Over neoplazmları

72 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Arı sütünün ovaryum kanser hücrelerinin proliferasyonu ve apoptozisi üzerine etkisi

Arı sütü, antitümörik, antibakterial, antiallerjik, antikanserojenik ve immünomodülatör gibi pek çok biyolojik aktiviteye sahip doğal bir birleşiktir. Ovaryum kanseri, en sık görülen kanser türleri arasında dördüncü sırada yer almakta ve özellikle epitelyal over kanseri, tüm ovaryum malign hastalıkların yaklaşık % 90'ını oluşturmaktadır. Sunulan çalışmanın amacı, arı sütünün farklı doz ve sürelerinin, epitelyal ovaryum kanserleri içinde görülme sıklığı en fazla olan seröz tipte epitelyal over kanseri üzerine proliferatif veya apoptotik etkilerinin araştırılmasıdır. Bu amaçla, Skov-3 insan over adenokarsinoma hücre soyundaki hücreler, McCoy besiyerinde çoğaltıldı ve 6'lı well platelere ekildi. Arı sütünün stok solüsyonu hazırlandı (1000mg arı sütü 10ml distile suda çözdürülerek) ve hazırlanan stok çözeltiden 1mg/ml, 5mg/ml, 10mg/ml, 20mg/ml ve 50mg/ml arı sütü dozları medyum içine eklenerek 24, 48 ve 72 saat boyunca inkübe edildi. Arı sütü uygulaması sonrasında, yapılan hücre canlılık testini (Tripan Blue) takiben, arı sütünün proliferatif etkisini belirlemek amacıyla Ki-67, apoptotik etkisini belirlemek amacıyla aktif caspase-3 ve aktif PARP-1R ifadeleri immunositokimyal ve immunfloresan yöntemle incelendi. Ayrıca apoptozisin belirlenmesi için kullanılan TUNEL yöntemi ile immunositokimyasal ve immunfloresan bulgular desteklendi. Deneylerin sonucunda, arı sütünün 1mg/ml ve 24 saat uygulamasının hücre proliferasyonu ve apoptozis üzerine etkili olmadığı, ancak genel olarak 50 mg/ml'lik 72 saat arı sütünün kanser hücrelerinde proliferasyonu inhibe ettiği, apoptozisi ise indüklediği belirlendi. Sonuç olarak, ovaryum kanseri üzerine alternatif bir tedavi olarak arı sütünün, gerek monoterapik gerekse kombine kullanımının yeni deneysel protokollere temel oluşturabileceği düşünülmektedir.

ApoptozisArı sütüArılar+3
Ender Deniz Asmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Over kanserinde klinik ve laboratuvar parametrelerin sağkalım ileilişkisi

Giriş ve amaç: Over kanseri, jinekolojik kanserler arasında en sık görülen ikinci kanserdir ve ayrıca en sık ölüm sebebidir. Over kanserinin prognozu hastalığın evresiyle yakın ilişkilidir. Literatürde over kanseri ile ilgili olarak klinik ve laboratuar parametreleri ile sağkalım arasındaki ilişkiyi gösteren yeterli çalışma mevcut değildir. Bu nedenle çalışmamızda, over kanserli hastaların tanı anındaki evreleri, metastaz yerleri, parite ve gravite sayıları, menopoz yaşları, uygulanan tedaviler, laboratuar parametreleri (CA-125, CEA, CRP, albumin, kreatinin) ile genel sağ kalım (GS) ve progresyonsuz sağ kalım (PFS) arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. Materyal-Metod: Bu çalışmada, 11.04.2012 ile 18.12.2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalına başvurmuş ve over kanseri nedeniyle tedavi edilen 83 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların GS, PFS ve demogratif verileri ile , laboratuar parametrelerini, tanı anındaki evrelerini, metastaz yerlerini karşılaştırdık. Bulgular: Hastaların tanı anında ortanca yaşı 57 (min-max:18-85) idi. Menapoz döneminde olan 70 hastanın ortanca menapoz yaşı 48 (min-max:18-57) idi. Tanı anında 63 hastada asit mevcuttu. Hastalarda en sık saptanan histopatolojik alt tip HGSC (High grade serous carcinoma) (65 hasta) iken en az saptanan alt tip ise brenner tümörü idi. Tüm hastaların %41'i (34 hasta) tanı anında Evre IIIC hastalığa sahipti. Hastaların %72.3'ünde (60 hasta) tanı anında metastatik lezyonlar mevcuttu. En sık metastaz yeri %37.3 (31 hasta) ile kolon ve ince bağırsak idi. Hastaların %26.5'inde (22 hasta) WT1 ile boyanma mevcuttu. Östrojen ile boyanma oranı %34.9 (29 hasta) ve progesteron ile boyanma oranı ise %30.1 (25 hasta) idi. Hastaların ortalama GS 36.85±24.18 ay ve ortanca GS 31.5 (1.4-91.8) ay olarak hesaplandı. Elde ettiğimiz verilere göre ortanca sağkalım oranı 12 ay için %93, 24 ay için %81.6, 36 ay için %69.9 ve 60 ay için ise %43.9 idi. Çalışmamızda hastaların tanı anındaki CA-125 ve WT1 boyanma özelliği ile GS arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı. Hastaların GS süresi tanı anındaki CA125 değeri düşük olanlarda yüksek saptandı (p=0.011). Aynı şekilde tümörü WT1 ile boyanma özelliği göstermeyen hastaların GS süresi anlamlı derecede yüksek saptandı (p=0.036). Hastaların ortalama PFS süresi 19.12 ± 16.33 ay, ortanca PFS süresi ise 13 (12 -91.8) ay olarak saptandı. Çalışmamızda WT1 boyanma özelliği ile PFS arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p=0.040). Tümörü WT1 ile boyanma özelliği gösteren hastaların PFS anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızdaki sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda over kanserinde postmenopozal dönemde batında asitin çok sık bir bulgu olduğu görülmektedir. Özellikle erken postmenapozal kadınlarda yeni gelişen asitte over kanseri ayırıcı tanı olarak mutlaka akılda bulundurulmalıdır. Ayrıca çalışmamızın sonuçlarına göre over kanserli hastalarda metastaz açısından ilk değerlendirilmesi gereken sisteminin gastrointestinal sistem olduğu görülmektedir. Genel sağkalımı göstermede WT1 ve tanı anındaki CA125 düzeyinin önemli birer belirteç olduğu düşünülmektedir. Tek başına bir parametrenin PFS'i tahmin etmede yeterli olmayacağı görülmektedir. Birden çok parametreyi bir arada kullanarak geliştirilecek modeller ile PFS tahmin çalışmalarının daha doğru sonuçlar verebileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Genel sağkalım; Progresyonsuz sağkalım; WT-1; Östrojen; Progresteron; Over kanseri

NeoplazmlarOver hastalıklarıOver neoplazmları+3
Serkan Hosrafoğlu
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilinde meme ve/veya over kanseri tanısı almış olgularda BRCA1/BRCA2 gen mutasyonlarının retrospektif olarak klinik ve demografik özelliklerinin araştırılması

Patojenik BRCA1/BRCA2 gen mutasyonu taşıyan bir kadının hayatı boyunca meme ve/veya over kanserine yakalanma ihtimali yüksek olasılıklıdır. Meme kanseri ve/veya over kanseri olgularında BRCA1/BRCA2 gen mutasyonlarının türleri klinik ve demografik özelliklerini belirlemektir. Bu çalışmada Gaziantep ilinde iki merkezli meme ve/veya over kanseri tanısı almış olgularda BRCA1/BRCA2 gen analizi kriterlerini karşılayan 104 olgunun dosyaları seçilmiştir. Hastaların; yaş, cinsiyet, komorbidite, BRCA1/BRCA2 mutasyonu, saptanan mutasyonun lokasyonu, değişen proteinin ismi, cDNA change kısmı, tanı tarihi, menopoz durumu, ailede kanser öyküsü, histopatolojik alt tipi, immunhistokimya alt tipleri, hormon reseptör pozitif hastada östrojen reseptör progesteron reseptör düzeyi, Kİ67 indexi, tanı anında evresi, profilaktik mastektomi, profilaktik ooforektomi, exitus tarihi, genetik test sonuçları değerlendirilmiştir. BRCA1 ve BRCA2 mutasyonu tespit edilen hastaların gen lokasyonlarına bakıldığında en sık genetik mutasyonların ekzon 11'de; n=35 (%31.82) meydana geldiği, ikinci sıklıkla ise ekzon 10'da; n=25 (%22.73) meydana geldiği tespit edilmiştir. Hasta olan veya olmayan genetik mutasyon saptanan hastalarda en fazla tespit edilen protein değişimi c.3318C>G n=6 (%5.8) iken; ikinci sıklıkla görülen protein değişimi c.9317G>A n=4 (%3.8) olarak tespit edilmiştir. BRCA1 ve BRCA2 genetik mutasyon tespit edilen hastaların tanı anında menopoz durumu açısından postmenopozal grupta yükseklik açısından anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p=0.024*).Kanser tespit edilen 84 BRCA1 ve BRCA2 mutant hastaları histolojik grade açısından değerlendirdiğimizde yüksek grade açısından anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.040*). Yine kanser tespit edilen BRCA1 ve BRCA2 mutasyonu olan 84 hasta tümör bölgesine göre (bilateral, sağ, sol) sol lokalizasyonu daha fazla saptanmıştır (p=0.001*). Meme kanseri olan hastaların genel sağkalım süresi 153 ay, over kanseri olan hastanın genel sağkalım süresi 43 ay bulunmuştur. Mutasyon pozitif olguların hormon reseptörleriyle ilişkileri, yaşı, evresi, aldığı tedavileri, geçirdiği operasyonlar ve yakınlarındaki pozitiflik yakalandığı zaman mutasyon saptanan kişilerin ileriki yaşlarında hastalığa yakalanma insidansları, profilaktik tedaviler (mastaktomi,ooferektomi gibi), morbidite ve mortaliteyi azaltma, takip süreçleri açısından bizlere yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: BRCA1 geni, BRCA2 geni, meme kanseri, over kanseri

