Marital adjustment
117 theses under this subject heading
Menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisi
Bu araştırma, menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 127 postmenopozal dönemdeki 127 evli kadın ve eşleri olmak üzere toplam 254 kişi oluşturmuştur. Veriler, kişisel bilgi formu (KBF), evlilik uyum ölçeği (EUÖ), kadın cinsel işlev ölçeği (KCİÖ) ve erkeğe ilişkin arizona cinsel yaşantılar ölçeği (ACYÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, T, Kruskal Wallis ve Spearman's rho korelasyon testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 55,94±5,51'dir. Kadınların EUÖ toplam puan ortalaması 35,55±9,04 olup, bu ortalamaya göre % 74,1'inin evlilik uyum düzeyi düşüktür. Kadınların KCİÖ toplam puan ortalaması, cinsel işlev bozukluğunu (CİB) gösteren 26,55 kesme puanının altındadır (11,02±9,80). Erkeklerde ACYÖ puan ortalaması CİB olduğu anlamına gelen >11 kesme puanının üstündedir (14,14±3,29). Kadınların % 91,3'ünde, erkeklerin % 87,4'ünde CİB tespit edilmiştir. Kadınların % 67,7'si menopozun cinselliği olumsuz yönde etkilediğini bildirmiştir. CİB'i olan kadınların % 55,8'i cinsel isteksizlik ve % 40,7'si cinsel ilişki sırasında ağrı yaşamaktadır. Kadınların yaş, evlilik süresi, gelir düzeyi, öğrenim düzeyi, çalışma durumu, eşin öğrenim düzeyi gibi bazı sosyodemografik özellikleri ve menopoz süresi, vajinal kuruluk, Menopozal hormon terapisi (MHT) alma durumu gibi bazı menopozal özellikler ile KCİÖ ve EUÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0,05). Spearman's rho korelasyon katsayına göre, KCİÖ ile EUÖ arasında zayıf ancak pozitif yönde (r=0,290; p= 0,001 ), KCİÖ ile ACYÖ arasında ise negatif yönde (r=-0,381; p=0,000) bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak bu araştırmada menopozun eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarının olumsuz yönde etkilendiği tespit edilmiştir.
İnfertilitenin eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisi
Bu araştırma, infertilite nedeniyle Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi'ne başvuran infertil çiftlerde, infertilitenin eşlerin evlilik ve cinsel uyumlarına etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezi'ne Kasım 2017-Ocak 2018 tarihleri arasında başvuran infertilite tanısı almış 18-60 yaş arasında, en az 6 aylık infertilite tedavi öyküsü olan, evli, okuma yazma bilen, yaşamı tehdit edecek kronik bir hastalık öyküsü olmayan, infertilite tedavisi öncesinde psikiyatrik bir tanı almamış olan 130 çift oluşturmuştur. Veriler, Kişisel Bilgi Formu (KBF), Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (FSFI), erkeğe ilişkin Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği (ACYÖ) ve Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman's rho kolerasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 29,00±5,69'dur. Kadınların eşlerinin yaş ortalaması 31,65±5,70'dir. Kadınların EUÖ puan ortalaması 46,65±7,61 olup, bu ortalamaya göre %33,1'inin evlilik uyum düzeyi düşüktür. Kadınların FSFI toplam puan ortalaması, cinsel işlev bozukluğunu (CİB) gösteren 26,55 kesme puanının üzerindedir (37,78±15,28). Erkeklerde ACYÖ puan ortalaması CİB olduğu anlamına gelen >19 kesme puanının altındadır (13,28±4,96). Kadınların % 23,1'inde, erkelerin ise %14,6'sında CİB bulunmuştur. Kadınların meslek (p=0,003; p<0,001) ve eğitim durumu (p=0,002; p<0,05) ile FSFI puan ortalamaları; kadın yaşı ile EUÖ puan ortalamaları (p=0,021; p<0,05); erkek eğitim durumu ile ACYÖ puan ortalamaları (p=0,001; p<0,05); erkeklerin evlilik uyum algısı ile FSFI (p=0,020; p <0,05) ve EUÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0,05). Çiftlerin yaşları ile FSFI ve ACYÖ puan ortalamaları; eğitim durumları ile EUÖ puan ortalamaları; meslekleri ile EUÖ ve ACYÖ puan ortalamaları; infertilite nedenleri ve tedavi süresi ile FSFI ve EUÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0,05). Spearman's rho kolerasyon katsayısına göre, FSFI ile EUÖ arasında pozitif yönde (r=0,351; p=0,001), ACYÖ ile EUÖ arasında negatif yönde (r= -0,235; p=0,011) bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Başka bir deyişle evlilik uyum düzeyinin çiftlerde CİB'e etkisinin olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak bu araştırmada, infertil çiftlerde kadınlarda erkeklerden daha fazla CİB geliştiği ve evlilik uyumu arttıkça daha az cinsel sorun yaşandığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Cinsel yaşam, Evlilik uyum düzeyi, İnfertilite
İlköğretime devam eden öğrencilerin anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeyinin annenin evlilik doyumu ve evlilik uyumu düzeyiyle ilişkisi
Bu araştırmada ilköğretime devam eden 4., 5. ve 6. sınıf öğrencilerinin anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeylerinin annelerinin evlilik uyum ve doyum düzeyiyle bir ilişkisi olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Ayrıca, öğrencilerinin anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeyleri ile annenin evlilik doyum ve uyum düzeylerinin bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir.Araştırmanın evrenini, Adana ili merkezinde ilköğretim okullarına devam eden 4., 5., 6. sınıf öğrencileri ve anneleri oluşturmuştur. Adana Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Seyhan ve Yüreğir ilçesinde bulunan beş ilköğretim okulu araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma örneklemi 220'si kız, 193'ü erkek çocuk ve annelerini kapsamaktadır.