Meme kanseri
94 theses under this subject heading
Meme kanseri tanısı alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisi
Giriş ve Amaç: Bu randomize kontrollü araştırma, meme kanseri tanısı alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, Şubat-Ağustos 2023 tarihleri arasında bir onkoloji hastanesinin ayaktan kemoterapi ünitesinde tedavi görmekte olan 43 deney ve 42 kontrol olmak üzere 85 meme kanseri tanılı hasta ile yürütüldü. Araştırmanın verileri; Hasta Bilgi Formu, DSÖ Oral Toksisite Kriterleri, Ağız Değerlendirme Rehberi, EORTC QLQ-C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği, ECOG Performans Skalası kullanılarak toplandı. Bulgular, SPSS 26.0 programında değerlendirildi. Veriler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, bonferroni post hoc testi, Wilcoxon signed-rank testi kullanılarak analiz edildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 57,08±10,97 yıl olup deney ve kontrol grubunda yer alan hastaların kişisel, hastalığa ve tedaviye ilişkin özellikler açısından benzer özelliklere sahip olduğu belirlendi. Deney grubunda eğitim sonrası oral mukozit evresinde anlamlı düzeyde gerileme, ağız sağlığında iyileşme olduğu saptandı (p<0,05). 21. günde yapılan değerlendirmelerde deney grubunun genel sağlık puan ortalamasının ve fonksiyon skorunun alt boyutları olan fiziksel işlev, rol işlevi, duygusal işlev, bilişsel ve sosyal işlevi kapsayan yaşam kalitesine ilişkin puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı; deney grubunda yorgunluk, iştahsızlık, bulantı-kusma, dispne ve uykusuzluğu içeren semptom puan ortalamalarının anlamlı derecede azaldığı, kontrol grubunda ise yorgunluk ve uykusuzluğun anlamlı derecede arttığı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Meme kanseri tanısı ile kemoterapi alan kadınlara oral mukoziti önlemeye yönelik verilen eğitimin oral mukozit şiddetini azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı saptanmıştır. Hemşirelerin oral mukoziti yönetebilmek ve yaşam kalitesini arttırmak için hastalara bu konuda eğitim vermeleri önerilmektedir.
Deneysel olarak oluşturulmuş meme tümörlerinde kuersetin'in poliamin metabolizması üzerine etkileri
Meme kanseri dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü ve kanser sebepli ölümlerin önde gelen nedenidir. Putresin, spermidin ve spermin memeli hücrelerinde bulunan başlıca üç poliamindir. Poliaminler hücre büyümesi ve çoğalması için gerekli moleküllerdir. Yüksek poliamin düzeylerinin kanserle ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, deneysel olarak meme tümörü oluşturulmuş farelerde kuersetinin serum ve tümör dokusunda birer poliamin olan putresin, spermidin ve spermin düzeylerine etkisini incelemektir. Çalışmada 50 adet erkek Balb/c cinsi fare kullanıldı. Sağlıklı kontrol ve tedavi, tümör kontrol, tedavi 1 ve 2 olmak üzere 5 deney grubu oluşturuldu (n=10). Tümör kontrol, tedavi 1 ve 2 gruplarındaki farelerin sol bacak içlerine subkutan yolla 200µL Ehrlich assit tümör hücresi enjekte edilerek meme kanseri modeli oluşturuldu. Sağlıklı ve tümör kontrol grubuna sadece çözücü sıvı uygulanırken, sağlıklı tedavi ve tedavi 1 grubuna 10 mg/kg, tedavi 2 grubuna 30 mg/kg kuersetin 14 gün boyunca intraperitoneal yolla enjekte edildi. Tümör dokusu ve serumda putresin, spermidin ve spermin düzeyleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi yöntemiyle ölçüldü. Tümör kontrol grubunda sağlıklı kontrol grubuna kıyasla serum putresin, spermidin ve spermin düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulundu. Her iki tedavi grubunda tümör dokusu ve serum putresin, spermidin ve spermin düzeyleri tümör kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulundu. Tedavi grubu 2'de daha belirgin olmak üzere tedavi gruplarının histopatolojik görüntüsünde tümör kontrol grubuna göre belirgin bir iyileşme gözlendi. Sonuç olarak çalışmamız, deneysel olarak meme tümörü oluşturulmuş farelerde kuersetinin serum ve tümör dokusunda artan putresin, spermidin ve spermin düzeylerini azaltarak antikanser etkiye sahip olabileceğini göstermiştir. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, putresin, spermidin, spermin, kuersetin
Meme kanserinin geliştirilmiş makine öğrenme yöntemleri ile tespiti
Meme kanseri dünya genelinde kadınlar arasında en sık görülen kanser türüdür. Meme kanseri erken evrede teşhis edilirse, tedavi edilmesi mümkündür. Bu çalışma meme kanserinin tanısı için geliştirilmiş makine öğrenme algoritmalarına dayalı yeni bir sınıflandırma sistemi önermektedir. Geliştirilmiş makine öğrenme algoritmaları oluşturmak amacıyla öznitelik seçim ve hiperparametre optimizasyon yöntemleri kullanılmıştır. Makine öğrenme algoritması olarak sırasıyla Karar Ağacı, Naive Bayes, Destek Vektör Makinesi, K-En Yakın Komşu ve Topluluk Öğrenme yöntemleri kullanılmıştır. Tüm deneyler Wisconsin Meme Kanseri Veri (WBCD) seti ve Mamografi Meme Kanseri Veri Seti (MBCD) olmak üzere iki farklı meme kanseri veri seti üzerinde test edilmiştir. Veri setlerinin en ayırt edici özniteliklerini belirlemek amacıyla sırasıyla Relief, En Küçük Mutlak Daralma ve Seçme Operatörü ((Least Absolute Deviation and Least Absolute Shrinkage and Selection Operator-LASSO) ve Ardışık İleri Yönde Seçim yöntemleri kullanılmıştır. Makine öğrenme algoritmalarındaki en uygun hiperparametreleri bulmak için Bayes optimizasyon (BO) yöntemi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında en iyi sınıflandırma oranını elde etmek amacıyla farklı deneyler yapılmıştır. Önerilen öznitelik seçim-Bayes optimizasyon hibrit yöntemleri çalışmada kullanılan makine öğrenme algoritmalarının sınıflandırma oranlarını artırmıştır. Yapılan deneyler sonucunda, LASSO-BO-DVM yöntemi her iki meme kanseri veri setinde de en yüksek doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F1-skorunu göstermiştir (WBCD için %98,95, %97,17, %100 ve %98,56; MBCD için %97,95, %98,28, %98,28 ve %98,28).
Kemoterapotik doksorubisin ve 5-Florourasil'in kurkumin ve C vitamini ile kombine uygulamasının MCF-7 hücrelerine etkilerinin değerlendirilmesi
Meme kanseri tüm dünyada en sık görülen kanser türleri arasındadır ve tüm dünyada kanserin teşhisi ve tedavisi için araştırmacılar laboratuvar çalışmaları yürütmektedirler. Bu çalışmada bir meme kanseri hücre hattı MCF-7'de kurkumin ve C vitamininin meme kanserinin tedavisin-de kullanılan kemoterapatik ajanlar Doksorubisin ve 5-Florourasil ile kombine uygulanmasının hücre canlılığı üzerindeki etkisi ve TNF-alpha, IL-6, IL-10'un ekspresyonuna etkisi araştırılmıştır. Sitotoksik etkiyi belirlemek için yapılan MTT testi sonucunda hücre canlılığının 1000 mikromolar kurkumin uygulamasında %52,7 , 100 mikromolar doksorubisin uygulamasında %53,3, 500 mikromolar 5-Florourasil uygulamasında %47,1, 500 mikromolar c vitamini uygulamasında ise %62,2 olduğu belir-lenmiştir. Kurkuminin Doksorubisin ve 5-Florourasil ile kombine uygulamalarında hücre canlı-lığının %28 ve %30' lara kadar daha da azaldığı gözlenmiştir ancak C vitamini ile birlikte ke-moterapi ajanlarının kombinlendiği deney gruplarında böyle bir etki gözlenmemiştir. TNF-, IL-6, IL-10'un ekspresyonunlarını belirlemek için yapılan Elisa analizleri sonucunda kurkumin uygulanan hücrelerde %52 IL-6 ekspresyon gözlenirken diğer deney gruplarında IL-6 seviyesi %15 seviyelerine kadar gerilemiştir. TNF-alpha ve IL-10 ifadelerinde anlamlı bir değişim saptanmamıştır.
