Kalp hızı

Bu konu başlığı altında 128 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Siber zorbalığa uğramış üniversite öğrencilerinin otonom sinir sistemi açısından değerlendirilmesi

Siber zorbalığa uğramanın otonom sinir sistemini etkileyip etkilemediği üniversite öğrencileri arasında araştırılmıştır. Siber mağduriyet/zorbalık ölçeği kullanılarak siber mağdur olduğu tespit edilen 15 gönüllü (Erkek/Kadın=8/7) ve kontrol grubunu oluşturan 15 gönüllü (Erkek/Kadın=8/7) olmak üzere çalışmaya 30 gönüllü katılmıştır. Katılımcıların yaşları 18-23 yıl arası, beden kitle indeksi değerleri 19,05-28,41 kg/m2 arasında dağılım göstermektedir. Gruplar arası demografik ve antropometrik verilerde farklılık bulunmamıştır. Gönüllülerin otonom sinir sistemlerinin değerlendirilmesi 10.00-13.00 saatleri arasında gerçekleştirildi. Sırasıyla kalp hızı değişkenliği, mental aritmetik testi, derin nefes testi ve izometrik el sıkma testi uygulanmıştır. Kalp hızı değişkenliği analizinde siber mağdur grubunun yüksek frekans bandı, normal atımların aralıklarının standart sapması, 50 ms'den fazla farklılık gösteren normal atım aralıklarının yüzdesi ve ardışık normal sinüs atım aralıklarının farkının karekökü ortalamalarının kontrol grubuna kıyasla düşük olduğu bulundu (sırasıyla p=0,009, p=0,034, p=0,035 ve p=0,046). Düşük frekans bandı, düşük frekans/yüksek frekans oranı parametrelerinde ve derin nefes testi sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Mental aritmetik testinde sistolik kan basınçları ortalamalarının yüzdelik değişimi ve izometrik el sıkma testinde diyastolik kan basıncı ortalamalarının yüzdelik değişimi değerlerinin siber mağdur grubunda kontrol grubuna kıyasla anlamlı düşük olduğu tespit edildi (p<0,001 ve p=0,006). Sonuç olarak parasempatik tonusun siber zorbalığa uğramayan kontrol grubunda daha yüksek olduğu bulundu. Dolayısıyla siber mağdur bireylerin sempatovagal dengeleri ele alındığında kontrol grubuna göre daha yüksek bir sempatik aktiviteleri olduğunu düşünmekteyiz. Bu bulgulara göre araştırma hipotezi, siber zorbalık otonom sinir sistemini etkiler, kabul edilmiştir. Bu durumun otonomik disfonksiyonda görülebilecek hem mental hem fiziksel patolojiler için predispozan bir faktör olup olmayacağı ileri araştırmalarda ele alınmalıdır. Anahtar kelimeler: siber zorbalık, çevrimiçi zorbalık, otonom regülasyon, kalp hızı değişkenliği, otonom stres testler

Kalp hızıOtonom sinir sistemiParasempatik sinir sistemi+3
Ozan Öner
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mitral kapak prolapsuslu çocuklarda elektrokardiyografi bulgularının ve 24 saat ritim holterde kalp hızı değişkenliği bulgularının değerlendirilmesi

Amaç: Mitral kapak prolapsusu, mitral kapak yaprakçıklarının birinin veya her ikisinin sol ventrikül kasılması sırasında sol atrium içine doğru çökmesi olarak tanımlanır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda mitral kapak prolapsusunun çocukluk çağındaki güncel sıklığının %2-5 arasında değişkenlik gösterdiği saptanmıştır. Çocuklarda mitral kapak prolapsusu çoğunlukla iyi seyirlidir ve sağ kalımın sağlıklı kişilerle benzer olduğu görülmüştür. Ancak bazı hastalarda mitral yetersizlik, infektif endokardit, tromboembolik olaylar, aritmiler, korda tendinea rüptürü, kalp yetersizliği, kardiyak ani ölüm gibi komplikasyonlar da görülebilir. Çalışmamızda mitral kapak prolapsuslu çocuklarda kalp hızı değişkenliğinin ölçümleri ventriküler ritim bozukluğu varlığı, mitral yetmezlik varlığı ve mitral yetmezliğin kalp hızı değişkenliği ölçümlerine etkisi belirlenmeye çalışıldı. Gereç ve yöntem: Araştırma, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kardiyoloji polikliniği tarafından, Ocak 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında mitral kapak prolapsusu tanısı almış olan 7-17 yaş arası 50 hasta ve çocuk kardiyoloji polikliniğine üfürüm şikayeti ile başvuran kardiyak patoloji saptanmayan 30 sağlıklı çocuğun verilerinin retrospektif olarak değerlendirilmesiyle yapılmıştır. Araştırma kapsamındaki hastalar başvuru yakınmaları, kardiyak fizik muayene bulguları, elektrokardiyografi bulguları, ekokardiyagrafi bulguları ve 24 saatlik ritim holter bulgularına göre ayrılarak incelenmiştir. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 11,04±2,81 yıl ve kontrol grubunun yaş ortalaması 10,80±3,14 yıldı (p>0,05). Hastaların 30'u kız (%60), 20'si erkek (%40) ve kontrol grubunun 19'u kız (%63), 11'i erkekti (%37) (p>0,05). Hasta ve kontrol grubunun ekokardiyografik özellikleri arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). 24 saatlik ritim holter incelemesinde 10 hastada nadir ventriküler ekstra vuru (<%1), 2 hastada hafif ventriküler ekstra vuru (%1-10 arası), 4 hastada nadir atrial erken vuru ve 1 hastada 2. derece atrioventriküler blok saptandı. Hasta ve kontrol grubu arasında kalp hızı değişkenliği ölçümleri hasta grupta sağlıklı kontrollere kıyasla düşük olarak bulunmuş olmasına rağmen istatiksel açıdan fark yoktu (p>0,05). Hasta grubunda 30 hastada minimal mitral yetmezlik (%60), 13 hastada hafif-orta mitral yetmezlik (%26), 7 hastada orta -ağır mitral yetmezlik (%14) olduğu görüldü ve kalp hızı değişkenliği açısından incelendiğinde mitral yetmezlik derecesi arttıkça kalp hızı değişkenliğinin azaldığı görülmüş olmasına rağmen istatiksel açıdan anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Sonuç: Mitral kapak prolapsuslu hastalarda kontrol grubuna göre kalp hızı değişkenliğinin azaldığı ve hastalarda mitral yetmezlik derecesi arttıkça kalp hızı değişkenliğinin azaldığı görülmüş olmasına rağmen istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.

EkokardiyografiElektrokardiyografi-ambülatuarKalp hastalıkları+3
Ezgi Tanburoğlu Çeliker
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yenidoğan geçici takipnesi (YDGT) tanısı ile takip edilen bebeklerde yaşamın ilk 6 saatindeki non invaziv monitörizasyonla elde edilen perfüzyon indeksi (Pİ), pletismografik varyabilite indeksi (PVİ), oksijen rezerv indeksi (ori), saturasyon, kalp tepe atımı, hemoglobin parametrelerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada ko-oksimetre yöntemiyle noninvaziv elde ettiğimiz Pİ, PVİ, Hb, Ori, SpO2 ve kalp tepe atımı parametrelerinin ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Endotrakeal entübasyon, nazal CPAP desteği alanlar ve hiç oksijen desteği almayan kontrol grubu arasında bahsedilen parametreler araştırılmıştır. Çalışmaya Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde 2022 yılında tedavi gören ve yenidoğan geçici takipnesi (YDGT) tanısı ile takip edilen bebeklerde yaşamın ilk 6 saatindeki non İnvaziv monitörizasyonla elde edilen perfüzyon indeksi (pi), pletismografik varyabilite indeksi (pvi), oksijen rezerv indeksi (ori), saturasyon, kalp tepe atımı, hemoglobin parametrelerinin değerlendirilmesi 100 hasta dahil edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre; çalışmaya katılım sağlayan, hastaların Pi değerlerine ait ölçümlerin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa neden olduğu, anne yanında kalan hastaların ölçüm değerlerine ait puan ortalamasının entübe ve NCPAP olan hastalara göre daha yüksek olduğu, KTA değerlerine ait ölçümlerin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa neden olduğu, Anne yanında kalan hastaların ölçüm değerlerine ait puan ortalamasının Entübe olan hastalardan daha yüksek olduğu, NCPAP olan hastaların puan ortalamasına ise yakın olduğu saptanmıştır. Entübe, NCPAP ve anne yanında kalan hastaların PVİ, SPO2,HGB VE ORİ değerlerine ait puan ortalamalarının birbirine yakın olduğu belirlendi. Hastaların NCPAP ölçüm değerlerine ait puan ortalamasının Entübe olan hastaların ölçüm değerlerine ait puan ortalamasına göre daha yüksek olduğu, Entübe ve NCPAP hastaların PVİ, SPO2, HGB VE ORİ değerlerine ait puan ortalamalarının birbirine yakın olduğu, Yenidoğan hastalarda gebelik haftası ile doğum ağırlıkları arasında istatistiksel olarak %99 oranında pozitif yönde güçlü bir korelasyon saptanmıştır. Entübe ve NCPAP gruplarına dahil olan hastaların ölçüm puaanları arasında anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı. Anne yanında kalan hastaların Entübe ve NCPAP gruplarında yer alan hastaların ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak farklılık belirlendi. Buna göre entübe ve NCPAP desteği alan hastalar anne yanında kalan hastaların ölçüm değerlerine ait puan ortalamasına göre daha düşük olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Pİ, PVİ, Hb, Ori, SpO2 ve Kalp Tepe Atımı, Yenidoğan,

