Fibromyalgia

89 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromu olan kadınlarda aktivite yönetiminin etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma

Bu çalışma, fibromiyalji sendromu (FMS) olan kadınlarda aktivite yönetiminin semptom, aktivite paternleri, okupasyonel performans, anksiyete, depresyon, okupasyonel denge ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmaya FMS tanılı 31 kadın dahil edilmiştir. Katılımcılar randomize şekilde müdahale (n=15) ve kontrol (n=16) grubu olarak gruplara ayrılmıştır. Müdahale grubuna 4 hafta boyunca haftada 2 defa çevrimiçi aktivite yönetimi eğitimi uygulanmıştır. Her bir katılımcı için fiziksel ve sosyodemografik özellikler kaydedilerek, Revize Edilmiş Fibromiyalji Etki Anketi, Ağrı-Aktivite Paternleri Ölçeği, Kanada Okupasyonel Performans Ölçeği, Hastane Anksiyete Depresyon Skalası, Okupasyonel Denge Anketi ve Nottingham Sağlık Profili başlangıç ve bitiş olmak üzere iki kez uygulanmış ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. Müdahale grubunda semptom (p=0,002), okupasyonel performans (p=0,001), memnuniyet (p=0,001), anksiyete (p=0,025), yaşam kalitesinin ağrı (p=0,007) ve emosyonel reaksiyon (p=0,026) parametlerinde anlamlı fark bulunmuş ve etkilenen aktivite paternlerinin (p=0,012) düzenlendiği görülmüştür. Kontrol grubunda ise yaşam kalitesinin sosyal izolasyon (p=0,028) bulgusunda değişim bildirilirken diğer parametrelerde fark bulunmamıştır. İki grubun son değerlendirmeleri karşılaştırıldığında semptom (p=0,004), okupasyonel memnuniyet (p=0,001) ve yaşam kalitesinin ağrı (p=0,003) parametresinde iyileşme bildirilmiştir. Bu bulgular doğrultusunda, aktivite yönetimi eğitiminin FMS'de ana bulgu olan ağrı parametresinde etkili olduğu görülmüştür. Ağrının yönetiminde bu yaklaşımın kullanılmasının tercih edilebilir bir yöntem olduğu düşünülmektedir fakat FMS gibi kompleks durumlarda farklı tedaviler ile kombinasyon sonuçlarının, aynı zamanda yüz yüze uygulamanın etkinliğinin incelenmesine ve uzun süreli takibi içeren ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Aktivite analiziAnketlerAğrı+4
Sena Albay
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında travmatik olay deneyimi, çocukluk çağı travmalarının yaygınlığı ile aleksitimi ve travmatik stres belirtileri arasındaki ilişki

Fibromiyalji hastalığı bedenin belirli bölgelerinde duyulan hassasiyet ve ağrılarla karakterize bir sendromdur. Fibromiyaljinin etiyolojisinde birçok psikolojik faktör tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, travmatik stres belirtileri ile fibromiyalji arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla yapılan çalışmaya yaş ortalaması 39 olan toplam 150 fibromiyalji hastası (109'u kadın) katılmıştır. Katılımcılara içerisinde sosyodemografik veri formu, Çocukluk Çağı Travmaları, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Fibromiyalji Etki Anketinin bulunduğu form uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda travmatik olay deneyimi, aleksitimi ve çocukluk çağı travmalarının kişilerin fibromiyalji düzeylerine etki ettiği görülmüştür. Elde edilen bulgular Fibromiyaljinin psikolojik etiyolojisinin anlaşılmasında önemli bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: aleksitimi, fibromiyalji, travmatik stres, çocukluk çağı travmaları

AleksitimiFibromiyaljiStres+3
Eyup Ceyhun Yıldırım
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromunda özdeşleşme düzeneğinin erken dönem nesne ilişkileri bağlamında incelenmesi

Bu çalışmada, fibromiyalji sendromu tanısı almış kişilerle psikanalitik yönelimli, klinik gözlem ve görüşme ile nitel bir çalışma yürütülmüştür. Çalışmanın ilk bölümünde, çalışmanın konusuna ilişkin olarak fibromiyalji sendromunun etiyolojisi, psikanalitik kuramda beden, ağrı, özdeşleşme düzeneği ve erken dönem nesne ilişkileri incelenmiştir. Bu inceleme, fibromiyalji sendromunda özellikle öznenin kurulumunun oldukça temel bir rol oynadığını göstermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde, 25 yaş üstü, 2 kadın katılımcı ile -16 ve 10 hafta olarak- yürütülen psikanalitik yönelimli klinik gözlem ve görüşme değerlendirmesi sunulmuştur. Seanslar yaklaşık 45 dakika olarak planlanmıştır. Çalışma sürecinde düzenli olarak süpervizyon desteği alınmıştır. Bu bağlamda, bu çalışma göstermektedir ki Öteki ile ayrışma, öznenin kurulumu psikosomatik klinikte ve özellikle fibromiyalji sendromunun deneyimlenmesinde oldukça önemli bir rol oynamaktadır. Ancak gözlenmiş olan iki vakada da ayrılık ya da bir yakının kaybı psikosomatik semptomların başlangıcını ve artarak devam edişini etkilemektedir. Bu bedensel semptomlar, zihinselleştirme yetisindeki yetersizliğe bağlı olarak simgesel anlamdan yoksundur. Bu sebeple bu semptomlar için doğrudan beden gerçeğinden söz edilebilir.

Erken dönem nesne ilişkileriFibromiyaljiPsikanaliz+1
Elif Hacıfettahoğlu
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromunun şema modeli ve duygu düzenleme güçlüğü çerçevesinde incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, fibromiyalji sendromu ile erken dönem uyumsuz şemalar ve duygu düzenleme güçlüğü ilişkisini incelemek ve erken dönem uyumsuz şemalar ile fibromiyalji sendromu arasında duygu düzenleme güçlüğünün aracılık etkisini araştırmaktır. Araştırmanın katılımcıları, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve katılma kriterlerini karşılayan 153'ü deney ve 153'ü kontrol olmak üzere toplam 306 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada erken dönem uyumsuz şemaları ölçmek amacıyla Young şema Ölçeği - KF3, duygu düzenlemede yaşanılan güçlükleri ölçmek amacıyla Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, fibromiyaljinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ve düzeyini ölçmek amacıyla Fibromiyalji Etki Sorgulama Ölçeği ve katılımcıların genel belirti düzeyini ölçmek amacıyla SCL-90 Belirti Tarama Envanteri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucu fibromiyalji tanısı alan deney grubu katılımcılarının tanı almayanlara göre şemalara daha fazla eğilimli olduğu, daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı ve genel belirti düzeylerinin daha yüksek olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca erken dönem uyumsuz şemalar ve şema alanları ile fibromiyalji düzeyi arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü alt boyutlarının aracılık rolüne ilişkin Hayes (2013) tarafından geliştirilen PROCESS makrosu kullanılarak yapılan 63 analizden 33'ünde aracılık etkisi anlamlı bulunmuştur. Bulgular, ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.

Duygu düzenlemeDuygu düzenleme güçlüğüFibromiyalji+2
Özgür Erdem Arıcı
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromu olan bireylerde, çocukluk çağı travmatik yaşantılar, şema modları ve kendini susturmanın genel psikopatoloji üzerindeki etkisi

Bu çalışmanın amacı, psikosomatik bir görünüş olarak değerlendirilebilecek olan fibromiyalji sendromuna sahip olan bireylerde, çocukluk çağı travmaları, şema modları ve kendini susturmanın genel psikopatoloji açısından rolünü inceleme ve sağlıklı bir örneklem grubuyla karşılaştırmaktır. Araştırma katılımcıları, katılım kriterlerini karşılayan 96'sı deney ve 96'sı kontrol grubu olmak üzere 192 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada çocukluk çağı travmatik yaşantıları değerlendirebilmek amacıyla Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği, bireylerin kendilerini susturma düzeylerini inceleyebilmek amacıyla Kendini Susturma Ölçeği, şema modlarını ölçebilmek amacıyla Şema Mod Ölçeği ve genel psikopatoloji düzeylerini değerlendirebilmek amacıyla Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Kendini Susturma Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri puanlarının fibromiyalji sendromuna sahip olan bireylerde daha yüksek olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen çoklu regresyon analizi sonuçları, fibromiyalji sendromuna sahip olan katılımcılarda, Şema Mod Ölçeği alt ölçekleri açısından İncinmiş Çocuk ve Öfkeli Çocuk boyutu ve Kendini Susturma Ölçeği alt ölçekleri açısından, Bölünmüş Benlik boyutu puanlarının Kısa Semptom Envanteri puanlarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığını ortaya koymaktadır.

