Israel

126 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kimlik dış politika ilişkisi bağlamında Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye-İsrail ilişkileri

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası ilişkilerin uğradığı değişim, kimlik ve kültür gibi sosyal kavramların uluslararası ilişkiler analizlerinde yer edinmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Kimliklerin uluslararası ilişkiler disiplinine dahil oluşunda önemli katkıları bulunan Alexander Wendt, kimliklerin çıkarları belirlediğini öne sürmektedir. Çıkarların da dış politika üzerinde etkileri olduğu düşünüldüğünde kimlikler dış politik analizlerde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkileri de Filistin'de yaşananlardan ötürü kimliklerden etkilenmektedir. İsrail devletinin kuruluşuna giden süreçten günümüze kadar Müslüman ve Yahudi kimlik karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç zarfında Filistinli Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar, dünyanın pek çok noktasında bulunan Müslüman kimliği taşıyan bireyler açısından Filistin sorununu hassas bir konu haline getirmiştir. Nitekim İsrail devletinin kuruluşunun akabinde de İsrail'e karşı bir ön yargı oluşmasına sebep olmuştur. Halkın aidiyet duygusu hissettiği kimlik kaynaklı bir ön yargıya sahip olması, karar alıcılara baskı yapmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ulusal menfaatler ve kimlikler arasında sıkışıp kalan Türkiye-İsrail ilişkileri zaman zaman normalleşme dönemlerine girerken zaman zaman da gerileme eğiliminde olmaktadır. İlişkilerin normalleşme dönemine girmesinde, iki ülkenin menfaatlerinin ortak olması ve bu ortak menfaatler durumunun karşılıklı bağımlığı artırması gerçeği etkilidir. Ancak ortak menfaatlerin ortadan kalkması veyahut da alternatif müttefiklerin ortaya çıkması kimliksel sorunları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bundan ötürü Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in kuruluşuna giden süreçten günümüze değin kriz, yumuşama ve normalleşme olarak adlandırılabilecek bir döngü içerisindedir.

FilistinKimlikKimlik politikaları+6
Yunus Emre Akbal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Potansiyeli ve jeopolitik önemi açısından golan tepeleri

Yahudilerin Kenan ili yani Suriye'nin kıyı kesimleri ile Mısır, Lübnan, Ürdün ve Filistin topraklarını kapsayan bu coğrafyaya ilk gelişleri M.Ö. 2. bin yıl içerisinde olduğu tahmin edilmektedir. Lakin Roma döneminden sonra Yahudilerin bölgeye toplu olarak gelişi 19. yüzyıla denk gelmektedir. Bu toprakların Yahudiler acısından kendilerine vaat edilmiş olarak görülmesi bölgeye kutsal bir bakış acısı kazandırmıştır. Siyasal Siyonizm'inde etkilerinin görülmeye başlandığı bu dönemlerde, Yahudilerin bu topraklara göç etmesi bölgede hâkim güç olan Arap devletler ile Yahudiler arasında bir dizi sorunu da beraberinde getirmiştir. 2 Kasım 1917 de yayınlanan Balfour Deklarasyonu ile devam eden bu süreç 1948 yılında İsrail devletinin ilan edilmesiyle çok daha şiddetli bir hal alan bu sorunlar gün be gün artarak devam etmiştir. Bölgedeki güvenlik kaygılarından ötürü saldırgan bir dış politika izleyen İsrail ile Arap devletleri arasında birçok savaş yaşanmıştır. 1967 yılındaki İsrail-Arap savaş sonucunda İsrail, Suriye'nin toprakları içerisinde bulunan ve hem jeostratejik hem de jeopolitik açıdan çok önemli bir konumda olan Golan Tepelerini işgal etmiştir. Bu işgal 1982 yılında İsrail'in bölgeyi ilhak ettiğini açıklaması ile önemli bir sorun haline gelmiş ve bu sorun günümüzde de devam etmektedir. Gerek yer altı ve yer üstü zenginlikleri ve gerekse de bölgeye hâkim olan konumu Golan Tepelerini oldukça önemli hale getirmekte ve bu nedenle Golan Tepeleri İsrail için vaz geçilemez bir alan olmaktadır. Bu özelliklerinden hareketle çalışmada Golan Tepelerinin mevcut potansiyeli ile Jeopolitik ve Jeostratejik özellikleri ele alınmış ve İsrail ile bölge ülkeleri açısından taşıdıkları önem tartışılmıştır

Arap-İsrail çatışmasıJeopolitikJeopolitik konum+5
Volkan Çetintaş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Heterodoks istikrar programlarının İsrail uygulaması

VII ÖZET 1970'li yılların başında dünya çapında karşılaşılan enflasyon ve ödemeler dengesi sorunları tüm ülkeleri etkilemiştir. Bu nedenle, özellikle gelişmekte olan bir çok ülke için ekonomik istikrarın sağlanması temel amaç olmuştur. Bu sorunlarla karşılaşılan ülkelerde değişik zamanlarda istikrar programları uygulamaya konulmuştur. İstikrar programının sınıflandırılması, programın amaçları ve bu amaçlara ulaşabilmek amacıyla kullanılan politika araçlarına göre yapılmaktadır. 1950'li yulardan 1980'li yılların ortalarına kadar gelişmekte olan ülkelerde özellikle Latin Amerika ülkelerinde uygulanan istikrar programları, "Ortodoks İstikrar Programlan" olarak adlandırılmaktadır. Heterodoks istikrar programları, 1985 yılı ortalarında Ortodoks istikrar programlarının, uygulandığı ülkelerde başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle ortodoks yaklaşıma alternatif bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Heterodoks istikrar programlarının üretim ve istihdam cinsinden maliyetlerinin düşük olması sebebiyle enflasyonu düşürmede daha başarılı olduğu söylenebilir. İsrail istikrar programı (Temmuz 1985), heterodoks istikrar programları uygulamasının başarılı bir örneği olarak kabul edilebilir. Bu çalışmanın amacı, istikrar programlarının genel olarak, heterodoks istikrar programları ve İsrail deneyiminin ayrıntılı bir şekilde incelenmesidir.