BebeklerKalp hızıKan parametreleri+6
İsmail Tankuş
Harran University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tenis sporunda aerobik güç ve kalp atım değerlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; üniversite takımı düzeyinde tenis oynayan genç erkek tenisçilerin oyun öncesi ve sırasındaki fiziksel özellikleri ve fizyolojik cevaplarının incelenmesidir. Araştırmaya yaş ortalamaları 22,29±2,79 yıl olan ve üniversite takımında tenis oynayan 14 erkek gönüllü olarak katılmıştır. Araştırmada tüm sporcuların oyun öncesi fiziksel özelliklerinden boy (boy skalası 0,1cm hassasiyet), vücut ağırlığı(baskül Tech-Fit marka 0,01kg), deri altı yağ kalınlıkları (Holtain marka, 0,2mm hassasiyet), çevre ölçümleri (mezura 0,1cm hassasiyet), kemik genişlik ölçümleri (kayan kaliper Lafayette marka, 0,1cm hassasiyet) yapılmış olup elde edilen verilerden yüzde yağ, yağ ağırlığı, yağsız beden ağırlığı, somatotip özellikleri hesaplanmıştır. Aerobik dayanıklılıklarının tespiti için 20 metre mekik koşu testi (Multi-Stage Shuttle Run Test) yapılmış ve MaxVO2 değerleri ml/kg/dk cinsinden hesaplanmıştır. Sporcuların relatif kuvvetini değerlendirmek için pençe kuvveti testi, esnekliklerini değerlendirmek için otur uzan testi (Baseline) kullanılmıştır. Oyun öncesi ve sırasında fizyolojik cevapların tespiti için Zephry marka kalp atım sayısı monitörü kullanılmıştır. Sporcuların tenis oyunu boyunca kalp atım hızları, vücut ısısı, solunum frekansı monitorize edilmiş olup ortalama, minimum ve maksimum değerler alınmıştır. Oyunda harcanan kalori değerleri, fizyolojik, mekanik, antrenman yükleri kaydedilmiştir. Tenis müsabakası sırasındaki eşleştirmeler Uluslararası Tenis Federasyonunun, ITN (International Tennis Number, Uluslararası Tenis Seviyesi) oyuncu seviyesi belirleme testine göre yapılmıştır. Müsabaka başlamadan önce sporculara kalp atım sayısı monitörü takılmış, 5 dakika ısınma yaptırılmıştır. Her müsabaka bir setten oluşmuş ve 23-34 dakika arasında sürmüştür. Örneklem grubunun tespitinde G*Power 3.1.9.4 T-Test ailesinden Point Biserial model analiz yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS Statistics 24 kullanılmıştır. Tüm verilerin tanımlayıcı istatistikleri (ortalama, minumum, maksimum) çıkarıldıktan sonra bulgular arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi için için Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır (p<0,01 ve p<0,05). Teniscilerin ortalama somatotip değerleri endomorf, mezomorf ve ektomorf için sırasıyla 3,14, 4,68 ve 2,47 olarak bulunmuştur. Maksimal Oksijen Kullanımı ortalama değerleri 44,38 ml/kg/dk, oyun sırasındaki kalp atım hızı ortalama değerleri 154,36 atım/dk, vücut ısısı ortalama değerleri 37,71°C olarak tespit edilmiştir. Sporcuların solunum frekansı ile aktif oyun yüzdeleri arasında yüksek derecede pozitif ilişkiye rastlanmıştır. Anahtar kelimeler: Tenis, Kalp Atım Hızı, MaxVO2, Fiziksel Özellikler

Aerobik güçEnerji tüketimiFiziksel özellikler+6
Ozan Özdemir
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlıklı kişilerde ve majör depresyon hastalarında bilişsel esneklik, duygu düzenleme parametreleri, büyüsel düşünce ve kalp hızı değişkenliği arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Kalbin uyum kabiliyetini gösteren kalp hızı değişkenliği (KHD) ile dürtü denetimi, duygu düzenleme becerileri ve yürütücü işlevler arasında ilişkiler bulunduğunu ileri süren çeşitli araştırma bulguları mevcuttur. Bu çalışmada majör depresyon tanılı kişilerde; istirahatte ve duygu uyarımı sırasında KHD'nin sağlıklı kişilerle karşılaştırılması, tüm katılımcılarda hesaplanan KHD parametrelerinin duygu düzenleme güçlükleri, dürtüsellik, büyüsel düşünce ve bilişsel esneklik ile ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, 30 majör depresyon tanılı katılımcı ile 30 sağlıklı kontrol alınmıştır. Tüm katılımcılara DSM-5 İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme ve Hamilton Depresyon Derecelndirme Ölçeği (HDÖ) uygulanmış, katılımcılardan Sosyodemografik Bilgi Formu, Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ) ve Büyüsel Düşünce Ölçeği doldurmaları istenmiştir. Nörobilişsel işlevleri ölçmek adına tüm katılımcılara İz Sürme Testi, Sözel Akıcılık Testi, Stroop Testi TBAG Formu ve Conners' Sürekli Performans Testi-3 uygulanmıştır. Katılımcılara duygusal yaşantıları uyaran videolar izletilmiş, bu sırada ve istirahatte holter kayıtları alınmış, KHD parametreleri hesaplanmıştır. Her iki grup arasında dürtüsellik, duygu düzenleme, büyüsel düşünce ile ilgili ölçeklerde ve bilişsel testlerin tümünde gruplar arası farklılıklar saptanmıştır. Ancak gruplar arasında istirahatte kaydedilen, nötr videonun yanı sıra öfke ve korku duygularını uyaran videolar izlenirken kaydedilen KHD parametreleri bakımından bir fark saptanmamıştır. Üzüntü duygusunu uyaran video izlenirken ölçülen LF ve VLF parametrelerinin hasta grubunda kontrollere göre anlamlı derecede yüksek olduğu, majör depresyon grubunda üzüntüyü uyaran videonun izlenmesinin SDNN, LF, VLF, LF/HF parametrelerinde artış ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Tüm katılımcıların üzüntü videosu izlenirken kaydedilen LF ve/veya VLF parametreleri ile HDÖ, Barratt Dürtüsellik Ölçeği, DDGÖ ve Büyüsel Düşünce Ölçeği'nden alınan puanlar arasında pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. Bu sonuçlar tüm örneklemde kalbin uyum becerisi ile duygu düzenleme, dürtü denetimi, bilişsel esneklik ve büyüsel düşünce eğiliminin ilişkili olduğuna işaret etmektedir. Ayrıca majör depresyonda; üzüntü duygusu uyarıldığında kalbin uyum becerilerinin sağlıklı kişilerden farklı olduğu, üzüntünün sempatik aktiviteyi baskılayamamaya neden olduğu sonucuna varılmıştır.

Bilişsel esneklikBüyüsel düşünceDepresif bozukluk-majör+3
Hayri Can Özden
Hacettepe University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dayanıklılık sporcularında oksijen tüketimi ve enerji harcamasının kalp atım hızı indeks yöntemi ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, dayanıklılık sporcularında VO2maks ve her farklı şiddette enerji harcamasının hesaplanmasında kalp atım hızı indeks (KAHindeks) yönteminin geçerliğini belirlemektir. Orta ve uzun mesafe koşusu ve oryantiring sporu ile uğraşan ve en az 3 yıldır müsabakalara katılan, 22 erkek sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Dinlenik KAH (KAHdin) ölçümünden sonra koşu bandında indirekt kalorimetrik yöntem (İK) ile giderek artan şiddette egzersiz protokolünde submaksimal ve maksimal oksijen tüketimi ölçülmüştür. Test sırasında katılımcıların her iş yükünde oksijen tüketimi (VO2) ve KAH değerleri kaydedilmiştir. KAHegzersiz/KAHdin oranından KAHindeks hesaplanmıştır. KAHindeks değerleri kullanılarak maksimal oksijen tüketimi (VO2maks) ve rezerv KAH'ın (KAHR) < %72, % 72-88 ve > %88'ine karşılık gelen şiddetlerde enerji harcaması tahmin edilmiştir. Her katılımcı için her bir hızda hesaplanan KAHindeks ve MET olarak VO2 değerleri arasındaki ilişki için regresyon analizi yapılmıştır. Ölçülen ve tahmin edilen VO2maks ve 3 farklı şiddette (<%72 KAHR, %72-88 KAHR ve >%88 KAHR) enerji harcaması değerleri arasındaki farklar Paired t testi ile belirlenmiştir. Ölçülen ve hesaplanan VO2maks ve enerji harcaması arasındaki fark ortalaması (bias) ve tutarlılık alt ve üst sınırları Bland-Altman grafikleme yöntemi ile belirlenmiştir. Aynı zamanda ölçülen ve hesaplanan değişkenler arasındaki uyum Bilgi Temelli Tutarsızlık Ölçüsü (BTTÖ) yöntemi ile belirlenmiştir. MET (VO2) ve KAHindeks değerleri arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki vardır (r = 0,601; p = 0,000). KAHindeks yöntemi ile tahmin edilen VO2maks anlamlı derecede düşüktür (%11,3) (p = 0,013). Benzer şekilde her bir şiddette KAHindeks yöntemi ile hesaplanan enerji harcaması İK'dan anlamlı derecede düşüktür (<%72 KAHR için t = 0,326; p = 0,002, %72-88 KAHR için t = 2,09; p = 0,04 ve >%88 KAHR için t = 5,01; p = 0,000). Bland-Altman grafikleme VO2maks için tutarlık sınırları arasındaki mutlak farkın büyük olduğunu göstermiştir. İK ve KAHindeks yöntemi arasındaki uyum için BTTÖ değerleri istatistiksel olarak sıfırdan farklıdır (VO2maks için t = 8,992; p= 0,000, <%72 KAHR için t = 18,578; p = 0,000, % 72-88 KAHR için t = 18,342; p = 0,000, >%88 KAHR için t = 19,769; p = 0,000) Bu çalışmanın bulguları dayanıklılık sporcularında KAHindeks yönteminin VO2maks'ın tahmin edilmesinde kullanılamayacağını ancak farklı şiddetlerde enerji harcamasının değerlendirilmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Dayanıklılık, Maksimal oksijen tüketimi, Enerji harcaması, Kalp atım hızı indeksi