DemografiGaziantepMeme hastalıkları+6
Yunus Emre Özyurtseven
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tekstil işçisi olarak çalışan kadınlarda jinekolojik kanser farkındalığı

Bu araştırma, tekstil işçisi olarak çalışan kadınların jinekolojik kanser farkındalığını incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma, Kastamonu ilinde bulunan Mızıkçı Tekstil ve İkinci Bahar Tekstilde 15 Nisan- 15 Ekim 2022 tarihleri arasında çalışan 210 kadın ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği (JİKFÖ) kullanılarak toplanmıştır. Veriler değerlendirilirken ANOVA testi uygulanmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 38,46±9,05'tir. Kadınların JİKFÖ'den aldıkları toplam puan ortalamaları 137,56±23,16'dır. Kadınların %74,8'inin düzenli jinekolojik muayene yaptırmadığı, %69,0'ının daha önce jinekolojik kanserleri duymadığı, %55,2'sinin KETEM hakkında bilgisinin olmadığı ve %83,3'ünün jinekolojik kanserlere yönelik tarama hizmetlerinden yararlanmadığı tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan lise ve üzeri eğitim düzeyine sahip, orta gelirli, vajinal akıntı hakkında bilgi sahibi, KETEM hakkında bilgisi ve düzenli cinsel yaşamı olan kadınların jinekolojik kanser farkındalıkları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Aynı zamanda dış üreme organ muayenesi yapan, daha önce jinekolojik kanserleri duyan, jinekolojik kanser belirtilerini bilen, jinekolojik kanserlere yönelik tarama hizmetlerinden yararlanan kadınların da jinekolojik kanser farkındalıkları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Kadınların jinekolojik kanser farkındalıklarını arttırmak için erken tanı yöntemlerine ve risk faktörlerine yönelik eğitim/danışmanlık hizmeti almaları yönünde desteklenmeleri sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Farkındalık, Jinekolojik kanserler, Kadın, Hemşirelik

Endüstri işçileriFarkındalıkGenital neoplazmlar-kadın+7
Özlem Yardımcı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epitelyal over kanserlerinde neoadjuvan kemoterapi sonrası uygulanan sitoredüktif cerrahi ile primer sitoredüktif cerrahinin karşılaştırılması

Amaç: Over kanserlerinin en sık görülen türü epitelyal over kanseridir. Hastaların büyük kısmı ileri evrelerde tanı almaktadır. Epitelyal over kanserlerinde birincil tedavi yaklaşımı cerrahidir. Cerrahi öncesi kemoterapi uygulanması ile yeterli cerrahiyi sağlamak, işlem sırasında kan kaybını azaltmak, gelişebilecek komplikasyonları en aza indirgemek, hastanede kalış süresini azaltmak ve hastaların yaşam kalitesini artırmak amaçlanmaktadır. Bu çalışmada cerrahi öncesi kemoterapi uygulanan olgular ile direk cerrahi yapılan olguların sonuçları karşılaştırılmıştır.Gereç ve Yöntem: 2006-2009 yılları arasında epitelyal over kanseri nedeniyle ameliyat olan evre IIIC ve IV hastalar geriye dönük olarak değerlendirildi. Neoadjuvan kemoterapi sonrası sitoredüktif cerrahi uygulanan hastalar grup 1, birincil sitoredüktif cerrahi uygulunan hastalar grup 2 olarak değerlendirildi. Gruplar arasında ameliyat süreleri, yeterli cerrahinin yapılabilirliliği, ameliyat sırasında ve sonrasında gelişen komplikasyonlar, ameliyat sırasında kan transfüzyonu gereksinimleri, hastanede kalış süreleri ve ortalama sağ kalım süreleri karşılaştırıldı. Sonuçlar arasında istatistiksel önem düzeyi için p değeri <0,05 olarak alındı.Bulgular: Birinci grupta 30 hasta, ikinci grupta ise 28 hasta yer almaktadır. Grup 1'de optimal sitoredüksiyon oranı %80 iken ikinci grupta bu oran % 67,9 olarak saptanmıştır (p=0,373). Grup 1'de ameliyat süresi ortalama 122,3 dakika, grup 2'de ise ortalama 151,3 dakika olarak saptanmıştır (p=0,001). Her iki grupta da ameliyat sırasında komplikasyon gelişmemiştir. Grup 1'deki hastaların % 39,7'sine, grup 2'deki hastaların ise % 78,6'sına kan transfüzyonu yapılmıştır (p=0,008). Grup 1'de hastanede kalış süreleri ortalama 8,6 gün iken grup 2'de ortalama 11,3 gün olarak saptanmıştır (p=0,08). Grup 1'deki hastalarda ameliyat sonrasında komplikasyon ve yoğun bakım ihtiyacı gelişmemiştir. Grup 2'deki hastalarda ise ameliyat sonrasında % 14,3 oranında komplikasyon ve % 14,3 oranında yoğun bakım ihtiyacı gelişmiştir. Grup 1'deki hastalarda ortalama sağ kalım süreleri 37,5 ay, grup 2'deki hastalarda ise 35,4 ay olarak saptanmıştır (p=0,791).Sonuç: Neoadjuvan kemoterapi uygulaması sonrası yapılan cerrahi ile hastaların ameliyat süreleri, yapılan kan transfüzyonu, hastaların hastanede kalış süreleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalmıştır. Her iki gruptaki hastaların, ameliyat yeterlilikleri ve hastaların ortalama sağkalım süreleri açısından bakıldığında neoadjuvan kemoterapi sonrası cerrahi grubunda artmıştır ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.Anahtar Kelimeler:Epitelyal over kanseri, neoadjuvan kemoterapi, sitoredüktif cerrahi, komplikasyon.

Antineoplastik ajanlarCerrahiCerrahi-kadın doğum+4
Mustafa Katar
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Platin ve/veya gemsitabin bazlı kemoterapi alan malign epitelyal kanserlerde ilaç direnci, prognostik ve prediktif parametrelerin belirlenmesi

Amaç: Kanserde tanı, tedavi, tedavi yanıtının öngörülmesi ve prognozun belirlenmesi için yeni moleküler belirteçlere gereksinim duyulmaktadır. DNA tamir mekanizması ile ilgili proteinler olan ERCC1 ve RRM1 birçok normal hücre ve malign epitelyal tümör hücrelerinde eksprese olmaktadır. Bu proteinlerin tümör hücre davranışında ve ilaç direncindeki rolü pek çok ileri evre kanserde yoğun olarak araştırılmaktadır. Biz de ileri evre akciğer, over ve pankreas kanserli hastalarda RRM1 ve ERCC1 ekspresyonu ile sisplatin ve/veya gemsitabin kemoterapi yanıtını ve prognozu belirlemedeki etkisini araştırmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem: Tedavide sisplatin ve/veya gemsitabin alan akciğer, over ve pankreas kanseri tanılı hastaların dosyaları arşivden belirlenerek, Patoloji ABD'dan parafin bloklarına ulaşıldı ve doku kesitleri immünohistokimyasal yöntemle değerlendirildi. RRM1 ve ERCC1 ekspresyon sonuçları hasta klinik verileri ve tedavi sonuçları ile ilişkilendirildi.Bulgular: Çalışmaya alınan 89 hastanın % 51'ü (n=47) akciğer kanseri, % 30'u (n=27) epitelyal over kanseri, % 19'u (n=17) pankreas kanser idi. Akciğer ve epitelyal over kanserinde ERCC1 ekspresyonu düşük olan hastalarda tedavi yanıt oranı % 62 ve % 90 olarak saptandı(sırasıyla p=0,028 ve p=0,044). Pankreas kanserinde ise ERCC1 ekspresyonu ile tedavi yanıtı arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Akciğer ve pankreas kanserinde RRM1 ekspresyon düşüklüğü olan hastalarda tedavi yanıt oranı % 60 ve % 82 olarak saptandı (sırasıyla p=0,020 ve p=0,018). Akciğer kanserinde ERCC1 ve RRM1 ekspresyonu düşük olan hastalarda sağkalım süresi daha uzundu(sırasıyla p=0,001ve p=0,029). Epitelyal over kanserinde ERCC1 ve RRM1 ekspresyon düşüklüğü olan hastalarda median sağkalım süresi yüksek olan hastalara göre daha uzundu(sırasıyla p=0,183 ve p=0,490). Pankreas kanserinde ise ERCC1 ile sağkalım süresi arasında anlamlı ilişki saptanmadı ancak RRM1 ekspresyonu ile sağkalım süresi arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0,005).Sonuç: ERCC1'in akciğer ve over kanserinde, RRM1'in ise akciğer ve pankreas kanserinde prediktif önemi olduğunu saptadık. ERCC1'in akciğer, RRM1'in ise akciğer ve pankreas kanserinde prognostik önemini saptadık. ERCC1 immünohistokimyasal değerlendirme ile platinden yarar görecek hastaları predikte etmede tek başına veya RRM1 ile birlikte kullanılabilecek olan prediktif faktördür. Bu iki parametrenin tedavi öncesi kullanılmasını önermekteyiz.Anahtar sözcükler: akciğer, over, pankreas kanseri, ERRC1, RRM1, prognostik ve prediktif faktörler

