Fungi
88 theses under this subject heading
Farklı starterlerle üretilen hardaliyelerin karşılaştırılması: Back-slopping ve kombucha
Hardaliye, besleyici değeri yüksek bir ürün olan üzüm suyuna hardal tohumu ve vişne yaprağı ilave edilerek laktik asit fermantasyonu yoluyla üretilen geleneksel alkolsüz bir içecektir. Geleneksel hardaliye üretiminde maya faaliyetlerini engelleme ve alkol oluşumunu önlemede hardal tohumu yetersiz kalmakta, arzu edilmeyen etanol oluşumu meydana gelmekte ve standart kalitede hardaliye üretimi yapılamamaktadır. Standart kalitede ve endüstriyel çapta hardaliye üretimi için kimyasal koruyucular kullanılmaktadır. Günümüzde tüketiciler ürün satın alırken kimyasal koruyucu ve katkı içermeyen doğal ürünleri tercih etmektedirler. Bu nedenle tez kapsamında; back-slopping ve kombucha mantarı ilavesi olmak üzere 2 farklı yöntemle hardaliye üretimleri gerçekleştirilmiştir. Farklı starterlerle üretilen hardaliyelerin fermantasyon ve depolama süresince fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik değişimleri incelenmiştir. Back-slopping hardaliye üretiminde fermantasyonun 7. gününde %5,5 alkol oluşumu gözlemlenirken, kombucha mantarı kullanılarak üretilen hardaliyede alkol oluşumu tespit edilememiştir. Hardaliye örneklerinin L*, a* ve b* değerlerinde üretim süresinde düşüşler gözlemlenmiştir. Kombucha mantarı ile üretilen hardaliyenin laktik asit bakteri sayılarının back-slopping metoduyla üretilen hardaliyeye nazaran daha düşük olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre; kombucha mantarının sahip olduğu mikroorganizmalar ve bunların simbiyotik birlikteliğiyle gerçekleşen metabolik aktiviteler sayesinde herhangi bir koruyucu kimyasal kullanılmadan doğal yolla fermantasyon gerçekleşmekte, back-slopping hardaliyeye nazaran daha güvenilir hardaliye üretim imkanı sağlanmaktadır. Anahtar kelimeler: Hardaliye, Kombucha, Back-slopping
Çerezlik kabakta tohum kökenli fungusların belirlenmesi üzerine çalışmalar
Bu çalışmada çerezlik kabak tohumlarının tohum kabuğu ve embriyo kısımlarında bulunan fungus türlerinin tanılanması ve patojenisitelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde 5 farklı yazlık kabak (Cucurbita pepo L.) çeşidinin (Çağlayan, Mert Bey, Sena Hanım, TG22 ve TG38) tohumları ve Türkiye'nin kışlık kabak (Cucurbita moschata Duch.) üretimi yapan 10 farklı iline ait meyvelerden alınan tohumlar kullanılmıştır. Tespit edilen türler arasında Allophoma labilis ve Didymella americana sırasıyla sadece Mert Bey ve Çağlayan çeşitlerinin tohumlarında (tohum kabuğu ve embriyo) tespit edilmişlerdir. Her ne kadar bulaşık tohum oranı çeşitlere, illere ve tohum kısımlarına göre farklılık gösterse de hem yazlık kabak çeşitlerinin hem de farklı illere ait kışlık kabakların tohumlarının Alternaria alternata, Fusarium equiseti ve Fusarium proliferatum ile bulaşık olduğu belirlenmiştir. Bunlardan A. alternata'nın tespit edildiği illerde ve çeşitlerde (TG22 hariç) bu tür ile bulaşık tohum kabuğu oranı, en yüksek Tekirdağ iline ait örneklerde (%19.23) olmak üzere, bulaşık embriyo oranına göre daha yüksek olmuştur. En yüksek oranda F. equiseti ile bulaşık tohum kabuğu (%78.85) ve embriyo (%63.46) oranları Afyonkarahisar iline ait örneklerde belirlenmiştir. F. proliferatum ile en yüksek bulaşma oranı (%13.46) ise TG38 çeşidinin embriyosunda tespit edilmiştir. Her türe ait farklı izolatların tohuma uygulanması şeklinde yürütülen patojenisite testleri sonucunda, A. labilis 37.14-49.64, A. alternata %31.78-42.50, D. americana %31.29, F. equiseti %14.17-50.00 ve F. proliferatum %25.00-51.07 arasında değişen oranlarda fidelerde hastalık şiddeti oluşturmuştur.
Türkiye'de mantar endüstrisinin e-ticaretle yarattığı gelir ve istihdam etkileri
Ülkemizin önemli bir gelir kaynağı haline gelebilecek mantar yetiştiriciliği, uygun ortam oluşturulduğunda yıl boyunca ürün alınan karlı bir tarım alanı olabilecektir. E-ticaret, küreselleşen dünyada geleneksel pazarlama yöntemlerinin dışında daha fazla kitleye satış imkânı sunmayı kolaylaştıran bir yapıya sahiptir. E-ticaret, mantar endüstrisinin ürünlerinin gelir ve istihdamını olumlu yönde etkileyecektir. Bu çalışmada; Türkiye'de mantar endüstrisinin e-ticaret ile yarattığı gelir ve istihdam etkilerinde ithalatı, ihracatı, ekonomisi, üretim ve pazarlamadaki rolü, üretiminde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri hakkında çalışılmıştır. Bölgeler arası mantar endüstrisinin gelişmişlik farkları, devlet desteklerinde yer alan kalkınma ajansları üzerine çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de mantar endüstrisinin e-ticaret ile yarattığı gelir ve istihdam etkileri hakkında genel olarak ve işletmelere yönelik bir alan çalışması yapılarak mantarın e-ticaret ile piyasada yarattığı gelir ve istihdam etkileri incelenmiştir.
Tavşan beslemede kültür mantarı saplarının alternatif protein kaynağı olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmada yemlerde kullanılan protein kaynaklarına alternatif olarak kültür mantarı saplarının protein kaynağı olarak tavşan yemlerinde kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Kültür mantarı yetiştiriciliği yapan işletmelerden mantar sapları toplanmış daha sonra bir dizi işlemlerden geçirilerek kuru veya yaş haldeki mantar saplarından protein ekstraksiyonu yapılmıştır. Mantar sapları iki uygulama ile farklı aşamalardan geçirilerek protein ekstraksiyonunda kullanılmıştır. Birinci uygulamada mantar sapları kurutulduktan sonra; Eleme, yıkama, kurutma, öğütme, on kat suyla sulandırma, homojenizasyon, süzme, süzülen suyun pH'sını ayarlama, kaynatma, tekrar süzme ve elde edilen ürünün kurutulması gibi işlemlerden geçirilmiştir. İkinci uygulamada ise mantar sapları yaş olarak protein ekstraksiyon işlemi için kullanılmak üzere eleme, yıkama, öğütme, üç kat sulandırma, homojenizasyon, süzme, süzülen suyun pH'sını ayarlama ve kaynatma, tekrar süzme ve elde edilen ürünün kurutulması gibi benzer işlemlerden geçirilmiştir. Mantarın saplarının işlendikten sonra proteini ekstrakte edildiğinde tavşan beslenmesinde kullanılabilecek bir kalitede ürün olduğu gözlemlenmiştir. Bu şekilde atık olarak tanımlana ve değerlendirilemeyen ürünlerden elde edilecek yüksek saflığa sahip protein içeren katkı maddelerinin ekonomiye katkı sağlanacağı gerek insan beslenmesinde gerekse hayvanların beslenmesinde protein ihtiyacının karşılanmasında alternatif bir ürün olarak değerlendirilebileceği kanısına varılmıştır. Ayrıca mantar üretimi sonunda çevreye atık olarak bırakılan mantar saplarının işlenerek atık materyalin yeniden geri kazanımı sağlandığından çevreye zarar vermesi de önlenmiş olacaktır.
