Kusma

Bu konu başlığı altında 56 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pediyatrik hastalarda preoperatif karbonhidrattan zengin sıvı verilmesinin gastrik volüm ve postoperatif bulantı kusma üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Pediyatrik hastalarda preoperatif açlık stratejileri, uzun açlık süresinin neden olacağı olumsuz durumlardan kaçınmak ve uygunsuz açlık süresinin yol açacağı komplikasyonları önleme amacı taşır. Berrak sıvıların gastrik boşalma süresi partiküllü sıvılara göre daha hızlıdır. Berrak sıvıların gastrik boşalma süresini esas olarak kalori içeriği ve volüm belirlemektedir. Bu çalışmayla elma suyunun mide boşalma süresinin kalori içeriği nedeniyle sudan daha kısa olup olmadığının gastrik ultrasonografi ile araştırılması amaçlandı. Çalışmamızın sekonder amaçlarından biri gastrik volüm bulantı kusma ilişkisini değerlendirmekti. Çalışmaya çocuk cerrahisi tarafından elektif şartlarda operasyon planlanan, dahil edilme kriterlerine uyan ve yaşları 4-18 arasında değişen toplam 70 pediyatrik hasta dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Su grubuna (n=35) ve elma suyu grubuna (n=35) cerrahi operasyondan 2 saat önce oral yoldan 5ml kg-1 su ve elma suyu verildi. Hastalara gastrik ultrasonografi ile volüm ölçümü 6 saatlik açlık sonrası (bazal değer), su veya elma suyu içtikten 1 saat ve 2 saat sonra yapıldı. Perlas skoruna göre aspirasyon riski belirlendi. Bazal volüm değerine göre her iki pozisyonda yapılan ölçümlerde, su ve elma suyunun 1 saat veya 2 saat sonrasında rezidüel gastrik volümü azaltma konusunda birbirine üstünlüğü olmadığını gördük. RLD pozisyon ölçümlerinde preoperatif 5ml kg-1 karbonhidrattan zengin sıvı verilmesinin 2. saat rezidüel gastrik volümü azalttığını gösterdik. Bazal gastrik volüm değerinin yüksek olması veya Perlas skoru 0 oranının düşük olmasını postoperatif kusma ile ilişkili bulduk. Cerrahi süresinin uzamasıyla kusma oranının artışını ilişkili bulduk. Berrak sıvıların anesteziden 1 saat önce verilmesiyle 2 saat önce verilmesinin gastrik volüm açısından anlamlı bir farka neden olmadığını gösterdik. Anahtar kelimeler: Gastrik ultrasonografi, gastrik volüm, pediyatrik anestezi, postoperatif bulantı kusma, oral karbonhidrat

AnesteziBulantıKarbonhidratlar+6
Merve Bilgin
Mersin University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomi sonrası uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin ağrı, bulantı ve kusma üzerine etkisi

Amaç: Randomize kontrollü deneysel olarak yapılan bu çalışma laparoskopik kolesistektomi sonrası uygulanan progresif gevşeme egzersizlerinin ameliyat sonrası ağrı, bulantı ve kusma üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini, 25 Mayıs - 25 Ağustos 2023 tarihleri arasında Osmaniye Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Kliniğinde elektif planlanan laparoskopik kolesistektomi yapılan 105 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini oluşturan 76 hasta çalışma ve kontrol grubuna atanmıştır(Çalışma=38, Kontrol=38). Veriler, "Hasta Tanıtım Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği" ve "Perioperatif Hasta İzlem Formu" kullanılarak toplanmıştır. Çalışma grubundaki hastalara ameliyat sonrası 2., 6., 12. ve 24. saatlerde progresif gevşeme egzersizleri uygulatılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde frekans, ortalama, Ki-Kare testi", '' Independent t-testi'' ve "Repeated Measures ANOVA tesi" kullanılmıştır. Bulgular: Gruplararası karşılaştırma incelendiğinde; çalışma grubundaki hastaların ameliyat sonrası 6., 12. ve 24. saat dilimindeki ağrı şiddeti puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla daha çok azaldığı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gruplararası karşılaştırma incelendiğinde; çalışma grubundaki hastaların ameliyat sonrası 6., 12. ve 24. saat dilimindeki bulantı şiddeti puan ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla çok azaldığı ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. ve 12. saatlerde çalışma grubunda kontrol grubuna kıyasla kusma oranlarında azalma olduğu ve aralarındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç ve Öneriler: Progresif gevşeme egzersizlerinin laparoskopik kolesistektomi sonrası ağrı, bulantı ve kusmayı azalttığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda hastalarda kolay uygulanabilmesi ve invaziv bir yöntem olmaması nedeniyle hemşirelerin progresif gevşeme egzersizlerini hastalara öğretmesi ve hastaların kullanımına teşvik etmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, bulantı, hemşire, laparoskopik kolesistektomi, progresif gevşeme egzersizleri. Danışman: Doç. Dr. Diğdem LAFCI BAKAR, Mersin Üniversitesi, Hemşirelik Esasları Anabilim Dalı, Mersin

AğrıBulantıEgzersiz+4
Havva Doğan Kırtıloğlu
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Supraklaviküler brakiyal pleksus bloğu uygulanan hastalarda intravenöz deksmedetomidin ve perinöral deksametazonun blok süresine etkisi

Amaç: Bu çalışmada supraklaviküler blok yapılan hastalarda intravenöz deksmedetomidin ile perinöral deksametazonun kombine kullanımının blok süresine, blok başlangıcına, hasta memnuniyetine, postoperatif bulantı-kusmaya ve opioid tüketimine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayından sonra, supraklaviküler blok planlanan ASA I-III, 18-75 yaş arası 120 hasta çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak gerçekleştirildi. Grup 1'e, iv deksmedetomidin infüzyonu, Grup 2'ye iv deksmedetomidin + perinöral deksametazon, Grup 3'e perinöral deksametazon verildi. Dördüncü grup kontrol grubuydu. Postoperatif 48 saat boyunca vital bulgular, komplikasyonlar, morfin tüketimi, hasta memnuniyeti, motor ve sensoriyel blok süreleri kaydedildi. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Bulgular: Sensoriyel blok süreleri Grup 1 (726,83 ± 50,93 dk), Grup 2 (1126,33 ± 127,32 dk) , Grup 3 (1104,83 ± 120,71 dk), Kontrol (368,67 ± 41,73 dk) gruplarında değerlendirildi. Motor blok süreleri Grup 1 (726,83 ± 50,93 dk), Grup 2 (1126,33 ± 127,32 dk), Grup 3 (1104,83 ± 120,71 dk), Kontrol (368,67 ± 41,73 dk) gruplarında değerlendirildi. Hem motor hem de sensoriyel blok süreleri açısından Grup 2 ve Grup 3 benzer bulundu (p>0,05). Grup 2 ve Grup 3, Grup 1 ve Kontrol gruplarından daha uzun blok sürelerine sahipti (p<0,05). Grup 1 ise Kontrol grubundan daha uzun blok sürelerine sahipti (p<0,05). Sonuç: Hem perinöral deksametazon hem de intravenöz deksmedetomidin tek başlarına kullanıldıklarında blok süresini uzatır. Perinöral deksametazon, iv deksmedetomidinden daha etkin olup, bu iki ajanın kombine kullanımı ile perinöral deksametazonun tek başına kullanımı arasında fark bulunmamıştır. Deksmedetomidin rejyonel anestezide etkin bir sedatif olsa da hipotansiyon ve bradikardiye neden olabileceği unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: supraklaviküler blok, iv deksmedetomidin, perinöral deksametazon

AnesteziBrakiyal pleksusBulantı+5
Eren Polat
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gebelikte bulantı ve kusmanın öz bakım gücüne ve yaşam kalitesine etkisi

Bu çalışma, gebelikte bulantı ve kusmanın (GBK) öz bakım gücüne ve yaşam kalitesine etkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma Türkiye'nin Orta Karadeniz Bölgesi'nde bir eğitim ve araştırma hastanesinin doğum ve kadın hastalıkları polikliniğine 01.06.2019-01.01.2020 tarihleri arasında başvuran, 18-40 yaş arası, spontan gebe kalan, bulantı ve kusma (BK) şikâyeti olan, 5-20. gebelik haftası arasında olan 278 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Öz Bakım Gücü Ölçeği (ÖBGÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya dâhil edilen gebelerin ÖBGÖ puan ortalaması 103,5±19,6 olarak belirlenmiştir. BK sebebiyle gebenin desteğe ihtiyaç duyma durumu (p<0,05), gebeye destek olabilecek kişi varlığı (p<0,01) ile ÖBGÖ toplam puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Daha önceki gebeliklerinde BK'sı olan (p<0,05), BK sebebiyle desteğe ihtiyaç duyma durumu (p<0,05), BK'nın günlük işleri etkilemesi (p<0,05), BK'nın cinsel yaşamı etkilemesi (p<0,05), BK başlama haftası (p<0,05), BK'nın günlük seyri (p<0,01), BK süresi (p<0,05) ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin bazı alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Gebelikte BK'nın gebelerin %62,2'sinin günlük işlerini, %42,4'ünün cinsel yaşamını olumsuz etkilediği saptanmıştır. Sonuç olarak GBK'nın, gebenin öz bakım gücünü ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kavramlar: Gebelik, bulantı ve kusma, yaşam kalitesi, öz bakım gücü