FibromiyaljiKendini susturma davranışıPsikopatoloji+3
Büşra Birtane Doyum
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda grup pozitif psikoterapi tedavisi ve etkileri

Bu çalışmanın amacı grup pozitif psikoterapi tedavisinin fibromiyalji sendromu teşhisi almış hastaların yaşadıkları psikolojik sorunların azaltılmasındaki etkililiğini araştırmaktır. Araştırmada uygulanan grup pozitif psikoterapi tedavisi, Nossrat Peseschkian tarafından geliştirilmiş olan "Beş Basamaklı Terapi" yöntemi dikkate alınarak geliştirilmiştir. Araştırmada, araştırma kapsamında uygulanan terapinin fibromiyalji sendromu teşhisi almış kadın hastaların depresyon, anksiyete ve aleksitimi düzeyi, öfke duygusu ve öfke duygusunu ifade etme, genel öz-yeterlilik, ağrı öz-etkinlik, ağrı ile baş etme, yaşam kalitesi, yaşam doyumu düzeyi ve algılanan sağlık durumu, nezaket ve açıklık-dürüstlük (ikincil yetenekler) değişkenlerinde anlamlı bir değişiklik meydana getirip getirmediği; eğer anlamlı bir değişiklik meydana getirmişse, bu değişikliklerin kalıcı olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma nicel araştırma yöntem ve tekniklerinden ön test-son test, deney-kontrol gruplu yarı deneysel modellerden eşleştirmeli desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, Yenibosna Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi'ne tedavi için başvuran, Amerikan Romatoloji Derneği kriterlerine göre fibromiyalji sendromu tanısı almış, 18-65 yaş aralığında olan, İstanbul'da yaşayan, Türkçe konuşabilen, çalışmaya katılmaya gönüllü olan 35 kadından oluşmaktadır. Katılımcılar 17'si deney, 18'i kontrol grubunda yer almaktadır. Araştırmada kullanılan veriler 3 aşamada (ön test, son test, izleme) toplanmıştır. Katılımcılara uygulanan ön test sonrasında deney grubunda yer alan katılımcılara, her biri 120 dakikadan oluşan grup pozitif psikoterapi tedavisi seansı haftada 1 kez olmak üzere 12 hafta boyunca uygulanmıştır. Uygulama sonrasında son test, son testten 12 hafta sonra ise izleme testi uygulanmıştır. Araştırma süreci COVID-19 salgınının yoğun olarak yaşandığı bir döneme denk geldiği için seanslar ve veri toplama süreci çevrimiçi ortamda yürütülmüştür. Araştırma kapsamında toplanan veriler SSPS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların ön test puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için Mann Whitney U testi, son test ve izleme testi puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için ise Wilcoxon İşaretlenmiş Sıralar testi uygulanmıştır. Ön test puanlarının deney ve kontrol gruplarında farklılaşmasını sınamak için uygulana analizlerin sonucunda, gruplar arasındaki farklılaşmaların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Araştırma kapsamında 12 hipotez test edilmiş ve bu hipotezlerden 3 tanesi doğrulanmıştır. Uygulanan terapi, deney grubunda yer alan katılımcıların depresyon puanlarında (H1), sağlık algısı puanlarında (H10) ve nezaket puanlarında (H11) anlamlı düzeyde azalmaya neden olmuştur. Terapi tamamlandıktan 12 hafta sonra yapılan izleme testi sonuçları ile son test sonuçları karşılaştırıldığında ise terapinin sağladığı faydanın devam ettiği görülmüştür. Bu bulgulara dayanarak, araştırma kapsamında geliştirilmiş olan grup pozitif psikoterapi tedavisinin, Amerikan Romatoloji Derneği kriterlerine göre fibromiyalji sendromu tanısı konmuş kadınların depresyon, sağlık algısı ve nezaket puanlarının düşürülmesinde etkili sonuç ürettiği ve oluşan etkinin kalıcı olduğu söylenebilir.

FibromiyaljiGrupla psikolojik danışmaHastalar+6
Nurdan Gündoğdu Altın
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu hastalarda prolidaz ve IL-37 düzeyinin incelenmesi

Fibromiyalji, kronik, yaygın kas-iskelet ağrısı ve buna bağlı yorgunluk, uyku bozuklukları ve diğer bilişsel semptomlarla karakterizedir. Birçok hasta için bu semptomlar yıllarca devam eder ve sıklıkla sağlık hizmeti almaya neden olur. Mevcut biyomedikal ve psikososyal tedaviler birçok hasta için yeterli değildir ve fibromiyaljinin patogenezinin net bir şekilde anlaşılmaması nedeniyle tedavide ilerleme kaydedilmemiştir . Fibromiyalji kadınlarda erkeklerden daha sık teşhis edilir ve etiyolojisi tam bilinmemektedir. Klinisyenler için altta yatan mekanizmaları daha iyi anlaşılırsa , FM'yi daha etkili bir şekilde teşhis ve tedavi edebilir. Çalışmamızda fibromiyaljinin tanısında ve tedavisinde bir rolü olabileceğini düşündüğümüz prolidaz ve IL -37 düzeyi incelendi. Harran Üniversitesi Tıp fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon kliniğine başvuran 43 fibromiyalji tanılı kadın hastada ve 40 kadın sağlıklı kontrol grubundan kan örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinden elde edilen serum örneklerindeki prolidaz ve IL-37 seviyeleri ELİSA yöntemiyle incelendi. .Yapılan istatistiksel analiz sonucunda FMS tanısı konulmuş hastalarda ortalama prolidaz ve IL- 37 düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı (p<0.001) bir şekilde daha yüksek bulunmuştur. Hasta ve kontrol grubundaki prolidaz ve IL- 37 düzeyinde anlamlı bir korelasyon (P>0,05) gözlemlenmemiştir. Çalışma sonucunda FMS patofizyolojini aydınlatmak ve hastalığın tedavisi için yeni stratejiler geliştirmek amacıyla prolidaz ve IL -37 'nin bir rolü olduğu görüldüğünden , bu çalışmanın daha fazla hasta gurubunda araştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

AğrıFibromiyaljiKas ağrısı+3
Hatice Oğolday
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında vejetaryen beslenmenin etkisi

