Bone and bones

254 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normokalsemik hiperparatiroidili hastalarda kemik yıkım belirteçlerinin değerlendirilmesi

Normokalsemik hiperparatiroidizm, parathormon yüksekliğine yol açabilecek böbrek yetmezliği, D vitamini eksikliği, tiyazid ve loop diüretik kullanımı, lityum kullanımı ve maligniteler gibi sekonder nedenler dışlandıktan sonra, serum total ve iyonize kalsiyum düzeyi normal olduğu halde yüksek parathormon düzeyinin görüldüğü durumdur. Osteoporoz, normokalsemik hiperparatiroidizmin sık görülen bir klinik prezentasyonudur. Bu çalışmada 44 normokalsemik hiperparatiroidizmli ve 17 hiperkalsemik hiperparatiroidizmli hastada femur boyun, lomber vertebra ve distal radius kemik mineral dansitesi ölçümleri ile 24 saatlik idrarda tip 1 kollajen N-telopeptid ve deoksipiridinolin düzeyleri karşılaştırılarak, normokalsemik hiperparatiroidizmli hastalardaki osteoporoz derecesi ile deoksipiridinolin ve tip 1 kollajen N-telopeptidin osteoporoz erken tanısındaki yerinin saptanması amaçlandı. Her iki grupta ölçülen 24 saatlik idrar tip 1 kollajen N-telopeptid ve deoksipiridinolin düzeyleri, 24 saatlik idrar kreatinine oranlanarak düzeltildiğinde; hiperkalsemik grupta tip 1 kollajen N-telopeptid/kreatinin ortanca düzeyi 2.39 (0.65-5.12) nmol/mmol/l, normokalsemik grupta ise tip 1 kollajen N-telopeptid /kreatinin ortanca düzeyi 1.82 (0.41-4.65) nmol/mmol/l bulundu. Deoksipiridinolin/kreatinin ortanca düzeyi hiperkalsemik grupta 16.7 (3.4-25.8) nmol/mmol/l, normokalsemik grupta ise 12.2 (1.6-32.6) nmol/mmol/l bulundu. İki grup karşılaştırıldığında tip 1 kollajen N-telopeptid /kreatinin ve deoksipiridinolin/kreatinin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p > 0.05). Femur boyun kemik mineral dansitesi T skoru ortanca düzeyi hiperkalsemik grupta -1.3 SS ve 0.7 g/cm², normokalsemik grupta -1.2 SS ve 0.72 g/cm² saptandı. Lomber vertebra kemik mineral dansitesi T skoru ortanca düzeyi hiperkalsemik grupta -1.9 SS ve 0.9 g/cm², normokalsemik grupta -1.2 SS ve 0.94 g/cm² bulundu. Radius distal kemik mineral dansitesi T skoru ortanca düzeyi hiperkalsemik grupta -3 SS ve 0.54 g/cm², normokalsemik grupta -2.5 SS ve 0.56 g/cm² bulundu. 2 grup karşılaştırıldığında her 3 parametre arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p > 0.05). Normokalsemik hiperparatiroidizm, neredeyse hiperkalsemik hiperparatiroidizm kadar kemik etkilenimine sebep olmaktaktadır ve takibi ihmal edilecek masum bir durum değildir. Osteoporoz açısından takibinde kemik döngü belirteçlerinin yanında lomber vertebra, femur boyun ve distal radius kemik mineral dansitesi takibinin mutlaka yapılması gereklidir. Normokalsemik hiperparatiroidizmin diğer klinik prezentasyonları ve uzun vadeli seyrinin daha net anlaşılabilmesi için ileriye dönük daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

BiyobelirteçlerDeoksipiridinolinHipoparatiroidizm+7
Gaye Kübra Emeksiz
Tekirdağ Namık Kemal University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diz ve ayak bölgesindeki aksesuar ve sesamoid kemiklerin radyolojik olarak incelenmesi

Aksesuar ve sesamoid kemikler kırıkları taklit ederlerek yanlış tanılara neden olabilirler, semptomlara yol açarak, altta yatan patolojiye katkıda bulunabilir veya şiddetlendirebilirler. Literatürde diz eklemi çevresindeki ve ayak-ayak bileği çevresindeki aksesuar ve sesamoid oluşumlara yönelik varyasyonların prevalansını bildiren sınırlı sayıda çalışma vardı. Bu nedenle çalışmamızda diz ve ayak-ayak bileği bölgesinde bulunan sesamoid ve aksesuar kemiklerin varlığının; yaş, cinsiyet ve bulundukları anatomik lokalizasyonlara göre görülme sıklığını radyografiler ile retrospektif olarak incelenmesini ve karşılaştırılmasını amaçladık. Çalışmaya bilateral anteroposterior ve lateral diz radyografisi çekilen yaşları 18 yaş ve üzeri olan 1150 kişi (330 erkek ve 820 kadın)'ye ait toplam 2300 diz ile unilateral veya bilateral anteroposterior, lateral ve oblik ayak ve ayak bileği radyografisi çekilen 18 yaş üzeri 339 kişi (176 erkek, 163 kadın)'ye ait 345 ayak grafisi dahil edilmiştir. Radyografiler retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler için p<0,05 anlamlı farklılık kabul edilmiştir. Aksesuar ve sesamoid kemiklerin varlığı cinsiyet, yaş ve bulunduğu anatomik lokalizasyona göre karşılaştırılmıştır. Diz bölgesinde fabella ve bipartit patella prevalansı araştırılmıştır. Fabella'nın (tek taraflı veya iki taraflı) genel prevalansı %29,91 idi. Fabella unilateral %6, bilateral %23,91 oranında idi. Yaş grupları arasında cinsiyete göre anlamlılık yoktu. Çalışmamızda Fabella'nın tek taraflı, çift taraflı ve toplam görülme sıklığı kadın ve erkek arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Yaş grupları içinde cinsiyete göre anlamlılık yoktu. Yaş grupları arasında fabella prevalansı benzerdi (istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu, p= 0,0704). Bipartit patella prevalansı genel olarak %0,17 idi. Erkeklerde bipartit patella görülme oranı %0,60 idi. Bipartit patella yalnızca 2 erkekte vardı. Kadınlarda bipartit patella'ya rastlanmadı. Cinsiyetler arasında bipartit patella görülme oranında anlamlı bir fark yoktu (2 erkek/0 kadın; p=0,0829). Ayak aksesuar kemik prevalansı %42,9 idi. Aksesuar kemik görülen olgularda aksesuar naviküler kemik %49,13; os trigonum %16,76; os supratalar %8,67; os intermetatarseum %8,09; os calcaneus secundarius %8,09; os supranaviculare %3,47; os subfibulare %2,89; os vesalianum %1,73; os subtibiale %1,16 oranlarında görülmüştür. Ayak grafilerinin %23,47'sinde sadece sesamoid kemik; %19,42 oranında sadece aksesuar kemik vardı. %23,76'sında aksesuar ve sesamoid kemik birlikte görülmekteydi. Os peroneum %25,80; halluks interfalangeal sesamoid %19.42; 2. metatarsofalangeal (MTP)'de sesamoid kemik %3,19; 4. MTP'de sesamoid kemik %1,45 ve 5. MTP'de sesamoid kemik %13,91 oranında görüldü. Aksesuar kemik görülen ayaklardan sadece aksesuar naviküler kemik'de kadın ve erkek arasında anlamlı fark vardı (p=0,0001). Yaş grupları içinde cinsiyete göre aksesuar kemik görülme oranı sadece 26-35 yaş aralığında istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,0001). Os peroneum (p=0,0361) ve halluks interfalangeal (p=0,0420)'de sesamoid kemik prevalansı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Tüm MTP eklem sesamoidleri, peroneum ve halluks interfalangeal sesamoid kemiklerinin görülme sıklıkları arasındaki ilişkiyi incelediğimizde; os peroneum ile tüm MTP eklemlerindeki sesamoidler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0001). 1. MTP sesamoid ile halluks interfalangeal sesamoid ve diğer MTP eklem sesamoidleriyle arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,0001). Halluks interfalangeal sesamoid ile 2. MTP, 3. MTP ve 4. MTP sesamoid arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0001). 2. MTP ile 3. MTP (p=0,0009) ve 5. MTP (p=0,0001) sesamoid kemik arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 3. MTP ile 5. MTP sesamoid kemik arasında (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ve 4. MTP ile 5. MTP sesamoid kemik arasında (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 26-35 yaş aralığında (p=0,0334) ve halluks interfalangeal sesamoid görülen olgularda cinsiyete göre sesamoid görülme sıklığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. 36-45 yaş aralığında halluks interfalangeal sesamoid (p=0,0070) ve 5. MTP (P=0,0298) görülen olgularda cinsiyete göre sesamoid görülme sıklığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Diğer yaş gruplarında cinsiyet açısından istatistiksel olarak fark yoktu. Sadece 1. MTP'de sesamoid görülen olgularda cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0463). Birden fazla sesamoid görülen lokalizasyonlarda 1. MTP - halluks interfalangeal olan olgularda (p=0,0466), 1. MTP-Os peroneum olan olgularda (p=0,0246) cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Çalışmamızda diz bölgesinde fabella ve bipartit patella'ya ait yaygınlık, simetri, yaş ve cinsiyet farklılıklarını ve ayak-ayak bileği bölgesine ait yaygınlık yaş ve cinsiyet farklılıklarını inceledik. Çalışmamız fabella ve bipartit patella açısından mevcut literatürde Türk populasyonu üzerinde geniş bir örnekleme sahiptir. Çalışmamızda diz ve ayak-ayak bileği bölgesinde tespit ettiğimiz aksesuar ve sesamoid kemiklerin prevalansı Türk populasyonunda daha once yapılan çalışmalarla benzerdir. Diz ya da ayak şikayetiyle sağlık kurumlarına başvuran hastalarda aksesuar ve sesamoid kemiklerin var olmasından kaynaklanabilecek yanlış tanıların azaltılması için diz ve ayaktaki aksesuar ve sesamoid kemiklerin bulundukları yer ve klinik önemlerinin iyi bilinmesi klinik açıdan önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Aksesuar kemik, sesamoid kemik, radyografi, diz, ayak.