BulantıGebelikKusma+2
Feyza Çalışır
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Apendektomi olan çocuklarda mentollü sakız çiğneme uygulamasının ameliyat sonrası bulantı, kusma ve hastanede kalış süresine etkisi

Araştırma apendektomi olan çocuklarda mentollü sakız çiğneme uygulamasının ameliyat sonrası bulantı, kusma ve hastanede kalış süresine etkisini belirlemek amacıyla deneysel araştırma olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini Nisan- Haziran 2022 tarihleri arasında Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahi kliniğinde yatan apendektomi geçiren 7-18 yaş grubundaki çocuklar oluşturdu. Araştırmanın örnekleminde ise ameliyat sonrası bulantı-kusması olan, araştırmaya katılmayı kabul eden ve örneklem seçim kriterlerine uyan toplam 60 çocuk (girişim=30, kontrol=30) yer aldı. Apendektomi sonrası çocuk kliniğe getirildikten sonraki ikinci saatten başlayarak, bulantısı ve kusması olan girişim grubundaki 30 çocuğa sakız çiğneyebildiği ve talimatları uygulayabildiği anda mentollü şekersiz sakız verilmiş ve ortalama 15 dakika çiğnemesi istenmiştir. Kontrol grubundaki çocuklara ise herhangi bir işlem yapılmadı. Araştırmanın verileri çocuğun tanıtıcı özellikleri ve postoperatif bulantı-kusma ve bağırsak fonksiyonlarına ilişkin anket formu ve BARF bulantı ölçeği kullanılarak toplandı. Araştırmanın istatistiksel analizleri için ki-kare testi, Mann-Whitney U testi, Fisher-Freeman-Halton testi, Spearman korelasyon katsayıları, Kruskal Wallis testi kullanıldı. Araştırma grupları ameliyat sonrası bulantı ve kusmaya neden olabilecek cinsiyet, yaş, BKİ, ameliyat türü, ailede ameliyat sonrası bulantı ve kusma öyküsü, ameliyat süresi gibi değişkenler açısından benzerdi (p>0,01). Sakız çiğneme döneminde ölçülen BARF skorunun girişim grubunda daha düşük değerde ve beklenildiği üzere de ön test dönemine göre hesaplanan fark skoru değerinin ise girişim grubunda daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Yapılan analiz sonucunda hastanede kalış süresine göre gruplar arasında anlamlı fark olduğu ve mentollü sakız çiğneme uygulamasının hastanede kalış süresini bir gün azalttığı saptandı (p=0,019). Sonuç olarak ameliyat sonrası bulantı şiddetinin ve hastanede kalış süresinin azaltılması amacıyla ameliyat sonrası dönemde sakız çiğneme uygulaması önerilebilir.

ApendektomiHastaneye yatırmaKusma+6
Rüya Naz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hasta kontrollü analjezi ile tramadol kullanılan olgularda haloperidol, deksametazon ve ondansetronun etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Abdominal laparatomi cerrahisinde postoperatif ağrı tedavisi için hasta kontrollü analjezi yöntemi ile tramadol uygulanan hastalarda antiemetik profilaksi amacıyla kullanılan haloperidol, deksametazon ve ondansetronun bulantı ve kusma sıklığı ile tramadol tüketimi üzerine etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandıGereç ve Yöntem: Prospektif, çift kör planlanan çalışmamız Klinik İlaç Araştırmaları Yerel Etik Kurulu ve hastaların yazılı onayı alındıktan sonra elektif laparotomi operasyonu uygulanacak 100 hasta üzerinde yürütüldü. Hastalar rastgele seçimle 25'er kişilik dört gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonundan sonra Grup H'ye 1,25 mg haloperidol, Grup D'ye 4 mg deksametazon, Grup O'ya 4 mg ondansetron, Grup S'ye (kontrol grubu) 2 ml % 0,9 serum fizyolojik intravenöz verildi. Genel anestezi, sevofluran ve azot protoksit ile sağlandı. Postoperatif analjezi tüm gruplarda 1,5 mg/kg iv tramadol yükleme dozundan sonra hasta kontrollü analjezi pompası ile bolus doz 0,2 mg/kg, kilitli kalma süresi 10 dakika olacak şekilde sağlandı. Antiemetik ilaç dozları 8 saat aralıklarla tekrarlandıTüm gruplarda kalp atım hızları, sistolik ve diyastolik arter basınçları, bulantı, kusma, ağrı ve sedasyon skorları, tramadol tüketimleri postoperatif ilk 24 saat süresince değerlendirildiBulgular: Haloperidol, deksametazon ve ondansetronun bulantı sıklığını kontrol grubuna kıyasla azalttıkları ancak birbirlerine üstünlük sağlamadıkları saptandı. Kusma sıklığının ise sadece ekstübasyon aşamasında kontrol grubunda daha yüksek olduğu bulundu. Postoperatif 24 saatlik tüketilen tramadol miktarının gruplar arasında fark göstermediği ve kontrol grubu ile benzer olduğu, ağrı skorlarının yalnız 12. saatte haloperidol uygulanan grupta kontrol grubuna göre daha düşük olduğu, sedasyon skorunun ise 60. dakikada haloperidol grubunda kontrol grubuna göre yüksek olduğu bulunduSonuç: Abdominal laparatomi cerrahisinde postoperatif ağrı tedavisi için hasta kontrollü analjezi yöntemi ile tramadol uygulanan hastalarda antiemetik profilaksi amacıyla kullanılan haloperidol, deksametazon ve ondansetronun postoperatif bulantı ve kusma sıklığını azalttığı, antiemetik etkinliklerinin birbirine benzer olduğu, postoperatif tramadol tüketimi üzerine etkilerinin olmadığı sonucuna varıldı.

AnaljeziAnaljeziklerAnaljezikler+5
Arzu Arslan
Çukurova University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Gebelikte bulantı kusması olan kadınların hastaneye yatış endikasyonunun belirlenmesinde PUQE (Pregnancy-Uniqe Quantification of Emesis and Nausea) skorlaması ile fizik muayene bulguları ve laboratuar sonuçlarının karşılaştırılması

Gebelikte Bulantı Kusması Olan Kadınların Hastaneye Yatış Endikasyonunun Belirlenmesinde PUQE (Pregnancy-Uniqe Quantification of Emesis and Nausea) Skorlaması ile Fizik Muayene Bulguları ve Laboratuar Sonuçlarının KarşılaştırılmasıAmaç: Bulantı kusması olan gebelerin hastaneye yatış endikasyonunu belirlemede kısa ve basit bir skorlama sistemi olan, PUQE skorlama sistemi ile laboratuar ve fizik muayene bulgularını karşılaştırmayı ve yatış endikasyonunu belirlerken fizik muayene ve laboratuar sonuçlarına ihtiyaç duymadan, kısa ve pratik bir şekilde yatışa karar verebilmeyi hedefledik.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 01 Temmuz 2008 ile 28 Şubat 2009 tarihleri arasında hastanemize başvuran, bulantı-kusma yakınması olan, ?14 hafta'lık, canlı, tekil gebelikler dahil edildi. Hastaların klinik ve laboratuar değerlendirmesinin yanı sıra PUQE puanlama sistemi için anket de uygulandı. Hastaneye yatış ihtiyacı olduğu düşünülen ya da ayaktan tedaviye alınan gebeler PUQE puanı ve vücut kütle indeksi açısından değerlendirildi. Gruplar arası farklılıklar student-t testi veya ki-kare testi kullanılarak değerlendirildi.Bulgular: Çalışma döneminde kıstaslara uyan 250 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların yaş, vücut kütle indeksi, gebelik haftası ve PUQE puan ortalaması sırasıyla 27,9±5,5 (17?42); 24,94±4,6 (16?44); 9,3±2,4 (3?14); 6,26±3,54 (3-15)'dır. Hastaneye yatanlarla yatmayanlar arasında yaş, gebelik haftası, gravidite ve parite açısından farklılık saptanmamıştır. Ancak hastaneye yatış endikasyonu verilen hastalarda VKİ anlamlı olarak daha düşük (P=0,016), PUQE puan ise anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur(P=0,000). Hastaneye yatış endikasyonunun belirlenmesinde PUQE puanlama sistemi fizik muayeneyle karşılaştırılmasında duyarlılık % 96,34, özgünlük % 80,23, pozitif öngörü değeri % 92, negatif öngörü değeri ise % 90,28 olarak bulunmuştur.Sonuç: VKİ azalması ve PUQE puanının artması hastaneye yatış ile sıkı uyum göstermektedir. PUQE skorlaması geblikteki bulantı-kusmanın şiddetini tayin etmede etkin bir yöntemdir ve gebelikte bulantı-kusmadan yakınan hastalarda yatış endikasyonunu belirlemek için de kullanılabilir.Anahtar Kelimeler: Bulantı, kusma, gebelik, hastaneye yatış, PUQE puanlama sistemi