DayanıklılıkEnerji tüketimiFiziksel dayanıklılık+6
Yunus Emre Ekinci
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Futbolcularda oksijen tüketimi ve enerji harcamasının kalp atım hızı indeks yöntemi ile değerlendirilmesi

Bu çalışma futbolcularda maksimal oksijen tüketimi (VO2maks) ve farklı egzersiz şiddetlerinde enerji harcamasının hesaplanmasında kalp atım hızı indeks (KAHindeks) yönteminin geçerliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya en az 3 yıldır müsabakalara katılan 54 erkek futbolcu gönüllü olarak katılmıştır. Dinlenik kalp atım hızı (KAHdin) ölçümünden sonra koşu bandında indirekt kalorimetrik yöntem (İK) ile giderek artan şiddette egzersiz protokolünde submaksimal ve maksimal oksijen tüketimi ölçülmüştür. Test sırasında katılımcıların her iş yükünde oksijen tüketimi (VO2) ve KAH değerleri kaydedilmiştir. KAHindeks değeri, KAHegzersiz/KAHdin oranından hesaplanmıştır. KAHindeks değerleri kullanılarak VO2maks ve rezerv KAH'ın (KAHR) < %75, %75-90 ve > %90'ına karşılık gelen şiddetlerde enerji harcaması tahmin edilmiştir. Her katılımcı için her bir hızda hesaplanan KAHindeks ve MET olarak VO2 değerleri arasındaki ilişki için regresyon analizi yapılmıştır. Ölçülen ve tahmin edilen VO2maks ve 3 farklı şiddette (<%75 KAHR, %75-90 KAHR ve >%90 KAHR) enerji harcaması değerleri arasındaki farklar Eşleştirilmiş t-testi ile belirlenmiştir. Ölçülen ve hesaplanan VO2maks ve enerji harcaması arasındaki fark ortalaması (hata) ve tutarlılık alt ve üst sınırları Bland-Altman grafikleme yöntemi ile belirlenmiştir. Aynı zamanda ölçülen ve hesaplanan değişkenler arasındaki uyum düzeyi Lin'in uyumluluk (Concordance) korelasyon katsayısı (ρc) ile belirlenmiştir. MET (VO2) ve KAHindeks değerleri arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r = 0.721; p = 0.000). KAHindeks yöntemi ile tahmin edilen VO2maks anlamlı derecede düşüktür (%11,1) (p = 0.000). Benzer şekilde her bir şiddette KAHindeks yöntemi ile hesaplanan enerji harcaması İK'dan anlamlı derecede düşüktür (< %75 KAHR için t = 10,17 ; p = 0.000, %75-90 KAHR için t = 6.37; p = 0.04 ve >%90 KAHR için t = 3.52; p = 0.001). Bland-Altman grafikleme VO2maks için tutarlık sınırları arasındaki mutlak farkın büyük olduğunu göstermiştir. Tüm şiddetlerde hesaplanan ve ölçülen enerji harcaması değerlerinin ortalaması ve farkları arasında ilişki (trend) anlamlıdır (< %75 KAHR r = -0.36; p = 0,000, %75-90 KAHR için r = -0,44; p = 0,000 ve >%90 KAHR için r = -0,33; p = 0,000). İK ve KAHindeks yöntemi arasındaki Lin'in uyumluluk (Concordance) korelasyon katsayısı VO2maks için ρc = 0.05, <%75 KAHR için ρc = 0,48, %75-90 KAHR için ρc = 0,26, >%90 KAHR için ρc = 0,42 ve tüm şiddetler için zayıftır. Bu çalışmanın bulguları futbolcularda KAHindeks yönteminin VO2maks'ın tahmin edilmesinde kullanılamayacağını ancak farklı şiddetlerde enerji harcamasının değerlendirilmesinde kullanılabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Futbol, Kalp Atım Hızı İndeksi, Enerji Harcaması, Maksimal Oksijen Tüketimi

Enerji tüketimiFutbolFutbolcular+4
Ekrem Yılmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kekeme çocuklarda kalp hızı değişkenliğinin değerlendirilmesi

Kekemelik, ses, hece veya kelimelerin tekrarlaması veya uzamasıyla konuşmanın normal akışını bölen konuşma bozukluğudur. Kekemeliğin etiyolojisini açıklaya¬bilmek için sayısız teoriler ortaya konmuştur fakat konuşma akıcılığındaki bölünme¬nin arkasındaki mekanizmalar hala net değildir. Otonom sistem, adından da anlaşıla¬cağı gibi, kalp atışı, kan akışı, solunum ve sindirim gibi istemsiz vücut işlevlerini düzenlemek için sorumlu olan periferik sinir sisteminin parçasıdır. Motor konuşma ve gelişiminde otonom sinir sistemi direk veya dolaylı olarak rol oynar. HRV (Kalp Hızı Değişkenliği) sempatik ve parasempatik sistem arasındaki etkileşimden dolayı kalp hızında meydana gelen fizyolojik değişimleri yansıtır. Kekeme sorunu olan bireylerde otonomik tepkileri araştıran çalışmalar çok azdır. Bu çalışmada kekeme çocuklarda otonomik fonksiyon değerlendirmesini HRV ( Kalp hızı değiş¬kenliği) yöntemini kullanarak yapmak amaçlanmaktadır. Araştırmada; olgu (kekeme) ve kontrol(sağlıklı/ normal) olmak üzere iki farklı grup oluşturulmuştur; Ekim 2016- Nisan 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na konuşma bozukluğu şika¬yeti ile başvuran ve 6-18 yaş aralığında olan 11 i kadın 30 u erkek olmak üzere kekemelik tanısı alan toplam 41 hastayla oluşturulmuştur. Kontrol(sağlıklı/ normal) grup;6-18 yaş aralığında herhangi bir konuşma bozukluğu şikayeti kendisinde ve aile öyküsünde de olmayan 12 si kadın 29 u erkek toplam 41 kişiden oluş¬turulmuştur. Çalışmaya katılanlar Kekemelik tanısı alan gruba Keke¬melik Şiddetini Değerlendirme Aracı (KEŞİDA-4) kullanılarak kekemelik de¬receleri belirlenmiştir. Olgu Rapor Formları doldurulup; Her iki grup için de, Ege Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda 24 saatlik Holter EKG (elektrokardiyografi) kayıt yöntemi kullanılarak HRV değerlendirmesi yapıldı ve ertesi gün bulgular kaydedildi ve pediatrik kardiyologlar tarafından değerlendirildi. Kekeme grubun, kekemelik şiddetleri ile KHD parametrelerinin korelasyonu ve her iki grubun KHD parametrelerinin korelasyonu incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre; kekeme grubunda sekonder davranışlar ile SDANN parametresi arsında pozitif yönde anlamlı korelasyon bulunmuştur. Ayrıca gruplar arasında KHD parametreleri korelasyonu incelendiğinde kekeme grubunda SDANN parametresi istatiksel açıdan anlamlı derecede yüksek çıkmıştır. (p<0,05) . Diğer parametreler incelendiğinde anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak kekeme çocukların KHD parametreleri , kekeme olmayan çocuklarla kıyaslandığında, otonom sinir sistemi düzensizliğini kanıtlayacak farklar elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: kekemelik, KHD , otonom sinir sistemi

Kalp hızıKekemelikOtonom sinir sistemi+2
Pelin Özcan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Halk oyunları çalışmalarının kan oksidatif stres düzeyi ile lipid ve lipoproteinleri üzerine etkisi

