Metabolism

118 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postmenopozal osteoporozda denosumab tedavisinin metabolik ve inflamatuar parametreler üzerine etkisi

Denosumab postmenopozal osteoporozun tedavisinde kullanılan RANKL'a karşı geliştirilmiş bir monoklonal antikordur. RANK/RANKL/OPG döngüsü hem immün sistem hem osteoporoz üzerine etkilidir. Bazı RANK mutasyonları hipogamaglobulinemi ile seyreder. RANK/RANKL yolağının insülin direnci ve hepatosteatoz gelişiminde aracı olabileceğini düşündüren çalışmalar mevcuttur. Ancak, denosumabın inflamasyon ve immünite üzerine olan klinik etkileri yeterince bilinmemektedir. Biz bu çalışmada denosumab tedavisinin metabolik ve inflamatuar parametreler üzerindeki etkilerini araştırmayı hedefledik. Çalışmamızda Kasım 2021-Mart 2023 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Bünyesindeki polikliniklere başvuran veya servislerinde takip edilen, 50 yaşın üzerinde, en az bir yıldır menapozda olan, kemik mineral yoğunluğu ölçümünde lomber vertebra veya kalça T skoru -2,5 ve altında olan veya frajilite kırığı öyküsü olan ve diğer tedavileri kullanamıyor ve onlara cevapsız olan 30 hasta dahil edildi. Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1. ayda bakılan; tam kan sayımı, nötrofil/lenfosit oranı, sedimentasyon, CRP, fibrinojen, ferritin, prokalsitonin, D-dimer, homosistein, açlık kan şekeri, insülin, HOMA-IR, LDL, HDL, trigliserid, Lp(a), kalsiyum, albümin, fosfor, parathormon, alkalen fosfataz parametreleri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmamızda denosumab uygulaması öncesi ve sonrası bakılan metabolik parametreler arasında anlamlı farklılık saptanmadı(p>0,05). Kalsiyum(p=0,003), fosfor(p<0,001) düzeylerinde ve albumin(p=0,005) düzeyinde anlamlı azalma saptandı. Parathormon değerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı(p<0,001). Denosumab uygulaması öncesi ve uygulama sonrası bakılan lökosit(p=0,042), nötrofil(p=0,042) ve monosit(p=0,034) değerlerinde anlamlı azalma saptandı. Çalışmamızda denosumab tedavisinin metabolik parametreler üzerine etkisinin olmadığı; nötrofil ve monosit değerlerini azaltarak inflamasyon üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Postmenopozal osteoporoz, denosumab, inflamasyon

DenosumabMetabolizmaNükleer faktör-kappa B+4
Gizem Gök Sarica
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Aerobik egzersizin sedanter bayanlarda vücut kompozisyonu, bazal metabolizma hızı, total oksidan ve antioksidan kapasite üzerine etkisinin incelenmesi

ÖZETAEROBİK EGZERSİZİN SEDANTER BAYANLARDA VÜCUT KOMPOZİSYONU, BAZAL METABOLİZMA HIZI, TOTAL OKSİDAN VE ANTİOKSİDAN KAPASİTE ÜZERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİBu çalışma 8 haftalık aerobik egzersizin sedanter bayanlarda vücut kompozisyonu, bazal metabolizma hızı, toplam oksidan ve antioksidan kapasite üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı.Araştırmaya katılan 40 gönüllü, yaş ortalaması 40.30±4.47 olan kontrol grubu (KG) (n=20) ve yaş ortalaması 41.05±3.26 olan egzersiz grubu (EG) (n=20) olmak üzere random yöntemiyle iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna egzersiz yaptırılmazken, egzersiz grubuna 8 hafta süresince, haftada 3 gün, günde 1 saat aerobik-koş-yürü egzersizleri yaptırıldı. Tüm deneklerin çalışma öncesi ve sonrası vücut kompozisyonu, bazal metabolizma hızı (BMH), toplam oksidan kapasite (TOK) ve toplam antioksidan kapasite (TAK) ölçümleri alındı. EG ve KG arasında yaş, boy ve kilo bakımından fark olup olmadığının belirlenmesi amacıyla Mann ? Whitney U testi kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığı Kolmogorov Smirnov testi ile incelendi. Ön test?son test değişiminin EG ve KG'ye göre karşılaştırılması için tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanıldı. Tüm istatistik analizler SPSS paket programında yapıldı ve anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alındı.Bulgulara göre kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), vücut yağ yüzdesi (VYY), yağsız vücut kitlesi (YVK), çevre ölçümleri, bel kalça oranı (BKO), segmental vücut kompozisyonu, deri kıvrımı kalınlığı, BMH, TAK ve TOK ölçümlerinin tümünde son test ölçümlerine göre EG lehine anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). VKİ değerinin EG' nda 29.62±3.78 kg/m2'den, 28.47±3.74 kg/m2'ye düştüğü tespit edildi ve ön test sonuçlarına göre EG' nda % 3.11 oranında azalma, KG' nda ise % 0.38 oranında artış olduğu saptandı. YVK değeri EG' nda 50.62±5.41 kg'dan 51.55±5.95 kg'a, BMH değeri 1308±201.8 kcal' den 1409±218.3 kcal' e yükseldi. TAK değeri EG' nda 2.10±0.01 ?mol' den, 2.35±0.06 ?mol' e çıkarken, KG' nda anlamlı bir değişim oluşmadı. TOK değerinde ise KG' nda 5.95±1.41 mmol' den 5.64±1.67 mmol' e düşerken, EG' nda 6.33±1.23 mmol' den 3.48±1.94 mmol' e düşerek anlamlı bir değişim tespit edildi (p<0.05).Sonuç olarak 8 haftalık, koş-yürü tarzı aerobik egzersizlerin, sedanter bayanlarda vücut kompozisyonu parametrelerini olumlu yönde değiştirdiği, bazal metabolizmayı hızlandırdığı, toplam oksidan ve antioksidan kapasite değerlerini de anlamlı yönde değiştirdiği söylenebilir.Anahtar kelimeler: Sedanter Bayan, Aerobik Egzersiz, Vücut Kompozisyonu, Bazal Metabolizma Hızı, Toplam Oksidan Kapasite, Toplam Antioksidan Kapasite.

AntioksidanlarEgzersizKadınlar+5
Fatma Kızılay
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gestasyonel diabetes mellitus gelişen ve gelişmeyen polikistik over sendromlu hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada polikistik over sendromu tanısı olup da gebeliklerinde GDM gelişen ve gelişmeyen hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması ve polikistik over sendromlu hastalarda gebelikte GDM gelişme riskini belirleyen bağımsız değişkenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntemler: 2007 ile 2012 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji ve İnfertilite polikliniklerine başvurmuş ve revize Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış olan hastalar geriye dönük olarak tarandı. PKOS olguları arasından gebe kalan hastalar telefon ile aranarak tespit edildi. Gebelik elde etmiş olup da takipleri için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe polikliniğine başvurmamış olan hastaların gebelik bilgilerine telefon ile ulaşıldı. Gebeliğinde GDM gelişmiş ve gelişmemiş hastaların gebelik öncesi yaş, VKİ, biyokimyasal ve hormonal profilleri ve gebelik sonuçları karşılaştırıldı. İstatistiksel yöntem olarak Ki-Kare testi, Mann- Whitney-U testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Gebeliğinde GDM gelişen ve gelişmeyen PKOS olgularının gebelik öncesi metabolik parametrelerinin karşılaştırılması sonucunda ortalama yaş, VKİ, VLDL, trigliserit, açlık insülin, c-peptid, OGTT?de 1. saat ve 2. saat glukoz düzeyleri, HOMA-IR değerleri ve yenidoğanın doğum ağırlığı GDM gelişen grupta anlamlı olarak yüksek saptandı. Ortalama HDL ise GDM gelişen grupta daha düşük bulundu. Ortalama CRP düzeyi, hormon profili, ortalama açlık kan şekeri, LDL kolesterol, total kolesterol değerleri ve doğum şekli açısından ise iki grup arasında fark gözlenmedi. GDM gelişen grubun %74,07?sinde glukoz intoleransı saptanırken GDM gelişmeyen grupta bu oran %6,66 idi. Çoklu lojistik regresyon analizine göre VKİ?nin GDM gelişimini öngörmede en güçlü faktör olduğu saptandı (OR: 2,831, %95 CI: 1,234-6,495). GDM gelişiminin ikinci bağımsız belirteci de OGTT?de artmış 2. saat kan şekeri idi (OR: 1,119, %95 CI: 1,026-1,221). Sonuçlar: Gebeliklerinde GDM gelişen PKOS olgularında gebelik öncesi metabolik parametrelerden yaş, VKİ, lipid profili ve glukoz metabolizması gebeliklerinde GDM gelişmeyen PKOS olgularından anlamlı olarak farklıdır. Obezite ve glukoz intoleransı PKOS olgularında GDM gelişimini belirleyen bağımsız değişkenlerdir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, Gestasyonel diabetes mellitus, glukoz intoleransı, insülin direnci, obezite

Diabet-gebelik sırasındaGebelikGlükoz tolerans testi+4
Senem Arda Düz
İnönü University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Çocukluk çağı obezitesinde metabolomik profilin araştırılması

Çalışmamızda çocukluk çağı obezitesinde metabolomik profil parametrelerinden serum obestatin, humanin, kisspeptin, speksin ve asprosin düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran obezite ya da başka bir şikayet ile gelen, yapılan tetkik ve fizik muayenelerinde obezite saptanan ya da vücut kitle indeksi obezite kriterleri altında olan çocuklar dahil edilmiştir. Obestatin, Humanin, Kisspeptin, Speksin ve Asprosin ölçümleri, üreticinin talimatlarına göre ticari olarak temin edilebilen kantitatif Enzim linked immünosorbent analizi (ELISA) kitleriyle yapıldı. Çalışmamızdan elde edilen verilerin analizi sonucunda çocukların kilo düzeyine göre çocuklarda obestatin, humanin, kisspeptin, speksin ve asprosin düzeylerinde anlamlı farklılık olduğu saptandı. Çalışma sonucunda normal kilolu olanlarda obestatin ve speksin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, fazla kilolu olanlarda obestatin düzeyinin obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, obez olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Morbid olanlarda humanin düzeyinin normal kilolu, fazla kilolu ve obez olanlara göre, obez olanlarda humanin düzeyinin fazla kilolu ve normal kilolu olanlara göre, fazla kilolu olanlarda da normal kilolu olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Morbid olanlarda kisspeptin düzeyinin normal, obez ve fazla kilolu olanlara göre, fazla obez olanlarda kisspeptin düzeyinin normal ve fazla kilolu olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Normal kilolu olanlarda speksin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, fazla kilolu olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü. Normal kilolu olanlarda asprosin düzeyinin fazla kilolu, obez ve morbid olanlara göre anlamlı şekilde düşük olduğu, fazla kilolu olanlarda asprosin düzeyinin obez ve morbid olanlara göre, obez olanlarda da morbid olanlara göre anlamlı şekilde düşük olduğu görüldü (p<0.001).