Fibromiyalji sendromu olarak da adlandırılan fibromiyalji, kas-iskelet sistemindeki ağrı ile karakterize, yorgunluk, kognitif bozukluk ve uyku problemlerine sebep olan uzun süre devam eden bir hastalıktır. Fibromiyaljiye yönelik araştırmalar devam ederken yakın dönemde vejetaryen beslenmenin bu hastalığı etkileyebileceği düşünülmüştür. Çalışmamızın amacı; fibromiyalji sendromlu hastalarda vejetaryen beslenmenin etkisinin incelenmesidir. Bu çalışma 15.02.2021 ile 15.05.2021 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir sağlık kliniğinde fibromiyalji tanısı alan, yaş ortalamaları 39,10±7,55 yıl olan 28 birey üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmayı kabul eden bireylere; genel bilgiler, fibromiyalji ve diğer hastalıklarla ilgili bilgiler, beslenme alışkanlıkları, egzersiz durumları, antropometrik ölçümleri (boy, ağırlık, beden kütle indeksi (BKİ), yağ, kas ve bel-kalça oranı (BKO)) içeren anket ve vejetaryen beslenmenin sağlık üzerine etkisini belirlemek amacıyla araştırma öncesi ve sonrası Fibromiyalji Etki Anketi (FIQ) araştırmacı tarafından toplanmıştır. Çalışmada elde edilen veriler Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) for Windows 21.0 ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki kategorik değişkenler için sayı (n) ve yüzde (%); sürekli değişkenler için tanımlayıcı istatistikler, ortalama, standart sapma, minimum (min) ve maksimum (mak) değerler olarak belirtilmiştir. Bağımlı grupları karşılaştırmada Paired Sample t-testi uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlerken Pearson korelasyon katsayıları; kategorik değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlerken ise Fisher's Exact test yapılmıştır. Hesaplamalarda istatistik anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bireylerin %67,9'u kadın, %32,1'i erkektir. Katılımcıların boy uzunluğu ortalamaları 169,42±10,73 cm'dir. Vejetaryen beslenme öncesi vücut ağırlığı ortalamalarının 80,33±18,85 kg, BKI ortalamalarının 27,92±5,68 kg/m2 , yağ oranlarının %30,18±7,99, kas oranlarının %66,36±7,59 ve bel/kalça oranlarının VIII 0,86±0,07 olduğu gözlenmiştir. Vejetaryen beslenme sonrası vücut ağırlığı ortalamalarının 76,51±17,17 kg, BKI ortalamalarının 26,57±4,82 kg/m2 , yağ oranlarının %26,57±8,15, kas oranlarının %67,72±7,72 ve bel/kalça oranlarının 0,83±0.07 olduğu gözlenmiştir. Vejetaryen beslenme uygulamasının vücut ağırlığı (p> 0,000), beden kitle indeksi (p> 0,000), yağ oranı (p> 0,000), kas oranı (p> 0,000) ve bel/kalça oranı (p> 0,000) arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür Vejetaryen diyet öncesi FIQ Skoru 54,47±11,25 iken vejetaryen diyet sonrası FIQ Skoru'nun 44,43±10,76 olduğu görülmüştür. Katılımcıların vejetaryen diyet uygulamaları ile FIQ Skoru arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Fibromiyalji tedavisinde hastalık bulgularının azaltılması ve yaşam kalitesinin arttırılmasında hastaların diyetisyen tarafından beslenme eğitimi alması ve beslenme durum değerlendirmesi yapılırken hastaların antropometrik ölçümlerinin düzenli olarak takip edilmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji, Vejetaryen beslenme, Antropometrik ölçümler

AntropometriBeslenmeBeslenme durumu+3
Büşra Pehlivan Karaoğlu
Haliç University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında hassas noktalarına uygulanan transkutanöz radyofrekans ve ıslak iğne tedavi yöntemlerinin ağrı üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Fibromiyalji yaygın muskuloskeletal ağrı, uyku bozukluğu ve aşırı yorgunluk hissi ile karekterize kronik bir hastalıktır. Hastalığın tedavisinde farmakolojik veya nonfarmakolojik bir çok tedavi modalitesi uygulanmasına rağmen semptomların nüksü oldukça yaygındır ve yaşam kalitesini anlamlı ölçüde negatif etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı, fibromiyalji tanılı hastalarda transkutanöz radyofrekans (TCRF) ve ıslak iğne tedavilerinin etkinliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2016 - Eylül 2021 tarihleri arasında merkezimizde Fibromiyalji tanısı konulan toplamda 100 erişkin hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar TCRF ve ıslak iğne tedavisi uygulananlar olarak iki gruba ayrılmıştır. Yanıt değerlendirilmesi amacıyla tedavi öncesi ve tedavi sonrası 2.inci ve 6.ıncı ay VAS (Visual Analogue Scale) ağrı skorları incelenmiştir. Zamanla tedavi modalitesinin VAS üzerindeki olan etkisi, tekrarlı ölçümler varyans analizi (Repeated Measures ANOVA) ile ortaya konulmuştur. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların %76'sı kadın, %24'ü ise erkek olup, hastaların ortanca yaşı 52 (22-60) idi. Tedavi kolları arasında cinsiyet ve yaş dağılımına göre istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmemiştir (sırasıyla p=0.349 ve 0.745). Tedavi öncesi (giriş) VAS skoru ortalaması erkeklerde kadınlara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu öğrenilmiştir (8.25 vs. 7.78, p=0.037). Hastaların giriş VAS skoru ortalaması 7.89±0.97 iken, 2. ay VAS skoru ortalaması 5.5±1.7, 6.ay VAS skoru ortalaması ise 6.12±1.4 idi (p<0.001). Tedavi gruplarına göre VAS değişimi varyans analizinde TCRF uygulanan grupta tekrarlayan ölçümlerde VAS skoru ıslak iğne tedavisi uygulanan gruba göre anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0.001). Sonuç: Çalışmamızda fibromiyalji prevalansının kadınlarda erkeklere göre daha fazla olduğu saptanmıştır. Diğer yandan, erkeklerde tedavi öncesi VAS skorunun kadınlara göre daha yüksek olduğu ortaya konulmuştur. Her iki tedavi modalitesi ile VAS skorunda anlamlı ölçüde azalma olmakla beraber, TCRF alan grupta VAS yanıtının ıslak iğne tedavisi uygulanan hastalara göre anlamlı ölçüde daha iyi olduğu gösterilmiştir.

AğrıAğrı ölçümüEnjeksiyonlar+3
Leyla Alıyeva
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fizik tedavi ve rehabilitasyon polikliniğine başvuran fibromiyalji tanılı hastalarda bedensel belirti bozukluğu sıklığı ve D tipi kişilik özelliği ile birlikteliği

Amaç: Bedensel belirti bozukluğu psikiyatri dışındaki kliniklere başvuru oranı oldukça sıktır. Bu nedenle diğer branşlar tarafından da ayırıcı tanıda akılda tutulması önem teşkil etmektedir. Bedensel belirtileri olan hastalarda D tipi kişilik özellikleri sık görülmektedir. Çalışmamızın amacı fizik tedavi ve rehabilitasyon polikliniğine başvuran fibromiyalji tanılı hastalarda bedensel belirti bozukluğu sıklığı ve D tipi kişilik özelliği ile birlikteliğini tespit etmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada Necmettin Erbakan Üniversitesi ile Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fizik tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 18-65 yaş aralığında 250 hastaya sosyodemografik veri formu, bedensel belirti bozukluğu şiddet ölçeği ,hasta sağlık anketi -15 (PHQ-15), Bedensel duyumları abartma ölçeği (SSAS), D tipi kişilik ölçeği ve hastane anksiyete ve depresyon (HADS) ölçekleri uygulanmıştır. Hastalara araştırmacı tarafından SCID/CV (Structured Clinical Interview for DSM-5/Clinical version) kapsamında psikiyatrik görüşme yapılarak ve DSM-V tanı kriterine göre Bedensel Belirti Bozukluğu tanısı konmuştur. Bulgular: Fizik tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran hastalarda Bedensel belirti bozukluğu yaygınlığı %26,8 olarak bulunmuştur. Tüm hastalarda D tipi kişilik özelliği sıklığı %33 olarak bulunmuştur. Bedensel belirti bozukluğu olanlarda D tipi kişilik özelliği birlikteliği %49,3 olarak tespit edilmiştir. Bedensel belirti bozukluğu olan grup ile olmayan grup arasında sosyodemografik veriler açısından istatiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiş olup, BBB olan grupta PHQ-15, SSAS, HADS, D tipi kişilik ölçek skorları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda Fizik tedavi ve rehabilitasyon polikliniğine başvuran hastalarda Bedensel belirti bozukluğu sıklığı genel popülasyona oranla yüksek olduğu, D tipi kişilik ile özellikleri ile birlikteliğinin de daha sık olduğu tespit edildi. Fibromiyalji hastalarında bedensel belirti bozukluğunun akılda tutulması hastalığın tedavi ve prognozu açısından önemlidir. Bulgularımızın desteklenmesi için geniş örneklem çalışmalarına ihtiyaç vardır.