Kafestol ve kahveolün meme kanseri hücre hattı (MCF-7) üzerindeki sitotoksik ve apoptotik etkileri
Son yıllarda gittikçe yaygınlaşan bir hastalık olan kanserin, tedavisinde karşılaşılan zorluklar bizleri alternatif yaklaşımlara yöneltmiştir. Günümüzde kanserin tedavisinde kemoterapi, immünoterapi ve cerrahi terapinin yanında doğal anti-kanserojen maddelerle destek terapisinin de kullanımı tartışılan bir konudur. Kanser hücrelerinin metabolizmaları aydınlatıldıkça farklı antioksidan, antilipid ve antikarbonhidrat moleküllerin kanser hücrelerinin gelişimi, oluşumu ve yayılmasında etkili olduğu gösterilmektedir. Diterpenler, genellikle bitkilerde bulunan dört izopren halkası içeren doğal birleşiklerdir. Kahve çekirdeğinde bulunan kafestol ve kahveol de birer doğal diterpendir. Daha çok antioksidan ve antilipid özelllikleri bilinen kafestol ve kahveolün antikanser özelliklerinin de ön plana çıkarılması çalışmamızın amacını oluşturmaktadır. Çalışmamızda meme kanseri hücre hattı (MCF-7) üzerine bu diterpenleri farklı dozlarda uyguladıktan sonra, kafestol ve kahveolün meme kanseri hücreleri üzerinde sitotoksik ve apoptotik etkiler gösterdiğini gördük. Elde ettiğimiz bulgulara göre; kahveol maddesinin MCF-7 hücreleri üzerinde 24 saatte IC50 değeri 28,117 µM, kafestol maddesinin MCF-7 hücreleri üzerinde 24 saatte IC50 değeri 164,791 µM olarak bulunmuştur. Analiz sonucunda kahveol eklenen hücrelerdeki canlılık oranı % 45,49, kafestol eklenenlenen % 71,7 iken kontrol grubunda bu oran % 98,88 bulunmuştur. Apoptoz oranlarına baktığımızda kahveol eklenen grupta % 50,19, kafestol eklenen grupta % 26,46, kontrol grubunda ise %0,03 bulunmuştur. Bulgular istatistiksel açıdan anlamlıdır. (p< 0,05)
Meme kanser modelinde Tocilizumab'in moleküler mekanizmalara etkisi
Meme kanseri, dünya genelinde en yaygın ve agresif malignitelerden biri olup, üçlü negatif meme kanseri (TNBC) kötü prognoz ve sınırlı tedavi seçenekleri ile karakterize edilmektedir. Bu çalışmada, BALB/c farelerde 4T1 TNBC modeli oluşturularak, interlökin-6 reseptör (IL-6R) inhibitörü Tocilizumab ve geleneksel bir kemoterapötik olan Cisplatin'in tek başına ve kombinasyon halinde terapötik etkileri araştırılmıştır. Negatif ve tümör kontrol gruplarının yanı sıra Tocilizumab, Cisplatin ve kombinasyon tedavisi alan deney grupları tasarlanmıştır. Tümör büyümesi dijital kumpas ile seri ölçümlerle izlenmiş, sistemik sağlık durumu ise vücut ağırlığı takibi ile değerlendirilmiştir. Tedavi sonrasında primer tümör dokuları histopatolojik, immünohistokimyasal, ELISA ve qPCR analizleri için toplanmıştır. Sonuçlar, Tocilizumab ve Cisplatin'in birbirini tamamlayıcı ancak farklı mekanizmalarla etkili olduğunu göstermiştir. Tocilizumab, IL-6 sinyal yolunu baskılayarak STAT3 aktivasyonunu azaltmış ve PCNA ekspresyonunu düşürerek belirgin antiproliferatif etki sağlamıştır.. Kombinasyon tedavisi, tümör hacminde anlamlı azalma, metastatik aktivitede düşüş ve PCNA ekspresyonlarında sinerjik modülasyon sağlamıştır. Bu moleküler bulgular histopatolojik bulgular ve sağkalım verileri ile de uyum göstermiştir. Bu çalışma, TNBC'de IL-6/STAT3 sinyal yolunun hedeflenmesinin terapötik önemine ilişkin yeni ve anlamlı bulgular sunmaktadır. Tocilizumab ve Cisplatin'in birlikte uygulanması, antitümör etkinliği artırarak olası bir sinerjik etkileşimi ortaya koymuştur. Elde edilen veriler, IL-6/STAT3 yolak inhibisyonunun umut vadeden bir tedavi yaklaşımı olduğunu desteklemekte ve TNBC tedavisinde yenilikçi kombinasyon stratejilerinin geliştirilmesi için bilimsel bir temel oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: IL-6/STAT3 Sinyal Yolağı, Kombinasyon Tedavisi, Cisplatin, Tocilizumab, Üçlü Negatif Meme Kanseri (TNBC)
Histopatolojik görüntülerden derin öğrenme tabanlı meme kanseri teşhisi
Meme kanseri histopatolojik görüntülerinin doğru sınıflandırılması, erken teşhis ve etkili tedavi süreçlerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu tez çalışma, meme kanseri histopatolojik görüntülerinin sınıflandırılması amacıyla özel olarak tasarlanmış bir Convolutional Neural Network (CNN) modelinin geliştirilmesini ve performans değerlendirmesini kapsamaktadır. Araştırmanın ilk aşamasında, geniş veri kümeleri üzerinde önceden eğitilmiş transfer öğrenme modelleri değerlendirilmiştir. On bir farklı transfer öğrenme modeli kullanılmış ve öğrenme oranı, kayıp fonksiyonu, optimizasyon algoritması ve veri artırma teknikleri gibi parametreler titizlikle optimize edilmiştir. Xception ve InceptionV3 modelleri sırasıyla %89,89 ve %92,17 doğruluk oranları ile en yüksek performansı göstermiştir. Buna karşılık, MobileNetV2 ve EfficientNetV2B1 modelleri daha düşük başarı oranlarına sahip olmuştur. Transfer öğrenme modellerinden elde edilen sonuçlar doğrultusunda, sınıflandırma performansını daha da artırmak amacıyla özel bir CNN modeli tasarlanmıştır. Bu model, sıkıştırma-uyarı (squeeze-excite) mekanizmaları ve grup normalleştirme teknikleri ile optimize edilmiştir. Geliştirilen CNN modeli %93,93 doğruluk, %93,93 hassasiyet ve %93,98 F1 puanı ile transfer öğrenme modellerini geride bırakarak üstün bir performans sergilemiştir.
Folat reseptörü ifade eden immün hücrelerin tümör mikroçevresine infiltrasyonu ve kemoterapi direnci
Meme kanserinin gelişiminde, ilerlemesinde, metastazında ve direnç mekanizmalarının gelişiminde miyeloid hücreler kritik bir öneme sahiptir. Çalışmamız iki ana kısımdan meydana gelmektedir. i. Meme kanseri gelişimi boyunca miyeloid hücrelerin zamana bağlı olarak tümör mikroçevresinde ve farklı organlardaki sistemik etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. ii. P-gp ifadesine bağlı meme kanseri gelişiminin tümör ve metastatik odak olan akciğer dokularındaki miyeloid hücrelerin dağılımı ve kemoterapi uygulamalarıyla mikroçevre dinamiğindeki değişimlerin araştırılması amaçlanmaktadır. Tümör dokusunda zamana bağlı olarak miyeloid hücrelerin infiltrasyonu değerlendirildiğinde, makrofaj popülasyonlarının tüm aşamalarda en önemli popülasyon olduğu görüldü. Özellikle immün baskılamayı teşvik eden CD206+ makrofajlardaki FRβ ifadesinin ileri dönemlerde belirgin düzeyde arttığı gösterilmiştir. EMT6/AR1 tümör modelinde tümör gelişiminin erken döneminde EMT6 tümör modeline göre CD206+FRβ+ makrofajların anlamlı bir oranda arttığı gözlenmiştir. Geç dönemde ise, CD206+FRβ+ makrofajların azaldığı görülmektedir. Erken dönem kemoterapi tedavisi alan gruplarda tümör modelinden bağımsız olarak DOX tedavi gruplarında diğer tedavi gruplarına göre tümördeki CD206+FRβ+ makrofajların arttığı görülmüştür. Akciğer dokusundaki alveolar makrofajlar ise oldukça azalmıştır. Geç dönem kemoterapi alan gruplarda EMT6 tümör modelinde tedavi gruplarında kontrol grubuna göre akciğere infiltre olan monositlerin azaldığı, EMT6/AR1 tümör modelinde ise aksine arttığı gösterilmiştir. Kemoterapi uygulamasından bağımsız olarak farklı P-gp ifadesine sahip tümör modellerindeki monosit infiltrasyonlarındaki fark önemli bulunmuştur.
