Multiple sclerosis

145 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fingolimod tedavisi alan multiple skleroz hastalarında lenfopeninin yaş ve cinsiyet ile ilişkisi

Amaç: Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Multipl Skleroz polikliniğinde Multipl Skleroz tanısı ile takip edilen ve fingolimod tedavisi alan hastalarda görülen lenfopeni ile yaş ve cinsiyet faktörleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma retrospektif bir araştırma olup, hastanemiz poliklinik veri tabanına kayıtlı Multiple Skleroz hastalarından 63 kadın 63 erkek toplam 126 Relapsing Remitting Multiple Skleroz hastasına ait yaş, fingolimod kullanmadan önce ve kullandıktan 1 ay sonra lenfosit sayıları kaydedildi ve istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda, Relapsing Remitting Multipl Skleroz hastalarında 0,5 mg/gün dozunda oral fingolimod tedavisi başlandıktan en erken 1 ay sonrasında bakılan ortalama lenfosit sayılarının (745,10 ± 681,63/μl), tedaviye başlanmadan önceki ortalama lenfosit sayılarına göre düşük olduğu saptandı (p<0,001). 0.80 x 10^3/μl altındaki hastalar lenfopeni olarak değerlendirildi. Fingolimod tedavisi alan Multipl Skleroz hastalarında görülen lenfopeni ile yaş faktörü arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). Lenfopeni ile cinsiyet arasındaki ilişki değerlendirildi, 63 kadın hastanın 54 ünde,63 erkek hastanın 43 'ünde lenfopeni görüldü ve kadın hastalarda lenfopeni riskinin daha yüksek olduğu bulundu (p<0,001). Fakat lenfopeni görülen kadın ve erkek hastaların tedavi sonrası lenfosit ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda fingolimoda bağlı lenfopeni riskinin kadınlarda daha fazla olduğu, yaş faktörünün ise literatür ile uyumlu olarak risk oluşturmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Fingolimod, relapsing remitting multipl skleroz, lenfopeni

CinsiyetFingolimodLenfopeni+2
Fatma Güven
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Relapsing remitting multiple skleroz formundan sekonder progresif multiple skleroz formuna dönüşümde risk faktöleri

Amaç: Multiple skleroz hastalarında relapsing remitting multiple sklerozdan sekonder progresif multple skleroz forma dönüşümde, sigara, alkol kullanımı, trigeminal nevralji varlığı, otonomik semptomların birlikteliği, geçirilen atak sayısı, akraba öyküsünün, optik atak öyküsünün, EDSS skorlarının, herhangi bir fizik tedavi ve rehabilitasyon programına dahil olup olmadığının, epilepsi birlikteliğinin, ilk atak semptomu ile tedaviye başlangıcı arasında geçen sürenin, manyetik rezonans görüntülemelerde servikal spinal kord lezyonu varlığının araştırılarak, klinik risk faktörlerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışma retrospektif bir araştırma olup, çalışma verileri hastanemiz poliklinik veritabanına kayıtlı Multipl Skleroz hastalarının sistemde mevcut olan bilgilerinden elde edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 145 hasta dahil edildi.145 hastanın 71'i RRMS, 74'ü SPMS'ti. RRMS grubunun %1,4'i (n=1), SPMS grubunun ise %9,5'i (n=7) alkol kullanıyordu. (p=0,034). RRMS grubunda otonomik semptomu olan hastaların sayısı 6 (%8,5) iken, SPMS grubunda 38 (%51,4) idi. (p=0,001). RRMS grubunda trigeminal nevraljisi olan hastaların sayısı 2 (%2,8) iken, SPMS grubunda 9 (%12,2) idi(p=0,034). RRMS grubunda servikal lezyonu olan hastaların sayısı 31 (%43,7) iken, SPMS grubunda 61 (%82,4) idi(p=0,001). Tedaviye başlama süresi RRMS grubunda 6,14 ± 6,53, SMPS grubunda 10,74 ± 10,86 idi(p=0,001). Sonuç: Çalışmamızda ilk semptom ile tedaviye başlama arasında geçen sürenin uzun olması, ilk yapılan MR görüntülemelerde T2 lezyon sayısının fazla olması, ilk görüntülemelerde servikal spinal kordda plak varlığı, hastanın alkol tüketicisi olması, trigeminal nevralji ve otonomik semptomların varlığının RRMS'ten SPMS'e dönüşümde risk faktörü olarak kabul edilebilecek parametreler olarak kullanılabileceğine dair sonuçlar elde ettik. Anahtar Kelimeler: progresif, remitting, risk, prognoz,, epilepsi, trigeminal nevralji, optik nörit, alkol, sigara, progresif,

EpilepsiMultipl sklerozNevralji+3
Hakan Can
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multipl sklerozlu hastalarda serebrospinal sıvı akım dinamik çalışmalarının akut-kronik hastalık ayırıcı tanısına katkısının değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışmada MS hastalarında BOS akım dinamiğini faz kontrast MRG ile değerlendirerek hastalığın etyopatogenezindeki rolünü ve aktif-kronik dönemdeki hastalığın ayırıcı tanısına katkısı olup olmadığını belirlemeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya klinik ve radyolojik olarak kesin MS tanısı almış MR?sinde kontrastlanan aktif plağı olan 16 hasta, kronik plakları olan 16 hasta ve çevremizden seçtiğimiz sağlıklı 16 kişi dahil edilmiştir. BOS akımının kantitatif olarak değerlendirilmesi faz kontrast MR anjiografi tekniği ile akuaduktus düzeyinden aksiyal planda elde olunan görüntüler üzerinden 2 radyolog tarafından yapılmıştır. Üç grup arasında akuduktustan geçen akımın pik hız (cm/sn), ortalama hız (cm/sn), ileri akım volümü (ml), geri akım volümü (ml), net ileri akım volümü (ml), debi (ml/dk) değerleri ve akuaduktus alanları karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Kontrol grubunda ortalama akuaduktus alanı 3,11±1,29 mm² (1,60?5,80 mm²), ortalama pik hız 4,36±1,35 cm/sn (2,92?7,74 cm/sn), ortalama hız ortalaması 0,41±0,27 cm/sn (0,05?1,07 cm/sn), ortalama ileri akım volümü 0,021±0,010 ml (0,01?0,05 ml), ortalama geri akım volümü 0,013±0,007 ml (0,00?0,03 ml), ortalama debi 0,72±0,69 ml/dk (-0,42?2,52 ml/dk) bulunmuştur. Aktif plağı olan hasta grubunda ortalama akuaduktus alanı 4,10±1,57 mm² (1,80?7,30 mm²), ortalama pik hız 4,90±1,05 cm/sn (2,72?6,44 cm/sn), ortalama hız ortalaması 0,50±0,30 cm/s (0,08?1,13 cm/sn), ortalama ileri akım volümü 0,030±0,014 ml (0,01?0,06 ml), ortalama geri akım volümü 0,018±0,009 ml (0,01?0,04 ml), ortalama debi 1,11±0,78 ml/dk (-0,24?2,58 ml/dk) bulunmuştur. Kronik plakları olan hasta grubunda ortalama akuaduktus alanı 5,04±1,37 mm² (2,70?9,10 mm²), ortalama pik hız 5,50±1,40 cm/sn (3,46?8,40 cm/sn), ortalama hız ortalaması 0,36±0,20 cm/sn (0,04?0,70 cm/sn), ortalama ileri akım volümü 0,038±0,015 ml (0,01?0,08 ml), ortalama geri akım volümü 0,027±0,017 ml (0,01?0,08 ml), ortalama debi 0,99±0,76 ml/dk (-0,66?2,22 ml/dk) bulunmuştur. Bu parametrelerden ortalama debi yönünden gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. SONUÇ: Bu çalışmamızda daha önceden MS hastalığı ile ilişkili olduğu bildirilen kronik serebrospinal venöz yetmezlik hipotezine bağlı olarak BOS akımının bozulduğuna veya azaldığına ilişkin anlamlı sonuçlar elde edemedik. Ancak MS etyopatogenezinde öne sürülen bu hipotez çerçevesinde ekstrakranial venöz hemodinamikleri ve BOS dinamiklerini tüm kapsamıyla belirlemek için daha geniş kontrollü çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.