AyakDizKemik deformasyonu+3
Ebru Öner
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde cobb açısının gövde kas aktivitesi, gövde kas enduransı, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde Cobb açısının, gövde kas aktivitesi, gövde kas enduransı, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesidir. Yaş ortalaması 14,31±2,41 yıl olan, 10-18 yaş arasında, adölesan idiopatik skolyoz tanısı alan, Cobb açısı ölçülen, skolyoz sınıflaması yapılan ve Risser bulgusu belirlenen kişiler ile yapıldı. Derin gövde kas aktivitesini değerlendirmek için Basınç Biofeedback Ünitesi (Chattanooga Stabilizer Pressure Biofeedback) kullanıldı. Gövde kas enduransını değerlendirmek için Gövde Fleksörleri Endurans testi, Lateral Köprü Testi, Modifiye Biering-Sorensen Testi, Sit-ups Testi ve Modifiye Push-ups Testi uygulandı. Kozmetik deformitenin değerlendirilmesi için Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası kullanıldı. Bireylerin yaşam kalitesi SRS-22 (Scoliosis Research Society-22) anketi ile ölçüldü. İstatiksel yöntem olarak; Kolmogorov-Smirnov testi ile sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu değerlendirildi. Bağımsız grup karşılaştırmalarında; ölçümle belirtilen sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanıldı. İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde Cobb açısı ile gövde kas aktivitesi ve gövde kas enduransı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Cobb açısı ile Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası omuz seviyesi figürü ve yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Cobb açısı arttıkça algılanan deformite şiddetinin arttığı, yaşam kalitesinin azaldığı görüldü.

DeformasyonErgenlerKas-iskelet sistemi+5
Özge Özer
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fronto-orbital ilerletme segmentine non-vaskülerize kemik grefti olarak distraksiyon osteogenezi uygulanan kraniosinostoz hastalarının geç dönem kemik kalitesinin morfolojik, radyografik ve dansitometrik yöntemlerle değerlendirilmesi

Kran os nostoz, kafatasında yer alan sütürlerden b r veya b rden fazlasının fizyolojik sürec nden önce kapanarak kran ofas al deform telere sebep olmasıdır. Fronto-orbital ilerletme, tedavide en sık kullanılan yöntemlerden biridir. Fronto-orbital bölgede 10 milimetreden fazla ilerletme ihtiyacı olan hastalarda distraksiyon osteogenezinin kullanılması başarı oranını arttırmaktadır. Distraksiyon osteogenezinin temel prensiplerinden biri, kemik segmentlerin vaskülaritesinin ve çevre yumuşak doku bağlantılarının korunmasıdır. Bu nedenle klasik fronto-orbital distraksiyon tekniklerinde fronto-orbital segment duradan ayrılmadan tek parça olarak ilerletilir. Bu durumda, supraorbital barın yeniden şekillendirilmesi ve yeni bir frontal segmentin tasarlanması mümkün olmamaktadır. Bu nedenle kliniğimizde; 10 milimetreden fazla ilerletme ihtiyacı olan kraniosinostozlu olguların tedavisinde geleneksel fronto-orbital şekillendirme ve ilerletme cerrahisi ile distraksiyon osteogenezinin avantajlarını aynı anda sunabilen fronto-orbital yeniden şekillendirme ve distraksiyon tekniği uygulanmaktadır. Bu teknikte supraorbital bar ve frontal kemik geleneksel fronto-orbital ilerletmede olduğu gibi duradan ayrılarak yeniden şekillendirilir ve distraktörler yardımıyla ilerletilir. Yeniden şekillendirme için frontal kemik kompleksi çıkartılırsa; frontal kemik greftinde rezorpsiyon gerçekleşebileceğine ve distraksiyon gücünün azalmasına bağlı geniş kemik defektleri oluşabileceğine dair endişeler mevcuttur. Bu çalışmanın amacı; fronto-orbital şekillendirme ve distraksiyon osteogenezi ile ilerletme tekniğinin uzun dönem takip verilerini ve radyolojik ölçümler ile kantitatif sonuçlarını sunmaktır. Bu amaçla; kliniğimizde kraniosinostoz tanısı alarak fronto-orbital şekillendirme ve distraksiyon osteogenezi ile ilerletme tekniği ile opere edilmiş hastalara ait medikal bilgiler ve bilgisayarlı tomografi görüntüleri incelendi. Greft olarak distrakte edilen frontal kemikte, rezorpsiyon gerçekleşip gerçekleşmediğini değerlendirmek için dansite ölçümleri korteks ve medulladan ayrı ayrı olacak şekilde yapıldı ve aynı hastanın oksipital kemiğinden (kontrol ölçümleri) yapılan ölçümlerle karşılaştırıldı. Hastaların geç dönem bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden üç boyutlu modelleme yapılarak toplam kemik defekt alanı ve toplam defekt sayısı hesaplandı. Hastaların ameliyat öncesi ve geç dönem tomografi görüntüleri üzerinden sefalik indeks hesaplandı ve bu değerler mevcut yaş grubuna uygun normal sefalik indeks aralıklarıyla karşılaştırıldı. Hiçbir hastada intrakranial enfeksiyon görülmedi. Hastaların frontal kemik dansite ölçümleri ile nativ kemik dansiteleri arasında hem korteks hem de medullada anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Geç dönem ölçümlerinde; toplam kemik defekt alanı ortalama 4,79 ± 4,43 cm2, toplam defekt sayısı ortalama 4,81 ± 2,27 olarak olarak hesaplandı. Kemik defektlerinin lokalizasyonuna bakıldığında tamamının distraksiyon alanında lokalize olduğu ve ilerletilen frontal kemikte defekt olmadığı görüldü. Beyin-omurilik sıvısı kaçağı olan hastalarda kemik defekt alanının daha fazla olduğu görüldü. Hastaların ameliyat öncesi sefalik indeks ölçümleri ortalama 98,56 ± 6,39 olarak bulunurken geç dönem sefalik indeksleri ortalama 87,63 ± 4,54 olarak hesaplandı ve ameliyattan önce 27 (100%) hastanın tamamının normal aralığın dışında olduğu görülürken geç dönemde 16 (59,3%) hastanın normal değer aralığına ulaştığı görüldü. Fronto-orbital kompleksin duradan ayrılarak yeniden şekillendirilmesi ve distraksiyonu ile greft olarak ilerletilen kemikte, rezorpsiyon ve nekroz gibi korkulan komplikasyonların görülmemesi, ek olarak düşük kemik defekt alan ve düşük intrakranial enfeksiyon oranları, tekniğin güvenli bir yöntem olduğunu göstermektedir. Ayrıca sefalik indeksteki değişimler, bu teknik ile kafa şeklinde belirgin düzelmeler sağlanabileceğini göstermektedir. Sonuç olarak; fronto-orbital yeniden şekillendirme ve distraksiyon, özellikle frontal bölgede şekil bozuklukları olan hastalarda kraniosinostoz tedavisinde güvenli ve etkili bir yöntemdir.

KraniyosinostozlarKemik ve kemiklerKemik nakli+3
Güven Ozan Kaplan
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromu tanılı hastalarda kas ve kemik kompozisyonun ve fonksiyonunun değerlendirilmesi