Çalışmada, öğrencilerin anne çocuk ilişkisini algılama düzeylerini belirlemek amacıyla Aile Kabul ve Reddetme Ölçeği, annelerin evlilik doyum düzeylerini belirlemek için Evlilik Doyum Ölçeği ve evlilik uyumunu belirlemek amacıyla da Evlilikte Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca annelerin yaşı, çocuk sayısı, evlenme biçimi ile ilgili soruların ve sosyo-ekonomik düzeylerini belirlemek amacıyla Sosyo-Ekonomik Düzey Ölçeği'nin bulunduğu kişisel bilgi formu kullanılmıştır.Araştırma sonuçları annelerin evlilik uyum ve doyum düzeylerine göre çocukların anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeylerinin anlamlı olarak farklılaştığını göstermiştir. Annelerin evlilik uyumu ve evlilik doyumu düzeylerine göre Aile Kabul ve Reddetme Ölçeği'nin alt ölçekleri arasında anlamlı farklılık bulunmuş; anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeylerinin bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığına bakıldığında, çocukların anne-çocuk ilişkisini reddedici algılamalarında sınıf düzeyine ve ailedeki çocuk sayısına göre anlamlı bir farklılık olduğu; ancak cinsiyetin, sosyo-ekonomik düzeyin ve annenin evlenme biçiminin çocukların anne-çocuk ilişkisinde reddedici algılama düzeylerinde anlamlı farklılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Annelerin evlilik doyumu, evlilik uyumu, annelerin kabul, reddedici algılanması ve Aile Kabul ve Reddetme Ölçeği'nin alt ölçekleri arasındaki korelasyona bakıldığında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Annelerin evlilik doyum ve uyum düzeylerinin bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığına bakıldığında ise, anlamlı olarak farklılaştıkları bulunmuştur. Yukarıda özetlenen bulgular literatürdeki araştırma bulguları ışığında tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler : Anne-Çocuk İlişkisi, Algılanan Kabul ve Reddetme, Evlilik Doyumu, Evlilik Uyumu
Öğretmenlerin evlilik uyumlarının psikolojik iyi oluş ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada, öğretmenlerin, evlilik uyumlarının psikolojik iyi oluş ve bazı değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma, Mersin ilinde ilk ve orta dereceli okullarda görev yapan 343 evli öğretmenle gerçekleştirilmiştir. Bireylerin evlilik uyumlarına ilişkin veriler `'Evlilik Uyum Ölçeği'' (Locke ve Wallace, 1959), ile `psikolojik iyi oluş düzeylerine ilişkin veriler `'Psikolojik İyi Oluş Ölçekleri'' (Ryff, 1989) ile, kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan `'Kişisel Bilgi Formu'' ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırma bulgularına göre, öğretmenlerin cinsiyetlerine ve yaşlarına göre evlilik uyumlarında anlamlı bir fark bulunmazken, bireylerin evlilik biçimi, çocuk sayısı, çocuk bakımı ve kıdemlerine göre evlilik uyumlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunmuştur.Ayrıca, yapılan çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre, evli öğretmenlerin psikolojik iyi oluş puanlarından özellikle otonomi, kendini kabul ve bireysel gelişim alt boyutlarının, evlilik uyumunun anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Evlilik uyumu, psikolojik iyi oluş.
Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri ile hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi
Madde kullanım bozukluğunun kişilerin yaşamları üzerine olumsuz etkileri, hastaların işlevsellikleri ve evlilik uyumlarının belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi-Ahmet Şireci Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi (AMATEM) polikliniğinde madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 309 hasta örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Kısa İşlevsellik Değerlendirme Ölçeği (KİDÖ) ve Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Hastaların ilk kez madde kullanımına ortalama 19.68±6.69 yaşında başladığı, son bir yıl içerisinde en çok kullanılan maddenin esrar olduğu, hemen hemen hergün kullanılan maddenin ise eroin olduğu belirlenmiştir. Madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamları üzerine olumsuz etkileri değerlendirildiğinde; hastaların madde kullanımı nedeniyle çalışma yaşamlarının (madde kullanmadan önce çalışma oranı %76.1 iken, madde kullanımı sonrası %31.1'e düştüğü), %19.4'ünün eğitim hayatının, %44'ünün ekonomik durumunun olumsuz etkilendiği, boşanma oranının arttığı, %41.7'sinin beden sağlıklarının bozulduğu, %81.9'unun cinsel isteklerinin azaldığı, %25.2'sinin madde etkisi altındayken yanlış cinsel deneyim yaşadıkları, %19.1'inin bulaşıcı hastalığa yakalandıkları, %69.6'sının şiddet davranışında bulunduğu, %49.2'sinin madde kullanımı sebebiyle intihara teşebbüs ettikleri belirlenmiştir. Bu çalışmada hastaların ÇUÖ toplam puan ortalaması 76.65+32.48, KİDÖ ise 1.93±0.80 olarak bulunmuştur. Bu sonuca göre hastaların çift uyumlarının olumsuz olarak etkilendiği ve işlevselliklerinin de bozulduğu görülmektedir. Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğunun hastaların yaşamlarını birçok açıdan olumsuz etkilediği, hastaların işlevselliklerinin ve evlilik uyumlarının düşük olduğu belirlenmiştir. Hastaların yaşam standartlarını, çift uyumlarını ve işlevselliklerini artırmak amacıyla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilir.
Öğretmenlerin evlilik uyumlarının, iş ve yaşam doyumları ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada, öğretmenlerin, evlilik uyumlarının iş ve yaşam doyumları ve bazı değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Adana ilinde ilkokul, ortaokul ve lisede görev yapan 250 evli öğretmenle gerçekleştirilmiştir. Öğretmenlerin evlilik uyumlarına ilişkin veriler "Evlilik Uyum Ölçeği" (Locke ve Wallace, 1959) ile iş doyumuna ilişkin veriler "Minnesota İş Doyumu Ölçeği" ile, yaşam doyumuna ilişkin veriler "Yaşam Doyumu Ölçeği ile, kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Mann-Whitney U tesi, Kruskal Wallis ve Spearman Sıra Katsayıları korelasyonu kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğretmenlerin yaşlarına, kıdemlerine ve evlilik süresine göre evlilik uyumlarında anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunurken, bireylerin cinsiyetlerine, çalışma süresine, ek iş yapma durumuna, ek iş yapma süresine, gelirine, eş gelirine, aylık ortalama gelirine, eş mesleğine, eş eğitim düzeyine, çocuk sayısına, köken aile ile aynı kentte yaşama durumuna göre evlilik uyumlarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Son olarak ise, araştırmaya katılan öğretmenlerin evlilik uyumu ile yaşam doyumu ve yaşam doyumu ile iş doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunurken, evlilik uyumu ve iş doyumu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Evlilik uyumu, iş doyumu, yaşam doyumu