Halk oyunları, müzik eşliğinde tüm vücudu koordineli bir biçimde kullanabilmeyi sağlayan ve bu özelliği yörelere göre farklılıklar gösteren fiziksel aktivite türüdür. Bu çalışmada amaç, halk dansları oyuncularında 12 haftalık halk oyunları çalışmalarının kan oksidatif stres belirteçleri ile kan lipid ve lipoproteinleri üzerine etkisini araştırmaktır. Ayrıca halk dansları çalışmalarının kas hasarı belirteçleri üzerindeki etkisi ile dansçılara ait bazı fiziksel ve fizyolojik özelliklerin belirlenmesi de amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 21-24 arasındaki sağlıklı, ortalama 11 yıllık dans antrenman geçmişi olan, 38 erkek halk dansçısı katıldı. Dansçıların bazı fiziksel ve fizyolojik ölçümleri ile alınan kan örneklerinden oksidatif stres göstergeleri (serum TAS, TOS ve OSİ), kan lipid ve lipoprotein düzeyleri (TK, TG, HDL-K, LDL-K) ve kas hasarı belirteçleri (LDH, CK, ALT, AST) farklı yörelerin (Kafkas, Bar, Zeybek, Kaşık, Trakya, Horon) her gün 2'şer saat çalışıldığı haftada 10 saatten oluşan toplam 12 haftalık antrenman dönemi öncesi ve hemen sonrası gerçekleştirildi. Tüm kan değerleri, belirlenen referans aralıkları içinde bulunan halk dansçılarının 12 haftalık antrenman programının kan lipid profili üzerinde anlamlı etkisinin olmadığı, buna karşılık vücut yağ miktarı (p ≤ 0.012) ve zirve oksijen kullanım kapasitesi (p = 0.000) ile kas hasarı belirteci (CK için, ∆% = ─19.6) ve total antioksidan kapasiteyi (TAS ve OSİ, p ≤ 0.002) geliştirdiği bulundu. Branşa özgü bir fiziksel ve fizyolojik karakteristik gerektirmediği görülen halk oyunlarının, düzenli yapılması halinde dansçıların vücut yağ miktarı, aerobik güç ve antioksidan kapasiteleri ile kas hasarı belirteçleri üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu söylenebilir. Bu sonuçlarla, halk oyunları aktivitelerinin tüm topluma yaygınlaştırılmasına önem verilmesi önerilebilir.

Adipoz dokuAntioksidanlarHalk oyunları+6
Bora Okdan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sağlıklı kişilere transkütanöz auriküler vagus sinir stimülasyonu uygulamalarında unilateral sağ, unilateral sol ve bilateral uygulamaların otonom sinir sistemi aktivitesi üzerine etkilerinin araştırılması

Transkutanöz auriküler vagus sinir stimülasyonu (VSS), vagal sinirin kulak konkası ve/veya tragus üzerinden yüzeyel elektrotlar yardımıyla uyarılmasıdır. İnvaziv VSS kadar etkilidir. Unilateral sol, unilateral sağ veya bilateral gerçekleştirilen uyarımların birbirlerine göre üstünlükleri merak konusudur. Bu çalışma 18-65 yaş arasındaki sağlıklı gönüllü katılımcılarda (n=30), unilateral sol, unilateral sağ ve bilateral kulaktan transkutanöz VSS uygulanmasının etkilerini belirlemektedir. Her katılımcı en az 48 saat arayla her bir uygulama grubuna randomize şekilde dahil edilerek otonom sinir sisteminde sempatik ve parasempatik dalların göstergesi olan Nabız, Sistolik Kan Basıncı, Diastolik Kan Basıncı, RMSSD, SDNN, PNN50, LF/HF, LF POWER, HF POWER ve Galvanik Deri Direnci parametreleriyle, her iki el parmaklarından nabız hızı değişkenliğiyle değerlendirilmiştir. Katılımcılara uygulama gruplarına göre Vagustim cihazıyla 10 Hz frekansında, 300 mikrosaniye atım genişliğinde, modülasyon modunda bifazik VSS 20 dakika uygulanmıştır. Her katılımcı her uygulama grubuna dahil edildiğinden gruplar arasında yaş, boy, kilo, cinsiyet açısından bir farklılık bulunmamaktadır. Grup içi yapılan karşılaştırmalarda; Sol kulak uygulama grubunda Sistolik ve Diastolik Kan basıncı azalırken, RMSSD ve Galvanik Deri Direnci artmıştır (p < 0.05). Sağ kulak uygulama grubunda Sistolik ve Diastolik Kan basıncı azalırken, Galvanik Deri Direnci artmıştır (p < 0.05). Çift kulak uygulama grubunda Nabız ve Diastolik Kan basıncı azalırken, RMSSD, LN, LF ve HF artmıştır (p < 0.05). Gruplar arası yapılan karşılaştırmalarda bilateral VSS uygulaması sağ veya sol kulaktan gerçekleştirilen uygulamalara göre nabız değerini daha fazla düşürürken; RMSSD, LF Power ve HF Power değerlerini daha fazla arttırmıştır (p < 0.05). Gerçekleştirilen uygulama parasempatik sinir sistemi aktivitesini arttırmış olup bilateral uygulama grubu bu artışı daha fazla gerçekleştirmiştir. Anahtar Kelimeler: Vagus Siniri, Kalp Hızı Değişkenliği, Sempatik Sinir Sistemi, Parasempatik Sinir Sistemi

Kalp hızıOtonom sinir sistemiParasempatik sinir sistemi+4
Berkay Eren Pehlivanoğlu
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Solunum egzersizleri ve auriküler vagus sinir uyarımının otonom sinir sistemi üzerine etkisi

Transkutanöz auriküler vagus sinir stimülasyonu direkt olarak vagal modülasyon sağlarken; solunum egzersizleri, arteriyel baroreseptörlerin uyarılmasıyla vagal modülasyon sağlamaktadır. Çalışmamızda benzer etkileri olan bu iki yöntemin karşılaştırılması amaçlanmıştır. 18-35 yaş arasındaki 88 sağlıklı gönüllü katılımcı, randomize bir şekilde solunum egzersizi (S Grubu) ve vagus uyarımı (V Grubu) olarak iki gruba ayrılmıştır. Solunum egzersizi grubuna, torakal ekspansiyon egzersizi yaptırılmıştır. Vagus uyarımı grubuna ise iki kulaktan, atım genişliği 300 mikrosaniye, frekansı 10 Hz, bifazik olarak 20 dk stimülasyon uygulanmıştır. Her iki gruba yapılan 10 seanslık uygulamadan önce ve sonra otonomik ölçümleri ve solunum fonksiyon testleri tamamlanmıştır. Otonomik ölçüm olarak kalp hızı, sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, RMSSD, PNN50, LF/HF, LF POWER, HF POWER değerlerine bakılırken; solunum fonksiyonları FEV1, FVC ve FEV1/FVC ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası sonuçlarda, nabız değeri her iki grupta anlamlı olarak azalırken; S grubunda, V grubuna göre anlamlı üstünlük bulunmuştur. Kan basıncı değerlerinde her iki grupta istatiksel olarak anlamlı bir düşüş görülmüştür. RMSSD, PNN50 ve HF değerleri, V grubunda anlamlı olarak daha fazla artmışken; LF değeri ise S grubunda anlamlı olarak daha fazla azalmıştır. LF/HF değerine bakıldığı zaman S grubunda istatiksel olarak anlamlı düşüş bulunmuştur. Solunum fonksiyon testi sonuçlarında, FEV1 değeri her iki grupta da anlamlı olarak artmıştır. FVC değerinde her iki grupta anlamlı ancak S grubunun üstün olduğu bir artış görülmüştür. FEV1/FVC değerlerinde ise iki grupta da anlamlı bir fark olmamıştır. Tüm bunlar neticesinde vagus uyarımının parasempatik sistemi arttırmada solunum egzersizine göre; solunum egzersizlerinin de sempatik aktiviteyi azaltmada ve solunum fonksiyonlarını arttırmada vagus uyarımına göre anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır.

Elektrikle uyarmaKalp hızıNefes egzersizleri+7
Gülay Yalçın
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anterior ve posterior yönden uygulanan kayropraktik torakal yüksek hızlı düşük amplitüdlü manipülasyonunun otonom sinir sistemi üzerindeki anlık etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışma, sırtüstü ve yüzüstü torakal yüksek hızlı- düşük amplitüdlü kayropraktik manipülasyonların otonom sinir sistemi üzerindeki anlık etkilerini karşılaştırmayı amaçlamıştır. Çalışmaya 18-45 yaş arası sağlıklı ve gönüllü 62 katılımcı dahil edildi. Katılımcılar randomize olarak sırtüstü ve yüzüstü uygulama gruplarına atandı. Sırtüstü manipülasyon grubuna uygulama öncesi 5 dakika Elite HRV CorSense cihazıyla kalp hızı değişkenliği verileri alındı, sistolik ve diyastolik kan basınçları ölçülmüş, nabız ve saturasyon değerleri kaydedildi. Ölçüm sonrası orta torakal bölgeye sırtüstü kayropraktik manipülasyon uygulanıp ardından aynı ölçümler tekrarlandı. Yüzüstü manipülasyon grubuna da aynı ölçümler yapıldı, ardından yüzüstü pozisyonda orta torakal bölgeye kayropraktik manipülasyon uygulandı ve uygulama sonrası ölçümler tekrarlandı. Elite HRV uygulamasıyla kalp hızı değişkenliği verileri analiz edildi, nabız, saturasyon, sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri kaydedildi ve bulunan sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi. Grup içi yapılan karşılaştırmada yüzüstü uygulama grubunda sistolik ve diyastolik kan basıncı değerleri azalırken LF/HF oranı artmıştır (p<0,05). Gruplar arası farka bakıldığında LF/HF oranındaki değişim iki grup arasında anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Yüzüstü uygulamanın otonom sinir sistemi üzerindeki etkisi sırtüstü uygulamadan daha büyük bulunmuştur.