Polikistik over sendromu (PKOS), kadınlarda en sık görülen endokrinolojik bozukluktur. Pek çok sistem üzerindeki olumsuz etkileri bilinmesine rağmen PKOS'un kas-iskelet sistemi üzerindeki olası etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada PKOS'un geç reprodüktif dönemdeki kadınlarda kas ve kemik kompozisyonu ve fonksiyonu üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık. Çalışmaya 34 PKOS ve 32 yaş ve VKİ uyumlu kontrol kadın dahil edildi. Vücut kompozisyonunu belirlemek için tüm katılımcılara dual enerjili X-ray absorsiyometrisi (DEXA) uygulandı. Ayrıca bireylerde abdomen ve uyluk manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanılarak kesitsel kas alanları ve kasların yağ fraksiyonları değerlendirildi. Kas gücü, izokinetik dinamometre, Biodex® System Pro3 (Biodex Corp. Shirley NY, ABD) kullanılarak ölçüldü. Diz ekstansör ve diz fleksör konsantrik kas kuvveti, birim zamandaki açısal yer değiştirme miktarını temsil eden 60°/sn açısal hızlarda değerlendirildi. Ortalama yaş PKOS'ta 43 ± 3.7, kontrollerde 42.2 ± 3.5 idi. Tanı anında PKOS hastalarının %94,1'i (n=32) fenotip A, %5,9'u (n=2) fenotip B idi. PKOS hastalarında testosteron, FAİ ve açlık insülini kontrollere göre daha yüksekti (sırasıyla p<0,001, p=0.001 ve p=0.032). Toplam abdominal kas alanı (TAMA), paraspinal kas alanı, uyluk kas alanı, visseral yağ doku (VAT), subkutan yağ doku (SAT), vertebral manyetik rezonans görüntüleme-proton dansite yağ fraksiyonu (MRI-PDFF), uyluk ve paraspinal kas MRI-PDFF gruplar arasında benzerdi ancak karaciğer MRI-PDFF'si PKOS grubunda daha yüksek bulundu (p=0,044). Gruplar arasında DEXA ile değerlendirilen kas ve kemik kompozisyonu açısından fark yoktu. Alt grup analizinde obez PKOS hastalarının obez kontrollere göre daha yüksek TAMA'ya (p=0,012) ve daha yüksek visseral yağ dokusuna (p=0,049) sahip olduğu görüldü. Trunkal yağlanmayı destekleyen visseral yağ dokusu artışı, tüm grup karşılaştırmasında da PKOS grubunda istatistiksel öneme ulaşmamakla birlikte daha yüksek olma eğilimindeydi (p=0.072). Her iki grupta da MRG ve DEXA ile ölçülen vücut kompozisyon parametreleri, temel olarak VKİ ve açlık insülin değerleri ile ilişkili iken, androjen seviyeleri ilişkili değildi. İzokinetik dinamometre analizlerinde obez olmayan kadınlarda obezitesi olan kadınlara göre normalize edilmiş diz ekstansör tepe torku artmış bulunurken PKOS ve kontrol grupları arasında kas mekanik fonksiyonu açısından fark saptanmadı. Ancak non-obez alt grupta diz ekstansör kas kuvveti daha yüksekti (p=0.049). Bu çalışmanın sonuçlarına göre geç reprodüktif dönemde PKOS'lu kadınlarda yaş ve VKİ eşleştirilmiş kadınlara göre karaciğer yağlanma oranı artmıştır. Obez PKOS'lu kadınlarda obez kontrollere göre abdomen kas ve viseral yağ oranları daha yüksektir. Non-obez PKOS'lu kadınlarda artmış diz ekstensör kas kuvveti dışında kas mekanik fonksiyonu PKOS'lu kadınlarla kontroller arasında benzerdir.

Adipoz dokuDinamometreKaslar+4
Burcu Çelik Eroğlu
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz osteoartritli hastalarda artroplasti öncesi sıfır eko zaman sekanslı manyetik rezonans görüntüleme ile kemik stoğunun ve kas kalitesinin değerlendirilmesi

Omuz osteoartritinin sebeplerinden biri Rotator Manşet Artropatisidir (RMA). Tez kapsamında RMA'lı hastalarda omuzdaki morfolojik değişikliklerin, Sıfır Eko Zamanlı Manyetik Rezonans Görüntüleme (Zero Time Echo MRI-[ZTE]) ile gözlemciler arası ve gözlemci içi ölçümlerin uyumunun değerlendirilmesi ve bu ölçümlerin Rotator Manşet (RM) kaslarının kesit alanları ve omuz fonksiyonel skorları ve aktif eklem hareketleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gözlemciler arası; glenoid versiyon ve Kritik Omuz Açısı (KOA) ölçümlerinde mükemmel, Humeral Sublüksasyon İndeksi (HSİ), humerus başı medializasyonu, glenoid santral ve posterior kemik kaybı ve tam uyumlu daire glenoid çapı ölçümlerinde iyi, glenoid anterior kemik kaybı, glenoid vault derinliği ve tam uyumlu daire glenoid çap kaybı oranı arasında orta uyum bulundu (p<0,05). Bu ölçümler için gözlemci içi uyum iyi ve mükemmel olarak bulundu (p<0,05). Modifiye walch sınıflandırması için gözlemciler arası ve gözlemci içi uyum orta olarak bulundu(p<0,05). Subskapularis kasının kesit alanı ile aktif öne elevasyon, abdüksiyon ve internal rotasyon arasında orta derecede korelasyon bulundu (p<0,05). Anterior kemik kaybı ile öne elevasyon ve abdüksiyon arasında orta negatif korelasyon, humerus başı medializasyonu, santral kemik kaybı ve posterior kemik kaybı arasında düşük negatif korelasyon bulundu (p<0,05). Glenoid retroversiyonu ile HSİ, humerus başı medializasyonu, tam uyumlu daire çap kaybı oranı arasında düşük ve orta korelasyon bulunmaktaydı (p<0,05). Çalışmada RMA tanısı almış omuzların osseöz morfolojisinin değerlendirilmesinde ZTE MRG'nin kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. RMA'lı hastalarda psödoparezi açısından subskapularis kasının kesit kalınlığının en önemli faktörlerden biri olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Omuz, Rotator manşet, Manyetik rezonans görüntüleme, Sıfır eko zamanlı görüntüleme, Rotator manşet artropatisi

ArtroplastiKas lifleriKaslar+6
Engin Türkay Yılmaz
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Van Kalesi Höyüğü toplumunda eser element analiziyle paleodiyetin belirlenmesi

Van Kalesi Höyüğü'nden elde edilen iskeletler içerisinden 30 erişkin bireye ait femur kemiği, 10 hayvan kemiği ve 18 toprak örneği üzerinden element analizleri yapılarak söz konusu toplumun içerisindeki beslenme durumlarının belirlenmesi tezin konusunu oluşturmaktadır. Van Kalesi Höyüğü toplumunun beslenme alışkanlıklarını ortaya koymak, beslenme alışkanlıklarında cinsiyetler arası bir farklılığın olup olmadığı ve toplum üzerinde beslenmeye bağlı paleopatolojik çalışmalara katkı sağlamak tezin amacını oluşturmaktadır. Çalışmada elde edilen veriler yaş ve cinsiyet açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular üzerinden gerekli istatistiksel analizler yapılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler sonucunda, kadın bireylerin erkek bireylere oranla daha fazla bitkisel kaynaklı beslendiği ve bireylerde yaş artışıyla birlikte et ağırlıklı beslenmeye doğru bir yönelim olduğu söylenebilmektedir. İncelenen alandan alınan toprak ve hayvan örneklerinde bazı elementlerin yüksek değerler vermesi diyagenez olabileceğini düşündürmektedir. Bu tez çalışmasında örnek sayısının az olması ve insan kemiklerinde gözlenen elementlerde bir diyagenezin oluştuğu göz önünde bulundurularak hedeflenen verilere net ulaşılamamakla birlikte bir ön çalışma niteliğindedir. Anahtar Kelimeler: Eser Element Analizi, Paleodiyet, Van Kalesi Höyüğü

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıDiyet+6
Tuğba Tüfekçioğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Eski anadolu toplumlarının kafatası ve vücut kemiklerinde gözlenen nonmetrik karakterlerin değerlendirilmesi

Eski Anadolu toplumlarında gözlenen nonmetrik karakterler toplumların yakınlık veya akrabalık derecelerinin aydınlatılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Toplumlarda gözlenen nonmetrik karakterlerin oluşumları ve sıklığı dönemlere, toplulukların biyolojik ve kültürel farklılıklarına göre değişebilmektedir. Gözlenen nonmetrik karakterler cinsiyete bağlı olarak da farklılık göstermektedir. Yapılan çalışmalarda daha çok kafatası ve dişler üzerindeki nonmetrik karakterlere bakılmıştır. Vücutta gözlenen nonmetrik karakterlere çalışmalar içerisinde nadiren yer verilmektedir. Tez çalışmasında eski Anadolu insanları ile ilgili kafatası ve vücut kemiklerine ait nonmetrik karakterler derlenmiştir. Paleolitik'ten günümüze kadar Anadolu toplumlarında gözlenen nonmetrik karakterler hakkında bilgi verilmiştir. Anadolu'da farklı dönemlerde farklı coğrafik ortamlarda yaşamış toplumların epigenetik karakter verileri hem dönemsel hem de bölgesel olarak birbirleriyle karşılaştırılarak benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır.

EpigenetikEski AnadoluEski Anadolu medeniyetleri+4
Eylül Karaman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Türk popülasyonundaki çocuklarda kronolojik yaş tespitinde gelişmekte olan dişler ve el-bilek filmlerinin kullanılması