Meme kanseri veya kolon kanseri sebebiyle adjuvan kemoterapi alan hastalarda tanı ile tedavi arasındaki sürenin ve adjuvan tedavi gecikme süresinin progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalıma etkisi
Meme kanseri dünyada kadınlarda en sık görülen kanserdir ve kansere bağlı ölümlerde kadınlarda 2. Sırada izlenmektedir. Dünyada ve ülkemizde meme kanseri ile ilgili birçok çalışma bulunmaktadır. Meme kanseri sebebiyle adjuvan kemoterapi alan hastalarda tanı ile tedavi arasındaki sürenin ve adjuvan tedavi gecikmesinin progresyonsuz sağkalım ve genel sağkalıma etkisinin değerlendirmeyi amaçladık. Kliniğimizde kolon kanserine ağırlıklı olarak neoadjuvan tedavi bulunduğundan o hastaları dahil etmedik. 2015-2022 tarihlerinde, Hacettepe Üniversitesi Medikal Onkoloji bölümünde meme kanseri tanısı alan 2000 hasta retrospektif olarak tarandı. Adjuvan tedavi almış olan 558 hastanın verileri kaydedilerek analizler yapıldı. Hastaların tanı yaş ortalaması 49,3 ± 10,4 yıl saptandı. Patolojik tanılarına baktığımızda %84,1 IDC, %6,1 ILC, %9,9 'u mikst IDLC idi. Hastaların %84,2'sine MRM uygulandığı görüldü. Hastaların, ortalama 62,00±28 ay takip süresi sonrası %5,2'sinde progresyon görüldü. Kürler arası gecikme görülen 294 hasta, kürler arası gecikme süresi ortalaması 4,69±6,31 gün, kürler arası gecikme süresi ortalaması, günlük gecikme süresi ve gecikme sebebi değişkenleri ile progresyon arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edildi. En sık hasta kaynaklı sebeplere bağlı ve NPA'ya bağlı gecikmeler tespit edildi. Cerrahiden sonra ortalama 24,07 ± 12,62 (2-94) gün içerisinde hastaların kemoterapi aldıkları görüldü. Her 10 günlük gecikmeyle hastalık progresyonu arasında anlamlı farklılık tespit edildi. Progresyonsuz sağkalımda histolojik alt tipin (HR+), erken evrenin, cerrahi sonrası kemoterapiye erken başlamanın ve gecikme yaşanmamasının, adjuvan kemoterapiler arasındaki kürlerde gecikme yaşanmamasının olumlu etkisi olduğu bulundu. Bu konuda daha net bilgiler elde edilmesi için daha çok hastayı içeren çok merkezli çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Enkapsüle edilmiş miR-3670, miR-8078 temelli tedavi yaklaşımının meme kanserinin immünoterapisindeki etkinliğinin araştırılması
Bu çalışmada amaç, MCF-7 meme kanseri hücrelerinde aşırı eksprese edilen bir immün kontrol noktası olan PD-L1'in ekspresyonunu mikroRNA-3670 (miR-3670) ve mikroRNA-8078 (miR-8078) kullanarak inhibe etmek ve meme kanserindeki immünoterapötik özelliklerini araştırmaktır. Biyoinformatik analizlerimiz sonucunda miR-3670'in PD-L1 mRNA'nın iki farklı bölgesine yüksek bağlanma skorlarıyla (82.15 ve 87.35) bağlanabildiği, PD-L1 ligand sentez yolaklarını ve kanser hücrelerinin temel düzenleyici yolaklarını önemli ölçüde hedef aldığı ve meme kanserinde PD-L1 ekspresyonunu etkili bir şekilde baskıladığı tespit edilmiştir. Sitotoksisite analizi, her iki miRNA'nın 1nM dozunun MCF-7 hücre hattında yüksek toksisite sergilerken, sağlıklı bir meme dokusu hücre hattı olan HME1'de daha az toksik olduğunu tespit edilmiştir. Total RNA analizleri, toplam RNA konsantrasyonları ile sitotoksisite seviyeleri arasında anlamlı bir korelasyon olduğunu belirlemiştir. Yüksek sitotoksik dozlarda toplam RNA miktarında bir azalma gözlenirken, düşük sitotoksik dozlarda bir artış belirlenmiştir. RT-PCR ve ELISA analizlerimize dayanarak, miRNA-3670 ve miRNA-8078 mimiklerinin 1 nM dozlarının MCF-7 hücrelerinde hem PD-L1 gen ifadesini hem de sPD-L1 protein seviyelerini azalttığı tespit edilmiştir. Ancak, HME1 hücreleri üzerinde anlamlı bir etki tespit edilememiştir. MCF-7 hücrelerinde, miR-3670 ve miR-8078 hücre sağkalımını azaltıp apoptozu tetiklerken, HME1 hücrelerinde anlamlı bir farka neden olmamıştır. Hücre göçü analizimize göre, miRNA'lar MCF-7 hücrelerinde hücre göçü üzerinde güçlü bir inhibitör etkiye sahipti (sırasıyla %81.47 ve %99.8) ve anti-metastatik özellik sergilemiştir. Tersine, HME1 hücrelerinde hücre göçünü inhibe edemediği (sırasıyla %22.8 ve %6.2) tespit edilmiştir. Morfoloji ve biyoinformatik analizlere (KEGG ve GO) dayanarak, her iki miRNA da lamellipodia varlığında önemli bir düşüşe yol açarak MCF-7 hücrelerinde EMT'den MET'e geçişe neden olduğu tespit edilmiştir. Ancak, HME1 hücrelerinde görünür morfolojik değişiklikler gözlenmemiştir. Metastazla ilişkili parametreler üzerinde yapılan ELISA analizlerine göre, MCF-7 ve HME1 hücrelerinde miR-3670 ile miR-8078'in 1nM dozu serbest e-kaderin antijen seviyelerini önemli ölçüde azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca, miR-3670 ve miR-8078'in MCF-7 ve HME1 hücrelerinde sVEGF-A seviyesinde ve sTINAGL-1 antijen seviyesinde azalmaya neden olduğu bulunmuştur. miR-3670 ve miR-8078'in MCF-7 hücrelerinde koloni oluşumunu sırasıyla %17.7 ve %78.2'lik bir azalma ile önemli ölçüde engellediği belirlenmiştir. MCF-7 hücre hattında 3D sferoid oluşumunu %90 oranında engellediği ve tipik olarak elipsoid şekilli 3D sferoidlerin aksine amorf sferoidlerin (sırasıyla %13 ve %22) gelişmesine neden olduğu tespit edilmiştir. Oluşturulan 3D sferoidlerin boyutunun 100 µm'nin altında kaldığı ve hacimlerinin 1 mm3 ten az olduğu tespit edilmiştir. HME1 hücre hattında 3D sferoid yapı gözlenmemiştir. Sonuç olarak; miRNA'ların (miR-3670, miR-8078), meme kanseri hücrelerinde bağışıklık tepkilerinin yeniden yönlendirilmesi yoluyla kanser immünoterapisi için potansiyele sahip olabileceğini göstermiştir. Özellikle mevcut kanser tedavisi yaklaşımlarında giderek daha önemli hale gelen kişiselleştirilmiş kanser immünoterapisi de ve hedefe yönelik tedaviye ilişkin gelecekteki araştırmalar için bir temel sağlayabilir.