Evli bireylerin problemli internet kullanımı, evlilik uyumu, eş tükenmişliği ve temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanma düzeylerinin incelenmesi
Evli bireylerin problemli internet kullanımı, evlilik uyumu, eş tükenmişliği ve temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi arasındaki ilişkinin incelendiği bu araştırmada; bu değişkenler arasındaki ilişki bazı değişkenler açısından da analiz edilmiş temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi ile eş tükenmişliği arasındaki ilişkide evlilik uyumunun aracı rolü de incelenmiştir. Betimsel bir çalışma olarak ilişkisel tarama modeline göre desenlenen bu çalışmanın örneklemi, Osmaniye'de ikamet eden 348 evli bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Problemli İnternet Kullanımı Ölçeği (Ceyhan, Ceyhan ve Gürcan, 2007); Evlilikte Uyum Ölçeği (Locke ve Wallace, 1959; Tutarel-Kışlak, 1999); Eş Tükenmişlik Ölçeği (Pines, 1996; Çapri, 2008) ve Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği (Deci ve Ryan, 2000; Kesici vd., 2003) kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılarak, evli bireylerin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin veriler elde edilmiştir. Araştırma sonucunda; problemli internet kullanımı ölçeğinden elde edilen toplam puanların, cinsiyet ve günlük internet kullanım süresi açısından; sosyal fayda/sosyal rahatlık alt boyutu puanlarının, eşin eğitim durumu ve algılanan sosyo-ekonomik düzey (SED) açısından; aşırı kullanım alt boyutu puanlarının da, eşin günlük internet kullanım süresi açısından anlamlı derecede farklıklaştığı; evlilik uyumu ölçeğinin tarz alt boyutu puanlarının, günlük internet kullanım süresi açısından anlamlı derecede farklıklaştığı; eş tükenmişliği ölçeğinden elde edilen toplam puanların, cinsiyet, algılanan SED, kendisinin günlük internet kullanım süresi ve eşin günlük internet kullanım süresi açısından anlamlı derecede farklıklaştığı; temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyine ölçeğinin ilişki ihtiyacı alt boyutu puanlarının eğitim durumu açısından; Yeterlik alt boyutu puanlarının algılanan SED açısından anlamlı derecede farklılaştığı görülmüştür. Ancak araştırmada kullanılan ölçekler ve ölçeklere ait alt boyutlara ait puanların, yaş, evlilik süresi, çocuk sayısı, interneti kullanma süresi, günlük internet kullanımı saatleri değişkenleri açısından farklılaşmadığı görülmüştür. Ayrıca, problemli internet kullanımı ile eş tükenmişliği; evlilik uyumu ile temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi arasında pozitif yönde; evlilik uyumu ile eş tükenmişliği, eş tükenmişliği ile temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi arasında negatif yönde anlamlı ilişkilere rastlanmış; evlilik uyumu, temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi ve problemli internet kullanımının; eş tükenmişliğinin toplam varyansının %42,8'ini açıkladığı ve evlilik uyumunun, temel psikolojik ihtiyaçların karşılanma düzeyi ile eş tükenmişliği arasındaki ilişkide kısmî aracılık rolü olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonuçları, ilgili literatür eşliğinde tartışılmış ve yorumlanmıştır. Bunun yanı sıra elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.
Bipolar bozukluk tanılı hastalarda çift uyumu ve cinsel işlevlerin değerlendirilmesi
Amaç: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği Bipolar Bozukluk Birimi tarafından takip edilen bipolar bozukluk tanılı hastalardaki cinsel işlevler ve çift uyumunu ve etkili olan faktörleri değerlendirmektir. Yöntem: Bipolar bozukluk (BPB) tanılı ötimik dönemde olan 50 hasta (32 kadın, 18 erkek) ve psikiyatrik hastalığı bulunmayan 50 kişiden oluşan kontrol grubu (27 kadın, 23 erkek) çalışmaya dahil edildi. Görüşmeler iki aşamada gerçekleştirildi. İlk aşamada klinisyen tarafından Sosyodemografik Veri Formu, bipolar bozukluk veri formu ve cinsel işlevler veri formu dolduruldu. DSM-IV Eksen I bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği (SCID-I) ve ilaç yan etkilerinin değerlendirilmesi için UKU Yan Etki Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ) ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği (ACYÖ), Çift Uyum Ölçeği (ÇUÖ), DSM-IV Eksen II bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme Ölçeği (SCID-II) hastalar tarafından dolduruldu. İkinci aşamada ölçekler toplandı ve değerlendirildi. Bulgular: BPB tanılı 50 hastanın % 50'sinde cinsel işlev bozukluğu (CİB) saptanmıştır. BPB ve kontrol grubunun CİB varlığı açısından karşılaştırılması sonucunda en sık erkek BPB tanılı hastalarda bozukluk belirlenmiştir. Kadın BPB tanılı hastalarda en sık saptanan bozukluk iletişim sorunu, erkeklerde ise cinsel sıklık azlığıdır. GRCDÖ toplam puanları her iki cinsiyette de BPB tanılı hastalarda kontrol grubuna göre daha yüksek belirlenmiştir. ÇUÖ toplam puanları hasta ve kontrol grubunda benzer bulunmuştur. İlaç tedavilerinin değerlendirilmesi sonucunda cinsel işlevler açısından valproik asit güvenilir bulunmuştur. BPB hastalık özelliklerinin cinsel işlevlere olan etkisinin değerlendirilmesinde ataklarda psikotik belirtilerin bulunmasının CİB oranını artırdığı saptanmıştır. BPB tanılı hastalarda CİB varlığının çift uyumunu olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmada CİB oranının BPB tanılı hastalarda kontrol grubuna göre daha fazla olduğu görülmüştür. Özellikle erkek cinsiyette, kontrol ve hasta grubunda CİB çift uyumunu daha olumsuz etkilemektedir. Ancak CİB ve çift uyumunun etkilenmesi arasındaki en güçlü ilişki BPB tanılı erkek hastalardadır.
Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastalarda içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin evlilik uyumu ve aile içi süreçleri ile ilişkisi
Bu çalışma bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin evlilik uyumu ve aile içi süreçleri ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Kayseri'de bir Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde Ocak – Haziran 2018 tarihleri arasında yatan ve ayaktan tedaviye başvuran bipolar bozukluğu olan evli kadın hastalar evreni oluşturdu. Araştırmayı kabul eden 200 hasta örnekleme dahil edildi. Veri toplama araçları olarak; ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ)'', ''Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ)'', ''Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ)'' kullanıldı.Veriler SPSS Windows versiyon 24.0 paket programında ortalama, Shaphiro Wilk, Mann Whitney u testi, Kruskal Wallis testi, Allpairwise testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılarak değerlendirildi.Hastaların RHİDÖ toplam puanı 49.20±16.85, EUÖ toplam puanı 23.57±13.42 ve ADÖ tüm alt ölçek puanı 2 puanın üzerinde olduğu belirlendi. RHİDÖ toplam puanı ile EUÖ arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu, RHİDÖ toplam puanı ve ADÖ alt ölçekleri arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin orta seviyede, evlilik uyumlarının kötü ve aile işlevlerinin sağlıksız olduğu ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri arttıkça evlilik uyumlarının bozulduğu ve aile işlevlerinin olumsuz yönde etkilendiği belirlendi. Çalışmayan, eşi ile görücü usulü olarak evlenen, çocuk sayısı dört ve üzeri olan, düzensiz ilaç kullanan bipolar evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin yüksek, evlilik uyumlarının kötü ve aile işlevlerinin sağlıksız olduğu saptandı. Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların evlilik uyumunun artması ve aile işlevlerinin daha sağlıklı olmasına yönelik olarak içselleştirilmiş damgalanmanın belirlenip, eş ve aile bireylerinin tedavi sürecine katılımı ile damgalanmayı azaltmaya yönelik girişimler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile İçi Süreç, Bipolar Bozukluk, Evlilik Uyumu, İçselleştirilmiş Damgalanma, Psikiyatri Hemşireliği
İnfertil bireylerin kaygılarının sosyal destek algısı ve evlilik uyumu açısından incelenmesi
İnfertilite, bireylerin duygusal durumlarını, sosyal yaşamlarını ve evlilik ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir. Araştırma infertil bireylerin kaygılarının, sosyal destek algısı ve evlilik uyumu açısından incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 10 Ekim 2016–14 Nisan 2017 tarihleri arasında özel bir hastanenin tüp bebek merkezinde ve bir üniversite hastanesinin infertilite polikliniğinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden 184 kadın ve 77 erkek olmak üzere toplam 261 infertil birey oluşturmuştur. Veriler, Birey Tanıtım Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği STAI I-II, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Evlilik Uyumu Ölçeği formları doldurularak elde edilmiştir. Araştırmada kadınların yaş ortalaması 32.16±6.98, erkeklerin yaş ortalaması 33.56±6.79, ortalama evlilik süresi 5.93±4.937 yıl ve infertilite süresi 4.49±3.861 yıldır. Kadınların %30.3'ü, erkeklerinin %31.1'i üniversite mezunudur. Katılımcıların % 70.1'inin gelirinin orta düzey olduğu, %75.1'nin kentte yaşadığı, katılımcıların %37.6'sının infertilite nedeni açıklanamayan infertilite olduğu bulunmuştur. Katılımcıların Durumluk Kaygı Ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 38.62±11.64, Sürekli Kaygı Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 44.96±8.44, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması puanı 54.23±20.99, Evlilik Uyum Ölçeği'nden aldıkları toplam puan ortalaması 46.2±8.92 olarak bulunmuştur. Araştırmada infertil bireylerin kaygılarının azalmasının, algıladıkları sosyal desteği ve evlilik uyumunu arttırdığı bulunmuştur (p<0.05). İnfertil bireylerin kaygı düzeyleri ile kaygının sebep olabileceği fiziksel ve psikolojik sorunların, verilecek ebelik danışmanlığı ile azaltılabileceği öngörülmektedir.
Adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesi ve evlilik uyumunun incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesi ve evlilik uyumunun incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı olarak yapılan araştırma, Ağustos 2015- Eylül 2016 tarihleri arasında, Adana il merkezinde bulunan bir devlet hastanesinin kadın doğum polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini hastanenin kadın doğum polikliniğine adet düzensizliği şikayeti ile başvuran kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise araştırma katılım kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 211 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında kadınların tanıtıcı özelliklerini içeren "Kişisel Bilgi Formu", "Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın (CYKÖ-K)" ve "Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 16.0 paket programında yapılmıştır. Bulgular: Adet düzensizliği olan kadınların CYKÖ-K toplam puan ortalamasının 60,93± 14,61 ve EUÖ toplam puan ortalamasının 48,68±4,18 olduğu saptanmıştır. Kadınların tanıtıcı özellikleri (eşin çalışma durumu ve sosyal güvence durumu hariç) ve tüm obstetrik özellikleri ile CYKÖ-K puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Kadınların tanıtıcı özellikleri (eşin çalışma durumu hariç) ve tüm obstetrik özellikleri ile EUÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). Kadınların menstrual özelliklerinden sadece adet düzensizliği şikayetlerini paylaşma durumu ile CYKÖ-K ve EUÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). CYKÖ-K ve EUÖ arasında, istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,589 p<0,001). Sonuç: Adet düzensizliği olan kadınların cinsel yaşam kalitesinin iyi düzeyde olmadığı ve çoğunun evliliklerinde uyum olmadığı belirlenmiştir.
Perinatal dönemde paternal depresyon ve evlilik uyumu ilişkisi