Bu araştırmada Türk popülasyonundaki çocuklarda kronolojik yaş tespitinde gelişmekte olan dişler ve el-bilek radyografilerinin kullanılması ile Türk toplumuna özgü yeni bir formül geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dijital veri arşivinde aynı tarihli panoromik ve el-bilek radyografisi olan 202 Türk çocuk dahil edilmiştir. Sol alt çenede üçüncü molar diş̧ dışındaki yedi daimi dişten kapalı apeksli olanların sayısı kaydedilmiş (N0) ve Image J programı kullanılarak açık apeksli dişlerin kök uçlarındaki mesafe (Ai, i=1,…,7) ölçülüp radyografilerdeki büyütme farklılıklarını minimalize etmek için diş̧ uzunluğuna (Li, i=1,...,7) bölünmüştür (xi=Ai/Li, i=1,…,7). Devamında açık apeksli dişlerin ölçümleri toplanmıştır (s). El-bilek radyografileri kullanılarak ulna ile radiusun epifizleri ve karpal kemiklerin tamamını kapsayan karpal alan (Ca) ölçülmüştür. Daha sonra her bir karpal kemiğin alanları ve ulna ile radiusun epifizlerinin kemik alanları ölçülmüştür ve kemik alanı (Bo) değerlerinin elde edilmesi amacıyla bu ölçümler toplanmıştır. Ölçümleri normalleştirmek için toplam kemik alanı ile karpal alan arasındaki Bo/Ca oranı hesaplanmıştır. Cameriere ve arkadaşları tarafından daha önceden formüle edilen denklemlerin yaş tespitindeki doğruluğu değerlendirilmiştir. Ek olarak, mevcut çalışma verileri kullanılarak "Yaş THW=7.359 + 0.797g + 0.427N0 – 0.797s + 3.954Bo/Ca – 0.212N0s" formülü geliştirilmiştir. Tüm örneklem için kronolojik yaş ile tahmini yaş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.987). Aynı şekilde kızlarda ve erkeklerde kronolojik yaş ile tahmini yaş arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0.991 ve p=0.990). Çalışmanın verilerinden elde edilen yeni formül yaş tahmininde önceki çalışmalardan uyarlanan formüllerden daha başarılı olmuştur ve tüm varyansların %72.80'ini açıklamıştır. Elde edilen veriler ışığında, gelişmekte olan dişler ve el-bilek kemikleri birlikte kullanılarak Türk toplumu için oluşturulan yeni regresyon modelinin kronolojik yaşı tahmin etmede oldukça başarılı olduğu görülmüştür (ortalama fark=-0.001). Anahtar Kelimeler: Adli yaş tahmini, Cameriere metodu, el-bilek kemikleri, açık apeks, kronolojik yaş Destekleyen Kurumlar: Hacettepe Üniversitesi BAP Koordinasyon Birimi (TKB-2020-18618)

BilekDiş apeksiDişler+5
Emine Fazilet Özdemir Tosyalıoğlu
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel kemik defektlerinde ksenogreft ile beraber lokal olarak uygulanan risedronatın iyileşme üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Diş hekimliği cerrahisinde defekt bölgelerinin rekonstrüksiyonu için çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur. Travma, enfeksiyon, rezeksiyon veya patolojiler sonucu oluşan kemik defektlerinin onarımında kullanılan greftlerden altın standart olarak bilinen otojen grefler; dönor saha morbiditesi ve yetersiz greft miktarı gibi dezavantajlara sahiptirler. Son dönemlerde uzun süre boyutsal stabilitelerini korumaları ve uygun biyomekanik özelliklerinden dolayı ksenojen greftler sıklıkla tercih edilmeye başlanmıştır. Bisfosfanatlar; Paget hastalığı, meme ve prostat kanserlerinde görülen kemik metastazı, menopoz sonrası dönemde görülen osteoporoz durumlarında tercih edilen antirezorptif ilaçlardır. Bisfosfanat grubu ilaçlar antikatabolik özelliği ile osteoklastik aktiviteyi inhibe ederek kemik formasyonunu attırıcı etki gösterirler. Aynı zamanda anabolik etki olarak osteoblastların formasyonu ve maturasyonunda da etkilidirler. Bu çalışmada ksenojen greftler ile birlikte bisfosfanat grubu ilaç olan risedronatın kombine kullanımı sonucu tavşan kafatasında oluşturulan defekt modeli üzerinde kemikleşmenin histomorfometrik, immunohistokimyasal ve radyolojik olarak incelenmesi amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bisfosfanat, kemik iyileşmesi, ksenojen greft, risedronat, tavşan defekt modeli.

BifosfonatlarFosfonatHayvan deneyleri+7
Vusala Gulıyeva
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporozlu hastalarda kemik kütlesi ile kas kütlesi ve fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Osteoporozlu Hastalarda Kemik Kütlesi ile Kas Kütlesi ve Fonksiyonu Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi Giriş: Yaşlanan dünyayla birlikte kas iskelet sistemi hastalıklarının sıklığı da artmaktadır. Yaşamın beşinci dekadından itibaren kemik ve kas kütlesi belirgin şekilde azalmaya başlar. Bu azalma sinerjistik şekilde gelişebilmektedir. Bu çalışmada dual enerji x-ray absorbsiyometri (DXA) aracılığıyla ölçülen kemik kütlesi ile ultrasonografi kullanılarak saptanan uyluk kas kalınlığı ve fiziksel performans testleriyle belirlenen kas fonksiyonu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran, yaşı 41–87 arasında değişen perimenopozal ya da postmenopozal dönemde olan 175 kadın dâhil edildi. Katılımcıları demografik bilgileri sorgulandı ve antropometrik ölçümleri kaydedildi. DXA ile ölçülen kemik mineral yoğunlukları (KMY), serum vitamin D, kalsiyum ve fosfor düzeyleri kaydedildi. Katılımcıların kas kuvveti ve fiziksel performansı el kavrama kuvveti, yürüme hızı ve 5 tekrarlı sandalyede otur kalk testi (SOKT) ile değerlendirildi. Kas kalınlığı uyluk ön yüzünden ultrasonografi aracılığıyla ölçüldü. Bulgular: Çalışmamıza dâhil edilenlerin yaş ortalaması 57.92(±0.66)'ydi. Katılımcıların 51 (%29.14)'inde osteoporoz saptanırken, 76 (%43.43) kişi osteopenik olarak değerlendirildi. Kas kuvveti ve performansını değerlendiren testlerde normal KMY değerlerine sahip grup diğer gruplarak kıyasla daha başarılıydı. Osteoporotik grupta uyluk kas kalınlığı diğer gruplardan daha azdı (p=0.003) ve sarkopeni daha sık gözlenmekteydi (p=0.043). Korelasyon analizlerinde L1-L4 KMY skorlarıyla vücut ağırlığı, boy, uyluk ön yüzü kas kalınlığı, el kavrama kuvveti ve yürüme hızıyla pozitif ilişki saptanırken, yaş, sigara kullanımı ve SOKT süresiyle negatif ilişki gözlendi. Benzer ilişki femur boyun KMY değerlerinde de saptandı. Ayrıca hipertansiyon ve koroner arter hastalığı varlığıyla femur boyun KMY değerleri arasında negatif ilişki tespit edildi. KMY ile sarkopeni parametreleri (uyluk kalınlığı, el kavrama kuvveti, SOKT ve yürüme hızı) arasındaki olası ilişki, potansiyel karıştırıcılar için düzeltme yapıldıktan sonra çok değişkenli lineer lojistik regresyon analiziyle değerlendirildi. Fonksiyon ve performans testlerinden; uzamış SOKT süresinin femur boynunda, düşük yürüme hızının ise L1-L4 vertebralarda meydana gelebilecek osteopeni/osteoporozu ön görebileceği sonucu elde edildi. Sonuç: Normal KMY değerlerine sahip bireyler, osteopenik ya da osteoporotik bireylere kıyasla kas fonksiyonu ve fiziksel performansı değerlendiren testlerde daha yüksek performans sergilemektedirler. Klinik şartlarında kolay uygulanabilen ve düşük maliyetli bu testler ile US kullanılarak kas kütlesinin saptanması, osteoporotik ya da osteopenik bireylerin erken evrede teşhisini sağlayabilir. Kemik kütlesine, kas kütlesi ve fonksiyonun etkilerinin daha net gösterilmesi için daha fazla bireyin dâhil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osteoporoz, kas kütlesi, kas fonksiyonu, fiziksel performans.

Kemik ve kemiklerOsteoporozPostmenopozal osteoporoz
Esra Gizem Koyuncu
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksillomandibuler asimetri hastalarında ortognatik cerrahi sonrası kondil morfolojisi değişikliklerinin üç boyutlu değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, ortognatik cerrahi sonrası mandibular kondillerdeki morfolojik değişiklikleri değerlendirmek; asimetrik olan ve olmayan hastalarda ortognatik cerrahinin kondildeki yüzey morfolojisi üzerindeki etkilerini 3B ölçüm kullanarak karşılaştırmaktır. Hacettepe Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'nda ortognatik cerrahi operasyonu geçirmiş 42 hastanın (21 kadın ve 21 erkek) KIBT verileri kullanılarak retrospektif bir çalışma tasarlandı. Asimetrisi olan 28 ve asimetrisi olmayan 14 hastanın ortogntaik cerrahi öncesi ve sonrası KIBT kayıtlarından ölçümler yapıldı. Asimetri hastalarında ise deviasyon yönündeki ve düzeltme yönündeki kondiller olmak üzere iki bağımsız çalışma grubu oluşturuldu. Asimetrisi olmayan hastalar için kontrol grubu oluşturulmuş ve çalışma grubu ile karşılaştırmalar yapılmıştır. Ölçümler ve analizler için bir mikro CT analiz program olan "CTAn Software" (ver. 1.20.3.0, Bruker, Skyscan, Aartselaar, Belçika) kullanıldı. 3D modelleme ve kondiler yüzey değerlendirilmesi için "CTVol Software" (ver. 2.3.2.0, Bruker, Kontich, Belçika) kullanıldı. Trabeküler kemik remodelingi ve rezorpsiyonun değerlendirilmesi için mikroyapısal analizler kullanıldı. Tüm gruplarda mandibuler kondillerde yüzey ve kemik mikroyapısında değişiklikler meydana geldi. Çalışma grubunda deviasyon yönündeki kondillerde kemik hacmindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı ve bu kondillerde kemik mikroyapısal analiz sonuçları da rezorpsiyon yönünde meydana gelmiştir. Tüm hastalarda remodeling süreciyle uyumlu olarak mandibula kondilinde kemik yüzeyinde ve mikro yapısal konfigurasyonunda değişiklikler gözlenmesine rağmen; deviasyon yönündeki kondillerde diğer gruplardakine göre önemli ölçüde daha fazla rezorptif aktivite gözlendi. Anahtar Kelimeler: Ortognatik Cerrahi, Fasiyal Asimetri, Mandibuler Kondil, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi, Üç Boyutlu Modelleme, Kemik Mikro Yapısal Analizi, Kemik Remodelingi