AsprosinHumaninKisspeptin+6
Nazmiye Er
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp fakültesi Hastanesine 2010-2022 yılları arasında başvuran human immunodeficiency virus (HIV) ile yaşayan bireylerde metabolik parametrelerin değerlendirilmesi

Antiretroviral tedavideki (ART) gelişmeler HIV enfeksiyonu ile yaşayan bireylerin (HİYB) yaşam beklentisini genel topluma yakın hale getirmiştir. HIV'den etkilenen bireylerde mortalite ve morbidite üzerine olumlu etkileri olan antiretroviral ilaçlar, persistan immun aktivasyon, kronik enflamasyon, yaşam tarzı ve birçok komorbiditenin normal popülasyondan daha sık ve daha erken yaşlarda ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Metabolik kemik hastalıklarından osteoporoz, osteopeni, osteomalazi, dislipidemi, diyabet, kardiyak hastalıklar, metabolik sendrom sıklıkla karşımıza çıkan komorbiditelerdir. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji polikliniklerine başvuran HİYB'de metabolik parametrelerinin (karaciğer fonksiyonları, böbrek fonksiyonları, iskelet sistemi) değerlendirilmesi ve kullandıkları antiretroviral ilaçlarla özellikle kan yağlarının, açlık kan şekerinin, böbrek fonksiyon testlerindeki değişimlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 247 hastanın demografik verileri ve sigara, alkol kullanımı gibi alışkanlıkları incelendi. Çalışmamızdaki hastaların yaşları 18 ile 69 arasında değişirken hastaların yaş ortalaması 37,49 (±12,4) olarak tespit edildi. Hastaların büyük bir ksımının erkek (%86.6) ve heteroseksüel (%63.4) olduğu tespit edildi. Kontrol grubu ile yapılan kıyaslamada, HIV taşıyan bireylerde psikiyatrik bozukluk oranı belirgin oranda daha yüksek tespit edildi. Hastaların büyük bir kısmında DEXA skoruna göre osteopeni tespit edilirken yine önemli bir kısmında D vitamini eksikliği mevcuttu. Tanı anındaki böbrek fonksiyon testleri kreatinin ve GFR değerleri ile tedavinin 1., 2. ve 3. yılları karşılaştırıldığında GFR'de istatistiksel olarak anlamlı azalma ve kreatinin değerinde istatisksel olarak anlamlı artış saptandı. Başvuru anındaki HDL, LDL, total kolesterol, trigliserid düzeyleri tedavinin 1., 2. ve 3. yıllardaki değerlerle karşılaştırıldığında anlamlı artış saptandı. Tedavi rejimi TAF içeren hastalarda total kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerinde 1. yılın sonunda istatistiksel olarak anlamlı yükseklik tespit edildi. En sık tercih edilen başlangıç ART rejimi %23.1 ile DTG+TDF/FTC olduğu görüldü. HIV hastalık seyrinde yakından takip edilmesi gereken metabolik parametrelerin belirlenmesi ve özel hasta grupları için tedavinin kişiselleştirilmesine olanak sunmak amaçlanmıştır. HİYB'de yaşam beklentisinin artması ile birlikte yaşlandıkça artan komorbiditelerin ve metabolik yan etkilerin doğru yönetilebilmesi için multidisipliner yaklaşım gereklidir. Anahtar kelimeler: HIV, AIDS, CD4, CD8, Total kolesterol, LDL kolesterol, Antiretroviral Tedavi, HIV RNA

AIDSAntiretroviral ajanlarCD4-CD8 oranı+7
Onur Kalyenci
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prepubertal çocuklarda neuregulin 4 ile nutrisyonel ve metabolik durumun ilişkisi

Amaç: Beslenme bozuklukları tüm dünyada sıklığı giderek artan önemli bir halk sağlığı problemidir. Beslenme bozuklukları çocukluk çağında çok sayıda komorbiditeye sebep olmakla beraber erişkin yaş grubunda da pek çok sistemik hastalığın ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu çalışmadaki amacımız ; primer protein-enerji malnütrisyonu ve obezitesi olan çocuklarda, yağ dokusunda enerjinin harcanması ve depolanmasında önemli bir rol oynadığı düşünülen yeni adipokinlerden biri olan Neuregulin 4 (Nrg-4) düzeyini, normal çocuklardaki Nrg-4 düzeyi ile kıyaslamak ve hastaların beslenme ve biyokimyasal parametreleri ile arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmamızdaki spesifik tanılı bir hastalığı olmayan çocukların obez, malnutre ve normal grupta olmalarında rol oynadığını düşündüğümüz Nrg-4 hakkında bilgi edinerek ileride bu peptidin malnütrisyon ve obezite tedavisinde kullanılabilmesine yardımcı olmayı amaçladık. Yöntem ve Gereçler: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğimize Haziran 2019 ve Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran 2 ila 12 yaş arası, nörolojik, gastrointestinal, metabolik, endokrin, enfeksiyon hastalığı olmayan, ergenliği başlamamış (prepubertal), rölatif tartılarına göre obez, malnutre ve normal olan toplam 142 çocuğun antropometrik ölçümleri yapıldı. Çocukların rutin kan tetkikleri alındı. Kan örneklerinden artan kan örnekleri İnsan Nrg-4 ELISA kiti ile çalışılmak üzere serum jelli tüpe 2 ml olacak şekilde ayrıldı ve çalışma gününe kadar uygun şartlarda saklandı. Bulgular: Çalışmamız yaşları 2 yaş-12 yaş, ortalama yaşı 7,69±3,04 yıl olan toplam 142 çocuk üzerinde yapılmıştır. Çocukların 71'i (%50) erkek; 71'i (%50) kızdı. Çalışmada çocuklar rölatif tartıya göre üç grup olacak şekilde ayrılmış olup %31,7 'si (n=45) malnütre, %33,1'i (n=47) normal ve % 35,2'si (n=50) obez şeklinde incelendi. Malnütre, obez ve normal grupların yaş dağılımları arasında gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Neuregulin-4 değerleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Normal grubun Neuregulin-4 değeri malnütre ve obez olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,004; p=0,019). Malnütre ile obez olguların Neuregulin-4 değerleri arasına anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). Malnutre çocukların Neuregulin-4 değerleri ile total kolesterol ve HDL düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Malnutre çocukların trigliserit ile Neuregulin-4 değerleri arasında negatif yönde (Neuregulin-4 düzeyi arttıkça, Trigliserit düzeyi azalmaktadır) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,316). Malnutre çocukların kan glukozu ile Neuregulin-4 değerleri arasında da negatif yönde (Glukoz arttıkça Neuregulin-4 düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,330). Normal rölatif tartı değerine sahip çocukların Neuregulin-4 değerleri ile total kolesterol ölçümleri arasında negatif yönde (total kolesterol arttıkça Neuregulin-4 düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,462). Diğer biyokimyasal değişkenlerin hiçbiri ile normal çocukların Nrg-4 değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Obez gruptaki çocukların Neuregulin-4 değeri ile biyokimyasal değişkenler arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Obez, malnutre ve normal çocuklarda total kolesterol, HDL ve glukoz düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Trigliserit ölçümleri ise obez, malnutre ve normal çocuklarda anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun trigliserit ölçümleri malnütre ve normal gruplardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,031). Normal ile malnütre olguların trigliserit ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). İnsülin değerleri ise gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun insülin ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,001). Normal ile malnütre olguların insülin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,733). HOMA-IR ölçümleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun HOMA-IR ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,001). Normal ile malnütre olguların HOMA-IR ölçümleri arasına anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,511). Ferritin değerleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,05); obez grubun Ferritin ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,020; p=0,039). Normal ile malnütre olguların Ferritin ölçümleri arasına istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). Sonuç: Grupların Nrg-4 düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır. Obez çocuklarda normal çocuklara kıyasla Nrg-4 seviyesi düşük olarak bulunmuştur. Aynı zamanda malnutre çocuklarda Nrg-4 düzeyleri ile ilgili bilgiler sınırlı olup çalışmamızda normal kilolu çocuklar ile kıyaslandığında Nrg-4 seviyelerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. İnsanlarda Nrg-4 ile enerji homeostazı ve enerjinin harcanması arasındaki ilişki konusunda bilgiler sınırlı olmakla birlikte, bu veriler obezite ve komplikasyonları ile mücadelede Nrg-4'ü iyi bir hedef molekül olabileceğini düşündürmektedir. Gelecekte toplum sağlığı için önemli bir tehdit olan obezite tedavisinde kullanılabilecek bir tedavi yöntemi olabilir. Anahtar Kelimeler: Obezite, malnutrisyon, Neuregulin 4, Çocukluk çağında besleneme bozuklukları, adipokinler.