Giriş ve Amaç: Perinatal dönem gebeliğin 20. haftasından doğum sonrası ilk 28 güne kadar olan süreyi tanımlamaktadır. Son yıllarda maternal perinatal depresyon üzerine çok fazla araştırma yapılmıştır. Bu durum depresyon, gebelik ve bebek arasındaki karmaşık etkileşime bağlı olabilir. Perinatal dönem anne için ruhsal sorunlar açısından riskli bir dönem olduğu kadar babalar için de bu durum geçerlidir. Biz bu çalışmada evlilik uyumu ile perinatal dönemdeki paternal depresyon arasındaki ilişkiyi araştırmak ve perinatal dönemin sadece annede duygusal değişikliklere neden olmayacağı, babanın da bu dönemde duygusal olarak sorunlar yaşayabileceği gerçeğinin birinci basamak hekimleri tarafından göz ardı edilmemesini amaçladık. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini, 1 Şubat - 1 Haziran 2017 tarihleri arasında ilgili hastanelerin (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi ve Adana Metro Hastanesi) Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniklerine başvuran 20. gebelik haftasından doğuma kadar olan süredeki gebelerin eşleri ile ilgili hastanelerin (Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi ve Metro Hastanesi) Yenidoğan Polikliniklerine başvuran yenidoğan bebeklerin babaları oluşturmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu, Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği ve Evlilikte Uyum Ölçeği uygulandı. Veriler SPSS programına girilerek önemlilik testlerinde ki-kare testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya toplam 234 kişi dâhil edildi. Katılımcıların yaş ortalaması 32,26±5.4 (20-53) bulundu. Katılımcıların eğitim düzeylerine bakıldığında 16'sı (% 6,8) ilkokul, 25'i (% 10,7) ortaokul, 90'ı (% 38,5) lise, 89'u (% 38,0) üniversite, 14'ü (% 6,0) yüksek lisans mezunuydu. Çalışmamıza katılan kişilere uyguladığımız evlilikte uyum ölçeğine göre uyum için Türkiye kesme puanı 43 olarak kabul edildi. Tüm grupta 39 (% 16,7) uyumsuz, 195 (% 83,3) uyumlu birey tespit ettik. Edinburgh Postpartum Ölçeğine göre çalışmamıza katılan 234 kişinin 30'unda (% 12,8) paternal perinatal depresyon tespit ettik. Katılımcıların evlilikte uyumları ile depresyon durumları karşılaştırıldığında, depresyonu olmayan 204 kişiden 27'si (% 13,2) uyumsuz iken 177'si (% 86,8) uyumluydu. Paternal perinatal depresyon tespit ettiğimiz 30 kişiden 12'si (% 40,0) uyumsuzken 18'i (% 60,0) uyumlu olarak bulunmuştur. Paternal perinatal depresyonu olan bireylerin, paternal depresyonu olmayan bireylere göre evlilik uyumlarının daha düşük olması çok yüksek düzeyde istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,001). Sonuç: Perinatal dönem ebeveynler için sosyal desteğe daha fazla ihtiyaç olduğu bir dönemdir. Birinci basamak hekimleri olarak paternal perinatal depresyon hakkında farkındalık kazanırsak, anne ve bebek izlemlerinde babaları da değerlendirme fırsatı yakalayabiliriz. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği, Evlilik Uyumu, Erkek Sağlığı, Paternal Perinatal Depresyon
Evlilik uyumu ve doyumunun yordayıcısı olarak çocukluk çağı örselenme yaşantıları
Bu araştırmada evli bireylerin çocukluk çağı örselenme yaşantıları ile evlilik uyumu ve doyumları arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması ve evlilik uyumu/doyumunu etkileyen sosyo-demografik değişkenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlarla, 1112 katılımcıya (1024 kadın ve 88 erkek), "Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği", "Evlilik Uyum Ölçeği" ve "Evlilik Doyum Ölçeği" uygulanmıştır. Kişisel verilerin elde edilmesi için ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde Pearson korelasyon analizi, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü ANOVA ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların genel örselenme düzeyleri, fiziksel istismar düzeyleri, cinsel istismar düzeyleri, duygusal istismar ve ihmal düzeyleri ile evlilik uyumu ve evlilik doyumu düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulgulanmıştır. Örselenme yaşantılarının evlilik uyumu ve evlilik doyumunu anlamlı bir düzeyde yordadığı ve her iki değişken için de etki düzeyi en yüksek olan alt boyutun duygusal istismar olduğu tespit edilmiştir. Evlilik uyumuna etki eden sosyo-demografik değişkenlerin cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, evlilik öncesi tanışma biçimi, evlilik süresi, evlilik sayısı, çocuk sayısı, aile gelir düzeyi, daha önce bireysel/çift psikolojik desteği almış olma durumu, büyüme ortamı ve aile ile aynı yerde yaşama durumu olduğu saptanmıştır. Çiftin yaşadığı yerin ise evlilik uyumunu etkilemediği anlaşılmıştır. Son olarak, evlilik doyumuna etki eden sosyo-demografik değişkenlerin ise cinsiyet, eğitim düzeyi, evlilik öncesi tanışma biçimi, aile gelir düzeyi, daha önce bireysel/çift psikolojik desteği almış olma durumu ve aile ile aynı yerde yaşama durumu olduğu belirlenmiştir. Yaş, evlilik süresi, çocuk sayısı, evlilik sayısı, büyüme ortamı ve çiftin yaşadığı yerin ise evlilik doyumuna anlamlı etkileri olmadığı görülmüştür.
İnfertilite tedavisi için başvuran çiftlerde erkeğin eşine gösterdiği şiddet ve evliliğe uyumu
Amaç: İnfertilite tıbbi, psikiyatrik, psikolojik ve sosyal sorunları beraberinde getiren, kültürel, dinsel ve sınıfsal yönleri olan, bireye spesifik, çiftlerde strese yol açan, toplumsal etiketlenmeyle sonuçlanan, cinsellikle ilgili başarısızlık, yetersizlik duyguları yaşanmasına neden olan, yaşamı değiştiren bir deneyimdir. İnfertilitede, şiddeti tetikleyen veya artırabilecek pek çok faktör bulunmaktadır. Aile kurumunun en temel fonksiyonlarından biri olan neslin devamını sağlamada başarısız olan çiftler, evlilik ilişkilerinde de olumsuzluklar yaşarlar. Bu çalışmada amaç infertilite tedavisi için başvuran çiftlerde erkeğin eşine uyguladığı şiddeti belirlemek ve bu çiftlerde erkeğin evlilik uyumunu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, Haziran 2017-Ekim 2017 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı İnfertilite Polikliniği'ne başvuran çiftlerden 286 erkek oluşturmaktadır. Araştırmada tarafımızca oluşturulan 18 soruluk Sosyodemografik Veri Formu, 31 sorudan oluşan Yeniden Gözden Geçirilen Çatışma Taktikleri Ölçeği-2'den yararlanılarak Dönmez ve arkadaşları tarafından hazırlanan ölçek ve 15 sorudan oluşan Evlilik Uyum Ölçeği kullanılarak toplanan veriler kodlanarak bilgisayara girilmiş ve SPSS 20.0 istatiksel analiz programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 34,79±7,24 yıl olup ortalama evlilik süresi 5,87±4,86 yıl, ilk evlilik yaşı ortalaması 26,33±5,09 yıl olduğu bulunmuştur. Yeniden Gözden Geçirilmiş Çatışma Taktikleri Ölçeği-2 sonucuna göre katılımcıların % 93,4'ü eşlerine şiddet uygulamaktadır. Çalışmamıza katılan erkeklerin uyguladıkları genel şiddet ile mevcut sosyodemografik veriler arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çocuk sahibi olma ve sigara ile fiziksel ve cinsel şiddet arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Ekonomik şiddet ise eş çalışma durumu ve aile tipi ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Evlilik Uyum Ölçeği sonucuna göre katılımcıların % 80,4'ünde evlilik uyumunun olduğu bulunmuştur. Çalışma durumu, daha önce infertilite tedavisi alma durumu ve kaçıncı evlilik olduğu gibi sosyodemografik değişkenlerle evlilik uyumu arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamıza katılan infertil çiftlerden erkeklerin eşlerine şiddet uyguladığı ve en sık uygulanan şiddet türünün psikolojik şiddet olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan infertil çiftlerde erkeklerin büyük çoğunluğunun evlilik uyumunun olduğu ve infertiliteden bu açıdan etkilenmedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: İnfertilite, Şiddet, Evlilik Uyumu, Aile Hekimliği
Evlilik uyumu-dindarlık ilişkisi: Adana örneği