Akciğer neoplazmlarıAntineoplastik ajanlarNeoplazmlar+5
Mehmet Ülker
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer epitelyal ve metastatik over tümörlerinde SATB2 ekspresyonunun değerlendirilmesi

Over kanseri 2. en sık görülen jinekolojik kanserdir. Kansere bağlı ölümlerde dünya genelinde yedinci sıradadır. Primer ve metastatik over tümörlerinde ayırıcı tanı, bazı olgularda sorun olabilmektedir. SATB2 (The special AT-rich sequence-binding protein 2) büyüme ve gelişme için önemli matriks ilişkili bir proteindir. SATB2, 2003'te keşfedildiğinden beri bu proteinin rolünü araştıran çalışmalarda hızlı bir artış izlenmektedir. Çalışmalar SATB2' nin kolorektal karsinomlar için sensitif ve son derece spesifik bir belirteç olduğunu göstermiştir. Buna dayanarak, kolorektal kökenli metastatik over tümörlerinde, kullanışlı bir immunohistokimyasal belirteç olduğu düşünülmektedir. SATB2 ekspresyonu, ayrıca akciğer, meme, pankreas, renal, laringeal, özefagial ve kemik kanserlerinde de bildirilmiştir. Bu çalışmada, primer epitelyal ve metastatik over tümörlerinde SATB2 ekspresyonunun varlığını ve histolojik alt tipler arasındaki önemini belirlemeyi amaçladık. Çalışmaya dahil edilen olgular, 2004-2017'de Gaziantep Üniversitesinde, Patoloji Bölümü arşivinden elde edildi. Çalışma grubunu, 148 adet primer epitelyal over tümörü ve 29 adet metastatik over tümörü oluşturdu. İmmunohistokimyasal olarak SATB2 antikoru, otomatik immunohistokimya boyama cihazı (Ventana Ultra Auto-Stainer) ile çalışıldı. Tümör hücrelerinin %1'inden fazlasında, nükleer SATB2 ekspresyonu pozitif kabul edildi. Normal kolon dokusu pozitif kontrol olarak kullanıldı. Müsinöz karsinomların %54.5'i, endometrioid karsinomların %51.7'si, yüksek dereceli seröz karsinomların %18.2'si, borderline müsinöz tümörlerin %17.9'u, borderline seröz tümörlerin %6.7'si ve metastatik overyan tümörlerin %51.7'si SATB2 ile pozitif ekspresyon gösterdi. SATB2 ekspresyonu varlığı primer epitelyal over tümörleri için spesifiklik göstermedi. Kolon, meme, üst gastrointestinal sistem ve apendiks kaynaklı metastatik over karsinomları, değişen oranlarda SATB2 ekspresyonu gösterdi. Kolon karsinomlarının tamamında, literatür ile uyumlu olarak SATB2 ile ekspresyon saptandı. Metastatik grupta, SATB2 ekspresyonu gösteren az sayıdaki olgu, kökeni hakkında istatiksel analiz için kesin bir sonuca imkan vermedi. Çalışmamız, SATB2 ekspresyonunu, metastatik overyan karsinomlara ek olarak, primer epitelyal over tümörlerinde de değerlendiren ilk çalışmadır. Primer ve metastatik over tümörlerinde farklı oranlarda SATB2 ekspresyonunu tespit ettik. Alt gruplarda, SATB2 spesifikliğini göstermek için, geniç ölçekli daha ileri çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: metastatik, over tümörü, primer, SATB2

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörGen ifadesi+4
Esra Öz
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epitelyal over kanserli platin'e sensitif ve resistan hastalarda tekrarlayan kemoterapi rejimlerinin sağkalım süresine etkileri

Amaç: Over kanserleri tüm dünyada en sık ölüme neden olan jinekolojik malignitelerden biridir ve over kanserleri içinde en sık görülen epitelyal over kanserleridir. Hastaların büyük kısmı ileri evrelerde tanı almaktadır. Epitelyal over kanserlerinde birincil tedavi yaklaşımı cerrahidir. Ardından adjuvan kemoterapi verilir. Çalışmada platine duyarlı ve dirençli hastalarda paklitaksel ve platin kombinasyonu, doxorubicin, gemsitabin ve topotekan verilerek hangi rejimin sağkalım üzerine daha etkili olduğu ve yan etki profili açıklanmaya çalışılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında 05 Ocak 2005 ve 20 Mayıs 2014 tarihleri arasında opere edilmiş ve over kanseri tanısı almış hastalar dahil edilmiştir. Araştırmada Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi arşiv bölümünden 92 hastanın bilgileri elde edilip retrospektif olarak incelenmiştir. Hastaların tümüne cerrahi yapılıp tanısı kesinleştirilmiştir. Nüks zamanına göre platin sensitif saptanan hastalara tekrar platin ve paklitaksel kombinasyonu, resistan olanlara doxorubicin, gemsitabin ve topotekan üçlüsünden biri tercih edilmiştir. Tekrar nüks izlenen hastalara yine bu üçlüden biri verilerek tekrarlayan rejimlere devam edilmiştir. Çalışmada over kanseri üzerine sosyodemografik özellikler, nüksler arasındaki zaman ve hematolojik yan etki profilleri araştırılmıştır. Bulgular: Sosyodemografik verilere baktığımızda 45 yaş altında olan hastalar, evre 3b ve altında olanlar, multipar hastalarda sağkalım süreleri daha uzun izlenmiştir. Second line verilen kemoterapi rejimleri içinde platin ve paklitaksel kombinasyonu bir sonraki nüks zamanını 11 ay, gemsitabin 15 ay, doxorubicin 12 ay uzatmıştır. Third line rejimleri içerisinde ise gemsitabin bir sonraki nüks zamanını 17 ay, doxorubicin 21 ay, topotekan 23 ay uzatmıştır. Hastaların totalde % 45'inde lökopeni, % 44'ünde eritropeni, % 42'sinde trombositopeni görülmüştür. Sonuç: Sonuçlara baktığımızda verilen kemoterapiler arasında sağkalım süresine etkileri açısından birbirlerine oranla anlamlı bir farklılık görülmemektedir. Ancak doxorubicin alan hastalarda hematolojik yan etki profili daha az görülmüştür. Paklitaksel ve platin kombinasyonu alan hastaların tolerabilitesi diğer rejimlerden daha iyi izlenmiştir. Neoadjuvan kemoterapi verilen hastalarda, hasta seçiminde komorbiditesi artmış ve tümör volümü yüksek olan hastalar tercih edildiği için sağkalım süreleri daha az izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Epitelyal over kanseri, doxorubicin, gemsitabin, topotekan, platin sensitif, resistan

Antineoplastik ajanlarDoksorubisinEpitel+7
Ali Berk Ölke
Çukurova University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Malign germ hücreli over tümörlerinde kliniko-patolojik özeliklerin prognoza etkisi