Belirti ve semptomlarFibromiyaljiFizik tedavi+3
Tuğba Yalvaç
Necmettin Erbakan University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kadın fibromiyalji hastalarında auriküler vagus sinir stimülasyonunun etkinliğinin araştırılması

Transkutanöz auriküler vagus sinir stimülasyonu (TAVSS) cerrahi gerektirmeyen, vagusun auriküler dalını konka ve/veya tragustan yüzey elektrotlarıyla uyaran tedavi yöntemidir. Bu çalışmanın amacı TAVSS'ın fibromiyalji sendromunda (FMS) ağrı, depresyon, anksiyete, fonksiyonellik ve limitasyonlar ve otonom fonksiyon üzerindeki etkisine bakmaktır. FMS tanılı 18-45 yaş arasında 40 kadın hasta iki gruba ayrılarak 11 seans boyunca Grup 1'e sol kulağa, Grup 2'ye bilateral kulağa TAVSS uygulandı. Vizuel Analog Skala (VAS), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Fibromiyalji etki anketi (FIQ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanıldı. Otonom sinir sistemi aktivitesi PNS ve SNS indeks ile ölçüldü. 1. gün seans öncesi, 14. gün seans sonrası ve ilk tedaviden 28-30. gün kontrol ölçümlerinde VAS, BDÖ, FIQ ve BAÖ anketlerinde gruplar arası anlamlı fark görülmemiştir(p>0,05). Sol kulak TAVSS uygulamasının bilateral uygulamaya göre istatiksel farkının olmadığı, iki grupta da ağrı, fonksiyonel durum, yorgunluk, anksiyete, depresyon gibi yakınmalarda olumlu etkiler görüldü. 1. gün seans öncesi ve sonrası, 14. gün seans öncesi ve sonrası, 28-30. gün kontrol ölçümlerinde uygulama sonrası parasempatik aktivite artarken, sempatik aktivite azaldı. Gruplar arası anlamlı fark çıkmazken iki grupta TAVSS FMS'nin klinik belirtilerinde olumlu sonuçlar vermiştir. TAVSS'ın FMS'deki etki mekanizmalarını inceleyen uzun takipli ve daha çok olgu içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Depresyon, Anksiyete, Fonksiyonel durum, Otonom sinir sistemi aktivitesi

AnksiyeteAğrıDepresyon+5
Mustafa Ferit Akkurt
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyaljili bireylerin duyusal profillerinin yaşam kalitesi ve fibromiyalji semptomları üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma Fibromiyalji Sendromu olan kişilerin Duyusal profillerinin yaşam kalitesi ve fibromiyalji semptomları üzerine etkisinin araştırması amacıyla tasarlanmıştır. 23-62 yaş aralığında ACR-2010 tanı kriterlerine göre fibromiyalji tanısı almış 53 kadın, 19 erkek toplam 72 katılımcı ile yürütülmüştür. Veri toplama araçları olarak Fibromiyalji Etki Anketi, SF-36 (Kısa Form) ve Adolesan/Yetişkin Duyu Profili Anketi kullanıldı. Analiz sonuçlarına göre, katılımcıların yaşam kalitesi puanları ile fibromiyalji puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönde ve yüksek düzeyde bir ilişki bulunmuştur (r=-.673, p<.01). Fibromiyalji Etki Anketi ile yetişkin Duyu Profili ölçeğinin düşük kayıt, duyusal arayış, duyusal hassasiyet, duyusal kaçınma, tat alma/koklama işlemi, hareketsel işlem, görsel işlem, dokunma işlemi, aktivite işlemi, işitsel işlem alt boyutları arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>.05). Kişilerin Yaşam kalitesi ölçeği ve fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, fiziksel rol güçlüğü, emosyonel rol güçlüğü, enerji/canlılık/vitalite, ruhsal sağlık, sosyal işlevsellik, ağrı, genel sağlık algısı alt boyutları ile yetişkin duyu profili ölçeğinin alt puanları arasında ise orta ve zayıf düzeyde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Fibromiyaljili bireylerin duyu bütünleme problemi yaşadıkları ve bu problemlerin yaşam kalitelerini ve fibromiyalji semptomlarını olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Fibromiyalji değerlendirmesinde ve tedavi planlamasında duyu bütünleme müdahalesinin de göz önüne alınması gerektiğini ve bu alanda klinik araştırmalar yapılması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji, Fibromiyalji Semptomları, Duyu Bütünleme, Yaşam Kalitesi

Belirti ve semptomlarDuyularDuyusal analiz+3
Zeliha Öztürk
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji tanılı hastalarda uygulanan kayropraktik torakal manipülasyonun ağrı, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Bu çalışmada fibromiyalji tanısı almış kadın bireylerde torakal bölge kayropraktik manipülasyonların ağrı şiddeti, depresyon düzeyi, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmamız 25-45 yaşları arasındaki 50 gönüllü kadın katılımcı ile gerçekleşmiştir. Bu çalışmaya 2022-2023 yılları arasında hekim tarafından fibromiyalji tanısı konulmuş, İstanbul Kardelen Özel Eğitim Uygulama Okulu 1. Kademe'ye başvuran, fizik muayene sonucu torakal bölgede ağrı ve hareket kısıtlılığı bulunan 50 birey randomize olarak 2 gruba ayrılmıştır. 25 gönüllü katılımcıdan oluşan kayropraktik tedavi grubu ve 25 gönüllü katılımcıdan oluşan kontrol grubu oluşturulmuştur. Tüm katılımcılara tedavi öncesi doldurulmak üzere Vizuel Ağrı Skalası (VAS), Yaygın Ağrı İndeksi (YAİ), Semptom Şiddet Skalası (SŞS), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Kısa Form 36 (KF-36) verilmiştir. Kayropraktik tedavi grubuna haftada 2 kez olmak üzere toplamda 3 haftalık süreçte 6 kez torakal bölge kayropraktik manipülasyonu (HVLA) uygulanırken, kontrol grubuna da haftada 2 kez olmaz üzere 3 haftalık süreçte toplamda 6 kez sham manipülasyon uygulanmıştır. Son uygulamadan 1 hafta sonra tüm katılımcılar doldurdukları ölçekleri yeniden doldurmuştur. Verilerin analizi SPSS 29.0 IB programı ile yapılmıştır. Çalışma sonunda elde edilen verilerde torakal bölge kayropraktik HVLA manipülasyonların, sham manipülasyona kıyasla belirgin ve olumlu yönde ölçülebilen anlamlı farklılıklara neden olduğu görülmüştür. Torakal bölge kayropraktik manipülasyonların, fibromiyalji hastalarının yaygın ağrı bölgelerini, semptom şiddetini, ağrı ve depresyon düzeyini azalttığı; uyku ve yaşam kalitesini arttırdığı bulunmuştur. Ancak, kayropraktik manipülasyon tedavisinin etkinliğinin desteklenmesi için uzun dönem etkilerini saptayabilecek çalışmalara ihtiyaç vardır.

AğrıDepresyonFibromiyalji+5
Elif Okatan
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromu tanısı almış kadınların tedavisinde bütünleyici travma tedavi modelinin (RITMM) karma yöntem ile değerlendirilmesi

