Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
75 theses under this subject heading
Kıbrıs Hür Söz Gazetesinde Türk edebiyatı ve edebiyatçıları (1946-1951)
Gazeteler geçmişten günümüze birçok edebî ve sosyolojik eserlerin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Gerek haber verme amacı olan gerekse edebî eserlerin yayımlanma safhasında öncülük eden gazeteler, edebiyatın ve edebiyatçının gelişimine katkı sağlamıştır. Birçok yazar, fikir yazılarını öncelikle gazetelerde yayımlama fırsatı bulmuştur. Şairler de şiirlerini ilk olarak gazetelerde yayımlamış, böylece kendilerini gerçekleştirme serüveninde gazetelere sığınmışlardır. Roman yazarları için de bu böyledir. Nitekim "tefrika" olarak bilinen romanların bölümleri gazetelerde yayımlanmış ve gazeteler romanların müstakil olarak basılmasına olanak sağlamıştır. Bu bağlamda gazetelerin yalnızca haber verme özelliği değil, aynı zamanda edebiyat zemininin sağlamlaşması hususundaki katkıları da net bir şekilde görülür. Kıbrıs'ta yayımlanan ve yayımlandığı yerin hem sözü hem sesi hem de edebî bir kılavuzu olan Hür Söz gazetesi, süreli yayınların anlam ve öneminin ifadesi bağlamında araştırılmaya değerdir. Hür Söz gazetesi 1946-1958 yılları arasında Kıbrıs'ta M. Fevzi Ali Rıza imtiyaz sahipliğiyle yayımlanmıştır. Günlük olarak çıkarılan 2-4 sayfa aralığında büyük boy şeklinde basılan bu gazete, döneminin sosyal, kültürel, ekonomik yaşamını yansıtmanın yanı sıra edebî türlere de içerisinde yer vermiştir.
Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türkiye'nin Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz bölgesine yönelik politikaları
1571'de Türklerin egemenliğine giren Kıbrıs Adası, 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Osmanlı egemenliğinde 300 yılı aşan barış ve huzur dönemi de bu tarihlerden itibaren kademeli bir şekilde sona ermiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan ve Rumların Megola İdea ve ENOSİS doğrultusunda hareket etmesi adada barışın tamamen ortadan kalkmasına yol açmış, Türklerin adadaki varlığının tehlikeye girmesi üzerine Türkiye ilki 1964 ikincisi 1974'te olmak üzere iki kere askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin müdahaleleri sonrasında adadaki Türklerin varlığı güvenceye alınmış ve ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Uzun yıllar Rumların uluslararası çevrelerden aldıkları destekle olumsuz bir tutum takınması nedeniyle çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda 2004'te yapılan Annan Planı referandumu önemli bir fırsat olmuş ancak o tarihlerde AB üyeliği elde etmiş olan Rumların reddetmesi ile bu çözüm fırsatı da kaçırılmıştır. Annan Planının başarısızlığa uğramasından sonraki yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizin etkisi ile AB, Rumlara eskisi kadar destek veremez duruma gelmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz'de yeni enerji sahalarının tespit edilmesi ve bu kaynakların Avrupa için önemi gibi konular Türklerin elini güçlendiren hususlar olmuştur. Öte yandan Arap Baharı dolayısıyla Mısır'da yönetimin değişmesi, Suriye'de iç savaşın çıkması ve Rusya ile ABD arasındaki vekalet savaşlarının Suriye'de yoğunlaşması gibi faktörler Doğu Akdeniz'deki konjonktürü önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yeni konjonktürde Türkiye'nin elini güçlendiren faktörlerin yanında etkinliğini olumsuz etkileyen faktörlerin de olduğu görülmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle Akdeniz Bölgesi ve bu bağlamda Doğu Akdeniz bölgesi ele alınmıştır. Bölgede aktör olan ülkelerin özelliklerine, konumlarına ve birbirleriyle olan ilişkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde, Kıbrıs Adası'nın tarihsel ve siyasi olarak yüzyıllar içerisindeki değişimi ve Türklerin elinden adanın çıkması ve Rumlar ile Türklerin adada birlikte yaşamaları adına Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarının bölge içi ve dışı aktörlerin politikalarına etkisi çerçevesinde değerlendirilerek Türkiye'nin Orta Doğu temelinde ve Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz politikalarına, deniz yetki alanlarının paylaşımında ülkelerin yetkilerine, bu bölge dışında kalan ülkelerin etkilerine ve bu bölgeden beklentileri doğrultusunda hukuki dayanaklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Sorunu, Doğu Akdeniz, Enerji Güvenliği, Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları
Kıbrıs'ta dondurulmuş bir sorun: Kapalı Maraş
Kıbrıs Sorunu uluslararası siyasetin gündemini meşgul eden en uzun süreli uyuşmazlıklardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uyuşmazlığın kronikleşmesi, yıllar içinde esas bağlamından çıkarak içerisine sorunlu başka konu başlıkları eklenmesinden kaynaklanmaktadır. Günümüz konjonktürüne bakıldığında Kıbrıs Sorunu ne iki toplum arasındaki etnik bir uyuşmazlık ne de sadece bir Türk-Yunan çatışmasıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemde dünyada çok sayıda aktörün stratejik bölgeler üzerinde rekabet ettiği bir süreç başlamıştır. Bu anlamda Doğu Akdeniz bölgesi güçlü aktörlerin rekabet ettiği bir mücadele alanı haline gelmiştir. Halihazırda yıllardır taraf devletlerin masasında çözülmeyi bekleyen Kıbrıs Sorunu yeniden ön plana çıkmıştır. Doğu Akdeniz'deki denklem çözülmesi daha zor bir hale gelmiş ve güç dengesinin korunması güçleşmiştir. Bunun sonucu olarak Doğu Akdeniz'e açılan kapı olan Kıbrıs Adası'nda mevcut statükoyu değiştirici hamleler meydana gelmiştir. 16 Ağustos 1974 tarihinde gerçekleşen İkinci Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri denetiminde bulunan Kapalı Maraş bölgesinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tek taraflı iradesiyle kısmi olarak halkın kullanımına açılması bu hamlelerden biri olmuştur. Literatür incelendiğinde Kıbrıs Sorunu bağlamında Kapalı Maraş Sorununu odak noktasına alan güncel bilimsel bir çalışmanın bulunmaması bu konu üzerine çalışılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma Kapalı Maraş sorununu uluslararası siyaset çerçevesinde hukuki, ekonomik ve siyasi boyutlarıyla ele alarak, literatürdeki boşluğun kapatılması amacıyla hazırlanmıştır.