EtyopatogenezManyetik rezonans görüntülemeMultipl skleroz+3
Serkan Öner
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında talamik volüm ile kognitif fonksiyon arasındaki korelasyonun değerlendirilmesi

Multipl Skleroz (MS) hem gri hem de ak maddenin etkilendiği santral sinir sisteminin inflamasyon, demiyelinizasyon, aksonal kayıp, gliozisi ile karakterize, farklı klinik gidiş ve nörolojik bulguların görüldüğü kronik inflamatuar ve nörodejeneratif bir hastalığıdır. MS'te başlangıç yaşı hastaların 2/3 ünde 20-40 yaş arasında olup erkek/kadın oranı 2-3/1'dir. Etyolojisi hala kesin olarak bilinmemekle birlikte genetik ve çevresel süreçlerin tetiklediği otoimmün mekanizmaların patogenezde rol aldığı düşünülmektedir. Histopatolojisinde aksonların kısmen korunduğu demiyelinizasyon, inflamasyon, oligodendrosit kaybı ve gliozis ile giden patolojik süreç hakim olup son zamanlarda yapılan çalışmalarda normal görülen ak madde ve gri maddede de trakt spesifik patern yanı sıra inflamasyon alanındaki başlıca TH1, TH17 ve aktive mikroglialardan salınan sitokin, nitrit oksit gibi mediatörler ile birlikte aktive mikrogliaların direkt olarak yol açtığı hasar saptanmıştır. Talamus kortikal ve subkortikal alanlar arasında resiprokal iletişimde önemli bir yapı olup özellikle başta anterior ve dorsomedial nükleuslarının MS hastalarında etkilenmesi kognitif bozuklukla yakından ilişkilidir. MS hastalarında kognitif bozukluk %35-60 oranında görülmekte olup bu bozukluk özellikle dikkat, bellek ve yürütücü fonksiyon alanlarında olmaktadır. Çalışmaya Dumlupınar Üniversitesi Tıp Fakültesi Evliya Çelebi Eğitim Araştırma Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı'nda takipli son 3 ay içinde (Aralık 2015- Mart 2016) MRG'si yapılan, revize 2010 McDonald kriterlerine göre RRMS tanısı almış, 20-50 yaş arasında, sekonder sebeplere ve depresyona bağlı kognitif disfonksiyonu ve son 3 ay içinde akut relaps öyküsü olmayan ve/veya intravenöz yüksek doz kortikosteroid tedavisi almayan 36 hasta ile son 3 ay içinde baş ağrısı nedeniyle nöroloji polikliniğine başvuran nörolojik muayene ve MRG'si normal olan, sekonder sebeplere ve depresyona bağlı kognitif etkilenmesi olmayan 23 sağlıklı birey alındı. Hasta ve kontrol grubuna dikkat, bellek, yürütücü fonksiyonlar, dil ve vizyospasyal alanlara yönelik nöropsikometrik testler uygulandı. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ortalama hastalık süresi 2 yıl ve ortalama EDSS'si 2 olan erken evre RRMS hastalarında literatürle uyumlu olarak dikkat, bellek ve yürütücü fonksiyonlar alanlarında belirgin etkilenme olup bu etkilenme talamik alan ve korpus kallosum alanındaki azalma ve 3. ventrikül genişliğindeki artış ile korele olarak saptanmıştır. Kognitif rezervi düşük olan yani eğitim süresi 8 yılın altında olan MS hastalarında ise kognitif rezervi yüksek olanlara göre tüm kognitif alanlarda etkilenme saptanmıştır. Çalışmamız kognitif etkilenmenin görüntüleme yöntemleri ile erken dönemde değerlendirilebilmesi ve gelecekte derin gri madde etkilenimine yönelik önlemlerin hastalığın erken döneminden itibaren alınması yol gösterici olması amaçlamıştır.

BilişBiliş bozukluklarıKorelasyon+3
Selahattin Ayas
Kütahya Dumlupınar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oksidatif stres markerları; ısı şok proteini-70 (HSP-70), vasküler endotelyal büyüme faktörü-a (VEGF-A), hipoksi ile indüklenen faktör-1alfa (HIF-1α) ve matriks metalloproteinaz-7 (MMP-7) serum düzeylerinin relapsing remitting multipl skleroz hastalarında relaps ve remisyon dönemlerinde ölçümü ile hastalık oluşumuna katkılarının araştırılması

Multipl Skleroz (MS) dünyada genç erişkinlerdeki nörolojik yeti kaybının en sık sebebidir. İmmün yanıt kaynaklı santral sinir sistemi iltihabı MS patogenezinde ana etmendir. Son yıllarda oksidatif stres ve inflamasyonun neden olduğu doku hasarının da hastalık oluşumuna katkı sunduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğinde Relapsing Remitting Multipl Skleroz (RRMS) tanısı ile takip edilen hastalarda oksidatif stresin hastalık oluşumuna katkılarını araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma prospektif olarak yapılmıştır. Çalışmaya 2017 revize McDonald kriterlerine göre RRMS tanısı almış 142 hasta ile 39 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. 71 hasta atak döneminde alınmış, bu hastalardan metilprednizolon tedavisi öncesi ve sonrası kan örnekleri toplanmıştır. Son 1 yılda atak geçirmeyen 71 hasta remisyon grubu olarak alınmış, sağlıklı gönüllüler ise kontrol grubuna dahil edilmiştir. Çalışma için oksidatif stres markerları HIF-1α, HSP-70, MMP-7 ve VEGF-A molekülleri seçilmiştir. Çalışma Gaziantep Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından TF.UT.22.58 proje no ile kabul edilmiş ve elisa kitleri birim desteği ile temin edilmiştir. Çalışmaya alınan tüm olguların yaş, cinsiyet, engellilik durumları, hastalık tanısı aldıklarından beri geçen süre ve hastalık modifiye edici ajan kullanıp kullanmadıkları kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 22.0 Windows versiyon paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Sonuç olarak; HIF-1α, HSP-70, MMP-7 ve VEGF-A moleküllerinin MS hastalarında oksidatif stres belirteci olarak kullanılmasının istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar göstermediği, ayrıca bu moleküllerin kan düzeylerinin yaş, cinsiyet, hastalık süresi ve EDSS ile de istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyonu olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Multipl Skleroz, Oksidatif Stres, Isı Şok Proteini-70 (Hsp-70), Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü-a (Vegf-a), Hipoksi ile İndüklenen Faktör-1alfa (Hif-1α)

HIF-1aHipoksiMatriks metalloproteinaz 7+5
Burak Akpek
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz tanılı alt üriner sistem semptomları olan hastalarda sekiz haftalık telerehabilitasyon ile uygulanan pelvik taban kas eğitiminin etkileri

Bu çalışmanın amacı, Multipl Skleroz (MS) tanılı, alt üriner sistem semptomları (AÜSS) olan hastalarda telerehabilitasyon ile uygulanan pelvik taban kas eğitimi (PTKE) ve yaşam stili önerilerinin sadece yaşam stili önerilerine göre üriner semptomlar, yaşam kalitesi, subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyeti üzerine olan etkilerini karşılaştırmaktı. Multipl Skleroz tanılı hastalar rastgele olarak PTKE+Öneri (n:21) ve Öneri (n:21) gruplarına ayrıldı. PTKE+Öneri grubuna sekiz hafta boyunca haftada bir gün yaklaşık 20 dakika telerehabilitasyon ile uygulanan PTKE ve bir kez yaşam stili önerileri, Öneri grubuna ise sadece bir kez yaşam stili önerileri verildi. Hastaların fiziksel ve demografik özellikleri, medikal hikâyeleri sorgulandı. AÜSS'leri Aşırı Aktif Mesane-Versiyon8 (AAM-V8), Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu (International Consultation on Incontinence Questionnaire-Short Form, ICIQ-SF) ve idrar günlüğü ile, yaşam kalitesi King Sağlık Anketi (KSA) ile tedavi öncesi (TÖ) ve sonrası (TS) değerlendirildi. Subjektif iyileşme algısı dörtlü likert ölçeği ile ve hasta memnuniyeti beşli likert ölçeği ile sorgulandı. PTKE+Öneri grubunda AAM-V8, ICIQ-SF toplam skoru, ortalama işeme frekansları, üriner inkontinans sayısı ve sıklığı, yaşam kalitesi skorlarında azalma tespit edildi (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmalarda, PTKE+Öneri grubundaki AAM-V8, ICIQ-SF toplam skoru, ortalama işeme frekansları, yaşam kalitesi skorlarında azalma, ortalama işeme hacminde artma, ayrıca subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyetinde daha fazla iyileşme görüldü (p<0.05). Bu çalışmada MS tanılı AÜSS'leri olan hastalarda telerehabilitasyon ile uygulanan PTKE ve yaşam stili önerilerinin sadace yaşam stili önerilerine göre üriner semptomlar, yaşam kalitesi, subjektif iyileşme algısı ve hasta memnuniyetinde daha fazla iyileşme olduğu görüldü.