BulantıGebelikHastaneye yatırma+2
Mete Sucu
Çukurova University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocuklarda tonsillektomilerde, peritonsiller levobupivakaine eklenen intravenöz ve peritonsiller deksametazonun etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda, çocuklarda tonsillektomilerde, peritonsiller Levobupivakaine eklenen İntravenöz (IV) ve peritonsiller Deksametazonun postoperatif ağrı, kanama, bulantı ve kusma üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı.Gereç ve yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Etik Kurul Onayı ve çalışma hakkında bilgilendirilen ailelerin yazılı onamı alındıktan sonra, elektif tonsillektomi veya adenotonsillektomi operasyonu yapılması planlanan 3-12 yaş arası American Society of Anesthesiologist (ASA) I- II sınıfında toplam 60 hasta dahil edildi.Operasyona alınan tüm hastalar randomize edilerek 3 gruba ayrıldı. Genel anestezi sonrası cerrahi başlamadan önce Grup ? (n=20) olgulara % 0,5'lik levobupivakain 0,4 mg/kg en fazla 4'er ml olacak şekilde her bir tonsile peritonsiller infiltrasyon yapıldı. Grup II (n=20) ve Grup III (n=20) olgulara ise levobupivakain aynı şekilde ve miktarda uygulanırken Grup II'ye IV deksametazon 0,25 mg/kg; Grup III'e ise 4mg deksametazon peritonsiller ek olarak infiltre edildi. Her üç gruba da postoperatif analjezik olarak 1mg/kg tramadol intravenöz uygulandı.Preoperatif ve ilaçların enjeksiyonunu takiben hemodinamik parametreler kaydedildi. Postoperatif dönemde, hastaların uyanma odasında 1 saat(erken dönem) ve sonraki 24 saat (geç dönem) veya taburcu olana kadar bulantı ve kusma sıklığı, analjezi düzeyleri, ilk analjeziğe ihtiyaç duyduğu zaman Vizüel Analog Skala (VAS) ve CHEOPS (Children's Hospital of Eastern Ontario Pain Scale) kullanılarak 1, 10, 20, 30 ve 45. dakikalar ile 1, 2, 4, 6 ve 24. saat (Taburcu olmadıysa) kullanılarak kaydedildi. Postoperatif erken ve geç dönem kanama olup olmadığı ziyaret edildiklerinde veya telefon ile kendilerine sorularak öğrenildi ve kaydedildi.Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametrelerinin benzer olduğu ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlendi. Grup I'de bulantı, kusma yüzdesinin Grup II ve ve Grup III'ten daha yüksek olduğu saptandı. Ek analjezik başlama süresi Grup I'de 3,15±0,88, Grup II'de 4,85±1,09 ve Grup III'de 5±1,21 olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Postoperatif dönemde Grup II Vizüel Analog Skala skorunun Grup I ve III'ten daha düşük olduğu tespit edildi. Hiç bir hastada kanama ve diğer yan etkilere rastlanmadı.Sonuç: Çocuklarda tonsillektomilerde, intravenöz ve peritonsiller deksametazonun postoperatif ek analjezik başlama süresini, tek başına peritonsiller levobupivakaine göre uzattığı; bulantı, kusmayı azalttığı ve deksametazonun tonsillektomi sonrası kanamaya etkisinin olmadığı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Deksametazon, Levobupivakain, Peritonsiller infiltrasyon, Postoperatif analjezi, Postoperatif bulantı ve kusma, Kanama

AnaljeziBulantıCerrahi-kulak-burun-boğaz+8
Bilgin Dalkılınç
Çukurova University
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hiperemezis gravidarum tanısı almanın gebelerin gebeliği kabulüne ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Gebelerin % 0.3-2'sinde çok daha ağır bir klinik tablo olan hiperemezis gravidarum (HG) görülür. HG olan kadınların gebelik kabulü güçleşmekte ve yaşam kalitesi olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma HG tanısı alan ve almayan gebelerin gebeliği kabulü ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Temmuz 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında Lokman Hekim Ankara Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği ve Kadın Doğum/Nisaiye servisinde yapılmıştır. Veri toplama araçları; tanıtıcı soru formu, Gebelikte Bulantı Kusma Değerlendirme Aracı, PKDÖ alt boyutu Gebeliğin Kabulü, WHOQOL – BREF – TR Kısa Formu ile toplanmıştır. Bulgular değerlendirilirken IBM SPSS Statistics 22 programı kullanılmıştır. Grupların sosyo-demografik ve obstetrik özellikler açısından benzerlik gösterdikleri belirlenmiştir. HG olan kadınların gebelikte bulantı-kusma skorları 3 ile 15 arasında değişmekte olup, ortalaması 11,10±2,12'dir. HG olan gebelerin bulantı-kusmanın başladığı gebelik haftaları ortalaması 4,77±0,79'dur. HG olmayan gebelerin gebeliğin kabulü puanları 14 ile 54 arasında değişmekte olup ortalaması 35,67±6,89'dur. HG olan ise gebeliğin kabulü puanları 27 ile 56 arasında değişmekte olup, ortalaması 50,16±6,30'dur. HG olan gebelerin fiziksel alan puanlarının 8 ile 13,71 arasında değişmekte olup, ortalamasının 10,42±1,20 olduğu; psikolojik alan puanlarının 8 ile 14,67 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,19±1,37 olduğu; sosyal ilişkiler puanları 4 ile 17,33 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,28±1,88 olduğu; çevre-TR puanları 8,44 ile 15,11 arasında değişmekte olup, ortalamasının 11,90±1,24 olduğu saptandı. HG olmayan gebelerin fiziksel alan puanlarının 9,14 ile 16 arasında değişmekte olup, ortalamasının 12,04±1,05 olduğu; psikolojik alan puanlarının 9,33 ile 16,67 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,66±1,32 olduğu; sosyal ilişkiler puanlarının 6,67 ile 17,33 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,83±1,76 olduğu; çevre TR puanlarının 9,33 ile 15,56 arasında değişmekte olup, ortalamasının 13,45±1,14 olduğu saptandı. Bu çalışmada, HG yaşayan gebelerin gebelik kabulü HG olmayanlardan daha düşük bulunmuştur. HG olan gebelerin yaşam kalitelerinin HG olmayan gebelere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Bu çalışmadan elde edilen veriler doğrultusunda HG'nin gebelik kabulü ve yaşam kalitesinin düşmesine neden olabileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Hiperemezis gravidarum, Gebeliğin kabulü, Yaşam kalitesi

BulantıGebelikHiperemesis gravidarum+3
Tuğba Tahta
Yozgat Bozok University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gebelikte bulantı kusmanın yaşam kalitesi ile gebelik ve anneliğe uyumuna etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı gebelikte bulantı kusmanın yaşam kalitesi ile gebelik ve anneliğe uyuma etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan bu çalışmanın evrenini İzmir ilinde bir üniversite hastanesine 2019 yılında başvuran 1738 gebe oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem büyüklüğü evreni bilinen formül kullanılarak %95 güven aralığı, %5 standart sapma ile 315 gebe olarak belirlenmiştir. Çalışmada kadınların tanıtıcı özellikleri soru formu, Short-Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada gebelikte bulantı kusmadan olumsuz etkilendiğini belirten kadınlarda rol güçlüğü (fiziksel), sosyal fonksiyon, ağrı ve genel sağlık puan ortalamaları düşük bulunmuştur. Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 146,2 ± 30,1 olup, bu puan ortalaması evde dört ve üzeri kişi yaşayan, eşin yaş grubu 28 ve üzerinde olan, dört ve üzerinde gebeliği ve çocuğa sahip olan, istemeden gebe kalan ve eşi ile uyumsuz olduğunu ifade eden kadınlarda istatistiksel anlamlı olarak yüksek olup, bu kadınların anneliğe uyumunun yetersiz olduğu saptanmıştır. Gebeliğin kabulü alt boyut puan ortalaması bulantı kusmadan olumsuz etkilendiğini belirten kadınlarda yüksek bulunmuştur. Sonuç: Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği toplam puanı ile mental sağlık ve vitalite arasında orta ve negatif yönlü diğer alt boyutlar ile düşük korelasyon saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği, Short-Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Gebelikte bulantı kusma, gebelik ve anneliğe uyum