AsimetriKemik ve kemiklerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+7
Mustafa Burak Kirişci
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Furkasyon defektlerinin anatomik ve topoğrafik özelliklerinin panoramik radyografi ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografide retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amaçlarından ilki; mandibular 1. molar dişlerin panoramik radyografi (RG) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografide (KIBT) furkasyon tutulumlarının (FT) anatomik ve topoğrafik özelliklerini değerlendirip karşılaştırmak; mezial ve distal bölgelerde kemik defektleri ile ilişkisini incelemektir. Çalışmanın ikinci amacı ise; bir periodontoloji uzmanlık öğrencisi, bir periodontoloji uzmanı ve bir ağız diş ve çene radyoloji (ADÇR) uzmanından oluşan 3 gözlemcinin gözlemciler arası ve gözlemciler içi uyumunun değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi ve Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvurmuş hastaların panoramik RG'leri ve KIBT'de furkasyon bölgeleri incelendi. Araştırma raporu oluşturulurken, anlamlılık düzeyi için %95 güven aralığı kullanıldı. Bulgular: Çalışmamızda 289 hasta, 406 diş incelenmiştir. Katılımcıların %58,9'u kadın, %41,1'i erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 52,73 olarak belirlenmiştir. FT KIBT'de %10,6 sınıf 1, %67,7 sınıf 2 ve %21,7 sınıf 3 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %81,3'ünde mezial bölgede defekt varken %27,6'sında bu defektin furkasyon defekti ile bağlantısı saptanmıştır. Katılımcıların %86'sında distal bölgede defekt varken %28,3'ünde bu defektin furkasyon defekti ile bağlantısı saptanmıştır ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. KIBT'de FT derinliği ort. 4,03 mm, Yatay kemik kaybı (YKK) 2,38 mm, dikey kemik kaybı (DKK) 3,02 mm ve kök-gövde yüksekliği 3,12 mm olarak bulunmuştur. Panoramik RG'de bireylerin %24,9'unda defekt yoktur, %58,1'inde alt sınıf A, %11,8'inde alt sınıf B ve % 5,2'sinde FT alt sınıf C olarak saptanmıştır. Panoramik RG'de Kemik kaybı %/yaş 0,25 altı %2, 0,25 ile 1 arası %60,8, 1 ve üzeri %37,2 olarak bulunmuştur. KIBT'de FT sınıf 1 olanların panoramik RG'de %41,9'unda defekt yok, %55,8'i alt sınıf A % 2,3'ü alt sınıf C olarak saptanmıştır. KIBT'de FT sınıf 2 olanların panoramik RG'de %26,9'unda defekt yok, %64'ünde alt sınıf A % 6,2'sinde alt sınıf B ve % 2,9'unda alt sınıf C olarak saptanmıştır. KIBT'de FT sınıf 3 olanların panoramik RG'de %10,2'sinde defekt yok, %40,9'unda alt sınıf A % 35,2'sinde alt sınıf B ve %13,6'sında alt sınıf C olarak saptanmıştır. Tüm bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Gözlemci içi ve gözlemciler arası değerlendirmede defekt lokasyonu ve milimetrik ölçüm yapılan parametrelerin mükemmel uyumda olduğu bulunmuştur. Sonuç: Tüm vakalarda FT'nun panoramik RG'de tespit edilememiş olması ve FT'nun şiddetinin panoramik RG'de KIBT'ye göre olduğundan daha az tahmin edilmiş olması rutin muayenelerin ve panoramik RG'nin tanı ve/veya tedavi planlaması açısından yeterli bilgi sağlayamadığı karmaşık vakalarda, herhangi bir sebeple KIBT'si bulunan hastalarda furkasyon bölgelerinin KIBT'de incelenmesi gerektiği düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Furkasyon tutulumu, furkasyon defekti sınıflaması, radyolojik kemik kaybı

AnatomiFurkasyon defektleriKemik defektleri+4
Havanur Bayrak
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ergenlik döneminde problemli video oyun oynamanın kemik mineral dansitesi üzerine etkisi

Problemli video oyun oynama davranışı (PVOOD), internette oyun oynama bozukluğu (İOOB) tanı ölçütlerini tam karşılamayan, ancak risk altında olan ve henüz işlevselliği belirgin etkilenmemiş kişileri tanımlamak için kullanılmaktadır. Uzun video oyun ekran süresi, azalmış fiziksel aktivite, eşlik eden depresif belirtiler, kısalmış uyku süresi ve artmış sigara, alkol, kafein tüketimi gibi nedenlerle kemik sağlığının olumsuz yönde etkilenebileceği öngörülmüştür. Bu çalışmada ergenlerde PVOOD'nin kemik kitlesi üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Ergen Sağlığı Polikliniği'ne Mayıs 2019 ve Ağustos 2021 tarihleri arasında başvuran 10-18 yaşları arasında, günde en az 2 saat video oyun oynayan 110 ergen araştırmaya alınmıştır. Ekran süresi, oyun türü, egzersiz varlığı, alkol, sigara, madde, kafein tüketimi ile ilgili veriler toplanmıştır. PVOOD'nin ölçülmesinde 'İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği-Kısa Formu' (İOOBÖ9-KF), uykunun değerlendirilmesinde 'Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi' ve depresif belirtilerin saptanmasında 'Çocuklar için Depresyon Ölçeği' kullanılmıştır. Serum vitamin D düzeyi ve çift enerjili x-ışını soğurma cihazı ile femur başı ve lomber vertebra kemik mineral dansite (KMD) ölçümleri yapılmıştır. Çalışmaya alınan ergenlerin yaş ortalaması 14,22 ± 1,78 yıldır ve %86,4'ü erkektir. İOOB için risk taşıyan ergenlerin oranı (İOOBÖ9-KF >16) %71,8, İOOB tanısı konanların (İOOBÖ9-KF >32) oranı %10'dur. Riskli ergenlerin femur boynu KMD (p=0,021) ve Z skoru (p=0,013) değerleri, risk taşımayan gruba göre daha düşük saptanmıştır. Femur boynu Z skoru -2 ve -1 SS altında olan ergenlerin oranı da riskli grupta daha yüksektir. Lomber vertebra ölçümleri için farklılık saptanmamıştır. Video oyun ekran süresi ve çok oyunculu çevrim içi savaş arenası (MOBA), aksiyon ve strateji oyun türlerinin oynanma oranı riskli ergenlerde daha yüksek saptanırken; video oyun dışı eğlence amaçlı ekran süreleri gruplar arasında benzer bulunmuştur. Riskli ergenlerde depresif belirtiler ve uyku kalitesinde bozulma daha sıktır. Lojistik regresyon analizinde PVOOD'ye ek olarak beden kitle indeksi (BKİ), toplam ekran süresi, video oyun ekran süresi, çok oyunculu çevrim içi (MMO) ve hayatta kalma oyun türlerini oynama etmenlerinin femur boynu kemik kitlesini etkilediği bulunmuştur. PVOOD ile ilişkili tüm risk etmenlerinin femur boynu kemik kitlesine etkisi değerlendirildiğinde, artmış oyun süresinin ve azalmış egzersiz miktarının en çok etkiye sahip olduğu görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışmada ergenlerde PVOOD'nin ekran süresini uzatarak ve fiziksel aktiviteyi kısıtlayarak femur boynu kemik kitlesi üzerinde olumsuz etkiye yol açtığı gösterilmiştir. Depresif belirtilerin, uyku kalitesinin, alkol ve kafein tüketiminin ise ergenlik döneminde İOOB ilişkili kemik kitlesi üzerine etkisi olmadığı saptanmıştır. Öte yandan, erişkin dönemde İOOB ilişkili risk etmenlerinin kemik sağlığı üzerindeki olumsuz etkisinin daha da belirgin hale geleceği düşünülmüştür. Bu çalışmanın sonuçları PVOOD olan ergenlerin özelikle alt ekstremite kemik sağlığı açısından değerlendirilmelerine, sedanter davranışları azaltıcı ve fiziksel aktiviteyi artırıcı yönde desteklenmelerine dikkat çekmektedir.