EkonomiEkonomik istikrarHeterodoks istikrar programları+2
Bilge Köksel
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Yenilenebilir enerji ekonomisi: Türkiye (modelleme) İsrail ve İspanya örneği

Geçmişten günümüze gelişen teknoloji ve nüfus artışı, enerjiye olan talebi arttırmıştır. Gelecekte ise bu artışın devam edeceği öngörülmektedir. Artan enerji talebini karşılamak için enerji piyasasına yeni etmenler (yenilenebilir enerji kaynakları) eklenmektedir. Bu etmenlerin enerji piyasasına etkisi ve çevre konularındaki toplum duyarlılığı problemi oldukça karmaşık hale getirmektedir.Bu tez çalışmasında ileriye yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının ekonomiye katkısı incelenmiş ve doğrusal yeniden düzenleme koordinat yöntemle modelleme yapılarak Güneş enerjisinden elektrik enerji üretim maliyeti hesaplanmış ve diğer kaynaklardan üretilen elektrik enerjisi maliyeti ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca alınan sonuçlar Güneş enerjisi kullanımında önemli aşama kaydetmiş İspanya ve İsrail'deki örneklerle karşılaştırılmıştır.Sonuç olarak, elektrik piyasasında yer alacak olan 6kW ve100 MW gücündeki Güneş panelli santraller ile 2020 yılında beklenen enerji talebinin %10 `nun rekabet edici fiyatlarla karşılanabileceği gösterilmiştir

EkonomiEkonomik etkiEnerji+10
Nigar Gökpınar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Medya, dış politika ve kamuoyu ilişkisi üzerine bir vaka çalışması: Türkiye-İsrail örneği

Sosyal hayat için önemli bir konumda bulunan medyanın birey, toplum, kültür ve nihayetinde politik alan ile olan ilişkisinin yadsınamayacağı söylenebilir. Uluslararası ilişkiler disiplininde ise ''medya'' kavramının tartışılması, küreselleşmenin ve teknolojinin etkileri ile yoğunlaşmıştır. Uluslararası ilişkilerde devletlerin dışpolitikalarını açıklamaya yönelik yapılan tartışmalarda geleneksel yaklaşımların ötesine geçilmiş, dış politika ile ilişkilendirilebilecek her türlü kavram ve olgu (kimlik, çevre vb.) uluslararası ilişkilerin çalışma konusu haline dönüşmüştür. Bu çerçevede medya kavramı dış politika alanında bir araştırma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye'nin İsrail'e yönelik dış politikasında medyanın rolü sorgulanırken teorik olarak karar alma yaklaşımlarından yararlanılmış ve medyanın ''birey'' üzerindeki etkisinden yola çıkılarak dış politik karar alıcıların medya ile olan ilişkileri incelenmiştir. Birinci bölümde öncelikle araştırmanın önemi, amacı ve kapsamı ve yöntemine yer verilirken ikinci bölümde; medyanın sosyal hayat, politika, dış politika ve kamuoyu ile olan ilişkisi i ve bu konuda yer alan diğer çalışmalar incelenecektir. Üçüncü bölümde medya-dış politika ilişkisini açıklamaya çalışan teoriler ele alınırken, dördüncü bölümde ise; karar alma yaklaşımları kapsamında medya-dış politika ilişkisi açıklanmaya çalışılacaktır. Beşinci bölümde Türkiye-İsrail ilişkileri değerlendirilecek, altıncı bölümde ise analiz ve sonuç kısmı yer alacaktır. Bu anlamda; medyanın dışpolitika karar alıcıları ile dolaylı da olsa bir etkileşim içinde olduğu, dış politik kararların bu etkileşimin bir parçasını oluşturduğu çalışmanın temel savınıoluşturmaktadır.

KamuoyuKarar vericiKarar verme+7
Eda Bekci
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

21. yüzyıl dış politikasının vazgeçilmez aktörü gizli servisler: Ortadoğu ölçeğinde ABD, Türkiye ve İsrail gizli servisleri örneği

Gizli Servisler, 1. Dünya Savaşı'nda İngiltere, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerin Ortadoğu coğrafyasını yeniden düzenleme sürecinde, en az ülkelerin silahlı kuvvetleri kadar etkin bir rol oynamışlardır. Gizli servisler, savaş dönemlerinin yanı sıra barış zamanlarında da hasım ülkenin silahlı kuvvetleri hakkında teknik bilgi elde etmenin yanı sıra psikolojik harekat kapsamında, mücadele içerisinde bulunulan ülkenin etnik, sosyal ve ekonomik yapısında var olan kırılganlıkları tespit ederek, ayrışmalar yaratmak üzere hamleler yapmaktadır. Bu sayede, gizli servisler bağlı bulunduğu ülkedeki karar alıcılar uluslararası arenada elinin güçlenmesini sağlayacak verilere ulaşması için gayret sarf etmektedirler. Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin hükümetleri izledikleri dış politikalarında, gizli servislerin geçmişten gelen deneyimleri, birikimleri ve elde ettikleri bilgilere büyük önem atfetmektedirler. Yapılan bu çalışma, dünyada birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke olmakla birlikte, spesifik olarak Ortadoğu'da etkin, proaktif bir siyaset izleyen, hâlihazırda dünyada süper güç olma özelliğini koruyan ABD, bölgesel güç olma iddiasında olan ve bu yönde dış siyaset izleyen İsrail ve Türkiye ile sınırlandırılmıştır. Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, iki kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş döneminde, Ortadoğu merkezli olarak yeniden düzenleme hareketi gerçekleşmektedir. Realist yaklaşımın küreselleşmeye evrildiği dünya düzeninde, süper güç ABD, Ortadoğu'yu kendisine "vadedilmiş toprak" olarak gören İsrail, Ortadoğu'da Osmanlı'nın bakiyesine sırtını dönemeyeceğini anlayan Türkiye'nin, gizli servis yapılanmaları, gizli servisler aracılığıyla bölgede attıkları adımlar, bölgedeki sorunlara bakış açıları ve müdahale yöntemlerindeki farklılıklar detaylı şekilde incelenecektir. Anahtar kelimeler: Gizli servisler, Ortadoğu, ABD, dış politika

21. yüzyılAmerika Birleşik DevletleriGizli servisler+6
Mehmet Mert Öcal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İsrail Devleti'nin ortaya çıkışı, İsrail'in Türkiye tarafından tanınması ve bu durumun Türk dış politikasındaki rolü (1948-1958)

Ortadoğu'nun tarihi süreç boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığı bilinen bir gerçektir. Temelleri çok eskilere dayanan Siyonizm' in doğuşu çerçevesinde İsrail'in kuruluşu, tarihi süreç içinde İsrail-Türkiye ilişkilerinin yaşanılan olaylar nezdinde değişkenlik göstermesi dikkat çekicidir. Siyasetinin kaynağını Tevrat'tan alan Siyonizm ile Batı desteğini arkasına alan İsrail, Ortadoğu siyasetinde etkin bir rol oynamıştır. 1948-1958 tarihleri arasında Türkiye-İsrail arasında kurulan siyasi ilişkilerin temelinde, bahsedilen jeopolitik siyasi, askeri ve politik fikirlerden yola çıkılarak Ortadoğu coğrafyasında İsrail 'in kurulması ile dengelerin değiştiği görülmüştür. Tarihsel arka planda Yahudilerle Türklerin birbirlerine karşı menfi tutum izlememiş oldukları görülmekte olup, dış politika tehditlerine karşı benzer yaklaşım gösteren her iki taraf, menfaatleri doğrultusunda stratejik ortaklık ilkesini benimsemiş, muhtelif zaman aralıklarında ilişkilerine yön veren bir diplomasi içerisinde olmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, İsrail, Diaspora, Siyonizm, Ortadoğu.