AnnelerBulantıGebelik+3
Filiz Uludağ Baştimur
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cerrahi hastalarında sakız çiğnemenin bulantı kusma ve bağırsak fonksiyonlarına etkisi

Amaç: Bu çalışma, cerrahi hastalarında sakız çiğnemenin bulantı-kusma ve bağırsak fonksiyonlarına etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma kontrollü deneysel bir çalışmadır. Araştırmaya Hafsa Sultan Hastanesi Genel Cerrahi Servisinde yatan; kolesistektomili ve herniektomili hastalardan 30 kontrol (sakız çiğnetilmeyen), 30 girişim (sakız çiğnetilen) olmak üzere toplam 60 hasta alındı. Çalışmaya dahil edilme ölçütleri çerçevesinde belirlenen 30 hasta kontrol grubuna alındı. Girişim grubu (30 hasta) da dahil edilme ölçütlerine uygun şekilde oluşturuldu. Girişim grubuna ameliyat sonrasında servise kabul edildikten sonraki ikinci saatinden başlayarak üç kez (2.- 4.- 6. Saatlerde) 15-30 dk sakız çiğnemeleri sağlandı. Hem kontrol hem de girişim grubu hastalarının anket formu, bulantı kusma, bağırsak fonksiyonları ve taburcu olma süreleri takip formu ile hasta cerrahi servisine getirildikten sonraki 6. saat ve 24. saatlerde değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda, kontrol ve girişim grubunu oluşturan hastaların ameliyat sonrası 0-6 saat aralığındaki kusma durumları arasında istatistiksel (χ²=4,320 p˂0,05) olarak anlamlı bir fark bulundu. Sakız çiğneyen grubun çiğnemeyenlere göre daha erken taburcu (χ²=4,286 p˂0,05; Z=-2,053 p˂0,05) oldukları ve aralarındaki farkın anlamlı olduğu bulundu. Sakız çiğneyen hastaların çiğnemeyenlere göre ameliyat sonrası 0-6 saat arasında 5,09 kat daha az kusma yaşadıkları ve 3,00 kat daha kısa sürede taburcu oldukları belirlendi. Sonuçlar: Çalışmada sakız çiğnemenin bulantı, kusma, bağırsak fonksiyonları ve erken taburculuğa olumlu etkileri olduğu belirlendi. Ameliyat sonrası dönemde gereksinimi olan hastalar için sakız çiğnetmenin hemşirelik girişimleri arasında yer almasının sağlanması önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Ameliyat sonrası, Sakız çiğneme, Bulantı-kusma.

Bağırsak hareketleriBağırsaklarBulantı+5
Öznur Bayraktar
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kişisel mizaç ve duygu durum özelliklerinin gebelikte ilk üç ayda görülen bulantı kusma etiyolojisindeki rolü

ÖZET Amaç: Gebelikte bulantı kusması (GBK) olan kadınların kişisel, fiziksel, psikolojik ve tıbbi özelliklerini ortaya koymayı; kişisel mizaç özellikleri ile bulantı-kusmanın sıklığı ve şiddeti arasındaki ilişkiyi irdelemeyi ve tartışmayı hedefledik. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 01 Haziran 2020 - 01 Haziran 2021 tarihleri arasında hastanemize, bulantı-kusma yakınması ile başvuran, ≤14 haftalık, canlı gebelikler alındı. Hastaların klinik değerlendirmeleri ile birlikte bulantı-kusma şiddetini belirlemek için PUQE skoru kullanıldı, psikososyal ve çevresel özellikleri kayıt altına alındı. Kişisel mizaç özellikleri ve kişilik tanımının belirlenmesi için TEMPS-A anketi uygulandı. Kategorik ölçümler gruplar arasında değerlendirilirken Ki-Kare testinden yararlanıldı. Bağımsız gruplarda t-testi, varsayımların sağlanmadığı durumlarda ise Mann Whitney U testinden yararlanıldı. Bulgular: Çalışma süresince kriterleri karşılayan 250 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaş, vücut kütle indeksi (VKİ), gebelik haftası ve PUQE puan ortalaması sırasıyla 29,64±5,94; 25,74±5,33; 9,32±2,41; 6,12±2,81'dir. VKİ, eğitim durumu, abortus sayısı, gebelik dönemi ve kadının çalışma durumu ile GBK şiddeti arasında bir ilişki bulunamadı. Baskın mizaç olanlarda PUQE ortalaması 8,8±3,8 iken baskın mizaç olmayanlarda ise 5,8±2,5 idi ve aradaki fark istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Baskın mizaç olanlarda aile aynı şehirde yaşama oranı %93,1 ile daha yüksekti (p=0,048; p<0,05). "Her iki aile aynı şehirde yaşayan" grupta baskın mizaç görülme oranı diğer gruplara göre daha fazlaydı(%14,4). Aradaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,023). "Kolay sinirlenen" hasta grubunda PUQE skoru ortalaması 8,0±4,1 ile diğer gruplardan fazlaydı ve aradaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,048). Önceki gebelikte GBK öyküsü olanların PUQE skoru ortalaması 6.5±2,8 ile daha yüksekti ve aradaki fark istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,034<0,05). Sonuç: Baskın mizaç varlığı GBK sıklığı ve şiddeti için bir etkendir. Baskın mizaca sahip insanlar aileleri ile aynı şehirde yaşamaya ve bulantı-kusma ile başetmede çevreden gelecek psikososyal desteğe ihtiyaç duymaya daha meyillidir. Her iki aile ile aynı şehirde yaşayan hastalarda baskın mizaç ve dolaylı olarak şiddetli GBK görülme sıklığı daha fazladır. Kolay sinirlenen kişilik tanımına sahip hastalarda GBK şiddeti daha fazla görülmektedir. GBK sıklığı ve şiddetinde kişisel mizaç özellikleri de bir etmendir. Anahtar Kelimeler: Baskın Mizaç, Bulantı, Gebelik, Kusma, PUQE

BulantıGebelikKişilik+2
Hülya Yetiş
Çukurova University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocuklarda ameliyat sonrası görülen akut ağrı ve bulantı-kusma arasındaki ilişkide ameliyat öncesi yaşanan anksiyetenin aracı etkisi

Bu çalışma çocuklarda ameliyat sonrası görülen akut ağrı ve bulantı-kusma arasındaki ilişkide ameliyat öncesi yaşanan anksiyetenin aracı etkisini incelemektedir. Ameliyat öncesi anksiyete ile ameliyat sonrası ağrı ve bulantı-kusma düzeyleri ölçülmüş ve aralarındaki ilişkiler analiz edilmiştir.Çalışmada ağrı, anksiyete ve postoperatif mide bulantısını değerlendirmek için sırasıyla FLAAC Ağrı Ölçeği, Modifiye Yale Ameliyat Öncesi Anksiyete Ölçeği ve Barf Bulantı Ölçeği Puanı kullanılmıştır. Çalışmanın istatistiksel çözümlemesi SPSS versiyon 25.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Değişkenlerin normal dağılımını değerlendirmek için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Ayrıca, birden çok grup arasında normal dağılan değişkenleri değerlendirmek için bağımsız iki örneklem t-testi kullanılmıştır. Araştırmaya toplam 77 çocuk alınmıştır. Çocukların %74,03'ü erkek, yaş ortalaması 9,84±2,52 yıl, vücut ağırlığı ortalaması 30,78±9,88 kg, boy uzunluğu ortalaması 132,19±10,92 cm olup %24,68'i ikinci sınıfa devam etmektedir. Araştırmaya alınan çocukların %37,66'sı daha önce cerrahi işlem geçirmiş, %46,75'i daha önce hastaneye yatmış olup hastaneye yatma ortalaması 3,37±3,58 kez olarak bulunmuştur. Elde edilen bulgular ameliyat öncesi anksiyetenin hem ağrı hem de bulantı-kusma üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olduğunu göstermiştir. Ameliyat öncesi anksiyete düzeyi yüksek olan çocuklarda ameliyat sonrası ağrı ve bulantı-kusma şiddeti de daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, ameliyat öncesi anksiyetenin ameliyat sonrası ağrı üzerindeki etkisinin bir kısmının bulantı-kusma aracılığıyla gerçekleştiği saptanmıştır. Bu sonuçlar, çocuklarda ameliyat sonrası ağrı ve bulantı-kusmanın önlenmesi ve tedavisinde ameliyat öncesi anksiyetenin önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