Bütün yönleriyle 1974 Kıbrıs Harekatı
ÖZET Türkiye'nin 1974 yılında Kıbrıs'a yaptığı Barış Harekat'ı Cumhuriyet Tarihimiz'in askeri anlamda giriştiği en büyük ve sonuçları bakımından en etkili harekatı olmuştur. Bugün dünyada, üzerinde Türklerin yaşadığı, Kıbrıs diye bir yerden söz edebiliyorsak, bu büyük ölçüde 1974'te yapılan Barış Harekatı'nın sonucudur. Tarih'in çeşitli dönemlerinde birçok devlet tarafında istila ve işgal edilen Kıbrıs Adası'na Türkiye kesinlikle böyle bir niyetle askeri harekat yapmamıştır. Türkiye'yi Ada'ya askeri harekat yapmak zorunda bırakan sebep, Yunanlı Subayların Sampson önderliğinde Kıbrıs'ta Enosis'i gerçekleştirmek için, 15 Temmuz 1974'te Makarios'a karşı yaptıkları darbedir. Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı (Enosis) amacıyla başlatılan Yunan darbesinin öncesi 1930'lara kadar uzanır. O yıllarda Rumlar tarafından Enosis İçin çıkarılan isyan Ada'yı hakimiyetleri altında tutan İngilizler tarafından bastırılmıştı. Fakat Rumlar yaklaşık 20 yıl sonra Yunanistan'ın desteğiyle EOKA terör örgütünü kurarak Enosis için yine faaliyete geçmişlerdi. 4 yıl kadar süren bu faaliyetler Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla "durulmuştu. Ancak Megalo İdea ve Enosis hayaliyle şartlanmış Yunanistan ve onların güdümündeki Rumlar bağımsızlıkla yetinmediler. Enosis onlar için olmazsa olmazdı. Enosis için ilk engel olan İngiltere ortadan kalkmış şimdi tek engel Kıbrıslı Türkler'di. Bunun için Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanından hemen sonra AKTİRAS (Türkleri imha) planı yürürlüğe girdi ve tüm Ada'da bir soykırım hareketi başlatıldı. 1963- 1964 ve 1967 yıllarında doruk noktaya ulaşan katliamlarda 1210 Türk öldürüldü, ve binlercesi de yaralandı. 27 bin Türk göçmen durumuna düştü 103 köy boşaltıldı. Rumlar, Ada'da sükûneti sağlamak için bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerini de dinlemiyor tedhiş hareketlerine devam ediyorlardı. Nihayet 1974 yılında Yunanistan'daki cunta idaresinin, bir oldu bittiye getirerek Ada'nın Yunanistan'la birleşmesini temin edecek darbe teşebbüsüne girişmesi üzerine, Ada'da yaşayan Türklerin hayatını korumak için Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması'yla elde ettiği garantörlük hakkına dayanarak Kıbrıs'a Müdahale hakkını tek taraflı olarak kullandı.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güzelyurt Devlet Üretme Çiftliğinde yetiştirilen Şam (damascus) keçilerinde döl ve süt verimi özellikleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güzelyurt Devlet Üretme Çiftliğinde yetiştirilen Damascus (Şam) süt keçilerinde yürütülmüştür. Deneme materyali keçilerde, doğumda oğlak verimi ortalaması, doğan oğlak teke altı keçiye göre % 111. 1, doğan oğlak doğuran keçiye göre % 135.1 olarak bulunmuştur. Farklı yaş grupları, doğumda oğlak verimini, Z testine göre önemli oranda etkilemiştir (P<0.05). Sütten kesimde oğlak verimi ortalaması, sütten kesilen oğlak teke altı keçiye göre % 102.2, sütten kesilen oğlak doğuran keçiye göre % 124.3 olarak bulunmuştur. Tüm sürüde kısırlık oram ise %15.5 olarak saptanmıştır. En düşük kısırlık oranına 6< yaşlılar (% 7.6), en yüksek kısırlık oranına ise 2 yaşlı (% 28.5) analar sahip olmuştur. Ortalama doğum oranı, doğuran keçi gebe keçiye göre % 97.3 olarak bulunmuştur. En yüksek çoğuzluk oranına 5 yaşlılarda (% 57.2) rastlanırken, en düşük çoğuzluğa 2 yaşlılarda (% 20) rastlanmıştır. Tüm sürünün genel çoğuzluk oranı ise % 32.4 olarak bulunmuştur. Farklı yaş gruplarında doğumda yaşama gücüne % 100 oranında rastlanırken, sütten kesimde yaşama gücü ortalaması % 92.0'a düşmüştür. Laktasyon suresi üzerine yaşın etkisi, yapılan varyans analizine göre önemsiz çıkarken (P>0.05), laktasyon süt verimi (ortalama 282.21 kg) ve günlük ortalama süt verimi (ortalama 1.06 kg) üzerine yaşın önemli etki yaptığı saptanmıştır (P<0.05). Doğum ağırlığı üzerine sadece doğum tipi ve ana yaşı önemli etki yaparken (P<0.05), sütten kesim ağırlığı üzerine ise sadece cinsiyet (P<0.01), doğum tipi (P<0.05) ve yaş (P<0.01 ) önemli etki yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Damascus, Döl, Süt, Canlı Ağırlık.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yem üretimi ve ruminant besleme açısından optimizasyonu
Hayvansal üretimde masrafların yaklaşık % 70 'ini yem oluşturmaktadır. Bilindiği gibi hayvanların yaşamlarını sürdürebilmeleri ve çeşitli ürünleri verebilmeleri için çeşitli besin maddelerine gereksinimleri vardır. Hayvanlar bu besin maddelerini yedikleri yemler ile içtikleri sudan sağlarlar. Özellikle ruminant hayvanların beslenmesinde kaba yemler çok büyük bir öneme sahiptir. Ekonomik bir hayvansal üretim için bitkisel üretimden elde edilen kaba yemlerin etkin bir şekilde kullanılması şarllır. Bu çalışma ile K.K.T.C. yem rezervinin saptanması ve makro düzeyde ruminant hayvan varlığı ve yem üretiminin optimizasyonu amaçlanmıştır. Çalışmada iki optimizasyon modeli üzerinde durulmuştur. Birinci modelde mevcut yem üretiminin ülkede yetiştiriciliği yapılan ruminant hayvanların gereksinimlerini karşılamadaki payı saptanmıştır. İkinci model ise ülkedeki mevcut ruminant hayvan varlığının rasyonel beslenmesi için gerekli yem miktarları saptanmaya çalışılmıştır. Çalışmada ayrıca KK.T.C.'nde yem üretiminin çeşitlendirilmesi kantite ve kalitesinin artırılmasına yönelik somut öneriler ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: K.K.T.C, kaba yem, yem, ruminant, optimizasyon
Küçük ve orta ölçekli işletmelerde rekabet stratejileri: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmelerin Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde izleyebilecekleri rekabet stratejilerinin geliştirilmesi üzerine bir araş