Bu çalışmanın amacı, evlilik uyumu ve dindarlık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi, en az bir yıllık evli olan 418 bireyden oluşmaktadır. Veriler demografik bilgi formu, Çift Uyum Ölçeği ve Dinsel Yaşayış Ölçeği ile toplanmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan evlilikte dinin etkisini hissetme, evlilikteki cinsiyet rolleri, eşe yapılan yüklemeler ve akraba ilişkilerine dair tutum maddelerine de yer verilmiştir. Toplanan veriler Pearson Moment ve Spearman Rho korelasyon analizi, bağımsız gruplar t testi, tek yönlü ANOVA, tek yönlü MANOVA ve çoklu doğrusal regresyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre evlilik uyumu ve dindarlık arasında pozitif yönde, anlamlı, ancak düşük düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir. Aynı şekilde dindarlık ve evlilik uyumunun alt boyutları ile evlilik uyumu ve dindarlığın alt boyutları arasında da pozitif yönde, genellikle anlamlı ve düşük düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya ait diğer bulgular şu şekildedir: 1. Evlilikte dinin etkisini hissetmeye dair değişkenler ile evlilik uyumu arasında anlamlı bir ilişki vardır. 2. Evlilikteki cinsiyet rolleri, eşe yapılan yüklemeler ve akraba ilişkilerine ait değişkenlerle hem evlilik uyumu hem de dindarlık arasında anlamlı bir ilişki vardır. 3. Erkeklerin evlilik uyumu, kadınlara göre daha yüksektir. 4. Görücü usulü ve isteyerek evlenenlerin dindarlık düzeyi, tanışarak evlenenlere göre daha yüksektir. 5. Evlilik yaşı arttıkça evlilik uyumu artmakta, dindarlık ise azalmaktadır. 6. Eşle yaş farkına dair bazı gruplar, evlilik uyumu açısından farklılaşmaktadır. 7. Evlilik süresi arttıkça dindarlık artmaktadır. 8. Çocuk sayısı ve planlanan çocuk sayısı arttıkça dindarlık artmaktadır. 9. Çalışan erkeklerin evlilik uyumu, çalışan kadınlardan daha yüksektir. 10. Çalışmayan kadınların dindarlık düzeyi, çalışan kadınlardan daha yüksektir. 11. Eşi çalışmayan katılımcıların evlilik uyumu, eşi çalışan katılımcılara göre daha yüksektir. 12. Eşi çalışmayan erkeklerin evlilik uyumu, eşi çalışmayan kadınlara göre daha yüksektir. 13. Geliri eşinden az olan kadınların dindarlık düzeyi, geliri eşinden fazla olan kadınlara göre daha yüksektir. 14. Evlilik öncesi cinsel tecrübe yaşamayanların dindarlık düzeyi, evlilik öncesi cinsel tecrübe yaşayanlara göre daha yüksektir. 15. Evlilik öncesi cinselliği onaylamayanların dindarlık düzeyi, evlilik öncesi cinselliği onaylayanlara ve kararsızlara göre daha yüksek, evlilik öncesi cinselliği onaylayanların dindarlık düzeyi de kararsızlara göre daha yüksektir. 16. Evlilik dışı cinsel tecrübe yaşamayanların hem evlilik uyumu hem de dindarlık düzeyi, evlilik dışı cinsel tecrübe yaşayanlara göre daha yüksektir. 17. Evlilik dışı cinsel tecrübeyi onaylayanlar ve onaylamayanların dindarlık düzeyi, kararsızlara göre daha yüksektir. 18. Anne-babanın evliliğine ait mutluluk düzeyi arttıkça hem evlilik uyumu hem de dindarlık artmaktadır. Ortaya çıkan bu araştırma bulguları ilgili literatür bağlamında tartışılmış ve yorumlanmış, ileride yapılacak çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Evli çiftlerin benlik kurguları ve benlik kurguları benzerliğinin evlilik uyumu ve doyumu ile ilişkisi
Toplumun temel birimi sayılan ailenin başlangıcı evlilik kurumudur. Evliliklerin uyumlu ve doyumlu bir şekilde devam edebilmesini etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bu çalışmada, evli çiftlerin benlik kurgusu benzerliğinin evlilik uyumuna ve doyumuna etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Örneklem büyüklüğü, güvenilir sonuçlara ulaşabilmek için G-Power programından yararlanılarak hesaplanmış ve örnekleme Aydın-Efeler ilçesinde ikamet eden en az 1 yıldan beri evli olan 150 evli çift dâhil edilmiştir. Veriler, gönüllülük esasına dayalı olarak bireysel yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, 'Evlilik Bağlamında Benlik Kurgusu Ölçeği', 'Çiftler Uyum Ölçeği', 'İlişki Doyumu Ölçeği' ve 'Demografik Bilgi Formu'nu içeren bir anket kullanılmıştır. Araştırmada, amaca uygun olarak betimsel ve ilişkisel analizler (korelasyon ve regresyon) yapılmıştır. Sonuçlara göre, kadının ilişki doyumunu özerk-ilişkisel benzerlik, erkeğin ilişki doyumunu ise özerk benzerlik anlamlı şekilde yordamaktadır. Genel olarak; kadının ve erkeğin ilişkisel ve özerk-ilişkisel benlik kurguları, eşlerin evlilik uyumu ve ilişki doyumunu pozitif şekilde açıklamaktadır. Aynı zamanda araştırmada, evlilik uyumu ve ilişki doyumuyla bazı sosyo-demografik değişkenlerin ilişkili olduğu bulunmuştur. Bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve gelecek çalışmalar açısından hem uygulayıcılara hem de araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Kadınlarda eğitim, çalışma durumu, sosyal medya kullanımı, evlilik eğilimi, boşanma eğilimi arasındaki karşılıklı ilişkiler
Bu çalışmanın amacı; kadınların eğitim, çalışma durumu ve sosyal medya kullanımı ile evlilik ve boşanma eğilimleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu tez çalışmasında, Adana'nın merkez ilçelerinde ve Kozan'da yaşayan 18-45 yaş arasında beş farklı eğitim ve meslek grubundan 120 kadının aile kökenleri, eğitim seviyeleri, çalışma durumları ve sosyal medya kullanımlarına göre evlenme ve boşanma eğilimleri irdelenmiştir. Katılımcıların otoriter ve dini tutumları ile anne- babalarının eğitim ve gelir durumlarının evlilik ve boşanma eğilimlerine olan etkisi de araştırılmıştır. Tezin kuramsal ve kavramsal kısmında toplumsal cinsiyet, cinsiyet kültürü, evlilik, aile, boşanma ve sosyal medya kavramları ile Adana ili ve Türkiye'deki evlilik ve boşanma istatistikleri sunulmuştur. Araştırma bulgurlarına göre kadınların eğitim ve çalışma durumlarına, doğduklarında yaşadıkları yere, dini-otoriter eğilimlere, sosyal medya kullanımlarına, anne-babalarının eğitim ve gelirlerine göre evlilik ve boşanma eğilim oranları değişebilmektedir. Kadınların eğitim seviyesi ve çalışma durumu yükseldikçe evlilik eğilimi düşmemektedir fakat boşanma eğilimi kısmen artmaktadır. Sosyal medya hesabı olanların olmayanlara göre evlilik eğilimi daha düşük, boşanma eğilimi daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Kadınların eğitim ve çalışma durumları ne kadar üst seviyede olsa da sosyoekonomik ve kültürel koşullar da evlenme ve boşanma eğilimlerinde önemlidir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan babalarda ten tene temasın baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumuna etkisi