Meme kanserli hastalarda 6 minute pegboard and ring test desteksiz kol fonksiyonu egzersiz testinin geçerliği ve güvenirliğinin değerlendirilmesi
Meme kanseri kadınlar arasında en sık görülen kanser türüdür. Son yıllarda gelişen tedavi olanakları ile meme kanseri sonrası sağ kalım oranlarının artmasına rağmen yaşam kalitesini azaltan ve günlük yaşam aktivitelerini sınırlandıran pek çok yan etki görülmektedir. Meme kanseri olan hastalarda üst ekstremite fonksiyonel limitasyonları en sık görülen aktivite limitasyonlarından biridir. 6 dakika delikli pano ve halka testi (6PBRT) üst ekstremite fonksiyonel kapasitesini değerlendiren bir testtir. Bu çalışmanın amacı; meme kanseri olan hastalarda 6PBRT'nin geçerliği ve güvenirliğinin araştırılmasıydı. Çalışmaya 48 meme kanseri hastası (ortalama yaş=55,40 ±10,40 yıl) dahil edildi. Bireylerin demografik ve fiziksel özellikleri ve tıbbi hikayesi kaydedildi. Üst ekstremite antropometrik değerlendirilmesi uzunluk ölçümü ile yapıldı. Lenfödem değerlendirilmesi çevre ölçümü ile yapıldı. Üst ekstremite enduransı değerlendirmesi için Üst Ekstremite ve Boyun Fonksiyonel Değerlendirme Testi (FIT-HaNSA) ile yapıldı. El dinamometresi ile kavrama kuvveti ölçüldü. Ağrı eşiği algometre ile değerlendirildi. Üst ekstremite fonksiyonel kol egzersiz kapasitesi 6PBRT ile değerlendirildi. Maksimal kol egzersiz kapasitesi kol ergometresi testi ile değerlendirildi. Hastaların üst ekstremite fonksiyonelliği Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (Quick Disabilities of the Arm, Shoulder and Hand Questionnare-Q-DASH-T) ile değerlendirildi. 6PBRT'nin güvenilirliği için bir 30 dakika arayla aynı koşullarda test tekrar edildi. 6PBRT'nin geçerliği için; kol ergometresi testi sırasında ulaşılan zirve iş yükü (W) ve oksijen tüketim düzeyi (VO2) ve Q-DASH-T skoru kriter yöntem olarak belirlendi. Test-tekrar test güvenirliğini belirlemek için Bland-Altman analizi, ICC ve % 95 güven aralıkları (Confidence Intervals-CI) analiz edildi. Çalışmanın sonucunda, birinci ve ikinci 6PBRT skorları arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı çok kuvvetli düzeyde ilişki vardı (r=0,866, p<0,001). 6PBRT için ICC değeri 0,782 (% 95 CI=0,334-0,910) olarak bulundu. Ölçümün standart hatası (SEM) 17,39 ve tespit edilebilir minimal değişim (MDC) 48,06 olarak hesaplandı. Bland-Altman analizine göre; 6PBRT tekrarlanabilir alt ve üst sınırları sırasıyla -55,51 ve - 21,89 halka idi. 6PBRT skoru ile kol ergometresindeki zirve VO2 (r=0,649, p=<0,001) ve zirve iş yükü (W) (r=0,601, p=<0,001) ile pozitif yönde kuvvetli, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki vardı. 6PBRT skoru ile Quick- DASH-T skoru arasında negatif yönde orta kuvvette, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (r=-0,466, p=0,003) vardı. Bu çalışma meme kanseri olan hastalarda 6PBRT'nin iyi bir test-tekrar test güvenirliğine sahip olduğunu ve geçerli bir test olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar meme kanseri olan hastalarda kol egzersiz kapasitesinin değerlendirilmesinde 6PBRT'nin pratik, kullanışlı, geçerli ve güvenilir bir değerlendirme aracı olduğunu desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Kol ergometresi testi, egzersiz toleransı, meme kanseri, üst ekstremite, egzersiz testi, 6 dakika delikli pano ve halka testi.
Makine öğrenmesi yöntemleri ile kanser hastalığı teşhisi
Son yıllarda Yapay Zekâ 'da yaşanan ilerlemeler ve keşiflerle birlikte Yapay Zekâ kavramını hayatın hemen hemen her alanında kullanılmaya başlanmıştır. Yapay Zekanın bir alt dalı olarak adlandırılan makine öğrenmesi alanında yapılan çalışmaların artmasıyla birlikte bu çalışmaların özellikle sağlık alanındaki sayısı oldukça artmıştır. Özellikle günümüzde kanser hastalığından ölen insan sayısının her geçen gün artmasıyla, bu alanda gerçekleştirilen makine öğrenmesi çalışmalarının önemi artmaktadır. Kanserin erkenden ve doğru bir şekilde teşhis edilebilmesi, kanserin tedavi edilebilmesi ve hayatta kalma ihtimalinin artması açısından önem teşkil etmektedir. Bu çalışmada dört farklı meme kanseri veri seti üzerinde meme kanseri teşhisi ve sınıflandırması için makine öğrenmesi uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Birinci veri setinde TBA, LDA ve t-SNE boyut azaltma teknikleri ve Lojistik Regresyon, Destek Vektör Makineleri, Rastgele Orman, Naive Bayes, Gradyan Artırma, k-En Yakın Komşu, Karar Ağacı, AdaBoost, Ekstra Gradyan Artırma, Ekstra Gradyan Artırma (Rastgele Orman) makine öğrenmesi yöntemleri kullanılmıştır. İkinci veri setinde Rastgele Örnekleme (ROS) ve SMOTE yeniden örnekleme teknikleri ve Rastgele Orman, AdaBoost, Gradyan Artırma, k-En Yakın Komşu, Karar Ağacı, Naive Bayes, Lojistik Regresyon, Destek Vektör Makineleri ve Ekstra Gradyan Artırma makine öğrenmesi yöntemleri uygulanmıştır. Üçüncü veri setinde RFE, RFECV ve SelectKBest özellik seçim yöntemleri, yeniden örnekleme teknikleri ve çeşitli makine öğrenmesi yöntemleri kullanılmıştır. Dördüncü veri setinde hiper parametre optimizasyon yöntemlerinden olan Izgara Arama ve Rastgele Arama uygulandıktan sonra çeşitli makine öğrenmesi yöntemlerinin analizi gerçekleştirilmiştir. Dört farklı meme kanseri veri setinde farklı uygulamalar gerçekleştirilmiş olup, boyut azaltma, yeniden örnekleme, özellik seçimi ve hiper parametre optimizasyonunun sınıflandırma yöntemlerinin sonuçlarına etkisi araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan farklı teknikler ve yöntemler birbirleriyle ve diğer literatür çalışmalarıyla karşılaştırılmıştır.
Meme kanserinden sağ kalan kadınlara uygulanan sosyal bilişsel teori temelli fiziksel aktivite programının sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi
Çalışmanın amacı, Sosyal Bilişsel Teori temelli fiziksel aktivite geliştirme (SoBFAG) programının meme kanserinden sağ kalan kadınlarda sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyine etkisini değerlendirmektir. Araştırmada tek kör, ön test- son test randomize kontrollü deneysel tasarım kullanılmış olup sonuç değişkenleri ön test, 3. ve 6.ayda değerlendirildi. Çalışmanın örneklemini İstanbul ilindeki bir vakıf üniversitesi hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'na 2020-2024 yıllarında başvuran 84 meme kanseri tanısı almış hastalar (deney grubu 42, kontrol grubu 42) oluşturdu. Çalışmada veriler, Hasta Tanıtıcı Bilgiler Formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa, EORTC QLQ-C30 ve EORTC QLQ- BR23 Meme Kanserine Özgü Yaşam Kalitesi Ölçekleri, FACIT Yorgunluk Ölçeği, Egzersiz Öz Yeterlik Ölçeği, Çok boyutlu Egzersiz Sonuç Beklentisi Ölçeği, Egzersiz Hedef Belirleme Ölçeği, Egzersiz Planlama ve Zamanlama Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Fiziksel Aktivite Yakın Çevre Ölçeği ile toplandı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 49,94 ± 7,44 olup %45.24'ü 3.evrede tanı almıştı. Araştırma verileri, SoBFAG uygulanan kadınların program öncesi ve program sonrası (3.ay) fiziksel aktivite seviyelerinin, sosyal destek ve hedef belirleme puanlarının arttığı (P<0,005); yaşam kalitesi, yorgunluk ve diğer bilişsel süreçlerde anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bilişsel süreçlerin ele alındığı fiziksel aktivite müdahaleleri meme kanserinden sağ kalan kadınlarda fiziksel aktivite seviyesini arttırabilir. Bunun yanında yasam kalitesi, yorgunluk ve bilişsel süreçlerin etkilenmesi için bireylerin psikososyal süreçleri ele alınarak daha uzun sureli müdahaleler planlanmalı, izlem süreleri uzatılmalıdır.