Deneysel periferik nöropatide aslan yelesi mantarının (hericium erinaceus) rejeneratif etkisinin araştırılması
Aden M, Deneysel periferik nöropatide aslan yelesi mantarının (Hericium erinaceus) rejeneratif etkisinin araştırılması, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Van, 2018. Kemoterapi kaynaklı periferik nöropati (CIPN), kanser hastalarında önemli, doz sınırlayıcı bir yan etkidir. Cis-diklorodiamin (II) platin (CDDP, sisplatin) platin bazlı kemoterapötik ajandır. Dünya Sağlık Örgütü'nün Temel İlaçlar Listesi'nde listelenen sisplatin, baş, boyun, küçük hücreli akciğer kanseri, testis, ovaryum, beyin ve mesane kanserleri gibi çeşitli katı tümörlerin tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Nörotoksisite sisplatin'in en yaygın ve doz sınırlayıcı yan etkisidir. Sisplatin tedavisi alan kanser hastalarının % 30'unda ciddi akut ve kronik periferik nöropatiler görülmektedir. Bu bağlamda kemoterapiyle kanser hastalarını hayata bağlarken periferik nöropati komplikasyonuna karşı önlem almak, hastaların yaşam kalitelerini yükseltmek büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle, yeni, etkili ve güvenli nöroprotektif ajanların keşfine yönelik araştırılmalar son yıllarda yaygınlaştı.Yenilebilir ve tıbbi bir mantar olan Aslan Yelesi Mantarı (AYM) (Hericium erinaceus) Asya ülkelerinde binlerce yıldır yaygın olarak tüketilmektedir. AYM'nin antikarsinojenik etkisinin olduğu, sinir ve beyin sağlığı ile ilgili terapötik aktivitelere sahip olduğu bildirilmiştir Bu çalışmada sisplatine duyarlı BALB/c ırkı farelerde periferik nöropati modeli oluşturuldu. AYM'nin sıcak su ekstraktı hazırlandı, intraperitoneal yolla hayvanlara uygulandı. Periferik sinirler üzerindeki etkiler canlı ağırlık testi, elektromyografik inceleme ve immunohistokimyasal tekniklerle araştırıldı. Bulgular periferik nöropati modelinin oluşturulduğunu doğruladı. Morfolojik ve fonksiyonel bulgular AYM'nin periferik nöropatili hayvanlarda periferik sinir rejenerasyonu başlattığını gösterdi. Ancak AYM tedavi grubunun sisplatin grubundan olan farkı istatistiksel olarak anlamlı değildi. AYM'nin rejeneratif kapasitesinin aydınlatılmasına yönelik uzun süreli ve daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Çamburnu (Trabzon/Sürmene) Tabiat Parkı ve civarında yetişen makrofunguslar üzerinde taksonomik bir araştırma
Bu tez çalıĢması, 2014-2016 yılları arasında Çamburnu (Trabzon/Sürmene) Tabiat Parkı ve civarından toplanan makrofungus örnekleri üzerinde yapılmıĢtır. Arazi çalıĢması sürecinde toplanan makrofungus örneklerinin doğal yetiĢme ortamlarında renkli resimleri çekilmiĢtir. Makrofungusların morfolojik ve ekolojik özelliklerinin yanı sıra örneklerle ilgili yöre halkından alınan bilgiler de kaydedilmiĢtir. Arazi ve laboratuvar çalıĢmaları sonucunda teĢhisleri yapılan örneklerin Pezizomycetes, Sordariomycetes, Agaricomycetes ve Dacrymycetes sınıflarına ait 11 takım, 36 familya ve 54 cins içerisinde dağılım gösteren toplam 88 makrofungus türü tespit edilmiĢtir. Bunların 36'sı yenen, 38'i yenmeyen, 14'ü ise zehirli özelliktedir. Tespit edilen makrofungus örnekleri Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü Mikoloji AraĢtırma Laboratuvarında (VANF) saklanmaktadır. TeĢhisleri yapılan makrofungus türlerinin sistematikleri, askokarp veya bazidiyokarp resimleri, yenilebilirlik durumları, yayılıĢları ve diğer özellikleri de verilmiĢtir.
Ruskogeninler'in mikrobiyal biyotransformasyonu
Ruscus aculeatus'un (Butcher's broom, Rusci rhizome, Asparagaceae) toz edilmiş rizomları, ekstreleri ve majör biyoaktif steroidal sapogeninleri olan ruskogeninler (neoruskogenin ve ruskogenin), gösterdikleri farmakolojik aktivitelerden dolayı kronik venöz yetmezlik, variköz ven, hemoroit ve ortostatik hipotansiyon tedavisinde kullanılan birçok farmasötik preperatta yer almaktadır.Literatürde ruskogenin ile yapılmış biyotransformasyon çalışmalarının oldukça az olduğu ve ruskogeninlerin metabolizması ile ilgili in vitro veya in vivo çalışma bulunmadığı görülmüştür. Bu tez çalışmasının amacı, ruskogeninlerin metabolizması hakkında bir öngörüde bulunulması ve mikrobiyal biyotransformasyon ile yeni neoruskogenin türevlerinin eldesi ile bir molekül kütüphanesinin oluşturulmasıdır. Tez çalışması kapsamında ilk aşamada, ruskogeninlerin metabolizmasına ışık tutmak amacıyla Cunnighamella blakeseleena ile mikrobiyal biyotransformasyon çalışması gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada ise, endofitlerin biyokatalist olarak kullanımındaki potansiyelinin ortaya konulması amacıyla Astragalus angustifolius'tan izole edilen endofitik funguslar ile neoruskogeninin biyotransformasyonu için Alternaria eureka ve Neosartorya hiratsukae endofitleri ile preperatif ölçekte biyotransformasyonu gerçekleştirilmiştir. Çalışmaların sonucunda izole edilen 25 yeni biyotransformasyon ürününün kimyasal yapısı NMR ve HRTOFMS ile aydınlatılmıştır. C.blakesleeana ile ruskogeninlerin biyotransformasyonu sonucunda oksidasyona uğramış 8 yeni türev elde edilmiştir. Neoruskogeninin N. hiratsukae endofitik fungusu ile biyotransformasyonu sonucunda glukozillenmiş türev ile birlikte çoğunlukla P450 monooksigenaz ürünleri olan 3 yeni türev elde edilmiştir. A. eureka endofitik fungusuyla gerçekleştirilen çalışma sonucunda hidroksilasyon, oksidasyon ve epoksidasyon reaksiyonlarının katalizlendiği görülmüştür. Ayrıca literatürde ilk kez bu çalışma ile spiroketal halka sisteminin açılması ve ileri modifikasyonlar sonucunda farklı yapıdaki metabolitler de elde edilmiştir. Ayrıca C-22/C-26 sisteminin açılarak furostanol tip steroidal bir halka sisteminin oluşmasının ardından C-18 ve C-22 arasında bir oksijen köprüsünün oluşması, steroit kimya yapısına bileşikler için bir ilk olmuştur.