Amaç: Çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan babalarda ten tene temasın (TTT) baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumuna etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma yarı deneysel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Örneklemi özel bir hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) bebeği yatan 60 baba (30 deney-30 kontrol) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Birey Tanıtım Formu, Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) ve Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği (BBBÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney ve kontrol grubunda yer alan babaların yaş, eğitim, meslek, gelir durumu ve evlilik süreleri benzerdir (p>0,05). Müdahale öncesi deney grubunda EUÖ toplam puan ortalaması 49,20±6,58, kontrol grubunda 50,37±5,36'dir (p>0,05). Müdahale sonrası ise deney grubu EUÖ puan ortalaması 50,47±7,78, kontrol grubunda ise 50,37±4,78 olarak bulunmuştur (p>0,05). Müdahale sonrası deney grubu BBBÖ Ölçeği puan ortalaması 78,96±5,94, kontrol grubunda ise 76,82±5,21'dir. Deney grubunda elde edilen ortalama puan, kontrol grubuna göre daha yüksek olmakla beraber aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Deney grubunda, BBBÖ toplam ölçek puanı ve BBBÖ sevgi ve gurur alt boyutu ile müdahale sonrası EUÖ toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde ve zayıf büyüklükte bir ilişki vardır (r=0,374, p<0,05; r=0,375, p<0,05). Sonuç: Babalarda TTT'ın baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumunu etkilemediği, ancak müdahale sonrası üçüncü ayda baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ten tene temas, baba-bebek bağlanması, evlilik uyumu, yenidoğan yoğun bakım ünitesi
Topluluk içi ve topluluk dışı evlilik yapan bireylerin evlilik doyumu, evlilik uyumu ve yaşam doyumlarının incelenmesi
Araştırma topluluk içi ve topluluk dışı evlilik yapan bireylerin evlilik doyumu, evlilik uyumu ve yaşam doyumlarının incelendiği ilişkisel tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Araştırma grubunu 2017-2019 yıllarında Hatay İlinde yaşayan evli bireyler oluşturmaktadır. Araştırma grubuna kartopu yöntemi ile ulaşılmış ve araştırma grubu 174 kadın-139 erkek olmak üzere toplam 313 evli bireyden oluşmuştur. Çalışmaya katılan evli bireyler etnisite açısından değerlendirildiğinde %65.5'i (n=205) topluluk içi, %35.5'i (n=108) topluluk dışı; mezhep açısından değerlendirildiğinde %70.6'sı (n=221) topluluk içi, % 29.4'ü (n=92) topluluk dışı şeklinde olduğu görülmüştür. Araştırmanın verileri 'Yaşam Doyumu Ölçeği', 'Evlilik Doyumu Ölçeği', 'Evlilik Uyumu Ölçeği' ve araştırmacı tarafından hazırlanan 'Kişisel Bilgi Formu'ndan toplanmıştır. Araştırmada ikili karşılaştırmalar için Whitney U-Testi ve çoklu karşılaştırmalar için Kruskall-Wallis paramedik olmayan testleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, etnisite temelinde topluluk içi ve topluluk dışı evlilik yapan bireylerde evlilik doyumunda, evlilik uyumunda ve yaşam doyumunda anlamlı fark bulunmuştur. Mezhep temelinde ise topluluk içi ve topluluk dışı evlilik yapan bireyler arasında evlilik doyumunda, evlilik uyumunda ve yaşam doyumunda anlamlı bir fark bulunmamıştır. Gruplar arası sonuçlara bakıldığında ise evlilik doyumunda ve evlilik uyumunda sıra ortalamalarının benzer olduğu ve sıralamanın en yüksek sıra ortalamasından başlayarak şu şekilde olduğu görülmektedir: ''aynı etnisite- aynı mezhepten (topluluk içi) olan bireylerin sahip olduğu, bunu farklı etnisite-farklı mezhep (topluluk dışı), aynı etnisite-farklı mezhep (topluluk dışı) ve farklı etnisite –aynı mezhepten (topluluk dışı)''. Yaşam doyumu açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: topluluk içi-topluluk dışı, (Etnisite-mezhep), evlilik doyumu, yaşam doyumu, evlilik uyumu
Marital adjustment and qualitiy of life of spouses of patients with and without a bipolar disorder diagnosis
In this study, it is aimed to examine the marital adjustment and qualitiy of life of spouses of patients with and without a bipolar disorder diagnosis. The sample of the study consisted of 95 spouses of patients (43 males and 52 females) diagnosed with BPD and 95 spouses of patients diagnosed with GAD who had applied to the Cukurova University Psychiatric Clinic in 2017-2018. Sociodemographic information of the participants was collected and DAS and SF-36 were administered. According to the results there were a statistically significant mean difference between the scores of spouses of patients with BD and spouses of patients with GAD in terms of Physical Functioning and Energy/fatigue subscales of SF-36 and Affectional Expression subscale of DAS scores. Among the spouses of patients who had BPD diagnosis, the mean scores of total DAS, Dyadic Satisfaction, Dyadic Consensus, and Affectional Expression of the males were found higher than the females. Moreover, according to various sociodemographic information, significant differences were found between the mean scores of SF-36 and DAS subscales of patients with BD and those with GAD diagnosis. The findings were discussed on the basis of relevant literature. Keywords: bipolar disorder, marital adjustment, quality of life
Engelli çocuğa sahip çiftlerin başa çıkma davranışlarının evlilik uyumları üzerindeki diyadik etkisinin incelenmesi
Ailelerin engelli bir çocuğa sahip olmalarının ebeveynler arasında stres yaratan bir durum olabileceği ve eşlerin yaşadıkları stresle başa çıkmak için başvurdukları yöntemlerin evlilik uyumlarını açıklamada önemli olduğu bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı, engelli çocuğa sahip çiftlerin stresle başa çıkma davranışları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkinin ikili (dyadic) olarak incelenmesidir. Bu amaçla engelli çocuğa sahip çiftlerin başa çıkma davranışlarının çiftlerin hem kendi evlilik uyumları (aktör etkisi) hem de eşlerinin evlilik uyumları (partner etkisi) ile ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla Aktör Partner Karşılıklı Bağımlılık Modeli kullanılmıştır. Korelasyonel araştırma modeline sahip olan bu çalışmada, araştırma grubu ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiş ve araştırma sırasında evlilikleri devam eden, engelli bir çocuğu olan ve araştırmaya katılmayı her iki eşin de kabul ettiği katılımcılar örnekleme dahil edilmiştir. Araştırmanın örneklemini 105 çift (210 birey) oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Çift Başa Çıkma Envanteri ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği aracılığıyla elde edilmiştir. Veriler SPSS 22.0 ve AMOS 21.0 aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmada kadın ve erkeklerin evlilik uyumu üzerinde toplam çift başa çıkma, pozitif çift başa çıkma ve negatif çift başa çıkma değişkenlerinin aktör ve partner etkilerinin inceleneceği üç ayrı model test edilmiştir. Test edilen birinci modelde eşlerin sahip olduğu toplam çift başa çıkma puanlarının artmasının kendilerinin (aktör etkisi) ve partnerlerinin evlilik uyumlarını arttırmakta olduğu sonucuna ulaşılmıştır (partner etkisi). İkinci modelde; eşlerin pozitif çift başa çıkma puanlarının artmasının kendi evlilik uyumlarını arttırmakla birlikte (aktör etkisi) eşlerinin de evlilik uyumu arttırdığı görülmüştür (partner etkisi). Üçüncü modelde ise eşlerin negatif çift başa çıkma puanları arttıkça kendi evlilik uyum puanlarının azaldığı (aktör etkisi) ancak bu durumun eşlerinin evlilik uyumu üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur (partner etkisi). Özetle, araştırmanın bulguları çiftlerin stresle başa çıkma davranışları ile evlilik uyumları arasında anlamlı aktör ve partner etkileri olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış ve teori, araştırma ve uygulama açısından araştırmanın etkileri sunulmuştur. Ayrıca, araştırmacı ve uygulamacılar için araştırma sonuçlarına dayalı önerilerde bulunulmuştur.