AdipokinlerBeslenmeBeslenme bozuklukları+5
Hazar Doğuş Kuş
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prepubertal çocuklarda betatrofin ile nutrisyonel ve metabolik durumun ilişkisi

Amaç: Beslenme bozuklukları tüm dünyada sıklığı giderek artan önemli bir halk sağlığı problemidir. Beslenme bozuklukları çocukluk çağında çok sayıda komorbiditeye sebep olmakla beraber erişkin yaş grubunda da pek çok sistemik hastalığın ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Bu çalışmadaki amacımız ; primer protein-enerji malnütrisyonu ve obezitesi olan çocuklarda, yağ dokusunda enerjinin harcanması ve depolanmasında önemli bir rol oynadığı düşünülen yeni adipokinlerden biri olan Betatrofin (β-Trofin) düzeyini, normal çocuklardaki β-Trofin düzeyi ile kıyaslamak ve hastaların beslenme ve biyokimyasal parametreleri ile arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmamızdaki spesifik tanılı bir hastalığı olmayan çocukların obez, malnutre ve normal grupta olmalarında rol oynadığını düşündüğümüz β-Trofin hakkında bilgi edinerek ileride bu peptidin malnütrisyon ve obezite tedavisinde kullanılabilmesine yardımcı olmayı amaçladık. Yöntem ve Gereçler: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğimize Haziran 2019 ve Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran 2 ila 12 yaş arası, nörolojik, gastrointestinal, metabolik, endokrin, enfeksiyon hastalığı olmayan, ergenliği başlamamış (prepubertal), rölatif tartılarına göre obez, malnutre ve normal olan toplam 142 çocuğun antropometrik ölçümleri yapıldı. Çocukların rutin kan tetkikleri alındı. Kan örneklerinden artan kan örnekleri İnsan β-Trofin ELISA kiti ile çalışılmak üzere serum jelli tüpe 2 ml olacak şekilde ayrıldı ve çalışma gününe kadar uygun şartlarda saklandı. Bulgular: Çalışmamız yaşları 2 yaş-12 yaş, ortalama yaşı 7,69±3,04 yıl olan toplam 142 çocuk üzerinde yapılmıştır. Çocukların 71'i (%50) erkek; 71'i (%50) kızdı. Çalışmada çocuklar rölatif tartıya göre üç grup olacak şekilde ayrılmış olup %31,7 'si (n=45) malnütre, %33,1'i (n=47) normal ve % 35,2'si (n=50) obez şeklinde incelendi. Malnütre, obez ve normal grupların yaş dağılımları arasında gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplara göre β-Trofin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Malnütre grupta Ferritin ile Betatrofin arasında ise pozitif yönde (Ferritin arttıkça Betatrofin artmakta) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=0,307; p<0,05). Normal rölatif tartıya sahip çocuklarda oluşan grupta ise MCHC ile Betatrofin arasında negatif yönde (MCHC arttıkça Betatrofin düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,385; p<0,01). Aynı zamanda normal rölatif tartıya sahip çocuklarda oluşan grupta Betatrofin ile T4 ölçümleri arasında negatif yönde (T4 arttıkça Betatrofin düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,550; p<0,01). Obez grupta ise Betatrofin ile insülin ölçümleri arasında negatif yönde (insülin arttıkça Betatrofin düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,328; p<0,05). Ayrıca obez grupta Betatrofin ile HOMA-IR ölçümleri arasında negatif yönde (HOMA-IR arttıkça Betatrofin düşmekte) istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0,340; p<0,05). Diğer biyokimyasal değişkenlerin hiçbiri ile normal,obez ve malnütre çocukların Betatrofin değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0,05). VII Obez, malnutre ve normal çocuklarda total kolesterol, HDL ve glukoz düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Trigliserit ölçümleri ise obez, malnütre ve normal çocuklarda anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun trigliserit ölçümleri malnütre ve normal gruplardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır(p=0,031). Normal ile malnütre olguların trigliserit ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). İnsülin değerleri ise gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun insülin ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,001). Normal ile malnütre olguların insülin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,733). HOMA-IR ölçümleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,01); obez grubun HOMA-IR ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001; p=0,001). Normal ile malnütre olguların HOMA-IR ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p=0,511). Ferritin değerleri gruplara göre anlamlı farklılık göstermiş olup (p<0,05); obez grubun Ferritin ölçümleri malnütre ve normal olgulardan istatistik olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,020; p=0,039). Normal ile malnütre olguların Ferritin ölçümleri arasına istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p=1,000). Sonuç: Gruplara göre β-Trofin ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Malnütre çocuklarda β-Trofin düzeyleri ile ilgili bilgiler oldukça sınırlı olup çalışmamızda normal kilolu ve obez çocuklar ile kıyaslandığında β-Trofin seviyelerinin daha düşük olduğu tespit edilmiş ancak istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. İnsanlarda β-Trofin ile enerji homeostazı, glukoneogenez ve lipid metabolizması arasındaki ilişki konusunda bilgiler sınırlıdır ve çocukluk dönemi protein enerji malnütrisyonunda bu peptitlerin seviyeleri ile aralarındaki oranları belirleyen yayımlanmış bir çalışma bulunmamaktadır. Spesifik tanılı bir hastalığı olmayan bu çocukların iştah artması ve azalmasında rol oynadığını düşündüğümüz β-Trofin hakkında bilgi edinmek ileride β-Trofinin malnütrisyon ve obezite tedavisinde iştah düzenleyici olarak kullanılabilmesine temel oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Obezite, malnutrisyon, β-Trofin, Çocukluk çağında beslenme bozuklukları, adipokinler.

AdipokinlerBeslenmeBeslenme bozuklukları+5
Bahriye Semizoğlu
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hafif ve orta düzey diyabetik nefropati tanılı hastalarda sodyum glukoz transporter-2 inhibitörlerinin kemik mineral metabolizma belirteçlerine etkisi

Giriş ve Amaç: Sodyum glukoz transporter 2 inhibitörleri proksimal tübülden glukoz geri emilimi inhibe ederken aynı zamanda natriürez ve osmotik diürezi sağlamaktadır. Renal tübüler etki mekanizması göz önüne alındığında dapagliflozinin kalsiyum ve fosfat metabolizmasını potansiyel olarak değiştirebileceği, serum magnezyum, fosfat ve parathormon düzeyinde küçük artışlar yaptığını öne sürülmüştür. Bu çalışma SGLT-2i'lerinden dapagliflozinin, evre 2-4 kronik böbrek hasarı (KBH) hastalarında kemik mineral metabolizması, vasküler olaylar ve inflamasyonda rol oynayan fibroblast büyüme faktörü-23 (FGF-23), hidroksiprolin, osteoprotegerin (OPG) ve sklerostin isimli belirteçlere olan etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Materyal ve Metot: Nefroloji polikliniğine ayaktan gelen 80 hasta randomize edilerek SGLT-2i tedavisi başlananlar (grup 1) ve mevcut antidiyabetik tedavisi devam edenler (grup 2) olarak 2 gruba ayrıldı. Yaş, cinsiyet, komorbit hastalıkları, kullandıkları ilaçlar, kreatinin, üre, eGFH, sodyum, potasyum, kalsiyum, albumin, fosfor, magnezyum, tam idrar tahlili, hemogram, kemik metabolizma belirteçlerinden serum FGF-23, sklerostin, OPG, hidroksiprolin düzeyi kaydedildi. 12 haftalık takip sonrası 2 grubun parametreleri ve grup 1'in başlangıç ve son değerleri karşılaştırıldı. Bulgular: Dapagliflozin grubunda başlangıç HbA1c (p=0,0001) ve kreatinin (p=0,007) değerleri anlamlı olarak daha yüksekti. Başlangıçta ürik asit seviyesi açısından bir fark yok iken üçüncü ayın sonunda dapagliflozin kolunda ürik asit düzeyi anlamlı olarak daha düşük bulundu(p=0,004). Başlangıçta iki grupta FGF-23 ve sklerostin açısından fark yok iken üç ayın sonunda dapagliflozin kolunda bu iki değer anlamlı olarak daha düşük bulundu (sırasıyla p=0,009 ve p=0,004). OPG ve hidroksiprolin düzeyleri açısından ise iki grup arasında fark saptanmadı(sırasıyla p=0,09 ve p=0,88). Dapagliflozin grubunda tedavi öncesi ve üç ay sonra bakılan OPG, FGF-23 ve sklerostin seviyelerinde anlamlı bir düşüş gözlendi (hepsinde p=0,0001), hidroksiprolin düzeyindeki gerileme ise anlamlı bulunmadı (p=0,104). Sonuç: KBH morbidite ve mortalitesi yüksek, erken tanı oranı düşük, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Diyabetik nefropatiye bağlı KBH'de morbidite ve mortalitenin en önemli nedeni kardiyovasküler hastalıklardır. Birçok klinik çalışma ile kardiyovasküler sonlanımlar ve KBH progresyonu üzerinde oldukça olumlu etkileri gösterilmiş olan SGLT-2i'lerinin bu etkilerini hangi mekanizmalar ile gösterdiği tam olarak açıklanamamıştır. Yine KBH hastalarında kemik mineral bozuklukları oldukça önemli bir morbidite nedenidir ve SGLT-2i'lerinin bu soruna etkisi tam net değildir. Çalışmamızda KBH'de görülen inflamasyon, vasküler kalsifikasyon gibi durumların patogenezinde yer alan kemik belirteçlerinden FGF-23, sklerostin ve OPG seviyelerinin dapagliflozin tedavisi sonrası anlamlı olarak gerilediğini gözlemledik. Bu sonuç SGLT-2i'lerinin kardiyovasküler olumlu etkilerinin hangi mekanizmalarla meydana geldiği konusunda bir ipucu sağlayabilir ve bundan sonraki çalışmalar için bir dayanak noktası oluşturabilir. Anahtar kelimeler: SGLT-2i, osteoprotegerin, FGF-23, sklerostin, hidroksiprolin

Diabetes mellitusDiabetik nefropatilerFibroblast büyüme faktörü+5
Tuğba İşlek
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Biochemical comparative study for the prognostic and diagnostic role of interleukin-1 in diabetic neuropathy

In this study, the purpose was to investigate the diagnostic role of Interleukin 1 alpha in diabetic neuropathy. Samples were collected from 40 patients with diabetic neuropathy, 40 patients with diabetes, and 40 controls. The following assays were performed on all groups: Interleukin 1, FBG, HbA1C, CRP, and ESR. It was noted in the study data a significant increase in all the parameters studied in the diabetic neuropathy group compared to the other groups, and there was also an increase in these parameters in the diabetes group compared to the control. It was known that there was a correlation between Interleukin 1 and other parameters, and the discriminatory benefit of each one was confirmed.

