üniversite öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen bir anketle desteklenen bu çalışmada değer atfedilebilecek önemli bulgulara ulaşılmıştır.
George Orwell'de ütopya ve yabancılaşma
Araştırmada George Orwell'in ütopyası ve bu ütopyada yabancılaşmanın nasıl ortaya çıktığı irdelenmektedir. Orwell'in başta 1984 ve Hayvan Çiftliği adlı eserleri olmak üzere tüm eserleri incelenmiş ve konuya ilişkin litaratür taraması yapılarak kaynaklar analiz edilmiştir. Orwell'in ütopya tarihindeki yerini belirlemek amacıyla ütopyanın tarihsel gelişimi ele alınmıştır. Bu sebeple ütopyacı düşünürler ve eserleri değerlendirilmiştir. Bir sonraki bölümde ise yabancılaşma problemi incelenmiştir. Düşünürlerin yabancılaşma sorununa yönelik tanımlamaları ve çözüm önerileri verilmiştir. Araştırmanın son bölümünde ise Orwell'in karşı ütopyası irdelenmiş ve onu oluşturan unsurlar tek tek ele alınmıştır. Yine aynı bölümde, Orwell'in karşı ütopyasında yabancılaşmanın ne gibi durumlarda ortaya çıkabileceğine ilişkin bulgular tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuç kısmında Orwell'de ütopyanın nasıl şekillendiği ve bunun da yabancılaşmaya nasıl etki ettiği ortaya konmuştur. Bunların yanı sıra Orwell'in yabancılaşma sorununa sunduğu çözümler göz önünde bulundurularak bunların geçerliliği tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler: George Orwell, ütopya, karşı ütopya, yabancılaşma.
Zamyatin, Huxley, and Orwell: Utopian ideals and dystopian worlds
The purpose of this study is to demonstrate the transformation of utopian dream to dystopian reality through an analysis of Yevgeny Zamyatin?s We (1921), Aldous Huxley?s Brave New World (1932) and George Orwell?s Nineteen Eighty-Four (1949). Zamyatin, Huxley and Orwell present a prophetic vision to make a warning against a future totalitarian dictatorship by displaying the desperate mood of the protagonist who struggles to preserve his identity and individuality yet ultimately fails in his attempt.The thesis begins with the analysis of utopian ideals which are based on equality and solidarity among people in the illuminating light of Thomas More?s Utopia. For this purpose, the Introduction part elucidates utopia and utopian characteristics as a literary genre starting with More?s Utopia with the help of the ideas of critics. Then, it seeks to discuss the characteristics of utopian and dystopian fiction and how utopian ideals are changed. In the first, second and third chapters the eclipse of the utopian ideals is introduced in three dystopian novels; We, Brave New World and Nineteen Eighty-Four. These chapters discuss how utopian ideal of solidarity is replaced with uniformity of individuals to turn them into identical citizens, who are under constant gaze of an omniscient and omnipotent ruler. So they depart from individualism and freedom. The future totalitarian states in these three novels control the consciousness and imagination of man through manipulating a highly developed technology for surveillance and torture. In these technological worlds, people are designed to serve the demands of the state through a strict control of their genetic qualities. The dystopian character who does not have an identity is desperate for his individuality and emotions. Moreover, restriction on language and distortion of both history and literature add more to this despair and pessimistic mood of the dystopia. The themes which can be seen as utopian ideals in More?s Utopia are reversed, with dystopian reality and transformed into a dark vision through the annihilation of imagination and emotions in We, Brave New World and Nineteen Eighty-Four.This dissertation is therefore primarily organized around these topics, to show that utopia and dystopia mingle with each other and it will demonstrate and exemplify that eradication of emotions, imagination and individuality in utopias of these three authors? works merely create dystopian dark worlds.
Çöpçü
Yakın gelecekte geçen hikâyenin kahramanı "Çöpçü" görevi sokakları temizlemek olan bir robottur. Onun temizlik yaptığı bir yerde futbol oynayan çocuklar ile karşılaşması, şarjının bitmesi her şeyi değiştirir. Ancak işini aksattığı için görevliler tarafından merkeze götürülerek yaptığı anlaşma hatırlatılır. Çöpçü gerçekte oldukça yaşlı, ölümü bekleyen bir insanken kendisine ölümsüzlüğü vaat edenlerle anlaşma imzalamıştır ve bunun da sonuçları mutlaka olacaktır. Özetle bu film distopik bir gelecekte, robot-insan karışımı "cyborg" kavramı üzerinden emeğinin her zaman sömürüleceği, modern çağ köleliğinin bitmeyeceğini anlatmaya çalışır.