Ebeveynlik stilleri ve aile yaşam döngüsünün evlilik uyumu üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı evli bireylerin ebeveynlik stilleri ve aile yaşam döngülerinin evlilik uyumları üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu amaca yönelik olarak korelasyonel desende tasarlanan araştırma, ölçüt örnekleme tekniği ile belirlenen 400 (220 kadın ve 180 erkek) kişi üzerinde yapılmıştır. Araştırma örneklemine dahil edilme ölçütü olarak en az 1 yaşından büyük bir çocuğu ve devam eden bir evlilik ilişkisine sahip olma durumları belirlenmiştir. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Ebeveynlik Stillerini Değerlendirme Ölçeği ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği kullanılarak Google Forms üzerinden toplanmıştır. Toplanan veriler üzerinde ilk olarak kayıp veri, normallik varsayımları ve aykırı değer analizleri yapıldıktan sonra araştırmanın hipotezlerini test etmeye yönelik bağımsız t-testi, tek yönlü varyans analizi ve regresyon analizi uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 21 paket programı kullanılmış ve elde edilen bulgular .05 güven düzeyinde yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda evli bireylerin olumlu ebeveynlik stillerini daha çok kullandıkları, evlilik uyum düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, annelerin olumlu ebeveynlik stillerini babalardan daha çok kullandıkları bulunmuştur. Daha çok çocuğa sahip olan ebeveynlerin olumlu ebeveynlik stillerinin daha az kullandıkları, olumsuz ebeveyn stilini ise daha çok kullandıkları bulunurken, evli bireylerin sahip oldukları çocuk sayısının evlilik ilişkilerini etkilemediği bulunmuştur. Evli bireylerin içinde bulundukları aile yaşam döngüsüne göre kullandıkları ebeveynlik stillerinin olumlu ebeveynlik stili alt boyutunda farklılık gösterdiği, evlilik uyum düzeylerinde ise farklılık göstermediği bulunmuştur. Ebeveynlik stilleri ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide çocuk sayısının düzenleyici etkisinin hem olumlu hem de olumsuz stilde anlamlı olduğu, aynı ilişkide düzenleyici etkisi araştırılan aile yaşam döngüsünün düzenleyici etkisinin ise olmadığı bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları ilgili alan yazın ve kuramsal bilgiler eşliğinde tartışılarak araştırmacılar, uygulayıcılara ve politikacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ebeveynlik Stilleri, Aile Yaşam Döngüsü, Evlilik Uyumu
İnfertilite tedavisi gören kadınların maruz kaldığı şiddetin belirlenmesi ve yaşam kalitesi ile evlilik uyumu üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, infertilite tedavisi gören kadınların maruz kaldığı şiddetin belirlenmesi ve yaşam kalitesi ile evlilik uyumu üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi İnfertilite Polikliniği'nde infertilite tedavisi görmek amacıyla polikliniğe başvuran 215 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler tanıtıcı bilgi formu, İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeği, Doğurganlık Yaşam Kalitesi Ölçeği (FertiQoL) ve Çift Uyum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 29,66±6,16' dır. Katılımcıların %38,6' sının infertilite süresinin 1-2 yıl, % 41,9' unun 3-6 yıl, %8,4' ünün 7-10 yıl, %11,2' sinin 11 yıl ve üzeri olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %28,4' ünün kadına ait, %17,2' sinin erkeğe ait, %21,4' ünün her iki eşe ait, %33' ünün açıklanamayan nedenlerden kaynaklı infertilite problemi olduğu belirlenmiştir. Şiddet ölçeğinden aldıkları puan 43.66±17.95, en yüksek aile içi şiddete en düşük dışlanmaya maruz kaldıkları saptanmıştır. Şiddet ile yaşam kalitesi arasında tamamı negatif yönlü ve anlamlı ilişki, şiddete ile çift uyum düzeyi arasında pozitif yönlü zayıf güçte ilişki saptanmıştır. Ebeler infertilite tedavisi gören çiftlere bakım verirken aile içi şiddeti, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini göz önünde bulundurmalı ve bunlara yönelik toplum bilincini yükseltecek farkındalığı artırmalıdır. İnfertil gruplar hassas gruplar olarak nitelendirilip daha dikkatli bakım verilmelidir.
Evlilik hoşnutsuzluğunda; yaşam doyumu ve cinsel öz bilinç rolünün incelenmesi
Bu araştırmada evli bireylerin, evlilik hoşnutsuzluğunun yordayıcısı olarak yaşam doyumu ve cinsel öz bilinçlerini incelemek ve ayrıca belirlenen demografik değişkenlere göre evlilik hoşnutsuzluğunun anlamlı farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan 435 (239 kadın, 196 erkek) evli bireyden kartopu örnekleme yöntemi ile toplanan verilerle gerçekleştirilmiştir. Bireylerin evlilik yaşantılarına yönelik hoşnutsuzluklarına ilişkin veriler "Evlilik Hoşnutsuzluğu Ölçeği", yaşam doyumuna ilişkin veriler "Yaşam Doyumu Ölçeği", cinsel öz bilinçlerine ilişkin veriler "Cinsel Öz Bilinç Ölçeği" ve kişisel (demografik) bilgiler ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS 26 Programı kullanılmış olup, analiz sürecinde Bağımsız Gruplar t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Çoklu Regresyon Analizinden yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; yaşam doyumunun ve cinsel öz bilincin evlilik hoşnutsuzluğunun anlamlı bir şekilde yordadıkları; yaşam doyumunun evlilik hoşnutsuzluğu ile negatif, cinsel öz bilincin ise evlilik hoşnutsuzluğu ile pozitif bir ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada demografik değişkenlere göre evlilik hoşnutsuzluğu incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre evlilik hoşnutsuzluğunun; eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulgulanırken, cinsiyet, evlilik biçimi, evlilik süresi ve çocuk sayısına göre ise anlamlı bir farklılık gösterdiği bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Evlilik hoşnutsuzluğu, yaşam doyumu, cinsel öz bilinç.