Fizik tedaviFizik tedavi yöntemleriKalp hızı+4
Yasemin Aygün
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Elektif perkutan girişimin kalp hızı değişkenliğine etkisi ve bunun kardiyak belirteç (Troponin I) ile ilişkisi

Giriş: PKG sonrası işlem başarısı, hastane kalış süresini belirlemede ve tartışmalıda olsa uzun dönem klinik son noktaları öngörmede muhtelif kardiyak markırlar kullanılmaktadır. PKG sonrası takipte kulanılan CK, CK-MB, troponin I ve troponin T arasında minör miyokard hasarını belirlemede troponinlerin üstünlüğü ispatlanmıştır. Troponinler arasında ise kronik böbrek yetersizliğinde yükselmemesi ve çapraz reaksiyon vermesine yol açan fetal antijenleri ortaya çıkmayan troponin I' nın miyokard için daha spesifik olduğu kabul edilmektedir. KHD kalbin sempatik parasempatik dengesi hakkında bilği veren, kalp atımları arasındaki ilişkiyi zaman ve frekans bağımlı yöntemlerle inceleyen bir ölçümdür. KHD uzun yıllardır diyabetik kardiyak otonom nöropati tespitinde ve MI sonrası sagkalımı öngörmekte kullanılmaktadır.Amaç: PKG' in KHD' e etkisi ve PKG sonrası ilk değerlendirmede üstün bir biyokimyasal belirteç olan Troponin I düzeylerinin KHD ile ilişkisini incelemektir.Gereç ve yöntem: Elektif şartlarda PKG planlanan 13'ü kadın (%40), 20'i erkek (%60), ortalama yaş 65,6 ± 9 yıl olan 33 hasta çalışmaya alındı. PKG öncesi hastaların klinik ve anjiyografik özellikleri kaydedildi. İşlem öncesi ve sonrası, kalp ritminin takibi ile zaman alanlı KHD analizi için 24 saat holter monitorizasyonu ve frekans alanlı KHD analizi için 5 dk'lık spektral kayıtları alındı. Yine işlem öncesi ve sonrası kardiyak markırlar ölçüldü.Bulgular: PKG sonrası troponin I arttı(p=<0,001). PKG sonrası minimum kalp hızı arttı (P=0,04), AEA' lar azaldı (P=0,001) ve İVR arttı (p=0,04). PKG sonrası SDNN, PNN50, Toplam güç ve HF azaldı (P=0,01), LF/HF arttı (P=0,01). Cinsiyetle ile ?SDNN, ?SDANN, ?PNN50 arasında, yaşla ile ?SDNN, ?PNN50, ?RMSSD, ?TAİ, ?LF/HF arasında, abdominal obezite ile ?LF/HF arasında ilişki bulundu. Glukoz değerleri ile ?LF ve ?LF/HF arasında ilişki bulundu. Hb düzeyi ile ?PNN50 ve kreatinin düzeyi ile ?HF arasında ilişki bulundu. Troponin(+) grupta ?LF/HF anlamlı olarak değişti (P=0,01).Tek değişkenli analizde troponin I düzeyi ile ?RMSSD(r=-0,38, p=0,02), ?LF/HF(r=0,47, p=0,005) ilişkili bulundu. Çok değişkenli analizde en önemli bağımsız değişken olarak ?LF/HF bulundu(?R2 =0,22, p=0,006). Troponin(+)' lığını öngörmede ?LF/HF kullanıldı, %16' lık artma cut-off Değeri %90 sensivite ve %60 spesifite ile bulundu.Sonuçlar: PKG sonrası hem holter hem KHD parametreleri artan sempatik etkinliği gösterecek şekilde değişti. KHD' deki değişim troponin (+) grupta daha belirgindi. ?KHD ile Troponin I ilişkisi, troponin (+)' liğini öngörmede ?KHD' nin kullanılabileceğini göstermektedir.

Kalp hastalıklarıKalp hızıKalp hızı+1
Oğuzhan Hascan
Demiroğlu Bilim University
2009
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Erken repolarizasyon bulunan kişilerde ani ölüm ve aritmi belirteci testlerin değerlendirilmesi ve KCNJ8-S422l gen mutasyonu ilişkisi

ÖZETGiriş: Erken repolarizasyon (ER), EKG'de J noktasının izoelektrik hatta göre ardışık 2derivasyonda en az 1 mm (0.1mV) yükselmesi olarak tanımlanmaktadır. Çoğunlukla yapısalkalp hastalığı bulunmayan kişilerde görülen Erken Repolarizasyon Sendromu (ERS),günümüzde Brugada Sendromu (BS) ile olan benzerlikleri nedeniyle `J Dalga Sendromları'başlığı altında incelenmeye başlanmıştır. Yayınlanan çok merkezli çalışmalar sonucunda ERSile ani kardiyak ölüm (AKÖ) arasındaki ilişkinin ortaya konmasıyla beraber hayatı tehdit ediciventriküler aritmilere neden olabileceği bilinmektedir.Amaç: ERS tanısı alan kişilerde aritmi belirteçleri olan testler ile riskli hasta grubunubelirleyebilmek ve son yıllarda literatürde AKÖ gerçekleşmiş ERS tanısı alan kişilerdebildirilen KCNJ8 geni S422L mutasyonunun varlığını araştırmaktır.Gereç ve Yöntem: Kardiyak açıdan semptomatik ya da asemptomatik 50 erkenrepolarizasyon tanısı almış bireyler ile 50 normal EKG özelliğine sahip kontrol grubuçalışmaya alındı. Koroner arter hastalığı (KAH) bulunmayan ve ekokardiyografi sonucunormal olan kişiler çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya alınan bireylerin yaş ortalaması hastagrubunda 33.1±9.7, kontrol grubunda 45.8±9.9 idi. Holter monitörizasyonu ile aritmi varlığı,kalp hızı değişkenliği ve geç potansiyellerin varlığına ER bulunan grupta bakıldı. Her ikigrupta `allel spesifik PCR yöntemi' ile KCNJ8 geni S422L mutasyonu genotiplendirildi.Bulgular: Çalışmamızda ER bulunan kişilerde `ER EKG paterni' tiplendirmesinde%54'ünde tip l, %42'sinde tip 2, %4'ünde ise tip 3 ER EKG paterni izlendi. Kontrol grubu ilekarşılaştırıldığında düzeltilmiş QT mesafesi (QTc)'nin, ER grubunda daha kısa olduğugörüldü. Fakat sonuç istatiksel anlamlılığa ulaşmadı (ER bulunanlarda ortalama QTc;371±28.7 msn, kontrol grubunda ise 381±31.4 msn, p =0.08). ERS grubunda bakılan ritmholter kayıtlarında hiçbir hastada couplet, triplet prematür ventriküler kompleks (PVC) ya dasüreksiz VT atağı izlenmedi.Kalp hızı değişkenliği (KHD) zaman alanlı metodlar kullanılarak bakıldığında hastaların%26'sında azalmış olarak izlendi.Hastaların sinyal ortalamalı EKG (SOEKG) ile %14'ünde geç potansiyeller (LP) izlendi.Yakın zamanda yapılmış çalışmalardaki rakamlarına benzer sonuçlar elde edildi.Nörolojik değerlendirmeleri normal bulunan sadece 2 hastada açıklanamayan senkop öyküsübulunmaktaydı ve senkop ile ERS ilişkisi değerlendirildiğinde ise istatistiksel anlamlılığaulaşmadı (p=0.15).Her iki grupta bakılan KCNJ8-S422L mutasyonu ise hasta grubunda değil kontrol grubundanbir hastada bulundu. Böylece KCNJ8-S422L mutasyonu ile ERS ilişkisi istatiksel olarakanlamsız bulundu. Fakat belirtmek gerekir ki çalışmamıza dahil ettiğimiz ERS hastalarınınhiçbirisinde ve ailelerinde AKÖ öyküsü bulunmamakta idi ve yalnızca 50 ER bulunan kişiçalışmaya dahil edilmişti.Sonuç: Primer aritmojenik sendromlar ve kanolopatiler başlığı altında incelediğimiz veönceleri tamamen benign bir EKG bulgusu olarak değerlendirilen ERS, son zamanlarda BS ileolan benzerliği ve AKÖ ilişkisinin ortaya konması nedeniyle ilgi çekmektedir. Biz de buhastalarda aritmi belirteci testler ile riskli hastaları belirleyebilmek amacıyla bu çalışmayıplanladık ve KCNJ8-S422L mutasyonu varlığı ile ERS arasındaki ilişkiyi inceledik.AKÖ geçiren ERS hastalarında sekonder korumada tek tedavinin implante edilebilenkardiyoverter defibrilatör (ICD) olduğu bilinmektedir. Asıl problem özellikle de gençlerdeyaklaşık %5 gibi yaygın gözlenen bu EKG paternininin primer koruma açısından hangihastalarda ölümcül aritmilere neden olabileceğinin belirlenmesidir. Klinikte literatürdebildirilen kriterlere uygun riskli hastaların belirlenmesi gereklidir. ER paterni bulunankişilerde açıklanamayan senkopun varlığı veya ailede açıklanamayan AKÖ öyküsününbulunması, inferior/inferolateral (tip2) veya tüm derivasyonlarında (tip3) >0,2 mv J noktasıelevasyonu bulunması ve EKG'de ST segment elevasyonunun yatay/inen tarzda olması, ERpaterni ile birlikte kısa QT'nin varlığı, son olarak da couplet PVC'lerin görülmesi birer riskişareti olarak değerlendirilmelidir.Yüksek risk işareti bulunan her hastada primer tedavinin gerekliliği konusunda ve buhastaların nasıl takip edileceği ile ilgili sorular ise ilerleyen yıllarda genetik çalışmaların daışığı altında yapılan çalışmalar ile yanıt bulacaktır.