BağımlılıkErgenlikKemik dansitesi+4
Melis Pehlivantürk Kızılkan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düşük kas kütlesi ve kemik mineral yoğunluğunun akut iskemik inme sonlanımına etkileri

İskemik inme sebep olduğu nörolojik hasar nedeniyle ülkemizde ve dünyada özürlülük ve iş-gücü kaybının başlıca sebepleri arasında sayılmaktadır. İskemik inme sonrası meydana gelen özürlülük başlıca nörolojik sistemin etkilenimine atfedilmekte olup, lokomosyonun efektif organları olan kas ve kemik dokusunun sağlığının da iskemik inme sonlanımına etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı düşük kas kütlesi ve kemik mineral dansitesinin akut iskemik inme sonlanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya Nisan 2019 – Nisan 2021 tarihleri arasında hastanemize akut iskemik inme tanısıyla başvurmuş olan 307 hasta dahil edilmiştir ve 269 tanesinin birinci yıl sonlanımlarına dair veriye ulaşılmıştır. Bu kohortta osteoporoz prevalansı kadınlarda %40,5, erkeklerde %12,7; düşük kas kütlesi prevalansı tanıma göre kadınlarda %11,6 – 79,0, erkeklerde %17,1 – 33,8 arasında, osteosarkopeni prevalansı ise tanıma göre kadınlarda %12,1 – 67,2, erkeklerde %13,4 – 30,4 arasında bulunmuştur. Multivaryans analizinde erkeklerde osteoporoz varlığı mortalite için bir risk faktörü iken artmış kas kütlesi mortaliteden koruyucu bir faktör olarak tespit edilmiştir. Faz açısı artışı hem kadınlarda hem de erkeklerde mortaliteden koruyucu bir faktör olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde rektus femoris kesit alanının düşük olması kötü sonlanım ile ilişkili olarak tespit edilmiştir. Osteosarkopeni varlığı ise kullanılan tanıma bağlı olarak her iki cinsiyette de sonlanım üzerine etki eden bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak, çalışmamız inme öncesi kas-iskelet sistemi sağlığının inme sonlanımına etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak, bu ilişkinin Türk toplumunda standardize kesim değerleri ile daha yüksek sayılı bir çalışma ile yeniden ele alınması gerekmektedir.

Beyin iskemisiKas distrofileriKaslar+5
Doğan Dinç Öge
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

İmplant uygulanacak alanın kemik densitesindeki farklılıkların implant çevresindeki marjinal kemik seviyelerindeki değişikliklere etkisinin iki farklı implant tipinde incelenmesi

Bu çalışmada iki farklı implant tipindeki marjinal kemik kaybına kemik yoğunluğunun etkileri ve kemik kaybıyla yerleştirme torku (YT), rezonans frekans analizi (RFA) ve kemik yoğunluğu arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla implant yapılacak hastalardan film üzerine aluminyum step-wedge (Al-Sw) yerleştirilerek standardize periapikal radyograflar implantın yerleştirilmesinden önce, hemen sonra ve 3,6,9 ve 12. aylarda alınmıştır. Elde edilen radyograflar üzerinde densitometrik ölçümler yapılarak implant bölgesindeki kemiğin densitesi mmAlEşd olarak hesaplanmıştır. Ayrıca aynı radyograflar üzerinde marjinal kemik kaybıyla ilgili ölçümler yapılmıştır. İmplantın cerrahi olarak yerleştirilmesi esnasında RFA ile implant stabilite katsayısı (ISQ) ve YT ölçümleri yapılarak kaydedilmiştir. Bir yıllık takibin sonunda marjinal kemik kaybı konik implantta 0.21 mm ve silindirik implantta ise 0.82 mm olarak ölçülmüştür. Konik implant kullanıldığında kemik yoğunluğu arttıkça meydana gelen kemik kaybı miktarının azaldığı görülmüştür. Silindirik implant kullanıldığında ise konik implantta gözlendiği gibi doğrusal bir ilişkiye rastlanmamıştır. Konik implantta YT değerinin 50 civarında olması durumunda en az miktarda kemik kaybına rastlanırken, silindirik implantta bu değer 30-40 civarındadır. Konik implant kullanıldığında ne kadar yüksek ISQ değeri elde edilirse o kadar az kemik kaybı meydana geldiği görülmüştür. Silindirik implantta ise ISQ değerinin 70-80 aralığında olduğunda en az kemik kaybı meydana geldiği saptanmıştır. Her iki implant tipinde YT ile kemik yoğunluğu arasında korelasyon bulunmamıştır. Benzer şekilde YT ile ISQ arasında da korelasyon bulunmamıştır. Bir yıllık takibin sonucunda her iki implant da kabul edilen marjinal kemik kaybının altında değerler göstermiştir. Ancak konik implantta gözlenen marjinal kemik kaybı silindirik implanta göre istatistiksel olarak da anlamlı derecede düşüktür (p<0,001). Erkeklerde meydana gelen kemik kaybı miktarı kadınlara oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazladır (p<0,0035) Anahtar Kelimeler: Marjinal kemik kaybı, densite, RFA, YT

Dental implantasyonDental implantlarFrekans analizi+2
Barış Tuğay
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Os hamatum`un kemik yapısının mikro-bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) yöntemi ile değerlendirilmesi

Os hamatum proksimal bölümü dar, distal bölümü geniş olan kama şeklindeki bir kemiktir. Dorsal ve palmar yüzleri buralara tutunan bağlar nedeniyle pürüzlüdür. Palmar yüzün distal bölümünden öne doğru uzanan ve hamulus ossis hamati denilen çıkıntısı vasıtasıyla diğer karpal kemiklerden kolaylıkla ayırt edilebilir. Literatürde os hamatum ile ilgili kırık, avasküler nekroz,osteoblastoma gibi olgularla karşılaşılmakta iken; os hamatum'un yapısının Mikro-BT ile incelendiği yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Mikro-BT yüksek çözünürlüğüyle (9-15 mikrometre) çeşitli dokulara ek olarak kemik dokusunun da hassas yapısını ortaya koyan bir yöntem olarak gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı os hamatum'un kemik yapısının Mikro-BT yöntemi kullanılarak ortaya konmasıdır. Bu çalışmaya yapısal olarak bütünlük sağlayan ve herhangi bir deformitesi olmayan 55 adet os hamatum dahil edildi. Çalışmamızda os hamatum ile ilgili doku hacmi, kemik hacmi, yüzdelik kemik hacmi (kemik hacmi/doku hacmi), kemik yüzeyi, kemik yüzey/hacim oranı, trabeküler sayı,trabeküler kalınlık, trabeküler seperasyon, yapı model indeksi ve anizotropi derecesi Mikro-BT yöntemi ile değerlendirildi. Bu tez çalışmasından çıkan detaylı ölçüm sonuçları ile os hamatum ile ilgili el bileği cerrahi operasyonlarına katkı oluşturulacaktır. Anahtar Kelimeler: El bileği, Karpal kemikler, Os hamatum, Mikro-BT, Morfometri

AnatomiBilekBilek eklemi+5
Hakan Ocak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Fototerapinin yağ dokusundan türetilmiş mezenkimal kök hücrelerin osteojenik indüksiyonuna etkilerinin metakrilatlanmış jelatin hidrojel ile rekonstrükte edilmiş kritik boyutlu kraniyal kemik defekti modelinde değerlendirilmesi

Bu çalışmada amaçlanan, polikromatik yolla uygulanan fotobiyomodülasyon (FBM) yaklaşımının kemik doku üzerinde rejeneratif etkisinin ve yağ dokusundan elde edilen mezenkimal kök hücrelerin farklılaşması üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmada 36 adet male Sprague-Dawley sıçan kullanılmış ve hayvanlar 3 eşit deney grubuna randomize olarak ayrılmıştır. Tüm hayvanlarda biparietal, 6 mm. çapında, yuvarlak ve tam kalınlıkta kemik defektleri meydana getirildi. Birinci deney grubu kontrol grubu iken, ikinci grubu sadece metakrilatlanmış jelatin yapıda hidrojel doku iskelesi (JEL-MA, üçüncü grubu ise adipoz kökenli mezenkimal kök hücre (AkMKH) yüklenmiş metakrilatlanmış jelatin yapıda hidrojel doku iskelesi (AkMKH+JEL-MA) içermekteydi. Tüm gruplar kendi içinde iki alt gruba ayrılarak yarısına FBM uygulanırken, diğer yarısına uygulanmadı. Kemikleşmenin değerlendirilebilmesi amacıyla cerrahi işlem sonrası 20. haftada hayvanlar sakrifiye edilerek kalvariyal kemikler bütün olarak çıkarıldı. Elde edilen örnekler makroskopik, histolojik ve mikrotomografik olarak değerlendirildi. Histolojik olarak yeni kemik oluşumu açısından en yüksek değerler JEL-MA ve JEL-MA+AkMKH gruplarında saptanmıştır ve kontrol grubuyla karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0.001). Mikrotomografik değerlendirme sonucunda en yüksek kemikleşme yüzdesi JEL-MA+AkMKH'lerin uygulandığı grupta elde edilmiştir. FBM- örneklerde ortalama olarak yüzde 60.62±6.34 kemikleşme gözlenmişken, FBM+ olan örneklerde ortalama kemikleşme yüzdesi 79.93±3.41 olarak tespit edilmiştir. Fotobiyomodülasyon alma durumuna göre JEL-MA+AkMKH grubuna ait sonuçlar karşılaştırıldığında anlamlı olarak fotobiyomodülasyon uygulama durumunun fark yarattığı gözlemlenmektedir (p=0.002). Sonuç olarak, polikromatik ışık kaynakları yoluyla fotobiyomodülasyon uygulamasının kemik iyileşmesine olumlu etkileri olduğu ve yağ dokusundan türetilmiş kök hücrelerin osteojenik farklılaşmasında uyarıcı etkisi olabileceği yönünde fikir vermiştir. Anahtar Kelimeler: fotobiyomodülasyon, metakrilatlanmış jelatin hidrojel, mezenkimal kök hücre, kemik doku mühendisliği, kritik boyutlu kemik defekti

Doku mühendisliğiFototerapiHidrojeller+4
Mert Çalış
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran hastalarda mental foramen ve çevre kemik yapılarının anatomisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak retrospektif olarak incelenmesi