Malign over germ hücreli tümörler (MOGHT), tüm over kanserlerinin %5'sinden sorumludur. Primitif germ hücrelerinden köken alan germ hücreli over tümörlerinin en önemli özellikleri – genç hastalarda görülmesi, yaklaşık 1/3 nün malign olması, üçüncü dekad sonrası az görülmesi ve tanı anında olguların yaklaşık yarısından fazlasının erken evrede olmasıdır. Amaç: MOGHT uzun sağkalımla ilişkili olması, farklı gidişatları, ve biyolojik özellikleri nedeni ıle diğer over tümörlerinden ayrı incelenmelidir. Bu çalısmamızda amacımız Çukurova Universitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında son 25 yılda MOGHT tanısı ile takip edilen hastaların klinik ve demografik özellikleri ile birlikte prognostik parametrelerin de incelenmesi ve bulguların sağkalıma etkisinin araştırılmasıdır. Gereç Ve Yöntem : Kliniğimizde Nisan 1992- Kasım 2017 tarihleri arasında opere edilen ve takipleri yapılan 115 MOGHT tanılı hastanın onkolojik dosyaları, klinik ve patolojik kayıtları incelendi. Hastaların klinik özellikleri, operasyon bilgileri, frozen ve final patoloji karşılaştırma sonuçları, tedavileri ve takip bulguları incelenerek bu verilerin sağkalıma etkileri araştırıldı. İstatistiksel değerlendirme Statistical Package for Social Sciences for Windows 20 (IBM SPSS Inc. Chicago, IL) programı kullanılarak yapıldı. Sağkalım analizleri Kaplan-Meier testi ile yapıldı. Malign germ hücreli over tümörlerdeki gruplandırılmış risk faktörlerinin Toplam Sağkalım (OS) ve Hastalıksız Sağkalım (DFS) süreleri hem ortalama hem de ortanca cinsinden belirtildı ve Log-Rank testi ile istatistiksel anlamlılık değerlendirildi. Sağkalımı öngörmedeki bağımsız etkenler, geriye doğru seçim yöntemi ile Cox regresyon analizi kullanılarak incelendi. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 115 hastanın yaş ortalaması 27.5 +_ 14.3 tür. Ortalama takip süresi 71.04 aydır. Hastaların 40'ı (%34.7) Disgerminom, 37'si (%32.1) İmmatur Teratom, 15'i (%13.04) Endodermal sinüs tümörü, 17'si (%14.8) Mikst Germ Hücreli Tümör histopatolojisine sahip idi. Hastaların 69' u(%60 ) tanı anında reproduktif dönemde, 70'i (%61) nullipar olduğu belirlenmiştir. En sık başvuru şikayeti ağrı (%47) ve anormal uterin kanama (%27) olmuştur. 55 hastaya (%47.8) FKC, 38'ne (%33) tam evreleme cerrahisi, 22'ne (%19.8) ise dış merkezde operasyon yapıldıktan sonra kliniğimizde tamamlayıcı cerrahi uygulanmıştır. Postoperatif dönemdeki gebelik oranlarına baktığımızda 79 hastanın fertilite istemi olmasına rağmen sadece 55'ine fertilite koruyucu cerrahi yapılmış olup 19'unda (%34.5) gebelik meydana gelmiş ve onların 15'inde terme ulaşan canlı doğum elde edilmiştir. Çalışmaya alınan 115 hastanın 5 yıllIk sağkalımı %74 dur. Olguların yaklaşık 61'i (%53) Evre 1, 19'u (%16 ) Evre 2, 28'i (%24.3) Evre 3, 6'sı (%5.2 si) Evre 4 olmuştur. Tümör lokalizasyonu 15 (%13) hastada bilateral olmuştur. Tümör dokusunun histopatolojik diferensasyonu ise 48 (%41.7 ) hastada iyi, 28 (%24.3 ) hastada ise kötü olarak diferansiye edilmiştir. 71 (%61.7) hastaya lenf nodu diseksiyonu yapılmıştır. 69 olguda (%60) tanı anında metastaz saptanmamıştır. Sonuç: Kliniğimizde 1480 over kanseri olgusunun 115 (%7) ni MOGHT oluşturmaktadır. Calısmamız kapsamında yapılan tek yönlü analizlerde ; tümör lokalizasyonu, sitoreduksiyon yapılamamış olması, ileri evre hastalık, kötü diferansiyasyon, metastaz saptanmış olması, mikst germ hücre histolojik tipi, hastaların sistemik hastalığının bulunması (diyabet, hipertansiyon, astım vb.) kötü prognostik faktörler olarak belirlendi. Çok yönlü analizlerde hastalıksız sağkalıma etki eden faktörler ileri evre, tümörün mikst germ hücre histolojisinde olması ve suboptimal sitoredüksiyondur. Çalışmamızda, mikst germ hücreli over tümörlerinin hem hastalıksız hem de toplam sağkalım sürelerinin, diğer histolojik türlere göre belirgin olarak düşük olduğu gösterilmiştir. Fertilite koruyucu cerrahi sonrası gebelik oranlarının yüksek bulunması ise hastalar için umutvericidir. Anahtar Kelimeler: MOGHT, germ hucreli, Disgerminom, İmmatur Teratom, Toplam Sağkalım, Hastalıksız Sağkalım, Prognostik Faktörler

DisgerminomGerm hücreleriNeoplazmlar+7
Yegana Sadıgova
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Over kanseri şüphesi olan hastaların preoperatif taramalarına rutin endoskopi ve kolonoskopi eklenmesinin cerrahi ve onkolojik sonuçlara katkısı

Amaç: Bu çalışmanın amacı over kanseri şüphesi ile takip edilen hastalarda preooperatif endoskopi ve kolonoskopi taramasının cerrahi ve onkolojik sonuçlara katkısını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde 17 Ağustos 1992 ile 27 Kasım 2018 tarihleri arasında hastanemizde over kanseri şüphesiyle opere olan veya over kanseri tanısıyla tedavi alan 1446 hastanın dosyaları geriye dönük incelendi. Patoloji sonuçları borderline tümör, teratom, sartoli-leydig hücreli tm ve yolksac tümör gelen hastalar çalışmadan çıkarıldı. Epitelyal over kanseri tanısı alan 910 hasta çalışmaya alındı. Bu hastalardan da Evre 2 ile Evre 4 arasında olan 676 hasta analiz edildi. Hastalar çalışmaya dahil edilirken; ameliyatları, tetkikleri ve medikal tedavileri hastanemizde yapılmış ya da başka hastanelerde yapıldığına dair belgeleri görülerek bu hastalar çalışmaya alındı. Hastalar analiz edilirken: Yaş aralığı, vücut kitle indeksi, menopoz durumu, parite durumu, eşilik eden komorbidite olup olmadığı, tümör marker değerleri(CEA,CA19.9, CA125,CA15.3), preop asit miktarı, tanı anında eşlik eden semptom, preop tümör çapı, debulking cerrahi tipi(primer-interval), sitoreduksiyon yeterliliği, primer operasyon tipi, adjuvan kemoterapi türü, adjuvan kemoterapi alma süresi, appendektomi yapılma durumu, üst batın cerrahi uygulanma durumu, preop komplikasyon durumu, postop komplikasyon durumu, tümör histolojisi, tümör histolojik grade'i, tümör evresi, tümör tipi (dualistik modele göre sınıflandırılan), endoskopi uygulanma durumu, kolonoskopi uygulanma durumu, Hastanın durumu ve rekürrens durumu gibi parametreler tek tek incelenmiştir. Endoskopi ve Kolonoskopi parametreleri incelenirken; hastalar endoskopi ve kolonoskopi uygulanmadı, malignite var ve malignite yok şeklinde 3 gruba ayrıldı. Hastanemizde Endoskopi ve Kolonoskopi taraması yapılan hastalarda Endoskopi ve Kolonoskopi işlemleri dahiliye gastroenteroloji öğretim üyeleri ve dahiliye gastroenteroloji yan dalı araştırma görevlisi uzman doktorlar tarafından yapıldı. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sürekli ölçümlerse ortalama, sapma ve minimum -maksimum olarak özetlendi. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmalarında Ki kare testi ve Fischer'ın Kesinlik Testine başvuruldu. Tüm testlerde istatistiksel önem düzeyi 0,05 olarak alındı. Bulgular: Hastaların ortalama tanı yaşı 54,7±12,4; ortanca tanı yaşının ise 55 yaş olduğu tespit edildi. Hastaların ortalama vücut kitle indeksi 27,6±4,9; ortanca vücut kitle indeksi değeri ise 27,1 olarak tespit edildi. Çalışmaya dâhil edilen hastaların %67,8 i postmenopozal dönemde %32,2'si reproduktif dönemde olarak tespit edilmiştir. %84,6 oranında hasta multipar %10,7 oranında hasta ise nullipar olarak tespit edildi. Hastalarda tanı anında en sık görülen semptom karın ağrısı %71,2 ikinci en sık görülen semtpom ise karın şişliği %22,3 tespit edildi. Bağırsak rezeksiyonu varlığı ile laboratuvar bulguları arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0,05). Bağırsak metastaz varlığı olan hastalarda postop CA125 değerleri daha yüksek gözlenirken (p<0,05); diğer parametreler arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Bağırsak metastazı varlığı ile preop asit bulguları arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken; bağırsak metastazı varlığı olanlarda preop Tümör çapı değerinin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Hastaların endoskopi (p=0,071), kolonoskopi (p=0,125), Bağırsak rezeksiyonu (p=0,614), Endoskopide Malignite (p=0,974) ve kolonoskopide malignite (p=0,920) varlığı bulguları ile ortalama sağkalım bulguları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmedi (p>0,05). Bağırsak metastazı uygulanan hastaların ortalama sağkalım süresinin düşük olduğu saptandı (p>0,05) Sonuç: Over kanserinde rutin bir tarama protokolü bulunmamaktadır. Birçok klinikte over kanseri gastrointestinal sistem metastazı düşünülen hastalara tarama amaçlı endoskopi ve kolonoskopi işlemi yapılmaktadır. Over kanserinin bağırsak metastazlarında genellikle seromüsküler tutulum görüldüğünden dolayı kolonoskopinin taramada duyarlılığı az olmaktadır. Endoskopi ve kolonoskopi taraması yüksek maliyet oranı çıkarmaktadır. Ayrıca noninvazif bir işlem olmayıp hastalarda rahatsızlık ve ajitasyona neden olabilmektedir. Tüm bunlar değerlendirilince; riske göre uyarlanmış endoskopi ve kolonoskopi taraması hastalar için daha makul bir strateji olabilir. Anahtar Sözcükler: Over kanserleri, Epitelyal over kanserleri, over kanserlerinde tarama, Endoskopi ve Kolonoskopi