Belirti ve semptomlarEgzersiz tedavisiMultipl skleroz+4
Saliha Beste Bülbül
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni tanı alan multipl skleroz ve klinik izole sendrom hastalarında beyin omurilik sıvısında inflamatuar marker düzeyleri ve optik koherens tomografi takiplerinin prognozdaki yeri

Giriş ve Amaç: Multipl Skleroz (MS), SSS'nin otoimmun, enflamatuar ve nörodejeneratif bir hastalığıdır. Geçtiğimiz yıllarda MS tanısı, hastalığa yatkınlık, tedavi yanıtı ve prognozunu öngörebilme adına son yıllarda birçok biyobelirteç çalışılmıştır. Bu belirteçlerin birçoğunun klinik anlamlılığı kesinleşmemiş, klinik pratikte hastalığın seyri ile anlamlı ve özgül bir ilişki elde edilememiştir. Bu çalışmamızda yeni tanı alan MS hastalarında, atak tipi, atak sıklığı, EDSS skorları, manyetik rezonans görüntüleme, Beyin omurilik sıvısı (BOS) bulguları ve optik koherens tomografi (OCT) parametreleri ile BOS nörofilaman hafif zincir (NfL) ve IL-13 düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesini amaçladık. Yöntem: Çalışmamıza, Mc Donald 2017 kriterlerine göre yeni KIS ya da RRMS tanısı alan, BOS yapılmadan önce immünmodülatör tedavi almamış, tanı sonrası en az 6 ay süre ile klinik takibi olan 33 hasta dahil edildi. 22 hastanın 6. ay OCT takibi de mevcuttu ve bu hastaların retrospektif analizleri yapıldı. Lomber ponskiyon ile aynı gün yapılan OCT ile peripapiler retinal sinir lifi tabaka kalınlığı (pRNFL), maküler sinir lifi tabaksı volümü (tvNFL), gangliyon hücre tabakası ve iç pleksiform tabaka volüm toplamları (tvGCIPL), iç nükleer tabaka volümü (tvINL) ve santral maküler kalınlıkları (CMT) kaydedilmiş hastalar çalışmaya alındı. Tüm hastaların yaş, cinsiyet, hastalık süresi, atak sayısı, atak tipi (beyin sapı, duyusal, piramidal, optik nörit, spinal, serebellar), eşlik eden diğer hastalıklar, EDSS (expanded disability status scale) skorları, daha önce bakılmış olan D vitamin düzeyleri kaydedildi. Tüm hastaların daha önce çekilmiş ve sistemde kayıtlı bulunan kranyal ve spinal görüntüleme bulguları değerlendirildi. Bu değerlendirmede; T2 lezyon yükü, lezyon dağılımı (supratentorial, infratentorial, spinal), kontrastlanma paterni) kaydedildi. Tanı aşamasında atravmatik olarak yapılmış olan BOS incelemesinde oligoklonal bant varlığı ve tipi, Ig G indeksi kaydedildi ve polipropilen tüplere 2 cc BOS hastalardan onam alınarak ayrıldı. BOS NfL ve IL-13 düzeyi için örnekler santrifüj ve alikotlama yapıldıktan sonra -80oC'de uygun şartlarda saklandı ve ELİSA ile çalışıldı. Bulgular: Çalışmamıza alınan 33 hasta (25 kadın, 8 erkek) 7'si klinik izole sendrom (%10,6), 25'i RRMS (%87,9) ve 1 hasta PPMS (%1,5) olarak sınıflandırıldı. Hastaların yaş ortalaması 30,8 ± 8,9 olarak saptandı. 6. ay kontrol çekimleri olan 22 hastanın OCT takiplerinde 6. ay tvINL ve tvGCIPL değeri ilk ölçüme göre anlamlı (p <0.05) düşüş gösterdi. EDSS değeri ile CMT değeri arasında anlamlı (p <0.05) negatif korelasyon gözlendi. NfL düzeyi ile tRNFL arasında anlamlı (p <0.05) negatif korelasyon saptandı. D vitamin değeri ile CMT ve tvNFL arasında anlamlı (p <0.05) pozitif korelasyon bulundu. Takipte atak olan grupla atak olmayan gruplar arasında geliş NfL ve IL-13 düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Çalışmamız multipl sklerozda OCT takiplerinin ve BOS NfL değerlerinin prognoz tayininde faydalı olduğunu destekler niteliktedir. IL-13'ün MS'teki yerini belirlemek için ek çalışmalara ihtiyaç vardır. Yapılacak daha kapsamlı çalışmalar, tedavi kararı ve prognozu öngörmede yol gösterici olabilir.

BiyobelirteçlerMultipl sklerozMultipl skleroz+5
Zehra Cemre Karakayalı
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Huzursuz bacaklar sendromlu multipl skleroz hastalarında oksidatif stres ve serum mineral değerleri

Multipl skleroz (MS), enflamasyon, demiyelinizasyon ve akson hasarı ile seyreden, korteks, beyaz madde ve derin gri cevherin de tutulabildiği fokal ve multifokal plaklarla karakterize otoimmün bir santral sinir sistemi (SSS) hastalığıdır. SSS'nin en sık görülen inflamatuvar demiyelinizan hastalığıdır ve sıklıkla genç yetişkinlerde ortaya çıkar. Kronik bir hastalık olan MS'in bir kısmı ataklarla seyrederken bir kısmı ilerleyicidir. Multipl sklerozda etkilenmenin varlığı ve derecesini belirlemek için detaylı hikâye, fizik muayene yanında laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. MS hastalarında MSS hasarına bağlı olarak tahmin edilen tüm belirti ve bulgular meydana gelse de sıklıkla ekstremitelerde kuvvet kaybı, duysal belirtiler, ataksi, mesane problemleri, yorgunluk, diplopi, görme bulanıklığı gibi görsel belirtiler, dizartri, bellek-konsantrasyon-dikkat bozukluğu gibi kognitif yakınmalar görülmektedir. MS klinik tipleri, klinik izole sendrom (KİS), relapsing (ataklarla seyreden) MS ve progresif (kötüleşen) MS olarak üç ana başlık altında tanımlanmıştır. KİS, izole optik nöropati, medulla spinalis tutulumu, beyin sapı sendromu, nispeten daha az sıklıkla hemisferik tutulum ile klinik bulgu vererek ortaya çıkan ilk nörolojik tablo olarak tanımlanmaktadır. Ataklarla seyreden MS (RRMS), akut atakların görüldüğü ve ataklar arasında hastalıkta kötüleşmenin gözlenmediği MS tipidir. Progresif seyreden MS ise atak ve iyileşmeler ile devam eden hastalık seyri boyunca özürlülüğün eklendiği klinik seyir tipidir. Yapılan çalışmalarda MS oluşumu sürecinde birden fazla immün mekanizmanın rol aldığı, miyelin kaybının yanı sıra aksonal kaybın da gerçekleşebildiği, dejenerasyon ve tamir mekanizmalarının eş zamanlı rol aldığı aktif bir süreç olduğu gösterilmiştir. Bağımsız dönemlerde farklı ataklarla lezyonlar oluşturması, her hasta ve ataklarda klinik seyrin değişken olması otoimmün sürecin kompleks ve heterojen bir mekanizmanın rol oynadığı düşündürtmektedir. Huzursuz bacaklar sendromu (HBS), Willis-Ekbom hastalığı olarak da bilinen, akşam saatlerinde görülen ve geceleri kötüleşen, istirahat halinde iken bacakları hareket ettirme dürtüsü veya ihtiyacı ile ortaya çıkan sensori-motor, kronik, ilerleyici bir hareket bozukluğudur. Literatüre bakıldığında HBS, ilk olarak 175 vaka serisi ile hazırlanan derleme yazısında "Restless Legs Syndrome" olarak adlandırılmıştır. 17. Yüzyılda Sir Thomas Willis tarafından gözlemlenmiş ancak sendrom tanımlaması 1945 yılında 'Huzursuz Bacaklar' klinik bulguları ile Ekbom tarafından yapılmıştır. Son yıllarda en fazla çalışılan konulardan olan serbest radikaller ve antioksidanlar gün geçtikçe daha da önem kazanmaktadır. Normal şartlar altında canlı metabolizması sağlıklı iken antioksidanlar ile serbest radikaller denge halindedir. Ancak bu denge serbest radikaller lehine değiştiği zaman, oksidatif stres kaynaklı hastalıklara yatkınlık gözlenmektedir. Anahtar kelimeler: relapsing remitting multpl skleroz, huzursuz bacaklar sendromu, oksidatif stres, çinko, klor, sodyum, potasyum

Huzursuz bacak sendromuKlorMultipl skleroz+4
Şeyma Akçin
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarına uygulanan acupressure'un yorgunluğa etkisi