Mandibulada mental foramen bölgesine yapılan cerrahi uygulamalarda, özellikle dental implant yerleştirilmesi ve apikal rezeksiyon gibi işlemlerde mental foramenin yeri, şekli, boyutları ve çevre kemik yapısının anatomisi uygulamayı yapan diş hekimi için çok önemlidir. Doğru planlama ve komplikasyonsuz bir işlem için klinik muayanenin yetersiz kaldığı durumlarda bu bölgenin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi yardımı ile radyolojik değerlendirilmesinin yapılması, hekimin başarı şansını artırıp olası komplikasyonların önüne geçmektedir. İleri görüntüleme yöntemlerinden olan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile mental foramen ve çevre kemik yapısı üç düzlemde görüntülenebilmekte, ölçümlenebilmekte, yapılan cerrahi girişimler çok daha hatasız ve komplikasyonsuz olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı; mental foramen ve onu çevreleyen kemik yapının doğrusal ölçümlerini yapmak, mental foramenin lokalizasyonunu ve sonlanma şeklini, komşuluğundaki dişi ve mandibular insiziv kanal varlığını araştırmaktır. Mental foramenin anatomisi hakkında bilgi edinebilmek amacıyla aksiyel kesitte maksimum genişliği ve derinliği, koronal kesitte ise maksimum yüksekliği ölçülmüştür. Mental foramenin lingualde alveolar kret genişliği, mandibular bazisin en alt noktasına ve alveolar kret tepesine olan uzaklığı dik olacak şekilde ölçülmüştür. Hastaların kanin dişinden, birinci molar dişin mezial köküne kadar olan bölge üçe ayrılmış, mental foramenin hangi bölgede olduğu incelenmiştir. Mental foramen ile ona en yakın dişin apeksi arasındaki mesafe ölçülmüştür. Bu ölçümler sonucunda mental foramenin olduğu bölgeye yapılacak cerrahi girişim öncesi diş hekimine bilgi vermek, olası komplikasyonları önlemek ve başarısızlıkların önüne geçmek hedeflenmiştir. Anahtar kelimeler: Mental foramen, mandibular insiziv kanal, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

AnatomiForamen mentaleKemik ve kemikler+3
Barlas Altınbay
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağır hemofili hastalarında tedavi modelinin kemik metabolizması üzerine etkileri

Giriş: Osteoporoz; düşük kemik kütlesi, kemiğin mikro yapısında bozulma ile karakterize ve kemik gücünde kayıp ve frajiliteye bağlı kırıklar ile sonuçlanan bir durumdur. Tüm dünyada yaygın bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Osteoporoz; erkeklerde, kadınlardan farklı olarak daha az değerlendirilmekte ve tedavi edilmektedir. Hemofili, X'e bağlı olarak kalıtılan ve erkek cinsiyeti etkileyen doğumsal bir kanama bozukluğudur. Son dönemde yapılan çalışmalarda, hemofili hastalarında osteoporozun önemli bir komorbidite faktörü olduğu gösterilmiştir. Amaç: Profilaksi alan ve almayan hemofili hasta gruplarında biyokimyasal kemik markerlarının ve DEXA ile belirlenecek olan kemik mineral dansitelerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bunun sonucunda; hemofili hastalarında kemik mineral dansitesinin ve kemik metabolizmasının normal popülasyona göre değerlendirmesi yanında profilaksi alan veya almayan grubun karşılaştırılması ile profilaktik tedavinin kemik metabolizması ve osteoporoz gelişimi üzerine etkisi değerlendirilecektir. Hemofilide daha etkin bir tedavi yaklaşımı ile artropatinin önlenebilmesi ve böylece uzun süreli toplumsal maliyetlerde azalmanın sağlanması hedeflenmektedir. Hipotez: Hemofili hastalarında kemik metabolizması tedavi modelinden etkilenmektedir. Profilaksi alan grupta kemik döngüsü markerları ve kemik mineral dansitesi, kanadıkça tedavi alan gruba göre daha iyidir. Yöntem: EÜTF Pediatrik Hematoloji Onkoloji Bilim Dalı tarafından takip edilen 24'ü faktör konsantreleri ile profilaksi alan ve 12'si almayan olmak üzere toplam 36 hemofili hastasının kan örneklerinde kemik metabolizmasıyla ilişkili biyokimyasal parametreler(kalsiyum (Ca), fosfor (P), alkalen fosfataz (ALP), Parathormon (PTH), Kalsitonin , D vitamini (25(OH) vit.D3) çalışılmış ve olgulara DEXA yöntemi ile kemik mineral dansitesi ölçümü yapılmıştır. Elde edilen tüm değişkenler SPSS yazılımı (Statistical Package fort he Social Sciences, 20.versiyon,Chicago,IL,USA) kullanılmıştır. Bulgular: Profilaksi grubundaki olguların ortalama yaşları 17,46 ± 6,1 (8-30) ve kanadıkça tedavi alanların ortalama yaşları 16 ± 8,6 (9-30) olarak bulundu. Vücut iii ağırlığı (VA) değerlendirmesinde; profilaksi grubunun ağırlığının diğer gruba göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Benzer olarak beden kitle indeksi (BKI) değerlendirilmesinde de profilaksi grubunun BKI'lerinin anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Profilaksi grubunun kemik mineral dansitesi (BMD) değerlendirmesinde ; L1-L4 Z skorları dikkate alınarak 5 olguda (%20.8) osteoporoz, 6 olguda (%25) osteopeni saptanmıştır. Olguların 13'ünün (%54,2) normal L1-L4 BMD değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Femur boynu BMD sonuçları ele alındığında ise; olguların Z skorları dikkate alındığında, 4 olguda (%16,7) osteoporoz, 11 olguda (%45,8) osteopeni varlığı saptanmıştır. Olguların 9'unun (%37,5) normal femur boynu BMD değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Kanadıkça tedavi almakta olan olgu grubunun BMD değerlendirmesinde; L1-L4 Z skorları dikkate alınarak 3 olguda (%25) osteoporoz, 3 olguda (%25) osteopeni saptanmıştır. Olguların 6'sının (%50) normal L1-L4 BMD değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Femur boynu BMD sonuçları ele alındığında ise; olguların Z skorları dikkate alındığında, 1 olguda (%8,3) osteoporoz, 3 olguda (%25) osteopeni varlığı saptanmıştır. Olguların 8'inin (%66,7) normal femur boynu BMD değerlerine sahip olduğu görülmüştür. Tartışma:Kemik mineral dansitesi, çocukluk ve adölesan dönemi boyunca artar ve ortalama yirmili yaşlarda bir plato çizerek zirve kemik kitlesine ulaşılır. Zirve kemik mineral kitlesini etkileyen pek çok faktör bulunmaktadır. Sağlıklı çocuklar ve adölesanlarda yapılan pek çok çalışmada, normal vücut ağırlığı ve ağırlık ilişkili fiziksel aktivite en güçlü belirleyiciler olarak ortaya koyulmuştur. Yaptığımız çalışmada, hastalara ait fiziksel bulgular değerlendirildiğinde; profilaksi grubundaki vücut ağırlığı kanadıkça tedavi alan gruba göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu durum beden kitle indeksi için de geçerlidir. Fakat kemik mineral dansitesi ve D vitamini düzeyleri açısından iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Beden kitle indeksleri ele alındığında, kanadıkça tedavi alan grupta beden kitle indeksi ortalaması 18,4 kg/m2 olarak bulunmuştur ve bu değer zayıf olarak sınıflandırılmaktadır. Daha önceki çalışmalarda düşük vücut ağırlığı ile artmış kırık riski varlığının birlikteliği bildirilmiştir. Öte yandan profilaksi grubunda beden kitle indeksi ortalaması 22,4 kg/m2 olarak bulunmuştur ve bu değer normal olarak sınıflandırılmaktadır. Buradan hareketle profilaksi alan grupta, beden kitle iv indekslerinin daha yüksek olması nedeniyle kırık riski azalmış olarak değerlendirilebilir. İki grup arasında 25(OH)VitD3 düzeyleri açısından yapılan karşılaştırmada istatitiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Olgulardan D vitamini düzeyi için alınan kan örneklerinin zamanlaması sonuçları etkileyebileceğinden, aynı mevsimsel şartlar içinde alınmasına dikkat edilmiştir. Profilaksi grubunda sadece 8 (%33,3) olguda ve kanadıkça tedavi alan grupta ise 6 olguda (%50) D vitamini düzeyleri normal sınırlarda saptanmıştır. Diğer olgularda D vitamini "Eksik+Yetersiz" olarak birleştirilerek ele alındığında; profilaksi grubunda 16 (%66,7) ve kanadıkça tedavi alan grupta ise 6 (%50) olguda D vitamini düzeyleri "eksik veya yetersiz" bulunmuştur. D vitamini, kalsiyum hemostazını düzenleyen 3 temel hormondan birisidir. Diğer hormonlar kalsitonin ve parathormondur. Zirve kemik kitlesine ulaşmada etkinliği yüksek bir hormondur. Olgu gruplarımızda, D vitamini düzeylerinin her iki grupta da ≥%50 hastada "eksik veya yetersiz" olduğu bulunmuştur. Bu olgulardan BMD sonuçları normal olanların dahi izleme alınarak gelişebilecek osteoporoz ve osteopeni açısından yakın takipleri gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Hemofili, Profilaktik tedavi, Kanadıkça tedavi, Osteoporoz