EndoskopiKolonoskopiNeoplazmlar+6
Yavuz Çiçek
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Malign epitelyal over tümörlerinde HER2/NEU, MUC1, östrojen ve progesteron reseptör ekspresyonunun klinik önemi

Amaç: Bu çalışma malign epitelyal over tümörlerinde HER2neu, MUC1 ve östrojen, progesteron reseptörlerinin immünohistokimyasal olarak ekspresyonlarını belirlemek ve bu belirteçlerin ekspresyonlarının klinik-patolojik özellikler ile prognoz üzerindeki etkilerini araştırmak için tasarlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 15 Haziran 2009-14 Kasım 2018 tarihleri arasında opere edilerek epitelyal over kanseri tanısı almış 86 hasta oluşturdu. Bu 86 hastanın; 46'sı high grade seröz karsinom, 7'si low grade seröz karsinom, 14'ü müsinöz karsinom, 19'u berrak hücreli karsinom histopatolojik tipindeydi. Retrospektif olarak bilgiler incelendi. Hastaların yaşları, menapoz durumları, vücut kitle indeksleri, doğurganlıkları, hastaneye başvuru tümör marker düzeyleri, peroperatif asit varlığı, lenfovasküler invazyon ve lenf nodu metastaz durumu, evre ve gradeleri, toplam sağkalım ve hastalıksız sağkalım süreleri, nüks durumları ve platine direnç gösterme durumları kayıt altına alındı. Hastaların patoloji preparatlarına immünohistokimyasal olarak MUC1, HER2neu, Östrojen, Progesteron antikorları uygulandı ve bu belirteçlerin ekspresyon durumları ile klinik-patolojik özellikler ve prognoz arasındaki ilişki istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Bulgular: Çalışma grupları arasında yaş, parite, vücut kitle indeksi açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmazken; high grade seröz karsinom grubunda postmenopozal hastalar daha yüksek sıklıktaydı (p=0,036). Low grade seröz karsinom ve berrak hücreli karsinom gruplarındaki hastaların tamamında MUC1 kuvvetli pozitif boyandı. MUC1 pozitif boyanma sıklığının müsinöz karsinomda daha düşük; high grade seröz karsinomda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,001). Müsinöz karsinom grubunun yarısında HER2neu kuvvetli pozitif boyandı. Low grade seröz karsinom grubunun %85,7'sinde östrojen reseptör (p=0,041) ve progesteron reseptör(p=0,029) pozitif saptandı. Östrojen ve progesteron reseptör pozitif olan hastalarda ortalama sağkalım süreleri daha düşük bulundu. High grade seröz karsinom patoloji grubundaki platin tedavisine direnç gösteren 22 hastanın 20'sinde östrojen reseptörünün pozitif boyandığı, 21 (%95,4)'inde MUC1 yüksek pozitiflikte boyandı. High grade seröz karsinom grubunda ortalama sağkalım süreleri 41,4±4,2 ay, low grade seröz karsinom grubunda ortalama sağkalım süreleri 99,8±22,8 ay, müsinöz karsinom grubunda ortalama sağkalım süreleri 80,4±11,1 ay, berrak hücreli karsinom grubunda ortalama sağkalım süreleri 75,9±13,7 ay olarak belirlendi. Lenf nodu metastaz varlığı (OR=3,5), lenfovasküler invazyon varlığı (OR=21,296), ileri evre oluşu (OR=13,442), platin direnci oluşu (OR=46,588), grade 3 oluşu (OR=10,750), östrojen reseptör pozitifliğindeki artış (OR=3,438), optimal sitoredüksiyon yapılışı (OR=17,280), histolojik tip açısından high grade seröz karsinomu (OR=9,257) bağımsız prognostik faktörler olarak belirlendi. Sonuç: Low grade seröz ve berrak hücreli karsinom grubunda MUC1'in yüksek pozitif boyanması, platin dirençli hastalarda östrojen-progesteron reseptör ekspresyonlarının yüksek olması, müsinöz karsinom grubunun yarısında HER2neu pozitifliği saptanması bu çalışmanın önemli sonuçlarıdır. Yönetimleri sıkıntılı olan bu epitelyal over kanserlerinde hedefe yönelik tedavi açısından bu sonuçlar göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Berrak Hücreli Karsinom, Epitelyal Over Kanseri, HER2neu, High Grade Seröz Over Kanseri, Low Grade Seröz Over Kanseri, MUC1, Müsinöz Karsinom, Östrojen Reseptör, Progesteron Reseptör

Gen ifadesiKarsinomaOver+4
Ahmet Çataldeğirmen
Çukurova University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Over kanserinde CD47 ekspresyonunun klinik önemi

Amaç: Malign over tümörlerinde CD47 ekspresyonunun klinik-patolojik özelliklerle prognoz üzerine etkileri incelenmiştir. Materyal-metod: Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nde over kanseri tanısı almış 83 hastaya ait parafin bloklardan alınan kesitlerde immünohistokimyasal olarak CD47 ekspresyonu değerlendirilmiştir. Bulgular: Over kanseri olan 83 hastanın %38,6'sında CD47 ekspresyonu saptanmazken %61,4'ünde CD47 ekspresyonu saptandı. Sonuç: Yüksek CD47 ekspresyonu OS ve PFS'de kısalmaya neden olmuş kötü prognozla ilişkilendirilmiştir. CD47 ekspresyonunun varlığının ve yüksekliğinin önemi kliniko-patolojik olarak gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: CD47, over kanseri, immünohistokimya, monoklonal antikor, prognoz

Antikorlar-monoklonalOver neoplazmlarıPrognoz+1
Nazife Gümüş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epitelyal over tümörlerinde hasta karakteristik özellikleri ile obezite –sağkalım ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada amaç epitelyal over kanseri tanısı olan hastalarda obezitenin, hasta karakteristik özellikleri ve diğer eşlik eden faktörler ile toplam ve hastalıksız sağkalım üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde 1992 ile 2018 yılları arasında hastanemizde epitelyal over kanseri tanısı almış 1053 hastanın dosyaları geriye dönük incelendi. Bu hastalar içerisinde antropometrik verilerine ulaşılabilen 939 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya alınan hastaların vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplamaları yapılarak, Dünya Sağlık Örgütü'nün obezite sınıflamasına göre kategorize edildi. Hastaların analizinde Yaş aralığı, VKİ, menopoz durumu, parite durumu, eşlik eden komorbidite, CA 125 değerleri, preop asit miktarı, tanı anında eşlik eden semptom, preop tümör çapı, debulking cerrahi tipi (primer-interval), sitoreduksiyon yeterliliği, primer operasyon tipi, adjuvan kemoterapi türü, preop komplikasyon durumu, postop komplikasyon durumu, tümör histolojisi, tümör histolojik grade'i, tümör evresi ve rekürrens durumu gibi parametreler incelendi. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 23.0 paket programı kullanıldı. Kategorik ölçümler sayı ve yüzde olarak, sürekli ölçümler ortalama ve standart sapma (gerekli yerlerde ortanca ve minimum -maksimum) olarak özetlendi. Kategorik parametrelerin karşılaştırılmalarında ki-kare ve Fisher exact keskinlik tanı testlerine başvuruldu. Çalışmada yer alan parametrelerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemede Shapiro-Wilk testi kullanıldı. Sağkalım analizlerinde Kaplan Meier testi ile Log Rank testlerine başvuruldu. Hastaların mortalite etkilerini incelemesinde çoklu lojistik regresyon testi kullanıldı. Tüm testlerde istatistiksel önemlilik düzeyi 0.05 olarak alındı. Bulgular: Çalışmada yer alan hastaların yaş ortalamaları 53,9±12,9 yıl iken; hastalardan 347 (%37.0)'si 50 yaş altı, 436 (%34.7)'sı 50-65 yaş aralığında, 156 (%16.6)'sı ise 65 yaş üzerinde oldukları tespit edildi. Hastalardan 326 (%34.7)'sı premenopoz, 613 (%65.3)'ü ise postmenopoz idi. Çalışmamızda ortalama toplam sağkalım ve ortalama hastalıksız sağkalım süreleri sırasıyla 71.9 ay ve 21.9 ay olarak saptandı. Zayıf, normal, aşırı kilolu, obez ve morbid obez hasta grupları için ortalama toplam sağkalım bulguları sırasıyla 49.7, 77.1, 75.5, 56.8 ve 42.3 ay olarak saptandı. Bununla birlikte ortalama hastalıksız sağkalım süreleri sırasıyla 16.2, 23.5, 24.7, 18.7 ve 20.9 ay olarak hesaplandı. Hastalardan VKİ değeri zayıf, obez ve morbid obez grubunda yer alanların toplam sağkalım sürelerinin, VKİ değeri normal ve aşırı kilolu grupta yer alan hastalara göre daha düşük olduğu tespit edildi (p=0,001). Hastalıksız sağkalım açısından VKİ grupları arasında anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Gelişmiş dünyada obezite prevelansı giderek artmakta olup günümüzde dünya genelinde önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Malign hastalıkların, gelişmiş ülkelerde en yaygın ölüm nedenlerinden biri olduğu ve over kanserinin kadın popülasyonunda en ölümcül malignite türlerinden biri olduğu düşünüldüğünde obezitenin over kanseri prognozu ve sağkalımı üzerindeki etkisi incelemeye değerdir. Geçmişten bu yana yapılan çalışmalarda farklı sonuçlar elde edilmek ile beraber obezitenin beraberinde getirdiği yandaş problemlerin over kanseri özelinde toplam sağkalıma olumsuz yönde etkileri olabilmektedir. Anahtar Sözcükler: Over kanserleri, Epitelyal over kanserleri, obezite, mortalite, hastalıksız sağkalım, toplam sağkalım