Dr. Karol Darsa'nın geliştirmiş olduğu Bütünleyici Travma Terapi Modeli (RITTM); Gestalt Terapi, EMDR, Somatik Deneyimleme, Göz Noktası, Sensorimotor Psikoterapi modellerinin entegrasyonu ile oluşturulmuş bir modeldir. Fibromiyalji Sendromu (FMS), psikosomatik bir rahatsızlık olarak değerlendirilmektedir. Araştırma, karma desen yöntemi ile RITTM desteği almış FMS katılımcılarının deneyimlerini değerlendirmektedir. Bu araştırmada, Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon bölümüne başvurmuş ve FMS tanısı almış 4 kadın RITTM ile desteklenmiştir. Araştırmalarda, FMS'nin; depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ile bağlantılı olduğu gösterilmiştir. Katılımcıların, RITTM deneyimleri değerlendirilirken, depresyon, anksiyete ve travma sonrası stres bozukluğu değerleri, müdahale öncesi ve sonrasında uygulanan; Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PLC-C) ile ölçülmüştür. Ölçeklerden elde edilen veriler, Wilcoxon işaretli sıralar testi ile analiz edilmiştir. Müdahale sonrası gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerden elde edilen nitel veriler, fenomenolojik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Katılımcılara RITTM, 60 dakikalık ardışık seanslar ile 10 hafta boyunca uygulanmıştır. 4 kadın katılımcı ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelerin analizleri sonucunda; "Ayrışmadan Bütünleşmeye, hayır diyebilmek ve bedensel ağrıların şiddetinde azalma: 'artık'" ana temalarına ve bu temalara ait alt temalara ulaşılmıştır. Katılımcıların duygularını keşfettikçe ağrılarını yönetebildikleri, ağrı deneyimlerine dair farkındalıklarının arttığı ve bedenleriyle bağlantı kurabilmeye başladıkları görülmüştür. Müdahale öncesinde, esnasında ve sonrasında uygulanan VAS ölçeği aracılığı ile toplanan veriler, katılımcının deneyimlediği ağrının düşüş gösterdiğini nicel olarak göstermiştir. Nitel bulgularda bulunan katılımcı ifadelerinde de ağrı üzerinde deneyimlenen düşüş ifade edilmiştir. Müdahale öncesinde ve sonrasında uygulanan ölçeklerden elde edilen nicel bulgular, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete ve depresyon düzeylerinin RITTM müdahalesi ile birlikte düşüş gösterdiğini fakat bu düşüşün istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş olmadığını göstermektedir. Nitel ve nicel analizler sonucunda, FMS hastalarının travmatik deneyimlerinin, beden ağrıları ile ilişkili olabileceğine dair bulgular elde edilmiştir. Bulgular dikkate alınarak, FMS tedavi sürecine bütünleyici olan ve bedeni merkeze alan RITTM modelinin entegre edilmesi önerilmektedir.

AnksiyeteDepresyonFibromiyalji+5
Burcu Göktaş
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyaljili bireylerde "Core" stabilizasyonun ekstremitelerin fonksiyonel durumu üzerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, fibromiyaljili (FM) bireylerde "core"" stabilizasyonun ekstremitelerin fonksiyonel durumu üzerine olan etkisini incelemekti. Çalışmaya yaş ortalaması 43,91±10,50 yıl olan 57 FM'li kadın dahil edildi. Bireylerin demografik verileri kaydedildikten sonra, ağrı Yaygın Ağrı İndeksi (YAİ), Semptom Şiddeti Ölçeği (SŞÖ) ve Görsel Analog Skalası (GAS) ile, basınç ağrı eşiği ölçümü basınç algometresi ile, hastalık aktivitesi ve fonksiyonel durum Fibromiyalji Etki Anketi (FEA) ile, "core" stabilizasyon değerlendirmesi McGill Statik Endurans testleri olan Gövde Fleksörleri Endurans Testi, Gövde Ekstansörleri Endurans Testi (Biering-Sorensen Testi) ve Lateral Köprü Testi ile, üst ekstremite fonksiyonları Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (KOESA) ve kaba kavrama kuvveti ölçümü ile, alt ekstremite fonksiyonları Alt Ekstremite Fonksiyonel Skalası (AEFS) ve Otur Kalk Testi ile, aerobik kapasiteleri 6 Dakika Yürüme Testi ile değerlendirildi. İstatistiksel analiz sonucunda FM'li bireylerde Gövde Ekstansörleri Endurans Testi ve Lateral Köprü Testleri ile kaba kavrama kuvveti arasında; tüm "core" endurans testleri ile KOESA arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulundu (p≤0,05). Gövde Ekstansörleri Endurans Testi ve sol Lateral Köprü Testi ile Otur Kalk Testi arasında; tüm "core" endurans testleri ile 6 Dakika Yürüme Testi arasında; Gövde Fleksörleri Endurans Testi, Gövde Ekstansörleri Endurans Testi ve sağ Lateral Köprü Testi ile Alt Ekstremite Fonksiyonel Skalası (AEFS) arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p≤0,05). Çalışmamızın sonuçlarına göre, FM'li bireylerde "core" stabilizasyonun üst ve alt ekstremite fonksiyonel durumu üzerinde etkisinin olduğu ve performansla ilişkili olduğu görülmüştür. Bu sonuçların ışığında FM'li bireylerin ekstremite fonksiyonel performansını artırmak için gövde kas enduransının artırılması ve "core" stabilizasyonun geliştirilmesinin önemli rolünün olduğu görülmektedir.

AnketlerBeden stabilizasyonuEkstremiteler+3
Sinem Kuru
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda hipermobilite ve yaşam kalitesi

Giriş ve Amaç: Fibromiyalji Sendromu(FMS), nedeni tam bilinmeyen, kronik yaygın ağrı, yorgunluk, uyku bozuklukları, kognitif disfonksiyon gibi birçok semptomla karakterize kompleks bir hastalıktır. Hipermobilite, eklemlerin artmış hareket açıklığı ile karakterizedir ve kronik ağrı etyolojisinde önemli rol oynar. Bu çalışma ile fibromiyalji sendromlu hastalarda ve sağlıklı kontrollerde hipermobilite sıklığını belirlemek, hipermobilitenin fibromiyaljili hastalarda yaşam kalitesine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Çalışma grubumuzu Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran, 18-60 yaş aralığında fibromiyalji tanısı alan 50 gönüllü kadın hasta ve 50 sağlıklı kadın kontrol oluşturdu. Fibromiyalji tanısı American Collage of Rheumatology (ACR) 1990 ve 2010 sınıflama kriterlerine göre konuldu. Hastalar hipermobilite için Beighton skoru; yaşam kalitesi için Fibromiyalji Etki Anketi (FEA) ile değerlendirildi. Bulgular: İki grup arasında yaş ve BMI (Body Mass Index) skorları arasında anlamlı fark yoktu. Hastaların %16'sında FMS'ye eşlik eden hipermobilite bulundu. Fibromiyalji grubunun FEA skorları kontrol grubuna göre anlamlı yüksek bulundu. Fibromiyalji ve kontrol gruplarında hipermobilite oranları arasında anlamlı fark yoktu. FEA skoru hassas nokta sayısı, semptom şiddeti skalası ve VAS (Vizüel Analog Skala) istirahat ile pozitif koreleydi. Tüm grupta Beighton skoru yaş ile negatif koreleydi. Fibromiyalji hastalarında hipermobilite olan ve olmayan hastaların yaşam kalitesi skorları arasında anlamlı fark yoktu. Sonuç: Fibromiyaljili hastalar ile sağlıklı kontroller arasında hipermobilite oranları benzerdi. Hipermobilite ile fibromiyalji arasında bir ilişki saptanmamış olup, fibromiyalji hastalarında hipermobilitenin yaşam kalitesine anlamlı bir etkisi bulunamamıştır.

Ehlers-Danlos sendromuEklem gevşekliğiEklem hastalıkları+5
Elif Şimşek
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu obez ve normal kilolu kadın hastalarda nöropatik ağrı değerlendirmelerinin karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Fibromiyalji sendromu etiopatogenezi net anlaşılamamış, yaygın ağrı, uyku bozukluğu, yorgunluk ve beraberinde birçok somatik semptomun eşlik ettiği kronik bir hastalıktır. Fibromiyalji sendromunun kadınlarda daha sık görüldüğü ve obezitenin sıklıkla eşlik ettiği bilinmektedir. Nöropatik ağrı somatosensorial sistemi etkileyen bir lezyon veya disfonksiyon sonucu oluşan ağrı olarak tanımlanmıştır. Nöropatik ağrı patogenezindeki mekanizmaların fibromiyalji sendromu patogenezi ile örtüşen yanlarının olması ve tedavide benzer ilaçların etkili oluşu fibromiyalji sendromundaki ağrının nöropatik ağrı olduğu görüşünü kuvvetlendirmiştir. Obezitede varolan inflamasyon ve yağ dokudan salınan adipokinlerin obez kişilerde nöropatik ağrıyı arttırabileceği de gösterilmiştir. Bu çalışmada fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda hem nöropatik ağrı değerlendirmelerini yapmak, hem de obezitenin nöropatik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Materyal ve metod: Çalışmamıza Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine başvuran 40 normal kilolu ve 40 obez olmak üzere toplam 80 fibromiyalji sendromlu kadın hasta dahil edildi. Hastalar ACR 1990 sınıflama ve 2010 tanı kriterlerinin her ikisini birden karşılamaktaydı. Hastalara VAS ağrı ölçeği, LANSS(Leeds Asseessment of Neuropathic Symptoms and Signs) ve DN4(Douleur Neuropathique 4 Questions) nöropatik ağrı ölçeği ve FIQ(Fibromyalgia Impact Questionnaire) yaşam kalitesi ölçeği uygulandı. Bulgular: İki grup arasında demografik olarak anlamlı farklılık yoktu. Toplam 80 fibromiyalji sendromlu kadın hastada LANSS skalasına göre %56,3 DN4 sklasına göre %78,7 olarak oldukça yüksek oranlarda nöropatik ağrı tespit edildi. Bakılan ölçeklerde LANSS nöropatik ağrı değerlendirmesine göre normal kilolu grupta %42,5 obez grupta %70 olmak üzere obez grupta nöropatik ağrı anlamlı olarak daha yüksek bulundu. LANSS skalasına göre ortalama değer normal kilolu grupta 11,7±5,8 obez grupta 14,7±5,8 şeklinde olup yine obez grupta anlamlı olarak daha yüksekti. FIQ yaşam kalitesi değerlendirmesinde iki grup arasında anlamlı fark görülmedi. Sonuç: Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda nöropatik ağrı oranları oldukça yüksek bulundu. Nöropatik ağrı oranlarının obez grupta anlamlı olarak yüksek bulunması, obez fibromiyali sendromlu kadın hastalarda nöropatik ağrı açısından daha dikkatli olunması gerekebileceğini düşündürmüştür.