m ÖZET KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERDE REKABET STRATEJİLERİ: KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNDE FAALİYET GÖSTEREN KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETMELERİN AVRUPA BİRLİĞİ'NE UYUM SÜRECİNDE İZLEYEBİLECEKLERİ REKABET STRATEJİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Doğan ÜNLÜCAN Doktora Tezi, İşletme Bölümü Danışman: Prof. Dr. Hüseyin ÖZGEN Haziran 2004, 255 sayfa Küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC), hemen hemen her sektöründe faaliyet göstermelerinden dolayı, ekononıinin kalkınması ve ülke refahının artırılmasında önemli yere sahiptirler. Ambargolar ve KKTC'nin ada ülkesi olması KOBİ'lerin birçok sorunla karşılaşmasına neden olmaktadır. Bu sorunların en aza indirilebilmesi ve Avrupa Birliği (AB) sürecinde rekabet edebilecek işletmelerin yaratılması, ancak uygun rekabet stratejüerinin uygulanmasıyla gerçekleşebilecektir. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, KKTC'de faaliyet gösteren KOBİ'lerde rekabet avantajı ile ilgili verileri toplamak ve bu işletmelerin izleyebilecekleri rekabet stratejileriyle ilgili öneriler sunma olarak belirlenmiştir. Araştırmanın uygulama alam kapsamında KKTC Sanayi Odasına bağlı KOBİ' ler seçilmiştir. Araştırma kapsamındaki KOBÎ'lerin rekabet avantajı yaklaşrrmnda nerede oldukları, bu işletmelerin güçlü ve zayıf yönlerinin neler olduğu belirlenmiş, ileride ortaya çıkabilecek sorunların önüne geçilebilmesi için yapılması gerekenlere de işaret edilmiştir. Araştırmada, anket yöntemi kullanılmış olup, araştırmadan elde edilen bulgular SPSS 10.1 paket programıyla değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonunda, rekabetle ilgili saptanan eksiklikler ile bu eksik uygulamaların giderilebilmesi ve rekabet stratejilerinin en iyi şekilde uygulanabilmesi amacıyla birtakım önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Küçük ve Orta Ölçekli İşletme, Rekabet, Rekabet Avantajı, Avrupa Birliği.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kamu yönetimi teşkilatlanması
Kıbrıs adasının tarihsel süreçleri üzerinde durulmuş, Osmanlı Devleti öncesi ve Osmanlı Devleti dönemindeki gelişmeler incelenmiştir. Günümüzde Kıbrıs adasının ekonomik, sosyal ve siyasal yönden gelişimi açıklanmış. Döneminin güçlü ülkelerinin Kıbrıs adasını topraklarına katma nedenleri ile günümüzde Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve diğer ülkelerin Kıbrıs adasına bakış açıları üzerinde çalışılmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin idari yapısı ele alınmış, ülkenin egemenliğinin göstergesi olan; yargı, yasama ve yürütme erkleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiş, ülkede Cumhurbaşkanlığı seçimi, Milletvekilliği seçimleri ve yerel seçimler üzerinde durulmuş, Cumhurbaşkanlığı Kurumu, Bakanlar Kurulu, Merkezi Yönetim, Yerel Yönetimler üzerinde ayrıntılı çalışmalar yapılmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ilçe, bucak ve belediye kurumlarının kuruluşları, yapıları organlarının seçimleri ile ilgili çalışmalar yapılarak kurumlar arasındaki ilişkiler anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Kıbrıs adasının tarihten gelen sorunu açıklanırken Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye ve Yunanistan'ın çözümün neresinde oldukları çözüm için tüm tarafların üstünde anlaşmaya varabileceği bir çözüm getirilip getirilmediği, Kıbrıs sorunu için getirilen çözümlerin neler olduğu, bu çözümlerin iki tarafın öz iradesiyle mi getirildiği yoksa dayatmalar sonucunda getirilen çözüm önerileri mi olduğu üzerinde durulmuştur. Son zamanlarda Doğu Akdeniz'de keşfedilen hidrokarbon kaynaklarının bulunduğu yetki alanları üzerinde çıkan sıkıntılar bu sıkıntıların çözüm yolları için hangi ülkelerin ne tür çözüm yolları getirdiği, Akdeniz'in altında bulunan enerji kaynakları ile ilgili Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin bakış açılarının neler olduğu bu konu ile ilgili hangi çalışmaların yapıldığı konuları ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Merkezi Yönetim, Yerel Yönetim, Doğu Akdeniz
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne su temin projelerinin hidropolitik açıdan değerlendirilmesi
Su doğada bulunan tüm canlıların yaşamını devam ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli olan son derece önemli bir kaynaktır. Su sadece kişisel ihtiyaçların karşılanması için değil tarım, turizm gibi farklı sektörlerde de kullanılmaktadır. Coğrafi konuma bağlı olarak bazı ülkelerin su sorunu yaşamadığı görülse de bu ülkelerin hiçbir zaman su problemi yaşamayacağı söylenememektedir. Çünkü beklenen yağışların değişkenlik göstermesi, uzun süren kuraklıklar ve küresel iklim değişikliği (KİD) su kaynaklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum ülkelerin su kaynaklarının rasyonel tüketimi konusunda radikal kararlar almalarına yol açmıştır. Su sorununu derinden hisseden bölgelerin başında ise Doğu Akdeniz Havzası gelmektedir. Bölgede bulunan; Mısır, Suriye, İsrail, Lübnan, Malta, Libya, Tunus, Ürdün, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) sorunu en derin hisseden ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye ve Yunanistan'ın görece daha az hissettiği baskı Kıbrıs Adası genelinde oldukça büyük bir boyuta ulaşmaktadır. Ada genelinde yağışların azlığı, buharlaşmanın fazla olması, KİD ve su kaynaklarının verimli bir şekilde depolanmaması hem GKRY'de hem de KKTC'de su sorunun belirgin bir şekilde hissedilmesine yol açmaktadır. Su kaynakları ve yağışlar açısından zengin olmayan KKTC bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana su sıkıntısı yaşamakta ve bu soruna karşı çözüm aramaktadır. Bu noktada KKTC'ye en büyük destek; tarihsel ve kültürel anlamda ortak bir geçmişe sahip olduğu Türkiye Cumhuriyeti tarafından verilmektedir. Bu tez çalışmasında; KKTC su kaynaklarının ve su kaynaklarına erişim çalışmalarının coğrafi bakış açısı ile hidropolitik değerlendirilmesinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.