Epitel hücreleriHastalarMortalite+4
Sabahattin Oğuzhan Kayım
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

High grade seröz over kanserinde prognostik nutrisyonel indeksin prognostik önemi ve diğer prognostik faktörlerle karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı kliniğimizde high grade seröz over kanseri tanısı alan hastalarının prognozunu öngörebilmek için prognostik nutrisyonel indeks (PNI)' in prognoza olan katkısının araştırılması ve diğer prognostik faktörlerle olan ilişkisinin ortaya konulmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışma; Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde 2010-2020 yılları arasında high grade seröz over kanseri tanısı almış, tedavisi ve takipleri yapılan 332 hasta üzerinde yapılmıştır. Yaş aralığı, vücut kitle indeksi (VKI), menopoz durumu, parite durumu, başvuru semptomları, komorbidite varlığı, Amerika Anesteziyoloji Derneği (ASA) skorları, laboratuar bulguları ve prognozda etkili olabileceği düşünülen preoperatif asit varlığı, Ca-125 (Kanser antijeni-125), nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı, fagotti skoru, hastalığın evresi, nüks varlığı, platine direnç gösterme durumu, optimal sitoredüksiyona ulaşılıp ulaşılmadığı ve PNI değeri kaydedildi. Hastaların albümin ve lenfosit değerleri kullanılarak PNI değeri hesaplandı. Prognoza etki eden diğer faktörlerle ilişkisi istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 54,6±12,1 olup, % 65,4'ü postmenopoz dönemde idi. Hastaların %13,9'u nullipar idi. VKI ortalaması 29,9±6,1 olup, %38,9 unda eşlik eden komorbid hastalık mevcut idi. Preoperatif bakılan Ca-125 değeri ortalamaları 764,7±1162,2 olarak bulundu. Ortalama takip süresi 61,3 ay idi. Hastaların %68,1'inin 3 yıllık, %48,5'inin ise 5 yıllık sağkalımı mevcut idi. PNI değeri ortalaması 41,8±8,7 olduğu saptandı. Hastaların mortalite bulgularına göre yapılan analiz sonucu PNI değerinin cut-off değeri 44,6 ve altında olması %96,84 duyarlılık ve %81,69 özgüllük ile mortaliteyi öngördüğü tespit edildi (p<0,001). PNI değeri düşük olan hastalarda 5 yıllık sağkalım oranı düşük; mortalite oranı ise daha yüksek bulundu (p<0,001). Postmenopoz olan hastalarda, sitoredüksiyon sonrası ≥ 1 cm tümör yükü bulunan hastalarda, ileri evre hastalarda, sitoloji sonucu pozitif gelenlerde, platin dirençli olgularda, asit miktarı >1 litre olanlarda, Fagotti skoru yüksek olan, nüks gözlenen ve 5 yıllık sağkalımı düşük olan hastalarda PNI değeri anlamlı derecede düşük bulundu (sırasıyla p=0,037, p<0,001, p<0,001, p=0,004, p<0,001, p=0,002, p=0,041, p<0,001, p<0,001). Hastaların PNI değeri ile Ca-125 değerleri arasında ters yönlü zayıf bir ilişki tespit edildi (p=0,026). Total sağkalıma etki eden faktörler ileri yaş, menopoz, düşük PNI değeri, asit varlığı, nüks varlığı ve hastaların ileri evrede olmasıydı (sırasıyla p=0013, p=002, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001). Hastaların PNI değerinin 44,46 ve altında olmasının mortaliteyi 136,82 kat (OR=136,821, % 95 GA 54,6-342,4) arttırdığı tespit edildi (p<0,001). Sonuç: High grade seröz over kanserli hastalarda PNI'nin mortalite ile ilişkili olduğunu ve prognozu göstermede potansiyel bir marker olabileceğini gösterdik. PNI'nin prognostik potansiyeli kanıt düzeyi yüksek araştırmalar ile desteklenmelidir. Anahtar Sözcükler: Over kanseri, High grade seröz over kanseri, Prognostik nutrisyonel indeks

BeslenmeNeoplazmlarOver hastalıkları+3
Zeynep Cansu Aladağ
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Benign over tümörlerinde total antioksidan kapasite, total oksidan seviye ve oksidatif stres indeksi arasındaki ilişkinin araştırılması

Her kadının hayatının bir döneminde overlerinde tümör rastlanabilir. Over tümörleri reprodüktif çağdaki kadınlarda sık rastlanır ve bu kistlerin çoğu endometrioma ve dermoid tümörlerdir. Bazıları herhangi bir bulgu vermezken bazı tümörler pelvik ağrı, dismenore, infertilite, ele kitle gelmesi şeklinde bulgu verebilir. Bir kısmı da başka nedenlerle yapılan ultrasonografi ya da görüntüleme tetkiklerinde ortaya çıkabilir. Etiyolojide bir takım faktörler suçlanmakla birlikte, henüz kesin olarak ortaya konmuş nedenler bulunmamaktadırBenign over tümörü nedeniyle opere edilen 30 hasta ile over tümörü olmayan başka nedenlerle opere edilen 30 hasta çalışmaya alındı. Bu iki grup arasında total oksidan seviye (TOS), total antioksidan kapasite (TAK), OSİ (oksidatif stres indeksi) değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca hasta grubunu oluşturan endometrioma (n=16) ve dermoid (n=14) tümörler kontrol grubuyla karşılaştırıldıÇalışmamızda over tümörü olan hasta grubu ile kontrol grubu arasında total antioksidan seviyesi bakımından fark saptanmadı (p=0.191Benign over tümörü olan hastalarla, ovaryan tümörü olmayan hastaların total oksidan seviye değerlerinde sınırda bir fark saptandı (p=0.058Benign over tümörlü hasta grubunda, OSİ bakımından, kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0.041Endometrioma ve kontrol grubu karşılaştırılıdığında TAS `de fark saptanmazken TOS ve OSİ değerleri yüksek saptandı. Dermid kist ile kontrol grubu arasında TAS, TOS ve OSİ değerlerinde anlamlı farklılık saptanmadıÇalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlar over tümörünün meydana getirdiği bir sonuç olabileceği gibi over tümörünün oluşumundaki nedenlerden biri olması muhtemeldir.Anahtar kelimeler: Endometrioma, Dermoid kist, Total antioksidan seviye, Total oksidan seviye, Oksidatif stres indeksi.