AğrıFibromiyaljiKadınlar+3
Meltem Yener Mankır
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji'de kuru iğnelemenin tetik noktalar üzerine akut etkisinin shear wave elastografi ile değerlendirilmesi

Fibromiyalji (FM) yaygın ağrı ve tetik noktalarla karakterize romatizmal bir hastalıktır. Tetik nokta (TN) ile ilişkili ağrılar, tüm ağrıların %21-30'luk kısmını oluşturmaktadır. TN tanı ve tedavi etkinliğinin belirlenmesinde palpasyona ek olarak objektif ölçütlere ihtiyaç duyulmaktadır. TN inaktivasyonu ve ağrı kontrolünde kuru iğneleme (Kİ) tercih edilen tedavi modalitelerdendir. Çalışmamızın amacı; FM hastalarında m. trapezius üzerindeki tetik noktaların kas sertliklerinin ve kalınlıklarının shear wave elastografi (SWE) yöntemiyle ölçmek ve belirlenen noktalara uygulanan kuru iğnelemenin akut etkinliğini araştırmaktır. Çalışmamızda bireylerin demografik bilgileri, Vizüel Analog Skalası'yla (VAS) ağrı şiddetleri, Fibromiyalji Etki Anketi'yle (FEA) fiziksel fonksiyonları, Nottingham Sağlık Profili'yle (NSP) yaşam kaliteleri ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği'yle anksiyete depresyon riskleri değerlendirildi. Sağ ve sol m. trapezius'un superior parçasındaki TN'ler belirlendi. TN'ler ve çevresindeki ağrısız/normal dokuların kas sertliği ve kalınlığı SWE ile ölçüldü. Bu noktalara 0,25*25mm akupunktur iğneleri ile Kİ uygulandı. İğneleme sonrası TN SWE ölçümü tekrarlandı. Tüm ölçümler 3'er kez yapılarak ortalaması kullanıldı. Katılımcıların fonksiyonel etkilenimi orta dereceydi (FEA:65.21). Katılımcılar en sık enerji, ağrı ve uyku problemlerinden yakınırken; özellikle ev hayatlarının FM'den olumsuz etkilendiği görüldü. Anksiyete risklerinin (9.83±5.27) depresyona (7.76±4.89) kıyasla daha yüksek olduğu saptandı. Sağ ve sol TN'lerin kas sertliğinin ve kalınlığının normal dokudan fazla olduğu belirlendi (p<0.001). Sağ taraf TN kas sertliği için eşik değer 40.72 (sensivite %83.02; spesifite %84.91), sol taraf için ise 43.1 (sensivite %85.19; spesifite %88.68) olarak tespit edildi. TN'lere uygulanan kuru iğneleme sonrası kasın sertliği ve kalınlığında anlamlı bir azalma oldu (p<0.001). Ayrıca sağ m. trapezius kas sertliğiyle yaş arasında orta düzeyde korelasyon kaydedildi. Sonuç olarak, FM hastalarında tanı kriterleri arasında yer alan tetik noktalardaki kas sertliği ve kalınlığının normalden fazla olduğu bulundu ve bu noktalar için eşik değer tespit edildi. Bu değerlerin tanı ve tedavinin etkinliğinin belirlenmesinde önemli katkılar sağlayacağı kanaatindeyiz. Ayrıca bu noktalara uygulanan kuru iğnelemenin kas sertliği ve kalınlığını azaltmada etkin bir tedavi olduğu tespit edildi.

AnatomiElastografiFibromiyalji+6
Çağla Pınar Kolukırık
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alopesi areatalı hastalarda fibromiyalji sendromu birlikteliğinin araştırılması

Amaç: Alopesi areata (AA); tüm vücudu etkileyebilen ve skar oluşturmayan otoimmün saç hastalığıdır. Fibromiyalji sendromu ise kronik yaygın ağrı, uyku sorunları, fiziksel yorgunluk ve bilişsel problemlerle karakterize bir hastalıktır. Bu çalışmada AA'lı hastalarda fibromiyalji sendromu birlikteliğinin olup olmadığının belirlenmesi ve elde edilen verilerin; hastalığın şiddeti, süresi ve paterni ile ilişkisinin olup olmadığının saptanması amaçlandı. Yöntem: Çalışmamız prospektif ve olgu kontrol tipi bir çalışma olarak tasarlandı. Çalışmaya 37 AA'lı hasta ile yaş ve cinsiyet uyumlu 37 sağlıklı birey kontrol grubu olarak dahil edildi. AA hastalarının hastalık paternleri; AA grubu ve kontrol grubunda çalışmamıza dahil edilen tüm hastaların Fibromiyalji tanı kriterleri ve muayenede tespit edilen hassas nokta sayıları değerlendirildi. İki grupta yer alan tüm hastalara; Beck Depresyon Envanteri, Fibromyalji Etki Anketi, Uluslararası Fiziksel Aktivite Kısa formu, Vizüel Analog Skala ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi anketleri yüz yüze uygulandı. Bulgular: Hasta grubunda AA başlangıç yaşı (ortalama±SS) 26,6±9,7 yıl, epizot tekrar sayısı 1,62±0,99, ilk epizottan itibaren geçen süre 3,4±6,1 yıl olduğu tespit edildi. En sık tutulan bölge saçlı deri (n=31; %83,8) idi. Hasta ve kontrol grubu karşılaştırıldığında AA'lı hastalarda anlamlı seviyede yüksek oranda fibromiyalji sendromu bulunduğu (AA grubu n=15, %40,5 ve kontrol grubu n=7, %18,9) ve fibromiyalji etki anketi skorlarının yüksek olduğu belirlendi (sırasıyla p=0,042 ve p=0,006). Hasta grubunda VAS (Sabah) ve VAS (Maksimum) skorları anlamlı olarak yüksek saptandı (sırasıyla p=0,042 ve p=0,025). AA hasta grubunda Beck Depresyon skorları anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,023). Uyku kalitesi ve fiziksel aktivite açısından iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Yapılan ROC analizi sonucunda Beck Depresyon skorunun 13,5'in üstünde olmasının %66,7 duyarlılık ve %68,2 özgüllük ile fibromiyalji mevcudiyetini saptayabildiği gösterildi (AUC=0,774; p=0,005). Sonuçlar: Çalışmamız sonucunda alopesi areatalı hastalarda fibromiyalji sendromu sıklığının arttığı ve Beck Depresyon skorundan bağımsız olarak tüm alopesi hastalarında fibromiyaljiden şüphelenmek gerektiği görüldü. Ancak Beck Depresyon skoru yüksek olan alopesi hastalarında ise fibromiyalji sıklığının çok daha yüksek oranda gözlenmesi nedeniyle bu hastaların mutlaka fibromiyalji açısından değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Alopesi Areata, Depresyon, Fibromiyalji Sendromu