Bu çalışma multiple sklerozu olan hastalara uygulanan akupresürün yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla, randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Çalışma öncesinde etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Çalışmanın verileri soru formu ve yorgunluk ölçeği ile toplandı. Ölçekte patolojik yorgunluk için kesme değeri dört ve üstü olup, toplam skorun (maksimum 7) yüksekliği yorgunluğun arttığını göstermektedir. Çalışma sırasında kontrol grubu rutin tedavisini alırken, müdahale grubuna rutin tedavisi ile birlikte, sertifikalı akupresür eğitimi alan araştırmacı tarafından haftada üç kez, toplam dört hafta, Li4, ST36 ve SP6 noktaları kullanılarak akupresür uygulandı. Bu sürecin sonunda her iki grubun yeniden yorgunluk düzeyi değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde, Shaphiro Wilk, Student t, Mann Whitney U, ANOVA-LSD, Ki-kare, Allpairwise, Kruskal Wallis testleri kullanıldı. akupresür uygulaması sonrası müdahale ve kontrol grupları arasında yorgunluk puan ortalamaları açısından anlamlı farklılık olduğu görüldü (p< 0,05). Çalışmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; MS'e bağlı yaşanan yorgunluğun azaltılması için akupresürün uygulaması konusunda MS hastalarına eğitim verilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Akupresür, hemşirelik, multiple skleroz, yorgunluk

AkupresürHemşirelikMultipl skleroz+2
Meltem Sungur
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında posttravmatik büyümenin psikososyal uyum ile ilişkisi

Bu araştırma, Multipl Skleroz (MS) hastalarında posttravmatik büyümenin psikososyal uyum ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Bir üniversite hastanesinin Nöroloji Bölümüne tedavi amacıyla başvuran MS tanısı almış 100 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Tanıtıcı Bilgi Formu', hastaların psikososyal uyum durumlarını belirlemek için 'Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR)', travma sonrası büyüme durumlarını belirlemek için 'Travma Sonrası Gelişim Ölçeği (TSGÖ)' kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde, yüzdelik, ortalama, standart sapma ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 33.41±10.74 olup %65'i kadın ve %51'i bekârdır. Hastaların ortalama hastalık süresi 6.05±5.79 yıldır, hastaların %77'sinde hastalık ataklarla ilerlemektedir ve %66'sının son bir yıl içinde en az bir atak geçirdiği saptanmıştır. Hastaların %65'i çalışmamakta, %49'u hastalık nedeniyle maddi sıkıntı yaşamakta ve %46'sı hastalık nedeniyle birisinin yardımına ihtiyaç duymaktadır. Hastaların ölçek ortalama puanları PAIS-SR ölçeği için 51.38±19.14, TSGÖ ölçeği için 3.18±0.79 olarak bulunmuştur. Hastaların psikososyal uyum düzeyi ile posttravmatik büyüme düzeyleri arasındaki ilişki incelendiğinde; TSGÖ toplam puanı ile PAIS-SR toplam puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.01). Araştırmaya katılan MS hastalarının kötü psikososyal uyuma sahip olduğu ve ortalamanın üzerinde posttravmatik büyüme yaşadıkları belirlenmiştir. Hastaların posttravmatik büyüme düzeyi arttıkça psikososyal uyum düzeyinin arttığı görülmüştür.

HemşirelikMultipl sklerozPsikiyatrik hemşirelik+3
Nuriye Bil
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyolojik izole sendrom'da MRZ reaksiyonu

Giriş: MS ile uyumlu klinik bulgu olmaksızın başka bir nedenle çekilen kranial MRG'de MS'le uyumlu lezyonların saptandığı durum olarak tanımlanan RİS bugün için bir MS fenotipi olarak kabul edilmemektedir. Ancak olguların takibinde %34'nün 5 yıl, % 51'nin 10 yıl içinde MS ile uyumlu klinik atak geçirmesi, bu durumun MS'in preklinik dönemi olduğu görüşünü gündeme getirmiştir. Bu nedenle öngörücülük açısından biyobelirteçler önem kazanmıştır. Amaç: Radyolojik İzole Sendromda BOS'ta MRZ reaksiyonu (MRZR) pozitiflik oranını saptamak ve MS hastalarındaki oran ile karşılaştırarak MS'e dönüşümde öngörücü bir biyobelirteç değerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya benzer yaş ve cinsiyette 20 RİS hastası ve kontrol grubu olarak 20 MS hastası alındı. Tüm olgulara BOS'ta MRZR, OKB, IgG indeksi bakıldı. MRZR pozitifliği için BOS kızamık (M), kızamıkçık(R) ve suçiçeği(Z) antikor indekslerinden en az 2'sinin ≥ 1.5 olması kabul edildi. RİS ve MS grubunun değerleri karşılaştırıldı. Her iki grupta da OKB, IgG indeksi ile MRZR arasındaki ilişki araştırıldı. Ayrıca RİS'lilerin MRG'lerindeki lezyonların yerleşim yerleri ve sayıları ile MRZR ilişkisine bakıldı. Ek olarak BOS immünolojik tetkiklerinin yaptırıldığı laboratuvarın benzer yaş ve cinsiyetteki normal sağlıklı kontrol olgularının MRZ verileri sağlıklı kontrol grubu olarak kullanıldı. Bulgular: MRZR, RİS'li hastaların %25'inde, MS'li grubun %20'sinde, sağlıklı kontrollerin %20'sinde pozitif bulundu. Aralarında anlamlı fark saptanmadı. OKB pozitifliği ve IgG indeks yüksekliği MS grubunda daha fazlaydı (sırasıyla p<0.001, p:0.027). OKB pozitifliği ve IgG indeks yüksekliği ile MRZR pozitifliği arasında her iki grupta da bir ilişki saptanmadı. RİS grubunda MRZR ile toplam lezyon sayısı ve yerleşim yerleri arasında da bir ilişki bulunmadı. Sonuçlar: MRZR'nin, MS için çok yüksek bir özgüllüğü ve pozitif prediktif değeri olduğu bildirilmektedir. OKB negatif MS hastalarının da %18- %53'ünde MRZR pozitif saptanmıştır, Ayrıca Klinik İzole Sendrom(KİS)'dan MS'e dönüşen hastalarda MRZR pozitiflik oranı MS gelişmeyen hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (%47'ye karşın %25). Çalışmamızda RİS, MS ve sağlıklı grupta BOS'ta MRZR pozitifliği benzer orandadır. RİS'te MRZR'yi araştıran bir çalışmaya literatürde rastlanmamıştır. Bu çalışma, bildirilen ilk çalışmadır. Çalışmanın kısıtlılıkları; olgu sayısı düşüktür. Kontrol grubu olarak nöroimmunoloji laboratuvarının normal kontrollerinin verileri kullanılmıştır ve geçirilmiş enfeksiyon ve aşılama bilgileri eksiktir. Gerçi RİS ve MS grubunda da bu bilgiler sağlık kayıtlarından değil, kişilerin kendilerinden alındığı için yeterince güvenilir değildir. MS alt grupları çalışılmamıştır ve hastalara ait MRG'lerdeki lezyonların sayısı görsel olarak değerlendirilmiş, volümetrik ölçüm yapılmamıştır. RİS'te MRZR reaksiyonunun daha çok sayıda hasta ve farklı toplumlarda çalışılması, RİS'in patolojisini anlamada, MS fenotipi içine dahil etmede ve/veya MS'e dönüşümü öngörmede yararlı olacaktır. Ayrıca BOS'ta MRZR'nin öngörücü değerini saptamak için bu olguların takipleri ve ilk atak geçirme oranları gereklidir.

KızamıkManyetik rezonans görüntülemeMerkez sinir sistemi hastalıkları+4
Büşra Çisil Çelenk
Manisa Celal Bayar University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl skleroz hastaları üzerinde odyovestibüler değerlendirme