Kayıp Zaman
Bu projenin amacı, bir kızın sorunlarından kaçmak için intihar etmesinin ertesinde yaşadığımız dünyadan hayali bir dünyaya geçerken yaşadığı varsayılan olayları anlatmaktır.Projedeki olaylar, fantastik bir stille yazılmış ve sinemasal dille anlatılmıştır. Projenin amacına paralel olarak, fantastik öykü senaryoya dönüştürülmüş ve gereken hazırlıklar yapılmıştır. Bunun akabinde, oyuncular seçilmiş; mekanlar belirlenmiş ve iş planı yapılmıştır. Film, senaryoda tanımlanan sahne ve planlara göre çekilmiştir. Görüntülerin kurgusu bilgisayarda yapılmış; sonrasında ise HD görüntü kalitesinde çıktısı alınarak DVD'ye kaydedilmiştir.
The road not taken: The socialist utopia of Edward Bellamy
In the aftermath of American Civil War, the United States underwent a serious change in its social, political and economic order. Gone was the Thomas Jefferson?s ideal of the United States that stood on the shoulders of the yeoman farmer. The blessings of technology and economic growth in addition to the firm belief in laissez faire capitalism and individualism shaped the future of the American nation. Under the leadership of captains of industry, namely the robber barons, the largest industries rose. Nevertheless, the inevitable consequences of this boom such as urbanization, immigration and pauperization were obviously seen in the growing portrait of an industrial America and the dissenting voices soon heard after many recurring economic depressions and labor unrest.At the turn of the new century, the attempts to address these social problems of America have been well documented by historians. For many, there was a better road to prosperity than rampant capitalism. Cooperation, planned economy, positive assistance by the state could turn social anarchy, caused by capitalism, to social order for unity and happiness for all. Although these socialistic means were criticized for being anti-American and foreign born ideas, they are in harmony with American traditions because they highlight social justice, economic security, equality of opportunity and peace which were also underlined by both Declaration of Independence and American Constitution.In this context, utopian literature undertakes a crucial role to exhibit the ills of the social order and reinvigorate the hopes for a better tomorrow. Their importance is neglected in historical analysis, yet the great bulk of utopian literature produced during the fin de siècle portrays another American dream for future. The most significant of these socialist utopian novels was Looking Backward 2000 ? 1887 written by Edward Bellamy. It sold millions and inspired many more at a time when the labor question was the most serious issue. Therefore, the objective of this thesis is to study how Bellamy frames the promised American dream for every citizen and to examine the reasons why it fell short of its goals despite its popularity and the great impact it had on society.Keywords: Gilded Age, Utopian Literature, Edward Bellamy, American Socialism.