Diabetic neuropathiesGlucoseMetabolism+1
Asraa Jasım Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı obezitesinde metabolik parametrelerin diyet ve egzersizle ilişkisi

Amaç: Püberte evre III-IV'deki ekzojen obezite tanılı kız ve erkek çocukların biyokimyasal paremetrelerini, vücut kompozisyonunu, bazal ve günlük enerji harcanımını ve bu parametrelerin diyet ve aerobik egzersiz ile değişimlerini incelemekGereç ve Yöntemler: Çalışmaya püberte evre III-IV'te olan 14 obez hasta ve kontrol grubu olarak 13 sağlam çocuk alındı. İki grubun ağırlık, boy, vücut kitle indeksi (VKİ) ve biyokimyasal parametrelerine bakıldı. Obez hasta grubunda diyet düzenlendi ve aerobik egzersiz programı uygulandı. Psikiyatrik destek sağlandı. Spor Fizyolojisi biriminde bel çevresi, kalça çevresi, deri kıvrım kalınlığı ve bazal metabolizma hızı ölçümleri yapıldı. Günlük kalori harcanımı actiheart aleti ile hesaplandı. Egzersiz sonrası tüm parametrelere tekrar bakıldıBulgular: Obez hasta grubunda VKİ, SGPT, glukoz, insülin, glukoz/insülin, HOMA-IR, total kolesterol, LDL, VLDL, trigliserid, visfatin değerleri yüksek bulunurken, TNF-?, IL-10 ve APO A düşük bulundu (p< 0,05). Obez hastalarda egzersizle VKİ, bel ve kalça çevresi, bel/kalça oranı, vücut yüzde yağı, deri kıvrım kalınlığı, HOMA-IR, SGOT, SGPT, total kolesterol, VLDL, trigliserid, visfatin ve hs-CRP`de düşme olurken, TNF-?, IL-6, IL-10 değerlerinde ve günlük kalori harcanımında artış olduSonuç: Egzersizin obez hastalarda vücut kompozisyonunu değiştirdiği, total kolesterol, VLDL, trigliserid düzeylerini azalttığı, insülin direncinin kaybolmasını sağladığı ve enerji harcanımını arttırdığı görüldüAnahtar Kelimeler: Actiheart, adipokinler, aerobik egzersiz, antropometrik ölçümler, diyet, ekzojen obezite

AdipokinlerAerobik güçAntropometri+4
İsmet Öncü
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında demir metabolizması ve hepsidin

Amaç: Bu çalışmada demir eksikliği anemisi olmayan sağlıklı çocuklar ve demir eksikliği anemisi olan çocuklarda hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hacmi, demir bağlama kapasitesi, ferritin, transferin satürasyon indeksi ve hepsidin düzeylerini değerlendirip, bu iki grupta hepsidin değerleri arasındaki farkı veya ilişkiyi ortaya koymayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı, Çocuk Polikliniği'ne Aralık 2008 ve Eylül 2009 arasında başvuran yaşları bir ile onaltı arasında değişen, tam kan sayımında anemisi olan ve demir, demir bağlama kapasitesi ve serum ferritin değerleri demir eksikliği anemisi ile uyumlu, transferin satürasyonu < %16 ve C-Reaktif proteini (CRP) normal 94 demir eksikliği anemili olgu ve yine yaşları bir ile onaltı arasında değişen hemoglobin elektroforezi normal olan 91 sağlıklı çocuk çalışmaya alındı. Hasta grubunun ortalama yaşı 6,1 ±3,8 , kontrol grubunun ortalama yaşı 7,0 ±3,9 idi.İki grubun tam kan sayımı, serum demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin, CRP ve hepsidin parametreleri için kan örnekleri alındı. Anne sütü alımı ve beslenmeleri ayrıntılı olarak sorgulandı. Geliş yakınmaları kaydedildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Bir ile 3 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti büyüme geriliği, kilo alamama, üç ile 7 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti büyüme geriliği, iştahsızlık ve kilo alamama idi. Yedi ile 12 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti kilo alamama ve büyüme geriliği, oniki ile 16 yaş grubu arasındaki hastaların önde gelen başvuru şikayeti ise kilo alamama ve büyüme geriliği idi.Sonuçlar değerlendirildiğinde serum hepsidin düzeyleri ortalaması kontrol grubunda 219,51± 70,72 ng/mL, hasta grubunun ise 141,44± 71,53 ng/mL olarak bulundu. İki grup ortalama değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p< 0,05).Serum hepsidin düzeyleri ile hem hasta hem de kontrol grubunda serum hemoglobin, demir ve ferritin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmadı. Hasta ve kontrol grubunda yeterli anne sütü alımı açısından fark yoktu. Hasta grubunun 94'ünün 70 (% 70,5)'inde dengesiz beslenme mevcuttu.Sonuç: Sonuç olarak hepsidinin gelecekte demir metabolizması bozuklukları sonucu gelişen hastalıkların ayırıcı tanı ve tedavisinde yer alacağı düşünüldü.Anahtar Kelimeler: Çocukluk yaş grubu, Demir eksikliği anemisi, Hepsidin.

Anemi-demir eksikliğiDemirHepsidin+2
Elif Almıla Semercioğlu
Çukurova University
2010
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipotiroidili hastalarda metabolik ve kardiyolojik değişiklikler; L-Tiroksin tedavisinin değerlendirilmesi

Amaç: Subklinik hipotiroidizm, serum fT4 (serbest T4) ve fT3 (serbest T3) düzeyleri referans aralıkta iken serum TSH (tiroid stimulan hormon) düzeylerinde hafif düzeyde artış ile tanımlanır. Bu hastalarda temel sorun tedavi alıp almayacaklarıdır. Birçok çalışmada, levotiroksin tedavisinin hipotiroidizm semptomları, serum lipid düzeyleri ve kardiyak fonksiyonlar üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. Biz prospektif klinik çalışmamızda, daha önce tanı almamış subklinik hipotiroidili hastalardaki metabolik değişiklikleri ve bunlara tiroksin tedavisinin etkilerini incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu yeni tanı konulan ve daha önce herhangi bir tedavi almamış subklinik hipotiroidili 53 hasta oluşturdu. Rastgele seçilen 29 hastaya tedavi verilirken, 24 hasta kontrol grubu olarak tedavisiz izlendi. Hastaların başlangıçta ve 6 ay sonra semptomları sorgulanıp, fizik muayeneleri yapıldı. Başlangıçta ve 6. ayda tedavi verilen ve tedavi verilmeyen hastaların tiroid fonksiyon testleri, lipid parametreleri, holter EKG ve EKO'ları karşılaştırıldı.Bulgular: Hastalar 40 (% 75,5) kadın, 13 (% 24,5) erkek; yaş ve VKİ ortalamaları sırasıyla 44,02±13,9 yıl ve 29,4±6,4 kg/m2idi. Tedavi almayanlara göre tedavi alanlarda ortalama TSH düzeylerinde ve ortalama fT3 düzeylerinde başlangıca göre 6. ayda anlamlı bir azalma (tedavi almayanlarda sırasıyla p=0,005 ve p=0,017; tedavi alanlarda sırasıyla p=0,00 ve p=0,34) saptandı. Başlangıçta serum ortalama LDL kolesterol 108±34 mg/dl (normal), Lp(a): 87,6±284 mg/dl (yüksek) bulundu. Tedavi almayan hastalarda ortalama LDL kolesterol düzeyleri 6. ayda anlamlı artma (p=0,01), tedavi alanlarda minimal azalma (p= 0,75) gösterdi. Serum Lp(a) düzeyinde tedavi almayanlarda başlangıca göre 6. ayda herhangi bir farklılık saptanmazken (p=0,52), tedavi alanlarda anlamlı olmayan bir azalma saptandı (p=0,93). Her iki grupta başlangıçta ve 6. ayda ortalama EF düzeyinde anlamlı bir değişim olmadı (p=0,43). Her iki grupta Em başlangıca göre 6.ayda azalma gösterirken, bu azalma tedavi almayan grupta anlamlıydı (p=0,013). Tedavi almayan hastalarda Em/Am oranında başlangıca göre 6.ayda anlamlı bir azalma saptandı (p=0,005). Hastaların başlangıçta ortalama İVRZ düzeyleri uzamıştı (123±45,8msn). Tedavi almayanlarda İVRZ başlangıca göre 6. ayda artmaya devam etti ve bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,012). Tedavi alan hastalarda ise İVRZ düzeyi başlangıca göre 6.ayda anlamlı bir farklılık göstermedi (p=0,87).Sonuç: Biz bu çalışmada subklinik hipotiroidili hastalarda klinik hipotiroidi semptomlarının çoğu zaman mevcut olduğunu, hastalarda oluşan klinik, kardiyak ve metabolik değişikliklerin Levotiroksin tedavisi ile düzelebileceğini saptadık.

Belirti ve semptomlarHipotiroidizmKalp+5
Mehtap Evran
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediyatrik üriner sistem taş hastalığında metabolik risk faktörleri ve metaflaksinin uzun dönem sonuçları

Amaç: Bu çalışmada pediyatrik yaş grubunda üriner sistem taş hastalığının metabolik risk faktörlerini tanımlamak ve bu faktörlere göre düzenlenen metabolik proflaksi tedavisinin uzun dönem taş rekürrens oranlarına etkisini araştırmak amaçlanmıştır.Yöntem ve gereçler: Ocak 2008 ile Haziran 2011 tarihleri arasında böbrek taşı nedeniyle başvuran ve PCNL yöntemiyle taşlarından tamamen arındırılan 16 yaş ve altı 129 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi ve sonuçlar istatistiksel yöntemler kullanılarak analiz edildi.Bulgular: Ortalama yaşları 7.8±4.7 (1-16) yıl olan 129 hastanın 68'i erkek (%53), 61'i kızdı (%47). Metabolik analizleri yapılan hastaların %89.2 `sinde bir veya daha fazla metabolik risk faktörü saptandı. En sık karşılaşılan metabolik anomali hipositratüri olarak tespit edildi. Hipositratüri ve sistinürisi olan 75 (%58) hastaya potasyum sitrat ve scholl solusyonundan oluşan medikal proflaksi uygulandı. Ortalama 26.5±9.4 ay (12-46) takip sonunda proflaksi verilen çocuklarda taş nüksü %4 oranında görülürken, tedavi verilmeyenlerin %41'inde taş nüksü görüldü (p<0.001). Yapılan taş analizinde en sık Ca okzalat taşı (%89) ve sistin (%9) taşı (%2) saptandı.Sonuçlar: Pediyatrik üriner sistem taş hastalığının yönetiminde metabolik tarama ve medikal proflaksi ile hastaların taş nüksünün önlenebileceği bulundu. Bir kez taş hastalığı geçiren veya nefrokalsinozisi olan her çocuk hasta klinik ve laboratuar açıdan ayrıntılı olarak değerlendirilmeli ve olası risk faktörleri belirlenmelidir. Tekrar taş oluşumunun önlenmesi içinde gerekli önerilerde (diyet alışkanlıkları, sıvı alımı, e.g.) bulunulmalı ve uygun profilaktik tedavi verilmelidir.