TanımaTürk dış politikasıTürk tarihi+4
Eda Taşdemir
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasi yönleriyle İsrail tarihi ve Türkiye ile olan ilişkileri (1948-1967)

Orta Doğu, tarihin her döneminde sahip olduğu jeopolitik ve jeostratejik önemi nedeniyle dünyanın çekim merkezi konumunda olmuştur. Bu durum, tarih boyunca bölgede savaşların ve egemenlik mücadelelerinin yaşanmasına yol açmıştır. Yahudiler için, bu durumun nedenleri dini temellere dayanmakla birlikte, daha sonraları Siyonizm'in etkisiyle siyasi bir şekle de bürünmeye başlamıştır. Milliyetçilik akımıyla birlikte, milletleşme sürecini tamamlayan azınlıklar, Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanarak bağımsızlıklarını elde etmeye başlarlarken, Osmanlı Yahudileri, Ermeni ve Rum toplumları gibi devlet aleyhine ayaklanma faaliyetleri içinde olmamışlardır. Ancak, antisemitizmin ve milliyetçiliğin bir sonucu olarak ortaya çıkan Siyonizm, daha sonraları Batılı ülkelerin de desteğini arkasına alarak, İsrail'in kuruluşuna giden süreci başlatmıştır. Yahudiler, Türkiye Cumhuriyeti döneminde milli devletin bir parçasını oluşturmuşlar ve yurttaşlık temelinde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Türkiye-İsrail ilişkileri, Türk dış politikasında önemli bir yer tutmuş ve İsrail'in dünya siyasetine dahil olduğu 1948 yılından beri inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Türk Hükümeti'nin İsrail'i devlet olarak tanıma sürecinde, Türklerle Yahudilerin köklü tarihsel geçmişleri, Türk toplumunun yapısı, Filistin'in ve Arap ülkelerinin de geleceği göz önünde bulundurularak dikkatli bir siyaset izlenmesine neden olmuştur. Türkiye, 1967 Arap-İsrail Savaşının başlamasıyla birlikte Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler karşısında Arap ülkelerinden yana bir tutum içinde olmuştur. Bu savaş, Türkiye-İsrail ilişkilerinde bir dönüm noktasını teşkil ederken, gerek savaş sırasında, gerek savaş sonrasında Türkiye, Arap devletleriyle yakınlaşma çabası içinde olduğunu, bu ülkelere verdiği destek ile somut bir şekilde göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Dış Politika, İsrail, Orta Doğu, Siyonizm, Türkiye-İsrail İlişkileri

Orta DoğuOrta Doğu politikasıSiyasi tarih+6
Kaan Doğanoğlu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası Türkiye - İsrail ilişkileri: Ekonomi politik analiz

Türkiye ile İsrail, bulundukları coğrafi konumları itibariyle jeo-stratejik ve politik olarak bölgede ve uluslararası konjonktürde oldukça önemli iki ülkedir. İki ülke arasındaki diplomatik ve siyasi ilişkiler İsrail devleti kurulduğundan beri devam etmektedir. Soğuk savaş döneminde nispeten daha zayıf kalan ikili ilişkiler, 1990'lı yıllara gelindiğinde iki ülke arasındaki yakınlaşmanın artması ile hızla gelişmiş ve derinleşmiştir. Buna bağlı olarak ticari ve ekonomik ilişkiler de özellikle soğuk savaş dönemde, siyasi ilişkilere bağlı olarak artarak ilerlemiştir. Türkiye ve İsrail siyasi gerilimler yaşadıkları dönemlerde bile ekonomik, ticari ve askeri işbirliklerini devam ettirmişlerdir. İki ülke ilişkileri Ortadoğu coğrafyasının karmaşık ve değişken güç dengeleri nedeniyle, çok kırılgan bir yapıya sahip olduğu için özellikle 2000'li yıllarda diplomatik ve siyasi krizler yoğun olarak yaşanmıştır. Bu çalışmada her iki ülke arasında yaşanan politik ilişkilerin ekonomik ilişkilere olan yansılmaları hisse senedi piyasaları baz alınarak olay inceleme metodolojisi vasıtasıyla incelenmiştir. Gerçekleştirilen analizler neticesinde olumlu ilişkilerden Mavi Marmara tazminat anlaşmasının, krizlerden ise Mavi Marmara krizinin ekonomik etkilerinin yoğun şekilde hissedildiğini söylemek mümkündür. Bunun yanında yaşanan diğer olumlu gelişme ve krizlerin tek tarafla yansımaları olduğu gözlemlenmiştir. Çalışma neticesinde her iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin politik olaylara karşı duyarlılığının çok da yüksek olmadığı sonucuna varılmıştır.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomik ilişkiler+5
Aslı Aymalı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk dış politikasının Arap İsrail sorunlarına uzanımı: Tutarlılık trendi

Bu çalışma Orta Doğu'ya damga vurmuş Arap-İsrail sorununu merkeze alarak; sorunun zaman içinde gelişimini ve Türkiye'nin Arap-İsrail sorununa yönelik dış politikasının tutarlılığını incelemeyi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda İsrail ile Filistin tarafları arasında çatışmanın esasını oluşturan Kudüs'ün paylaşılamayan statüsü, İsrail ve Körfez ülkeleriyle su sorunu temalarına öncelik verilmiştir. Çalışma ile beraber Türkiye'nin 1948 sonrası Arap İsrail sorununa yönelik politik tercihleri ele alınmıştır. Orta Doğu günümüz itibariyle tam bir kaosa sürüklenmiş, bölgenin Osmanlı hâkimiyetinden çıkması ile başlayan yapılanma 20. yüzyılın başından itibaren geri dönüşü mümkün olmayan bir kördüğüme dönüşmüş ve bu düğüm günümüze kadar çözülememiştir. Türkiye İsrail Devleti'nin 1948 yılında ilan edilmesiyle birlikte İsrail'e sempati duyan ABD ve bir kısım Avrupalı ülkelerle, Müslüman kimliğe sahip devletleri dengelemeye çalışmış ve orta yol politikası izlemiştir. Bölgesel gelişmelere paralel politika üreten Türkiye, Arap-İsrail sorunlarında denge politikası güderken 2009 yılında Davos Zirvesi'nde yaşanan kırılmaya kadar bu yaklaşımını sürdürmüştür. Anahtar Kelimeler: Filistin, Arap, İsrail, Türkiye, Dış Politika