HemofiliHemofiliKemik dansitesi+6
Şefika Akyol
Ege University
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Kemik yüzeyi taklit biyobozunur polimerik doku iskeleleri

BiomaterialsBiomedical applicationsBone tissue+1
Öznur Demir
Boğaziçi University · Biyomedikal Mühendislik Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Dental kök hücrelerin kemiğe farklılaşmasında mikrobiyota ürünlerinin rolü

Dişin süt dişleri veya yetişkin diş pulpasından, periodontal veya diş folikülü gibi farklı bölümlerinden kök hücre elde etmek mümkündür. Elde edilen bu kök hücrelerin osteojenik farklılaştırıldığı gösterilmiştir. Bu araştırmada klinik sonuçları araştırılmaya devam eden postbiyotiklerin dental pulpa kök hücreden kemiğe farklılaşması açısından kullanılabilirliği araştırıldı. Kök hücreler, vücutta hasarlı ve hastalıklı hücrelerin yerine geçerek organizma hemostasisini sağlayan önemli bir umut vadeden rejeneratif tedavi yöntemidir. Ancak kök hücre izolasyonu, farklılaşma ve maliyet, bu umut vadeden yöntemin yaygınlaşmasını engellemektedir. Farklı kaynaklardan elde edilmiş postbiotiklerin varlığında dental pulpa kök hücrelerinin kemiğe farklılaşması araştırıldı ve kontrol grupları ile karşılaştırıldı. Elde edilen verilere göre farklılaşmanın gerçeklemediği, deney grupları ile kontrol grupları arasında fark olmadığı gözlenmiştir.

Kemik ve kemiklerPluripotent kök hücrelerProbiyotikler
Muhammet Habip Güçlü
Ankara University · Biyoteknoloji Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemik tümörü olan hastalarda vaskülarize fibula grefti ile yapılan rekonstrüksiyon sonrası klinik fonksiyonel skorlarının incelenmesi

Kemik segment kayıplarının tedavisi için geçmişten günümüze çeşitli tedavi yöntemleri sunulmuştur. Travma, osteomiyelit, doğumsal anomaliler, iskelet sistemi tümör rezeksiyonu, protez cerrahisi ve omurga cerrahisinde kemik segment kayıpları oluşabilmektedir. Rekonstrüktif ameliyatlar için en sık tercih edilen ameliyat teknik-leri arasında otojen kemik grefti, kemik allogrefti ile cerrahi, distraksiyon osteogenezisi ve serbest damarlı kemik greftleri kullanılmaktadır. Bu ameliyatlar arasında biyolojinin devamını sağladığı için serbest damarlı kemik grefti en sık kul-lanılan tekniktir Bizim çalışmamızda 2005-2021 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fa-kültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde, tümör nedeniyle oluşan segmenter ke-mik kayıplarının serbest damarlı fibula otogrefti ile rekonstrüksiyonları sonrasında klinik skorları görsel analog skala (VAS), Musculoskeletal Tumor Society (MSTS) skalası, Short form -36 (SF-36) yaşam kalitesi ölçeği ile analiz edilip, fonksiyon ve yaşam kalitesi kaynama süresiyle ilişkisi retrospektif olarak araştırılmıştır. Kırk yedi hastanın 21'i kadın 26'sı erkek olup, yaş ortalamaları 31.3 idi (min:10-maks:74). On sekiz hasta üst ekstremite tümörü nedeniyle SDFG ile rekosntrükte edilirken, 29 hasta ise alt ekstremite tümörü nedeniyle SDFG ile rekonstrükte edildi. Üst ekstremiteden opere edilen hastalardan 11'inde humerus, 7'sinde ise radius yerleşimli tümörler vardı. Alt ekstremitede ise tümörlerin 14'ü femur, 15'i tibia yerleşimli idi. Hastaların operasyon sırasında ölçülen defekt miktarı ortalama 13,73 cm'dir (min: 6.07 maks: 22.44). Hastaların takip süreleri ortalama 50 aydır (min:24- maks:147); bu takiplerde 9 hasta (%19.15) ölmüştür. Hastaların takip-leri sırasında kullanılan görüntüleme yöntemlerinden direkt grafiler ve bazı hastalarda kullanılan bilgisayarlı tomografiler incelendiğinde 47 hastanın 45'inde greftte kaynama olduğu görülmüş olup, ortalama kaynama süresi 6.7 (min:2 - maks:14 ) ay olarak izlenmiştir. Hastaların ağrı ve fonksiyonları incelendiğinde 47 hastanın son kontrollerinde VAS skoru 3.57 (min:0- maks:10) görüldü. MSTS skoru: 21.12 (min:5- maks:35) izlendi. Hastaların SF-36 anketleri incelendiğinde preoperatif skorlamalar tüm hastalarda postoperatif döneme göre daha düşüktü. Kırk beş hastanın kaynama süreleri 6 aydan kısa ve 6 aydan uzun olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Hasta cinsiyetinin, ekstremite farkının, tümör yerleşiminin, defekt miktarının, preoperatif ve/veya post operatif KT ve/veya RT durumunun, uzak me-tastaz varlığının, ameliyat sonrası komplikasyon gelişmesinin ve hastanede yatış sü-resinin kaynama süresine etkisi incelendi. Bu parametlerin analizlerinde üst esktremitede kemik kaynama süresinin daha erken olduğu ve ameliyat sonrası komp-likasyon gelişen hastalarda kemik kaynama süresinin istatistiksel olarak anlamlı şe-kilde uzadığı görüldü (p=0.03, p=0.007). Aynı nedenlerin hastaların MSTS skorlarına etkisi incelendiğinde istatiksel olarak gruplar arasında fark izlenmedi (tablo 6). Ayrıca kaynama süresinin yaş, VAS skoru ve MSTS skoru ile ilişkisini de in-celedik. Değerlerin hepsi parametrik olmadığından Spearman's rho testi ile grupları karşılaştırdık. Hastaların kaynama süresi ile yaşları arasında anlamlı negatif korelas-yon gözlemledik. Ayrıca hastaların 24 ay sonundaki MSTS skoru ile kaynama süreleri arasında negatif korelasyon gözlemledik ancak istatistiksel olarak anlamlı değildi. MSTS skoru ile VAS skoru arasında da beklenildiği gibi pozitif koreleasyon göz-lemledik ve istatistiksel olarak anlamlıydı (tablo 5) (şekil 33,34). Çalışmamızda SF-36 alt başlıklarının skorları ameliyat öncesine göre daha yüksekti ve bu istatistiksel olarak anlamlıydı (tablo 3). Serbest damarlı fibula greftleri kaynamayı hızlandıran biyolojik rekonstrüksiyon yöntemleridir. Bu yöntemle hastaların kemik kaynama süresi ortalama 6 ay, uzamış vakalarda 9-12 ayı bulsa da, hastaların iki yıl sonunda fonksiyonel skorlamaları ben-zerdir ve ameliyat öncesi döneme göre hem duygu durumları hem de ekstremite fonksiyonları daha yüksektir.

FibulaKemik hastalıklarıKemik neoplazmları+4
Mehmet Can Gezer
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Denizli il merkezinde aile sağlığı merkezine başvuran 50 yaş ve üzeri bireylerin osteoporoz konusunda bilgi, tutum ve farkındalıkları

Osteoporoz, düşük kemik kütlesi, kemik dokusunun mikromimarisinde bozulma ve bunun sonucunda kemik kırılganlığında ve kırılmaya yatkınlıkta artışla karakterize sistemik ve metabolik bir kemik hastalığı olarak tanımlanır ve dünyada beklenen yaşam süresinin artmasıyla birlikte önemi artan bir küresel sağlık sorunu haline gelmiştir. Günümüzde 200 milyondan fazla bireyin osteoporoza sahip olduğu tahmin edilmektedir. Temmuz-Kasım 2022 tarihleri arasında Denizli il merkezinde belirlenen 4 ASM'ye başvuran 50 yaş ve üzeri 403 katılımcı ile yürütülen bu çalışma kesitsel-tanımlayıcı bir çalışmadır. Katılımcılara literatür taraması sonucunda oluşturulan anket formu yüzyüze uygulanmıştır. Anketin 9 sorusu osteoporoz bilgi sorularından oluşmaktadır. Kadınların %22,1'inde, erkeklerin %3,3'ünde, postmenopozal kadınların %24,3'ünde osteoporoz tanısının olduğu, %87,8'inin osteoporozu duyduğu, kadınların osteoporozu daha çok duyduğu, katılımcıların osteoporoz konusunda ana bilgi kaynağının aile-arkadaşlar olduğu belirlenmiştir. Aile sağlığı merkezi bilgi kaynağı olarak 4. sırada yer almıştır. Yalnızca 1 katılımcı DEXA için aile hekimi tarafından yönlendirildiğini bildirmiştir. Katılımcıların osteoporoz bilgi puan ortalaması 5,78 ± 2 olarak hesaplanmıştır. Yaş arttıkça bilgi düzeyinin azaldığı, eğitim düzeyi arttıkça bilgi düzeyinin arttığı görülmüştür. Katılımcıların erken yaşlarda osteoporoz hakkında bilgilendirilmesi, osteoporoz yönetimi konusunda birinci basamağın ve aile hekimlerinin daha aktif rol alması önerilebilir.

Aile sağlığı merkeziBilgi düzeyiDenizli+5
Tuğba Aygündüz
Pamukkale University
2023
00

Related subjects