AnksiyeteAğrıBulantı+4
Aytül Çoban
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomilerde düşük ve yüksek akımlı anestezinin postoperatif bulantı-kusma ve titreme üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı laparoskopik yöntemle yapılan cerrahilerde desfluran kullanılarak yapılan yüksek ve düşük gaz akımlı anestezinin postoperatif bulantı kusma ve titreme üzerine olan etkilerini karşılaştırmaktır.ASA I-II risk grubunda 18-70 yaşları arasında 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Preoksijenasyon sonrası, anestezi indüksiyonu propofol, fentanil ve vekuronyum ile yapıldı. Entübasyondan sonra, 6?10 L/dk %100 O2 ile denitrojenizasyon yapıldı ve yeterli anestezi derinliğine ulaşıldı. Hastalar rastgele iki gruba ayrılarak taze gaz akımı düşürüldü. Taze gaz akımı Grup D'de; 1 L/dk (0.5 L/dk O2 + 0.5 L/dk Hava + desfluran), Grup Y'de; 4 L/dk (2 L/dk O2 + 2 L/dk Hava + desfluran ) olarak ayarlandı.Hastaların giriş, entübasyon ve entübasyonu takiben 5., 10., 15.,20.,25., 30., 45., 60. dk hemodinamik değerleri (ETCO2 , SpO2, FiO2, KAH, OKB, vücut ısısı değişiklikleri) kaydedildi. Postoperatif ilk 24 saat içerisindeki Postoperatif 0.-30. dk, 30.-60.dk., 60.-120.dk., 2.-4.saat, 4.-6.saat, 6.-12. saat ve 12.-24. saat bulantı, kusma, VAS değerleri kaydedildi. Postoperatif 0-30., 30-45., 45-60. dk titreme oranları, vücut ısısı değerleri kaydedildi.Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel farklılık bulunamadı. Gruplar arası intraoperatif vücut ısısı değerleri karşılaştırıldığında 30.dk, 45.dk ve 60.dk'da grup D (düşük akım)'de grup Y (yüksek akım)'ye göre anlamlı olarak yüksekti. Grup içi intraoperatif vücut ısısı her iki gruptada anlamlı düşüktü. Gruplar arası postoperatif bulantı değerleri karşılaştırıldığında 0-30.dk arasında grup Y'de grup D'ye göre anlamlı olarak yüksekti. Gruplar arası postoperatif bulantı değerleri karşılaştırıldığında 0-30.dk arasında grup Y'de grup D'ye göre anlamlı olarak yüksekti. Gruplar arası postoperatif ısı değerleri karşılaştırıldığında 0.-30.dk arasında grup D'de grup Y'ye göre anlamlı olarak yüksekti. Gruplar arası postoperatif titreme oranları karşılaştırıldığında 0.-30.dk arasında grup D'de grup Y'ye göre anlamlı olarak düşüktü.Sonuç olarak, düşük akımlı anestezi grubunda, özellikle erken dönemde POBK'nın daha az görüldüğü sonucuna vardık. Bu durumun düşük akımlı anestezinin özellikle solunumsal ısı kaybını önlemesine bağlı olabileceğini düşünüyoruz. Bu grupda titreminin ve hipoterminin daha az olması bu tezimizi desteklemektedir. Ancak kesin bir yargıya varmak için daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Desfluran, Düşük Akımlı Anestezi, Postoperatif Bulantı, Kusma, Titreme

AnesteziBulantıEndoskopi+4
Önder Özen
Gaziantep University
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemoterapi alan akut myeloblastik lösemili hastalarda akupresürün bulantı-kusma üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Araştırma, akut miyeloblastik lösemili hastalarda kemoterapiye bağlı gelişen bulantı-kusmayı (KBBK) önlemek için, kullanılan antiemetik ilaçlara ilave olarak, el bileğinde P6 (Neiguan) akupunktur noktasına uygulanan akupresürün bulantı-kusma üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla deneysel olarak planlandı.Araştırma, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hematoloji Servisinde Temmuz 2010-Şubat 2012 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce kurumdan ve etik kuruldan izin alındı. Araştırmanın örneklemini, araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 30 kontrol, 30 bant ve 30 bası ile akupresür grubu olmak üzere toplam 90 hasta oluşturdu. Toplam dört gün süre ile bant grubundaki hastaların her iki bileğinde bulunan P6 akupunktur noktasına bilek bandı ile, bası grubundaki hastalara ise parmak basısı ile akupresür uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara uygulanan rutin antiemetik tedavi dışında herhangi bir girişim yapılmadı. Araştırmanın verileri; hasta tanıtım formu, bulantı-kusma, alınan antiemetik ilaçların ve vital semptomların kaydedildiği kayıt çizelgesi ve bulantı-kusmanın şiddetini değerlendiren Görsel Eşdeğerlik skalası ile toplandı. Elde edilen verilerin analizinde; sayı-yüzde dağılımları, ki-kare, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanıldı.Hastaların yaş ortalamasının 43.9±17.4 olduğu, %55.6'sının çalışmadığı, %33.3'ünün gelirinin giderine denk ve %80'ninin evli olduğu saptandı. Araştırma kapsamına alınan hastalara uygulanan akupresür bandının bulantı-kusma sayı ve şiddetini azalttığı (p<0.05), ancak bası ile yapılan akupresürün bulantı-kusma sayı ve şiddetini etkilemediği tespit edildi.Sonuç olarak; akupresur bandının kemoterapiye bağlı gelişen bulantı-kusmanın azaltılmasında etkili olduğu belirlendi. Akupresür bandının etkinliği, uygulamadaki kolaylığı hasta tarafından uygulanabilmesi ve ekonomik oluşu nedeniyle kemoterapiye bağlı bulantı-kusmanın kontrolünde farmakolojik yöntemlerle birlikte kullanılması önerilebilir.

AkupunkturAkupunktur tedavisiBulantı+3
Hatice Sevil Avcı
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik sleeve gastrektomi operasyonu geçiren hastalarda perioperatif bulantı kusma üzerine etkili etmenler

Cerrahi sonrası bulantı ve kusma (PONV), hem açık hem de laparoskopik ameliyatlardan sonra anesteziye bağlı olarak ve genellikle operasyon sonrası 24 saat içinde görülebilen rahatsız edici bir komplikasyondur. Bu çalışmada Laparoskopik Sleeve Gastrektomi uygulanan ve %0,9 sodyum klorür (Grup S) verilen grup ile %0,9 Sodyum klorür+%5 dextroz (Grup D) verilen grubun PONV açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Prospektif, randomize kontrollü olarak gerçekleştirilen klinik çalışmamıza dahil edilen hastaların yaş, cinsiyet, boy, kilo, VKİ, ASA skoru, eşlik eden komorbit durumları ve hastalara uygulanan hedefe yönelik sıvı yönetim metoduyla ilgili bilgiler kayıt altına alınmıştır. Hastalar, uygulanan hedefe yönelik sıvı yönetim tekniği baz alınarak %0,9 sodyum klorür +%5 dekstroz (n=100) ve %0,9 sodyum klorür (n=101) olmak üzere randomize biçimde iki gruba ayrılmıştır. Preoperatif ve postoperatif dönemde bakılan laboratuvar değerleri incelenip, açlık kan şekerleri kaydedilmiştir. Ayrıca hastaların, postoperatif 0.dakika, 30. dakika, 6 saat ile 24. Saatteki postoperatif bulantı-kusma skorları, antiemetik ve analjezik tüketimi ve ilk mobilizasyon zamanı kayıt altına alınmıştır. Çalışmaya 100'ü (%49,8) Grup D ve 101'i (%50,2) Grup S olan toplam 201 hasta dahil edilmiştir. Gruplar arasında demografik veriler (cinsiyet, yaş, kilo, boy, VKİ), ek hastalık varlığı, ASA, ameliyat süresi, indüksiyon öncesi kan şekeri, intraoperatif opioid tüketimi, postoperatif analjezi ihtiyacı ve total sıvı miktarı açısından anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0,05). Grup D'nin ekstübasyon kan şekeri düzeyi Grup S'nin değerinden anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Grup D'de PONV görülme oranı (%48) Grup S'nin oranından (%25,7) anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,001). Sonuç olarak çalışmamızda Grup D'de post operatif bulantı-kusma görülme sıklığı Grup S'den anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Bu tür morbid obezlere yapılan operasyonlarda dekstroz içeren sıvılardan kaçınılması ameliyat sonrası bulantı-kusma oranında azalmaya yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik Sleeve Gasterktomi, Dekstroz, PONV