Arap-İsrail anlaşmazlığıAraplarFilistin+6
Ömer Faruk Kol
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Filistinli sivil toplumun ve uluslararası toplumun gözünden UNRWA

Bu çalışmanın dört temel amacı vardır. 1- Filistinlilerin nasıl çevre ülkelerde ve kendi topraklarında mülteci durumuna düştüğünü anlatmak; 2- Filistinli mültecilere yardımda bulunmak için kurulan UNRWA'in kuruluşu, hedefleri ve faaliyetlerini anlatmak; 3- Filistinli sivil toplum kuruluşlarının (STK) UNRWA'e ve faaliyetlerine bakışını incelemek; 4- Filistin konusunda en faal olan devletlerin UNRWA konusunda bakış açılarını analiz etmektir. Araştırma nitel yöntem aracılığıyla yazılmıştır. Filistinli STK'lar ile ilgili bölümde STK temsilcileri ile yapılan mülakatlar, devletlerin UNRWA ile ilgi görüşlerinin anlatıldığı bölümde ise daha çok web kaynakları ve ikincil eserler kullanılmıştır. Sonuç olarak tez şu önemli bulguya ulaşmıştır: Her ne kadar UNRWA Filistinlilere hizmet hususunda faydalı olmuşsa da, Filistinlilerin kendi topraklarında da mülteci konuma düşmelerinin tüm dünyada kabul görmesine yol açmış ve Filistinlilerin Filistin'deki statülerini ciddi anlamda tartışılır hale getirmiştir. Bu ise İsrail'in politikaları ile uyum içindedir. Bu tezde incelenen devletler ise UNRWA'in varlığının devam ettirilmesi hususunda farklı fikirlere sahiptir. Anahtar kelimeler: Filistin, Birleşmiş Milletler, Türkiye, UNRWA, İsrail

Birleşmiş MilletlerFilistinFilistin mültecileri+7
Sait Ali Arslan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Multiplying effect of energy resources: Curtailing the long-lasting confrontation of Egypt and Israel state

Standing as historically conflicting actors within the scope of safety and security concerns, the two major actors of the Eastern Mediterranean, Egypt and Israel State have taken grand steps and advanced from fierce hostility to regional collaboration in a relatively short period of time in accordance with the necessities of modern and trending norm that is the Globalization within the scope of free-market capitalism and thusly set a good example to the non-negligible effects of pragmatic measures including the cooperation on the basis of natural resources and energy causing direct alterations in interactions on international level. In accordance with the example in the region in regard to the historically advancing relations between Egypt and Israel State, the aim of this study is to analyze the potential contribution of Neorealist motives to the very probable and substantial regional peace or conflict which would, followingly, set a basis for the probability of international peace or inclined tensions within the scope of natural resources and energy while indirectly fortifying the national incentives of safety and security, national interests and survival; proving, once more, that the exigence of elements required for the continuation of states overcome the constructed elements as well as fundamental ideals.

Regional cooperationEnergyEnergy resources+5
Ümit Çağlayan Arslan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

İsrail, Hollanda ve Çin tarım modelleri ışığında Güneydoğu Anadolu Projesi bölgesinde tarımsal gelişme

Bu çalışmanın amacı, dünyanın önemli tarım üreticilerinden olan Hollanda, İsrail ve Çin'de uygulanan tarım politikalarının analiz edilerek, GAP Bölgesinde tarımsal başarının arttırılmasına katkı sunmaktır. GAP Bölgesinde her alanda değişim, dönüşüm ve atılımın başlatılarak, uzun vadede azim ve kararlıkla, ekonomik istikrar ve güven, sürdürülebilir kalkınma, Ar-Ge ve eğitim hamlesiyle nitelikli beşerî sermayenin, milli teknoloji hamlesiyle teknoloji ve yenilik kabiliyetinin artırılması gerekmektedir. Tarımsal üretimde dijital dönüşümün önceliklendirilmesi, tarımda suyun verimli kullanılmasına yönelik su tasarrufu sağlayan yağmurlama ve damla sulama gibi modern sulama sistemleri yaygınlaştırılmalıdır. Çevresel, sosyal ve ekonomik olarak sürdürülebilir, arz talep dengesini gözeten, üretim yapısıyla uluslararası rekabet gücünü artırmış, ileri teknolojiye dayalı, altyapı sorunlarını çözmüş, örgütlülüğü (kooperatifçilik, birlik) ve verimliliği yüksek, etkin bir tarım sektörü oluşturulmalıdır. Dijitalleşme, yapay zekâ ve veriye dayalı iş modelleri ile tarımsal bilgi sistemleri geliştirilerek, başta yüksek katma değerli tıbbi ve aromatik bitkiler ve tohum olmak üzere, ürün güvenilirliği, bitki çeşitliliği ve üretimini artırmak amacıyla, iyi tarım uygulamaları, organik tarım, sözleşmeli üretim, kümelenme, araştırma, pazarlama, satış (mezat, online satış) ve markalaşma faaliyetlerinin topyekûn desteklenmesi önem arz etmektedir. Çiftçiye bedelsiz arazi imkânı, ürün satış garantisi, ithalat koruması, sigortacılık hizmetleri, finansa erişimin kolaylaştırılması, kredi kullandırma prosedürlerin azaltılması, faizlerin tamamen kaldırılması, eğitimli iş gücü ve sosyal olanaklar, aktif örgütleme ve planlı üretim ve denetim ile GAP Bölgesi gıda lojistik üssü olacak ve Türkiye hem sanayi alanında hem de tarımsal alanda dünyadaki en iyi ekonomiler arasına girebilecek potansiyele sahip bir ülke olarak öne çıkacaktır.