Francis Bacon'da bilim ve ütopya
Rönesans döneminde yaşanan kültürel ve bilimsel gelişmeler insanlığa, modern bir toplumun var olabileceğine dair umut itkisi aşılamıştır. Bu itkinin karşılığı olan iyi yaşam ideali, kurgusal boyuttaki yansımasını ütopyalarda açığa çıkarmıştır. Fakat bilim ile ütopya arasında Rönesans döneminde kurulan bağ zamanla kopmaya başlamıştır. Bu durumun temel sebeplerinden biri ütopyalara uygulanabilirlik ilkesi üzerinden yaklaşılması sonucu ütopyaların eleştirel ve dinamik değerini zamanla kaybetmeye başlamasıdır. Diğer bir sebep ise bilimin iyi yaşam idealini göz ardı ederek teknik ve pragmatik yönünün daha fazla ön plana çıkmasıdır. Tam olarak bu felsefi problematik üzerinde konumlanan Francis Bacon'ın bilim anlayışı bilimsel etkinliğin teknik yönünün daha fazla ön plana çıkmasından, başka bir ifadeyle bilimin ideoloji yüklü bir meta haline gelmesinden sorumlu tutulmuştur. Bu tezde Bacon'ın epistemolojisinin modern dönemin katastrofik olaylarının oluşmasını tetikleyen yegâne faktör olarak değerlendirilemeyeceği öne sürülmüştür. Bu sava Bacon'ın içinde yaşadığı dönemin, epistemolojisinin, bilime dair görüşlerinin ve ütopya tasarımının incelenmesi sonucunda ulaşılmıştır. Bu inceleme bilim ile ütopya arasında yeniden eleştirel bir bağ kurulabilmesinin ufuk açıcı izleklerini ortaya çıkarmıştır. Genel kanının aksine Bacon'ın epistemolojisinin yapıcı okuması modern bilime dair yapılabilecek bir eleştiriyi kapsamakla beraber ütopyaların bu eleştirideki temel payını sorgulamıştır. Nihayetinde ütopyaların eleştirel işlevini geri kazanabilmesi için nasıl kurgulanabileceğine ve bilimin ütopyacı olanak ile nasıl eleştirilebileceğine dair yeni bir öneri sunmaktadır. Bu öneri hem modern bilim-ütopya birlikteliğinin hem de Baconcı epistemolojinin eleştirisini kapsamaktadır. Anahtar Kelimeler: Francis Bacon, Rönesans, Bilim, Ütopya, İdoller .
Günümüz sinemasında gerçekçiliğin yeniden değerlendirilmesi (Türkiye ve ABD sinemalarının karşılaştırılması)
Sanatlarda gerçekçilik anlayışı bugüne kadar estetik bir kategori olarak tanımlanmıştır. Oysa, temelde, gerçekçilik epistemolojik bir kategoridir. İçinden çıktığı toplum hakkında düşünme biçimidir. Gerçekçilik kavramı, gerçek ve gerçeklik kavramları ile bağlantılı düşünülmelidir. Gerçeklik dediğimiz, fiziksel gerçeklik değil ama toplumsal, kültürel ve zihinsel bir süreçtir. Gerçek ise bu toplumsal gerçekliğe dahil edilemeyen ama onun gene de merkezinde yer alan boşluğa verilen addır. Gerçekçilik ise gerçekliğe, gerçeğin dolayımı ile bir bakıştır. Bu sebeple, aynı zamanda, etik ve siyasal bir edimdir.Günümüz sinemasında, ABD ve Türkiye sineması örneklerinde, bu anlamdaki gerçekçiliğe yakın yapıtlar yapılmaktadır. Ne var ki günümüzde, her iki toplumda da, gerçeklik bir sorun niteliği taşımaktadır. Gerçekçi anlatıların ütopyacı bağlamlarına karşın, günümüz kendi mevcut durumundan başkasını tahayyül edememektedir.
Education in utopia and anti-Utopia
The essence of mankind is optimism. Therefore, he has always dreamed of a better future and a better world since the existence of humanity. Utopias are the establishment of this ideal society and order created by human consciousness. However, as being creations of a perfect place, not only do they reflect our desires and hopes about the future, but also criticize the periods and therefore the societies in which they are written. On the other hand, anti-utopias are literary works depicting a society or a place which is much worse than the existing one. Therefore, by portraying a darker future, they satirize the existing conditions and unlike utopians they express their fears and try to warn the reader about the dangers awaiting them.One common point shared by all utopian and anti-utopian works is that they have a message to send. The writers of both types, as citizens of their society, are influenced by the events that surround them. Thus, they base their works on various themes such as education which is a central concern to many utopian and anti-utopian writers. In their works they describe the features of an ideal educational system and emphasize the importance of such education in the creation and maintenance of a desired society and a perfect life. Anti-utopians, on the other hand, indicate the wrongdoings in education and serve as a caution for people to avoid these actions which would result in a worse life and a worse world.In this dissertation utopian and anti-utopian works written in different centuries and which deal specifically with the subject of education have been chosen: Thomas More?s `Utopia? (1516), Jonathan Swift?s `Gulliver?s Travels? (1726), Samuel Butler?s `Erewhon? (1872) and Aldous Huxley?s `Island? (1962) have been studied in terms of aims and principles of education, education of children and adult education. The aim has been to analyze the similarities and differences in the studies of these works written during different periods and an effort has been exerted to analyze their views on education.Key Words: Utopia, Anti-utopia, Education.