Aritmi-kardiyakElektrokardiyografiGenler+3
Emrah Ermiş
Demiroğlu Bilim University
2012
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Maksimal direnç egzersizlerinde farklı solunum tiplerinin performans ve kardiyovasküler sistem üzerindeki etkisi

Araştırmanın amacı, maksimal direnç egzersizi esnasında farklı solunum tiplerinin performans ve kardiyovasküler etkilerini belirleyerek, performans ve kardiyovasküler sistem açısından hangi nefes tipinin uygun olduğunu tespit etmektir. Araştırmaya direnç egzersizi yapan 12 (yaş 27.92±7.38 yıl, boy 174.08±5.60 cm, vücut ağırlığı 81.56±8.23 kg) katılımcı dâhil edilmiştir. Verilerin toplanması için kişisel bilgi formu, holter ve kan basıncı ölçüm cihazı kullanıldı. Borg Skalası uygulandı. Çalışma 4 hafta sürdü. 1. hafta; katılımcıların Bench-Press 1 TM'leri tespit edildi. 6 set, 4 TM (%90) set arası 5 dakika dinlenmeli Bench-Press antrenmanı 3 farklı solunum tipiyle haftada bir gün olmak üzere, 3 hafta uygulandı. 1. hafta katılımcılar ağırlığı kaldırırken nefes verdi, indirirken nefes aldı. 2. hafta ağırlığı kaldırırken nefes tuttu, indirirken nefes verdi ve aldı. 3. hafta ağırlığı kaldırırken nefes aldı, indirirken nefes verdi. Egzersizlerin 5 dakika öncesiyle sonrasını kapsayacak şekilde egzersiz esnasında katılımcıların kalp atım hızı değişkenleri holterle kaydedildi. Egzersiz öncesi, 3. set sonrası ve egzersiz sonrası katılımcıların kan basınçları ölçüldü. Verilerin betimleyici istatistikleri yapıldı. Solunum tipleri arasındaki farklılıkların önemliliğinin belirlenmesinde Friedman ve Wilcoxon işaretli sıralar testi, ilişkinin tespitinde Spearman korelasyon testi SPSS 25.0 programında uygulandı. Araştırmanın bulgularına göre; maksimal direnç egzersizlerinde farklı solunum tiplerinin; kardiyovasküler sistem parametrelerinden SDNN'yi (X^2=6.00, p≤0.05) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği; pNN50, RMSSD, LF, HF, LF/HF, kalp atım sayısı, kalbin atım hızının yavaşlama kapasitesi ve kan basıncı parametrelerinde ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür (p>0.05). Performans parametreleri olan toplam ağırlık (X^2=13.86, p≤0.05) ve toplam set (X^2=13.07, p≤0.05) parametrelerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği tespit edilmiştir. Sonuç olarak; maksimal direnç egzersizleri esnasında ağırlığı kaldırırken nefes almanın performans ve kardiyovasküler sistem üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu belirlenmiştir.

EgzersizKalp hızıKan basıncı+3
İsmail Emre Deniz
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlıklı gönüllülerde othmer sinirsel geribildirim (neurofeedback) uygulamasına bağlı davranış değişikliklerinin farklı ölçeklerle ve elektrofizyolojik parametrelerle araştırılması

Sinirsel geribildirim yöntemleri, günümüzün popüler araştırma ve alternatif tedavi yaklaşımlarından bir tanesidir. Sunulan çalışmada, ticari bir SGB sistemi aracılığıyla yapılan eğitimin etkileri, sağlıklı gönüllülerde stres ve depresyon ölçekleri, QIK testi performansları ve kalp hızı değişkenlikleri açısından incelenmiştir. Bu amaçla, gönüllü deneklerden rastgele örnekleme ile Othmer SGB eğitimi alacak deney grubu (n=25) ve herhangi bir eğitime girmeyen kontrol grubu (n=25) oluşturulmuştur. Çalışmanın ilk aşamasında her iki çalışma grubuna da katılımcıların stres, depresyon ve anksiyete yönünden psikolojik durumlarını belirlemek için STAI form I-II ve DASS ile SGB uygulamalarında bireylerin dikkat, konsantrasyon ve dürtülerini ölçmek için yaygın olarak kullanılan QIK testi ön test olarak uygulanmıştır. HRV analizi için ise her iki gruptaki gönüllülerin 15'er dakikalık D2 derivasyonlu EKG kayıtları çekilmiştir. Daha sonra deney grubuna Othmer SGB sistemi üzerinden bir ay boyunca gün aşırı (haftanın üç günü) yarım saatlik seanslarla toplam 12 seanslık SGB protokolü uygulanmıştır. Sonuçta STAI-II formu açısından SGB uygulanan grubun kendi içinde ve kontrol grubuna göre sürekli kaygısının azaldığı saptanmıştır. DASS ölçeğinin depresyon alt boyutunda da benzer bulguya ulaşılmıştır. QIK testinin bulguları gruplar arasında homojenken, her iki çalışma grubu içinde farklılık sağlasa da deney grubundaki değişimler bireylerde dikkatle ilgili gelişmenin daha etkin olduğunu göstermiştir. SGB uygulamasına bağlı olarak çalışma gruplarında HRV açısından anlamlı bir değişim gözlenmemiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda, Othmer metodunun sağlıklı gönüllüler üzerinde çoğu pozitif yönde bazı anlamlı değişiklikler yaptığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, SGB uygulamasının sunulan alanlarda tedavi edici bir etkisinin olup olmadığının araştırılması için daha geniş çapta kontrollü çalışmaların yapılma gerekliliğini ortaya çıkarmıştır.

BeyinBiyo geri bildirimElektroensefalografi+4
Rukiye Ölçüoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İntraoperatif end-tidal karbondioksit değişikliklerinin kan basıncı değişiklikleriyle ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: İntraoperatif end-tidal karbondioksit (EtCO2) monitörizasyonu, genel anestezi altındaki hastalarda solunum sistemi ve metabolizma hakkında bilgi sağlayan non-invazif bir yöntemdir. Bu çalışmada, intraoperatif dönemde EtCO2 düzeyi ile sistolik (SAB), diyastolik (DAB), ortalama (OAB) arteriyel basınç değerleri ve kalp hızı arasındaki ilişki araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-55 yaş arasında, genel anestezi altında opere olan 85 hasta dahil edilmiştir. Operasyon boyunca beş dakikalık aralıklarla EtCO2 düzeyleri ile SAB, DAB, OAB, kalp hızı ve oksijen satürasyonu değerleri kaydedilmiştir. Her katılımcı için EtCO2-SAB, EtCO2-DAB, EtCO2-OAB ve EtCO2-kalp hızı arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için korelasyon katsayıları hesaplanmış ve elde edilen korelasyon katsayılarının katılımcılar arasındaki tutarlılığı tek örneklem t-testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Ortalama korelasyon katsayıları EtCO2-SAB için 0,56±0,37, EtCO2-DAB için 0,47±0,39, EtCO2-OAB için 0,50±0,38 ve EtCO2-kalp hızı için 0,40±0,49 olarak tespit edilmiştir. Korelasyon katsayılarının katılımcılar arasındaki tutarlığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (EtCO2-SAB p<0,00001; EtCO2-DAB p<0,00001, EtCO2-OAB p<0,00001ve EtCO2-kalp hızı p<0,00001). Sonuçlar: Sonuçlarımız EtCO2 düzeyi ile kan basıncı ve kalp hızı değerleri arasında pozitif bir ilişkinin varlığını göstermektedir. Bu ilişki, non-invazif olarak devamlı ölçüme imkan tanıyan EtCO2 monitörizasyonunun, intraoperatif dönemde hastanın arteriyel kan basıncındaki akut değişimlerin hızlı bir şekilde takip edilmesine olanak sağlayabileceğine işaret etmektedir.