Yeşil çay içeren bazı ürünlerde fenolik bileşiklerin miktar tayini ve fırsatçı fungal enfeksiyonlarına karşı etkinliğinin değerlendirilmesi
Fırsatçı fungal enfeksiyonlar toplumda immün yetmezliği bulunan bireylerin artması ve antifungal ilaçlara karşı gelişen ilaç direncinden dolayı tedavisi zor, maliyetli ve mortalitesi yüksek enfeksiyonlar olarak önemli halk sağlığı problemi olarak ifade edilmektedir. Antifungal etkili fitokimyasalların ilaç direnci ve anti-fungal ilaçların yan etkilerinden dolayı görülen koplikasyonlara karşı adjuvan ajanlar olarak veya profilakside haricen veya dahilen kullanılabilirliğini gösteren çalışmalar çeşitli makalelerde yer almaktadır. Özellikle fenolik bileşikler üzerinde de güçlü antimikrobiyal etkilerinden dolayı antifungal aktivite çalışmaları önem kazanmıştır. Tez çalışmamız kapsamında Camellia sinensis (L.) O. Kuntze bitkisinde elde edilen yeşil çayın ve yeşil çayda bulunan fenolik bileşik içeriklerinin antifungal aktivite ilişkili olduğunu gösteren literatürler esas alınarak, Türkiye'de eczane, market ve internet aracılığıyla temin edilen yeşil çay örneklerinin ve yeşil çay içeren gıda takviyelerinin fenolik madde içerikleri LC-ESI-MS/MS yöntemi ile tespit edilmiş olup C. albicans, C. parapsilosis, C.krusei ve C. glabrata mayalarına karşı antifungal aktivitesi araştırılmıştır. Tez çalışması sonucunda yeşil çay örneklerinin tamamının C. parapsilosis, C. glabrata türlerine etki gösterdiği gözlenirken Matcha çayına ait 3 örnekten hazırlanan ekstrelerde antifungal aktivite gözlenmiştir. Tez çalışması kapsamında Matcha çayının C. glabrata ve C. parapsilosis'e karşı antifungal etki gösterdiğ ilk kez bu çalışmada gösterilmiştir. Gıda takviyesi örnekleri incelendiğinde ise, çay örneklerinden farklı olarak özelllikle fenolik bileşikler üzerinden standardize örneklerin C. krusei'ye karşı antifungal etki gösterdiği gözlenmiştir. Çalışmada kullanılan hiçbir örnek C. albicans'a karşı antifungal etki göstermemiştir. Antifungal etkinin literatür verileriyle uyumlu olarak fenolik bileşik içerikleriyle ilişkili olduğu ancak fenolik bileşikleri benzer oranlarda içerdiği halde antifungal aktivite göstermeyen örneklerde ise analiz kapsamında tespit edilemeyen antagonizmaya neden olan bazı bileşik içeriğinden şüphe duyulmuştur. Ayrıca, yetiştirme veya depolama sırasında fizikokimyasal tepkimeler sonucunda bozunarak antagonist etki gösteren kimyasallar veya antagonizmaya neden olabilecek tağşişat varlığı ile ilişkili olabileceği de düşünülmektedir. Tez çalışması kapsamında yeşil çay, Matcha çayı ve gıda takviyeleri hakkında daha fazla çalışma yapılması gerekliliği ve fırsatçı fungal enfeksiyonların tedavisinde adjuvan veya profilaktik ajan olarak kullanımları hakkında olumlu sonuçlar edildiği görülmüştür.
Steroid kullanan hastalarda maya mantarı kolonizasyonu
Kandidalar fırsatçı patojenler olup, uzun süreli steroid kullanımı, geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı, uzun süren kanser tedavileri, immünsupresif tedavilerin yaygınlaşması, ağız içi cihaz kullanımı ve Covid-19 gibi viral enfeksiyonların artışı sebebiyle hastaların oral kavitesinde 'oral kandidiyazis' hastalığına sebep olmaktadır. İnhalasyon cihazı uygulaması sırasında yapılan hatalar ve hastanın inhalasyon sonrası ağız bakımını yapmaması ilacın oral kavitede birikerek oral florayı bozmasına, özellikle Candida türleri gibi fırsatçı patojenlerin oral kavitede çoğalıp hastalık oluşturmasına sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı inhale steroid tedavisi alan ve almayan hastaların oral maya mantarı kolonizasyonunu tanımlamak ve karşılaştırmaktır. Çalışmaya inhale steroid ile tedavi edilen 82 tane hasta, inhale steroid ile tedavi edilmeyen 32 tane hasta dahil edildi. Hastaların oral kavitesinden alınan mukozal sürüntü örneği ve hastalardan toplanan tükürük örneği ile SDA, Corn Meal Agar ve CHROMagar ile mantar kültürü yapıldı. Mikroskobik inceleme, germ tüp oluşumu, klamidyospor oluşumu ve koloni rengi değerlendirilerek tür tanımlaması yapıldı. İnhale steroid kullanan ve kullanmayan hasta grupları arasında maya üremesi ve maya çeşitliliği bakımından istatistiksel anlamda fark saptanmamıştır. İnhale steroid kullanan hastalarda Candida albicans %47,5 luk bir prevalans ile baskındı. Candida albicans'ı sırası ile Candida tropicalis %12,5, Candida krusei %8,5, Candida parapsilosis %1,0 takip etti. İnhale steroid kullanmayan hastalarda da Candida albicans %28,12 lik bir prevelans ile birinci sıradaydı. Daha sonra Candida parapsilosis %12,5, Candida krusei %6,25, Candida tropicalis %6,25, Candida guilliermondii %3,12 sıralama ile dağılım gösterdiler. Ağız bakımı oral kandidiyazisden koruyacak en önemli eylemdir.
Armillaria mellea ve Tricholoma cedretorum'un farklı dozlarının ilave edildiği topraklarda karbon mineralizasyonu
Bu çalışmada, Osmaniye'nin Hasanbeyli ilçesinde doğal olarak yetişen Armillaria mellea (Vahl) P. Karst. ve Tricholoma cedretorum (Bon) A. Riva mantarlarının toprakları ile farklı dozlarda mantar tozları ilave edilmiş (toprak karbon içeriğine eşdeğer 1/1X, 1/2X ve 1/4X oranda) aynı toprakların karbon mineralizasyonu araştırılmıştır. A. mellea ve T. cedretorum topraklarının bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri ile 42 günlük karbon mineralizasyon değerleri CO2 respirasyon yöntemi kullanılarak tespit edilmiştir. Toprakların herbirine toprak karbonuna eşdeğer 1/1X, 1/2X ve 1/4X oranlarında karıştırılan mantarlar her iki toprakta mikroorganizma faaliyetini arttırmıştır. A. mellea karıştırılmış toprakta T. cedretorum toprağına kıyasla daha yüksek karbon mineralizasyonu gözlenmiştir. Ayrıca her iki mantar toprağının 1/1 X, 1/2X ve 1/4X dozları kendi içlerinde kıyaslandığında aralarındaki farkın anlamlı olmadığı saptanmıştır (P>0,05). Topraklar karbon mineralizasyon oranları açısından değerlendirildiğinde, Tricholoma ile karşılaştırıldığında tüm dozlarda en yüksek aktivitenin Armillaria'da olduğu tespit edilmiştir. Tüm bu bulguların ışığında mikroorganizmaların mantar ilavelerini organik madde kaynağı olarak kullandıkları sonucuna varılabilir.