Meme kanserinde ETV5 geninin östrojen reseptör (ER) ile ilişkisi
Meme kanseri, dünya çapında kadın sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturmakta ve en sık rastlanan kanser türlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Her sekiz kadından birinin hayatının belli bir döneminde bu hastalıkla karşılaşma riski vardır. Meme kanseri, akciğer kanserinden sonra kadınlarda ikinci en yüksek ölüm oranına sahip kanser türüdür. Ancak, erken teşhis ve müdahale, tedavi başarısını önemli ölçüde artırabilir. Bu çalışma, meme kanserinin moleküler patogenezinde kritik bir rol oynayan E26 transformation-specific (ETS) transkripsiyon faktörleri ailesi üzerine odaklanmaktadır. Bu faktörler, hücre büyümesi, farklılaşma ve gelişim gibi temel biyolojik süreçlerde etkili olup, kanser gelişimi ve ilerlemesi üzerinde önemli etkilere sahiptir. ETS faktörleri arasında yer alan ETV5 geni, hücre büyümesi ve farklılaşmasında önemli roller üstlenmektedir. Meme kanseri dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinde ETV5 gen ifade düzeylerindeki değişiklikler, hastalığın seyri ve prognozu açısından değerli bilgiler sunabilir. Bu çalışma, ETV5 gen ifadesinin östrojen reseptörü (ER) pozitif (ER+) ve üçlü negatif meme kanseri (TNBC) dokularında farklılık gösterip göstermediğini araştırmaktadır. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıbbi Patoloji Anabilim Dalında saklanan invaziv duktal meme karsinomu dokuları kullanılarak ETV5 gen ifade düzeyleri, gerçek zamanlı polimeraz zincir tepkimesi (GZ-PZT) yöntemiyle ölçülmüştür. Sonuçlar ETV5 ifadesinin meme kanseri dokularında normal meme dokularına kıyasla önemli ölçüde azaldığını ortaya koymuştur. Ayrıca, ETV5 ifadesi, ER (+) meme kanseri dokularında TNBC dokularına kıyasla daha düşük bulunmuştur. Bu bulgular, ETV5 geninin ER (+) meme kanserinde bir onkogen olarak değil, aksine bir tümör baskılayıcı gen olarak işlev görebileceğini düşündürmektedir, ancak bu etki TNBC kanserlerde görülmemektedir. Yani, ER varlığı, ETV5 ifadesini azaltıyor olabilir. Bu da bir transkripsiyon faktörü olan ETV5'in reseptörü kodlayan genlerle ilişkili olabileceğini düşündürebilir. ETV5 ifadesindeki azalma; transkripsiyonel düzenleme, tümör mikroçevresinin etkileri, kanser hücrelerinin moleküler özellikleri ve post-transkripsiyonel süreçler gibi çeşitli faktörlere bağlı olabilir. Anahtar kelimeler: ER pozitif, üçlü negatif, meme kanseri, duktal karsinom
Kadınların kendi kendine meme muayenesi uygulamalarının değerlendirilmesi
Meme kanseri, birçok ülkede kadınlarda en sık görülen kanser türü ve ölüm nedenidir. Her ay düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yapılması, meme kanseri için etkili bir tanı yöntemidir. Meme kanserinin erken tanı ve tedavisi için kendi kendine meme muayenesi basit, herkes tarafından uygulanabilen, özel araç gereç gerektirmeyen, kişilerin ayda on dakikasını alan bir erken tanı yöntemidir. Araştırmamız, kadınların meme kanseri ve kendi kendine meme muayenesi hakkındaki bilgi ve uygulamalarını araştırmak için yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma 16 Eylül – 16 Aralık 2013 tarihleri arasında Aile Sağlığı Merkezinde yapılmıştır. Örnekleme 18 yaş üzerinde olup çalışmayı gönüllülük ile kabul eden ve araştırma kriterlerine uygun 285 kadın alınmıştır. Olgular ile yüz yüze görüşülüp, gönüllü olur formu ile izin alınmış tanıtıcı bilgi formu ve Champion Sağlık İnanç Modeli ölçeği doldurtularak veriler toplanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların %41,4'ü 20-29 yaş arasında olup %60'ı evlidir ve %7,7'sinin ailesinde meme kanseri vardır. Kendi kendine meme muayenesi hakkında bilgisi olanların oranı %61,05 olup %20,7 si bilgi kaynağı olarak yakın çevreden öğrendiklerini ifade etmişlerdir. Kadınların tamamına yakını (%91,5 ) kendi kendine meme muayenesi yapmanın gerekliliğine inanırken, % 43,5'nin meme muayenesi yapmadığı ve yapmama nedeni olarak nasıl yapıldığını bilmediklerini (%23,1) ifade ettikleri belirlenmiştir. Meme Kanseri Sağlık İnanç Modeli kullanılarak elde edilen tarama davranışlarına yönelik sağlık inançları ölçek alt boyut puan ortalamalarının 8.0 (±2.26) ile 31.52 (±7.14) puan arasında değiştiği bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda kadınların meme kanseri erken tanı ve uygulama yöntemleri hakkında eksikliklerin olduğu ve eğitimlerle bu eksikliklerin giderilebileceği saptanmıştır.
Kükürt içeren şikonin oksim türevlerinin molekül modelleme çalışmaları ve yeni türevlerin tasarımı
Şikonin türevleri, kanser önleyici özellikleri ve ilaç olarak kullanılabilmeleri açısından önemli bileşik grubundadır. Günümüzde meme kanseri tedavilerinin birçok yan etkisi bulunmakla birlikte kısıtlı ilaç çeşitliliğine sahiptir. Bu tez çalışmasında, kükürt içeren şikonin oksim türevlendirilerek meme kanserinde ilaç öncüsü olabilecek yeni moleküllerin tasarlanması amaçlanmıştır. Amacımız çerçevesinde, öncelikle literatürde deneysel biyolojik aktiviteleri bilinen şikonin oksim türevlerinin, kuantum kimyasal yöntemlerle hesapladığımız moleküler tanımlayıcı verilerine, istatistiksel algoritmaların uygulanması ile kantitatif yapı-etki etkinlik ilişkilerini (QSAR) açıklayan modeller oluşturulmuştur. Oluşturduğumuz modellerle hesapladığımız aktiflikler arasındaki ilişki açıklanmıştır. Daha sonra, QSAR modeline uyabilecek, meme kanseri tedavisinde ilaç öncüsü olabileceğini düşündüğümüz sanal moleküller tasarlanmıştır. Deneysel biyolojik aktiflikleri bilinen moleküller ve tasarlanan moleküller meme kanseri tedavisinde kullanılan birçok ilacın çok iyi bağlandığı bilinen östrojen reseptörüne (ER) (PDB ID: 26OK) kenetlenmelerini açıklayan doking çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, doking çalışmalarını test etmek için meme kanseri tedavisinde kullanılan bir grup ilaç seçerek aynı reseptöre bağlanmaları da test edilmiştir. Çalışmalar, incelenen tüm moleküllerin biyoyararlanımları, fizikokimyasal özellikleri, farmakokinetikleri, sudaki çözünürlükleri, lipofilisiteleri, ilaç benzerlikleri gibi organizma içindeki absorbsiyon, dağılım, metabolize edilme ve atılım (ADME) özellikleri hesaplanarak devam etmiştir. Son olarak, meme kanserinde yeni bir ilaç türevi olarak kimya, tıp ve eczacılık alanlarına kazandırabilmek için QSAR, doking ve ADME çalışmaları sonuçları, molekülün sentezlenebilirliği ve başlangıç maddesinin bulunurluğu ve ekonomik olup olmadığı incelenerek türetilen modele en uygun ve yüksek biyolojik aktivite gösteren sanal molekül olarak benzil türevi sentezlenmiştir. Böylelikle ilaç tasarımında ligandın protein ile kenetlenmesi belirlenmiştir ve biyokimyasal sürecin aydınlatılmasında literatüre yeni bilgiler oluşturulmuştur.