GAPHollandaOrtak tarım politikası+7
Mehmet Zeki Şaşmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

1948-1983 dönemi Türkiye-İsrail siyasi ilişkileri

Türkiye, Sevr Anlaşmasını tanımayarak, Kurtuluş Savaşı mücadelesi sonrası, Lozan Anlaşması ile meşruiyetini elde etmiştir. Türkiye, jeopolitik konumunun kendisine verdiği avantajların farkındadır. Soğuk savaş esnasında bu avantajını kullanma yeteneği fazla yoktu. Bu jeopolitik konum, uluslararası arenada Türkiye'ye çok yönlü politikalar üretme olanağı sunmaktadır. Güçlü Türkiye'nin, Ortadoğu ve Avrasya ekseninde Jeopolitik oyuncu olma ihtimali rakiplerini tedirgin etmektedir. Türkiye büyük jeopolitik oyuncu olabilmek için, gayretlerini ve ittifak arayışlarını iç barışının üzerine bina etmek istemektedir. Türkiye kendine özgü ve yalnız politikasını tüm Sevr komplolarına rağmen sürdürmektedir. İsrail ise siyasetinin kaynağını Tevrat'tan besleyen Siyonizm ile Batı'nın tam desteğini arkasına alarak, Ortadoğu coğrafyasına eklemlendiği günden beri sorunların temel kaynağı olarak dünyayı tedirgin bırakmaya devam etmektedir. Herkese ve her şeye rağmen bildiğini okumak isteyen İsrail kendisine dur denilmesine alışık değildir. Avrasya pazarları Ortadoğu enerji kaynaklarının cazibesinin ötesine geçmeye başladığından beri, İsrail bölgede jeopolitik yalnızlık hissetmekte ve Batı'nın kendisine olan desteğinin devam edip etmediği kuşkusuna kapılmaktan geri duramamaktadır. Bu sorgulamanın Batı'ya dönük bir tepkiye yol açmasından endişe duyulmaktadır. 1948-1983 yılları arası dönemde Türkiye-İsrail arasında kurulan siyasi ilişkilerinin, arabulucularının ve sebeplerinin aranmasına yukarıdaki temel jeopolitik fikirlerden hareketle yola çıkılmıştır.Bu çalışma sonucunda; Türkiye ve İsrail siyasi ilişkilerinin kesintiye uğradığı dönemlerde, istihbarat ve ekonomik ilişkilerin ters ilişkili olarak yoğunluk kazandığı nesnel yargısına varılmıştır.

DiasporaOrta Doğu politikasıSiyasi ilişkiler+6
Ceyhun Demirkollu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye İsrail ilişkilerinde ABD etkisi: Konstrüktivist bir yaklaşım

Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in bağımsız bir devlet olarak sahneye çıktığı 1948'den bu yana inişli-çıkışlı bir seyir halindedir. Bu süreçte iki ülke arasında yaşanan olumlu veya olumsuz gelişmelere, ABD'nin kayıtsız kalmadığı görülmektedir. Zira İsrail, Amerikan dış politikasında öncelikli ve stratejik bir konuma sahiptir. İsrail'in güvenliği, ABD'nin Orta Doğu politikasını belirleyen en önemli unsurdur. Buradan hareketle, Orta Doğu'da İsrail ile sorun yaşayan ülkeler ve İsrail için tehdit oluşturan unsurlar, doğrudan veya dolaylı olarak karşılarında ABD'yi görmektedirler. Bu çalışmanın amacı, konstrüktivist bir yaklaşımla Türkiye-İsrail ilişkilerini Amerikan dış politikası ekseninde değerlendirmektir. Uluslararası ilişkilerde İsrail'e adeta kalkan olan ve İsrail'i Orta Doğu'ya yönelik dış politikasının merkezine yerleştiren ABD'nin koşulsuz İsrail desteğinin arkasında yatan sebepler, konstrüktivist bir yaklaşımla ele alınmıştır. ABD ve İsrail arasındaki özel ilişkinin bağları, konstrüktivizmin kilit kavramları olan söylemler, kültürler, kimlikler ve çıkarlar üzerinden ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Uluslararası ilişkilerde ABD'nin İsrail'i her anlamda koşulsuz destekleme politikasının ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde ABD'nin İsrail yanlısı bir tutum sergilemesinin nedenleri, konstrüktivizmin "kimlikler çıkarları oluşturur çıkarlar da devletlerin dış politika tercihlerini şekillendirir" ana hipotezinden hareketle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu minvalde çalışmada dış politika çıktılarına bakıldığında gerek İsrail'in Orta Doğu'daki uygulamalarında gerekse Türkiye-İsrail ilişkilerinde ABD'nin İsrail yanlısı tutumlarının kökeninde konstrüktivist yaklaşımının yattığı savunulmaktadır. ABD'nin İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonlarını desteklemesi, BM nezdinde İsrail'in aleyhine alınacak kararları veto etmesi, İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini desteklemesi, Golan Tepeleri'nin işgalinde İsrail'e arka çıkması, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve Amerikan Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıması Amerikan dış politikasındaki başlıca İsrail yanlısı uygulamalardır. ABD, diğer taraftan Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde de İsrail yanlısı bir dış politika izlemektedir. Türkiye, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulmasına destek verirken, İsrail'in aksi yöndeki uygulamaları ve ABD'nin İsrail yanlısı tutumu ikili ilişkilerde kırılmalara yol açmıştır. Bununla birlikte ABD, Türkiye ile İsrail arasında yaşanan sorunlara, Davos ve Mavi Marmara gibi kriz meselelerine konstrüktivist bir anlayışla dâhil olmuştur. En nihayetinde, ABD'nin Türkiye-İsrail ilişkilerine olan yaklaşımının temel itibariyle Yahudi kimliğiyle benzer nitelikler taşıyan Evanjelist kimliğinden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriEvanjelizmKonstrüktivizm+6
Levent Özdemir
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

ABD-İsrail ilişkilerinin Ortadoğu'ya etkileri

Amerika Birleşik Devletleri-İsrail ilişkileri, ilk bakışta diğer devletlerarası münasebetlerden farklı gözükmektedir. Bu aykırı izlenimin sebebi ikili ilişkilerin temelinin, karşılıklı çıkarların yanında, din, lobi, iç politik olaylar ve ekonomi gibi değişkenlerin oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Söz konusu değişkenlerin, ABD- İsrail ilişkilerini karmaşık göstermesine karşın, iki devlet için de neorealist perspektifte karşılıklı çıkarlara dayalı ilişkiler tesis edilmiştir. İsrail Ortadoğu'daki varlığını sürdürebilmek ve güvenliğini sağlayabilmek için ABD'nin ekonomik, siyasal ve askeri yardımına ihtiyaç duymaktadır. ABD de Ortadoğu'daki hegemonyasını sürdürülebilir kılmak için bölgede stratejik ortağı olarak İsrail'i öncelemektedir. Ortadoğu ise istikrarsız bir görünüm vermeye devam etmektedir. İsrail'in kuruluşuyla birlikte istikrarsızlık genel anlamda Arap-İsrail ilişkileri ile doğru orantılı olmuştur. Ayrıca çözümsüz kalan Filistin Sorunu da istikrarsızlığın önemli sebeplerindendir. Bu çalışmadaki amaç, ABD'nin İsrail'e olan bakış açısında din, lobi faaliyetleri gibi kavramlar önemli bir yer tutmakla birlikte, neorealist yaklaşımın bu kavramlara nazaran ön planda olduğunu sınamaktır. ABD'nin İsrail ile olan ilişkilerindeki neorealist bakış açısının Ortadoğu'ya olan önemli etkilerini araştırmak da çalışmanın bir diğer amacıdır. Çalışmada, kuramsal çerçeveye dayanılarak, ABD'nin Ortadoğu'daki çıkar algılamaları ve ABD-İsrail ilişkileri kronolojik olarak analiz edilmiştir. Ayrıca ikili ilişkilerdeki önemli faktörler olan dini inanışlar, lobi faaliyetleri gibi konular da ele alınmıştır. ABD- İsrail ilişkilerinin Ortadoğu'ya etkileri ise Filistin Sorunu, çatışma, aktörler arası ilişkiler çerçevesinde analiz kapsamına dahil edilmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriHegemonyaOrta Doğu politikası+4
Ozan Çelik
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve İsrail'in ihracat performansı üzerine bir karşılaştırma