Eskişehir merkez ilçesinde mikrobiyal hava kirliliği
Eskişehir' de hava kirliliğinin mikrobiyal yönünün be lirlenmesi hususunda herhangi bir çalışma, bildiğimiz kadarı ile, henüz yapılmamıştır. Bu nedenle çalışmamızda Sedimentas- yon Yöntemi uygulanarak, allerjik hastalıklara neden olan mikroorganizma (bakter i, fungus ve maya) 1ar in yoğunluklarının belirlenmesi, havanın mirobiyal kirliliğinde mevsimsel deği şimlerin araştırılması ve sonuç olarak etkinliğinin azaltılma yollarının ortaya konması amaçlanmıştır. Bu amaçla Eskişehir merkez ilçesinin insan sağlığı açısından önemi olan belirgin nitelikli 10 istasyonunda, 792 plak örneği üzerinde yapılan bu çalışmada; 4506 fungus, 6952 maya, 28559 bakteri olmak üzere toplam 40017 mikroorgan izma kolon is i tespit edilmiştir. Funguslardan 12 genus, bakterilerden ise 6 farklı grup izole edilmiş bulunmaktadır.
2000-2020 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde izlenen mukormikoz olgularının retrospektif irdelenmesi
Mukormikoz son yıllarda artış gösteren, Mucorales takımı mantarların neden olduğu anjioinvazif bir enfeksiyondur. İnvazif mikozlar arasında Kandidiyaz ve Aspergilloz'dan sonra 3. sırada gelmektedir, mortalitesi yüksektir. Anatomik lokalizasyona göre farklı klinik formları mevcuttur. Paranazal sinüs, akciğer, deri, böbrek, gastrointestinal sistemden kaynaklanabilir, dissemine olarak tüm organlara yayılabilir. Yıllar içinde immünsüpresif olgu artışına bağlı olarak mukormikoz olgu sayısında artış görülmüştür. Gelişmekte olan ülkelerde en sık görülen predispozan faktör hala kontrolsüz diyabetes mellitus (DM) iken, gelişmiş ülkelerde en sık immünsüpresif durumlar karşımıza çıkmaktadır. Altta yatan hastalıklar ve klinik bulgular birlikte değerlendirilerek mukormikozdan şüphelenildiğinde en kısa zamanda uygun örnekleme ve radyolojik bulgular ile tanı desteklenmelidir. Tedavide geniş debridman yapılması, lipozomal amfoterisin B (L-AmB) 5 – 10 mg/kg/gün başlanması, periyodik değerlendirmeler ile tekrarlayan cerrahi ve antifungal modifikasyonu gerekliliği açısından değerlendirilmesi önerilmektedir. Mortalite oranları altta yatan hastalık ve klinik forma göre değişmekle beraber %40 – %80 arasında bildirilmiştir. Bu çalışmada merkezimizdeki lokal epidemiyolojik veriler, predispozan faktörler, tanı ve tedavi seçenekleri, sağkalımın incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 2000 – 2020 yılları arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde Mukormikoz tanısı ile takip edilen 86 erişkin hasta retrospektif olarak incelendi. Olguların 39'u (%45,35) erkek, 47'si (%54,65) kadındı. Yaşları 20 – 86 aralığında, ortalama yaş 51 ± 15 idi. En sık 77 (%89,53) olgu ile sinüs tutulumu görüldü. 38'i (%44,19) sinonazal, 5'i (%5,81) sinoorbital, 9'u (%10,47) rinoserebral, 25'i (%29,07) rinoorbitoserebral mukormikozdu. Geriye kalan 9 (%10,47) olgu pulmoner mukormikozdu. Olguların tümünde en az bir adet predispozan faktör mevcuttu, 51 (%55,30) olguda hematolojik hastalık, 33 (%38,37) olguda DM, 7 (%8,14) olguda solid organ transplantasyonu (SOT), 7 (%8,14) olguda solid organ malignitesi olduğu görüldü. En sık saptanan semptomlar ateş (%70,93), göz çevresinde ve yüzde şişlik (%51,16), ağrı (%40,7), kızarıklık (%34,88), burun akıntısı (%30,23) ve baş ağrısı (%25,58) idi. Fizik muayenede en sık ağız ve sinüslerde nekrotik lezyonlar (%87,21), oftalmopleji (%29,07), pitozis (%26,74), görme kaybı (%25,58) ve proptozis (%22,09) saptandı. Olguların hepsinde başlangıç tedavisinde amfoterisin B formları (amfoterisin B deoksikolat (AmB-D), amfoterisin b lipid kompleks (ABLC), L-AmB) tercih edilmişti. L-AmB ile kombinasyon yapılan 14 olgudan 13'üne posakonazol (POS), 1'ine itrakonazol (ITC) eklendiği; idame tedavisi alan 14 olguda POS kullanıldığı görüldü. Amfoterisin B tedavi süresi ortalama 59,27 ± 58,41 (1 – 318) gün, toplam antifungal tedavi süresi ortalama 88,99 ± 126,98 (1 – 632) gün saptandı. Tüm amfoterisin B formlarında en sık istenmeyen etki olarak hipokalemi görüldü (L-AmB %68,75, AmB-D %54,84, ABLC %50). POS alan hastalarda en sık görülen istenmeyen etki %12,5 oranında üre – kreatinin yüksekliği idi. Olguların %74,42'sinde en az bir kez cerrahi girişim uygulandığı görüldü. Mortalite oranı %61,63 saptandı. DM varlığı, kavernöz sinüs tutulumu ve yoğun bakım ihtiyacı kötü prognoz ile ilişkili bulundu (sırasıyla p=0,016, p=0,039, p=0,001). Antifungal tedavi ile cerrahi tedavinin kombine edilmesinin -sadece antifungal tedavi kullananlara kıyasla- sağkalımı artırdığı gösterildi (p=0,045). Anahtar kelimeler: Mukormikoz, invazif fungal enfeksiyon, amfoterisin b, posakonazol
Bazı yeni imidazol türevlerinin sentezleri ve antikandidal etkilerinin incelenmesi
Son zamanlarda tüm dünyada mantar enfeksiyonlarında ciddi bir artış gözlenmiştir. Antifungal tedavi uzun süre ilaç kullanımını gerektiren bir sorundur. Tedavide kullanılan ilaçlara karşı direnç gelişimi en önemli problemlerdendir. Fungal enfeksiyonların görülme sıklığının artışı, bu enfeksiyonları tedavi etmek için yeni ilaçlara olan ihtiyacı artırmıştır. İmidazol halkası, yeni antifungal ilaç geliştirme çalışmalarında medisinal kimyacılar tarafından potansiyel antifungal etkisinden dolayı sıklıkla tercih edilmektedir. Be nedenle sunulan çalışmada bazı yeni imidazol türevlerinin sentezlenmesi ve antifungal etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada laboratuvar şartlarında hazırlanan 2-Kloro-N-[4-((1H-imidazol-1-il)metil)fenil]asetamid bileşiği ile ditiyobarmat tuzlarının reaksiyonu sonucu 2-sübstitüetiyokarboniltiyo-N-[4-((1H-imidazol-1-il)metil) fenil]-asetamid türevleri elde edilmiştir. Bu bileşiklerin yapıları, IR ve 1H-NMR spektral bulguları ve elemental analiz sonuçları ile aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin antifungal etkileri Candida türleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ketokonazol standart antifungal madde olarak kullanılmıştır. Mikrobiyolojik çalışmalar sonucunda, sentezlenen bileşiklerin orta derecede antifungal etkinliğe sahip olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: imidazol, ditiyokarbamat, enfeksiyon, antifungal etki