DUSP1 proteininin meme kanseri üzerindeki etkilerinin araştırılması
Mitogen-activated protein kinase (MAPK) ailesi hedef proteinlerinin serin ve treonin aminoasitlerini fosforile eden bir protein kinaz ailesidir. Bu protein kinazlar ERK, JNK, p38 olmak üzere üç temel alt aile şeklinde sınıflandırılabilir. MAPK ailesi hücre büyümesi, hücre proliferasyonu, mitoz, apoptozis gibi birçok hayati hücresel fonksiyonun düzenlenmesinde görev alır. Dual-specificity phosphatase (DUSP) ailesi MAPK'leri defosforile eden protein fosfataz ailesidir. Hedef proteinlerinin hem tirozin hem de serin/treonin rezidülerini defosforile edebilme yeteneklerinden dolayı bu proteinlere Çift Spesifik fosfataz ismi verilmiştir. Dual-specificity phosphatase 1 (DUSP1) MAPK aktivasyonunu düzenleyerek inflamasyon, apoptozis, hücre büyümesi, hücre proliferasyonu gibi birçok hücresel fonksiyonda rol alır. Çalışmamızda üçlü negatif meme kanseri olan MDA-MB-231 hücreleri kullanılmıştır. CRISPR/Cas9 yöntemi ile bu hücrelerde DUSP1 proteini ifadesi azaltılmıştır. Bu hücrelerde proliferasyon ve motilite deneyleri yapılmış, Western Blot yöntemi ile MAPK proteinlerinin ifadelerinde değişmeler değerlendirilmiştir. Proliferasyon deneyleri Incucyte live-cell analysis' sistemi ile yapılmıştır. Elde edilen proliferasyon eğrileri üzerinden hücrelerin ikiye katlanma zamanları ve maksimum hücre sayıları hesaplanmıştır. Hücre motilitesi 'Transwell migration assay' ve yara iyileşmesi deneyleri ile ölçülmüştür. Proliferasyon deneylerinde DUSP1 ifadesinin azalmasının hücrelerin proliferasyonunu azalttığı görülmüştür. Ek olarak DUSP1 inhibitörü olan BCI, MDA-MB231 hücrelerinde antiproliferatif etki göstermiştir. Bu antiproliferatif etki kontrol hücrelerinde daha fazladır. Bu durumun nedeninin, DUSP1-CRISPR hücrelerinde DUSP1 proteininin azalmasından kaynaklandığı ve azalmış DUSP1 ifadesi nedeniyle BCI'nın bu grupta daha az etkin olduğu düşünülmüştür. Ayrıca DUSP1 ifadesinin azalması bu hücrelerde sisplatinin antiproliferatif etkisinin artmasına neden olmuştur. Aynı sisplatin konsantrasyonunda DUSP1-CRISPR hücrelerinin ikiye katlanma zamanları kontrol hücrelerine göre daha fazla artmıştır. Yukarıdaki sonuçlara benzer şekilde DUSP1 inhibitörü olan BCI'nın kontrol hücrelerinde sisplatinin antiproliferatif etkisini DUSP1- CRİSPR grubuna göre daha fazla artırdığı görülmüştür. Bu sonuç da benzer şekilde bize, DUSP1-CRISPR hücrelerinde BCI'nın daha az etkili olmasının DUSP1 proteininin azalmasından kaynaklandığını düşündürmüştür. DUSP1-CRISPR uygulaması sonrasında hücrelerin migrasyon kapasiteleri yara iyileşme deneyi ve Transwell migrasyon deneyi ile değerlendirilmiştir. Bu deneyler sonucunda DUSP1-CRISPR uygulamasının hücrelerin migrasyon kapasitesini azalttığı görülmüştür. Bu sonuç DUSP1 düzeyinin azalmasının MDA-MB231 hücrelerinin hareketliliği ve metastaz yeteneğini azalttığını göstermektedir. p38 ve JNK inhibitörleri ile yapılan deneylerde, p38 inhibitörü SB202190'ın her iki hücre grubunda benzer düzeylerde proliferasyonu artırdığı görülmüştür. Sisplatin etkinliğinde, tedavisinde ve gelişen dirençte, p38 ve JNK'nın aktivitesinin rol aldığı düşünülmektedir. Sisplatin ve p38 inhibitörünün beraber verilmesi DUSP1-CRISPR hücrelerinde kontrol hücrelerine göre daha büyük bir proliferasyon artışına yol açmıştır. Bu durum DUSP1-CRISPR hücrelerinde görülen sisplatinin antiproliferatif etkisindeki artışın nedeninin, artmış p38 proteini aktivasyonundan kaynaklanabileceğini düşündürmüştür. Bu sonuçlar DUSP1 aktivitesindeki azalmanın dolaylı olarak p38 proteini aktivitesini değiştirerek sisplatine olan duyarlılığı ve tedaviye direnci etkileyebileceğini göstermektedir. Western blot sonuçlarına göre DUSP1-CRISPR hücrelerinde p38 ve JNK proteinlerinin fosforile/total protein oranlarında artış saptanmış bu artış ERK proteininde görülmemiştir. DUSP1 proteininin hedef seçiciliği düşünüldüğünde DUSP1 aktivitesindeki değişikliğin p38 ve JNK proteini üzerinden olabileceğini göstermektedir ve bu sonuç literatür ile uyumludur. Sonuç olarak DUSP1 proteini ifadesinin azalması MDA-MB231 kanser hücrelerinde, hücre hareketliliğini, migrasyonu ve proliferasyonunu azaltarak antikanser etkinlik göstermektedir. Ayrıca sonuçlarımız, sisplatine olan duyarlılıkta ve gelişen dirençte p38 aktivitesinin önemli olduğunu düşündürmüş ve DUSP1 inhibisyonu ile p38 aktivitesinin dolaylı olarak artırılmasıyla, sisplatin duyarlılığının ve antikanser etkinliğin arttırılabileceğini düşündürmüştür.
Sumak bitkisinin fonksiyonel gıda kullanımı ve sağlık üzerine etkilerinin araştırılması ve incelenmesi
Doğada var olan her türlü unsur, insanlık için ve insanın ihtiyaçlarına uygun olarak yaratılmıştır. Bunların başında bitkiler gelmektedir. Bitkilerin bir kısmı gıda olarak kullanılırken bir kısmı da tedavi edici özelliklerinden dolayı tıpta şifa kaynağı olarak kullanılmaktadır. Son zamanlarda bu eşsiz bitkinin sumak (Rhus coriaria L.) yapısında bulunan etken maddeler üzerinde yapılan çalışmalar; insanlığın birçok hastalığına çare olabileceği fikrini doğrulamaktadır. Bu çalışmada "Bitkiler, doğal antioksidan bileşiklerin başlıca kaynağını oluşturur. Antioksidan etkinin fenolik bileşiklerden, özellikle de flavonoid yapısından kaynaklandığı bilinmektedir. Sumak (Rhus coriaria L.), Anacardiaceae familyasından Rhus cinsi, 150 civarında türüyle dünyanın değişik bölgelerinde yetişmekte olup Türkiye'de R. coriaria türü yaygındır. Baharat olarak sumak, meyvelerinin tekniğine uygun kurutulduktan sonra belirli oranda sofra tuzu katılarak öğütülmüş hali olarak tanımlanır. Bu çalışmanın amacı, sumak bitkisinin farklı ekstraksiyon yöntemleriyle elde edilen ekstraktların fenolik içeriği ve antioksidan etkilerini belirlemek ve birbirleriyle karşılaştırmaktır. Bu çalışmada farklı çözücüler (su ve etanol) ile kaynatma ve ultrasonikasyon teknikleri karşılaştırılmıştır.Bu ekstraktların, toplam fenolik madde içeriği, toplam flavonoid madde içeriği, antioksidan aktivite tayini ve fenolik asit içeriği belirlenmiştir.Ayrıca, sumak sağlık açısından faydalıdır ve antioksidan özellikleri ile bilinir. Düzenli olarak sumak tüketmek, sağlığınıza katkı sağlayabilir."