Küreselleşme sonucu artan rekabet ortamında, bütün ülkeler uluslar arası piyasalarda rekabet gücü ve ihracat performansını artırarak, ekonomik büyüme ve dolayısıyla refah artışına katkı sağlamaya çalışmaktadır. Birçok ülkenin rekabet gücünü artırmaya yönelik politikaları arasında, ihracatın bileşiminde teknoloji yoğun ürünlerin ağırlık kazanmasına dönük olanlar ön plâna çıkmaktadır. Bu politikaların tercihinde, gelişme sürecini yakın dönemde tamamlamış Güney Kore ve İsrail gibi ülkelerin deneyimleri etkili olmuştur. Ekonomik büyüme performansında etkili olan ihracata odaklanan çalışmamız, Türkiye ve İsrail'in 1960'lardan bugüne sergilediği ihracat performansını konu edinmiştir. Bu çerçevede, literatürde yer alan ihracat performansı üzerinde etkili faktörler bağlamında iki ülkenin kaynakları ve ihracat performansı incelenmiştir. Çalışmamızın temel amacı, Türkiye ve İsrail'in ihracat performansının karşılaştırılmasıdır. Bu doğrultuda birincil amaç, ihracat performansını etkilediği düşünülen GSYİH, nüfus, beşeri sermaye, ulaşım alt yapısı, makro ekonomik durum, Ar&Ge, teknolojik yetenekler ile yerli ve yabancı yatırımların incelenmesidir. İkinci amaç, ülkelerin ihracatının miktar ve bazı ekonomik büyüklüklere oranı bakımından karşılaştırılmıştır. Son olarak ihracat performansı kalitatif bir yaklaşımla ele alınıp ülkelerin ihracatları teknolojik yoğunluklarına göre tasnif edilerek karşılaştırılmıştır. Araştırmamızda ihracat performansıyla ilgili makro ekonomik değişkenler Dünya Bankası veri tabanından alınmıştır. İhracatın teknolojik yoğunluğunun belirlenmesinde ise BM Comtrade veri tabanından alınan veriler kullanılmıştır. Ulaşılan bulgular arasında, 1960?2005 yılları arasında her iki ülkenin miktar olarak yakın düzeyde ihracat yaptığı, ihracatın GSYİH'ya oranı bakımından 1980'lerde İsrail'in Türkiye'den iki kat yüksek performans gösterdiği, teknolojik yoğunluk bakımından Türkiye'nin orta ve düşük teknolojiye, İsrail'in ise yüksek teknolojiye dayanan ihracat yapısına sahip olduğu bulgulanmıştır. Çalışmada Türkiye ve İsrail'in ekonomik özelliklerinin ortaya çıkarılarak mukayese edilmesi, araştırmanın özgün değerini oluşturduğu gibi, ulaşılan bulgular ulusal rekabet politikaları için gerekli bilgileri sağlaması açısından önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: İhracat performansı, Teknolojik yoğunluk, Türkiye, İsrail

Ekonomik ilişkilerKarşılaştırmalı analizPerformans+5
Hakan Bilgütay
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

İsrail devletinin vatandaşlık sorunsalı: Hiyerarşik kimlikler ve eşitlik talepleri

Kimlik meseleleri daha önce hiç olmadığı kadar karmaşık bir yapı arz etmeye başlamaktadır. İnsan hakları, eşitlik, adalet ve özgürlük gibi evrensel değerlerin neden olduğu kimliksel uyanış karşısında ise devletlerin belirli taleplere cevap verebilme kabiliyetlerinin, demokrasinin içselleştirilmesi ile yakından ilişkili olduğu anlaşılmaktadır. Devlet ile halk arasında bir mekanizma işlevi gören vatandaşlığın ehemmiyeti de böylece net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede İsrail'de vuku bulan kimlik çatışmalarını konu alan bu çalışma vatandaşlık zemini üzerinde değerlendirilmektedir. İsrail Devleti'nin demokrasi karşıtı uygulamaları ile beraber parçalı ve hiyerarşik bir toplumsal yapının belirdiği hususu ise çalışmanın ana argümanını oluşturmaktadır. Nitekim siyasi, hukuki, dinî, ekonomik, kültürel ve sosyal pek çok parametre göz önünde bulundurulduğunda üç boyutlu çatışma profilinin toplumda mevcut olduğu görülmektedir: 1) Aşkenazi- Mizrahi bölünmesi, 2) Seküler- Haredi ayrışması, 3) Arap- Yahudi çatışması. İsrail'in, vatandaşları arasında ayrım gözeten ve bir tarafı avantajlı kılmaya yönelik politikaları dolayısıyla etnik bir devlet niteliği taşıdığı yönündeki sav ise çalışmanın sonunda sabitleşmektedir. Anahtar Sözcükler: 1) İsrail Devleti 2) Vatandaşlık 3) Aşkenazi- Mizrahi Bölünmesi 4) Seküler- Haredi Ayrışması 5) Arap- Yahudi Çatışması

Arap-İsrail çatışmasıEşitlikHiyerarşi+6
Hamza Yavuz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İsrail'in bölgesel varlığının politik ve stratejik önemi: Bölgesel ve küresel aktörlerin çıkarları ve politikaları üzerinden bir inceleme