BulantıCerrahiGastrektomi+4
Ahmet Demirdağ
Fırat University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kemoterapi alan meme kanserli hastalarda solunum egzersizinin bulantı kusma ve fonksiyonel duruma etkisi

ÇalıĢmada solunum egzersizinin meme kanserli hastalarda kemoterapiye bağlı bulantı-kusma ve fonksiyonel durumları üzerine etkisini belirlemek amaçlanmıĢtır. Hastalar randomize kontrollü olarak deney (n=30) ve kontrol (n=30) gruplarına ayrılmıĢtır. Veriler hasta tanıtım formu, Fonksiyonel YaĢam ÖlçeğiKanser (FYÖ-K), Visual Analog Skalası, bulantı-kusma-öğürme sayıları ve hastanın yaptığı solunum egzersiz saatlerini içeren form aracılığıyla toplanmıĢtır. Hastalar yedi gün boyunca takip edilmiĢ olup, deney grubuna altı gün boyunca solunum egzersizi yaptırılmıĢtır. Yedinci gün tüm hastalara tekrar FYÖ-K tekrarlanmıĢtır. ÇalıĢmada, deney grubundaki hastaların birinci gün hariç diğer günlerde solunum egzersizi sonrası kontrol grubundaki hastalara göre anlamlı olarak daha düĢük düzeyde bulantı Ģiddeti yaĢadıkları saptanmıĢtır (p<0,05). Yine deney grubundaki hastaların solunum egzersizi sonrası bulantı, kusma ve öğürme sayılarının kontrol grubundaki hastalara göre daha az olduğu bulunmuĢtur (p<0,05). ÇalıĢmada solunum egzersizinin ön test ve son test ölçümlerinde deney grubundaki hastalarda FYÖ-K'ün genel iyilik hali alt boyutu hariç diğer tüm alt 2 boyutlarda ve toplam puanda artıĢ olduğu, kontrol grubundaki hastalarda ise fiziksel fonksiyonlar alt boyutu, GIS fonksiyonları alt boyutu ve FYÖ-K toplam puanda belirgin bir düĢüĢ görülürken, diğer alt boyutlarda herhangi bir değiĢiklik olmadığı ve bu değiĢimin her iki grupta anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıĢtır (p<0,05). Sonuç olarak; solunum egzersizinin kemoterapiye bağlı bulantı, kusma ve öğürmeyi azalttığı ve hastaların fonksiyonel durumları üzerinde olumlu yönde etki sağladığı görülmüĢtür. Anahtar Kelimeler: Kemoterapi, Bulantı Kusma, Meme Kanseri, Solunum Egzersizi, Fonksiyonel Duru

BulantıEgzersiz tedavisiFonksiyonel özellikler+5
Didem Öndaş Aybar
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Morbid obezlerde intraoperatif farklı oksijen konsantrasyonlarının bulantı-kusma üzerine etkisi

Postoperatif bulantı ve kusma (POBK) birçok sebebe bağlı, sık karşılaşılan ve özellikle operasyondan sonraki ilk iki saatte görülen bir problemdir. Bu çalışmada morbid obez hastalarda intraoperatif farklı oksijen konsantrasyonlarının bulantı-kusma üzerine etkisi retrospektif olarak araştırılmıştır. Etik kurul onayı alındıktan sonra, 2018 yılı içerisinde bariatrik laparoskopik cerrahi geçiren, verilerine ulaşabildiğimiz 206 hasta dosyası incelenerek çalışmaya alındı. Hastalar kullanılan O₂ konsantrasyonlarına göre iki gruba ayrıldılar. %30 oksijen (n=87) verilenler Grup 30, %70 oksijen (n=119) verilenler ise Grup 70 olarak belirlendi. Hastaların demografik verileri, Vücut kitle indeksi, ASA skoru, hemodinamik parametreler ve kullanılan anestezik ajanlar, Apfel skoru, visual analog skala (VAS) skoru, POBK skoru, erken (ilk 2 saat) ve geç dönem (2-24 saat) yapılan antiemetik miktarı ve taburculuk süresi kaydedildi. Hastaların demografik verilerinde ve kullanılan anestezik ilaçlar açısından gruplar arasında fark yoktu. Hastaların POBK skoru iki grup arasında yapılan karşılaştırmada Grup 30 ve Grup 70'de sırasıyla 29/66 hastada bulantı-kusma saptanmadı, 37/34 hastada bulantı vardı, 17/18 hastada öğürme var, 4/1 hastada kusma gerçekleşmiştir. Gruplar arasındaki bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Grup 30 ve Grup 70'te erken dönemde (ilk 2 Saat) yapılan metoklopramid miktarı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. İlk 2-24 saatte yapılan kurtarma antiemetiği bakımından iki grup arasında fark yoktu. Grup 70'te taburculuk süresi daha kısaydı ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Laparoskopik bariyatrik cerrahiler; postoperatif bulantı-kusma açısından yüksek riskli girişimlerdir. Oksijen tedavisinin barsak perfüzyonunu iyileştirerek postoperatif bulantı-kusmayı azaltabileceği düşünülmektedir. Araştırmamızda laparoskopik bariyatrik cerrahi geçiren morbid obez hastalarda intraoperatif yüksek oksijen konsantrasyonunun erken dönemde (ilk 2 saat) bulantı-kusma oranını azalttığını bulduk. Oksijenin ucuz ve bu konsantrasyonlarda olası yan etkilerinin klinik olarak önemsiz olması, postoperatif bulantı-kusma risk faktörleri yüksek olan laparoskopik bariyatrik cerrahi geçirecek morbid obez hastalara uygun antiemetik profilaksi ile kombine edilerek kullanılması POBK insidansını azaltıp, bu durumda erken taburculuk sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Morbid obezite, intraoperatif oksijen konsantrasyonu, postoperatif bulantı-kusma

BulantıKusmaObezite+3
Ramazan Akel
Fırat University
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Barf bulantı ölçeğinin geçerlilik ve güvenirlik çalışması

Amaç: Bulantı ve/veya kusma anestezi sonrası henüz bilinci yerine gelmemiş hastada trakeal aspirasyona, yara yerinin açılmasına veya enfeksiyonuna, özellikle çocuklarda tekrarlayıcı ve şiddetli ise dehidratasyon ve elektrolit bozukluklarına yol açabilir. Ayrıca ameliyat sonrası dönemde hoş olmayan bu durum hasta memnuniyeti, morbidite, hastane kalış süresi ve maliyet üzerinde olumsuz etkileri olan bir klinik sorundur. Bu klinik sorunun erken dönemde farkedilmesi ve önlenmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle subjektif bir algı olan bulantının objektif bir yöntemle değerlendirmesi gerekir. Bu çalışmanın amacı çocuklarda "BARF Bulantı Ölçeği" nin geçerlilik ve güvenirliğini belirlemektir. Yöntem: Metodolojik tipteki çalışmanın örneklemini Çocuk Cerrahisi Kliniklerinde yatarak tedavi edilen, 7-18 yaş arası 82 çocuk oluşturdu. BARF Bulantı Ölçeği' nde bulantı yoktan, kusmaya kadar varan toplam altı madde ve her bir maddeyi tanımlayan altı yüz ifadesi bulunmaktadır. İngilizcede geliştirilen ölçek algıya dayalı değerlendirmeyi içerdiği için Türkçe' ye çeviri ve geri-çeviri işlemi yapılmadı. Kapsam geçerliği için uzman görüşü alındı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Kolmogorov - Smirnov dağılım testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. Ölçek seçeneklerinin teorik olarak ölçmek istenen eğilimi ölçme uygunluğu Cochran' s Q testi ile yapıldı. Bulgular: Yaşları 7-18 arası olan 82 çocuk hastanın % 61' i erkekti. Çocukların % 50' sinin sindirim sistemi sorunu nedeniyle ameliyat olduğu, % 81,1' ine premedikasyon uygulanmadığı, % 91,5' ine antiemetik kullanılmadığı, % 41,5' inin de ameliyattan 5-6 saat sonra beslenmeye başlandığı belirlendi. Kapsam geçerliği için görüşüne başvurulan tüm uzmanların görüşünün tutarlı olduğu ve daha önce Türk insanı için uygun bulunan GKÖ ile BARF' ın istatistiksel olarak eşit kabul edilebileceği (Cochran' s Q = 9; p=0,437) anlaşıldı. Sonuç: Paralel test olarak GKÖ ve BARF ölçeği karşılaştırmasında BARF' ın bulantı ve kusmayı değerlendirmede güvenli olduğu belirlendi. Bu sonuçlara dayanarak BARF Bulantı Ölçeği seçeneklerinin teorik olarak ölçmek istenen eğilimi (bulantı- kusma) ölçmede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu söylenebilir. BARF ölçeğinin yedi yaş üstü çocukların ameliyat sonrası bulantılarını ölçmede kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, BARF Ölçeği, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Bulantı, Kusma.