Böbrek taşlarıMetabolizmaNüks+4
Onur Karslı
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda motivasyonel görüşme tekniğinin öz yönetim algısı ve metabolik değişkenlere etkisi

Çalışma diyabetik hastalara uygulanan motivasyonel görüşmenin öz yönetim algısı ve metabolik değişkenlere etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışma Nisan-Temmuz 2015 tarihleri arasında bir kamu hastanesinin endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları polikliniğine başvuran, Amerikan Diyabet Birliği kriterlerine uygun olarak son altı ay içinde hekim tarafından Tip 2 diyabet tanısı konulan yetişkin hastalarla deneysel olarak yapıldı. 30 müdahale, 30 kontrol olmak üzere toplam 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Örneklem sayısının belirlenmesi için güç analizi yapıldı. Araştırma öncesi Etik Kuruldan, ölçek kullanımı için ve çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmanın verileri; hasta tanılama formu ve Diyabette Öz Yönetim Algısı Skalası (DÖYAS) ile toplandı. Müdahale grubuna motivasyonel görüşmeler yapılıp, görüşmeler sonrasında her iki gruba tekrar anket formunun hasta bilgilerini sorgulayan bölümü ve DÖYAS uygulandı. Araştırmanın verileri Student t, One way anova, Mann whitney U, Kruskal wallis testi, paired t ve korelasyon analizi ile değerlendirildi. Motivasyonel görüşme sonrası müdahale grubundaki hastaların beden kütle indeksi, açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1c, trigliserit, LDL ve HDL kolesterol, sistolik-diyastolik kan basıncı puan ortalamaları azalırken, öz yönetim algı puan ortalamalarının belirgin düzeyde arttığı, HDL ve diyastolik kan basıncı dışındaki değerlerde gözlenen bu değişimlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. (p<0,001). Kontrol grubunda ise; trigliserit ve diyastolik kan basıncı dışındaki metabolik kontrol kriteri değerlerinde belirgin olarak artış görüldüğü ve öz yönetim algı puan ortalamalarında ise azalma olduğu tespit edildi. Tip 2 diyabet tanısı alan hastalara uygulanan motivasyonel görüşme tekniğinin hastaların metabolik kontrol göstergelerini olumlu yönde etkilediği ve öz yönetim algılarını yükselttiği saptandı. Bu doğrultuda motivasyonel görüşme tekniğinin diyabetik hastalarda kullanılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Hemşirelik, Öz Yönetim Algısı, Motivasyonel Görüşme

Diabetes mellitusHemşirelerHemşirelik+3
Ayşe Doğru
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik hastalarda metabolik kontrol kriterleri ile retinopati arasındaki ilişki

Bu çalışma Şubat-Mart 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Göz Hastalıkları Poliklinik ve Kliniğine başvuran diyabetik hastaların metabolik kontrol kriterleri ile retinopati arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışma öncesi; Etik Kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın verileri soru formu ile toplandı. Metabolik kontrol kriterleri ve retinopati düzeyi ile ilgili veriler hasta dosyalarından alındı. Ayrıca araştırmacı tarafından hastaların kan basıncı, beden kütle indeksi ve bel çevresi ölçümleri yapıldı. Sonuçlar; Shapiro Wilks, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Ki-Kare, Continuity (Yates) düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi ile değerlendirildi. Hastaların yaş ortalamasının 61,0±8,7 yıl ve %55,4'ünün kadın olduğu belirlendi. Hastaların diyabet tanı süresi ortalamalarının 15,4±7,3 yıl olduğu, %97'sinde diyabete bağlı kronik bir komplikasyonun yaşandığı, %92,8'inde diyabetik retinopati görüldüğü tespit edildi. Diyabetik retinopatisi olanların beden kütle indeksi, bel çevresi ve sistolik kan basıncı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Metabolik kontrol kriterleri ile retinopati görülme durumu ve retinopati evreleri arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi (p>0,05). Hastaların büyük çoğunluğunda retinopati başta olmak üzere diyabete bağlı kronik bir komplikasyonun bulunduğu, metabolik kontrol kriterleri ile retinopati düzeyi arasında istatistiksek olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi. Bu nedenle diyabetik hastaların, gelişebilecek komplikasyonlar açısından yakından takip edilmesi ve eğitimle desteklenmeleri gerektiği söylenebilir.

Diabetes mellitusDiabetik retinopatiHemşirelik+3
Hürü Beyazaslan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında metabolik monitor ile ölçülen enerji tüketiminin standart denklemlerle karşılaştırılması

Amaç: İstirahat enerji tüketimini belirlemek için birçok formül mevcuttur. Ancak bu formüller , yoğun bakım hastalarında enerji tüketimini doğru olarak belirleyemeyebilir. İndirekt kalorimetrik ölçümler altın standart olmasına rağmen 24 saat boyunca ölçüm yapılması gerektiği için kullanımda zorluklar olabilmektedir. Bu çalışmada 2, 6 ve 12 saatlik indirek kalorimetrik ölçümler,ve prediktif formüllerin yetrliliğini saptamak için 24 saaatlik indirek kalorimetrik ölçümle karşılaştırılması amaçlandı. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi dahiliye yoğun bakım ünitesinde takip edilen 131 entübe hasta dahil edildi. İndirekt kalorimetre aracılığıyla ölçülen 2, 6, 12 ve 24. saat enerji tüketimi değerleri kaydedildi.24 saatlik ölçüm ile diğer saatlerdeki ölçümler pearson korelasyonve Bland altman analizi ile karşılaştırıldı. 2.,6. ve 12. Saatte bulunan değerler ölçülen enerji tüketimine yüzde olarak oranlandı. % 80 ile % 110 arasında sonuçlanan kısım "yeterli" olarak değerlendirildi.Ölçülen ve ideal kilolar kullanılarak Harris-Benedict, Owen, Mifflin– St Joir 1990, Obezite 1992 ve 1997 yıllarına özgü Ireton-Jones, 1998-2003 ve 2010 yıllarına özgü, Penn-State, 1990 Swinamer, 1999 Brandi, 2003 Faisy ve Schofield formülleri ile enerji tüketimi hesaplandı.Hem hesaplanan değerler hem de bu değerlerin 1.3 veya 1.6 ile çarpılarak düzeltilmiş halleri ölçülen enerji tüketimi ile karşılaştırıldı.Korelasyon,Bland Altman analizi ve yeterlilik oranları araştırıldı. Bulgular: 24 saatlik ölçülen enerji tüketimi ortalaması 2078 ± 794 kcal/gün idi. 2. , 6. ve 12. Saatte ölçülen enerji tüketimi değerleri 24 saatlik ölçümlerle korele idi. Bland-Altman analizinde uyum limiti geniş değildi. Prediktif denklemlerle hesaplanan değerlerle korelasyon göstermsine rağmen Bland Altman analizinde geniş uyum limitleri bulundu. Bland Altman analizi ve yeterlilikler değerlendirildiğinde 1.3 ile düzeltilen Mifflin,Ireton Jones 1997 ile Swinamer formülleri ve düzeltme yapılmadan bakılan Penn State 2003 , Penn State 2010 , Brandi , Ireton Jones 1992 ve Schofield formülleri daha güvenilir bulundu. Sonuç: Yoğun bakım hastalarında beslenmenin doğru olarak devam ettirilmesi için indirekt kalorimetre kullanılmalıdır. Her hasta için beslenme tedavisi protokolü bireyselleştirilmelidir. İndirekt kalorimetrenin kullanılamadığı durumlarda klinisyenin güvendiği prediktif formüllerden birisi kullanılabilir.İdame tedavide 24 saatlik ölçüme göre hareket edilebilir.

Enerji tüketimiKalorimetriMetabolizma+2
Onur Taktakoğlu
Çukurova University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Tip-2 diyabetli hastalarda fiziksel aktivitenin metabolik kontrol değişkenleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma Tip 2 diyabetli hastalarda fiziksel aktivitenin metabolik kontrol değişkenler üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma 4 Ekim 2016 – 4 Ocak 2017 tarihleri arasında Osmaniye Devlet Hastanesi dahiliye kliniğine başvuru yapan 72 kadın 42 erkek toplam 114 Tip 2 diyabetli bireylerin katılımı ile yapılmıştır. Hastaların sosyo-demografik özellikleri, sağlık öyküsü, diyabete ilişkin özellikler ve fiziksel aktivite (FA) ile ilgili sorulara anket formu ile ulaşılmıştır. Metabolik değişken bulguları hastane sisteminde bulunan hastalarının laboratuar sonuçlarından temin edilmiştir. Geriye kalan açlık kan şekeri (AKŞ), tokluk kan şekeri ve kan basıncı (tansiyon) verilerine hemşire gözlem kayıtlarında ulaşılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 57,57 ± 11,53 olarak elde edilmiştir. Yine çalışmada elde edilen bulgulardan diyabet süresinin 9,89 ± 6,22 yıl olduğu ve il merkezinde yaşama oranının %51,8 ile ilk sırada yer aldığı görülmüştür. Kronik hastalıklardan hipertansiyon (HT) %47,4 oranı ile en fazla görülen hastalıktır. Toplam egzersiz düzey ortalamasının 40,93 olduğu ve en çok tercih edilen egzersizin ise 25,99 ile hafif düzeyde egzersiz davranışı olduğu bulunmuştur. High Density Lipoprotein (HDL) ile toplam egzersiz davranışı arasında %35,5 pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,013<0,05). Toplam düzey egzersiz davranışı artıkça HDL artmaktadır. Hastaların sistolik kan basıncı düzeyleri ortalamalarının eğitim durumu değişkenine göre istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,026<0.05). Hastaların toplam egzersiz davranışı ortalamalarının diyabet hastalığının tedavisinde fiziksel aktivitenin önemini bilme değişkenine göre anlamlı bulunmuştur (p=0.036<0,05). Bu araştırmada elde edilen veriler ışığında fiziksel aktivitenin diyabet üzerinde daha etkili olması için hastalar bilgilendirilmeli ve aktivite uygulamalarında planlayıcı rol üstlenmelidir.

DemografiDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+3
Uğur Avluklu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerde öfke düzeyi ve öfke ifade tarzının metabolik kontrol değişkenlerine etkisinin incelenmesi

Bu çalışma Tip 2 diyabetli bireylerde öfke düzeyi ve öfke tarzının ile metabolik kontrol değişkenlerine etkisini incelemek için tanımlayıcı ve kesitsel tipte olarak yapıldı. Çalışma 17 Ekim – 31 Aralık 2016 tarihlerinde Batman Bölge Devlet Hastanesi kliniklerine başvuran 151'i kadın 97'si erkek olmak üzere 248 diyabetli bireyin katılımıyla yapılmıştır. Bel çevresi ve beden kitle indeksi ölçümleri hastaların kendilerinden talep edilmiştir. Metabolik ölçümler hastane sisteminden ulaşılmıştır. Açlık ve tokluk kan şekerleri ile kan basıncı ölçümlerine hastaların dosyalarından ulaşılmıştır. Katılımcıların yaşları 29 ile 80 arasında değişmekte olup ortalama 61,45 ± 10,90 yıldır. Total Kolesterol, LDL, Trigliserid, Beden Kitle İndeksi ve Diyastolik Arteriyal Basınç ile Sürekli öfke puanları arasındaki ilişki pozitif yönde anlamlı bulundu (p<0.05 ). Açlık kan şekeri, HbA1c, Total Kolesterol, Low Density Lipoprotein (LDL), Beden Kitle İndeksi ve Bel çevresi ile İçte Tutulan Öfke puanları arasındaki ilişki istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bulundu (p<0.05 ). Total Kolesterol, Low Density Lipoprotein (LDL), Beden Kitle İndeksi, Bel Çevresi ve Diyastolik Arteriyal Basınç ile Dışa vurulan öfke arasındaki ilişki istatistiksel yönden pozitif yönde anlamlı bulundu (p<0.05 ). Açlık Kan Şekeri, Total Kolesterol, Low Density Lipoprotein (LDL), Trigliserid, Beden Kitle İndeksi ve Bel Çevresi ile Öfke kontrolü arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (p<0.05 ). Sonuç olarak öfke duygusu tip 2 diyabetli bireyler üzerinde olumsuz etkiler yaptığı saptandı. Bu sonuçlar Tip 2 diyabetli bireylerde metabolik değişkenler ile öfke duygusu arasında anlamlı ve önemli bir ilişki bulunduğunu, öfke düzeyinin artmasıyla birlikte bu değişkenlerin olumsuz etkilenebileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Tip 2 diyabet, Öfke, Metabolik Kontrol Değişkenleri

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Kan basıncı+3
Muhammed Emin Butekin
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalarında aerobik egzersiz ile dirençli ev egzersiz programının hemodinamik, ventilasyon ve metabolik etkilerinin saptanması

Amaç: Çalışmamızın amacı; koroner arter hastalarına, hastanede gözetim altında verilen aerobik egzersiz ile dirençli ev egzersiz programını karşılaştırmak ve hemodinamik, ventilatuvar, metabolik etkilerini saptamak ve değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Celal Bayar Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji ya da Kalp Damar Cerrahisi Polikliniği'nde takip edilen koroner arter hastalığı öyküsü olan toplamda 40 stabil hasta dahil edilmiştir. Hastalar fizik tedavi kliniği kardiyak rehabilitasyon ünitesinde aerobik egzersiz eğitim grubu (aerobik egzersiz grubu) ve ev egzersiz grubu (grup 2) olarak randomize edilmiştir. Aerobik egzersiz grubundaki hastalara hastanede denetimli olarak 6 hafta boyunca, haftada 3 kez treadmilde denetimli aerobik egzersiz programı uygulandı. Grup 2'deki hastalara hastalıkları ve risk faktörleri hakkında eğitim verilerek, performanslarına ve hedefe uygun olarak evde yapmaları gereken egzersiz programı reçete edilerek kardiyak rehabilitasyon (KR) programına alındı. Tüm hastalar, orta düzeyde egzersiz yoğunluğunda çalıştırıldı. Bütün hastalara programın başlangıcında ve bitişinde, egzersiz tolerans testi (ETT), altı dakika yürüme testi (6DYT), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ ), Sağlık Değerlendirme Anketi(HAQ) ,Egzersizin Yararları/Engelleri Ölçeği (EBBS),Kısa Form-36 (SF-36) yaşam kalitesi testi yapılmış ve kandaki metabolik, hemodinamik değişimleri saptamak için kan tetkikleri istenmiştir. Bulgular :Altı hafta sonunda; aerobik egzersiz grubu ve ev egzersiz grubunda 6DYT'de istatiksel olarak anlamlı artışlar elde edildi (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunda FEV 1 ve FVC'de istatiksel olarak anlamlı artışlar saptandı (p<0.05).Her iki grupta da VKİ ve kiloda istatiksel olarak anlamlı azalma kaydedildi (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunda AKŞ'de istatiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunda SF-36'nın fiziksel fonksiyon ,sosyal fonksiyon ve fiziksel rol kısıtlılığı alt kategorilerinde istatiksel olarak anlamlı artış gözlendi (p<0.05). Fiziksel aktivitenin değerlendirildiği IPAQ anketinde aerobik egzersiz grubunda istatiksel olarak anlamlı artış elde edildi (p<0.05). Aerobik egzersiz grubunda VO2 ve MET değerlerinde istatiksel olarak anlamlı olmasa da artış elde edildi. Aerobik egzersiz grubunda anlamlı olmasa da LDL-K, TOTAL-K'da azalma, HDL-K' da artış saptandı. HR parametresinde her iki grupta istatiksel olarak anlamlı saptanmasa da azalma gözlendi. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre hastanede denetimli olarak yapılan aerobik egzersiz, solunum kapasitesi, lipid profili, fiziksel aktivite ve yaşam kalitesi parametreleri üzerinde evde yapılan dirençli egzersize göre daha olumlu etki sağlamaktadır. Dirençli ev egzersizi verilen grupta da VKİ azalma ve yürüme mesafesinde artış gibi kardiyovasküler risk faktörlerini azaltıcı olumlu etkilerin saptanması dirençli egzersizlerin de fonksiyonel ve metabolik kapasite üzerine anlamlı etkilerini göstermiştir. Çalışmamız klinikte gözetimli egzersiz programlarının daha etkili olabileceğini göstermekle birlikte sosyal sebeplerle hastane egzersiz programlarına katılamayan, düşük ya da orta riskli hastalara verilen ev programlarının da kardiyovasküler risk faktörlerinden koruyucu etkisi olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler : Kardiyak rehabilitasyon, koroner arter hastalığı, egzersiz

AerobikEgzersizHemodinamikler+5
Merve Ciniviz
Manisa Celal Bayar University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Erken dönem yanık hastalarında metabolizma hızına göre belirlenen egzersiz protokolünün koagülasyon, fibrinolitik aktivite ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışma, erken dönem yanık hastalarında metabolizma hızına göre belirlenen egzersiz protokolünün koagülasyon, fibrinolitik aktivite ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya, 25 Aralık Devlet Hastanesi Yanık Merkezi, servis ve yoğun bakım ünitesinde yatan toplam 25 hasta dahil edildi. Hastalar tabakalı randomizasyon yöntemiyle, 1-standart tedavi grubu, 2- standart tedavi +aerobik eğitim grubu, 3- standart tedavi + metabolizma hızına göre geliştirilen egzersiz protokolü grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bireyler hastaneye yattıkları ilk günden itibaren 6 hafta boyunca haftalık olarak değerlendirildi. Koagülasyon ve fibrinolitik aktivite değerlendirilmesi için D-Dimer, fibrinojen, trombosit ferritin, protrombin zamanı (PT), aktive parsiyel tromboplastin zamanı (APTT) biyokimyasal parametreleri kullanılırken, fonksiyonel kapasitenin değerlendirilmesi için de 6 dakika yürüme testi (6DYT), fizyolojik tüketim indeksi (FTİ) ve MRC kas kuvvet ölçümleri kullanıldı. Tüm hastaların metabolizma hızlarının ölçümü için taşınabilir indirekt kalorimetre kullanıldı. Standart tedaviye ek olarak verilen aerobik egzersizler ile metabolizma hızına göre oluşturulan egzersiz protokolü standart tedaviye göre fonksiyonal kapasite, koagülasyon ve fibrinolitik aktivite üzerinde daha etkiliydi (p<0.05). Metabolizma hızına göre oluşturulan yeni egzersiz protokolündeki hastalarda fonksiyonel kapasitede düzelme, koagülasyon ve fibrinolitik aktivitede normal değerlere gelme iki gruba göre daha hızlıydı (p<0.05). Çalışmamızda d-dimer değerleri tüm gruplarda değerlendirildiğinde 3. Gruptaki bireylerin d-dimer değerlerinin diğer gruplara göre haftalık düzelme oranının daha iyi olduğu ve referans değerlerine ulaşan hasta sayısının da daha fazla olduğu görüldü (p<0.05). Sonuç olarak, yanık hastalarında travmadan hemen sonra ortaya çıkan endotel hasarının, doku hipoperfüzyonunun ve hipoterminin etkileri egzersiz ile en aza indirilebileceği ve bu sayede yanık sonrası görülen koagülopati insidansının da düşebileceği görüşüne varıldı. Yanık hastalarında egzersiz planlanırken metabolizma hızının da dikkate alınması gerektiği belirlendi. Bu konuyla ilgili yeni çalışmalara ihtiyaç vardır