Kıbrıs adası civarı hidrokarbon kaynakları paylaşım mücadelesinin Kıbrıs sorununa etkisi
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs stratejik konumu nedeniyle hegemonik güce sahip olmak isteyen devletlerin dikkatini tarihin her döneminde çekmeyi başarmıştır. Günümüzde Ortadoğu petrolleri ve kendi alanında bulunan hidrokarbon zenginliği için anahtar rol üstlenmektedir. Doğu Akdeniz'e kıyıdaş olan ülkelerin en büyük sorunlarından biri, üzerinde anlaşamadıkları deniz alanlarıdır. Özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)'nin ilan ettiği sözde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) alanları, Türkiye'nin Akdeniz'deki kıta sahanlığını ihlal etmektedir. GKRY, uluslararası enerji şirketleri ile yaptığı antlaşmalarla Kıbrıs sorununa farklı bir boyut kazandırmıştır. Türkiye'yi Doğu Akdeniz hidrokarbon meselesinde oyun dışına itmeye çalışan Yunanistan ve GKRY tezlerine karşılık olarak Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını savunmaya devam etmektedir. Ayrıca Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'nin menfaatlerini korumak adına Doğu Akdeniz'de her türlü girişimi yapmaktadır. İngiltere'nin adada bulunan egemen üsleri nedeniyle hidrokarbon rezervleri konusundaki talepleri ve politikaları da sorunun yönünü belirlemesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Kıbrıs adası civarındaki hidrokarbon kaynaklarının paylaşılması konusunda yaşanacak çıkar çatışmalarının, Kıbrıs adasında süregelen Rum ve Türk toplumları arasındaki anlaşmazlıklara yansımalarını, bu problemlerin olası çözüm yollarının etkin hale getirilmesinde izlenebilecek politikaları realist kuram teorileri çerçevesinde açıklamaktır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs sorunu, Realizm, Hidrokarbonlar, Münhasır Ekonomik Bölge, Mavi vatan
Değişen dünyada değer yönelimleri ve dindarlık: KKTC örneği
Araştırmada KKTC vatandaşlarının değer yönelimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Genel tarama modelindeki çalışma, basit rastlantısal yöntemle seçilen 401 (194 erkek ve 207 kadın) kişiden oluşmaktadır. Ölçme aracı olarak Schwartz Değerler Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada katılımcıların değer sıralaması tespit edilmiş, değer yönelimlerinin dinî ve sosyo-demografik değişkenler ile ilişkileri araştırılmıştır. Ayrıca dindarlık görüntülerinin yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, köken ve ikamet değişkenleri ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların en çok önemsediği değer geleneksellik olurken, en az önemsediği değer ise uyarılım olmuştur. Sırasıyla iyilikseverlik, uyma, evrensellik, özyönelim, başarı, dindarlık, güvenlik, hazcılık ve güç değer yönelimleri de söz konusu iki değerin arasında yer almıştır. Bu sıralama, KKTC halkının toplumsal değerlere bireysel değerlerden daha fazla önem verdiğini ortaya koymuştur. Öte yandan dinî değişkenlerle hazcılık ve uyarılım değerleri arasında negatif yönde; iyilikseverlik, geleneksellik, uyma, güvenlik ve dindarlık değerleri arasında pozitif yönde; evrensellik değeri arasında ise bazılarıyla (namaz kılma) negatif, bazılarıyla (dua etme, oruç tutma) da pozitif yönde seyreden anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir.
Kıbrıs olayları (1960-1974) ve Gaziantep Kıbrıs gazileri
Tarih bir milletin geçmişi ve geleceğidir. Doğu Akdeniz'de stratejik bir konumda olan Kıbrıs adası tarih boyunca birçok medeniyetin ilgisini çekmiştir. Kıbrıs adası tarih boyunca savaşlar, saldırılar ve işgaller devam etmiştir. Bunlar arasında Fenikelileri, Asurluları, Mısırlıları, Persleri, Ptolemyleri, Büyük İskender'i, Roma İmparatorluğu'nu ve Bizans İmparatorluğu'nu sayabiliriz. Coğrafi açıdan Anadolu topraklarının bir parçası olan Kıbrıs adası 1571 yılında başlayan Osmanlı egemenliği kültürü ve eserleriyle Türk coğrafyasının ayrılmaz bir parçası olmuştur.1878 yılında adanın İngiltere'ye kiralanması ile iki toplum arasında başlayan karışıklıklar 1960 yılında kurulan Kıbrıs devleti ile çözülmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır. Türkiye ve Yunanistan'ın garantör devletler olarak olaya müdahil olması olayı uluslararası mecraya taşımış süreç 20 Temmuz 1974 Kıbrıs barış harekâtı ile adanın ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. 1974-1983 yılları arasında kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak kurulmuş ve bu günkü statüsünü kazanmıştır.1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Gaziantepli Kıbrıs gazilerinin bakışı ile anlatılmaya çalışıldı. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Cumhuriyeti, EOKA, ENOSİS, Garantörlük Anlaşması, Gaziantep Kıbrıs Gazileri
Otel işletmelerinde işgören sinizminin çalışanların motivasyon ve iş tatminine etkileri: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bir araştırma
Otel işletmeleri sundukları hizmeti basit fakat bütünleşik bir şekilde gerçekleştirmektedir. Yapısı, sunduğu hizmeti ve hizmeti sunuş şekli açısından diğer işletmelerden farklı olan otel işletmeleri; hizmetin insandan insana sunulması, üretim ve tüketimin eş zamanlı olması ve bu hizmetin stoklanamaması gibi kendine ait birçok özelliğinin yanında işgörenler açısından yoğun çalışma koşullarına sahip, özel hayat ve çalışma hayatının dengesizliğine yol açabilen bunun yanında işgörenler açısından stres yaratan işletmeler olma niteliğine de haizdir. İşgörenlerin çalışırken stres altında olmaları müşteri memnuniyetini etkileyen büyük bir sorundur. Çünkü yüksek memnuniyet düzeyine sahip otel işletmelerinin rakiplere karşı avantajı ve karlılığı arttırma oranı da yüksek olacaktır. İşgörenlerin mutsuz ve huzursuz olması, çalıştıkları otel ile ilgili olumsuz tutum ve davranış sergilemesi, otel yöneticilerine ya da diğer işgörenlere karşı sorumsuz olması aynı zamanda işgörenlerin çalışmakta oldukları otelin vizyon ve misyonuna bağlı hareket etmediğini düşünmesi otel işletmeleri için önemli bir dezavantaj oluşturmaktadır. Otel işletmelerinin varlığını sürdürememesi, rekabet şansını kaybetmesi gibi nedenler örgütsel sinizmin, motivasyonun ve iş tatmininin otel işletmelerine zarar verdiğinin göstergesidir. Yapılan bu araştırmanın amacını Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde faaliyet gösteren 5 yıldızlı otel işletmelerinde çalışan işgörenlerin örgütsel sinizm durumları ile işgörenlerin motivasyon ve iş tatmin düzeylerinin tespit edilmesi ve örgütsel sinizmin motivasyon ve iş tatminine olan etkilerinin ortaya konulması oluşturmaktadır. Öte yandan örgütsel sinizmi oluşturan boyutların motivasyon ve iş tatminini oluşturan boyutlarla arasında herhangi bir ilişkinin olup olmadığının ortaya konulması da bu araştırmanın diğer bir amacını oluşturmaktadır. Araştırma 2017 yılının Nisan ayında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki otellerde çalışan 500 işgören üzerinde, anket uygulaması ile gerçekleştirilmiştir. Anket uygulaması sonucunda elde edilen verilerin analizi yapılarak aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmış ve verilerin gruplandırılmasında faktör analizinden yararlanılmıştır. Ayrıca, araştırma amacı kapsamında oluşturulan hipotezleri test edebilmek amacıyla verilerin normal dağılmadıkları durumu da göz önünde bulundurularak "Kruskal Wallis H Testi" ile "Mann-Whitney U Testleri" uygulanmıştır. Yapılan araştırmanın sonucunda otel işletmelerinde çalışan işgörenlerin örgütsel sinizm durumlarının "olumsuz duygu ve davranış" ve "misyona ve vizyona inançsızlık" olmak üzere iki boyuttan oluştuğu tespit edilirken; işgörenlerin motivasyon durumlarının da "çalışma ortamı ve şartları" ile "özgüven" olmak üzere iki boyuttan oluştuğu görülmüştür. Ayrıca otel işletmelerinde çalışan işgörenlerin iş tatmin durumlarının ise "örgütsel ve yönetsel tatmin" ve "ekonomik ve psikolojik tatmin" olmak üzere iki boyuttan oluştuğu tespit edilmiştir. Otel işletmelerinde çalışan işgörenlerin örgütsel sinizm düzeylerinin "orta", motivasyon durumlarının ise "yüksek" seviyede olduğu tespit edilirken, işgörenlerin iş tatmin durumlarının ise "orta" düzeyde olduğu belirlenmiştir. Yapılan korelasyon analizi sonucunda ise, otel işletmelerinde çalışan işgörenlerin örgütsel sinizm, motivasyon ve iş tatmini algılarını oluşturan bazı boyutlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye ve KKTC'de bulunan inşaat mühendisliği lisans programlarında yapım ve yönetim eğitiminin karşılaştırılmalı değerlendirilmesi
Yapım yönetimi, inşası yapılacak olan yapının planlama aşamasından yapıyı tamamlayıp yıkım sürecinin bitimine kadar süren uzun ve karmaşık bir süreçtir. Bu sürecin yönetilmesi alanında uzman bireylerle verimli ve faydalı olmaktadır. Bu tez çalışmasında, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'nde bulunan inşaat mühendisliği programlarında, lisans düzeyinde verilen yapım yönetimi eğitiminin değerlendirilmesi, güncel durumunun sergilenmesi, ders içeriklerinin analiz edilmesi ve iki ülkede verilen bu dersin ve ders içeriklerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de ve KKTC'de bulunan bütün üniversitelerin (devlet ve vakıf) inşaat mühendisliği lisans programları araştırma kapsamına dahil edilmiştir. Sonuç olarak; 2022 yılı eylül ayı itibariyle Türkiye'de 117 üniversitede inşaat mühendisliği programının bulunduğu, bunlardan 61 üniversitede yapım yönetimi ve ilişkili derslerin yer aldığı görülmüştür. KKTC'de 9 üniversitede inşaat mühendisliği programı bulunduğu, bunlardan 7 üniversitede yapım yönetimi ve ilişkili derslerin yer aldığı görülmüştür. Ders içerikleri incelendiğinde yaklaşık %80 oranında benzerlik gösterdiği, büyük bir çoğunluğun dersin ismini yapım yönetimi olarak kullandığı tespit edilmiştir. Buna ek olarak proje yönetimi, inşaat yönetimi sıklıkla kullanılan isimler arasında yer aldığı görülmüştür. Yapım yönetimi ve ilişkili derslerin sadece inşaat mühendisliği değil mimarlık, işletme vb. disiplinlerde de eğitim planına dahil edilmelidir. Bunun yanı sıra sadece lisans eğitiminde değil lisansüstü eğitimle de konu daha detaylı ve uzmanlaştırma amacıyla uygulamaya geçirilmelidir.
Doğu Akdeniz'de enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa etkileri
Kıbrıs, geçmişten günümüze gelen sorunlu bir alanı ifade etmektedir. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti altında Rum ve Türklerin barış içerisinde yaşayamamaları ve Türklere yönelik artan şiddet olayları adanın Güney ve Kuzey olarak ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. Yaşanan sorunlara yönelik diplomatik arayışlar, Türk ve Rum topluluklarının bir arada yaşama veya ortak yönetim konusunda anlaşamamalarıyla sonuçsuz kalmıştır. Küresel aktörlerin Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlara müdahil olmasıyla Kıbrıs sorununun çözümü duraksamış, Kıbrıs'ın hidrokarbon kaynakları, ülkenin devam eden sorununa enerji kaynak paylaşımı sorununun da eklenmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Doğu Akdeniz'deki enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa olası etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Amaca ulaşmak için konu ile ilgili yerli ve yabancı edebiyat taranmış, konuya yönelik güncel tablo ve haritalardan faydalanılmış ve geçmişten günümüze süreci açıklamak için olabildiğince en güncel kaynaklardan faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda; Doğu Akdeniz'deki enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa olası etkilerine yönelikyaşanan gelişmeler doğrultusunda çıkarımlar yapılmıştır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargı sistemi
Kıbrıs Türklerinin milli hukukuna kavuşma süreci 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla tamamlanmıştır. Yargılamada rol alan kişilerin vatandaş olma olgusu, kanunların dili ve hukuki müesseseler de bu milliliğin devamı niteliğinde olup, ayrıca uluslararası hukuka entegrasyon anlamında mahkeme dışı çözüm yöntemi olan tahkim de mevzuatta yerini almıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mahkemeleri iki dereceli sisteme sahip olup, ilk derece mahkemelerinin verdiği kararlara karşı yalnızca istinaf kanun yolu düzenlenmiştir. Ayrıca söz konusu yargı sisteminde adli yargı ve idari yargı ayrımı bulunmamakta ancak Yüksek İdare Mahkemesi sıfatıyla Yüksek Mahkeme görev yapmaktadır. Çalışmada, Kıbrıs Adası'nın tarihinden hareketle; geçmişten günümüze kadar mevzuat incelemesi yapılmış ve Anglo-Sakson yargı sistemi ile Kıta Avrupası yargı sistemine de konu ile ilgisi oranında yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde yargı sistemlerinin işleyişine ilişkin ilkelere ve endekslere yer verilmiş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargı sistemi, bu kapsamda değerlendirilmiştir. Ayrıca bu bölümde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yargı sistemine ilişkin doktrinde ileri sürülen; mevzuata, bazı yargı kurullarına ve kurumlarına, İngiliz dönemi yasalarına ilişkin görüşlere ve tespit edilen sorunların çözümüne dair bazı önerilere değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: KKTC, Kuzey Kıbrıs, Kıbrıs, yargı sistemi