DiastolKalp hızıKarbon dioksit+2
Ahmet Emre Azaklı
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Bursa ilinde 6-18 yaş arası yarışmalı spor yapan lisanslı sporcularda elektrokardiyografik bulguların değerlendirilmesi

AMAÇ: Spora katılım öncesi değerlendirme (SKÖD) spor ilişkili morbidite ve mortalitenin önlenmesinde en önemli araçlardan biridir. Bu çalışmada; SKÖD'de anamnez ve fizik muayene ile birlikte EKG'nin, semptomu olmayan kalp ve ritim hastalıklarının saptanmasında etkisinin ve öneminin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya alınacak sporcu sayısının belirlenmesi amacıyla Bursa Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü'ne başvurularak aktif lisanslı sporcu sayısının 14,266 olduğu saptandı. Güç analizi yapılarak çalışmaya en az 261 sporcunun dahil edilmesi planlandı. COVİD-19 pandemisi nedeniyle aktif sporcu sayısının azalması sonucu 245 sporcu çalışmaya dahil edilebildi. Sporculardan SKÖD açısından anamnez alındı, fizik muayene yapıldı ve EKG'leri çekildi. EKG verileri 2017'de uluslararası konsensüs tarafından belirlenen kriterler baz alınarak değerlendirildi. BULGULAR: Sporcuların %87,8'ine (n=215) SKÖD yapıldığı, %12,2'sinin (n=30) ise SKÖD ve EKG çekimi yapılmadan lisans aldığı saptandı. SKÖD yapılan hastaların %39,5'ine (n=85) EKG çekimi yapılırken %60,5'ine (n=130) EKG çekimi yapılmadığı öğrenildi. Sonuç olarak çalışmaya alınan tüm sporcuların %34,7'sine (n=85) SKÖD ve EKG ile değerlendirme yapıldığı tespit edildi. Sporcu EKG'lerinin %97,1'i (n=238) normal, %1,2'si (n=3) borderline ve %1,6'sı (n=4) patolojik olarak değerlendirildi. SKÖD yapılan ve EKG çekilen sporcuların, SKÖD yapılan fakat EKG çekilmeyen ve SKÖD yapılmayan sporcularla yapılan karşılaştırmalı analizinde anlamlı bir farklılık saptanmadı. SONUÇ: Rutin kullanımı tartışmalı olmasına rağmen, SKÖD'de EKG çekilmesi semptomatik olmayan kalp ve ritim hastalıklarının saptanmasında önemli, kolay uygulanabilir ve etkili bir tetkiktir. Bu çalışma sonucunda SKÖD'de EKG'nin rutin tarama programına dahil edilmesi önerilmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Spora katılım öncesi değerlendirme, elektrokardiyografi (EKG), genç sporcularda kalp ve ritim hastalıkları, genç sporcularda ani kardiyak ölüm

BursaElektrokardiyografiGençler+5
İrfan Öz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik böbrek hastalarında tükürük üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ve stres eksenleri

Amaç: KBH, ileri yaşlarda yaygın görülen, ilerleyici, geri dönüşümsüz ve ölüm oranı yüksek olan bir hastalıktır. Böbrek fonksiyon kaybıyla karakterize olan bu hastalıkta üre, ürik asit ve kreatinin gibi üremik metabolitler kanda birikir. Bu metabolitlerin, tükürük gibi vücut sıvılarına yansıma düzeyiyle ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca, toksik etkili bu metabolitlerin, vücudun iki önemli stres ekseni olan OSS ve HPA aksı üzerine etkileri de yeterince bilinmemektedir. Mevcut tez çalışmasının amacı, KBH'da kanda biriken bu metabolitlerin (üre, ürik asit, kreatinin) tükürüğe yansıma düzeyini ve stres eksenlerini (OSS ile HPA) etkileme derecesini ortaya koymaktır. Materyal ve Metot: Tez çalışmasına, aylık takiplerle hastaneye başvuran kronik böbrek hastaları (n=35) ve sağlıklı bireyler (n=35) dâhil edildi. Katılımcıların, sabah saatlerinde (09:00-12:00) kan ve tükürük örnekleri alınarak üre, ürik asit ve kreatinin düzeyi ölçüldü. HPA aktivitesini belirlemek amacıyla tükürük kortizol ölçümleri yapıldı. OSS aktivitesini belirlemek için 5 dakikalık EKG kayıtları yaparak KHD parametreleri hesaplandı. Bulgular: KBH'da kan üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ile tükürük üre ve ürik asit düzeyleri yüksek bulundu (p<0.05). Kan ile tükürükteki üre düzeyleri (r = 0.370) ve ürik asit düzeyleri (r = 414) pozitif ilişkiliydi (p<0.05). KBH'da tükürük kortizol düzeyi yüksek (p<0.05), KHD ise düşüktü (p<0.05). Sonuç: KBH'da üremik metabolitlerin tümü kanda artış göstermişken tükürükte ise üre ve ürik asit yükselmiştir. Bu bulgu, KBH'da üreminin ortaya konmasında tükürüğün non-invazif bir medyum olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Ayrıca, KBH'da kortizolün artması ve KHD'nin düşmesi bu hastalarda stresin yüksek olduğunu göstermektedir. Fakat bu stres durumun üremiden ziyade artan psikolojik yük ile ilgili olabileceği değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: HPA, KBH, KHD, Kortizol, Kreatinin, OSS, Stres, Üre, Ürik Asit

Böbrek yetmezliği-kronikKalp hızıKreatinin+4
Hivda Ezgi Tursun
İnönü University
2024
40
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyaliz sürecinde tükürük üre, ürik asit, kreatinin düzeyleri ve stres eksenleri

Amaç: SDBY tanısı alan hastaların vücutlarında üre, ürik asit, kreatinin gibi toksik maddeler birikmektedir. Hastalar bu fazlalıktan kurtulabilmek için hemodiyaliz tedavisi almalıdır. Hem diyaliz tedavisinin stresle ilişkisi, hem de biriken metabolitlerin OSS ve HPA aksını nasıl etkilediği bilinmemektedir. Ayrıca kanda biriken metabolitlerin tükürükteki seyri hakkında daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Mevcut tez çalışmasının amacı, serum ve tükürük üre, ürik asit, kreatinin, kortizol ve KHD düzeylerinin hemodiyaliz boyunca zamansal değişimini ve parametrelerin birbiriyle ilişkisini ortaya çıkarmaktır. Materyal ve metot: Çalışmaya hemodiyaliz tedavisi alan 30 hasta dahil edildi ve tedaviden hemen önce, tedavinin ortasında ve tedavi bittikten hemen sonra hastalardan kan, tükürük örneği alındı ve KHD ölçümü yapabilmek için EKG çekildi. Kan örneklerinden üre (BUN), ürik asit ve kreatinin, tükürük örneklerinden ise üre, ürik asit, kreatinin ve kortizol ölçümü yapıldı. Bulgular: Serum- tükürük üre, ürik asit ve kreatinin değerleri kendi içerisinde her 3 zaman diliminde de anlamlı olarak farklı bulundu (p<0.001) ve iki sıvının birbiriyle korelasyonu orta derecede güçlüydü (r>0.37). Kortizol değerleri anlamlı olarak farklı bulunmuşken (p<0.001) hem zaman bağımlı hem de frekans bağımlı KHD parametreleri arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Serum ve tükürük değerleri kortizol ile ilişkili bulunmuştur ancak hiçbir parametrenin KHD ile bir ilişkisi ortaya çıkmamıştır. Sonuç: Hemodiyaliz sırasında üre, ürik asit ve kreatinin düzeyleri serum ve tükürükte korelasyon halindedir ve bu değerlerin azalmasıyla beraber kortizolün de azalması, metabolitlerin HPA ekseniyle ilişkili olabileceğini ancak KHD parametrelerinde anlamlı bir farklılığın olmamasından dolayı OSS ile ilişkisinin olmadığını göstermektedir. Ayrıca diyalizin HPA ekseniyle ayrı, OSS ile ayrı bir ilişkisinin olduğunu ortaya çıkarmıştır.