Bu araştırma Multipl Skleroz (MS) hastaları üzerinde işitsel ve vestibüler fonksiyonları, hastaların içinde bulunduğu psikososyal durumlar da göz önünde bulundurularak bilişsel işlevleriyle değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışma Mayıs-Kasım 2018 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalına başvuran MS tanılı hastalar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Görüşmeye katılan hastalarla yüz yüze görüşme sağlanmıştır. Prospektif vaka-kontrol tipinde olan bu çalışmanın örneklem grubunu işitme ve denge problemi yaşamayan bireyler oluştururken, deney grubunu MS tanısı konulmuş, son iki aydır atak geçirmemiş olan, 18 yaş üstü, 60 yaş altı hastalar ile yaş, cinsiyet bakımından benzer özellik gösteren bireyler oluşturmuştur. 15 sağlıklı birey ile 15 hasta birey olmak üzere toplam 30 hastanın katılımı sağlanmıştır. Deney ve hasta gruplar üzerinde odyolojik ve vestibüler testler sağ ve sol kulağa ayrı ayrı uygulanmış olup bu iki gruptan alınan veriler karşılaştırılmıştır. Eş zamanlı olarak hastalara empedans odyometri testi yapılarak orta kulak basıncı ve stapes refleks eşikleri kontrol edilmiştir. Vestibüler testler uygulanarak hastaların vizüel, derin duyu sistemleri ve bunlar arasındaki bağlantılar, varsa bağlantılar arasında patolojiler tespit edilmeye çalışılmış ve bu patolojilerin periferik veya santral olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştır. Hem kontrol grubuna hem de hasta grubuna Beck Depresyon Ölçeği uygulanıp hasta formu dolduruldu. Hasta grubun yaş ortalamasının 38,80 ± 9,14 olduğu görüldü. Hastaların büyük çoğunluğunu Relapsing Remitting Multipl Skleroz ve Relapsing Progresif Multipl Skleroz (%40 oranında RPMS, %40 oranında RRMS) oluşturmuştur. Bu çalışma ile MS hastalarının işitme eşiklerinin yüksek frekanslarda etkilenmiş olduğu tespit edilmiş, bazı hastalarda kortikal potansiyellerde latans gecikmesi gözlenmiştir. Bazı hastalarda lateral kanallarda vestibülooküler reflekslerin kazançlarında düşme gözlenmiştir. Hasta ve kontrol grubuna uygulanan testlerden elde edilen veriler SPSS analizine tabi tutulmuş, sonuçlar tartışılmıştır. Hastalığın aynı zamanda yaş ve cinsiyete bağlı olup olmadığı da yine yapılan analizler sonucu tartışılmıştır. Aynı zamanda MS hastalarında bilişsel işlevin bozulduğu ortaya konulmuştur. Elde edilen veriler sonucunda "İşitsel Beyin Sapı Cevapları (ABR)" testinde click uyaran sıklığı saniyede 20 ve 70 iken istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Uygulanan vestibüler testler sonrasında kulaklar arasında istatistiksel olarak anlamlılık gözlenmiştir. Saf ses odyometri testi uygulanan hastaların birçoğunda işitme kaybı saptanmıştır. Çalışma grubunun kontrol grubu ile yaş, cinsiyet, medeni durum bakımından benzerlik gösterdiği görülmüştür. MS hastalarının daha içe dönük ve depresif, kontrol grubunun ise daha az depresif olduğu gözlendi. Hasta grubuna uygulanan ölçekler sonrasında değişik derecelerde depresyon tespit edilmiştir.

Multipl sklerozOdyolojiOdyometri+4
Serap Uçar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radyolojik izole sendrom'da kognitif fonksiyonlar

Giriş: Radyolojik izole sendrom; klinik olarak multipl skleroz ile uyumlu herhangi bir semptom veya bulgu göstermemiş kişilerin, başka bir nedenle yapılan beyin manyetik rezonans görüntülemelerinde tesadüfen multipl skleroz ile uyumlu lezyonların saptanması durumudur. Yapılan çalışmalarda, radyolojik izole sendrom tanısı konulan kişilerin takiplerinde 1/3'ünde 5 yıl içinde, %51.2'sinde 10 yıl içinde multiple skleroz ile uyumlu ilk klinik olayın ortaya çıktığı bildirilmiştir. Biriken bu veriler radyolojik izole sendromun multipl sklerozun preklinik ya da subklinik bir aşamasını temsil ettiği görüşünü doğurmuştur. Multiple skleroz hastalarında kognitif bozukluk sıklığı %43-70 arasındadır. Radyolojik izole sendrom olgularında da kliniğe yansımasa bile kognitif testlerde %27-31 oranında bozukluk olduğunu bildirilmiştir. Üstelik bu olguların bilişsel bozukluk paterni multiple skleroza benzemektedir. Belki de bu kişilerin ilk belirtileri subklinik seyirli kognitif etkilenmedir. Amaç: Bu tez çalışmasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı polikliniğine başvuran ve radyolojik izole sendrom tanısı konulan olguların; Symbol Digit Modalities Test, California Verbal Learning Test-II, Brief Visuospatial Memory Test-Revised testlerini içeren Brief International Cognitive Assessment for MS bataryası ile kognitif fonksiyonlarının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı polikliniğine multiple skeroz düşündürmeyen yakınmalarla başvurup çekilen kraniyal manyetik rezonans görüntülemesinde multiple skleroz ile uyumlu lezyonları olan ve 2017 Magnetic Resonance Imaging in Multiple Sclerosis radyolojik izole sendrom tanı kriterlerine göre radyolojik izole sendrom tanısı konulan 28 olgu alındı. Kontrol olgusu olarak da yaş, eğitim ve cinsiyete göre eşleştirilmiş 20 normal olgu alındı. Her iki gruba da kognitif fonksiyonları ölçmek için Brief International Cognitive Assessment for MS bataryası uygulandı. Bulgular: Olguların bilişsel bozukluğa ait bir yakınmaları olmadığı halde Symbol Digit Modalities Test, California Verbal Learning Test-II, Brief Visuospatial Memory Test-Revised testlerine ait skorlar radyolojik izole sendrom grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük bulundu. Kognitif test skorları ile toplam lezyon sayısı ve farklı lokalizasyonlardaki lezyon sayıları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Beyin omurilik sıvısında oligoklonal bant, immunglobulin G indeksi ve visual evoked potential bakılan olgularda da kognitif skorlar ile bu tetkik sonuçları arasında herhangi bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Bu çalışmada radyolojik izole sendrom olgularında, başka çalışmalarda da bildirildiği gibi, testler ile, kliniğe yansımamış bilişsel bozukluklar saptanmıştır. Yüksek olasılıkla bu subklinik bilişsel etkilenme demiyelinizan sürece bağlıdır. Bu nedenle tüm radyolojik izole sendrom olguları ilk tanıda kognitif açıdan değerlendirilmeli ve takipleri sadece klinik ve manyetik rezanons görüntüleme ile değil kognitif testlerle de yapılmalıdır. İlk değerlendirmede kognitif bozukluğu olanlar daha yakın ve sık aralıklarla takip edilmeli, böylece daha erken multiple skleroz tanısı koyma ve tedaviye başlama şansı verilmelidir. Ayrıca kognitif bozuklukların prediktif değerini belirlemek için daha çok sayıda olgu içeren çalışmalar yapılmalıdır.

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlev+2
Pelin Soydar
Manisa Celal Bayar University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında servikal mobilizasyonun tonus, pozisyon hissi ve denge üzerine etkisi

Çalışma, Multipl Skleroz hastalarında servikal mobilizasyonun tonus, pozisyon hissi ve denge üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 14'ü kadın 2'si erkek olmak üzere toplam 16 birey dahil edildi. Çapraz geçişli dizayn edilen çalışmada bireyler rastgele yöntemle klasik rehabilitasyon ve servikal mobilizasyon tedavilerini farklı sırayla 4 hafta boyunca haftada 2 gün aldı. Tedaviler arasında bireyler 4 hafta arınma dönemi için bekletildi. Klasik rehabilitasyon için germe ve kuvvetlendirme, koordinasyon, denge ve yürüyüş egzersizlerinden oluşan bir program uygulanırken, servikal mobilizasyon için bu programa ek olarak servikal mobilizasyon eklem traksiyonu ve kaydırmalar ile yumuşak doku mobilizasyon tekniklerinden myofasyal gevşetme teknikleri uygulandı. Değerlendirmeler her iki tedavi programından önce ve sonra olmak üzere dört kere yapıldı. Bireylerin spastisitesi Modifiye Ashworth Skalası (MAS) ile; kasların viskoelastik özellikleri myotonPRO ile; eklem pozisyon hissi digital gonyometre ile; dengesi Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT)'yle; yürüme fonksiyonları Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ) ve Zamanlı 25-Foot Yürüme Testi (T25W) ile değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında, klasik tedaviyle birlikte verilen servikal mobilizasyonun spastisiteyi azalttığı ve hastaların dengesini iyileştirdiği gözlendi (p<0,05). Ancak pozisyon hissine yönelik klinik gelişmenin istatistiksel farklılığa ulaşamadığı tespit edildi (p>0,05). Sadece tonusun azaltılmasında sıra etkisi gözlenirken, öncelikle servikal mobilizasyonun yapılması ardından klasik fizyoterapinin uygulanmasının daha etkili olduğu gösterildi (p<0,05). Sonuç olarak tedavi etkinliği yönünden spastistenin azaltılması ve dengenin geliştirilmesi için servikal mobilizasyon uygulamalarının destekleyici olarak kullanılabileceği görüşüne varıldı. Servikal mobilizasyon uygulamalarının daha uzun tedavilerle pozisyon hissini geliştirebileceği düşünüldü. Ayrıca her iki uygulamanın spastisitede nöral ve non-nöral mekanizmayı etkileyerek birbirini tamamladığı görüldü. Farklı nörolojik hastalıklarda servikal bölge için manuel terapi protokolleri geliştirilerek uygulamaların etkinlikleri ve bu etkilerin ne kadar kalıcı olduğunu inceleyen çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kas tonusu, Manuel terapi, Multipl skleroz, Postural kontrol, Servikal Bölge.

DuruşFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+5
Tuba Maden
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarında vestibüler egzersiz ve servikal stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin denge ve yürüme üzerindeki etkilerinin araştırılması

Bu çalışma multiple skleroz hastalarında vestibüler egzersiz ve servikal stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin denge ve yürüme üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya dahil edilen 35 multiple sklerozis (MS) hastaları basit rastgele yöntemle üç gruba ayrıldı. Bütün gruplara konvansiyonel tedavi (Alt ekstremite proksimal kaslara elektrik stimülasyonu, Tens ve normal eklem hareket açıklığı egzersizleri ) verildi. Vestibüler gruba Catwhorne-cooksey egzersizleri, servikal gruba servikal stabilizasyon egzersizleri ve kontrol grubuna klasik denge egzersizleri haftada 3 gün, 12 hafta boyunca uygulandı. Gruplar tedavi öncesi, 8.hafta, 12.hafta (tedavi sonrası) ve 6.ay(takip) olmak üzere 4 defa değerlendirildi. Denge; tandem duruş testi, fonksiyonel uzanma testi, dört adım kare testi ile değerlendirildi. Yürüme; 25 adım yürüme testi, 2 dakika yürüme testi, süreli kalk yürü testi ve MS Yürüme Skalası (MSYS-12) ile değerlendirildi. Yorgunluk, Yorgunluk Etki Ölçeği ile, baş dönmesi Baş dönmesi engellilik envanteri ile, depresyon Beck Depresyon Envanteri ile değerlendirildi. Yaşam kalitesi değerlendirmesinde ise MS Yaşam Kalitesi Anketi (MSQOL-54) kullanıldı. Yürüyüşteki postüral salınım Microgate GYKO cihazı ile değerlendirildi. Denge değerlendirmelerinde servikal ve vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlenirken, 6.ay değerlendirmelerinde sadece vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlendi. 25 adım yürüme testinde 8.hafta ve 12.hafta değerlendirmelerinde servikal grupta iyileşmeler gözlemlenirken 6.ay değerlendirmelerinde servikal ve vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlendi (p<0,05). 2 dakika yürüme testinde 8.hafta ve 12.hafta değerlendirmelerinde sadece servikal grupta iyileşme bulundu (p<0,05). Süreli kalk yürü testi ile MS yürüme skalasında (MSYS-12) değişim olmadı (p>0,05). Yorgunluk etki ölçeğinde vestibüler grup diğer gruplara göre 6.ay değerlendirmesinde iyileşme gösterdi (p<0,05). Baş dönmesi engellilik envanterinde vestibüler grup diğer gruplara göre iyileşme gösterdi (p<0,05). Beck depresyon envanterinde kontrol grup diğer gruplara göre iyileşme gösterdi (p<0,05). Yaşam kalitesi parametrelerinde değişim olmadı (p>0,05). Postüral salınımda anterior-posterior uzaklıkta gruplarda benzerdi (p>0,05). Anterio-posterior uzunluk ölçümlerinde tedavi öncesi, 12. hafta ve 6. ay değerlendirilmelerinde kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha iyiydi (p<0,05). Medio-lateral uzaklık ölçümlerinde 8.hafta değerlendirmelerinde servikal grup, vestibüler ve kontrol grubundan daha fazla gelişim gösterdi (p<0,05). Medio-lateral uzunluk ölçümlerinde öncesi 8. ve 12. hafta değerlendirilmeleri kontrol grubu vestibüler gruba göre daha fazla iyileşme gösterdi (p<0,05). 12.hafta değerlendirmelerinde ise kontrol grubu vestibüler ve servikal gruplara göre daha fazla gelişim gösterdi (p<0,05). Ortalama uzaklık ölçümlerinde tedavi öncesi kontrol grubu, vestibüler gruba göre daha fazla gelişme (p<0,05), servikal grupla ise benzerlik gösterdi (p>0,05). 8.hafta değerlendirmesinde servikal ve kontrol grup vestibüler gruba göre daha (p<0,05). 6.ay değerlendirmelerinde ise kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha fazla iyileşme gösterdi (p<0,05). Ortalama uzunluk ölçümlerinin gruplar arası tüm zamanlardaki karşılaştırmasında kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha fazla gelişme gösterdi (p<0,05). Yüzey alanı ölçümlerinde kontrol grubun 6.ay değerlendirmelerinde kontrol grup vestibüler grubuna göre daha iyiydi (p<0,05). Multiple Sklerozis hastalarında denge ve yorgunluk şikayetleri için vestibüler egzersiz, yürüme için servikal stabilizasyon egzersizleri, postüral salınım şikayetlerinde ise klasik denge egzersizleri etkili olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Multiple Sklerozis, Denge, Yürüme, Yorgunluk, Egzersiz

DengeEgzersiz tedavisiFizyoterapi+7
Hakan Polat
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Multiple sklerozlu kadınlarda seksüel disfonksiyon, yorgunluk ve depresyonun yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı MS'li kadınlarda seksüel disfonksiyon, yorgunluk ve depresyonun yaşam kalitesine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Vaka-Kontrol olarak yapılan çalışmamıza Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi MS polikliniğe başvuran 30 MS'li kadın ve Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi polikliniklerine basit yakınmalarla başvurup kronik hastalığı olmayan 60 kadın alınmıştır. Vaka grubuna; EDSS Skalası, sosyodemografik form, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, Beck Depresyon ölçeği, MuSiQoL yaşam kalitesi ölçeği ve Short Form 36 yaşam kalitesi ölçeği uygulanmıştır. Kontrol grubuna; sosyodemografik form, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği, Yorgunluk Şiddet Ölçeği, Beck Depresyon ölçeği ve Short Form 36 yaşam kalitesi ölçeği doldurulmuştur. Bulgular: Her iki grupta da hastaların yaşları min=24, max=40 arasında değişmekte olup ortalama yaş 34 olarak bulunmuştur. Vaka grubunun %96,70'i, kontrol grubunun % 16,70'i seksüel disfonksiyonlu bulunmuştur. Araştırmamızda vaka grubunun %%90.00'ı, kontrol grubunun %6,70'i yorgun bulunmuştur. Araştırmamızda, BDÖ toplam puan vaka grubunda 16,00 ± 7,96, kontrol grubunda 2,10 ± 2,62 bulunmuştur. MusiQoL toplam puanlarına göre vaka grubunda toplam puan 55,47 ± 5,33 (min=43,52 max=66,57) bulunmuştur. SF-36 yaşam kalitesi ölçeğine göre; vaka grubunun yaşam kalitesi kontrol grubuna göre düşük bulunmuştur. Sonuç: MS'li kadınlarda seksüel disfonksiyon ve depresyonun yaşam kalitesini etkilemediği, yorgunluğun yaşam kalitesini kısmen etkilediği bulunmuştur

Cinsel bozukluklarCinsel işlev bozuklukları-psikolojikCinsel işlev bozukluğu-fizyolojik+5
Selin Akıncıoğlu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ailesel multipl skleroz hastalarının klinik ve demografik verilerinin kontrol grubu ile karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Multipl skleroz (MS) santral sinir sisteminin demiyelinizasyonu ve akson hasarı ile giden yineleyici otoimmün bir hastalığıdır. Sıklıkla 20-40 yaş arası görülür ve kadınlarda bir miktar daha sıktır. Hastalığın otoimmün doğası her ne kadar genetik geçiş için gen defekti gösterilemese de ailesinde MS olan hastalarda daha sık görülmektedir. Bu çalışmamızda kliniğimizde MS tanısı ile takip edilen hastalarda familyal multipl skleroz (FMS) hastalarının sporadik multipl skleroz (SMS) hastaları ile karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif olarak planlandı. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı demiyelinizan hastalıklar polikliniğinde MS tanısı almış 1014 hasta dosyası tarandı ve FMS tanısı alan 57 sayıda hasta ile yaş ve cinsiyet eşleşmeli 100 sayıda SMS hastası kontrol grubu olarak alındı. Hastaların demografik verileri, hastalık başlangıç yaşı, hastalık süresi, başlangıç semptomları, ko-morbid hastalıklar, 1. Yıl ve 5. Yıl EDSS skorları, aldığı tedaviler ve tedavi yanıtları kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda FMS tanısı alan hastaların toplam hastalara oranı %5,6 idi. FMS ve SMS hastaları arasında cinsiyet, yaş, hastalık başlangıç şekli ve hastalık süresi arasında anlamlı farklılık yoktu. FMS hastalarında her ne kadar başlangıç EDSS skoru daha yüksek olsa da istaiksel olarak anlamlı değildi. FMS hastalarında 5. Yıl EDSS daha yüksekti ancak istatiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç: Otoimmün geçişli olan MS hastalığında genetik yatkınlık iyi bilinir. Bu konuda yapılmış pek çok epidemiyolojik çalışmada elde ettiğimiz veriler ile literatür bulguları uyumludur. Ülkemizde yapılan az sayıdaki çalışmaya katkı sağlamak amaçlı yapılan bu çalışma daha geniş vaka grupları ile desteklenmesi gerekir. Anahtar kelimeler: Multipl skleroz, Familyal multipl skleroz, Genetik geçiş, Klinik bulgular, Demografik bulgular.