AlopesiAlopesi areataDepresyon+1
Gökhan Üçgül
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Fibromiyaljili kadınlarda core stabilizasyon egzersizlerinin cinsel fonksiyon, ağrı, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Amaç: Çalışmanın amacı fibromiyaljili kadınlarda core stabilizasyon egzersizlerinin cinsel fonksiyon, ağrı, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin incelenmesidir. Materyal Metod: 25-60 yaş aralığında, fibromiyalji tanılı 48 hasta randomizasyonla takipli ev egzersizi ya da core stabilizasyon egzersiz gruplarından birine atandı. Program 8 hafta, haftanın 2 günü her seans 30 dakika olarak verildi. Hastaların demografik bilgileri alındı. Ağrı VAS; hastalık şiddeti RFEA; pelvik taban semptomlarının yaşam kalitesine etkisi PTEA-7; cinsel fonksiyon KCİÖ; uyku kalitesi PUKİ ile; yaşam kalitesi ise Kısa Form SF-36 ile değerlendirildi. Bulgular: Grup içi karşılaştırmada her iki grupta da ağrı skorlarında, RFEA skorunda, PTEA-7'nın, KCİÖ'nün, PUKİ'nin ve SF-36 tüm alt skorlarında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırma da RFEA skoru, KCİÖ'nün tüm alt parametrelerinde ve SF-36'nın emosyonel rol, fiziksel fonksiyon, zindelik/yorgunluk, fiziksel rol, sosyal fonksiyon ve ağrı parametrelerinde core stabilizasyon egzersizlerinin anlamlı olarak daha üstün olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç: Fibromiyaljili hastalarda core stabilizasyon egzersizlerinin ve takipli ev egzersizlerinin ağrı ve hastalık şiddetini azaltmada, cinsel fonksiyon, uyku ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde olumlu etkileri olduğu; ayrıca core stabilizasyon egzersizlerinin hastalık şiddetini azaltma, cinsel fonksiyon ve yaşam kalitesini iyileştirme açısından daha üstün etkileri olabileceği bulundu. Fibromiyalji, Core stabilizasyon egzersizleri, Ağrı, Cinsel fonksiyon, Yaşam kalitesi

Cinsel sağlıkFibromiyaljiKadınlar+2
Naciye Dilruba Tektaş Gülbil
İnönü University · Institute of Health Sciences
2024
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik böbrek yetmezliğinde fibromiyalji sıklığı ve ilişkili faktörlerin berlirlenmesi

Amaç: KBY'li hastalarda majör komplikasyondan birisininde romatolojik sorunlar olduğu ortaya konulmuştur. Ancak literatürde, KBY'li hastalarda fibromiyaljinin sıklığını araştıran sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle çalışmamızda FMS'nun prediyaliz, periton diyalizi ve hemodiyaliz hastalarındaki görülme sıklığını ve FMS'nun serum BUN, kreatinin (Kre), hemoglobin (Hgb), tiroid sitümülan hormon (TSH), sodyum (Na), potasyum (K), kalsiyum (Ca), fosfor (P), magnezyum (Mg), B12, folat, paratiroid hormon (PTH), D vitamini gibi laboratuar ve yaş, cinsiyet, diyaliz süresi gibi demografik verilerle ilişkisini araştırmayı amaçladık.Yöntem ve Gereçler: Araştırmamız, için gerekli olan tetkikler, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi dosya arşiv bölümü ve Turgut Özal Tıp Merkezi Hastane Otomasyon Sistemi (Enlil) kullanılarak elde edilmiştir. Ayrıca diyaliz hastaları için oluşturulan takip formalarından yararlanılmıştır. Öncelikle Etik Kurul onayı alındıktan sonra çalışmaya alınacak hastalar çalışma hakkında bilgilendirildi ve hastalardan yazılı onam alındı. Çalışmamız hakkında bilgilendirilen ve yazılı onam alınan hastaların adı, soyadı, yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, mesleği, diyaliz durumu, böbrek yetmezliğinin sebebi sorgulandı ve çalışma formuna kaydedildi. ACR 'nin Şubat, 1990' da yayınlanan çok merkezli çalışmasına dayanarak oluşturulan tanı kritelerine göre hastalarda 18 hassas nokta muayenesi yapıldı. Muayenesi yapılan hastalarda 11 noktadan fazla ağrısı olanlar fibromiyalji sendromu olarak kabul edildi. Hastaların laboratuar sonuçları hastanemizdeki Enlil Hastane Otomasyon Sistemi kullanılarak poliklinik doktoru tarafından daha önce rutin olarak istenen serum BUN, kreatinin, Hgb, TSH, Na, K, Ca, P, B12, folat, Mg, PTH, D vitamini değerleri çalışma formuna kaydedildi.Bulgular: Çalışmaya alınan 288 KBY hastası alındı. Bunların Çalışmaya yaş ortalaması 52±16 yıl (18-89 yaş) olan 162 erkek (%56,3) hasta alınmıştır. Olgularımızın 118'i KBY Evre III-V tanısı almış ve prediyaliz dönemde izlenmekte, 85'i hemodiyaliz ve 85'i de periton diyalizi tedavi görmekte idi. Çalışmaya alınan 288 hastanın 46'sında (%16) fibromiyalji saptandı. Fibromiyaljili sendromlu hastalar akdıkları renal replasman tedavisine göre değerlendirildiğinde hemodiyaliz tedavisi gören hastalarda anlamlı olarak az çıktı. Fibromiyalji ile ilişkili olabilecek laboratuar (serum BUN, kreatinin, Hgb, TSH, Na, K, Ca, P, Mg, B12, folat, PTH, D vitamin) değerleri ve demografik (yaş, cinsiyet, diyaliz süresi, ?) faktörler ilişkisine bakıldığında TSH, Mg, PTH ve diyaliz süresi ile ilişkili olduğu görüldü.Sonuç: KBY'li hastalarda FMS'u sık görülen klinik bir durumdur. Prediyaliz ve PD hastalarında FMS, HD hastalarına göre daha sık görülmektedir. Vücut ağrısı ile başvuran KBY'li hastaların izleminde FMS akla gelmelidir.

AğrıBöbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronik+3
İlhami Berber
İnönü University
2010
30
DoctorateOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında akuatik egzersiz ve klasik masajın ağrı eşiği, fonksiyonellik, denge ve yaşam kalitesi üzerıne etkisi

Bu araştırmanın amacı, fibromiyalji hastalarında akuatik egzersiz ve klasik masajın ağrı eşiği, fonksiyonellik, denge ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmaya toplam 46 denek katılmış ve denekler akuatik grup (n:16), masaj grup (n:15), kontrol grubu (n:15) olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada 8 haftalık bir çalışma programı uygulanmış olup akuatik egzersizler haftada iki gün bir saat; masaj grubunun çalışması haftada iki gün kırkbeş dakika olarak uygulanmıştır. Kontrol grubu herhangi bir çalışmaya dahil olmamıştır. Çalışmaya başlamadan önce grupların vücut kompozisyon analizleri (vücut ağırlığı, vücut kitle endeksi, yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi), fonksiyonellik değerleri, vas, yaşam kaliteleri, denge düzeyleri ve ağrı eşikleri kayıt edilmiş ve 8 hafta akuatik egzersiz çalışması ve masaj uygulaması sonucunda tekrar alınıp işlenmiştir. Masaj ve akuatik egzersiz grubu istatistiksel sonuçlara göre; vücut ağırlığı, vücut kitle endeksi, yağ yüzdesi, yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi grup içi ve gruplar arası ön-son test değerlerinde anlamlı fark bulunmamıştır. Ağrı eşiği tektik noktası (oksiput sağ, oksiput sol, trapezious sağ, trapezious sol, supraspinatus sağ, supraspinatus sol, cervical sağ, cervical sol, gluteal sağ, gluteal sol, epikondil sağ, epikondil sol, kostokondral bileşke sağ, kostokondral bileşke sol, trakontar sağ, trakontar sol, diz medial yastığı sağ, diz medial yastığı sol) fonksiyonellik (FIQ) denge, vas, yaşam kalitesi ölçümlerinde her iki guruptada anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç olarak 8 hafta süreyle düzenli ve planlı olarak uygulanan akuatik ve klasik masaj uygulamasının fibromiyalji hastalarında ağrı eşiği, fonksiyonellik (FIQ) denge, vas, yaşam kalitesi düzeyleri üzerinde olumlu etkileri olduğu ve akuatik antrenmanların klasik masaj uygulamalarına göre ağrı eşiği, fonksiyonellik (FIQ) denge, yaşam kalitesi düzeyleri üzerinde v daha çok etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Fibromiyalji hastalığında kronik ağrı tedavisinde ilaç kullanmak yerine akuatik egzersiz ve masaj uygulamaları kullanılabilir.