Yapay zeka teknikleri kullanılarak göğüs ultrason tekniklerinin sınıflandırılması
Bu çalışmada, meme kanseri teşhisinde ultrason görüntülerini kullanarak iyi ve kötü huylu lezyonları ayırt etmek amacıyla çeşitli önceden eğitilmiş konvolüsyonel sinir ağı (CNN) modelleri kullanılarak bir sınıflandırma sistemi geliştirilmiştir. Araştırmada temel olarak, Ultrasound Breast Images for Breast Cancer (UBIBC) veri setinden elde edilen 9.016 ultrason görüntüsü kullanılmıştır. Veri seti, dengeli bir şekilde 4.074 benign ve 4.042 malign eğitim görüntüsü ile 500 benign ve 400 malign test görüntüsünden oluşmaktadır. Görsellerin orijinal boyutu 700×460 piksel olup, tüm görüntüler modellerle uyumlu olacak şekilde 224×224×3 boyutuna yeniden boyutlandırılarak normalize edilmiştir. RGB renk kanallı ve 8-bit derinlikteki bu görseller, eğitim öncesi önişlem sürecinden geçirilmiştir. Modelleme aşamasında ResNet50, DenseNet121, EfficientNetB0, MobileNetV3 ve ShuffleNetV2 gibi farklı CNN mimarileri kullanılmış; transfer öğrenme yöntemi ile bu modellerden öznitelikler çıkarılarak çeşitli denetimli makine öğrenmesi sınıflandırıcıları (KNN, Cubic SVM, Linear Discriminant vb.) ile sınıflandırma gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmalar Google Colab ortamında, T4 GPU desteğiyle Python programlama dili kullanılarak yürütülmüştür. Modellerin performansları doğruluk (accuracy), hassasiyet (precision), duyarlılık (recall), F1 skoru, eğitim süresi ve tahmin hızı gibi metrikler ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, EfficientNetB0 + Cubic SVM mimarisi %96.73 doğruluk oranı ile yüksek başarı gösterirken, ResNet50 + KNN (Fine) modeli %96.18 doğruluk ile öne çıkmıştır. Ayrıca, hafif yapılı MobileNetV3 + ShuffleNetV2 mimarilerinin birleştirilmesiyle çıkarılan öznitelikler, KNN Fine sınıflayıcıyla %98.12 doğruluk oranına ulaşarak çalışmanın en başarılı sonuçlarını üretmiştir. Bu birleşim hem yüksek sınıflandırma başarısı hem de düşük eğitim süresi (0.01 sn) ile dikkat çekmektedir. ROC eğrileri incelendiğinde, tüm modellerin AUC değerlerinin 0.95'in üzerinde olduğu ve özellikle yanlış negatif oranlarının çok düşük olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum, tıbbi uygulamalar açısından modelin güvenilirliğini desteklemektedir. Sonuç olarak, farklı CNN mimarileriyle çıkarılan özniteliklerin klasik makine öğrenmesi sınıflandırıcılarıyla sınıflandırılması, ultrason görüntüleri üzerinden meme kanseri teşhisinde oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Özellikle MobileNetV3 + ShuffleNetV2 + KNN Fine kombinasyonu, mobil ve düşük kaynaklı tıbbi sistemlerde kullanılabilecek düzeyde hafif, hızlı ve yüksek doğruluklu bir çözüm sunmaktadır. Bu çalışma, derin öğrenme tabanlı teşhis sistemlerinin, geleneksel yöntemlere kıyasla daha doğru, hızlı ve uygulanabilir alternatifler sunabileceğini ortaya koymaktadır. Gelecekte, modelin daha büyük ve çeşitli veri kümelerinde denenerek genellenebilirliği artırılması hedeflenmektedir. ANAHTAR KELİMELER: CNN, Derin Öğrenme, Meme Kanseri, Sınıflandırıcılar, Yapay Zeka
Urtica dioica l. tıbbi bitkisinden elde edilen ekstraktlarla 3T3-L1 fare hücre hattında obezite ve obezite kaynaklı meme kanseriyle ilişkili ın vitro ve ın silico analizler
Obezite, alınan enerjinin verilen enerjiden fazla olması durumunda vücutta aşırı yağ depolanması ile sonuçlanan ve buna bağlı olarak beraberinde tip 2 diyabet, insülin direnci, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser de dahil olmak üzere birçok kronik hastalık riski ile seyreden sağlık sorunudur. Obezite durumunda oluşan mikroçevredeki değişimler meme kanseri riskini artırmaktadır ve obezitedeki artış meme kanseriyle pozitif bir korelasyon içinde oluşum seyretmektedir. Obezite prevelansı ülkemizde ve dünyada giderek artış göstermekte ve bu durum araştırıcıları alternatif tedavi yolları bulmaya yöneltmektedir. Bu alternatif tedavi yollarını büyük oranda tıbbi bitkiler oluşturmaktadır. Urtica dioica L. eski çağlardan beri tıbbi olarak değerli kabul edilen bir bitkidir. Bitkinin içerisinde bulunan etken bileşenler sayesinde anti-inflamatuar ve anti-kanser özelliğinden dolayı literatürde birçok çalışmada yer almaktadır. Bu çalışmada Urtica dioica'nın 3T3-L1 adiposit hücrelerine etkisini gözlemlemek amacıyla farklı dozlarda ve farklı saat aralıklarında bitki ekstraktı uygulanan 3T3-L1 adipositlerive LPS ile indüklenen kontrol grupları kullanılmıştır. LPS inflamasyonun artışını tetikleyen bir etken olarak kullanılmıştır. Transkripsiyonel düzeyde regülasyonu incelemek üzere tüm gruplardan RNA elde edilmiş daha sonra RNA'ların cDNA'ya dönüştürülüp meme kanseri, inflamasyon ve obeziteyle bağlantılı olduğu bilinen ve NCBI üzerinden tasarladığımız BRCA-1, BRCA-2, Her-2, TNF-α, IL-6, IL-2, MCP-1, DGAT, Fasn, LPL primerlerinin transkripsiyonel ekspresyonu incelenmiştir. Analiz etmek için qPCR kullanılmıştır ve genlerin ekspresyonunun normalize edilmesi housekeeping gen olan 18S ile sağlanmıştır. Çalışma sonucunda BRCA-1 BRCA-2, LPL, Fasn, MCP-1 ve DGAT-1 genlerinin ekspresyonlarında azalma gözlemlenmiş ve bu değişimler istatistiksel (güven aralığı %95, %99) olarak anlamlı bulunmuştur. Ardından literatürden bitkinin ethanolde çözünen etken bileşenleri bulunumuştur. Bu etken bileşenlerin pubchem kullanılarak ligandlar hazırlanmıştır. Anlamlı bulunan genlerin translasyonları PDBQT dosya formatında kaydedilmiştir. Ligand ve proteinlerin moleküler doking işlemi gerçekleştirilmiştir.