BulantıGüvenilirlik ve geçerlilikKusma+2
Hamide Şişman
Acıbadem University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yüksek frekanslı jet ventilasyonun orta kulak basıncı ve postoperatif bulantı kusmaya etkisi

Bu araştırmada elektif direkt laringoskopi geçirecek hastalarda, bir gruba jet ventilasyon diğer gruba geleneksel mekanik ventilasyon uygulayarak orta kulak basıncına ve bunun postoperatif bulantı ve kusmaya etkisini göstermeyi amaçladık.Risk grubu ASA I-II olan direkt laringoskopi yapılacak 40 hasta araştırmaya alındı. Hastalar Grup JV ( yüksek frekanslı jet ventilasyon ile direk laringoskopi yapılacak olan hastalar) ve Grup NV (endotrakeal entübasyon ile direkt laringoskopi yapılacak olan hastalar) olarak iki gruba ayrıldı. Bir gün öncesinden hastaların dış kulak yolu otoskop ile muayene edilerek OKB ölçümünü etkileyecek patoloji yönünden değerlendirildi. Her iki hasta grubuna da 1 dk süre ile 1 µg/kg'dan remifentanil bolus olarak yapıldı ve indüksiyon ile birlikte 0,2µg/kg/dk infuzyona başlandı. 1 mg/kg %1'lik Lidokain iv uygulandı, daha sonra anestezi indüksyonu için propofol 2 mg/kg ve roküronyum (0,5 mg/kg) verildi. Daha sonra Grup JV'de yüksek frekanslı jet ventilasyon için blade ağıza yerleştirildi, Grup NV için endotrakeal entübasyon yapılarak geleneksel mekanik ventilasyona geçildi. TİVA ve remifentanil ile genel anesteziye devam edildi.Grup JV: Genel anestezi indüksiyonunu takiben direkt laringoskopun ağız açaçacağı yerleştirildi ve YFJV (TwinStream, CARL REINER) ayarlanan değerlerde solunuma başlatıldı. (Ferakns; 600 solunum/dk, P(Basınç): 1bar İnspirasyon-Ekspirasyon oranı (İ:E):1:1, FiO2 (İnspire edilen oksijen konsantrasyonu) :0.8-1). MAP (Ortalama hava yol basıncı), PIP (Pik inspiratuar basınç), PEEP (Pozitif endekspiratuar basınç) değerleride jet ventilasyona geçildikten sonra 3.dakikada ve daha sonrada 5 er dakika aralıklarla kayıt altına alındı. Grup NV: Genel anestezi indüksiyonunu takiben hastalar 6,5-7 numara endotraleal tüp ile entübe edildi. Hastaların ventilasyonu 8 mL/kg tidalvolüm, %80-100 O2 hava içersinde total 4 L/dk ve SS:10 soluk/dk, I:E=1:2, olarak ayarlanarak anestezi cihazı ile standart ventilasyon uygulandı. Tüm hastalarda KAH, SAB, DAB, OAB, SpO2, ETCO2, OKB değerleri indüksiyon öncesinde, indüksiyon tamamlandıktan 1 dakika sonra ve entübasyonun 3. dakikasında ve daha sonra otuzuncu dakikaya kadar 5 dakika aralılarla kaydedildi. Cerrahi prosedürün bitmesi ile rezidüel kas gevşetici etkisi 0.015 mg / kg atropin ve 0.05 mg/ kg neostigmin ile ekstübe edildi. Postoperatif 5, 15 ve 30. dakikalarda her iki grupta timpanometri ile OKB sağ ve OKB sol, VAS, VDS ve yapılan metoklopramid miktarı kaydedildiSonuç olarak iki grup arasında OKB değerleri açısından anlamlı bir fark saptanmadı.

BulantıKusmaLaringoskopi+4
Ayşenur Ulubeyli Tektaş
Gazi University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Desfluran, sevofluran ve izofluran anestezisinin orta kulak basıncı ve postoperatif bulantı kusma sıklığına etkisi

Bu araştırmada genel anestezide sık kullandığımız inhalasyon anesteziklerinden desfluran, sevofluran ve izofluranın OKB ve POBK sıklığına etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.Risk grubu ASA I-II olan elektif laparoskopik kolesistektomi geçirecek 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyondan bir gün önce hastaların her iki kulakları otoskop ile muayene edildi. Hastalar desfluran anestezisi alacak hastalar (Grup D, n=20), sevofluran anestezisi alacak hastalar (Grup S, n=20), izofluran anestezisi alacak hastalar (Grup İ, n=20) şeklinde rastgele üç gruba ayrıldı.Her üç gruba anestezi indüksiyonu 5-7 mg kg?1 tiyopental sodyum ve 0,2 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu ile yapıldı. 0.6 mg kg?1 rokuronyum (Esmeron 50 mg, 5 mL flakon, Organon, Hollanda) verildikten üç dakika sonra endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Hastaların ventilasyonu %40 oksijen/ hava karışımı 4 L dk?1, frekans 12 dk?1 ve tidal volüm 8 mL kg?1 olacak şekilde ayarlandı. İnhalasyon anesteziği olarak desfluran, sevofluran ve izofluran (1 MAK düzeyinde) kullanıldı.Kalp atım hızı, SAB, DAB, OAB, SpO2, sağ OKB ve sol OKB indüksiyon öncesinde, indüksiyondan sonra ve entübasyon sonrasında dokuzuncu dakikaya kadar her üç dakikada bir, otuzuncu dakikaya kadar beş dakikada bir ve sonraki ölçümler onbeş dakikada arayla kaydedildi. EtCO2 ise hasta entübe edildikten sonra diğer parametrelerle eş zamanlı olarak kaydedildi. Postoperatif 5. 10. ve 30. dakikalarda sağ OKB, sol OKB, VDS ve yapılan metoklopramid miktarı kaydedildi. Postoperatif 24 saat süre içinde hastalara yapılan toplam metoklopramid miktarları kaydedildi.Sonuç olarak; çalışmamızda kullanılan ajanlar arasında desfluran OKB değerlerinde artışa neden olmaktadır. POBK' yi en fazla arttıran ajan sevofluran olarak bulunmuştur. OKB ve POBK arasında doğrudan ilişki bulunamamıştır.

AnestetiklerAnestetiklerAnestetikler+8
Tuba Acun İbiş
Gazi University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Orta kulak ameliyatlarında düşük akım sevofluran anestezisi ile total intravenöz anestezinin intraoperatif uyanıklık postoperatif derlenme ve postoperatif bulantı-kusma üzerine etkilerinin karşılaştırılması

ORTA KULAK AMELİYATLARINDA DÜŞÜK AKIM SEVOFLURAN ANESTEZİSİ İLE TOTAL İNTRAVENÖZ ANESTEZİNİN İNTRAOPERATİF UYANIKLIK POSTOPERATİF DERLENME VE POSTOPERATİF BULANTI-KUSMA ÜZERİNE ETKİLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Bu çalışmanın amacı düşük akım sevofluran anestezisi ile total intravenöz anestezinin intraoperatif uyanıklık, postoperatif derlenme ve postoperatif bulantı-kusma üzerine olan etkilerini karşılaştırmaktır. ASA I-II risk grubunda 16-60 yaş arası 80 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastalar randomize gruplara ayrıldı. Anestezi indüksiyonunda hastalara 1µg/kg fentanil, 1 mg/kg lidokain, 2 mg/kg propofol ve 0,15 mg/kg cisatraküryum uygulanıldı. Anestezi idamesinde tüm hastalara %50 O2 ve %50 kuru hava ile birlikte, Grup T'ye 50 mcg/kg/dk propofol + 0,2 mcg/kg/dk remifentanil, Grup D'ye ise 0,2 mcg/kg/dk remifentanil ile birlikte %1,5 sevofluran kullanıldı. BİS monitorizasyonu uygulanan hastaların BİS değeri 40-60 arası olması sağlanmaya çalışıldı. Tüm hastaların; kalp atım hızı, oksijen satürasyonu, ortalama arter basıncı ve BİS değerleri indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası 0, 5, 10, 15, 30, 45, 60, 75, 90, 105, 120, dakikalarda ve extübasyon öncesi ve sonrası değerler olarak kaydedildi. Anestezinin bitişinden itibaren spontan hareketin başlama süresi, spontan göz açma süresi, ekstübasyon süresi, komutla el sıkma süresi ve oryantasyon süresi kaydedildi. Olgular postoperatif derlenme ünitesine geldiklerinde 0, 5, 7, ve 10. dakikalarda Modifiye Aldrete Skorlaması'na göre değerlendirilerek toplam skor 9 ve üzerinde olan zamana kadar geçen süre kaydedilip ve intraoperatif uyanıklık açısından değerlendirilip servislerine gönderildi. Postoperatif 0-2, 2-6, 6-24 saatlerde VDS ile postoperatif bulantı-kusma değerlendirildi. Gruplar arasında demografik veriler, intraoperatif uyanıklık, ek anestezik kullanımı ve VDS açısından fark yoktu. TİVA grubundaki olgularda operasyonda kullanılan remifentanil miktarı anlamlı olarak yüksekti. Düşük akım anestezi grubundaki olgularda ekstübasyon süresi, spontan hareketlerin başlama süresi, spontan göz açma süresi, oryantasyon süresi, Aldrete skorunun 9 - 10 olma süresi anlamlı olarak yüksekti. TİVA grubundaki olgularda 0.dk Aldrete skoru, Es 15.dk, Es 30.dk, Es 75.dk ve Es 90.dk ortalama arter basıncı, Es 5.dk, Es 10.dk ve extübasyon sonrası BİS değerleri anlamlı olarak yüksekti. Sonuç olarak; orta kulak cerrahisi anestezisinde TIVA grubunda düşük akım sevofloran anestezisi grubuna göre daha hızlı derlenme olmasıyla birlikte, her iki yöntemin de güvenle kullanılabileceğini söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Düşük akım anestezi, sevofluran, TİVA, BİS, POBK