Multipl skleroz
Fazırah Husseın
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Görme keskinliği tam olan multiple sklerozhastalarının 1 derece (60 dakika) ve 0.3 derece (18 dakika) patern vep ile değerlendirilmesi ve sonuçların bu hastalardaki santral otuzgörme alanı sonuçlarıylakorelasyonunundeğerlendirilmesi

Amaç: Görsel semptomu olmayan, görme keskinliği tam subklinik MS hastalarının patern VEP ve santral otuz görme alanı ile değerlendirilmesi.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Nöroloji kliniğinde MS tanısı ile takip edilen görme keskinliği tam, görsel semptomu olmayan 30 hastanın 60 gözü ve poliklinik muayenesinde refraksiyon kusuru hariç herhangi bir hastalığı bulunmayan 30 sağlam katılımcının 60 gözü olmak üzere toplam 120 gözü dahil edildi.Çalışma kapsamına alınan 30 MS hastası (8 erkek, 22 kadın) 3 gruba ayrıldı ;Grup 1 ( optik nevrit (+) grup ) : Geçici görme azalması, görmede bulanıklık şikayeti olmuş hastalar optik nevrit (+) grup olarak kabul edildi.Grup 2 ( optik nevrit (?)grup ) : Görme ile ilgili herhangi bir şikayeti olmamış hastalar optik nevrit (-) grup olarak kabul edildi.Grup 3 (optik nevrit (+) grup + optik nevrit (-) grup) : Çalışmaya dahil edilen tüm MS hastaları geçmişte görme şikayetleri olsun veya olmasın bu gruba dahil edildiProspektif olarak hastalara beyaz ? beyaz perimetri ile SİTA FAST santral 30 ? 2 eşik (threshold) görme alanı testleri ve 1 derece (60 dakika) - 0.3 derece ( 18 dakika) patern VEP ölçümleri yapıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan Grup 1(5 erkek, 13 kadın), Grup 2(3 erkek,9 kadın), Grup 3(8 erkek, 22 kadın) ve kontrol grubunun(12 erkek, 18 kadın) yaş ortalamaları sırasıyla 37.00±6.82, 33.66±8.92, 34.73±11.13 ve 35.66± 7.83 idi ve 4 grup arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0.005). Grup 3 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?- 0,3?, p100 amplitüd(µV) 1?-0,3? değerleri ve santral 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlamlı iken(p<0.005) santral 0-10, 0-20 derecelerde ise gruplar arasında anlamlı fark yoktu(p>0.005). Grup 2 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?-0,3? ve santral 0-30, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlamlı iken(p<0.005) p100 amplitüd(µV) 1?-0,3, santral 0-10, 0-20, 10-20 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasındaki fark anlmasızdı(p>0.005). Grup 1 ve kontrol grubunda MD, PSD, p100 latans(msn) 1?, p100 amplitüd(µV), ve santral 0-20, 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arasında anlamlı fark varken(p<0.005). p100 latans(msn) 0.3?, santral 0-10 derecelerde ise gruplar arasındaki fark anlamsızdı(p>0.005). Grup 1 ve Grup 2 de MD, PSD, p100 latans(msn) 1?-0,3?, p100 amplitüd(µV) 0,3? ve santral 0-10, 0-20, 0-30, 10-20, 10-30, 20-30 derecelerde retina duyarlılıkları(db) açısından gruplar arası fark anlamlıydı(p<0.005).Sonuç: Optik nevrit hikayesi olsun veya olmasın görmesi tam olan MS hastalarında görme alanı bozuklukları ve P100 latansında uzama olduğunu, optik nevrit atak öyküsü olanlarda mevcut değişikliklerin tümünün atağa bağlanamayacağını, bazı değişikliklerin hastalığın kronik sürecinde geliştiğini göstermektedir. Kontrol popülasyonuyla karşılaştırıldığında, iki farklı uzaysal frekanstaki VEP amplitüdleri anlamlı şekilde azalmıştır. Bu gözlem ışığında, aksonal bütünlüğünü tehdit eden alttaki patolojik sürecin, görme sisteminin akson kaybını telafi etme yeteneğine bağlı olarak klinik parametreler tarafından güvenilir şekilde yansıtılmayabileceği sonucuna varıyoruz. Dolayısıyla, patern VEP MS'de akson patolojisinin tanısının konulması ve izlenmesi için bir objektif araç olarak hizmet edebilir.Anahtar kelimeler: multipl skleroz, görsel uyarılmış potansiyeller, akson hasarı, VEP amplitüdleri, latansı, nörodejenerasyon, nörorejenerasyon, görme alanı değişiklikleri, retina duyarlılığı

AksonlarGörme alanlarıGörme keskinliği+4
Sinan Bilgin
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarının serum ve/veya bos'larında ebv, cmv, vzv, hsv-1, hsv-2, hhv-6b ve borrelia burgdorferi'ye ait antikorların ve/veya nükleik asitlerin araştırılması

Amaç: Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte ,Multipl skleroz, genetik ve çevresel faktörleri içeren multifaktöryel etiyolojisi olan bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Çevresel faktörler içinde en çok suçlanan, enfeksiyöz ajanlardır. Bu çalışmanın ana amacı; MS hastalarının serum ve/veya BOS örneklerinde MS etiyolojisinde rol oynama potansiyeli yüksek olan Human Herpesvirüslere ve spiroket B. burgdorferi'ye ait antikorları ve/veya nükleik asitleri saptamak ve aynı demografik özelliklere sahip MS dışı başka enflamatuvar nörolojik hastalığı olan ve organik nörolojik hastalığı olmayan kontrollerle karşılaştırmaktır. Çalışmanın ikincil amacı ise MS hastalarının serum ve/veya BOS örneklerinde Human Herpesvirüsler ve B. burgdorferi'ye ait pozitif antikor ve/veya nükleik asit verilerinin; hastalık süresi, hastalık başlangıç yaşı, hastalık tipi, disabilite gibi hastalıkla ilişkili değişkenlerle bağlantısını incelemektir.Yöntem: Bu tez çalışmasında, MS hastaları (n=44) ve kontrol grubu olarak alınan MS dışı enflamatuvar nörolojik hastalığı olan (n=23) ve organik nörolojik hastalığı olmayan (n=23) bireylerden alınan serum örneklerinde ELISA yöntemiyle, EBV VCA IgG, EBNA IgG, EA IgG, CMV IgG, VZV IgG, HSV1 IgG, HSV2 IgG, HHV6B IgG ve Borelia Burgdorferi IgM/IgG antikorları ve PCR yöntemiyle de bu ajanlara yönelik nükleik asitler çalışılmıştır. Ayrıca MS (n=17) ve kontrol1 (n=20) grubundan bazı olguların BOS örneklerinde de PCR yöntemiyle aynı ajanlara yönelik nükleik asitler çalışılmıştır.Bulgular: MS hastalarının ve kontrol gruplarının serum örneklerinde EBV, CMV, VZV, HSV-1, HSV-2 ve B. burgdorferi antikor pozitiflik oranları incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Ancak; MS hastalarında HHV-6B antikor poztiflik oranları, kontrol gruplarıyla kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı oranda düşük saptanmıştır. Bunun üzerine, MS hastalarının HHV-6B antikor pozitiflik oranları ile EDSS puanları, hastalık başlangıç yaşı ve hastalık süreleri karşılaştırılmış ancak istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.Sonuç: Bu tez çalışmasında; EBV, CMV, VZV, HSV-1, HSV-2 ve spiroket Borrelia burgdorferi'ye yönelik serumda antikor pozitiflik oranları, serum ve BOS'da nükleik asit pozitiflik oranları MS'li hasta ve kontrol gruplarında benzerdir. Sadece HHV-6B IgG pozitifliği, MS'li hastaların serumunda kontrol gruplarıyla kıyaslandığında anlamlı oranda düşük bulunmuştur.