AğrıAğrı eşiğiDenge+6
Esin Çağla Çağlar
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu hastalarda metabolik sendrom varlığının hastaların fonksiyonel durumuna olan etkisi

Fibromiyalji sendromu (FMS); kas iskelet sisteminde yaygın ağrı, yorgunluk, uyku bozuklukları ve kognitif disfonksiyonla karakterize kronik seyirli bir hastalıktır. Metabolik sendrom (MetS), genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle, abdominal obezite, insülin direnci, hipertansiyon ve dislipidemi gibi komponentleri içeren metabolik bir disfonksiyonu ifade eder. FMS etyolojisinde rol oynadığı düşünülen merkezi ağrı modülasyonunun anormal düzenlenmesi, düzensiz hipotalamik-hipofiz-adrenal aks ve immünolojik duyarlılık gibi mekanizmaların obezite ve metabolik sendrom gelişiminde de sebep olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada, FMS tanılı kadın hastalarda metabolik sendrom varlığının, hastaların ağrı ve yorgunluk düzeyleri, fonksiyonel durumları, anksiyete ve depresyon düzeyleri ile kognitif semptomlar üzerine olası etkisini araştırmak aynı zamanda metabolik sendrom parametrelerinin FMS'nin semptomları ve fonksiyonel sonuçları ile ilişkisinin olup olmadığını incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya, FMS tanısı alan 80 kadın hasta dahil edilmiştir. Tüm hastaların boy, kilo ve bel çevresi ölçümleri yapıldı. Hastaların kan basınçları sfingometre, el kavrama kuvveti elektronik el dinamometresi, parmak tutma gücü ise pinçmetre yardımıyla ölçüldü. Hastaların ağrısı vizüel analog skalası (VAS), fonksiyonel durumu fibromiyalji etki anketi (FEA), yorgunluk düzeyleri yorgunluk şiddet ölçeği (YŞÖ), duygu durumları Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ve Modifiye Yorgunluk Etki Skalası (MYES), uyku bozukluğu Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKI), yaşam kalitesi Short Form-36 (SF-36) ile değerlendirildi. Tanı ve ayırıcı tanılar için, eritrosit sedimantasyon hızı (ESR), c-reaktif protein (CRP), romatoid faktör (RF), tam kan sayımı, biyokimyasal ve hormonal (tiroid stimülan hormon, parathormon) tetkikleri gibi rutin bakılan laboratuar test sonuçlarına ulaşıldı. Çalışmamızda, VAS ile ölçülen ağrı metabolik sendromu olan grupta çok daha yüksek skorlara sahipti. Ayrıca, FEA ortalama skoru ve yaşam kalitesi değerlendirilmesinde kullanılan SF-36'nın enerji-canlılık dışındaki tüm alt grup skorları MetS+ grupta anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). YŞÖ ortalaması MetS+ grupta yüksekti ancak fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. MYES kognitif fonksiyon subskalası istatistiksel olarak anlamlı düzeyde MetS+ grupta yüksek olup (p<0,05), kan glukoz düzeyi ile anlamlı pozitif korelasyonu mevcuttu. HADÖ skorlarında anksiyete düzeyleri açısından gruplar arası fark anlamlıyken (p<0,05), depresyon düzeyleri açısından fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. HADÖ puanı ile metabolik sendrom skoru arasında pozitif anlamlı korelasyon da saptandı. Kötü uyku kalitesi açısından her iki grup arasında fark yoktu. Metabolik sendrom tanılı grupta, kilo artışı ile ağrı VAS değerleri arasında ve yine vücut kitle indeksi (VKİ) ile hastaların yaygın ağrı skorları arasında pozitif korelasyon mevcuttu. Metabolik sendrom varlığı, FMS'li hastalarda semptomların kötüleşmesinde bir faktör olarak karşımıza çıkabilir. Çalışmamızda MetS+ gupta fonksiyonelliğin, yaşam kalitesinin, kognitif fonksiyonların, emosyonel ve psikolojik durumun daha kötü etkilendiği görülmüştür. Fibromiyalji sendromunda hastalığı olumsuz etkileyen metabolik sendromun birlikte olabileceğinin dikkate alınması ve metabolik sendromu önleyici ve tedavi edici tedbirlerin alınması önerilir. Anahtar Kelimeler: Fibromiyalji Sendromu, Metabolik Sendrom, Yaşam kalitesi, Kronik Ağrı

AğrıFibromiyaljiFonksiyonel yetkinlik+4
Şahizer Ayas
Fırat University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyaljili bireylerin diyet kalitesi, anksiyete durumu ve fiziksel aktivite düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma FMS tanısı almış bireylerin diyet kalitesi, anksiyete ve fiziksel aktivite durumlarını değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Çalışma, Ocak – Mayıs 2023 tarihleri arasında Konya Beyhekim Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon ve Dahiliye Polikliniklerine başvuran, 18-64 yaş arası 110 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireyler, FMS tanısı almış almış 55 birey (HG) ile 55 kontrol (KG) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Bireylerin genel özelliklerini, sağlık durumlarına ilişkin bilgilerini ve beslenme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından anket formu uygulanmıştır. Günlük enerji ve besin ögesi alımlarını değerlendirmek için 2 gün 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmıştır. Bireylerin anksiyete durumları, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), fiziksel aktivite durumları Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi- Kısa Form (IPAQ-SF), diyet kaliteleri Sağlıklı Yeme İndeksi-2015 (SYİ-2015) kullanılarak değerlendirilmiştir. Antropometrik ölçümler araştırmacı tarafından alınmıştır. HG'deki bireylerin yaş ortalaması 48,98±9,72 yıl, KG'dekilerin 44,43±10,34 yıldır. HG'deki bireylerin enerji alım ortalamasının 1101,12±247,78 kkal/gün, KG'deki bireylerin 961,49±189,09 kkal/gün olduğu saptanmıştır (p<0,05). HG'deki bireylerin ortalama SYİ-2015 puanı 53,06±9,86, KG'deki bireylerin 59,05±10,93 olarak belirlenmiştir (p<0,05). BAÖ skoru HG'deki bireylerde 12,78±11,01; KG'deki bireylerde 2,94±3,97 olarak bulunmuştur (p<0,05). IPAQ-SF skorlarının HG'deki bireylerde 2013,17±1907,27; KG'deki bireylerde 2927,12±2432,16 olduğu saptanmıştır (p<0,05). SYİ-2015 ortalama puanlarıyla BAÖ ve IPAQ skorları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). HG'deki bireylerde vücut ağırlığı ile SYİ-2015 skoru arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu gösterilmiştir (r=-0,331; p=0,014). SYİ-2015 puanlarının, hastalık riskini etkileyen önemli bir parametre olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). SYİ2015 puanlarındaki 1 birim artışın, hastalık riskini %3,7 azalttığı saptanmıştır (OR=0,963; p=0,049). Hastalık durumunun diyet kalitesinden etkilendiği gösterilmiştir. FMS semptomlarının hafiflemesinde beslenme ve yaşam tarzı değişikliği etkili bir yöntemdir. Yeterli ve dengeli beslenme sağlanmalı ve diyet kalitesi iyileştirilmelidir.

AnksiyeteBeslenme durumuDiyet kalitesi+2
Selin Yalçın
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2024
00

Related subjects