Science and religion in anti utopias and their use in classroom
Anti utopian literature which has been the subject matter of this study has become extensively popular in the years following the two annihilating world wars and subsequent developments. Although it is possible to comb literature and find out the early examples of anti utopias in the Ancient Greek Literature, the first canonical work is Mary Shelley?s `Frankenstein? which was written in the years following the groundbreaking Industrial Revolution. The anti utopian writer as a member of the real society is inevitably affected by the social, economic and political problems strives to warn the readers to take precautions to prevent the awaiting problems he prophesized. He depicts a fictive model of a nightmarish society which confronts with the aggravated version of the problems the real society experiences. Anti utopian themes are varied; yet, as the title of this study may imply, here only themes related to science and religion have been discussed. The menaces of scientific developments and misuse of technology, computerization, the dominance of machines, genetics can be exemplified for the employment of `science? in anti utopias while loss of faith, manipulation of religion, the image of a Saviour have been the most frequently used themes of `religion? in anti utopian narratives. In the first part of this study, the concept of anti utopia and its historical background have been examined besides the themes of `science? and `religion? in anti utopian novels. In the second part of the thesis, six selected anti utopian novels between 1950-2008 have been explored with regard to the themes of `science? and `religion?. The timeline between 1950-2008 is divided into three parts; 1950-1970, 1971-1990 and 1991-2008. Two anti utopian novels from each period are studied in correspondence with the social events and developments of the time they were written in. Thus, it is aimed to find out if there is parallelism between the experiences of the real society and the fictive anti utopian society. As the use of literary texts in teaching has been proven to be helpful to linguistic, psychological and intellectual development, in the third part the classroom implications of anti utopian fiction are tried to be exemplified with activities based on the selected novels.Key words: anti utopias, science, religion, classroom activities
Post-modernist süreç içerisinde güncel sanatta retro-romantik yaklaşımlar
Postmodern, ço%ulcu diskurların hakimiyeti sonrası, günümüzde sanat yapıtlarının esinini ya da temellerini sanat tarihsel bir sürece dayandırması sıkça kar#ıla#ılan bir olgudur. Bu durum kimi zaman parodi ve pastiche gibi postmodern stratejilerle alakalıyken zaman zaman da bir yeniden bakı#ı gündeme getirmektedir. Günümüz sanatında kar#ıla#ılan bu vizyonlardan biri de çe#itli sanatsal pratikler için önerilen neo-romantik tanımlamasıdır. Bu tanımlama ise ço%u zaman tarihsel romantizm'e yeniden bir bakı#ı ve tarif etme çabasını da beraberinde getirmektedir. 18.yüzyılın son çeyre%inden itibaren adından bahsedilmeye ?Romantizm?in günümüzde ne ifade etti%ini incelemek için dönemin belirli karakter özellikleriyle günümüz arasında çe#itli paralellikler kurulabilir. Aydınlanma sonrası Sanayi Devrimi'nin e#i%inde ortaya çıkan Romantizm hem modenizm'in bir ön- avantgarde yorumu hem de ilk kriti%ini gerçekle#tiren bir diskurlar bütününü de bünyesinde barındırmaktadır. Romantik yönelimler muhafazakar ve onarıcı e%ilimlerden, reformcu, devrimci ve ütopyacı e%ilimlere de%in geni# bir skala içerir. Günümüz kültürüne bakıldı%ında ise özellikle küreselle#en dünyanın ortaya çıkardı%ı bir takım toplumsal ho#nutsuzlukların kar#ılı%ını benzeri yönelimlerde bulmak mümkündür. Romantizm'e bir yeniden yönelim doksanlı yılların ortalarında öncelikle resim medyumunda ifade edilir olmu#tur, ancak bu yönelim zaman zaman anakronizm suçlamalarını da beraber getirmi#tir. Söz konusu e%ilimler bu tartı#malardan sıyrıldı%ında me#ruluk kazanarak 18.yüzyıl romantik do%a vizyonu ve flaneur ve dandy gibi kavramları güncel bir anlamda gündeme getiren pratikler olmu#lardır. Yine de ikibinli yıllarla beraber daha fazla de%inilmeye ba#layan romantik vizyonlar kendilerini küreselle#menin getirdi%i sıkıntılar ve neo-liberal düzen kar#ısında yeniden ütopyacı bir söylem ile de birle#tirmi#lerdir. Bu durumla beraber ifade bulan sanatsal üretimler ise fonksiyonel bir ütopya ve umut dü#üncesinin olanaklılı%ını tartı#maya açma e%ilimini ta#ımaktadırlar.