Bazal metabolizmaEgzersizFibrinolitik sistem+4
Murat Ali Çınar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa kent merkezinde yaşayan diyabetli hastalarda izlem ve bakım niteliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Manisa merkez ilçede yaşayan tip 2 diyabetlilerde izlem ve bakım hizmetlerinin niceliksel ve niteliksel açıdan değerlendirmesidir. Gereç ve yöntem: Bu kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Manisa merkez ilçede yaşayan, toplam 98 aile hekimliği birimine (AHB) kayıtlı 20 yaş üstü 30.518 tip 2 diyabetli hasta oluşturmaktadır. Bu evren büyüklüğü, bölgede ikamet eden 222.766 kişiden yaklaşık olarak diyabetli olması beklenen (Tip 2 Diabetes Mellitus'un Türk toplumundaki 20 yaş üstü beklenen) %13.7 standardize prevalans hızına göre belirlenmiştir. Minimum örnek büyüklüğü, %95 güven, %35 kötü metabolik kontrol (HbA1c>6.5) prevalansı ve %5 sapma 384 olarak hesaplanmıştır. Örnek seçimi 98 Aile Sağlığı Birimi (58'i kentsel; 28'i yarı-kentsel; ve 12'si kırsal) için çok aşamalı, tabakalı, basit rasgele örnekleme yöntemi ile yapılmıştır. 98 Aile Hekimliği Birimi (AHB) içinden 24 AHB rasgele seçilmiş, her bir AHB 'den yine basit rasgele yöntemle 20'şer hasta seçilmiştir. Örneğe seçilecek bu 24 AHB, Manisa merkez ilçenin kensel, yarı-kentsel ve kırsal nüfus tabakalarının ilçe nüfusu içindeki payına orantılı olarak seçilmişlerdir. Buna göre çalışmaya 24 AHB'den (14 kentsel, 7 yarı kentsel, 3 kır) oluşan ve her bir AHB'ne kayıtlı 20 diyabetliden oluşan 480 diyabetli çalışmaya alınmıştır. Sahada anket uygulamayı reddetme, adreste bulunmama, ölüm vb. gibi nedenlerle katılmama olasılığı göz önüne alınarak örneğe çıkan ASB'lerine orantılı olarak %50 oranında (n=240) yedek hasta daha seçilmiştir. Niceliksel değerlendirme, diyabetin glisemik kontrol göstergesi olan (HbA1c ); niteliksel değerlendirme ise daha önceden Türk topluma uyarlanmış ve geçerliliği gösterilmiş olan Kronik Hastalık Bakımı Değerlendirme Ölçeğinin (Patient Assessment of Chronic Illness Care- PACIC) hastalar için Türkçe sürümü (KBDh ) kullanılarak yapılmıştır. KBDh, sosyodemografik veriler ile risk faktörlerine ait bulgular ve risk grubuna ait biyokimyasal parametrelerden oluşan anket formu yüz yüze uygulanarak veri toplanmıştır. Bağımlı değişken olan KBDh 'nin toplam skor ve alt boyut puanları dağılımın ortanca değerinden kesilerek iki gruba kategorize edilmiş, ardından (eksiltmeli - backward) lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Lojistik regresyon modelinde HbA1c 7.0 mg/dl kesme değeri ile dikotomize edilmiştir. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 15.0 programı kullanılmıştır. Parametrik dağılımlarda Student's t-testi ve tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA ), non parametrik dağılımlarda ise Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi, oranlar arası farklılıkları ölçmede Ki kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların % 56.4'ü kentsel bölgede, % 30.9'u yarı kentsel bölgede, % 12.7'si kırsal bölgede yaşamaktadır. Araştırmaya katılanların %34.3' ü erkek % 65.7' si kadın, yaş ortalaması 57.9±12.3'dür. Diyabet süresi ortalaması 7.9±6.7'yıldır. Diyabetlilerin ilk tanı aldıkları yaş ortalaması 49.9±12.0 yıldır. Katılımcıların % 84.6'sı fazla kiloludur veya obezdir. Hastaların HbA1c değeri ortalaması 6.94±1.76 mg/dl'dır. %56.8'inin herhangi bir HbA1c değerine ulaşılmıştır bu olguların %61,7'sinde diyabetin kontrol altındadır (HbA1c ≤ 6.9). Hastaların %86.5'i diyabetlerini izleyen bir hekimleri olduğunu; % 65.8'i diyabet hekimine 3 ayda bir düzenli olarak başvurduklarını; % 15.8'i bir yıldan daha uzun süredir hekime başvurmadıklarını belirtmişlerdir. Diyabetlilerin % 73.9'u hekime ihtiyaç duyduğu her zaman ulaşabilmesine rağmen % 7,9'u ise hiçbir zaman ulaşamamıştır. Hastaların %43.6'ı haftada 7 gün sebze ve meyve tüketmekte, %80.4'ünün günlük öğün sayısı 3 ve daha fazladır. Araştırma grubundaki diyabetlilerin %35.6'sı sadece tanı konulduğunda, %11.9'u ise doktora gittiğinde birden fazla kez özel eğitim almıştır. Araştırma grubunun % 69.5 evde kendi kendine kan şeker ölçümlerini yapmaktadır. Katılımcıların her yıl düzenli %13.9'u grip aşısı ile korunurken; %76.8'i hiç grip aşısı, %93.1'i yaşamında hiç grip aşısı olmamıştır. EKG çektirme oranı % 63.8, göz dibi bakısı %58.4, nörolojik muayene oranı %21.3, idrarda şeker bakısı oranı %67.9, idrarda keton bakısı oranı % 32.5'dır. Hastaların %14.1'inde mikroalbüminüri bakısı yapılmıştır. Hastaların %51.5'inde hipertansiyon, %12.1'inde kalp hastalığı, %27.5'inde retinopati, katarakt oranı %18.8, ayakta duyu kaybı oranı %29.5, ayakta yara oranı %9.7, %1.2'sinde ayak veya parmak kesilmesi, %2.4'ünde böbrek yetmezliği, %41.0'inde yüksek kolesterol vardır. Diyabetlilerin %49.7'sinde en az bir komplikasyon bulunmuştur. KBDh boyut skorları: Hasta katılımı (1–3.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.60±0.89, karar verme (4–6.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.58±0.91, amaç belirleme (7–11.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.59±0.77, problem çözme (12–15.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.58±0.75, izlem\koordinasyon (16–20.maddeler) alt boyutunun ortalaması 2.59±0.77 ve toplam ölçek puan ortalaması 2.59±0.62 olup minimum puan:1.24 ve maximum puan:4.36'dır. KBDh boyutlarının tavan ve taban yüzdeleri değerlendirildiğinde, taban yüzdesi (%0.2 – %8.1) ve tavan yüzdesi (%0.0 -% 1.2) olup tüm alt boyutlar ve toplam ölçek için çok iyi olarak gözlenmiştir. Toplam KBDh üzerinde etkili olan değişkenler; yaş, öğün sayısı, diyabet eğitimi alma, eğitim düzeyi, diyabet hekimine ihtiyaç duyduğu zamanlarda ulaşabilme, her yıl grip aşısı olmadır. Hba1c üzerinde etkili olan değişkenler; gelir, EKŞİ, İnsulin kullanımı (riski ++) , KBDh ölçeğinin karar verme ve problem çözme alt boyut skorlarıdır. Sonuç: Manisa merkez ilçede yaşayan erişkinlerin diyabet farkındalığı Batı bölgeleri düzeyindedir ve henüz daha istenilen düzeyde değildir. Tanı almış olan Tip 2 diyabetlilerin önemli bir çoğunluğu sürekli bir hekim izlemi altındadır. Birinci basamağın diyabet izleminde yerinin çok sınırlı kaldığı söylenebilir. Türkiye için en gelişmiş bölgelerden biri olan Manisa kent merkezi için metabolik kontrol düzeyi (HbA1c açısından) yetersizdir. Tip 2 diyabet izlem ve kontrol rehberlerinde önerilen düzenli izlem oranları hastaların çoğunluğu için son derecede yetersiz düzeydedir. Kendi kendine evde düzenli kan şekeri izlemi (EKŞİ) HbA1c düzeyini etileyen temel değişkenlerden biri olduğu ortaya çıkmıştır. Metabolik kontrol değişkenlerinden HbA1c ve KBDh ile elde edilen bulgular; sağlık hizmetine daha fazla ulaşan ve hastalık yönetimlerine daha fazla katılanların genel olarak toplumun daha avantajlı kesimleri olduğunu ortaya koymuştur. Hasta izleminde hastaların "karar verme" ve "problem çözme" becerilerinin geliştirilmesi hastaların izlem ve sağaltıma uyum sağlamalarına katkıda bulunabilir. KBDh (PACİC) ölçeği ile ülkemizde kronik hastalıklara yönelik verilen bakımı ve sağlık hizmetini değerlendirmede yardımcı bir araç olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, Kronik hastalık bakım modeli, Metabolik kontrol

Diabetes mellitusHasta bakımıKronik hastalık+3
Bahadır Dede
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2010-2013 yılları arasında nöroloji yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda primer hastalığın ve metabolik durumlarının eeg üzerine olan etkileri

Nörogörüntülemede çok önemli ilerlemelere rağmen elektroensefalografi (EEG) stupor ve komalı hastaların değerlendirilmesinde halen çok önemli bir yardımcı tanı yöntemi olarak kullanılmaktadır. Rutin elektroensefalografi (EEG); interiktal dönemde,30 dakika süre ile, 5-6 defa göz açma-kapama, 3-4 dakika hiperventilasyon, düşük ve yüksek frekanslarda intermittan fotik stimülasyonu gibi provakasyon yöntemlerinin kullanıldığı bir nörofizyolojik tetkik yöntemidir. Bu tetkik yönteminin bilinç bozukluğu ile giden klinik tablolarda sensitivitesi ve spesivitesi yüksektir. Tetkik süresinin artırılması, video görüntüleme özelliğinin eklenmesi, intragrid-epidural-subdural elektrodların devreye girmesi, çoklu kanal sayıları, spektral inceleme özelliklerinin kullanılabilmesi gibi kantitatif özellikler EEG'nin kullanım değerini daha da artırmıştır. Bazı metabolik belirteçlerin yüksekliği (kan üre nitrojen, kreatinin, potasyum, klor, sodyum) veya düşüklüğü (kalsiyum, albümin, hematokrit, karbondioksit, PO4) EEG anormalliği ile doğru orantılı korelasyon gösterir. Biz de bu çalışmamızda EEG bulguları ile elektrolit, BFT, hemotokrit, KCFT, kan şekeri değerlerini kıyasladık. Bu klinik tablolarda video monitorizasyon tetkikinin yerini araştırdık. Sonuç olarak; bilinç bozukluğu olan hastalarda bu gün için EEG tetkikinin hakettiği önemde rutinde yer almadığını düşünüyoruz. Rutin EEG ile kıyaslandığında uzun süreli video EEG monitorizasyonu çok daha değerli katkılar sunmaktadır. Bu nedenle yoğun bakım koşullarında izlerken bilinç bozukluğu ya da bilinç değişikliği olan tüm olgularda rutin ya da olabiliyorsa uzun süreli video EEG tetkiki yapılmalıdır.