Filistin Bölgesi tarihten beri etnik ve dini olarak farklı birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kudüs merkezli Filistin, M.Ö. 2000´de Arap, M.Ö. 1800´de Hitit, M.Ö. 1286´da Mısır hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde Hz. Musa öncülüğündeki İsrailoğulları buraya yerleştiler. Hz. Davud ve Hz. Süleyman´ın yönetimlerine sahne olan bölgede M.Ö. 64´te Roma egemenliği başladı. Bu dönemde Hz. İsa'nın gelmesiyle 637 yılına kadar Hristiyan hâkimiyetinde kalmış sonrasında tümüyle İslam devletlerinin egemenliğine girmiş sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Selçuklu ve Osmanlı tarafından yönetilen bu bölge 20.yy a kadar barış içinde gelmiştir. Yahudilerin Filistin hayali tarihin hiçbir döneminde bitmedi. Kendilerine vaat edildiğine inandıkları topraklara kavuşma hayali kuran Yahudiler Osmanlı Devleti'nin dolayısıyla Müslümanların güç kaybetmesiyle bölgede tekrar şiddeti tırmandırmışlardır. Günümüzde bölge Müslüman Araplar, Hristiyan Araplar ve Yahudiler' in egemenlik mücadelesine şahit olmaktadır. Bölgede aktif politika izleyen Küresel ve Bölgesel Aktörler de bundan yararlanmak istemektedirler. Yahudiliğin temelini oluşturan Muharref Tevrat ve Yahudilerin kendilerine vaat edildiğine inandıkları Fırat nehrinin doğusundan Nil nehrine kadar bölgeye hâkim olma düşünceleri ve gayretleri nedeniyle Ortadoğu bölgesinde yıllardır akan kan hiç durmamıştır. Çalışma, İsrail tehdidi altında olan Ortadoğu'nun her alanda dengeye oturması ve barışın bölgeye hakim olması için gerekli adımların seyrine ilişkin bir araştırma niteliği taşımaktadır.

Bölgesel stratejiFilistinOrta Doğu politikası+4
Serkan Özkan
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Turkish foreign policy towards al-Quds during the AK Party period: 2002-2019

There were up and downs in Turkish foreign policy towards al-Quds especially within the scope of its relations with both parties; Israel and Palestine. Turkey's behavior towards the Arab-Israeli conflict affected its relations with both Israel and the Arab states. There were times when Turkey supported the Arab side. However, its recognition of the state of Israel in 1948 was criticized by the Arabs. Some scholars and diplomats argue that the recognition was used as a tool to help the Palestinians. For instance, in case if Turkey did not recognize Israel, it would not be able to use diplomacy and NGOs as a tool of its influence in the region and its influence would be limited in various dimensions. On the other hand, another point which is worth mentioning is the change and the developments in Turkish foreign policy and the reflections of this changes to the case of al-Quds. Especially within the last decades there were structural and practical changes in Turkey's foreign policy towards al-Quds. This can be explained with the characteristics and ideologies of the individuals, foreign policy makers and the decreasing influence of the West towards Turkey's foreign policy. Until 2002, Turkey has been implementing the Western model. However, currently there are visible changes that Turkey abandoned this kind of policy. At this point, the research will investigate the main structure of Turkish foreign policy towards al-Quds from 2002 to 2019. Eventually, the outcomes of these current policies are also one of the significant subjects of the research.

Adalet ve Kalkınma PartyPalestinePalestine-Jerusalem+6
Şeyma Doğan
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Israeli policies on changing the identity of Bayt al-Maqdis

This master's thesis aims to identify the policies and methods that are employed by the Zionist State of Israel to change the identity of Bayt al-Maqdis. Within this context, the policies, methods and tools serving their interest are scrutinized in a detailed way. Not only the ones having direct impact inevitably, but also the other actions taken and regulations put into effect by the Israeli government that contributes to their ultimate goal indirectly are also elaborated. In this sense, it is argued that the Zionist State, aiming at turning the Occupied Palestine Territories in general and Bayt al-Maqdis in particular into a region possessed by Jewish identity, culture and values under the Israeli hegemony, go to any lengths and take advantage of everything serving their interest. Taking all methods and policies that are applied by the Israeli government into the consideration, it is concluded that every policy followed, every regulation put into action is closely intertwined. In other words, it is connected with each other in many ways and approaching from this perspective, it can be said that these are the cogs in the wheel in a sense. Basically, one regulation or policy followed by them comes with multiple outcomes that serve the Israelis' interest one way or another and it impacts the Palestinian society economically, politically and socially in negative ways without exception. Besides, what has been done by the occupying authority is nothing but apartheid and it is argued that the State of Israel is a settler colonial state in many aspects. In the dissertation that majorly deductive and inductive approach, constructionism and statistical analysis are employed, it is also aimed at researching the impacts of what has been done by the Israelis to change the identity of Bayt al-Maqdis and Judaize the land. In this context, the question that the impacts of Israeli policies in Bayt al-Maqdis are whether permanent or temporary is quite significant, because it is argued that the destiny of Bayt al-Maqdis will be shaped according to the answer of this question in a sense. Considering the cruciality of it, the possible solution ways that get them closer to the salvation and liberation of Bayt al-Maqdis are critical to minimize the impacts of what has been done by the Israelis. Hence, it is discussed and elaborated in a detailed way in the last section of the work. What is covered in the thesis is not merely regional and it cannot be narrowed as something that is only related to Turkey or Palestine. On the contrary, it is an international issue and it should be solved with the help of international law and even the thesis, considering its content, can be used as a material providing a detailed analysis on the issue. Individuals studying on this field in particular and anyone who is interested in the issues related to Bayt al-Maqdis can benefit from what is discussed in the thesis. Besides, there are not many studies made on this specific issue. So, it is doubtless that it will contribute to knowledge and fill the gap in the available literature in this regard.

IslamicjerusalemPalestine-JerusalemPalestine-Israeli conflict+7
Ahmet Gökhan Mete
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The status of Bayt al-Maqdis in international law: A studyof the selected UN resolutions

This study has dealt with a distinguished territory, Bayt al-Maqdis, a place at the heart of the world, with the intersection of Africa, Asia, and Europe. It is a prophetic geography for Muslims, Christians, and Jews. Given the importance of the geo-strategic position of Bayt al-Maqdis, where it is at the centre of world power politics, there is no doubt that it would hold the key to war and peace today, tomorrow, and always. After 400 hundred years of relatively steady position during the Ottoman era, the Palestinians' tragedy commenced at the hands of colonial powers at the turn of the 20th Century. They had been 'out of place' in their land. The British pledge to turn Palestine into the homeland of the Jews created great tension in the region. Since the British handed over the question of Palestine to the United Nations in 1946, the issue of the status of Bayt al-Maqdis has been a matter of great controversy. From the very beginning, the United Nations General Assembly and Security Council have adopted numerous resolutions to establish the peace and security in the region. In this study, it has been examined the most significant resolutions and documents in a comprehensive way as part of a more legally informed approach in line with historical methodology.