AntioksidanlarEndometriyozEndometriyum+4
Çetin Çelik
Gaziantep University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda over kanseride oksidatif stresin etkileri

özetler daha sonra eklenecektir

AntioksidanlarLipid peroksitNeoplazmlar+5
Ali Erkan Aşcı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Everolimus'un over berrak hücreli kanser hattında PTEN/mTOR/ VEGF sinyal yolağındaki etkilerinin apoptotik düzeyde araştırılması

Over berrak hücreli karsinomu tedaviye dirençli düşük differensiasyon gösteren kanserlerdir. mTOR hücrede birçok stimülan yolağın birleşkesinde yer alarak hücre proliferasyonu ve anjiogenezisi stimüle eden önemli bir role sahiptir. Çok sayıda hücre dışı uyaran ve hücre içi uyaran etkilerini mTOR aracılığı ile gerçekleştirir. Bir tümör supressörü olan PTEN hücre siklusunda önemli bir role sahip olup PI3K inhibisyonu yapar. mTOR inhibitörü olan everolimus rapamisin türevi olup antianjiogenik ve antiproliferatif etkilere sahiptir. Çalışmamızda everolimus ve taxolun ES-2 hücre hattına etkilerini sitotoksik, apoptotik ve genomik düzeyde araştırması yanında PTEN, mTOR, VEGFA yolağındaki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Taxol?un 500 nM dozda 24 saat uygulanması ile elde edilen %50.3 hücre canlık oranı, çok düşük doz taxol?un (10nM) ve everolimus kombinasyonu ile de yaklaşık olarak benzer oranda elde edilebilmiştir. 48 saat süreli 5nM taxol ve 10nM everolimus kombinasyonu ile de yüksek apoptozis oranı (%27) ve düşük canlılık oranı (%46.7) elde edilebilmiştir (p<0.05). Everolimus ve taxol kombinasyonu ile VEGFAmRNA ve PTENmRNA seviyesinde azalma (p<0.05) ve mTORmRNA seviyesinde değişme olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak everolimus ve taxol kombinasyonun kullanılmasının hücre canlılığını azaltmada ve apoptozisi arttırmada tek başına taxol kullanılmasına göre daha etkin olduğu ve bu etkiyi taxolun çok daha düşük dozları ile de etkin sonuçlar sağlayarak, taxolun yüksek sitotoksitesinden koruyabileceğini ve PTEN ile VEGFA seviyelerini değiştirebilecek etkiler oluşturduğunu saptadık.

ApoptozisEverolimusFosforik monoester hidrolazlar+6
Kamil Hakan Müftüoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pelvik kitlesi olan kadınlarda serum CA 125 ve HE 4 düzeyinin karşılaştırılması

Over kanseri kadın genital sistemi kanserleri arasında en sık ölümle sonuçlanan kanser tipidir. Over kanserinin prognozu erken evrede iyi iken ileri evrelerde 5 yıllık sağ kalım oldukça düşüktür. Over kanseri ayırıcı tanısında kullanılan CA 125 başta endometriozis olmak üzere birçok benign ve malign hastalıkta yükselmektedir. CA 125 over kanserine özgül bir tümör belirteci olmadığından dolayı ayırıcı tanıda rolü sınırlıdır. Bu durum HE 4 gibi yeni tümör belirteçlerinin araştırılmasına yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı; over kitlesi saptanıp opere edilen hastalarda görüntüleme skoru, serum CA 125 düzeyi ve serum HE 4 düzeyinin over kanseri ayırıcı tanısındaki performansını karşılaştırmaktır. Çalışmamıza over kitlesi saptanıp Gazi Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde opere edilen 85 hasta dahil edilmiştir. Hastaların operasyon öncesi görüntüleme skorları, CA 125 düzeyi, HE 4 düzeyleri ve operasyon sonrası patoloji sonuçları prospektif olarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak over kanserini tanısında HE 4 düzeyi, CA 125 düzeyi ve görüntüleme skoruna göre daha duyarlı ve daha özgül bulunmuştur. HE 4 düzeyinin CA 125?in aksine endometriolarda yükselmediği görülmüştür.

Antijenler-tümör assosiye karbonhidratGenital neoplazmlar-kadınKadın ürogenital hastalıkları+4
Koray Aslan
Gazi University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Seröz ovaryan borderline tümörlerle ilişkili olduğu düşünülen miRNA'ların analizi

Çalışmamızda over tümörlerinin en sık görülen şekli olan seröz over tümörleri ile ilişkili olduğunu düşündüğümüz miRNA-16, miRNA-21 ve miRNA-92a'nın; formalin ile fikse edilmiş parafine gömülü bloklardan elde edilen doku örneklerinde gen ekspresyon düzeyleri tespit edilerek, benign, borderline ve malign seröz over tümörlerinde gösterdikleri ekspresyon düzeyi farklılıkların bulunması ve prognostik olarak önem arz edip etmediğinin tespitini amaçladık. Çalışmada 01.01.2010 – 01.01.2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde opere olmuş olan ve patoloji raporları Borderline, Benign ve Malign Seröz Ovaryan Tümör tanısıyla raporlandırılmış hastalara ait parafin bloklar kullanılmıştır. 30 adet Borderline, 29 adet Benign ve 30 adet Malign Seröz Ovaryan Tümör tanısı almış hasta gruplarında qRT-PCR yöntemi ile miRNA-16, miRNA-21 ve miRNA-92a ekspresyon düzeyleri değerlendirilmiştir. p değerinin 0,05'ten küçük olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. miRNA-16 ekspresyon düzeyleri karşılaştırıldığında Borderline grupta Benign gruba göre, Malign grupta ise Borderline gruba göre anlamlı derecede artmış ekspresyon değerleri görülmüştür (sırasıyla p=0,002, p=0,017). miRNA-21'de ise Malign grup ile ne Borderline, ne de Benign gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır (sırasıyla p=0,310, p=0,098). miRNA-21'in Borderline grupta Benign gruba göre anlamlı bir ekspresyon artışı dikkati çekmiştir (p=0,008). miRNA-92a'da Borderline ve Benign gruplar kıyaslandığında ekspresyon düzeyleri açısından anlamlı fark saptanamamıştır (p=0,431). Ancak miRNA-92a ekspresyon düzeyleri Malign grupta hem Borderline gruba göre, hem de Benign gruba göre anlamlı olarak yükselmiş olarak bulunmuştur (sırasıyla p=0,001, p=0,001). İngilizce literatürde Borderline seröz ovaryan tümörlerle alakalı miRNA ekspresyonunu karşılaştıran başka çalışma olmaması sebebi ile bu çalışma değerli bir yere sahiptir. miRNA-16, miRNA-21 ve miRNA-92a seröz over tümörleri için tanısal ve prognostik olarak kullanılabilecek biyobelirteçler olabilirler.

BiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümörMikro RNA+3
İbrahim Keklikçioğlu
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Seröz overyan tümörlerde subfatin ve asprosin ekspresyonlarının immünohistokimyasal ve ELISA yöntemi ile taranması

Over kanserinde, seröz karsinomlar hızlı seyri nedeniyle jinekolojik kanserler arasında önem kazanırlar. Over kanseri mortalite oranlarına bakıldığında kansere bağlı ölümlerde ilk 5 sıradadır. Kabul edilen bir erken tanı yönteminin olmaması da mortalite artırıcı önemli nedenlerdendir. Epitelyal Over Tümörlerinin yarısından fazlasını Seröz Overyan Tümörler oluşturur. Epitelin proliferasyon ve atipisine göre de tümörler benign, borderline ve malign kategorilerine ayrılmaktadır. Tanıda en çok kullanılan metod pelvik muayene, transvaginal USG ve serum CA-125 değerleridir. Over kanseri için bilinen ucuz, emniyetli ve basit bir tarama yöntemi yoktur. Kanserli hücrelerin; immünolojik faktörler, inflamasyon, glukoz metabolizması, termoregülasyon, apoptoz ile yakından ilişkisi olduğu bilinmektedir. Bu nedenle hızlı glukoz salınımında, apoptoz ve inflamatuar mekanizmalarda rolü bulunan glukojenik bir protein olan asprosinin, benzer etkilere ek olarak egzersiz ve soğuk basınç ile ilişkili Meteorin-like proteinin kanserle ilişkisini araştırdık. Glukoz tüm yaşayan canlılar için enerji kaynağıdır. Kanser hücreleri hızlı bölündükleri için glukozu sağlıklı hücrelerden daha fazla kullanmaktadır. Glukoz metabolizmasını regüle eden, daha önce bu yönden çalışma yapılmamış subfatin ve asprosinin Seröz Overyan Tümörlerde kaderinin nasıl değiştiğini İmmüno histokimyasal ve ELISA yöntemi ile araştırdık. Sonuç olarak asprosin ve subfatinin kanserli grupta diğer gruplara oranla belirgin azaldığı belirlenmiştir. Subfatin ve asprosin malign transformasyonun metabolik kontrolüne aracılık eder. Bu çalışma, subfatin ve asprosinin seröz overyan tümörlerde, kanser fizyopatolojisinde önemli roller oynadığını düşündürmektedir. Bu veriler asprosin ve subfatinin tümör belirteci olabileceği, farklı kanser grupları arasında farklı eğilimler göstererek ayırıcı tanıda öncülük edeceği fikrini ve belki tedavi amaçlı kullanımını gündeme getirecektir. Anahtar kelime: Asprosin, Metrnl, Subfatin, Meteorin-Like protein, seröz over kanseri.