ElektroensefalografiEpilepsiMetabolizma+1
Recep Boyacı
Manisa Celal Bayar University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spondiloartritli hastalarda leptin, IL-6, hepsidin ve kemik metabolizma belrteç düzeylerinin, aerobik egzersiz ve hastalık aktivitesi ile ilişkisi

Amaç: Spondiloartritli hastalarda serum leptin, IL-6, hepsidin ve kemik metabolizma belirteçlerinden sklerostin ve dickoppf-1 düzeylerinin, aerobik egzersiz ve hastalık aktivitesi ile arasındaki ilişkisini değerlendirmek Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 25 nonradyografik aksiyel spondiloartrit ve 25 ankilozan spondilit tanılı hasta ve 20 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Ankilozan spondilitli 10 hastaya her seans 30 dk aerobik egzersiz ve sonrasında germe egzersizleri de olacak şekilde toplam 15 seans egzersiz programı düzenlendi. Hastaların egzersiz öncesi ve sonrası leptin, IL-6, hepsidin, sklerostin ve dickkopf-1 'i içeren kan örnekleri alındı, hastalık aktivitesi için C-reaktif protein ve eritrosit sedimentasyon hızı bakıldı, Bath Ankylosing Spondylitis Disease Activity Score (BASDAI), Bath Ankylosing Spondylitis Functional Index (BASFI), visüel analog skala (VAS) skorları hesaplandı. Vücut ağırlığı, boy, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümleriyle antropometrik değerlendirmeleri yapıldı. Bu sonuçlardan vücut kitle indeksi ve bel/kalça çevresi oranı hesaplandı. Egzersiz almayan diğer gruplarda ise başvuruda birer kez biyokimyasal tetkikleri alındı ve antropometrik ölçümleri yapıldı. Elde edilen verilerle hasta gruplarıyla kontrol grubu arasında farklılıkların olup olmadığı değerlendirildi. Çıkan sonuçların hasta gruplarında hastalık aktivitesi arasındaki ilişkisi ve egzersiz alan grupta ise egzersiz öncesi ve sonrası karşılaştırmaları yapıldı. Bulgular: AS, nr-aksSpA ve kontrol grupları arasında serum leptin, IL-6, hepsidin düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmadı. Serum sklerostin düzeyleri AS'li hastalarda nr-aksSpA'lı hastalara göre istatistiksel anlamlı yüksek saptandı (p=0,008). Semptomların başlama süresi de AS'li hastalarda nr-aksSpA'lı hastalara göre anlamlı yüksekti (p=0,007) ve sklerostin düzeyleri ile semptom süresi arasında pozitif korelasyon saptandı(p=0,039, r= ,293). Serum dkk-1 düzeyinde ise AS ve nr-aksSpA'lı hastalarda kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olmayan yükseklik saptandı. Hastalık aktivitesi belirteçlerinden CRP ile hepsidin arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,11, korelasyon katsayısı= ,301). Egzersiz alan AS'li hastalarda ise egzersiz öncesine göre VO2 maks ve yürüme mesafesi anlamlı artış gösterdi (sırasıyla p=0,036, p=0,036), hastalık aktivitesi klinik belirteci BASDAI, BASFI'de istatistiksel anlamlı olmayan düşüş, VAS'ta istatistiksel anlamlı düşüş ile birlikte leptinde istatistiksel anlamlı azalma (p=0,047) gözlendi. Sonuçlar: Bu çalışmada aerobik egzersiz ile AS'li hastaların VO2maks ve yürüme mesafesinin arttığını gösterdik. Böylelikle hastaların kardiyopulmoner enduransında artış sağladık. Fakat aerobik egzersiz ile inflamasyon ve hastalık aktivitesi arasında açıkça bir ilişki gösteremedik. Aerobik egzersiz sonrası leptindeki düşüklük ile hastalık aktivitesi arasında ilişki olabileceğini fakat bu konuda kullandığımız yöntemlerin yetersiz kaldığını düşündük. Yapılacak daha iyi tasarlanmış çalışmalarla leptin ile hastalık aktivitesi arasındaki ilişkinin aydınlatılabileceğinin düşüncesindeyiz. Hastalık aktivitesini değerlendirmek için incelediğimiz inflamatuar olabilecek belirteçlerden serum IL-6, sklerostin, dickkopf-1 düzeyleri ile hastalık aktivitesi laboratuar ve klinik belirteçleri arasında herhangi bir ilişki saptamadık. Fakat akut faz reaktanı CRP düzeyi ile hepsidini pozitif korele saptadık. Böylelikle hastalık aktivitesini değerlendirmek için hepsidinin objektif bir belirteç olabileceğini düşündük. Bu konudaki sınırlı veri nedeniyle daha çok hasta sayılı çalışmalarla bu ilişki daha net ortaya koyulabilir. Nr-aksSpA ve AS'li hastalarda hem serum sklerostin düzeylerini hem de ilk şikayetlerin başlama sürelerini AS'li hastalarda istatistiksel anlamlı yüksek saptadık. Bunun sonucunda osteoproliferasyon inhibtörü olan sklerostin düzeylerinin, literatürdeki nr-aksSpA ile AS'nin aynı hastalığın farklı süreçleri hipotezini destekleyabileceğini düşünmekteyiz. Her ne kadar spondiloartritlerde inflamasyon ve yeni kemik oluşumu kısmen ilişkili gibi düşünülse de sklerostinin inflamasyondan bağımsız yeni kemik oluşumuna katkı sağladığı kanısındayız. Tüm bu bulduğumuz sonuçlar eşliğinde ileride yapılacak olan daha geniş hasta sayılı çalışmalarla hastalık aktivitesinde rol alan yolaklar ve bu yolaklar ile hastalık aktivitesinin egzersiz ile ilişkisinin daha net ortaya koyulabileceği kanaatindeyiz.

ArtritEgzersizHepsidin+5
Elmas Kuru Akyol
Manisa Celal Bayar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epilepsi olgularında uyku devamlılığı,günlük yaşam aktivitesi ve bazal metabolizmanın objektif yeni bir test olan metabolik holter cihazı ile degerlendirilmesi

Epilepsi kişinin yaşam kalitesini etkileyen kronik nörolojik bir hastalıktır. Uyku epilepsi ilişkisi eski çağlardan bu yana üzerinde çalışılmış konulardan biridir. EEG'nin keşfiyle birlikte epilepsi ve uyku üzerine yapılan çalışmalar hız kazanmış, polisomnografiyle birlikte uyku alanında yeni bir dönem başlamıştır. Son yıllarda geniş hasta grubuna tanı koyabilmek ve bekleme listelerini kısaltmak amacıyla ambulatuvar monitorizasyon gibi taşınabilir cihazlar üzerinde yoğun çalışmalar yürütülmektedir. Bu cihazlar hastaların uyku yapısını ve metabolizma değerlerini daha ucuz, daha konforlu değerlendirebilmekte ve hastaları doğal ortamında inceleme olanağı sağlamaktadır. Biz yaptığımız bu çalışmayla epilepsinin uyku yapısı üzerine etkisini, hastaların metabolizma değerlerini, kullanılan antikonvulzanların uykuya ve metabolizmaya olan etkilerini araştırmak amacıyla polikliniğimizde takip edilen epileptik hastaları metabolik holter cihazı (Armband Sense Wear) ile değerlendirdik. Çalışmada uyku bozukluğu olan, uygun terapotik düzeyde antiepileptik tedavi alan 35 hasta ve sağlıklı 35 kontrol grubunun uyku yapısını ve metabolizmalarını inceledik. Elde ettiğimiz verileri literatür eşliğinde değerlendirdik.Epileptik hastaların uyku yapılarının normal bireylerinin uyku yapılarına göre fragmante ve uyku latansının uzun olduğunu ve uyku verimi, total enerji harcaması, ortalama MET değerinin kontrol grubuna göre düşük olduğunu tesbit ettik. Olguları aldıkları antikonvulzan tedaviye göre değerlendirdik. Antikonvulzanların uyku yapısı üzerine olan etkilerini karşılaştırdık. Monoterapi ve politerapi alan hastalardaki uyku parametrelerindeki farklılıkları saptadık. Ayrıca KPN'i olan hastaların uyku veriminin JTKN'i olan hastalara göre daha iyi olduğunu gördük. Elde ettiğimiz veriler epilepsi hastalarında uyku ile ilgili sorunların çok sık olarak karşımıza çıktığını göstermiştir. Epileptik nöbetlerin ve kullanılan antiepileptik ilaçların yan etkilerinin hastaların uyku yapısını ve metabolizmalarını olumsuz etkileyerek yaşam kalitesini bozduğunu ortaya koymuştur.Bu çalışma, literatürde bu konuyla ilgili kapsamlı bir araştırmaya sık rastlanmadığı düşünüldüğünde değerli katkılar sağlamaktadır.Anahtar kelimeler: Epilepsi, uyku bozukluğu, metabolizma, metabolik holter

Elektrokardiyografi-ambülatuarEpilepsiMetabolizma+3
Gülşen Kale
Manisa Celal Bayar University
2011
00

Related subjects