Hayat dışı sigorta şirketlerinin finansal performanslarının gri ilişkisel analiz yöntemi ile değerlendirilmesi: KKTC örneği
Sigorta şirketlerinin finansal performansı, şirket yönetimi, poliçe sahipleri, çalışanlar, denetim otoriteleri ve diğer tüm paydaşlar açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle sigorta şirketlerinin finansal performansının ölçülmesi ve değerlendirilmesi, günümüzde araştırmacıların dikkatini çeken bir konu olmaya devam etmektedir. Çok kriterli karar verme tekniklerinden biri olan gri ilişkisel analiz, finansal performans değerlendirmesinde oldukça yaygın bir kullanım alanına sahiptir. Bu çalışmada, KKTC'de faaliyet gösteren hayat dışı sigorta şirketlerinin finansal performanslarının gri ilişkisel analiz yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, 2013-2019 döneminde KKTC hayat dışı sigorta sektöründe faaliyet gösteren 10 sigorta şirketinin finansal performansı, sermaye yeterliliği, aktif kalitesi ve likidite, faaliyet ve kârlılık göstergelerine ilişkin 12 finansal oran kullanılarak analiz edilmiştir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde beden eğitimi ve spor sistemlerinin yapısal analizi
Bu araştırma, KKTC'de Beden Eğitimi ve Spor Sisteminin alanının paydaşları perspektifinden yapısal analizinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.Okul sporlarında geçmiş yıllara göre katılımın ve başarı oranının düşmesi, beden eğitimi derslerinin verimliliğinin azalması ve spor yönetimindeki istikrarsızlık, beden eğitimi ve spor yönetimi sisteminin analiz edilerek, sorunlarının tespit edilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.Bu araştırma, elde edilen verilerin çözümlenmesinde kullanılan teknikler açısından nitel bir çalışmadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen, alanlarında uzman üç akademisyenden gelen dönütlerle şekillenen ve geçerlik değerlendirilmesi yapılan, 13 soruyu kapsayan yarı yapılandırılmış mülakat formu kullanılmıştır. Toplanan veriler içerik analiz tekniği ile çözümlenmiştir. Soru formunun hazırlanma sürecinde ise çalışma alanı ile ilgili literatür taranmış ve incelenmiştir. Bunun yanında, konuya ilişkin sistematik bir çerçeve oluşturulurken, literatür çalışmaları sırasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti spor federasyonlarının birçoğunun arşivlerinin olmaması ve yazılı kaynaklarının yetersiz olması nedeniyle federasyonlar hakkındaki bazı bilgilere kişisel görüşmelerle sözel olarak ulaşılmıştır.Araştırmanın çalışma grubunu nitel yöntemde çalışmanın amacına uygun olarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde spor yönetiminden ve beden eğitimi faaliyetlerinden sorumlu olan kurum ve kuruluş yöneticileri, Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanı, Dışişleri Bakanı, Spor Koordinatörü, Spor Dairesi Müdürü, Milli Günleri Anma ve Spor Etkinlikleri Amiri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı, 4 Federasyon Başkanı, 2 emekli beden eğitim öğretmeni, 1 çalışan beden eğitimi öğretmeni, olmak üzere toplam 13 kişi oluşturmaktadır.Görüşmeler sonucunda elde edilen metinler çözümlenerek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde beden eğitimi ve sporun yapısal analizini ortaya koyacak kategoriler oluşturulmuş ve bu kategoriler ilgili temalar altında toplanmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgulara göre katılımcılar; eğitim ve sporun ayrı bakanlıklar altında örgütlenmesi, spor örgütünde alanında uzman kişilerin görev yapması ve spor federasyonlarının arşivlerinin oluşturulması gerektiği konusunda ortak görüş bildirirken, devletin spor yönetimindeki rolünü, müdahaleci değil destekleyici olması şeklinde ifade etmişlerdir. Bunun yanında KKTC'ye yönelik sportif ambargoların olduğunu ve sportif başarısızlıklarda ambargoların bahane edildiğine vurgu yapmışlardır. Diğer yönüyle de Uluslararası Spor Federasyonu'na kuruldukları yıllarda üye olan ulusal spor federasyonlarının, üyeliklerini kaybetmelerinin sorumlularının dönemin spor yöneticilerinin olduğunu belirterek, ambargoların beden eğitimi ve sporun gelişimine engel olduğu görüşünde birleşmişlerdir. Ancak uluslararası alanda yaşanan bu sorunlara rağmen halen birçok federasyonun uluslararası spor federasyonlarına üyeliğinin devam ettiği ve Uluslararası Spor Federasyonu'na üye olmayan bazı federasyonların uluslararası organizasyonlara katılmasının önemli bir durum olduğunu ifade etmişlerdir.Katılımcılar, beden eğitimi ve sporun gelişmesi için ilköğretimde beden eğitimi derslerini beden eğitimi bölümlerinden mezun kişiler tarafından verilmesinin daha doğru olacağını düşünürken, Türkiye Cumhuriyeti Spor Federasyonlarının desteğinin önemine değinmişlerdir. Ayrıca federasyon ve kulüplerin yönetim kademelerinin belirlenmesinde siyasetin varlığının sorun teşkil ettiğini belirtmişlerdir. Araştırma grubu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde spor politikasının olmadığı, spor tesisleri politikasının yetersiz olduğu ve devletin beden eğitimi ve spora ayırdığı bütçenin istenilen seviyede olmadığı konusunda görüşlerini bildirmişlerdir. Kurumlar arası koordinasyonun önemine vurgu yaparak, eğitimsel açıdan federasyon ve kulüplerin okullar ile işbirliği içerisinde olması gerektiği, yerel yönetimlerin beden eğitimi ve spora daha fazla katkı yapması için yasal düzenleme yapılmasının şart olduğu, bunun yanında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Spor Turizminin geliştirilmesi için Turizm ve Spor örgütlerinin işbirliği yapmaları gerektiği konusunda görüşlerini ortaya koymuşlardır.