AsprosinEnzime bağlı immünosorbent testiGen ifadesi+4
Miyase Mirzaoğlu
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Overin yüzey epitel tümörlerinde apopitotik ve proliferatif aktivite ile metastaz ilişkisi

Over tümörleri kadın genital sistemi tümörlerinin yaklaşık %30'unu oluştururlar. Over kanserleri dünya genelinde kadınlarda altıncı en sık görülen kanserlerdir ve jinekolojik kanserlere bağlı ölümlerde ilk sıradadır. Tanı esnasında %75'inde pelvis dışına yayılım vardır. Çalışmamızda overin yüzey epitel kaynaklı benign, borderline ve malign tümörlerinde CD44, M30 ve Ki-67 gibi immünohistokimyasal belirleyicileri kullanarak belirlenen apopitotik ve proliferatif aktivitenin; lenf düğümü tutulumu ve metastazla ilişkisini belirlemeyi amaçladık.Çalışmamıza Fırat Üniversitesi Hastanesi Patoloji Anabilim Dalı Laboratuarı arşivinden ardışık olarak seçilen 20 benign (13 seröz, 7 müsinöz), 20 borderline (12 seröz, 8 müsinöz) ve 20 malign (16 seröz, 4 müsinöz) over yüzey epitel tümörü örneği alındı. Örneklere immünohistokimyasal olarak uygulanan CD44, M30 ve Ki-67 boyama özellikleri ile lenf düğümü tutulumu ve metastaz arasındaki ilişki incelendi.Ki-67 proliferasyon indeksi benign grupta en düşük ve malign grupta en yüksek olup istatistiksel olarak gruplar arasında fark anlamlıydı (p < 0.05). CD44, benignlerde borderline ve malign tümörlere göre oldukça düşük olup istatiksel olarak anlamlı bulundu. M30 boyanma yoğunluğu açısından fark bulunmazken, M30 boyanma yaygınlığı benignlerde, borderline ve malign tümörlere göre anlamlı şekilde daha yüksek bulundu. Malign olgularda lenf düğümü tutulumu ve metastaz ile Ki-67, M30 ve CD44 pozitifliği arasında anlamlı ilişki belirlenmedi.Sonuçta; over yüzey epitel tümörlerinde Ki-67 ve CD44 pozitifliği malignite ile paralel artış gösterirken M30 ters bir ilişki ortaya koydu. Bu üç belirteç ile prognozu etkileyen lenf düğümü tutulumu ve metastaz arasında bir ilişki bulunamadı.

ApoptozisGenlerKi-67+4
Pervin Karabulut
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2011-2020 yılları arasında Dicle Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına başvuran ve malign adneksiyal kitle nedeniyle opere edilen hastaların değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada over kanseri ile tüm bu bilinenleri de göz önünde bulundurarak; over kanserinin etyopatogenezi, tanısı, prognozu ile ilgili faktörleri retrospektif olarak inceleyip risk altındaki popülasyonun belirlenmesi ve bu sayede daha sık ve erken kontrol altına alınıp kansere ilerlemeden veya erken evrede yakalamaya çalışmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmamıza Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda 1 Ocak 2011- 31 Aralık 2020 tarihleri arasında adneksiyal kitle nedeniyle opere edilen ve nihai patoloji sonucu malign olarak sonuçlanan toplam 99 hasta dahil edildi. Borderline sonuçlanan hastalar çalışmamıza dahil edilmemiştir. Bu 99 hastanın yaşı, gravide-paritesi, menapozal durumu, ek hastalık varlığı, semptomları, CA-125 düzeyi, tümör yükü kalıp kalmadığı, tümör çapı ve yapısı, asit varlığı, implant varlığı, lenf nodu tutulumu, frozen patoloji sonucu, tümör tipi, evre, komplikasyon olup olmdığı araştırıldı. Bulgular: Bu çalışmada tanı anında ortalama yaş 51.04 olarak tespit edilmiştir. Hastaların % 55.6 hastanın postmenapozal olduğu görülmüştür. En sık rastlanan tümör tipi epitelyal tümörler olarak tespit edilmiştir. Hastaların daha çok ileri evrede oldukları tespit edilmiştir. CA-125 seviyesi yükseldikçe evrenin de ilerlediği görülmüştür. Evre ile lenf nodu ve asit mayi varlığı ilişkisi incelendiğinde ileri evrelerde lenf nodu tutulumu ve asit mayi varlığının arttığı görülmüştür. Rezidü tümörü olan hastalarda CA-125'in daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Lenf nodu tutulumu olan hastalarda CA-125 düzeyi tutulmayanlara göre daha yüksek bulunmuştur. Asit mayi var olan hastalarda olmayanlara kıyasla CA-125 düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Bilateral tümörü olan hastalarda unilateral olan hastalara göre CA-125'in daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Epitelyal tümörlerde CA-125 düzeyinin diğer tümör tiplerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç: Çalışmamız over kanserinin daha çok ileri yaşta, postmenapozal kadınlarda ve sıklıkla ileri evrede tespit edildiğini ortaya koymuştur. Tümör belirteci olarak en sık kullanılan CA-125'in evre, rezidü tümör, lenf nodu tutulumu, asit mayi varlığı, tümörün bilateralitesi, tümör tipi ile ilişkili olduğu görülmüştür. Ayrıca evrelerle ilişkili olabilecek lenf nodu tutulumu ve asit mayi de incelenmiş ve evre arttıkça lenf nodu tutulumu ve asit mayi varlığının paralellik gösterdiği tespit edilmiştir.

Adneks hastalıklarCerrahi-kadın doğumErken teşhis+4
Dicle Akkılıç Dönmez
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akciğer, mide ve over malign epitelyal tümörlerinde mast hücre yoğunluğunun tümör nekrozu ve vaskülarizasyon ile ilişkisi

Malign epitelyal tümörler başta akciğer olmak üzere bir çok organda gelişebilen ve ölüme neden olabilen önemli bir tümör gurubunu oluşturmaktadır. Tümör büyümesinde anjiogenez çok önemli bir basamağı teşkil etmekte olup, bazı çalışmalarda mast hücresinin (MH) dokudaki anjiogenez veya neovaskülarizasyon (yeni damar oluşumu) ile yakından ilişkili olduğu da gösterilmiştir. Ayrıca MH'nin degranülasyonu ile saldığı bazı maddelerle (anjiogenik VEGF ya da kollajenolitik enzimler vb.) tümörün büyümesine ve yayılmasına yol açtığı iddia edildiği gibi, yine saldığı TNF-α ve IL-4 gibi maddelerle de tümör büyümesini inhibe edebildiği, tümör hücrelerinin apoptozuna yol açabildiği de gösterilmiştir. Bu sebeble mast hücresinin tümör ile olan karşılıklı etkileşimlerinde iki hususun çok önem arzettiği görülmektedir: MH'nin anjiogenez üzerine olan etkisi ve iddia edilen sitotoksik etkisi. Araştırmamızda sık görülen ve nekrozla seyredebilen mide, akciğer ve over malign epitelyal tümör örneklerinde nekrozlu ve nekrozsuz olgular arasında mast hücre yoğunluğu ile vaskülarizasyon arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmeyi amaçladık. Bunun için çalışmamızda 50 adet mide, 56 adet akciğer, 59 adet over olmak üzere toplamda 165 malign epitelyal tümör olgusu ele alınarak, kendi aralarında nekrozlu ve nekrozsuz gruplara ayrıldı ve her olguya mast cell triptaz ile CD34 antikorları çalışıldı. Çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre mide, akciğer malign epitelyal tümörlerinde nekrozsuz olgular nekrozlu olgulara göre hem daha fazla sayıda mast hücresi, hem de daha fazla sayıda vasküler yapı içermekteydi. Bu vasküler yapı sayısındaki artışın mast hücre sayısındaki artış ile bir ilişkisi olabileceğini, bunun da mast hücrelerince salındığı bilinen VEGF düzeyi ile bağlantısının bulunabileceğini düşünmekteyiz.

Akciğer neoplazmlarıEpitelMast hücreleri+4
Şeyhmus Kaya
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Malign over tümörlerinde preoperatif trombositozun prognostik öneminin incelenmesi

Over kanseri, kadınlarda en sık görülen beşinci kanser olmakla birlikte, jinekolojik kanserler arasında ikinci sıklıkta görülmekte olup, jinekolojik kanser ölümlerinin en sık sebebidir. Over kanseri kadınlarda görülen kanserlerin %4' ünü, jinekolojik kanserlerin ise %25' ini oluşturur. Malign tümörlerde trombositoz ve prognostik önemi ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Jinekolojik kanserlerde de trombositoz görülebilmektedir. Bu hastalarda saptanan preoperatif trombositozun; ileri evre hastalık, suboptimal sitoredüksiyon ve kötü yaşam süresiyle ilişkili olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda amacımız malign over tümörlü hastalarda preoperatif trombositozun prognostik değerini araştırmaktır. Araştırma, 2005 ile 2009 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi (DÜTF) Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nde malign over tümörü tanısı alan hastalarla yapıldı. Hastalar trombositozu olanlar (Grup 1) ve olmayanlar (Grup 2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik özellikleri bakımından fark saptanmadı . Grup 1 hastalarda CA 125 düzeyi, ileri evre ve asit miktarı istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek bulundu. Sonuç olarak, malign over tümörlü hastalarda preoperatif trombositozun bulunması, hastalığın ileri evre ve kötü prognozlu olması açısından yol gösterici olmalıdır.

Over neoplazmlarıTrombositoz
Ali İrfan Güzel
Dicle University
2009
00

Related subjects