HemodiyalizKalp hızıKortizol+5
İshak Baydar
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
10
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mitral Anuler Kalsifikasyonu Olan ve Olmayan Hastalarda Kalp Hızı değişkenliğinin Karşılaştırılması

Amaç: Mitral annuler kalsifikasyon (MAK) yaşlı genel populasyonda yüksek olup kardiyovasküler hastalıkların bir manifestasyonu olarak kabul edilmektedir. Sempatik ve parasempatik fonksiyonlar hakkında bilgi veren kalp hızı değişkenliği (KHD) ve kalp hızı türbülansı (KHT) mevcut kardiyak hastalık hakkında klinik ve prognostik bilgi sağlamaktadır. Biz çalışmamızda MAK'ı olan hastalarda KHD ve KHT'yi incelemeyi ve bunlarla ekokardiyografik parametrelerin ilişkisini incelemeyi amaçladıkYöntem: MAK olan 40 hasta ile (22 kadın,18 erkek, ortalama yaş 61±8), MAK'ı olmayan 40 hasta (21 kadın, 19 erkek, ortalama yaş 57±7) çalışmaya alındı. Tüm hastaların 24 saat Holter cihazı ile zaman bağımlı ve frekans bağımlı KHD parametrelerine bakıldı. Sol ventrikül diastolik fonksiyonlar ekokardiyografik inceleme ile ölçüldü.Bulgular: Ortalama RR süresi ve RMSSD hariç diğer tüm zaman bağımlı parametreler MAK grubunda belirgin olarak daha düşük bulundu. (SDNN 116±34 p<0,001; SDANN 103±34 p<0,001; SDNN indeksi 45±13 p<0,001; pNN50 7,2±6,6 p<0,005). Frekans bağımlı parametrlerden ise LF, LFnu ve HF baskılanmış olarak bulundu (LF 389±305 p<0,001; LFnu 17±5 p=0,001; HF 144±108 p=0,002). Bu veriler artmış sempatik azalmış parasempatik tonusa işaret etmektedir. KHT her iki grupta da anlamlı bulunmadı. MAK grubunda E/A ve Em gibi ekokardiyografik parametreler KHD parametreleri ile ilişkiliydi.Sonuç: MAK'lı hastalarda KHD baskılanmıştır ve bu bulgu artmış mortalite ile ilşkilidir.

Kalp hızıKalp kapak hastalıklarıKalsifikasyon
Ertuğrul Kurtoğlu
İnönü University
2009
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aktif video oyunlarının oksijen tüketimine ve enerji tüketimine etkisinin cinsiyetler arası karşılaştırılarak incelenmesi

Bu araştırmanın temel aldığı amaçlar (1) farklı aktif video (AV) oyunlarının bazı fizyolojik değişkenlere etkisini incelemek, (2) farklı AV oyunlarının fizyolojik etkilerini klasik egzersizle kıyaslamak ve (3) farklı AV oyunlarının fizyolojik etkilerini cinsiyetler arasında karşılaştırmaktır. Çalışmaya 43 (n=22 erkek, n=21 kadın) gönüllü katılımcı dâhil edilmiştir. Beş farklı koşulda (dinlenirken, televizyon seyrederken, tempolu yürüyüş sırasında, AV dans oyunu ve AV dövüş oyunu oynarken) oksijen tüketimi (VO2) ve karbondioksit üretimi (VCO2) ile kalp atım hızı (KAH) ölçülmüştür. Bunun yanı sıra enerji tüketimi (ET), metabolik eşdeğer (MET) ve solunum değişim oranı (SDO) hesaplanmıştır. Algılanan zorluk derecesi (AZD) ile eğlence puanı beş farklı koşulda kaydedilmiştir. Farklı koşulda kaydedilen VO2, KAH, ET, SDO ve MET değerleri istatistiksel açıdan farklı bulunmuştur (p<0,01). Bunun yanı sıra SDO hariç incelenen diğer fizyolojik değişkenler için grup x ölçüm etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş olup gruplar arasında önemli fark kaydedilmiştir (p<0,01). AZD ve eğlence puanı (dinlenik durum hariç) kadın ve erkek katılımcı grupları arasında karşılaştırıldığında gruplar arasında önemli fark bulunmamıştır (p>0,05). Bunun yanı sıra kadın ve erkek katılımcı gruplarında farklı koşullarda kaydedilen AZD ve eğlence puanları istatistiksel açıdan farklı bulunmuştur. Sonuç olarak AV dans oyunu ve AV dövüş oyunu yüksek şiddetli egzersiz kriterlerini sağladığı gösterilmiştir (>6 MET). Bundan dolayı AV oyunları ile fiziksel aktivite önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Aktif video oyunları, Fiziksel aktivite, Enerji tüketimi, Oksijen tüketimi, Kalp atım hızı

Cinsel kimlikEnerji tüketimiFiziksel aktivite+4
Cihan Aygün
Anadolu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda kalp hızı değişkenliği ve bunların klinik parametrelerle ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı ilaç tedavisi kullanmayan DEHB tanılı hastalarda KHD parametrelerini sağlıklı çocuklarla arşılaştırmak ve KHD parametreleriyle klinik değişkenlerin ilişkisini araştırmaktır. Yöntem: Araştırmaya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniğine dikkat eksikliği ve hareketlilik yakınmaları ile başvuran DSM IV tanı kriterleri ve Okul Çağı (6-18 Yaş) Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu- Türkçe (ÇGDŞ-ŞY-T) göre DEHB tanısı alan 8-12 yaş aralığındaki 51 çocuk alınmıştır. Aynı yaş grubunda ve cinsiyetteki 51 sağlıklı çocuktan kontrol grubu oluşturulmuştur. Tüm çocuklar, Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (ÇDSKE), Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) ve Çocuklar için Anksiyete Duyarlılığı İndeksi (ÇADİ) ile değerlendirilmiştir. Anne ve babalar, sosyodemografik bilgi formu ve Conners Ebeveyn Değerlendirme Ölçeği-Yenilenmiş Uzun Formu (CEDÖ Y:U) ile değerlendirilmiştir. Klinik değerlendirmeleri yapılan çocuklar, 24 saatlik Holter cihazı ile KHD parametreleri açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma ve kontrol grubu arasında KHD parametreleri açısından her iki grup arasınd anlamlı bir fark bulunamamıştır. DEHB?nin alt tipleri ile KHD parametreleri arasındaki ilişki incelenmiş, fakat anlamlı bir fark saptanmamıştır. DEHB?si olan çocukların sağlıklı kontrol grubuna göre ÇDSKE, ÇDÖ ve ÇADİ puanları daha yüksek bulunmuştur. Tartışma: DEHB?li çocuklar ile sağlıklı kontrol grubu, Otonom Sinir Sistemini (OSS) değerlendirmede duyarlı bir yöntem olan 24 saatlik Holter cihazı takılarak değerlendirilmiş ve KHD açısından her iki grup arasında fark bulunamamıştır. Bu sonuç DEHB?nda KHD yöntemi ile ölçülen otonom sinir sistemi (OSS) işlevlerinde farklılık olmadığını desteklemektedir. Ancak, DEHB hastalarında OSS işlevini araştıracak daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuKalp hızıOtonom sinir sistemi+1
Tuğba Yüksel
İnönü University
2013
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Makine öğrenmesi yaklaşımları ile fetal sağlık teşhisinin gerçekleştirilmesi

Gebeliğin dönemlerinde fetal halini değerlendirmek için çeşitli testler kullanılmaktadır. Bu testlerden en çok güvenilen ve yaygın olarak kullanılan Non Stress Test ile fetal kalp atım hızı ve annenin rahim kasılmaları ölçülerek fetal sağlığı değerlendirilmektedir. Ancak, geleneksel yöntemlerle bu testin detaylı değerlendirilmesi zaman almakta ve uzmanlar arasında farklıklar ortaya çıkmakta, özellikle deneyimsiz uzmanlarda yorumlamalar yanıltıcı olabilmektedir. Bu sonuçlar fetal kayıplarına sebebiyet vermekte ve ülkelerin gelişmişlik düzeylerine etkisi olan perinatal mortalite oranlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmada, fetal halini değerlendirerek tanı hatalarını en az seviyelere düşürmek için Topluluk Öğrenme tabanlı yaklaşımın incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda 22 özellik ve 2126 örnekten oluşan kardiyotokografi verileri üzerinde Doğrusal Regresyon, Random Forest, Gradient Boosting ve XGBoost gibi farklı makine öğrenimi algoritmalarıyla çeşitli deneyler yapılmıştır. Bu deneyler, veri seti üzerinde temel bileşen analizi ve on kat çapraz doğrulama yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan algoritmaların doğruluk duyarlılık, hassasiyet, F1 puanı ve Gmean metrikleri ile performansları ölçülmüştür. Yapılan deneylerde çapraz doğrulama ve sınıf ağırlıklandırması uygulamalarıyla, algoritmaların performanslarının arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, Topluluk Öğrenme yaklaşımlarında kullanılan ağırlıklı çoğunluk oyu yöntemi, çeşitli makine öğrenimi modellerinin tahminlerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesiyle elde edilen tahminlerin doğruluğunu arttırdığı tespit edilmiştir. Bu sayede, algoritmaların tek başına yaptıkları tahminlerden daha güvenilir ve tutarlı sonuçlar elde edilmiştir. Deneysel sonuçlarda önerilen XGBoost modeliyle elde edilen %99.99 doğruluk oranının önceki literatür çalışmalarından daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Ağırlıklı çoğunluk oyu yöntemi, özellikle karmaşık veri setlerinde ve yüksek risk taşıyan medikal uygulamalarda tanı doğruluğunu artırarak fetal ölümleri azaltmada kritik bir rol oynayacaktır. Önerilen model, fetal sağlık analizlerini otomatikleştirerek tanı hatalarını azaltmaya ve daha doğru değerlendirmeye yardımcı olacaktır.

Cerrahi-kadın doğumEkokardiyografiEkokardiyografi-doppler+7
Adem Kuzu
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00

İlgili konular