Phanerochaete chrysosporium ME 446'da kültür periyoduna bağlı olarak indol-3-asetik asit (IAA) gibberelik asit (GA3), abbisik asit (ABA) ve zeatin üretimi ve biyolojik aktivitelerinin tayini
Bu çalışmada, çalkalamalı inkübasyon ortamında stok bazal mineral ( SBM ) besiyerinde üretilen beyaz -çürükçül fungus Phanerochaete chrysosporiumME446'nın hem kültür orta mında ve hem de miselinde kültür periyoduna bağlı olarak serbest-, bağlı- ve toplam- formlarda içsel indol-3 -asetik asit ( IAA ), gibberellik asit ( GA3 ), absisik asit ( ABA ) ve zeatin miktarları ve fungus kuru misel ağırlığı ( KMA ) saptanmıştır. Ayrıca, bu fungal bitki büyüme maddelerinin biyolojik aktiviteleri incelenmiştir. İçsel-IAA, -GA3, -ABA ve -zeatin' in miktarlarının tayi ninde spektrofotometre tekniği, biyolojik aktivitelerinin tayininde ise IAA ve ABA için yulaf koleoptil büyüme testi, GA3 için pirinç çimlendirme testi ve zeatin için klorofil miktar tayini testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda, fungusun primer ya da sekonder bir metabolit olarak IAA, GA3, ABA ve zeatin ürettiği, üretilen bu bitki büyüme maddelerinin ortak bir ekstraktsiyon metodu ile elde edilebileceği ve bunlardan IAA, ABA ve zeatin' in tam, GA3 'ün ise kısmen bir biyolojik aktiviteye sahip olduğu gösterilmiştir. Fungal-IAA, -GA3, -ABA ve -zeatin miktarla rı, miseldeki değerlerine göre, kültür ortamında daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, IAA'nm maksimum absorbsiyon gösterdiği farklı iki dalga boyundan 280 nm'de 222 nm'ye göre daha yük sek değerlere sahip olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Phanerochaete chrysosporium ME446, Fungus, İndol-3 -asetik asit ( IAA ), Gibberellik asit ( GA3 ), Absisik asit ( ABA ), Zeatin, Bitki büyüme maddeleri
Pleurotus sajor-caju fungusunda kültürel periyoduna ve değişik kültür koşullarına bağlı olarak oksin (indol)-3-asetik asit, IAA) gibberelik asit (GA3) sitokinin (Zeatin) ve bazı absibik asit (ABA) üretimi ve miktarlarını
Bu çalışmada, değişik kültür koşullarında üretilen beyaz-çürükçül fungus Pleurotıus sajor-caju'nun kültür ortamında kültür periyoduna bağlı olarak serbest-, bağlı- ve toplam- formlarda içsel oksin (indol-3 -asetik asit, IAA), gibberellik asit (GA3), sitokinin (zeatin) ve absisik asit (ABA) miktarları ve fungus kuru misel ağırlığı (KMA) saptanmıştır. İçsel -IAA, -GA3, -zeatin ve -ABA miktarlarının tayininde tarayıcı densitometre tekniği kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda, çalışmada kullanılan fungusun, tüm kültür koşullarında pri mer ya da sekonder bir metabolit olarak IAA, GA3, zeatin ve ABA sentezledikleri göste rilmiştir. Ayrıca, IAA, GA3, zeatin ve ABA'nın en yüksek düzeylerde sentezlerinin dolayısıyla miktarlarında artmanın olduğu optimum kültür koşullarının, 30 "C sıcaklık, pH 7.5, karbon kaynağı olarak 10.00 g/L glukoz, azot kaynağı olarak 0.5 g/L amonyum dihidrojen fosfat (NH4H2PO4), fosfat kaynağı olarak 0.2 g/L potasyum dihidrojen fosfat (KH2PO4) içeren sentetik besiyeri ve çalkalamalı- karanlık kültür koşullan olduğu saptanmıştır. Bu kültür koşullarında elde edilen en yüksek düzeyde toplam-IAA, -GA3, -zeatin ve -ABA miktarları sırasıyla, 17878.66 ug/mL, 4729.22 ug/mL, 776.75 ug/mL ve 1700.17 u.g/mL olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Pleurotus sajor-caju, fungus, oksin (indol-3-asetik asit, IAA), gibberellik asit (GA3), sitokinin (zeatin), absisik asit (ABA), bitki büyüme hormonları
Tekstil boyalarının renginin gideriminde mikroorganizma kullanımı
Sentetik boyalar, tekstil ve boya endüstrilerinden açığa çıkan endüstriyel atıksular ile çevreye verilir. Bu renkli atıksulann nehirlere ve göllere deşarjından dolayı güneş ışığının akuatik canlılara ulaşması azalır. Bu da fotosentetik aktivitenin ve çözünmüş oksijen oranın azalmasına sebep olur. Bazı boyalar ve atıksular ayrıca toksik ve genotoksiktir. Ayrıca tekstil boyaları mikrobiyolojik yıkıma dirençlidir. Beyaz çürükçül funguslar geniş oranda yapısal olarak farklı kirleticileri yıkabilir. Bu çalışmada beyaz çürükçül funguslann renk giderim aktivitesi test edilmiştir. Başlangıç pH'sı, boya konsantrasyonları, pelet miktarı, sıcaklık ve çalkalama gibi çeşitli koşulların Funalia trogifmn renk giderim aktivitesi üzerine etkisi araştırılmıştır. Başlangıç pH'sı hariç bütün durumların F. trogifmn renk giderim aktivitesi üzerinde önemli olduğu bulunmuştur. F. trogii peletlerinin renk aktivitesinin uzunluğu tekrarlı-kesikli çalışmalarda ayrıca araştırılmıştır. 