AnestetiklerAnesteziAnestezi-intravenöz+7
Sait Sadi Aydın
Karadeniz Technical University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomilerde farklı pnömoperitonyum basınçlarının orta kulak basıncı ve postoperatif bulantı kusma sıklığına etkisi

Bu araştırmada elektif laparoskopik kolesistektomi geçirecek hastalarda, PN için kullanılan farklı CO2 basınçlarının OKB ve POBK sıklığına etkisini göstermeyi amaçladık.Risk grubu ASA I-II olan elektif laparoskopik kolesistektomi geçirecek 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyondan bir gün önce hastaların her iki kulakları otoskop ile muayene edildi. Anestezi indüksiyonu her iki gruba 5-7 mg kg?1 tiyopental sodyum ve 0,2 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu ile yapıldı, 0.6 mg kg?1 rokuronyum verildikten sonra endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Anestezi idamesinde her iki grupta remifentanil (0,05-0,3 µg kg?1 dk?1) infüzyonu ve izofluran ile inhalasyon anestezisi yapıldı. Hastaların ventilasyonu %40 oksijen/ hava karışımı 4 lt dk?1, frekans 12 soluk dk?1 ve tidal volüm 8 ml kg?1 olacak şekilde ayarlandı. KAH, SAB, DAB, OAB, SpO2, OKB 1 ve OKB 2 değerleri indüksiyon öncesinde kaydedildi; indüksiyondan sonra, entübasyondan sonra, PN oluşturulduktan sonra ve hastaya pozisyon verildikten sonra 3. 6. 9. 15. 20. ve işlem bittikten sonra supin pozisyonda bu parametreler ve ek olarak EtCO2 ve inspiratuar izofluran kaydedildi. Postoperatif 5. 10. ve 30. dakikalarda OKB 1, OKB 2, VAS, VDS ve yapılan metoklopramid miktarı kaydedildi. Postoperatif 24 saat süre içinde VDS skalası ve hastalara yapılan toplam metoklopramid miktarları ve zamanı kaydedildi.Sonuç olarak, düşük PN basıncı (8-10 mmHg) ve yüksek PN basıncı (13-15mmHg) uygulanan iki grup arasında, OKB değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadı. Postoperatif 12-24 saatlik süreçte Grup D'de POBK oranı yüksek çıktı. Bu hastalardan 7'sinin genç yaşta ve kadın olması, POBK'nin gençlerde ve kadınlarda daha sık görüldüğünü gösterdi.Grup içi farklılıklara bakıldığında ise, indüksiyonda (her iki grupta sol ve sağ kulakta), entübasyon sonrasında (her iki grupta da sol kulakta, Grup Y'de sağ kulakta) OKB değerlerinde istatistiksel olarak farklılık ortaya çıktı. Bu farklılıklar maske ile ventilasyonun ve volatil anesteziklerin OKB'yi artırdığını destekledi. Her iki grupta pozisyon verildikten sonra sağ ve sol kulakta OKB değerlerinde azalma meydana geldi.

BasınçBulantıKolesistektomi+6
Tuğba Can Demirhan
Gazi University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Laparoskopik kolesistektomi için Sevofluran-Azotprotoksit uygulanan hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımının postoperatif bulantı kusmaya etkisi

Postoperatif bulantı ve kusma (POBK) birçok nedenden kaynaklanan, sık karşılaşılan (ortalama %34.6) ve özellikle operasyondan sonraki ilk iki saatte görülen bir problemdir. Çalışmamızda, laparoskopik kolesistektomi için sevofluran-azotprotoksit uygulanan hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımının postoperatif bulantı-kusma üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Çalışmaya her iki cinsten, 18-60 yaş arasında, normal vücut ağırlığında ve ASA I-II risk grubundan elektif laparoskopik kolesistektomi planlanan 64 hasta alındı. Rastgele iki gruba ayrılan hastalardan Grup Karbonhidrat'a (Grup KH) saat 24'de ve operasyondan 3 saat önce 400 mL oral karbonhidrat solusyonu verildi. Grup Konrol'e (Grup K) ise saat 24'den sonra katı ve sıvı gıdalar yasaklandı. Bütün hastaların premedikasyonu operasyondan 30 dakika önce midazolam 0.05 mg/kg, i.m. ile sağlandı. Operasyon odasına alınarak standart monitorizasyon (EKG, end-tidal karbondioksit (ETCO2), periferik arteriyel oksijen satürasyonu (SpO2), noninvazif arteriyel kan basıncı) yapılan hastalara, anestezi indüksiyonu için 5-7 mg/kg sodyum tiyopental, 2 µ/kg fentanil ve 0.1 mg/kg veküronyum i.v. uygulandı. %70 N2O ve %30 O2 içinde %1-3 konsantrasyonunda sevofluran verilerek anesteziye devam edildi. Hastaların preoperatif, intraoperatif (indüksiyondan sonra, entübasyondan 5 dakika sonra, intraoperatif 15 dakika arayla, ekstübasyondan önce ve 5 dakika sonra) ve postoperatif (derlenme sürecinde) ortalama arteriyel basınç (OAB), kalp atım hızı (KAH); ekstübasyondan 5 dakika sonra, postoperatif 15, 30, 45 ve 60 dakikalarda; takip edildikleri klinikte 2, 3, 4, 6, 8, 12 ve 24. saatlerde bulantı-kusma skoru ile (0: bulantı-kusma yok, 4: birden çok kusma) POBK oranları, vizüel analog skala (VAS) ile (0: ağrı yok, 10: dayanılmaz ağrı) postoperatif ağrı şiddeti ve memnuniyet dereceleri saptandı.Hastaların demografik verileri, OAB, KAH ve toplam postoperatif analjezik miktarı bakımından gruplar arasında fark görülmedi. VAS değerlerinin Grup KH'da Grup K'e göre postoperatif 30 ve 45. dakikalarda (p<0.05) ve 60. dakikada (p<0.01) anlamlı derecede daha düşük olduğu; 2. saatte ise Grup K'de Grup KH'a göre daha düşük (p<0.05) olduğu tespit edildi. POBK derlenme döneminde 15. dakikada (p<0.05), 30. dakikada (p<0.001), 45. dakikada (p<0.01), 60. dakikada (p<0.05), postoperatif 8. saatte (p<0.01) Grup KH'da Grup K'e göre istatistiksel olarak daha düşük oranda gözlendi. Toplam antiemetik kullanımı Grup KH'da Grup K'e göre daha düşüktü (p<0.001). Grup KH'daki hastalar Grup K'e göre preoperatif ve postoperatif bakımdan daha memnun kaldılar (p<0.001).Sonuç olarak, sevofluran-azotprotoksit anestezisi altında laparoskopik kolesistektomi operasyonu geçiren hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımı ile POBK oranları ve antiemetik gereksiniminin anlamlı oranda azaldığı ve daha iyi hasta memnuniyeti sağlandığı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Laparoskopik kolesistektomi, preoperatif karbonhidrat solusyonu, postoperatif bulantı-kusma

AnestetiklerBulantıKarbonhidratlar+7
Özden Yıldızhan
Fırat University
2010
00

İlgili konular