IslamicjerusalemUnited NationsPalestine+6
İlayda Helvacı
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kamerun'un uluslararası ortaklıkları: Türkiye, İsrail ve Almanya örnekleri

"Kamerun'un Uluslararası Ortaklıkları: Türkiye, İsrail ve Almanya Örnekleri" Uluslararası ilişkilerde ikili ve çok taraflı ilişkiler aktörlerin vizyonu ve ihtiyaç durumuna göre farklı şekillerde gelişebilmektedir. İttifak ve koalisyon gibi güvenlik faktöründen kaynaklı konseptlerin varlığına paralel olarak yine güvenlik işbirliğini de kapsayan ancak bir ittifaktan daha kapsamlı olan ortaklıklar devletler arasında çok yönlü ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir ilişki biçimi olarak karşımızda durmaktadır. Siyasi ve ekonomik alanlarla birlikte kalkınma işbirliğinin öne çıktığı ortaklık ilişkisi, tek taraflı olmaktan öte eşitler ilkesinin zorunlu hale geldiği bir ilişki şekli olup bunun daha kapsamlı hali ise stratejik ortaklıktır. Bu ilişki türlerine güçlü veya güçsüz birçok aktör etkinliğini arttırmak için önem vermektedir. Afrika kıtası da gelişmiş ve yükselen aktörler için kalkınma yardımı anlayışından kalkınma işbirliğine, salt diplomatik ilişki boyutundan ise daha farklı alanlarda da yakınlaşmayı öngören ortaklık boyutuna geçilen ve hatta kimi kıta ülkeleriyle stratejik ortaklık boyutuna dahi geçilebilen bir coğrafyadır. Sömürge geçmişinden kurtulup bağımsız bir şekilde varlığını sürdürmeyi ve gerek bölgesel gerekse de uluslararası boyutta daha etkili olmayı hedefleyen kıta ülkeleri bunu gerçekleştirmek için öncelikle çeşitli kalkınma vizyonları ortaya koymaktadır. Ancak zayıf ekonomileri ve yetersiz kapasitelerinden dolayı çoğu devlet kendinden daha gelişmiş olan devletlerle kalkınma işbirliği yaparak bu handikapı aşmak ve kurulan ortaklıklar suretiyle ülkesini müreffeh hale getirmeyi arzu etmektedir. Nitekim ortaklık ve işbirliği anlayışından yola çıkılarak yapılan bu çalışmada kıta geneli yaklaşımından ziyade ülke bazında ortaklık ve kalkınma işbirliği ilişkileri ele alınmıştır. Bu anlamda bir Orta Afrika ülkesi olan Kamerun'un mevcut siyasi, ekonomik, kalkınmışlık ve gelecek vizyonu gibi durumlarından yola çıkılarak uluslararası ortaklıkları kapsamında Türkiye, Almanya ve İsrail ile olan ilişkileri siyasi, ekonomik ve kalkınma işbirliği itibariyle ele alınmıştır. İlgili üç aktörün de ayrı ayrı ele alındığı çalışmanın sonucunda bir karşılaştırma yapılmış ve ardından da konuyla alakalı sonuçlarla birlikte tartışma ve önerilerle çalışma nihayete erdirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamerun, Ortaklık, Türkiye, Almanya, İsrail

AlmanyaKamerunOrtaklık+3
Yasin Şahin
Ankara Social Science University · Bölge Çalışmaları Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

1973 Arap-İsrail (Yom Kippur) Savaşı'nın Türk basınına yansıması

Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak amacıyla Filistin'e başlayan Yahudi göçleri beraberinde Arap-İsrail çatışmalarını getirmiş, 1948 yılında yapılan savaş sonrası kurulan İsrail ve bölgede bulunan Arap devletleri arasında 1956, 1967 ve son olarak 1973 yılında savaşlar meydana gelmiştir. Arap devletleri ve İsrail arasında yapılan savaşların sonuncusu olan 1973 Arap-İsrail Savaşı ise sonuçları bakımından hem Orta Doğu tarihi hem de Dünya tarihi açısından büyük önem arz etmektedir. 1948 yılında kuruluşundan itibaren İsrail Devleti topraklarını büyük bir hızla artırmaya başlamış, temel olarak doğal savunma sınırlarına ulaşmak için büyük bir çaba içerisine girmiştir. 1967 yılında meydana gelen 6 günlük savaş sonrasında İsrail, büyük çoğunlukla hedeflediği sınırlara ulaşmayı da başarmıştır. 19. yüzyılın sonlarından itibaren başlayan Yahudi göçleri, geçen uzun yıllar içerisinde artarak devam etmiştir. 1973 yılına gelinen süreçte de bu göçlerin önemli bir sorun olarak karşımıza çıktığını görüyoruz. Şöyle ki İsrail, Araplardan elde ettiği topraklarda yeni yerleşim yerleri meydana getirmiş, Filistin'e göç eden Yahudileri bu bölgelerde iskan etmiştir. İsrail yayılmacılığı ve iskan politikaları, büyük bir Filistin mültecileri sorununu da beraberinde getirmiştir. Filistinli Arapların yaşamak zorunda kaldığı büyük sıkıntıların yanısıra mülteciler, Lübnan ve Ürdün'de iç savaşların meydana gelmesine dahi yol açacak kadar büyük sorunlara yol açmıştır. Nihayetinde İsrail'in yayılmacılığı, mülteciler ve göç sorunları bir araya gelerek, 1973 Arap-İsrail Savaşı'na yol açmıştır. 1973 yılında yapılan savaş sonrası Orta Doğu da görece bir Arap-İsrail (Mısır- İsrail) barışı meydana gelmiş, bu tarihten sonra Arap Devletler ve İsrail arasında topyekûn bir savaş meydana gelmemiştir. Savaş sırasında petrol üreten Arap devletler tarafından başlatılan petrol ambargosu, petrol piyasası üzerinde Dünyayı derinden etkileyen sonuçlar doğurmuş ve beraberinde büyük bir ekonomik krize yol açmıştır. Savaş sonrasında petrol kolay ulaşılabilir bir yakıt olmaktan çıkmış, Dünya yeni enerji kaynakları arayışına yönelmiş ve tasarruf yoluna gitmiştir. Çalışmada 1973 Savaşı'na gelinen süreç, 1973 Savaşı ve sonrasındaki barış süreci, 1973 yılında günlük olarak yayınlanan Cumhuriyet, Milliyet, Barış ve Vatan gazetelerine yansıyan haberlerin taranması, telif ve tetkik eserler ve Birleşmiş Milletler yıllıklarının, derlenmesiyle meydana getirilmiş ve konu hakkındaki literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır.

Arap-İsrail anlaşmazlığıArap-İsrail savaşlarıBasın+6
Muhammed Raşit Demirci
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
10

Related subjects