Mikroakışkan sistem ile eksozom izolasyonu ve kanser hücrelerini hedefleyen ilaç taşıyıcı sistem geliştirilmesi
Amaç: Meme kanserinde, üçlü negatif meme kanseri agresif ve klinik kötü prognoza sahip alt tipidir. Eksozomlar, hücrelerin haberleşmek amacıyla doğal olarak üretildikleri küçük boyutlu veziküller olup ilaç taşıyıcı sistem olarakda dikkat çekmektedir. Bu çalışmada Jurkat T-hücrelerinden salgılanan eksozomların mikroakışkan (MF) sistemle izole edilebilirliği ve eksozomlara paklitaksel (PTX) yüklemesinin meme kanseri üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Jurkat T-hücrelerinden eksozomlar salımı uyarılarak MF ve ultrasantrifüj ile izolasyonları yapıldı. Eksozomların boyut analizleri ve karakterizasyonları (CD63 ve CD81) yapıldıktan sonra elektroporasyonla PTX yüklendi. MDA-MB-231 hücreleri üzerinde Exo-PTX'in hücre canlılığı MTT yöntemi, apoptotik etkisi Annexin V-FITC-PI ve JC-1 boyaması ile flowsitometride analiz edildi. Exo-PTX'in migrasyon üzerindeki etkisi Boyden Chamber yöntemi ile ve kemokinler üzerindeki rolü CXCR4/CXCL12 gen ekspresyon analizi ile belirlendi. Bulgular: Jurkat T hücrelerinden izole edilen eksozomların boyutlarının 100 nm altında olduğu ve CD63 ve CD81 belirteçlerini taşıdığı belirlendi. Exo-PTX'in (10μg/mL) ve PTX'in (15 nM) ve üzerindeki konsantrasyonlarda hücre canlılıklarını anlamlı bir şekilde azalttığı, erken ve geç apoptozda ise anlamlı bir artış olduğu, migrasyon yeteneklerinin azaltığı CXCR4/ CXCL12'nin gen ekspresyon düzeylerini baskıladığı belirlendi. Sonuç: T lenfositleri gibi süspanse olan hücrelerin MF sistemlerde sabit boyutta eksozom izolasyonu büyük avantaj sağlayabilir. Jurkat eksozomları kemoterapik ajanların etkinliklerini korumaları ve hücre içerisine girişini sağlamak için metastazik kanserlerin tedavisinde kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Eksozom, Jurkat T hücresi, Meme Kanseri, Mikroakışkan sistem, Paklitaksel
Meme cerrahisi uygulanan hastalarda eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, meme cerrahisi uygulanan hastalarda eğitim gereksinimlerinin değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntemler: Araştırma verileri, 15.06.2018-15.08.2018 tarihleri arasında Avrupa Yakasındaki iki özel hastanede meme cerrahisi uygulanan 67 hasta ile görüşülerek tanımlayıcı tipte yapıldı. Kurum izni ve etik kurul onayı alındıktan sonra araştırmacı tarafından hazırlanan ''Hasta Bilgi Formu'' ve ''Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği'' ile veriler toplanıp istatistiksel olarak analiz yapılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 45,04 ± 8,039 olup, %79,1'i evli, %32,8'inin ise yüksekokul veya üniversite mezunu olduğu, %82,1'inin gelirinin giderine denk olduğu saptandı. Hastaların %35,8'inin ailesinde meme hastalığı öyküsü olduğu, meme hastalığı tanısı aldıktan sonra %97'sinin cerrahi tedavi gördüğü, %98,5'inin ameliyattan önce bilgilendirildiği belirlendi. Hastaların %82,1'inin bilgilendirmeyi yeterli bulduğu görüldü. Hastaların en çok ilaçlar ve yaşam kalitesi ile ilgili öğrenim gereksinimleri olduğu belirlendi (4,76 ± 0,430) . Hastaların öğrenim gereksinimlerinin yaşı, medeni durumu, eğitim durumu, arasındaki ilişkiler incelendiğinde istatiksel açıdan anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edildi. Sonuç: Meme cerrahisi geçirmiş hastalara yönelik eğitimlerin gereksinimler doğrultusunda planlanması önerilebilir.
Ribosiklib ilacı için elektroeğirme yöntemi ile transdermal ilaç taşıyıcı sistemlerin geliştirilmesi, ilaç salım ve in vitro etkinlik çalışmaları
Meme kanseri tedavisinde kullanılan Ribosiklib, sikline bağımlı kinaz (CDK) inhibitörü olarak görev yapar ve yüksek dozlarda kullanıldığında ciddi yan etkilere neden olur. Bu nedenle Ribosiklibin yan etkilerini azaltmak, yarılanma ömrünü uzatmak ve etkin dozunu düşürmek amacıyla transdermal yama sistemleri geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında transdermal yamalar, elektroeğirme yöntemi ile nanofiber membran formda ve biyouyumlu polikaprolakton/kondroitin sülfat (PCL/CS) polimerlerden hazırlanmıştır. CS mikrobiyal olarak üretilmiştir. Yamalar için optimizasyon çalışmaları yapılarak 3 farklı yama (rezervuar ve ilaç salım katmanı) seçilmiştir. Her bir yamada PCL oranı sabit olup, CS miktarı %1, %2 ve %4 olarak ayarlanmıştır. Yapısal ve morfolojik karakterizasyon FTIR, TGA, DSC ve SEM analizleri ile gerçekleştirilmiştir. Daha sonra şişme derecesi, yama kalınlığı, katlama dayanıklılığı ve ağırlık homojenliği testleri yapılmıştır. Ribosiklib, yamaya dahil edilerek salım çalışmaları HPLC kullanılarak gerçekleştirilmiş ve %95 ile %96 aralığında salım elde edilmiştir. Bu aşamada L929 (fare fibroblast) hücre hattı ile in vitro biyouyumluluk çalışmaları gerçekleştirilerek %90 ve %95 aralığında biyouyumluluk elde edilmiştir. MCF-7 (insan meme kanseri) hücre hattı ile in vitro sitotoksisite testi yapılarak Ribosiklib ile kıyaslama yapılmış ve %93-94 aralığında sitotoksisite gözlemlenmiştir. Son olarak yamalar tannik asit ile kaplanarak yapışkan form kazandırılmış ve ex vivo difüzyon testi ile rat derisi üzerinde 48 saatte %70-80 aralığında ilaç geçirgenliği gözlenmişitir. Son olarak 5 katmanlı yama formülasyonu elde edilmiş olup katmanlar sırasıyla geçirgen olmayan sırt tabakası, elektroeğrilmiş ilaç rezervuarı katmanı, elektroeğrilmiş ilaç salım katmanı, yapışkan tabaka ve koruyucu tabakadır. Bu çalışma kapsamında üretimi kolay, düşük maliyetli, biyouyumlu ve geniş yüzey alanı sağlayan transdermal yama sistemleri geliştirilmiştir
Meme kanserli kadınlarda cinsel işlevin tüm yönleriyle değerlendirilmesi: "Entegre Cinsel İşlev Ölçeği"nin geçerlilik ve güvenirlilik çalışması
Amaç: Meme kanserli kadınlarda cinsel işlevi değerlendirmek için geliştirilen ECİÖ'nün Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemektir. Materyal ve Metot: Bu araştırmaya, meme kanseri tedavisi sonrasında kontrol veya ayaktan tedavi amacıyla Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Onkoloji Hastanesi Tıbbi Onkoloji Poliklinikleri'ne başvuran, kadınlar dahil edilmiştir. Katılımcılara "Kişisel Bilgi Formu", "Geçmiş Tıbbi Öykü Formu" ve ECİÖ alt bölümleri olan MRÖKL, ÖSMRÖ ve MKK-KCİÖ uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde Kolmogorov-Smirnov, AFA, DFA, güvenirlik ve test-tekrar test analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada, ölçme araçlarının kapsam geçerlik düzeylerini belirlemek amacıyla dil ve alan uzman görüşlerinden yararlanılmıştır. Uzman görüşleri doğrultusunda KGİ'leri; MRÖKL için 0.983, ÖSMRÖ için 0.900 ve MKK- KCİÖ için 0.993 olarak belirlenmiştir. Alt ölçeklere ait KMO ve Bartlett küresellik testleri anlamlı bulunmuştur. Cronbach α değerleri yüksek güvenirlikte elde edilmiştir. Test- tekrar test güvenirliği mükemmel sınırlarda bulunmuştur. DFA sonucunda her bir ölçek için uyum indeksleri kabul edilebilir ve iyi düzeydedir. Türkçe uyarlama sonucunda MRÖKL ve ÖSMRÖ ölçeklerinde tek faktör altında 6 madde, MKK- KCİÖ'de ise "cinsel istek" ve "cinsel yanıt" olmak üzere iki faktör altında 12 madde elde edilmiştir. Sonuç: ECİÖ, Türk toplumundaki meme kanserli kadınlarda cinsel işlevin değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Anahtar Kelimeler: Cinsel İşlev, Geçerlik ve Güvenirlik, Meme Kanseri, Ölçek