Kosova'nın bağımsızlığı ve emsal tartışmaları: Kuzey Kıbrıs, Dağlık Karabağ ve diğerleri
Kosova'nın bağımsızlığını ilan etmesi uluslararası hukuk ve uluslararası politikada yeni bir tartışma başlatmıştır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra gelişen uluslararası sistemde devletlerin egemenliği, toprak bütünlüğü ve sınırlarının kutsallığı yerleşik ilkeler haline gelmiştir. Bu çerçevede kendi kaderini tayin hakkı belli durumlara özgü kılınmıştır. Bu durumların başında ise sömürgelikten kurtulma süreci gelmiştir. Oysa Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra barışçı yollardan ya da kanlı çatışmalarla kendi kaderini tayin hakkını kullandığını ileri süren yeni devletlerin sayısında ciddi bir artış görülmüştür. İşte Kosova'nın tek taraflı bağımsızlık ilanı bu bağlamda önemlidirKosova'nın bağımsızlık ilanıyla başlayan tartışma, bu bağımsızlığı diplomatik yollarla engellemeye ya da gayrimeşrulaştırmaya çalışan Sırbistan'ın Uluslararası Adalet Divanı'na başvurmasıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Uluslararası Adalet Divanı'nın 22 Haziran 2010 tarihli kararı ise konunun Balkanları aşan bir etkiye sahip olmasına neden olmuştur. Uluslararası Adalet Divanı'na tek taraflı bağımsızlık ilanının uluslararası hukuka aykırı olmadığına ilişkin görüşü başka bölgelerde bağımsızlık ilanında bulunan aktörlerin kararı sahiplenmesini sağlarken kararda geçen kendi kaderini tayin hakkına ilişkin değerlendirmeler ve Kosova'nın özgünlüğünün altının çizilmesi süreci hukuksal boyuttan siyasi boyuta sürüklemiştir.Bu çerçevede tezin içinde Kosova örneğiyle üç örnek karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu örnekler bağımsızlık ve kendi kaderini tayin konularını hukuki ve siyasi yönden inceleme olanağı taşıdığı için KKTC, Dağlık Karabağ ve Abhazya olarak seçilmiştir. Çalışmanın içinde ayrıntılarıyla ele alınan olgular ışığında Kosova'nın bağımsızlığının KKTC için bir emsal teşkil edebileceği, Dağlık Karabağ ve Abhazya içinse edemeyeceği sonucuna varılmıştır. Fakat bu benzerliğin sadece hukuki süreçlerle bir yere varamayacağı görülmektedir. Konu aynı zamanda siyasidir. Bu nedenle KKTC'nin Kosova'nın yarattığı rüzgârdan yararlanabilmesi için Türkiye'nin KKTC'nin bağımsızlığının tanınması konusunda çok daha aktif bir politika yürütmesi gerekmektedir.Anahtar Sözcükler:1.Kosova'nın Bağımsızlığı2.Emsal Tartışmaları3.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti4.Dağlık Karabağ5.Abhazya
Türk – Amerikan ilişkilerinde Kıbrıs meselesi (1945-1980)
İlk başlarda Levant olarak adlandırılan Doğu Akdeniz'de ticari faaliyetler olarak başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, sonraki yıllarda özellikle de soğuk savaş döneminde müttefiklik olarak adlandırılabilecek seviyeye gelmiştir. Ancak bu gitgide karmaşık hale gelen ilişki, zaman zaman kopma noktasına gelen sarsıntılar geçirmiştir. Türk – Amerikan İlişkilerinin hayat seyrinde bazı önemli dönüm noktaları ve hayati konular vardır. Doğu Akdeniz'de kapladığı küçük alana rağmen, Kıbrıs'ta yaşanan karmaşık ve uzun anlaşmazlılar, kolay çözülmesi beklenen bir sürecin dışına çıkarak, sarsıntılara sebebiyet veren konulardan birisi haline gelmiştir. Bu anlamda 1945-1980 arasında ikili ilişkiler zaman zaman bölgedeki çıkarlar adına, müttefiklik üzerine kurulurken, zaman zaman da kriz diplomasisine dönüşmüştür. Özellikle Kıbrıs meselesi iki ülkenin ilişkilerini sürekli yeniden değerlendirmesine yol açmakla birlikte ABD'nin genel siyasetinin daha çok NATO ittifakının devamı ve çıkarları etrafında şekillendiği ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Türk – Amerikan İlişkileri, Soğuk Savaş, Kıbrıs, NATO, KKTC
Seçilmiş örnekler ışığında Kıbrıs meselesinin Türkiye'nin iç politikasına etkileri
Akdeniz'in en önemli adası konumunda yer alan Kıbrıs, en başta stratejik yönden çok önem arz etmektedir. Öte yandan geçmişten günümüze kadar olan süreçte ada üzerinde egemenlik sağlamak adına yapılan mücadeleler hiç eksik olmamıştır. Çalışmanın ana konusu Kıbrıs olduğundan dolayı, Türkiye'nin bu doğrultuda yapmış olduğu politikalarının bir sonucu olarak, iç siyasetine yansımalarının değerlendirmesinden dolayı başlangıçta iç ve dış politikanın ne olduğu kavramsal bir çerçeve içerisinde ele alınarak incelemesi yapılmıştır. Tarihsel açıdan başlayarak ele aldığımız çalışmada, adanın önemine değinilmiştir. Öte yandan adada yaşayan Kıbrıs Rum halkının Enosis amaçları doğrultusunda sürdürdükleri faaliyetlere yer verilmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra Kıbrıslı Rum yöneticilerin Enosis amaçlarının gerçekleştirmek adına özellikle adada yaşayan Türklere karşı soykırımlarını şiddetlendirmeleri, adadaki Türklerin buna karşı ne gibi cevaplar da bulundukları ve Türkiye'nin bu duruma yaklaşımının ve tutumunun ne olduğu derinlemesine bir araştırma yapılarak aktarılmıştır. Türkiye açısından Kıbrıs'ın ne kadar önem arz ettiğinin ve bu doğrultuda ne gibi girişimlerin içerisine girdiğine değinilmiş olup, esas konu itibariyle ne gibi durumlarla karşı karşıya kalındığı çalışmada yerini almıştır. Türkiye'nin Kıbrıs'ın ve Kıbrıs'ta yaşayan Türklerin güvenliğine ne derece önem verdiğinin göstergeleri çalışma içerisinde yer almış olup, bu güvenliğin sağlanması içinde Türkiye'nin dış siyasette uyguladığı politikalar ele alınmıştır. Bununla birlikte Türkiye'nin Kıbrıs Barış Harekâtı'na ve yapılan bu harekât sonucunda iç ve dış politikada oluşturduğu etkilere de ayrıca yer verilmiştir. Diğer yandan KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkilere değinilmiş ve dış politikada birlikte izledikleri siyaset araştırılıp aktarılmıştır. Kısaca Türkiye'nin Kıbrıs üzerinde uyguladığı politikalar değerlendirilerek ortaya konulmuş ve sonucunda uluslararası ilişkiler bağlamında iç siyasetine yansımalarının tespiti ve araştırılması yapılarak bunun sonucunu sunmak amaçlanmıştır.