13-132 mg/1 gibi düşük boya konsantrasyonlarında peletlerin renk giderim verimi 5 gün için yüksek ve kararlı kalmıştır. Boya konsantrasyonun 264 mg/1 olduğu durumlarda tekrarlı-kesikli çalışmanın ilk 3 gününde yaklaşık % 96 oranında yüksek renk giderim verimi elde edilmiştir. Fakat renk giderim verimi çalışmanın 5. gününün sonunda düşmüştür. Pelet miktarının değiştirilmesi renk giderim yüzdesini ve peletlerin kararlılığım artırmıştır. Başlangıç safhasında fungus peletleri tarafından renk giderimi boya bileşiklerinin adsorbsiyonu ile gerçekleşirken devamında mikrobiyal metabolizma sonucu oluşan biyolojik yıkım ile gerçekleşmiştir. F. trogii' tan renk giderim aktivitesini uzatmak ve verimini arttırmak için test ortamına MnS04, NH4CI, glukoz ve peyniraltı suyu ilave edilmiştir. Glukoz ve peyniraltı suyu kullanıldığı zaman yüksek ve kararlı renk giderimi 10 günlük tekrarlı- kesikli çalışmada elde edilmiştir. F. trogii' 'den başka diğer beyaz çürükçül funguslann da renk giderim aktiviteleri test edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Tekstil boyası, boya, beyaz çürükçül funguslar, Funalia trogii, renk giderimi
Fungal infeksiyon tanısıyla vorikonazol tedavisi almakta olan hastaların serum vorikonazol düzeyinin saptanması ve bunu etkileyen faktörler
Vorikonazol triazol grubundan geniş etki spektrumuna sahip antifungaldir. P450 enzimlerinden CYP2C19, CYP2C9 ve CYP3A4 tarafından metabolize edilir. Bu enzimleri etkileyen bazı faktörler, genetik polimorfizm, yaş, karaciğer fonksiyonları ve eş zamanlı kul-lanılan diğer ilaçlar vorikonazol metabolizmasını ve plazma konsantrasyonunu etkiler. Vorikonazol farmakokinetiğindeki farklılıklar; etkinliğinde azalma ve toksisite ile ilişkili ola-bilir. Bu nedenle plazma düzeyinin ölçülmesi yeterli plazma konsantrasyonunun sağlandığının bilinmesi, toksisitenin önlenmesi ve hastaların tedavisinin yönlendirilmesi açısından önemli olacaktır. Biz bu projede hastanemizde fungal infeksiyon tanısıyla vorikonazol tedavisi al-makta olan hastalarda vorikonazolün serum düzeyini ve bunu etkileyen faktörleri, tedavi dozu monitorizasyonunun gerekip gerekmediğini ortaya çıkarmayı amaçladık. Bu amaçla invazif mantar infeksiyonu tedavi veya profilaksi amacıyla vorikonazol tedavisi verdiğimiz hastalardan tedavinin başlangıcından sonraki 24.-48. saat ve 7. gün vorikonazol düzeyinin ölçümü amacıyla kan aldık. Yirmidokuz hastadan 77 vorikonazol plazma konsantrasyonu ölçtük. Ölçümlerde yüksek performasyonlu likid kromatografi yöntemini Roffey ve ark.?nın tarif ettiği metodu modifiye ederek kullandık. İlaç serum düzeyinin hastaların yaşı, cinsiyeti ve eş zamanlı kullanılan diğer ilaçlarla ilişkisi yoktu. Vorikonazol serum düzeyine etkisi olmadığı için ilaç dozunun bu parametrelere göre ayarlanmasına gerek yoktur. Kullanım şekli serum düzeyini etkilememektedir. Çalışmamızda ilacın kullanım dozunun 1 mg/L ve üzerindeki etkin konsantrasyona ulaşmasına da etkisi yoktu. Serum düzeyi ile etkinlik ve mortalite arasında da anlamlı ilişki saptamadık. Yükleme dozu verilen hastaları verilmeyen hastalarla karşılaştırdığımızda yükleme dozu verilen hastalarda ilk doz sonrası yirmidördüncü saatte 1 mg/L ve üzerindeki etkin serum düzeyine daha fazla ulaşıldı. Etkin serum düzeyine daha erken 24. saatte ulaşılması için yükleme dozu verilmelidir. Günlük 400 mg?ın üzerindeki dozda kullanılması ve tedavi başlangıcında hipoproteineminin olması ilacın toksik düzey olan 5,5 mg/L?nin üzerindeki serum düzeyine ulaşmasına etkili faktörlerdir. Aynı zamanda günlük 400 mg?ın üzerindeki dozda kullanılması ve tedavi başlangıcında serum GGT düzeyinin yüksek, protein düzeyinin düşük olması mortaliteye etkili faktörlerdir.
Melanom hücre hatlarında Lactarius deliciosus mantar ekstraktının CA-IX enzim aktivitesi üzerine etkisinin incelenmesi
Karbonik anhidraz enzim ailesi (EC 4.2.1.1), CO2 hidrasyonunu katalize ederek HCO3- ve H+ üreten Zn+2 bağımlı metalloenzimlerdir. CA enzim ailesi, metabolizma ve tümör oluşumu için anahtar role sahiptir. CA-IX, katı tümörlerin pH'sının düzenlenmesini sağlayan CA ailesine ait hücre yüzey glikoproteinidir. CA-IX kanserin metastazı, ilerlemesi ve terapötik yanıtı ile ilişkilidir. Melanom, epidermisteki melanin üreten melanosit hücrelerinin tümörleşmesi ile oluşan, mortalitesi yüksek kanser türüdür. CA-IX, melanomdaki asidik mikroçevre ile ilişkilidir. CA-IX enzim aktivitesi, tümör mikroçevresini daha hipoksik yapar. Hipoksik ortamda melanom hücre hatlarında CA-IX ekspresyonun daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Lactarius deliciosus mantar türünün antioksidan ve antikanser etkisi gözlemlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, melanom hücre hatlarında L.deliciosus mantar ekstraktının, CA-IX enzim düzeyi üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada, L. deliciosus mantarının ekstraktı hazırlanmıştır. Kontrol grubu için CA-IX'un bilinen inhibitörü asetazolamid kullanılmıştır.L. deliciosus mantar ekstraktı ile Asetazolamidin(AZA) WM115 (primer) ve SK-MEL-30 (metastatik) hücre hatlarındaki sitotoksik etkileri, WST-1 yöntemi kullanılarak değerlendirilmiş ve IC50 değerleri hesaplanmıştır. AZA ve mantar ekstraktının CA-IX enzim düzeyi üzerine etkileri Enzim Bağlı İmmünosorbent Analizi (ELISA) testi ile değerlendirilmiştir. WM115 hücre hattında AZA ve L. deliciosus mantar ekstraktı için IC50 değerleri sırasıyla 21,41 μmol/L ve 275 μg/ml olarak belirlenmiştir. SK-MEL-30 hücrelerinde IC50 değerleri sırasıyla 12,98 μmol/L ve 276,45 μg/ml'dir. AZA uygulanması, CA-IX enzim düzeyi üzerine anlamlı bir inhibisyon etkisi göstermiştir. L. deliciosus mantar ekstraktının CA-IX enzim düzeyini anlamlı bir şekilde artırdığı SK-MEL-30 ve WM115 melanom hücre hatlarında tespit edilmiştir (p<0,0001).