Distopik filmlerde iktidar ve mekân ilişkisi: (Equilibrium ve THX 1138 örnekleri)
Bu çalışma distopik filmlerde iktidar ve mekân ilişkisini ele almayı amaçlamaktadır. Distopyalar bulunduğu dönemin eleştirisi üzerinden geleceğe dair kara ütopyalar üretir. Ütopya ve distopya ayrımını yapmak güçleçmiş olsa da tez sürecince, distopya kavramı ile anlatılmak istenen gelecekte belirli veya belirsiz bir zamanda yaşanılması beklenen siyah-gri kurgulardır. Distopyalarda gelecek kurgusu yapılıyor olsa da yaşadığı dönemin izlerini taşırlar ve çoğu zaman mevcut düzen bu şekilde devam ederse neler olabilir, sorusuna dair cevapları barındırırlar. Distopyaların seçilme nedeni içerlerinde gündem eleştrisini barındırmasından kaynaklı diğer sinema filmlerine göre iktidar mekân ilişkisinin daha gözlemlenebilir olduğunun düşünülmesidir. Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilen bu araştırmada toplanan veriler Cristian Metz'in Göstergebilim kuramı çerçevesinde analiz edilmiştir. Örneklem seçiminde olasılığa dayanmayan amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Bu çerçevede, çalışmada yönetmenliğini Kurt Wimmer'ın yaptığı Equilibrium (2002) ve George Lucas'ın yaptığı THX 1138 (1971) filmleri iktidar ve mekân ilişkisi açısından içerik ve söylemler de göz önünde tutularak değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. İlk bölümde kavramsal ve kuramsal arka plana yer verilmiş olup; ikinci bölümde yöntem ve analize dair açıklamalar yapılarak filmlerin göstegebilimsel analizi yapılmıştır. Bu filmler kararlaştırılmadan önce 35 distopik film incelenmiş olup konunun anlaşılabilirliğine en iyi örneği teşkil edeceği düşünülen iki bilim kurgu distopyası seçilmiştir. Ayrıca tez sürecince yararlanılan diğer kaynaklardan (makaleler,tezler,distopik romanlar ve diziler vb.) gerekli görülen yerlerde faydalanılmış ve bu kaynaklara atıflar yapılmıştır. Bu kapsamda 12 distopik roman ve içerisinde distopik unsurlar barındıran 4 dizi incelenmiştir. Analiz süresince sinemasal mekânı oluşturan çerçeve, renk kullanımı, kostüm, müzik gibi unsurlar göz önünde tutularak bu göstergelerin film süresince değişim ve kullanımları izlenmiştir. Özellikle iktidar ve mekâna dair göstergelere ulaşılmaya çalışılmış ve ayrıntılı görseller ile iktidar –mekân ilişkisi ele alınmıştır.
Huxley, Zamyatin ve Orwell: Ağ toplumu olarak karşı ütopyalar
Ütopya ile karşı-ütopya birbirlerine anlam bakımından ters düşen kavramlardır. Ütopya idealde olması gereken toplum düzenini yansıtırken, karşı ütopya tamamen karamsar bir toplum düzenini anlatmaktadır. Karşı ütopya olarakta tasvir edilen distopyalar yirminci yüzyılda en etkili eserlerini vererek toplumu derinden etkilemişlerdir. Distopya türü olarak eser veren yazarlardan en etkileyici olanlar Zamyatin, Huxley ve Orwell'dır. Onların yarattığı karamsar dünyalar, distopyanın gelişmesine büyük katkı sunmuştur. Eserlerinde bahsedilen teknolojik bağımlılık ve güvensizleştirme son derece ön plandadır. Günümüz değişen koşullarına göre şekillenen çalışma hayatında birçok değişim yaşanmaktadır. Teknoloji ile daha da ilerleyen fakat buna karşın düşünme kapasitesi azalan bir toplum yaratılmaktadır. Bu düzenin sonucundan doğan yeni bir toplum şekillenmiş ve "Ağ Toplumu" olarak hayat bulmuştur. Çalışmamızın amacı; günümüz koşullarındaki çalışmanın, ağ toplumu anlayışından nasıl etkilendiğinin araştırılmasıdır. Çalışmamızda araştırmalar ve incelemeler nitel araştırma yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızda betimsel araştırma metodu kullanılmış olup, tarama metodu esas alınmıştır. Çalışmamızda üç karşı ütopya örneklem olarak seçilmiştir. Bulgular yazılı döküman ve belge incelemesi metodu ile toplanmıştır. Elde edilen bulgular, bilimsel araştırma kuralarına göre yorumlanmış ve çıkarımlarda bulunularak çözüme kavuşturulmuştur. Bunun sonucunda yeni bir toplum olan ağ toplumunun çalışmayı olumsuz yönde etkilediği sonucuna varmış bulunmaktayız. Bunun yanında distopyalardaki çalışmanın düzen için ne kadar önemli olduğu ve distopyalarda belirtilen "çalışmaya pozitif değer verildiği" sonucuna ulaşmış bulunmaktayız. Anahtar Sözcükler: Ütopya, karşı-ütopya, ağ toplumu, çalışma, teknoloji
Türk ütopyalarında özneleşme pratikleri
Bu çalışmada, Türk ütopyaları bir yönetim biçimi olarak ele alınmıştır. Ütopyalar ortaya çıktıkları andan itibaren toplumsal sorunları ele alan eleştirel metinler olmuşlardır. Ancak ütopyalar eleştirel olmalarının yanında toplumsal sorunlar için alternatif çözüm yolları da önermiştir. Ütopyalar edebi metinler olmalarının yanı sıra, bu önerilerle birlikte bir yönetim kurgusu olmayı da başarmıştır. Türk ütopyaları da benzer kaygılarla on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede Türk ütopyaları bu çalışmada bir yönetim kurgusu olarak incelemiştir. Yönetim meselesi ise Foucaultyen yöntem kapsamında, "özneleşme pratikleri" ile ele alınmıştır. Özneleşme pratikleri Foucault açısından "yönetimsel" düzeni açıklamak içindir. Foucault bu çerçevede özneyi yönetimsellik ve değişen iktidar biçimiyle tartışmıştır. İktidar toplumun kılcal damarlarına kadar indirgenmiştir. Bütün bu kavramlar ayrıca modernleşme perspektifiyle de değerlendirilmiştir. Foucaultyen manada modernleşme hayat temelli bir "yönetimselliği" var eder. Çalışmada yönetimsellik kavramı, değişen iktidar anlayışı çerçevesinde Türk/Osmanlı modernleşmesi örneğiyle ortaya konulmuştur. Türkiye'de Modernleşme kavramı genellikle "özne dışı" olarak ele alınmıştır. Çalışma bu amaçla özne temelinde Türk modernleşmesini tartışmıştır ve Osmanlı modernleşmesinin "özneleşme pratikleri" ile açıklanabileceğini ileri sürmüştür. İkinci bölümde, genel olarak ütopya kavramı ele alınmış ve ütopyaların yönetim bağlamı incelenmiştir. Bu bölüm aynı zamanda klasik ütopyalar ile modern ütopyaların farkını da ortaya koymuştur. Böylece ütopyalardaki yönetim bağlamının zaman içerisindeki değişimi ortaya çıkartılabilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise altı Türk ütopyası sırasıyla "Osmanlı", "Kadın" ve "Türk" öznesi çerçevesinde ele alınmıştır. Bu sayede özneleşme pratikleri ile edebi bir metin olan ütopyalar incelenmiştir. Böylece edebi bir kurmaca olan ütopyaların yönetim çerçevesinde ele alınabileceği ortaya konulabilmiştir. Anahtar Kelimeler: Modernleşme, Yönetimsellik, Ütopyalar, Özneleşme Pratikleri, Türk Ütopyaları