Demokrat Parti Dönemi Kıbrıs politikası
Dünyanın iki kutuplu hâle geldiği 1950'lerde Demokrat Parti iktidarı birçok dış politik sorun ile karşı karşıya kalacaktır. Bu dış politik sorunların en önemlisi ise Kıbrıs meselesidir. Kıbrıs meselesi noktasında Demokrat Parti iktidarının ilk yıllarından başlayarak Kıbrıs'a yönelik sağduyulu ve akılcı bir dış politika anlayışı sergilenmiştir. Bunda Türk kamuoyunun Kıbrıs konusunda gösterdiği hassasiyetin büyük rolü olmuştur. Demokrat Parti süreç içerisinde dış politik gelişmelere bağlı olarak Kıbrıs politikalarında değişiklikler yapmıştır. 1955'ten sonra ise Demokrat Parti diplomatik mücadelesine uluslararası platformda devam etmiştir. 1957 yılının sonlarından itibaren Demokrat Parti iktidarı tarafından ortaya atılan ?Taksim? tezi Türkiye'nin Kıbrıs politikasındaki resmî tezi olarak uluslararası platformda savunulmuştur. 1959 yılından itibaren Kıbrıs meselesinin diğer aktörleri Yunanistan ve İngiltere ile yapılan diplomatik görüşmeler sonucunda ?Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti? formülünde anlaşılmıştır. 1959 yılında imzalanan Zürih ve Londra Antlaşmaları sonucunda Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti, Rum ve Türk cemaatlerinin eşit katılımı ile kurulmuştur. Ayrıca Demokrat Parti iktidarı tarafından imzalanan Garantörlük Antlaşması ile birlikte Türkiye, garantör devlet sıfatına sahip olmuştur. Türkiye bu antlaşmaya dayanarak Kıbrıs'ta yaşayan Türk cemaatinin aleyhine bir durum söz konusu olduğunda Kıbrıs'a müdahale hakkına sahip olmaktaydı. Türkiye, 1974 yılında bu hakka dayanarak Kıbrıs'a müdahale etmiş ve Kıbrıs'ta yaşayan Türk cemaatin yok oluşunu önlemiştir.Eğer bugün Kıbrıs'ta yaşayan Türkler huzur ve barış içerisinde bir yaşam sürüyorlar ise bunun altında Demokrat Parti iktidarının on yıl boyunca verdiği diplomatik mücadele ve bunun sonucunda kazanılan garantörlük hakkı yatmaktadır. Sırf bu açıdan Demokrat Parti iktidarının Kıbrıs meselesinde başarılı olduğunu söyleyebiliriz.Anahtar Kelimeler: Demokrat Parti, Enosis, Soğuk Savaş, Taksim Tezi, Kıbrıs Cumhuriyeti
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde ilköğretimin ikinci kademesinde öğrenim gören yabancılara Türkçe öğretimi üzerine bir değerlendirme
Bu Araştırmanın amacı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne Geldiği zaman, Türkçe dil beceri düzeyleri değerlendirilmeden Doğrudan eğitim sistemi içine alınan yabancı öğrencilerin, akademik yaşadığı sorunları tespit edip değerlendirmek ve öneriler sunmaktır.Araştırmanın Betimsel çalışma olan birinci bölümünde tarama (survey) modeli kullanılmıştır. (Anket) tarama modeli geçmişte ve halen var olan durumu, mevcut olayları, objeyi ve özellikleri olduğu gibi betimlemeyi amaçlayan yaklaşım olarak tanımlanmaktadır. Araştırmanın ikinci bölümünde ise "ön test - son test" e Dayalı "deney ve kontrol gruplu deneysel çalışma" modeli kullanılmıştır. Buna göre tüm veriler ayrı ayrı toplanmış, analiz edilmiş, bir araya getirilerek yorumlanmıştır elde edilen sonuçlar ve.KKTC 'ye gelen Yabancı Uyruklu öğrencilerin akademik Sorunlarını tespit etmek amacıyla 2007-2008 Öğretim yılının 1. döneminde Girne bölgesinde bulunan Okullarda görev yapan öğretmenlere (N = 126) ve bu Okullarda okuyan Yabancı Uyruklu Öğrencilere (N = 118) anket uygulanmıştır. Sonuçlar yüzde frekans dağılımları ile tablolaştırılmıştır ve.Araştırmanın birinci bölümünde öğrencilerden elde edilen bulgular öğrencilerin sisteme alınmadan önce Türkçe dil becerilerinin akademik başarı elde etmek için yeterli olmadığı; öğretmenlerden elde edilen bulgular, öğrencilerin ihtiyaçlarına göre oluşturulmuş bir Türkçe öğretimi almamış olmalarından kaynaklandığı yönündedir.Araştırmanın ikinci bölümünde deney (N = 20) ve kontrol grupları (n = 20) oluşturulmuş ve deney grubuna, Avrupa Birliği Ortak Dil Kriterleri "A1", "A2", "B1" düzeylerinin hedeflerine Dayalı, Türkçe Öğretimi verilmiştir. Türkçe Öğretimi, 2007 - 2008 Öğretim yılının 1. döneminde uygulanmış ve 12 hafta sürmüştür. Öğretimin belirlenen hedeflere ne derece ulaşıldığının ölçülebilmesi için ön test-son test deneysel deseni, ve Düzey Belirleme testlerinden yararlanılmıştır. Öğrencilerden elde edilen verilere SPSS paket programından yararlanılarak t-testi uygulanmıştır.Araştırmanın uygulama süreci olan ikinci bölümünün sonuçlarına göre Avrupa Birliği Ortak Dil Kriterleri'nin temel alındığı Türkçe öğretimine alınan öğrencilerin hedeflenenlere ulaşma düzeyi, alınmayanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bu durum, Avrupa Konseyi tarafından, ikinci dil Öğretiminde önerilen ortak dil kriterlerinin, Türkçenin yabancı dil olarak Öğretiminde de uygulanabileceği yönünde değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Yabancı Öğrenciler, Türkçe Dil Becerileri, Avrupa Birliği Ortak Dil Kriterleri
Türk basınında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluş süreci ve Türkiye'nin Kıbrıs politikası (1975 ? 1983)
Milliyet, Cumhuriyet, Tercüman, Hürriyet, Son Havadis, Adalet ve Zafer gazetelerinden yoğun bir şekilde yararlanarak, KKTC'nin kuruluş sürecinde Türkiye'nin takip ettiği Kıbrıs politikasını izlemeye çalıştık.1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti, bağımsız ve bağlantısız bir devlet olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlüğü altında kurulmuştur.Ne var ki, Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios, ENOSİS doğrultusunda hareket ederek, Türkleri ortaklıktan çıkarmaya ve bir azınlık durumuna düşürmeye çalışmıştır. Akritas Planı'nı uygulamaya koyan Makarios, Türkiye'ye verdiği bir öneri paketi ile Kıbrıs Anayasasının 13 maddesinin değiştirilmesini istemiştir. İstek reddedilince de, Ada'da Türklere yönelik sindirme ve şiddet eylemlerine girişilmiştir. İngiltere, Yunanistan ve ABD'den herhangi bir çözümcü destek bulamayan Türkiye, 1974 yılında Barış Harekatını yalnız başına yapmak zorunda kalmıştır. Harekattan sonra ise coğrafi temele dayanan bir federasyon tezini hayata geçirmeye çalışmıştır. Diplomatik temasların sonuç vermemesi ve ABD'nin Türkiye'ye yönelik ?Ambargo Kararı? alması üzerine Kıbrıs Türk toplumu tarafından, tek yanlı olarak Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edilmiştir. Mücadeleyi uzun bir sürece yaymak gayreti içerisine giren Kıbrıs Rum yönetimi, ABD, BM, AET ve diğer devlet ve kuruluşlar nezdinde girişimlerini yoğunlaştırarak, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler aleyhinde kararlar alınmasını sağlamayı başarmıştır. Türkiye ise, çözüme katkı sağlamak için kontrol altına aldığı topraklardan bir kısmını geri vermeyi dahi gündeme getirmiştir. Ancak Rum yönetimi, aldığı dış desteğe bağlı olarak konunun çözümüne katkı sağlamamakta ısrar etmiştir. Bunun üzerine bir çözüm yolu olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilmiştir?