Miyokard enfarktüsü

Bu konu başlığı altında 112 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

COVID-19 pandemisinin tromboz kaynaklı hastalıklar (pulmoner emboli, iskemik inme, miyokard enfarktüsü ve derin ven trombozu) ile ilişkisi

2019 sonlarında Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni bir koronavirüs türü COVID-19 pandemisine yol açmıştır. Milyonlarca insan enfekte olmuş bununla beraber çeşitli komplikasyonlar ortaya çıkmıştır. Ağır solunum yetmezlikleri dışında hayatı tehdit eden bir diğer önemli komplikasyon ise venöz tromboembolik olaylardır. Bununla ilgili çeşitli literatür çalışmaları vardır. Bu çalışma ile pandemi öncesi ve sonrası birer yıllık dönemlerde acil tıp kliniğimize başvuran hastaların derin ven trombozu, pulmoner tromboemboli, akut koroner sendrom ve iskemik inme başlıkları altında tromboembolik olaya sahip olanları incelenmiş olup her iki dönem arasındaki istatistiksel farklara bakılmıştır. Pandemi öncesi ve sonrası birer yıllık dönemde Gaziantep Üniversitesi Acil Tıp Kliğimize başvuran hastaların yaş, cinsiyet, tromboemboli tanısı, laboratuvar ve radyolojik verileri, konsültasyon notları retrospektif olarak incelenmiştir. Veriler toplanarak SPSS 22.0 ve MedCalc programı ile istatistiksel analizleri yapılmıştır. Çalışma dahil edilme kriterlerini karşılayan pandemi öncesi 853, pandemi sonrası 880 olmak üzere toplam 1733 hasta ile gerçekleştirilmiştir. COVID sonrası dönemde tromboembolik olayların arttığı ve her bir tromboembolik başlık altında toplanan hastaların başvurusunun istatistiksel olarak arttığı saptanmıştır. Bu çalışma COVID pandemisiyle beraber tromboembolik olaylarda artış olduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular klinisyenlerin bu konuda daha dikkatli olmalarını sağlayıp, tedavi protokollerini düzenlemelerine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: COVID-19; Venöz tromboembolizm; Acil Servis

COVID 19Emboli ve trombozMiyokard enfarktüsü+4
Tuğçe Açık
Gaziantep University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Unstable angina pectoris hastalarında signal peptide complement C1R/C1S, UEGF, ve BMP1 epıdermal growth factor-like domain-containiing protein 1' in tanısal değerinin araştırılması

Amaç: Sıgnal peptıde complement c1r/c1s, uegf, and bmp1 - epıdermal growth factor - lıke domaın - contaınıng protein 1 (SCUBE1) yakın zamanda bazı çalışmalarda Akut koroner sendromun tanısında biyobelirteç olarak kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı unstable angına pectorıs (USAP) kliniği ile başvuran hastaların; ST elevasyonu olmayan miyokart enfarktüsü (NSTEMI) ve kardiyak dışı göğüs ağrılı (NCCP) hastalardan ayrımında SCUBE1‗in etkili olup olmadığını araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışma grubumuz, acil servis ve kardiyoloji polikliniğine göğüs ağrısı ve akut koroner sendrom düşündüren şikayet ile başvuran hastalardan oluşmuştur. Hastalar anamnez, fizik muayene, laboratuar tetkikleri ve EKG bulguları ile değerlendirilerek Amerika Kardiyoloji Derneği (AHA) kılavuzlarına göre USAP, NSTEMI, ST elevasyonlu miyokart enfarktüsü (STEMI) ve NCCP olarak toplamda 185 hasta ve 45 sağlıklı olarak 5 gruba ayrıldı. Tüm gruplardan başvuru esnasında alınan kan örneklerinden SCUBE1 değerleri çalışıldı. Bulgular: SCUBE1 değerleri açısından hasta grupları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında anlamlı fark görülmedi (p = 0.630). Troponin değerleri hasta gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksek bulundu (p < 0.001). USAP grubunda SCUBE1 degerleri, GENSİNİ Skorlama ve Global Registry of Acute Coronary Events (GRACE) risk skorlaması açısından kıyaslandığında anlamlı fark çıkmadı (p = (0.485), (0.932), (0.585)). Sonuç: Çalışmamızda SCUBE1 değerleri ile biyokimyasal parametreler ve klinik skorlamalar arasında hasta kliniğine yön verecek anlamlı bir korelasyon oluşmadı. Gruplar arasında da SCUBE1 değerleri' nin göğüs ağrılı hastalarda akut koroner sendromu (AKS) öngördürecek bir parametre olmadığını saptadık. SCUBE1' in AKS' lerde kullanılabilmesi için daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Akut Koroner Sendrom, SCUBE1, GENSİNİ Skorlaması, GRACE Skorlaması.

Acil durumlarAnjina pektorisEpidermal büyüme faktörü+6
Abuzer Özkan
Bezmialem Vakıf University
2015
10
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut miyokard infarktüsünde tanı koydurucu enzimlerin belirlenmesi ve genetik varyasyonların analizi

Akut miyokard infarktüsü (AMİ), olguların %20'sine tanı konulamayan ve %25'lik mortalite oranına sahip multifaktöryel etyolojili bir hastalıktır. AMİ tanısı klinik bulgular, EKG ve biyokimyasal testlerden yararlanılarak konulur. Biz, bu çalışmamızda acil bölümüne göğüs ağrısı ile getirilen ve AMİ tanısı konulan 27 hastanın tanı koydurucu enzim ve marker düzeylerini, Mi sonrası altı günlük periyotta takip ettik. Ayrıca hastalarımızın Faktör V Leiden ve Protrombin 2021 OG/A genetik varyasyonlarını da analiz ettik. Mİ sonrası periyotta yaşayan 24 hastanın 0 ve 5. saatler arasında CKMB, ctnT, ctnl ile LDH izoenzim seviyelerinin yükseldiğini, AST ve total LDH seviyelerinin ise değişmediğini tespit ettik. Mİ sonrası periyotta total CKMB aktivitesinin başlangıç düzeyine göre dokuz kat artarak (126+149 Ü/L) 12. saatte, ctnT'nin yedi kat artış yaparak (3.3 + 1.2 ng/mL) 24. saatte, ctnl otuzüç kat artış yaparak (629+676 ng/mL) 12. saatte ve LDH1/2 oranının ise iki kat artış yaparak (3.1+1.0) 24. saatte pik yaptıklarını tespit ettik. CKMB aktivitesinin 3. günden sonra normal seviyelerine düştüğünü oysa ctnT ve ctnl seviyeleri ile LDH1/LDH2 oranlarının ise 6. günde halen yüksek kaldıklarını tespit ettik. Eksitus olan 3 hastamızın (%11) ALT (2200 + 800 Ü/L), AST (1234+1418 Ü/L) ve LDH (8905+11774 Ü/L) seviyelerini çok yüksek olarak saptadık. 1 hastamızda (%3.7) heterozigot Protrombin 2021 0G/A varyasyonu ve 1 hastamızda da (%3.7) heterozigot Faktör V Leiden varyasyonu tespit ettik. Bir serbest oksijen radikal metaboliti olan malondialdehitin, hastalarımızda Mİ sonrası 12 saatlik bir periyotta anlamlı olarak arttığını (5.9+1.5 nmol/mL, p<0.05) tespit ettik.Anahtar Kelimeler: AMİ, diyagnostik testler, faktör varyasyonları

EnzimlerKalpKoroner hastalık+1
Mehmet Dokur
Çukurova University
1999
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut ST yükselmeli miyokart infarktüsü geçiren hastalarda müracaat ve altı aylık takipte serum intermedin seviyelerinin sol ventrikül fonksiyonları ve kardiyovasküler istenmeyen olaylar ile ilişkisi

ÖZET Giriş: İntermedin (İMD), kardiyovasküler ve renal sistemde hemostazı düzenleyen yeni keşfedilmiş bir hormondur. Kardiyak hipertrofi, fibroz ve iskemi-reperfüzyon hasarından korucu etkilerinin yanısıra aterosklerotik plak gelişimini önlediği gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, akut yükselmeli miyokard infarktüsü (STYMİ) nedeni ile primer perkütan koroner girişim (PKG) uygulanan hastalarda müracaat, taburculuk ve 6. ay serum İMD seviyesinin ölçülmesi ve transtorasik ekokardiyografik (TTE) ölçümlerdeki değişiklikler ve hastaların 6 aylık takibinde gelişen kardiyovasküler olaylar ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif klinik çalışmaya akut STYMİ tanısı ile başarılı primer PKG ile revaskülarize edilen ardışık 75 hasta (63 erkek, 12 kadın) alındı. Hastaların demografik özellikleri ve aterosklerotik risk faktörleri kaydedildi. Hastalardan hastaneye müracaatta, taburculukta ve 6. ay kontrolünde olmak üzere serum İMD ölçümü için kan numunesi alındı. Hastaneye yatışının ilk 48 saatinde (revaskülarizasyondan önce) ve 6. ay poliklinik kontrollerinde TTE yapıldı. İstenmeyen kardiyovasküler olaylar (tekrar hastaneye yatış, re-Mİ, planlanmamış PKG, yeni kalp yetersizliği gelişimi, kardiyovasküler nedenli mortalite) kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların büyük bölümü (%84) orta yaşlı (56.3 ± 9.6) erkeklerdi. Kadınların, hipertansif ve diyabetik hastaların müracaat serum İMD seviyeleri daha düşüktü (97.6 ± 19.7 pg/mL'ye karşın, 139.0 ± 69.2 pg/mL, p=0.04; 109.9 ± 38.7'ye karşın 143.6 ± 73.3 pg/mL, p=0.03; 103.6 ± 28.2'ye karşın 143.6 ± 72.5 pg/mL, p=0.02). Hastaların müracaat serum İMD seviyeleri (132.4 ± 65.6 pg/mL), taburculuk ve altıncı ay kontrolde ölçülenlere göre yüksek saptandı (sırasıyla 129.4 ± 73.1 pg/mL ve 119.0 ± 84.5 pg/mL). Sol ventrikül dilatasyonunu ve remodeling göstergesi olarak sol ventrikül diyastol sonu çapı (SVDSÇ) azalan hastaların serum İMD değerlerinde takip süresince çok fazla değişiklik olmazken SVDSÇ artan/değişmeyen hastaların 6.ay serum İMD seviyelerinin müracaat/taburculuktaki değerlere göre belirgin olarak düştüğü görüldü. Hastaların yaklaşık 1/3'ünde en az bir defa MACE (29 hasta, %38.7) gelişti. Her ne kadar MACE gelişen hastaların serum 6.ay serum IMD seviyeleri belirgin olarak daha düşük olsa da MACE gelişmeyenlerin İMD düzeylerine göre bu fark istatiksel anlamlı değildi (106.3 ± 30.4'ye karşın 126.3 ± 103.1 pg/mL, p>0.05). Serum İMD seviyeleri ile MACE arasındaki tek anlamlı ilişki, müracaat İMD düzeyi düşük hastaların tekrar hastaneye yatış oranının daha yüksek olmasıydı (102.6 ± 20.0 pg/mL'ye karşın 141.2 ± 74.1 pg/mL, p=0.04). Sonuç: Akut STYMİ geçiren hastaların, hastaneye müracaatından itibaren taburculuk ve altı aylık takip sırasında ölçülen serum İMD seviyelerinin, TTE ile değerlendirilen SV boyut ve sistolik fonksiyonlarındaki değişiklikler ve kardiyovasküler nedenli tekrar hastane yatış gibi klinik olaylar ile yakın ilişkili olduğunu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: akut ST yükselmeli miyokard infarktüsü, intermedin, koroner arter hastalığı

KalpKalp hastalıklarıKardiyovasküler sistem+3
Emrah Sevgili
Bezmialem Vakıf University
2014
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste rutin çalışılan biyokimyasal belirteçlerin bir veya birden fazla damar ile ilişkili akut miyokard enfarktüsü vakalarında karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Akut miyokard enfarktüsü (AMI) dünyada önde gelen ölüm nedenlerinden biridir. Göğüs ağrısı şikayeti ile acil servise başvuran hastaların hızlı tanı almaları ve tedaviye başlanması önem arz etmektedir. Acil miyokard infarktüsü ile etkilenen damar sayısı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek, hastalığın yaygınlığını ve tedavi stratejilerini anlamak için önemlidir. Çalışmalar, tek damar koroner arter hastalığına sahip hastaların, özellikle anterior olmayan miyokard enfarktüsü olanların, daha yüksek bir prevalansa ve daha düşük troponin değerlerine sahip olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, akut miyokard infarktüsü vakalarında biyokimyasal belirteçlerin performansını karşılaştırmak, klinik sonuçları değerlendirmek için büyük bir değere sahiptir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi acil servisine Ocak 2022 – Aralık 2022 tarihleri arasında başvurup akut miyokard enfarktüsü tanısı alan daha sonra aynı merkezde koroner anjiyografi uygulanıp bir veya birden fazla damarda %50 üzerinde darlık saptanan 18 yaş üzeri hastalar dahil edildi. Retrospektif olarak taranan veriler ile 171 hastanın verileri acil servisteki süreçte doldurulan formlardan elde edilen demografik verileri ve elektronik bilgi yönetim sisteminden elde edilen tetkik sonuçları kayıt altına alındı. Hastalar bir veya birden çok damar ile ilişkili akut miyokard infarktüsü olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Elde edilen veriler bu 2 grup arasında karşılaştırıldı. Bütün verilerin istatistiksel analizi için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences, Chicago, IL, USA) programının 21.0 versiyonu kullanıldı ve istatistiksel anlamlılık sınırı p < 0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Acil servise başvurduktan sonra AMI tanısı alıp hastanemizde koroner anjiografi uygulanan ve bir veya birden fazla koroner damarda %50 üzeri darlık saptanan 171 hasta çalışmaya uygun kabul edildi. Hastaların yaş ortalamalası 60,4±12 olarak hesaplandı. Hastaların 125'i (%73,1) erkek, 46'sı (%26,9) kadındı. Hastaların 50(%29,2)'sinin hiçbir kronik hastalık tanısı olmadığı, 11(%6,4)'ünün DM, 37(%21,6)'sinin HT ve 67(%39,2)'sinin birden çok kronik hastalık tanısı olduğu saptandı. İncelenen koroner anjiografi sonuçlarına göre katılımcıların 31 (%18,1)'inde RCA, 40 (%23,4)'ında LAD, 22 (%12,9)'sinde CX, 2 (%1,2)'sinde LMCA, 16 (%9,4)'sında RCA ve LAD, 12(%7)'sinde RCA ve CX, 1(%0,6)'inde RCA ve LMCA, 16(%9,4)'sında LAD ve CX, 30(%17,5)'unda RCA, LAD ve CX ve 1(%0,6)'inde RCA, LAD, CX ve LMCA damarlarının tıkalı olduğu saptanmıştır. Katılımcılardan tek damarı tıkalı olanların sayısının 95 (%55,6), birden çok damarı tıkalı olanların sayısının ise 76 (%44,4) olduğu hesaplanmıştır. Katılımcılar tıkalı damar sayısına göre değerlendirildiğinde LDL/HDL değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir (p=0,025). Katılımcılar tıkalı damar sayısına göre değerlendirildiğinde yaş, cinsiyet, kronik hastalık, sigara, tanı, hemoglobin, nötrofil/lenfosit, AST, troponin, CK-MB, trigliserid, kreatinin, HDL ve LDL değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç: Acil serviste rutin çalışılan biyokimyasal belirteçlerin bir veya birden fazla damar ile ilişkili miyokard enfarktüsü hastalarında ilişkilerini incelediğimiz çalışmamızda LDL/HDL oran yüksekliği birden fazla damar ile ilişkili AMI ile ilişkili olduğu sonucuna vardık. İncelenen diğer biyokimyasal belirteçler katılımcı grupları arasında karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı başka bir sonuca ulaşılmamıştır.

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut koroner sendrom+6
Ahmet Atsız
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Medikolegal otopsilerde erken miyokart enfarktüsünün triphenyl tetrazolium chloride, immünohistokimya ve histokimya yöntemleri ile değerlendirilmesi

ÖZET Adli tahkikat ve dış muayenede ölüm nedeni hakkında fikir verecek bulgu saptanamayan ve ölüm nedeninin bu aşamada anlaşılamadığı ölümler "Ani Beklenmedik Şüpheli Ölüm" olarak tanımlanmaktadır. Ani ölüm genellikle kardiyak kaynaklı akut bir olaym başlamasından saniyeler, dakikalar veya saatler sonra ortaya çıkan bir ölümdür. Akut miyokart enfarktüsü; koroner kan akımında azalma ya da tamamen kesilmeye bağlı olarak miyositlerde meydana gelen nekroz olarak tanımlanmaktadır. Nekrozu tanımaya yarayan morfolojik yöntemlerin gerçekleşmesi için bireyin yaşaması gerekmektedir. Doku preparatlannın optimal düzeyde sağlandığı çalışmalarda bu sürenin 4-6 saat olduğu belirtilmektedir. Miyokart enfarktüsünün postmortem tanımlanabilmesi için ile histokimyasal, immünoenzimatik ve makroskobik olarak enfarktüs alanının gösterilebilmesi amacı ile TTC, NBT gibi solüsyonların kullanıldığı bildirilmektedir. Bu çalışmada, Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinde otopsileri yapılan, makroskobik olarak eski veya yeni enfarktüs alanı saptanan veya şüphelenilen 30 olgudan örnekler alındı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Patoloji laboratuarında erken miyokart enfarktüsünün; TTC morfolojik tanı yöntemi, histokimyasal ve immünoenzimatik yöntemler kullanarak postmortem tanısı araştırıldı. Sonuç olarak TTC morfolojik tanı yöntemi ile yeni olarak şüphelenip örneklediğimiz 23 olgunun 16'sında ve yeni enfarktüs görmediğimiz 7 olgunun 3'ünde toplam 19 olguda, yapılan H+E, histokimyasal ve immünoenzimatik boyalar ile TTC sonuçlarının paralellik gösterdiğim saptadık. Bu çalışmanın amacı; Adli Tıp günlük uğraşısında sorun oluşturan "Ani Beklenmedik Şüpheli Ölümlerde" erken miyokart enfarktüsü'nün tanımlanması ve böylece ölüm nedenin belirlenmesini sağlayarak, adli olgulara açıklık getirmek, erken miyokart enfarktüsü mekanizması hakkında bilgi edinmek ve halk sağlığına yönelik veri tabanı oluşturmaktır. Anahtar sözcükler: Ani Ölüm, Miyokart Enfarktüsü, İmmünohistokimya, Otopsi, TTC. vn

Adli tıpMiyokard enfarktüsüOtopsi+2
Nursel Bilgin
Çukurova University
2000
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Irak'in Al-Diwaniyah şehrinde akut miyokard enfarktüsü için trombolitik tedavi gören hastaların hemşirelik yönetimine ilişkin hemşirelerin bilgilerinin değerlendirilmesi

Background: Coronary artery disease (CAD) occurs in the coronary arteries surrounding and supplying the heart muscles, leading to a lack of perfusion and necrosis in these areas. This blockage is caused by the accumulation of fat or fibrous tissue on the vessels and, thus, a partial or complete blockage of these arteries. CAD consists of three types {Stable angina (or chronic coronary syndromes CCS newly), acute coronary syndrome (ACS), and Prinzmetal angina}.ACS is the most common worldwide disease that affects people and has caused mortality and morbidity in recent years. ACS is a subtype of CAD that consists of two types {: Myocardial infarction (MI) and unstable angina} that need dual therapy to reduce the event of its progression by aspirin and P2Y12 inhibitors. Myocardial infarction (MI), or what has been called a heart attack, is a CAD resulting in complete blockage of the coronary arteries which surround and supply the muscles of the heart. MI consists of two types {S.T. elevation MI (STEMI) and non-ST elevation MI (NSTEMI)}. Objectives: Assessment of nurses' knowledge about the nursing management of AMI patients receiving thrombolytic therapy in Al-Diwaniyah city, Iraq. Methods: A descriptive design study was conducted at Al-Diwaniyah Teaching Hospital (CCU and cardiac catheterization center). Face-to-face questionnaire was used. The questionnaire consists of the following parts: demographic information (8 questions), Nurses knowledge about heart and acute myocardial infarction (7 questions), Nurses' knowledge of the management of acute myocardial infarction (7 questions), Knowledge of nurses about thrombolytic therapy (8 questions) and Nurses' knowledge about nursing management in AMI patients receiving thrombolytic therapy (8 questions). 133 nurses working in the above units was choosen, the sample was collected during the period from April 1, 2022 to August 1, 2022. Results: The study showed that the females were more than half of the nurses (20-29) years of age, (1 to 5 years) of experience in nursing, Bachelor in Nursing, and (1 to 5 years) of experience in CCU and Cardiac centers. Three-quarters of nurses have not participated in previous courses related to patient care in the case of AMI, and (62.4%) of the sample educated themselves about thrombolytic therapy by using the Internet as a self-education tool. The overall assessment show fair assessment. In addition, the study illustrated that there was a statistically significant in participants' knowledge of their socio-demographic data in gender and educational level with (p < 0.05). While no significant differences in participants' knowledge in Age, participation in educational / training courses related to acute myocardial infarction, years of experience in nursing, Self-education about thrombolytic therapy, years of experience in CCU or Cardiac centers, and Self-education tools with (p > 0.05). Conclusion: The researcher concludes that the overall assessment, which represents the assessment of nurses' knowledge about the nursing management of AMI patients receiving thrombolytic therapy in Al-Diwaniyah city, shows a fair overall assessment. Recommendations: The study suggests to increase the programs related to self-education and thrombolytic therapy by using scientific resources in hospitals and continuing education centers in order to fulfill the requirements of the nursing profession with the participation of nurses in training courses or programs for thrombolytic therapy.

NursingIraq-Al-DiwaniyahHeart diseases+3
Mustafa Abdulkareem Hamzah Al-khafajı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Assessment of Nurses' knowledge and attitudes about pain management at Al-Diwaniyah Teaching Hospital, Iraq

Background: Pain is one of the most important vital signs that need experience in nursing work, as only the patient can accurately express the intensity of his pain. Pain impacts the patient's lifestyle and recovery from illness, as well as feelings and reactions. Because they spend more time with patients the nurse must be familiar with pain management, pain physiology, and the physiological implications of acute and chronic pain. Objectives: The aim of the study was to assess nurses' knowledge and attitudes about pain management at Al-Diwaniyah teaching hospital. Methodology: A descriptive design study was conducted at Al-Diwaniyah Teaching Hospital (Surgery Department, Emergency Department, Oncology Department, Coronary Care Unit). Research tool A face-to-face questionnaire was used. The questionnaire consists of the following parts: demographic information (6 questions), nurses' attitudes toward pain management (22 questions), and knowledge about Pain. Management (14 questions) A non-probability (objective) sample was used to test (200 nurses working in the above units, the sample was collected during the period from April 1, 2022) to July 1, 2022. Results: The study shows The level of Assessment of knowledge and attitudes about Pain and its management is a fair average (90%); the characteristics of the current study showed that the highest percentage of females was (108) females at the age of (20-29) years. In addition, the highest percentage had nursing experience (1-5 years), and the highest percentage of nurses had a bachelor's degree. The highest percentage had not received training courses on Pain in the past, and There was no statistically significant association between nurses' knowledge, attitude, and socio-demographic characteristics. Conclusion: The study results show that the knowledge and attitude about pain management are fair. Recommendations: Conducting activities to develop the knowledge and trends of pain management among nurses; educational lectures must be published to communicate updates from the latest studies regarding pain management and treatment, and continuing education systems must be activated in hospitals.

PainPain managementLevel of knowledge+7
Ban Sabah Neamah Almohgah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Irak Basra şehrinde miyokard enfarktüslü hastaların yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Araştırma; miyokard infarktüsü (MI) geçiren hastaların, yaşam kalitesi ölçeklerinden MacNew Kalp Hastalığı Sağlıkla İlgili Yaşam kalitesi (MacNew) anketi dikkate alınarak yaşam kaliteleri hakkında bilgi sahibi olmak için gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak sosyodemografik bilgileri içeren anket ve MacNew anketi kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 26 sürümü kullanılımıştır. MacNew anketinin her sorusu için frekans dağılım tabloları oluşturulmuş ve değerlendirilmiştir. Macnew anket ortalamasının 93,5797±11,10390 olduğu görülmüştür. MacNew ölçek düzeyi ile yaş arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). MacNew anketi medeni durum, meslek, çalışma durumuna koroner arter hastalığı nedeniyle hastanede yatma sayısına, fiziksel aktivite/egzersiz yapıp yapmamaya, fiziksel aktivite/egzersiz sıklığına, fiziksel aktivite/egzersiz süresine, diyet yapıp yapmamaya, diyet programına uyuma, ilaç tedavisine uyuma, son 2 hafta boyunca özel yaşantı ile ilgili olarak mutlu, hoşnut ve memnun olma durumuna, son 2 hafta boyunca günlük fiziksel aktivite yaparken çekilen nefes darlığına, son 2 hafta boyunca kalp problemlerinizin sonucu olarak egzersiz ve spor yaparken limitlere göre farklılık göstermektedir (p<0,05); cinsiyet, eğitim, gelir durumu, yaşantının çoğunlukta geçirildiği yere, kalp hastalığı nedeniyle hastanede yatmaya, sigara kullanımına, alkol kullanımına göre farklılık göstermemektedir (p>0,05). Araştırma güvenilirliği %79,5 olarak bulunmuştur. Konu İle ilgili daha çok çalışma yapılması önerilmektedir.

AnketlerIrak-BasraKalp hastalıkları+3
Husseın Awadh Jaber Jaber
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Comparison of the quality of life of patients with myocardial infarction and angina pectoris

The number of patients with myocardial infarction and angina pectoris and the burden of disease is increasing in both developed and developing countries, depending on the comparison of the quality of life of the societies and the healthier aging, and the increase in life expectancy. Myocardial Infarct and Angina Pectoris affect individuals' physical and mental health in many ways due to the limitations it brings to human life. These patients apply to health institutions more frequently, have repeated hospitalizations, and start the struggle for life with this disease. It is an essential step in treating individuals subject to this disease to make lifestyle changes and practice healthy lifestyle behaviors. WHO states that more than three-quarters of all deaths from myocardial infarct and angina pectoris can be prevented, and healthy lifestyle behaviors can improve quality of life. It can be prevented by reducing factors. Unhealthy lifestyle behaviors; It causes metabolic and physiological changes such as hypertension, overweight or obesity, diabetes, and elevation in blood two lipids and causes damage to the cardiovascular system. According to the results of our study, we presented the results of comparing the quality of life of individuals with this disease according to different categories.

Angina pectorisPatientsHeart diseases+2
Mohammad Ghaleb Abdulhusseın Alkaroosh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Assessment of nurses' knowledge regarding the nursing management of patients with acute myocardial infarction at Al-Diwaniyah city ,Iraq

Acute myocardial infarction is the death of heart muscle tissue due toprolonged lack of blood and oxygen without medical intervention. It is a critical health condition requiring standardized nursing care and a qualified nurse ready. The study aims to assess nurses' knowledge regarding the nursing management of patients with acute myocardial infarction in Al-Diwaniyah city, Iraq. Moreover, finding the relationship between nurses' knowledge and demographic characteristics. A descriptive study was conducted on a nonprobability, purposive sample in Al-Diwaniyah city, which included 141 nurses working in Al-Diwaniyah Teaching Hospital and the Specialized Center for Catheterization and Cardiothoracic Surgery for the period between April 1- 2022 and July 1- 2022. The majority, 60.3%, are of the age group 22-27 years; the most sample, 61.7%, were female, and 38.3% were from nursing institutes, compared to 31.9% from the College of Nursing and 27% of nursingschool , in addition to 2.8% of the Postgraduate in nursing, and 62.4%of the nurses had less than five years of experience in nursing, only 13.5% of them obtained a training course. The results of the present study showed that the nurses knowledge regarding the nursing management of patients with acute myocardial infarction was fair, with an average score of 1.56.The nurses' intervention is better whenever the nurse has a higher educational level, experience in nursing, and training courses, while there was no difference in providing nursing care by the nurse, whether male or female

NursesNursingIraq-Al-Diwaniyah+2
Mohammed Turkı Atıyah Al Bukhnefıs
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Assessment of the quality of life for elderly people with acute myocardial infarction living in al-najaf

Background: Having heart diseases or coronary artery disease is the leading cause of heart disease deaths. Its syndrome includes myocardial infarction syndrome, sudden cardiac death, and stable angina. Moreover, it causes myocardial ischemia and massive necrosis, so acute myocardial infarction occurs due to sudden blockage of a coronary artery. Acute myocardial infarction has increased in younger age groups, with mortality rates as well as progressive arrhythmias, cardiogenic shock, and persistent retrosternal pain, putting patients at risk of death. Emergency percutaneous coronary intervention opens and dredges blood vessels to restore blood flow and reduce the determined myocardial area, thus resulting in improved patient prognosis. Patients with myocardial infarction may develop coronary artery stenosis and ischemia after this intervention. Perioperative nursing care for acute myocardial infarction patients undergoing interventional therapy has been shown to directly influence surgical success, reduce complications and improve rescue success rates, which has significant clinical implications for finding a safe and effective mode of care to improve outcomes of patient with acute myocardial infarction and therapeutic effects. Health-related quality of life, a new term developed in the past 30 years, encompasses the physical and emotional factors. Health-related quality of life takes into account expectations of an individual's physical and mental health, like energy level and mood, as well as the relationships between these two aspects of health, health risks and disorders, employment status, welfare, and socioeconomic status. Acute myocardial infarction survivors are characterized and subjective health-related quality of life pathway differences are not noted. It would be easy to determine whether integrated care therapies would enhance valetudinarians' long-term quality of life; therefore, quality of life measurements may improve physical functioning, relieve pain, and predict treatment efficacy or mortality rate. Objectives: This study aimed to assess the quality of life in old age patients with acute myocardial infarction. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted between February and May 2022 in three hospitals (Al-Hakim General Hospital, Al-Furat Al-Awsat Hospital, and Al-Najaf Center for Cardiac Surgery and Catheterization) in Al-Najaf City, Iraq. The population consisted of old age patients with acute myocardial infarction in these hospitals. The sample consisted of 197 old age male and female patients in the related hospitals: 48 in Al-Hakim General Hospital, 39 in Al-Furat Al-Awsat Hospital, and 110 in Al-Najaf Center for Cardiac Surgery and Catheterization who agreed to participate during the data collection time. Inclusion criteria were determined as being 60 years or older in these hospitals, being hospitalized patients. Patients in the hospital other than these hospitals were also excluded. Data were collected using a personal information form and the MacNew heart disease health-related quality of life questionnaire and analyzed using frequency, percentage, mean, standard deviation, and ANOVA and t-test in SPSS 26 software. p≤0.05 was accepted as the level of significance. Result: 51.3% of the participants were female and 71.6% were older than 65 years of age. 55.8% were married, 81.2% were unemployed, 48.7% were hospitalized in the cardiac care unit for the first time, 45.2% were secondary graduates, and 42.1% stayed in hospital for 3 days. The score of MacNew heart disease health-related quality of life questionnaire was 67.78 ± 8.71, the mean score of global subscale was 0.86 ± 2.71 and the lowest mean score was obtained from social subscale (2.11 ± 0.74). The score of MacNew heart disease health-related quality of life questionnaire was higher in those who were from the age group of 60-64 years, were working couples, were staying in critical care units for the first time, were college/university graduates, had no comorbidity, and were staying in the hospital for one day compared to the other groups, and there was a statistically significant difference between them (p≤0.05). Conclusion: Consequently, it was found that old age patients with myocardial infarction were affected by variables such as age, marital status, work, and education.

Iraq-Al-NajafHeart diseasesCoronary artery disease+3
Mustafa Raad Alı Al-shımaysawee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Comparison of human heart-type fatty acid- binding protein with cTNI, CK-MB, and myoglobin and the detection of their roles in the early detection of acute myocardial infarction

The aim from this study is to accurately measure the concentration of H-FABP, Troponin T, CK, cTnI, CK-MB and myoglobin. We aimed to evaluate the accuracy of H-FABP in a point-of-care setting for early detection of myocardial damage (or ruling out AMI) in patients presenting to the emergency department with chest pain or dyspnoea. In this study, 100 subjects with varying degrees of disease activity and a control group consisting of 55 healthy individuals. There were divided into two groups; group A: 100 patients with standard test results confirming MI and group B: 55 without MI confirmed by standard test results. There was a clear importance of age, as the study showed injuries at early ages. The rest of the chemical parameters showed clinically significant and significant differences through which we concluded that patients with improved MI showed higher sensitivity and specificity for myoglobin and h-FABP but lower sensitivity and specificity for CK-MB and cTnI. This means that we can use myoglobin and h-FABP tests as good indicators for detecting MI.

Creatine kinaseMyocardial infarctionFatty acid-binding proteins
Wafaa Khudhaır Saleh Al-gburı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The determination of nurses views of knowing the myocardial infarction

Background: Myocardial infarction is when cardiac muscle cells die from a lack of oxygen. In acute coronary syndrome, blood vessels harden, and arteries become clogged by thrombuses, restricting blood flow. Many people who have chest pain, shortness of breath, and profuse sweating have an acute myocardial infarction, these symptoms may be possible for other diseases. Also, not all people who feel pain in their chest have an acute myocardial infarction. A 12-lead electrocardiogram and cardiac enzymes should be obtained as soon as possible when a patient presents symptoms and a full clinical evaluation. Doctors and nurses have an important role in identifying heart attacks and advising patients on how to avoid it through early diagnosis and suggesting preventative measures. Objectives: The aim of this study is to determine the views of nurses about knowing myocardial infarction. Methods: A descriptive study was conducted in Al-Sader Teaching Hospital in Basra City in the coronary care wards, the emergency, intensive care unit, and the internal medicine unit, in addition to the catheterization unit. The study included a non-probability sample of 100 nurses working in the units above. The study data were collected from February to March 2022. The researcher created a questionnaire designed for data collection forms after reviewing the literature and relevant sources. The first part includes demographic information for the nursing staff generally, including their ages, sexes, years of clinical experience, level of education, marital statuses, places of employment, and whether or not they have worked in the cardiac unit before. In regards the second part comprehensive general information about the topic of Myocardial infarction consisted of 29 items. And statistical analysis was performed on the collected data using descriptive statistics, such as percentages and frequencies, were used in the analysis of the results. Results: The study showed that 56% of the sample females, with an average age of 19–28 years accounted for 63%, and the level of education, with the majority in secondary school nursing 42%. And the years of nursing experience were less than a year 37%. The majority did not participate in a training course 87%. And 34 % of the participating nursing employees work in the internal medicine unit, and 47% of the nurses participating in the research did not follow up or update their information, Also, only 16% of the nursing staff worked in coronary care units previously. 57% of respondents do not know that myocardial infarction causes heart failure and cardiogenic shock, in addition to cardiac arrest. 15% of the participants knew that chest pain was one of the most common symptoms of myocardial infarction. 16% of nurses know that patients' health becomes better when they receive high-quality nursing care for patients with myocardial infarction. And 60% of the participants did not know that myocardial infarction can be reduced by taking lipid-lowering drugs, 46% of the staff knew that monitoring vital activities, conducting an electrocardiogram, oxygen saturation, and others are important for a patient with a myocardial infarction. 38% of nurses do not know that the most common cause of myocardial infarction is plaque rupture from atherosclerosis. 38% of nurses were know that body mass index can be assessed to determine whether or not a patient is obese and therefore at risk for a myocardial infarction. About half of the respondents 57% were did not know that myocardial infarctions typically cause a diffuse, constant discomfort that lasts longer than 20 minutes regardless of body position. Conclusion: Findings from the study indicated that nurses' knowledge fell short of expectations or did not reach the required level because of insufficient training and experience among nursing staff. The study recommended allowing nursing staff to complete their studies in nursing colleges and activating training courses and educational programs for nurses.

Level of knowledgeNursesNursing+2
Mohammed Sabah Jaber Banısaıd
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

ST yükselmeli miyokart enfarktüsünde sorumlu lezyon lokalizasyonunu belirlemede elektrokardiyografinin yeri

Amaç: Akut ST yükselmeli miyokart enfarktüsünde oklüzyon yeri miyokardiyal nekroz alanı ve prognoz ile yakından ilişkilidir. Bu nedenle enfarktüsle ilişkili lezyon yerini saptamaya yönelik olarak ST segment yüksekliği veya resiprokal ST çökmelerinin kullanıldığı birçok çalışma yapılmıştır. Ancak çalışmalardaki lezyon yerini öngörme başarıları büyük değişkenlik göstermektedir. Çalışmamızda ST yükselmeli miyokart enfarktüsü ile başvuran hastalarda, yeni bir parametre olarak bilgisayar yardımı ile hesaplanan ST yükselme alanının enfarktüsle ilişkili sorumlu lezyonun tam lokalizasyonunu tahmin etmedeki yeri araştırıldı.Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya göğüs ağrısının ilk altı saati içinde başvuran toplam 251 hasta [147 akut anteriyor miyokart enfarktüsü (125 erkek, 22 kadın ve yaş ortalaması 55,3±10,3) ve 104 akut inferiyor miyokart enfarktüsü (89 erkek, 15 kadın ve yaş ortalaması 54,6±10,1) ] alındı. Tüm hastaların öyküleri alınarak fizik muayeneleri yapıldı. Koroner anjiyografik ve transtorasik ekokardiyografik incelemeleri yapıldı. Akut anteriyor miyokart enfarktüslü hastalar anjiyografik lezyon lokalizasyonuna göre sol inen arter birinci septal dal öncesi `Proksimal LAD' sonrası ise `Distal LAD' olarak iki gruba ayrıldı. Akut inferiyor miyokart enfarktüslü hastalar ise sorumlu koroner artere göre RCA (sağ koroner arter) ve Cx (sirkümfleks arter) olarak, sorumlu lezyonun sağ koroner arter sağ ventrikül dalı öncesi ve sonrasında olmasına göre sırasıyla `Proksimal RCA' ve `Distal RCA' olarak gruplandırıldı. Reperfüzyon tedavisi öncesi en fazla ST değişimi gösteren EKG'ler tarayıcı vasıtasıyla bilgisayar ortamına aktarıldı. Trace V 1.5 programı yardımı ile ST yükselme alanları manuel olarak hesaplandı. Anjiyografik lezyon lokalizasyonu ile ST yükselmesi ve ST yükselme alanının sorumlu lezyon öngörme başarıları SPSS 15.0 ve MedCalc programı kullanılarak karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmamızda akut anteriyor miyokart enfarktüsünde sol inen arter proksimal lezyonunu V1 ST yükselme alanının V1 ST yükselmesinden daha iyi öngördüğü saptandı (p=0,016). Yapılan ROC analizinde V1 ST yükselme alanı için kesim değeri 15 mm² alındığında % 50 duyarlılık ve % 87,4 özgüllük ile sol inen arter proksimal lezyonunu öngördüğü bulundu. Rentrop 0-1 kollateral dolaşım veya TIMI 0-1 akımın saptanan alt grupta ST yüksekliğine göre ST alanının lezyon yerini öngörmede başarısının daha da anlamlı olduğu görüldü (p=0,001). Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu Proksimal LAD grubunda daha düşük bulundu (p=0,025). Çalışmamızda aile öyküsünün akut anteriyor miyokart enfarktüsü geçiren hastalarda sol inen arter proksimal lezyonunun bağımsız bir belirleyicisi olduğu saptandı (p<0,001).Akut inferiyor miyokart enfarktüsünde sorumlu koroner arter ve sağ koroner arter proksimal lezyon ayrımı açısından ST yükseklik ve alan arasında anlamlı fark saptanmadı.Sonuç: Sonuç olarak, yeni bir yöntem olarak V1 ST yükselme alanının akut anteriyor miyokart enfarktüsünde sol inen arter proksimal lezyonu tahmin etmede başvurulacak güvenilir bir yöntem olduğu kanısına varıldı. Ancak bu yöntemim kullanılabilmesi için elektrokardiyografi cihazında ST yükselme alanını otomatik hesaplayabilen yazılım programlarına ihtiyaç vardır.

ElektrokardiyografiMiyokard enfarktüsüST segmenti+1
Ömer Şen
Çukurova University
2010
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tümör nekroz faktör beta A329G gen polimorfizmi ve akut miyokard infarktüsü arasındaki ilişki

Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar, dünyada en önemli morbibite ve mortalitenedenleri arasında yer almaktadır. Son çalışmalarda; aterosklerozun başlaması, gelişimive tamamlanması sürecinde enflamasyonun önemli işlevi olduğu bildirilmiştir. Bubilgiler doğrultusunda, birçok çalışmada enflamasyon belirteçleri, koroner kalphastalıklarının ve miyokard infarktüsünün bir göstergesi olarak araştırılmıştır. Tümörnekroz faktör-beta gibi bir çok sitokin, miyokard infarktüsü için yeni potansiyel riskfaktörü olarak araştırılmıştır. Bu çalışmada; acil servise göğüs ağrısı şikayeti ilebaşvuran ve miyokard infarktüsü tanısı konulan hastalarda tümör nekroz faktör-betaA329G gen polimorfizminin araştırılması planlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya miyokard infarktüsü tanısı konulan 90 hasta (78erkek, 12 kadın) ve kontrol grubu olarak 78 sağlıklı birey (28 erkek, 50 kadın) dahiledilmiştir. DNA izolasyonu, DNA izolasyon kiti (High Pure PCR Template Preparationkit, Roche Diagnostic, Germany) ile yapılmıştır. Gen mutasyonları ise, Real-Time PCR(Light Cycler) ile saptanmıştır.Bulgular: Tümör nekroz faktör-beta A329G polimorfizmi ile miyokard infarktüsüarasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Miyokard infarktüs' lühastaların % 42,2' sinde AG genotipi ve % 6,7'sinde ise GG genotipi saptanmıştır.Sonuç: Bu çalışmada tümör nekroz faktör-beta A329G gen polimorfizminin miyokardinfarktüs' lü hastalarda genetik yatkınlığı olmadığı saptanmıştır. Bu çalışma, diğerçalışmalara ışık tutabilir ve tümör nekroz faktörün diğer polimorfizmleri araştırılarakdevam ettirilebilir.Anahtar sözcükler: Gen polimorfizmi, kardiyovasküler hastalıklar, miyokardinfarktüsü, sitokin, tümör nekroz faktör-beta

AterosklerozKardiyovasküler hastalıklarKoroner anjiyografi+5
Mehmet Canacankatan
Çukurova University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

ST segment yükselmesi olan ve olmayan miyokart enfarktüslü hastalarda arteriyel sertliğin değerlendirilmesi

Amaç: Koroner arter hastalarında yapılan takiplerde arteriyel sertliğin majör kardiyovasküler olayları (MACE) belirlemede klasik risk faktörlerinden daha güvenilir olduğu gösterilmiştir. Ancak arteriyel sertlik derecesinin akut miyokart enfarktüsündeki (MI) yeri konusunda veri bulunmamaktadır. Bu çalışmada ST segment yükselmesi olan (STEMI) ve olmayan miyokart enfarktüslü (NSTEMI) hastalarda arteriyel sertliğin değerlendirilmesi ve prognostik değerinin araştırılması amaçlandı.Metod: Çalışmaya akut miyokart enfarktüsü tanısı ile yatırılan 94 hasta (72 erkek, 22 kadın, yaş ortalaması 60,41±11,17) dahil edildi. Çalışmaya alınan hastaların 45'i STEMI ve 49'u da NSTEMI tanısı ile yatırılmıştı. Arteriyel sertlik invaziv olmayan TensioMed Arteriograf cihazı ile değerlendirildi.Bulgular: Arteriyel sertlik parametreleri NSTEMI grubunda STEMI grubuna göre daha yüksek saptandı, ancak nabız basıncı (p=0,007) dışında istatistiksel farklılık saptanmadı. On iki aylık izlemde 15 hastada MACE görüldü. ST segment yükselmesiz MI ve STEMI grupları arasında MACE gelişmesi açısından anlamlı fark saptanmadı. Nabız basıncı ve kalp hızı MACE gelişen grupta istatistiksel anlamlı derecede yüksek saptandı (sırasıyla; p=0.012 ve p=0,024). Major kardiyovasküler olay gelişen hastalarda aortik nabız dalga hızı (aortikNDH), augmentasyon indeksi (aortikAix), sistolik alan indeksi (SAI), kalp hızı ve nabız basıncı daha yüksek, ejeksiyon fraksiyonu, dönüş zamanı (RT), diyastolik refleks alanı (DRA) ve diyastolik alan indeksi (DAI) ise anlamlı derecede daha düşük bulundu. Ancak MACE gelişiminde bağımsız göstergelerin aortikNDH, kalp hızı ve ejeksiyon fraksiyonu olduğu görüldü (sırasıyla; p=0,001, p=0,036 ve p=0.047).Sonuç: ST yükselmesi olan ve olmayan MI hastaların arteryel sertlik parametreleri ve bir yıllık takipte MACE görülme oranları benzer bulundu. Bağımsız prognoz göstergesi olarak bulunan aortik nabız dalga hızının MI ile yatırılan hastalarda tekrar olay geçirme riskinin belirlenmesinde kolay ve güvenilir bir yöntem olabileceği kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Miyokart enfarktüsü, arteriyel sertlik, majör kardiyovasküler olay

AterosklerozKardiyovasküler hastalıklarKoroner hastalık+2
Oğuz Akkuş
Çukurova University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Acil serviste atipik göğüs ağrısı tanısı almış hastalarda miyokard perfüzyon sintigrafisi ve eforlu EKG testinin etkinliği

Acil Serviste Atipik Göğüs Ağrısı Tanısı Almış Hastalarda Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi ve Eforlu EKG'nin EtkinliğiGöğüs ağrılı hastalar acil servis başvurularının önemli bir kısmını oluşturur. Göğüs ağrılı hastaların acil serviste değerlendirilmesinde günümüzde yüksek duyarlılıkta ve özgüllükte belirteçler bulunmasına rağmen akut myokard infarktüslü hastaların %2-5'i acil servislerden uygunsuz biçimde taburcu edilmektedir.Çalışmamızda, acil servise göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda, hayati tehlike oluşturabilecek durumları dışlandıktan sonra atipik göğüs ağrısı tanısı ile taburcu edilen hastaları inceledik. Atipik göğüs ağrısı tanısı ile taburcu edilen hastaların takibinde, atlanmış, olası koroner arter hastalığı vakalarını belirlemede, miyokard perfüzyon sintigrafisinin ve eforlu elektrokardiyografinin etkinliğini göstermeyi amaçladık.İleriye dönük olarak planlanan bu çalışmada, fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Büyük Acil Servisinden 18 yaş üzerinde atipik göğüs ağrısı ile taburcu edilen 50 hasta değerlendirildi.Çalışma süresince, %46 (n=24)'ü kadın, %52 (n=26)'sı erkek ve ortalama yaşları 43±11,85 olan 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastalara göğüs ağrısının tipi sorulduğunda %30'u batma, %50'si baskı, %20'si yanma şeklinde olduğunu tariflediler. Atipik göğüs ağrısına eşlik eden en sık klinik semptom (% 56) terleme idi. En sık özgeçmiş bulgusu (%48) sigara içiciliği idi. Hastalarda, izlem süresince elektrokardiyografi değişikliği, biyokimyasal belirteçlerde değişiklik saptanmadı. Hastaların eforlu elektrokardiyografi testi, %88'i (n=44) negatif bulunurken, %4'ünde (n=2) pozitif, %4'ünde (n=2) şüpheli pozitif olarak raporlandı. Bu hastalara 1-14 gün arası yapılan miyokard perfüzyon sintigrafisi tetkikinde 50 hastanın, %90 (n=45) tanesinin myokard perfüzyon sintigrafisi normal iken, %4 (n=2) hastanın patolojik, %6 (n=3) hastanında sonucu efor kapasite azlığı nedeniyle suboptimal tetkik olarak raporlandı. miyokard perfüzyon sintigrafi görüntüsü patolojik olan %4 (n=2) hastaya koroner anjiografi yapıldı. Bu hastalardan bir tanesi yeni koroner hastalığı tanısı alırken, diğer hastada, koroner anjiografi tetkiki doğal olarak değerlendirildi.Sonuç olarak, Göğüs ağrılı hastalarda yapılacak olan eforlu elektrokardiyografi testi ve miyokard perfüzyon sintigrafi tetkiki, özellikle 65 yaş üzeri, sigara içen, hipertansiyon gibi risk faktörü olan hastalarda erken dönemde eforlu elektrokardiyografi ve miyokard perfüzyon sintigrafisi tetkiki yapılması riski azaltmada faydalı olacağı, gözden kaçabilecek istenmeyen kardiyak olayları belirlemede etkili olacağı kanaatindeyiz.Anahtar kelimeler: Atipik Göğüs Ağrısı, Egzersiz Stres Testi, Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi, Acil Servis

Acil servis-hastaneEgzersiz testiElektrokardiyografi+4
Muhammed Han Saltanlar
Çukurova University
2012
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Erken yaşda miyokard infarktüsü geçiren ailelerin çocuklarındaki risk faktörlerini araştırmak

Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar sıklıkla erişkin dönemde bulgu vermekle birlikte aterosklerozun çocukluk döneminde başladığı bilinmektedir. Çalışmamızdaki amaç genç yaşta Miyokard İnfarktüsü geçirmiş hastaların çocuklarındaki risk faktörlerini erken dönemde ortaya koyarak koruyucu önlemlerle hastalık riskini azaltmaktır.Olgu ve Yöntem: Bu çalışma prospektif, kesitsel ve vaka kontrollü bir çalışmadır. Çalışmaya yaşları 5-18 arasında değişen ve ailesinde genç yaşta Miyokard İnfarktüsü öyküsü olan 43 çocuk risk grubu olarak ve yaşları 5-18 arasında değişen ailesinde Kardiyovasküler Hastalık öyküsü olmayan 55 çocuk kontrol grubu olarak alınmıştır. Çalışmaya katılan çocuklardan 12 saatlik açlık sonrasında plazma kolesterol, VLDL, LDL, HDL, trigliserid, glukoz ve homosistein düzeyleri bakıldı. Ekokardiyografik değerlendirme yapıldı. Eş zamanlı olarak Elektrokardiyografi çekildi. 15 dakikalık dinlenme sonrası kan basınçları ölçüldü.Bulgular: Ekokardiyografik değerlendirmede risk grubu çocuklarda IVS değeri kontrol grubuna göre yüksek bulundu. (P=0,003) Risk grubu çocuklarda ortalama Total Kolesterol:180,02 mg/dl, HDL:43,37 mg/dl, LDL:109,58 mg/dl, VLDL:61,7 mg/dl, Trigliserid:136,84 mg/dl olarak saptandı. Kontrol grubu çocuklarda ortalama Total Kolesterol:140,05 mg/dl, HDL: 40,13 mg/dl, LDL:84,78 mg/dl, VLDL:21,67 mg/dl, Trigliserid:90,85 mg/dl olarak saptandı.Ailesinde erken Miyokard İnfarktüsü hikayesi olan çocuklarda ortalama plazma homosistein düzeyi olmayan çocuklara göre daha yüksek bulundu. (P<0,001)Ailenin tükettiği yağ tipi ile Total Kolesterol, Trigliserid ve Vücut Kitle Endeksi arasında istatiksel ilişki saptandı. (sırasıyla P=0,028 ve P<0,001)Sonuç: Risk grubu çocuklarda aterosklerozun en önemli nedenleri arasında sayılan Total Kolesterol, LDL Kolesterol ve homosistein düzeyleri yüksek tespit edildi.

HomosisteinKardiyovasküler hastalıklarLipidler+3
Derviş Aşlamacı
Çukurova University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akut koroner sendrom sonrası 48. saat-40. gün arasında senkop/ventriküler aritmi olan hastalarda ani kardiyak arrest sıklığının belirlenmesi

ÖZET Amaç: Akut miyokard enfarktüsü (MI) sonrası ani kardiyak ölüm (AKÖ) güncel girişimsel ve etkin tıbbi tedaviye rağmen önemli bir komplikasyon olarak görülmeye devam etmektedir. Akut MI sonrası sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (SVEF) düşüklüğü AKÖ açısından en önemli bağımsız risk faktörü olarak gösterilmiştir. Akut MI sonrası implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) tedavisi tanıdan 40 gün sonra SVEF değerine göre önerilmektedir; ancak AKÖ vakalarının MI sonrası en sık ilk bir ay içinde gerçekleştiği gösterilmiştir. Çalışmamızda MI sonrası 48. saat ile 40. gün arasındaki ventriküler aritmi ve senkopun ani kardiyak arrest ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza akut MI tanısı ile takip edilen 269 hasta dahil edildi. MI sonrası 48. saat ile 40. gün arasında tüm hastalara 24 saat kayıt alabilen Holter elektrokardiyografi (EKG) takıldı. Holter kaydında ventiküler erken vuru (VEV) sayısı ve kompleksitesi değerlendirildi. VEV'ler Lown sınıflamasına göre 0-1-2-3 benign, 4a-4b-5 ise malign olarak kabul edildi. Malign VEV, süreksiz ya da sürekli ventriküler taşikardi (VT) ve ventriküler fibrilasyon (VF) malign ventriküler aritmi sınıfında değerlendirildi. MI tanısından 40 gün sonra senkop mevcudiyeti sorgulandı. Birincil sonlanım AKÖ ya da ani kardiyak arrest olarak belirlendi. Hastalar ortalama 15.75±7.09 ay takip edildi ve çalışma bitiminde birincil sonlanım açısından sorgulandı. Bulgular: Çalışmamızda toplam 33 ölen hastadan 10'unda AKÖ, 3'ünde ani kardiyak arrest tespit edildi. MI sonrası 48. saat ile 40. gün arasında senkop deneyimleyen 4 hastadan birinde birincil sonlanım gerçekleşti. MI sonrası 48. saat ile 40. gün arasında birincil sonlanım grubundakilerin %7.7'sinde, sonlanım gerçekleşmeyenlerin %1.2'sinde senkop görüldü (p=0.181). Birincil sonlanım grubundakilerin %23.1'inde, sonlanım gerçekleşmeyenlerin %9.8'inde malign ventriküler aritmi tespit edildi (p=0.142). Süreksiz VT birincil sonlanım grubundakilerin %23.1'inde; sonlanım gerçekleşmeyenlerin ise %2.3'ünde tespit edildi (p=0.006). Çok değişkenli lojistik ve Cox regresyon analizlerinde süreksiz VT öne çıkan bir parametre olarak gösterilemedi. Lojistik regresyon analizinde kadın cinsiyet, kalp yetmezliği (KY) ve periferik arter hastalığı (PAH) öyküleri, beta bloker kullanılamaması, revaskülarizasyon yapılmaması ya da inkomplet revaskülarizasyon yapılması öne çıkan belirteçler olarak bulundu. Cox regresyon analizinde ise kadın cinsiyet, yüksek vücut kitle indeksi (VKİ), PAH öyküsü, EKG'de yüksek kalp hızı, revaskülarizasyon yapılmaması ya da inkomplet revaskülarizasyon yapılması dikkat çeken parametreler olarak saptandı. Sonuç: MI sonrası 48. saat ile 40. gün arasında Holter EKG ile tespit edilen süreksiz VT AKÖ ya da ani kardiyak arresti öngördürücü bir parametre olarak kullanılabilir. Olay sayısının az olması nedeniyle senkop açısından kesin yargıya varmak mümkün olamamaktadır. MI sonrası erken dönemde PAH ve KY öyküsü olan, başvuru EKG'sinde yüksek kalp hızı tespit edilen, komplet revaskülarizasyon yapılamayan, tedavide beta bloker kullanılamayan kadın hastalar AKÖ açısından yüksek riskli kabul edilmelidir. Anahtar Sözcükler: Miyokard enfarktüsü, senkop, ventriküler aritmi, ani ölüm, ani kardiyak arrest

Aritmi-kardiyakKalp durdurulmasıKalp hastalıkları+5
Müslüm Fırat İkikardeş
Çukurova University
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Miyokard infarktüsü geçiren geriatrik bireylerde ağrı ve uyku kalitesi

Bu çalışma Nisan – Eylül 2018 tarihleri arasında Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatan, Miyokard İnfarktüsü (Mİ) geçirmiş geriatrik hastaların göğüs ağrısı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kurul, kurum ve hastalardan izin alındı. Araştırmanın örneklemi power analizi ile belirlenerek toplam 128 hasta ile çalışma tamamlandı. Araştırmanın verileri soru formu, Visual Analog Skala (VAS) ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde; t-testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Araştırma sonucunda; hastaların yaş ortalamasının 74.6±6.9 yıl ve %56.2'sinin erkek olduğu belirlendi. Hastaların %100'ü Mİ ile ilgili ağrı yaşadığını ve %93.8'i bu ağrının göğüs ve çevresinde lokalize olduğunu bildirdi. Ayrıca hastaların uyku kalitesi toplam puan ortalamasının 8.8±5.6 olduğu, %90.6'sının hastaneye yattıktan sonra uyku problemi yaşadığı, %84.4'nün uyku probleminde göğüs ağrısının etkisinin olduğu saptandı. VAS ile PUKİ arasında 0.016 (p<0.05) korelasyon olduğu belirlendi. Ayrıca hastaların VAS ve PUKİ puan ortalamaları ile Troponin ve CK-MB arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p<0.05) tespit edildi. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; Mİ geçirmiş geriatrik bireylerin göğüs ağrısı ve uyku kalitesinin düzenli olarak değerlendirilmesi, bu sorunların azaltılması için gerekli olan klinik önlemlerin alınması ve hastaların desteklenmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Miyokard infarktüsü, geriatri, ağrı, uyku kalitesi, hemşirelik

AğrıAğrı ölçümüGeriatri+6
Sevil Ahraz
Gaziantep University
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

ST elevasyonlu ve non-ST miyokard enfarktüslerinde plazma aterojenik indeksi (PAI) ve CHA2DS-VASc skorlarının ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada acil servise başvuran ve myokard enfarktüsütanısı alan hastaların CHA₂DS₂-VASc skoru ile Plazma aterojenik indeks (PAİ), monosit HDL oranı (MHR), platelet lenfosit oranı (PLR) ve Nötrofil lenfosit oranları arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayrıca ST elevasyonlu (STEMI) ve Non-ST Miyokard Enfarktüsleri (NSTEMI) ile korelasyonlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışma 2020-2023 tarihleri arasında Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil servisinde myokard enfarktüsü tanısı konulan hastalar üzerinde yapılmış olup retrospektif tanımlayıcı bir uzmanlık tezi araştırmasıdır. Çalışmaya 200 STEMI, 200 NSTEMI hastası ve 200 kontrol grubu sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların ve kontrol grubunun tamamının yaş ortalaması 60,70±12,33'tür. Gruplara göre skorlar ve kan değerleri karşılaştırıldığında CAD VASC, PAİ, PLR, NLR ve MHR skor değerlerinde önemli farklılık olduğu bulunmuştur. CAD VASC skoru NSTEMİ grubunda STEMİ ve kontrol grubuna göre daha yüksektir. PAİ skoru hem NSTEMİ hemde STEMİ gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksektir. MHR STEMİ grubunda kontrol gurubuna göre daha yüksektir. NLR hem NSTEMİ hem STEMİ gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksektir. CAD VASC skoru ile NLR ve PLR arasında pozitif yönde zayıf korelasyon olduğu bulunmuştur. PAİ ile MHR arasında pozitif yönde zayıf, PLR ile negatif yönde zayıf korelasyon olduğu tesbit edilmiştir. CADVASC skorundaki bir birimlik artış MI riskini 1.60 kat, PAİ skorundaki bir birimlik artış 3.24 kat, NLR'deki bir birimlik artış 2.59 kat artırırken, PLR'deki bir birimlik artış MI riskini 1.013 kat azaltmaktadır. Sonuç: Bu çalışmadan elde edilen verilere göre myokardiyal infarktüs geçiren hastalarda ateroskleroz göstergesi olan bütün inflamasyon parametrelerinin yükseldiği tesbit edilmiştir. CHA₂DS₂-VASc ile PAI arasında önemli bir korelasyon bulunamamıştır, ancak CHA₂DS₂-VASc skorunun özellikle NSTEMI'de PAİ'nin ise her iki MI gurubunda bariz yüksek olduğu tesbit edilmiştir. Bu itibarla CHA₂DS₂-VASc skoru kliniklerde ve acil servislerde özellikle NSTEMI'yi öngördürücü etkisi yüksek iken; PAİ'nin belirli bir miyokard enfarktüsü alt grubunu öngördürücü etkisi belirgin değildir. Bu iki parametrenin miyokard enfarktüsü risk skorlamalarında kullanılabilirliğinin daha net değerlendirilmesi için daha kapsamlı ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: myokard infarktüsü, stemi, nstemı, cha₂ds₂-vasc, paı, nlr

KalpKolesterol-HDLMiyokard enfarktüsü+6
Samet Altunbaş
Kırşehir Ahi Evran University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Akut miyokard infarktüsü geçiren hastalarda planlı taburculuk eğitiminin sağlık bilgi ve inançlarına etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, planlı taburculuk eğitimi verilen ve verilmeyen akut miyokard infarktüsü (AMI) geçiren hastalar arasında kardiyovasküler hastalık risk faktörleri bilgi düzeyleri, ilaç tedavisine uyum, diyete uyum ve bireysel izlem hakkındaki inançlar yönünden fark olup olmadığını değerlendirmek amacıyla deneysel randomize kontrollü olarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini, koroner yoğun bakım ünitesi ve kardiyoloji servisinde Eylül 2016 - Aralık 2017 tarihleri arasında yatan, araştırmanın örneklem seçim ölçütlerine uyan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 100 AMI geçiren hasta oluşturdu. Hastalar rastlantısal örnekleme yöntemi ile girişim (n=50) ve kontrol (n=50) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Girişim grubuna planlı taburculuk eğitimi yapıldı. Her iki grup ile bir ay ara ile iki görüşme yapıldı. Araştırmanın verileri; Hasta Bilgi Formu, İlaca Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği (İUHİÖ), Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği (DUHİÖ) ve Bireysel İzlem Hakkındaki İnançlar Ölçeği (BİHİÖ) ve Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi (KARRİF-BD) Ölçeği ile toplandı. Bulgular: Birinci görüşmede girişim ve kontrol grubunda İUHİÖ, DUHİÖ, BİHİÖ yarar ve engel alt boyut puanları ile KARRİF-BD benzer bulundu. İkinci görüşmede; kontrol grubuna göre girişim grubunda İUHİÖ yarar alt boyut puanlarının arttığı, engel alt boyut puanlarının ise azaldığı, DUHİÖ yarar alt boyut puanlarının daha yüksek olduğu, BİHİÖ yarar alt boyut puanlarının artarken engel alt boyut puanlarının azaldığı ve KARRİF-BD arttığı belirlendi. Sonuçlar: Buna göre; AMI geçiren hastalara verilen planlı taburculuk eğitimi kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyini, ilaç tedavisine uyumu, diyete uyumu ve bireysel izlem hakkındaki inançları olumlu yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Akut miyokard infarktüsü, taburculuk eğitimi, ilaca uyum, diyete uyum, KARRİF-BD.

Diyet tedavisiHasta eğitimiKalp hastalıkları+6
Serap Tuna
Manisa Celal Bayar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

ST yükselmeli akut koroner sendromda elektrokardiografi ile suçlu damarın tespiti ve minoca sıklığının belirlenmesi

Amaç: Akut ST yükselmeli miyokart infarktüsünde tıkanıklığın yeri miyokardiyal nekroz alanı ve prognoz ile yakından ilişkilidir. Çalışmamızdaki temel amaç, akut ST yükselmeli miyokart infarktüsü ile başvuran hastalarda 12 derivasyonlu elektrokardiyografinin suçlu arteri öngörme potansiyelini değerlendirmek ve böylece suçlu damara girişimde diyagnostik yerine guiding katateriyle işleme başlanılarak zaman kazanmaktır. Aynı zamanda bu hasta grubu içerisinde koroner arterlerinde ciddi darlık saptanmayan (MİNOCA) hastaların sıklığını ve tahminedici faktörlerini saptamaya çalışmaktır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamız retrospektif olarak tasarlandı. 1 yıl boyunca hastanemize akut ST yükselmeli miyokart infarktüsü tanısıyla kabul edilen hastaların dosyalarından verileri tarandı ve 2 tanı grubu göz önünde bulundurularak analiz edildi: akut ST yükselmeli anteriyor miyokart infarktüsü (n = 47), akut ST yükselmeli inferiyor miyokart infarktüsü (n = 82). Hastaların elektrokardiyografileri ve koroner anjiyografi bulguları analiz edilerek bu gruplar arasında karşılaştırma yapıldı. Bulgular: Çalışmamızdaki inferiyor miyokart infarktüslü hastaların % 72'sinde sağ koroner arterde,% 25,6'sında sol sirkumfleks arterde, anteriyor miyokart infarktüslü hastalarınsa % 35,6'sınde birinci septal dal öncesinde (proksimalde), % 64,4'ünde birinci septal dal sonrasında (distalde) infarkttan sorumlu (suçlu) lezyon bulundu. Hastaların %3,7'sinde ST yüksekliği olmasına rağmen tıkayıcı olmayan koroner arter hastalığı (MİNOCA) saptandı. Elektrokardiyografi kriterlerinden, aVL'de > 2 mm ST çökmesi olması sağ koroner arter tıkanıklığı tanısında, aVL'de R/S > 1 olmasıysa sol sirkumfleks arter tıkanıklığında, V1'de > 2,5 mm ST yükselmesi ve aVR'de ST yükselmesi sol ön inen arter proksimal tıkanıklığında, D2, D3, aVF'de ST çökmesi ise distal tıkanıklıklığında daha duyarlı bulundu. Sonuç: Akut ST yükselmeli miyokart infarktüsü hastalarının başvuru elektrokardiyografisi, suçlu lezyon hakkında önemli bilgiler sağlayabilir ve klinik karar verme sürecini hızlandırarak reperfüzyon tedavisini yönlendirebilir. Anahtar kelimeler: ST Yükselmesi, Miyokart İnfarktüsü, MINOCA, Elektrokardiyografi

ElektrokardiyografiKalpKalp hastalıkları+3
Khadıja Rahımova
Çukurova University
2020
00

İlgili konular