Febril nötropenik hastalarda fungal etkenlerin varlığının farklı mikrobiyolojik yöntemlerle araştırılması
Nötropenik hastalarda fungal enfeksiyonların prognozu erken tanı ile yakından ilişkilidir. Bu çalışmada febril nötropenik hastalarda fungal etkenlerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza Dahiliye Hematoloji Kliniğinde Febril Nötropeni tanısıyla takip edilen hematolojik maligniteli, kemoterapötik ilaç kullanan 101 erişkin hasta (64'ü kadın, 37'si erkek) dahil edildi. Hastalardan en az bir en çok beş olmak üzere, en fazla 199 atak boyunca gönderilen klinik örneklerde direkt mikroskobik inceleme ve kültür yapıldı. Bu hastaların her atağında, bir hafta içinde ardışık iki kere gönderilen serum örneklerinde ELİSA yöntemi ile galaktomannan (GM) antijeni ve plazma örneklerinde real-time PCR yöntemi ile Aspergillus fumigatus ve Candida albicans DNA'sı araştırıldı. Avrupa Kanser Araştırma ve Tedavi Örgütü/Mantar Çalışma Grubu sınıflandırmasına göre takip edilen 199 atağın %1,5'u kesin invaziv aspergilloz (İA), %4'ü kandidemi olmak üzere, toplam %5,5'u kesin invaziv fungal enfeksiyon (İFİ), %4'ü yüksek olasılıklı İA, %4'ü düşük olasılıklı İA olarak tanımlandı. Kalan %86,5'i İFİ açısından riskli bulunmadı. Kan kültürü gönderilen 194 atağın %4.1'inde, kateter kültürü gönderilen 12 atağın ise %25'inde Candida spp. üredi. GM antijen testinin index değeri 0.5ng/ml olarak kabul edildiğinde; GM antijeni %86.43 atak boyunca negatif, %7.03 atakda bir pozitif, %5.52 atak da ardışık iki ve daha fazla pozitif, %1 atakda herhangi iki serumda pozitif bulundu. Hastaların 199 atağından %98.5'inde C. albicans DNA'sı saptanmazken, %1'inde bir pozitif, %0.5'inde ardışık iki ve daha fazla pozitiflik saptandı. Atakların %81.9'unda A. fumigatus PCR sonuçları negatif, %16.08'inde bir pozitif, %1'inde herhangi iki serumda pozitif, %1 atakta ise ardışık pozitiflik saptandı. Kesin İA olarak tanımlanan üç hastanın, GM antijen testi her üç hastada da ardışık pozitif bulundu. A. fumigatus PCR testleri ikisinde negatif, birinde ardışık pozitif bulundu. Febril nötropenik hastalarda fungal etkenlerin saptanması için konvansiyonel, serolojik ve moleküler yöntemlerin birlikte kullanılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Orkidelerde mikorizal fungusların orkide tohumlarının çimlenmesi ve büyümeleri üzerine etkisi
42 ÖZET Doğu Akdeniz Bölgesindeki salep orkidelerinde, mikorizal fungusların teşhisi ve bu fungusların orkide tohumlarının çimlenmesi üzerine etkisinin araştırılması amacıyla yapılan bu çalışma 1993-1994 yılı boyunca yürütülmüştür. Yukarıdaki adı geçen bölgelerde 14 farklı orkide türü saptanmıştır. Bu 14 türün rizosfer topraklarından yapılan izolasyonlar sonucunda 2 Rhizoctonia solani izolatı ve 6 fungus cinsi elde edilmiştir. Orkide tohumlarının çimlenmesi ve gelişimi ile ilgili olarak Rhizoctonia solani olarak teşhis edilen izolat kullanılmıştır. Elde edilen diğer fungus cinslerinin Absidia sp., Fusarium spp., Macrophomina sp., bazı Pythiaceous funguslar ve Trichoderma sp. oldukları belirlenmiştir. Bu bölgelerde tesbit edilen Orchis coriophora, Orchis anatolica, Ophrys transchyrcana, Ophrys vernixia, Ophrys apifera, Ophrys umbilicata, Serapias vomaracea ve Himantogiossum af fine türleri tohumları ve Rhizoctonia solani, Absidia sp. ve Trichoderma sp. izolatları ile Knudson besin çözeltisi kullanarak petrilerde çimlendirme denemeleri kurulmuştur. Bu denemeler sonucunda Orchis coriophora ve Ophrys vernixia ' ya ait tohumlarda Rh-1'in varlığında çimlenme ve fide gelişimi gözlenirken, Rh-1'in bulunmadığı kontrol petrilerde protokorm oluşumu ve çimlenme gibi gelişmeler kaydedilmemiştir. Orchis anatolica tohumlanyla kurulan petri denemelerinde ise Rhizoctonia soiani sadece protokorm oluşumunu teşvik etmiş ve fide gelişimi gözlenmemiştir. Dolayısıyla Rh-1'in Orchis coriophora ve Ophrys vernixia üzerinde mikorizal etkisi kesinlik kazanırken Orchis anatolica' da etki protocorm oluşumuyla sınırlı kalmıştır.43 Fungus+Knudson çözeltisinin yanısıra ayrıca çimlendirme ortamı olarak kullanılan yulaf ortamında da Orchis coriophora + Rhizotonia solanı (Rh-1) ortaklığı çimlenmede başarılı sonuç vermiş ve sağlıklı orkide fidecikleri elde edilmiştir. Çimlendirme denemelerinin bir kısmı ayrıca orkide rizosferinden alınan bir miktar toprakla saksı denemesi kurularak gerçekleştirilmiştir. Saksı denemesinde belirli aralıklarla yapılan mikroskobik ölçümler sonucunda tohumlarda ne bir çimlenme ve ne de kayda değer başka herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir.
Çankırı ili merkez ve Kızılırmak ilçesinde kullanılan hayvan yemlerinde bulunan mikotoksinlerin tespiti
Araştırmada bulunduğumuz bölgede (Merkez ve Kızılırmak ilçeleri) büyük baş hayvancılık yapan çiftçilerimizin kullanmış oldukları yemlerin mikotoksinlerle kontamine olma durumlarını tespit etmek ve yemlerin toksin yönünden durumlarını değerlendirme amaçlanmıştır. Bu nedenle değerlendirme yapabilmek amacıyla bölgemiz çiftçilerinin kullandığı yemlerden aynı tarihlerde ve yem torbalarına dikkat etmeden random şekilde 32 adet yem örneği toplanmıştır. Topladığımız yem örneklerini LC/MS-MS (Simadzu LCMS-8040) cihazı yardımıyla 11 farklı mikotoksinle (AFB1, AFB2, AFG1, AFG2, FB1, FB2, OTA, ZEA, DON, T-2, HT-2) bulaş durumlarının analizi yapılmıştır. Yapmış olduğumuz analiz sonucunda yem örneklerimizin birden fazla mikotoksin çeşidi ile bulaş olduğu tespit edilmiştir. Hayvan yemlerimizin büyük bir kısmında mikotoksin bulaş oranlarının yüksek seviyelerde olduğunu gözlemledik. Yem örneklerimizi geliştirme, büyütme, besi, tamamlayıcı ve karma yem grupları içerisinde detaylıca analiz ettik. Elde ettiğimiz veriler bölgemizde kullanılan yemlerin funguslar tarafından kontamine olduğunu ortaya koymuştur. Tespit edilen mikotoksin miktarları Yemlerde istenmeyen maddeler tebliğinde belirtilen toksin üst sınırlarıyla karşılaştırdığımız 2 yem örneğinin Aspergillius tarafından AFB1 ve 1 yem örneğinin ise Fusarium türleri tarafından üretilen ZEA üst limitinin üzerine çıktığı görülmüştür. Ayrıca HT-2 ve T-2 mikotoksinleri ile yem örneklerimiz yüksek oranlarda kontamine olmalarına rağmen bu mikotoksinler için tebliğde üst limit belirlenmediğinden bu yemlerin ilerde hayvanlarda ve hayvan ürünlerinden faydalanan canlıların sağlıklarında çıkartacağı sorunlar tam olarak öngörülememektedir.
İnhalan allerjenlere duyarlı allerjik astımlı çocuklarda exhale nitrik oksit düzeyinin mevsimsel değişimi
Amaç: Bu çalışmada inhale izole mantar duyarlılığı olan astımlı çocuklardadokuz ay boyunca aylık intervallerle exhale nitrik oksit düzeyini ölçerek, mevsimseldeğişimini ve semptomlarla ilişkisini inceledik. Böylece hastaların semptomlarındakötüleşmeyi ve atakları önceden öngörebilmeyi hedefledik.Gereç ve yöntem: Çalışmaya izole mantar duyarlılığı olan 15 astımlı hasta ileyaş ve cinsiyet olarak birebir eşleştirilmiş 15 sağlıklı, non-atopik çocuk kontrol grubuolarak alındı. Hastalar 7-18 yaş arasında olup, ortalaması 9,4±2,7 yıl olarak hesaplandı.Hasta gruptaki çocukların %93'ü hafif şiddette astım vakasıydı. Hastalar 9 ay süre ileayda bir kez kontrole çağrıldı ve semptom skoru, semptom medikasyon skoru, solunumtestleri, exhale NO düzeyleri, sistemik muayeneleri, geçirilen ÜSYE/ ASYE sayısı, ataksayısı, acile başvuru sayısı, gece uyandıran astım nöbetleri ve okul devamsızlığıdeğerlendirildi. Çevresel faktörler olarak mantar spor sayımları ve nem oranlarıkaydedildi.Bulgular: Exhale nitrik oksit düzeyi astımlı grupta kontrol grubuna göreistatistiksel olarak yüksek bulundu(p=0.009). NO ölçümleri mevsimlere göreincelendiğinde, ilkbahar ve yaz aylarında daha yüksekti(p=0.021 , p=0.002). Hastagrubunun nitrik oksit ölçümleri ile semptom skoru, atak sayısı ve nem oranı arasındaanlamlı korelasyonlar saptandı(p<0.01, p=0.038 , p=0.046 , p=0.006). Exhale NOdüzeyi ve FEV1 ölçümleri karşılaştırıldığında anlamlı bir ilişki bulunamadı(p>0.05).ÜSYE/ASYE geçirme sıklıkları ile NO düzeyleri korele edildiğinde anlamlıbulunmadı(p>0.05). Atmosferdeki mantar spor sayımı ile NO ölçümlerikarşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamadı.(p=0.76 ,p=0.87) Çalışmamızda astımlı hastalarda acile başvuru, gece uyandıran astım nöbeti veokul devamsızlığı sayıları ile NO ölçümleri arasında bir ilişki saptanamadı.(p>0.05)Sonuç: NO, astımlı hastalarda normal populasyona göre daha yüksek olması veatak dönemlerinde artması nedeniyle bir inflamasyon parametresi olarak öneminikorumaktadır. Çalışmamızda ilkbahar ve yaz aylarında yükselen NO'in aynıdönemlerde artan mantar sporları ile ilişkisini gösteremedik. Vejetatif mantar sayısınısayabilmek için uçuşan sporları airtrap yöntemiyle ölçmek yerine agarjel besiyerindeüretmenin de bu çelişkiyi aydınlatabileceğini düşündük.
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım ünitelerinde gelişen kandidemilerin değerlendirilmesi
Kandidemi, tanı ve tedavisi zor olan, yüksek morbidite ve mortaliteyle seyreden bir klinik durumdur. Kan kültüründe üreyen kandida türünün belirlenmesi, tedavide kullanılacak olan antifungal ajanın belirlenmesinde önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında hastanemiz yoğun bakım ünitelerinde kandidemi sıklığının, etken kandida türlerinin dağılımının ve antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi, kandidemi gelişiminde etkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 1 Ekim 2014-30 Eylül 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi YBÜ' lerinde takip edilen ve kandidemi tanısı alan 97 hasta ile kandidemi tanısı almayan 100 hasta dahil edildi. Bir yıllık çalışma süresinde kandidemi insidansı onbinde 27.3 (%0.27) olarak saptandı. En sık kandida izolasyonu İç Hastalıkları YBÜ'de (%62.9) saptandı. En sık C.albicans %48.5 (47) izole edilirken, non-albicans türler içinde en çok C.tropicalis %13.4 (13), ikinci sıklıkta C.glabrata %10.3 (10) ve C. parapsilosis %10.3 (10) görüldü. Kandidemi gelişiminde, altta yatan hastalıklardan hematolojik malignite bulunması, son üç ayda antifungal kullanımı, steroid/immünsupresif kullanımı, dren bulunması ve parenteral beslenme gibi risk faktörleri çok-değişkenli logistik regresyon analizinde tekrar değerlendirildi ve dren varlığının kandidemi riskini 14.13 kat, parenteral beslenmenin 6.62 kat ve son üç ayda antifungal kullanımının 7.37 kat arttırdığı saptandı. C.albicans' ta flukonazol ve vorikonazol duyarlılığı % 6,4 iken flukonazol ve vorikonazol direnci % 93,6 olarak belirlendi ve Amfoterisin B ve kaspofungin direnci saptanmadı. Kandidemi grubunda 97 hastadan 74'ü (%76,3) izlem sırasında kaybedildi. Sonuç olarak çalışmamızda, kandidemi türleri arasında en sık C. albicans izole edilmiştir. Azol direncinin oldukça yüksek oranda görülmesinin hastanemizde azol grubu antifungallerin sık kullanımına bağlı olabileceği düşünülmüştür. Bu durum, erken antifungal tedavinin mortalite ve morbidite üzerine olumlu etkisi bilindiğinden, her hastanenin kendi hasta özelliklerine, risk faktörlerine ve surveyans sonuçlarına göre tedavinin yönlendirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Antifungal duyarlılık, Kandidemi, Risk faktörleri
Çukurova Üniversitesi'nde çalışan hemşirelerde tinea pedis ve onikomikoz sıklığı üzerine mesleki ve mesleki olmayan risk faktörlerinin etkisi
Amaç: Ayaklarda, yüzeysel mantar enfeksiyonları sık görülmektedir. Çalışmamızda hastanemiz hemşirelerinin ayaklarındaki yüzeysel mantar enfeksiyonlarının sıklığını, bu enfeksiyonların gelişmesinde meslekî ve meslekî olmayan risk faktörlerinin etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nde çalışmakta olan 203 hemşire çalışmaya alındı. Hemşireler standart forma göre sorgulandı ve muayene edildi. Hemşirelerden deri ve/veya tırnak kazıntıları alındı. Kazıntı örnekleri, potasyum hidroksit ile incelendi. Bulgular: Çalışmaya alınan 203 hemşireden 22'sinin (% 10,8) ayaklarında mantar varlığı gösterildi. Bu olguların 5'i subklinik, 17'si klinik düzeyde idi. Klinik düzeydeki mantar enfeksiyonu, hemşirelerin 14'ünde (% 6,9) ayak derisinde ve 7'sinde (% 3,4) ayak tırnaklarında saptandı. Çok değişkenli lojistik regresyon testi uygulandığında, mantar varlığı gösterilmiş 22 hemşirede erkek cinsiyetinin, düzenli spor yapma alışkanlığının ve iş sırasında sentetik çorap giymenin daha sık olması, istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Çalışma sonuçlarımız değerlendirildiğinde kesin olmasa da, hemşirelerin ayaklardaki yüzeysel mantar enfeksiyonları açısından risk altında bir topluluk olabileceği söylenebilir. Bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Çalışmamızda, meslekî faktörlerden iş sırasında sentetik çorap giymek, ayaklardaki yüzeysel mantar enfeksiyonları gelişiminde anlamlı bir risk faktörü olarak bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Ayakların yüzeysel mantar enfeksiyonları, hemşireler, meslekî, risk faktörleri.