AntikorlarEpstein-barr virüs enfeksiyonlarıHerpes simplex+8
Türkan Tetik Koşan
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Relapsing remitting multipl skleroz tanılı hastalarda ocrelizumab tedavisinin yaşam kalitesi, yorgunluk, anksiyete ve depresyon üzerine etkisi

Multipl Skleroz (MS) dünya genelinde genç erişkinlerdeki nörolojik yeti kaybının en sık sebebidir. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğinde Relapsing Remitting Multipl Skleroz (RRMS) tanısı ile takip edilen hastalarda Ocrelizumab tedavisinin hastaların yaşam kalitesi, yorgunluk, anksiyete ve depresyon durumları üzerine olan etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma retrospektif olarak yapılmıştır. Çalışmaya 2017 revize Mcdonald kriterlerine göre RRMS tanısı almış 43 hasta ( 26 kadın, 17 erkek) alınmıştır. Hastaların Ocrelizumab tedavisi öncesi ve tedavinin 3.dozunu aldıktan 1 ay sonrasındaki multiple sclerosis quality of life 54 (MSQOL-54), Fatique Severity Scale(FSS), Beck anksiyete ölçeği ve Beck depresyon ölçeği puanları retrospektif olarak hasta dosyalarından elde edilmiştir. Çalışmaya alınan tüm olguların yaş, cinsiyet, engellilik durumları, hastalık tanısı aldıklarından beri geçen süre ve son kullandıkları hastalık modifiye edici ajanlar kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 22.0 Windows versiyon paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Sonuç olarak; Ocrelizumab tedavisinin RRMS hastalarında yaşam kalitesi ve anksiyete üzerine istatistiksel olarak anlamlı etki etmezken, çalışmaya alınan hastaların yorgunluk durumunda artışa depresyon durumlarında ise azalmaya yol açtığı görülmüştür.

AnksiyeteDepresyonMultipl skleroz+3
Mustafa Öğüt
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multipl sklerozda periferik sinir sistemi tutulumunun araştırılması

Giriş ve Amaç: Klasik olarak multipl sklerozda (MS) santral sinir sistemitutulması ön planda olduğu için perferik sinir iletimi çalışmalarında herhangi biranormallik beklenmez. Ancak literatürde MS'li hastalarda periferik sinir iletimçalışmaları anormallikleri destekleyen çalışmalarda vardır. Bizim bu çalışmadakiamacımız Relapsing-Remitting formdaki MS'li hastalarda periferik sinirtutulumunun olup olmadığını. periferik sinir iletim çalışmaları sayesinde ortayakoymaktır.Gereç ve Yöntem: 2001 yılında revize edilen McDonald's kriterlerine görekesin RRMS tanısı alan 20 kişilik hasta grubu ile 15 kişilik kontrol grubu arasındamedian sinir duysal ve motor dalı, peroneal sinir, tibial sinir ve sural sinirlerdeyapılan EMNG çalışmalarında ileti hızı, DL ve aksiyon potansiyeli amplitütkarşılaştırmaları yapıldı.Bulgular: Hasta ve kontrol grubunda median sinir duysal ve motor dalı,peroneal sinir, tibial sinir ve sural sinirlerde yapılan EMG çalışmalarının ileti hızı,DL, aksiyon potansiyeli karşılaştırmalarında istatiksel olarak anlamlı farkbulunamamıştır.Tartışma: Bizim yaptığımız çalışmada MS'li hastalarla, kontrol gurubuarasında yapılan sural, median, peroneal, tibial sinirlerde iletim hızları, DAP veBKAP amplitütleri, distal latans karşılaştırmalarında istatiksel olarak anlamlı farkbulunmamış olmasına rağmen çeşitli çalışmalarda MS'li hasta alt gruplarındayaklaşık %5-14 periferik sinir tutulumu gözlenmiştir. Bu konuda daha genişörneklem büyüklüğüyle ve daha kapsamlı yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

ElektrofizyolojiMultipl sklerozPeriferik sinir sistemi hastalıkları+1
Tümay Çakır
Düzce University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multıpl sklerozlu hastalarda optik koherens tomografi ile saptanan retinal sinir lif kalınlığının, klinik özürlülük ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Multipl Sklerozda (MS) santral sinir sisteminin immun aracılıklı ve orta ergenlerde en sık non-travmatik kısıtlılık yaratan hastalığıdır. MS hastalığının kesin nedeni belirsiz olsada MS hastalığının patalojik belirtileri kan-beyin bariyerinin yıkımı, demyelinizasyon, gliosis, aksonal dejenerasyon ve nöron kaybıdır. MS hastalarında EDSS skorları hastalık yılıyla birlikte artmaktadır. Optik sinirdeki aksonal dejenerasyonun belirtisi ise Retinal Sinir Lifi Kalınlığı (RSLK) ölçümünde azalmadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız Relapsing-Remitting formundaki MS?li hastalarında hastalık yılı ile birlikte EDSS skorlarında artma olurken, her iki gözde RSLK ölçümü ortalamasında azalma olduğunu göstermektir. Gereç ve Yöntem: 2010 yılında revize edilen McDonald?s kriterlerine gore kesin Relapsing-Remitting MS, Primer Progresif MS ve Sekonder Progresif MS tanısı alan 30 kişilik hasta grubunun EDSS skorları ile her iki göz Retinal Sinir Lifi Kalınlığı ortalamaları karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 30 hasta katılmıştır. Bu grubun 27 si kadın, 3 ü erkektir. Yaş ortalaması 31.8 idir, ortalama 5,75 yıllık kesin MS tanısı vardır. 30 MS hastasının 26 sında Remitting Relapsing MS tanısı vardır. Primer ve sekonder MS tanılı hastaların EDSS skorları ile RSLK ölçümleri arasında korelasyon bulunamamıştır. RRMS hasta grubunun EDSS skorları ile her iki göz RSLK ölçümü ortalaması arasında ters orantı bulundu. Sağ RSLK ortalaması ile EDSS skoru arasındaki Pearson Korelasyonu : -,767 (P<0,001), Sağ RSLK ortalaması ile EDSS skoru arasındaki Pearson Korelasyonu: -,786 (P<0,001) Bilateral RSLK ortalaması ile EDSS skoru arasındaki Pearson Korelasyonu: -,814 (P<0,001). Tartışma: RRMS hastalarında artan hastalık yılı ile birlikte retinal sinir lifi kalınlığında azalma ve EDSS skorunda artma olmaktadır. Bu çalışmadaki bulgularımız RRMS hastalarında ön görme yollarında subklinik bir aksonal kaybın olduğunu ve OKT ile EDSS skorlamasının hastalığın seyri ile nöron koruyucu tedavinin verimliliğinin takibinde kullanımını desteklemektedir. Anahtar Kelimeler: Multipl skleroz, EDSS, Optik koherens tomografi, Retinal Sinir Lifi Tabakası kalınlığı

Multipl sklerozOptik sinirRetina+4
Mehmet Altan
Düzce University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Multipl Sklerozlu hastalarda hastalık algısı

Bu çalışma, MS tanısı konulan hastalarda, hastalık algısının belirlenmesi amacıyla 70 MS hastası ile yapılmıştır. Verilerin toplanması için Anket Formu, Hastalık Algısı Ölçeği (HAÖ-R) (IPQ-R Illness Perception Questionnaire) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi için, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, hastalık algısı alt boyutlarından kişisel kontrol puan ortalaması en yüksek, süre (döngüsel) puan ortalaması ise en düşük bulunmuştur. Ölçeğin olası hastalık nedenleri boyutuna bakıldığında, psikolojik atıflar puan ortalaması en yüksek bulunmuştur. Hastalık alt boyutlarından kimlik boyutu kadınlarda, süre (döngüsel) alt boyutu 41 ve üzeri yaş grubunda, hastalığı anlayabilme alt boyutu okuryazar değil/ilköğretim mezunu olanlarda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Hastaların hastalık hakkındaki görüşleri ile ilgili alt boyutlar incelendiğinde; süre (akut/kronik), sonuçlar, kişisel kontrol ve duygusal temsiller puan ortalamalarının diğerlerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Multipl Skleroz dışında hastalığı olan hastalarda kişisel kontrol ve duygusal temsiller alt boyutu, yardıma gereksinimi olanlarda kimlik ve sonuçlar alt boyutu, bilgi alma durumuna göre süre (akut/kronik) alt boyutu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bilgi alan hastaların puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Hem hastalık hakkında hem de bakım konusunda yeterli bilgi alan hastalarda, hastalığı anlayabilme alt boyutu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hastalık Algısı, Multipl Skleroz, Hemşirelik, Uyum, Yaşam Kalitesi

AlgıHastalıkHemşireler+4
Şükrü Özen
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel multiple skleroz oluşturulan sıçanlarda farklı biyotin formlarının MİR-21, MİR-107 VE MİR-122 ile PI3K/AKT sinyal yolağı üzerine etkilerinin araştırılması

Bağışıklık sistemi hücrelerinin miyelin kılıfına ve merkezi sinir sistemi yapılarına zarar vermesi sonucu gelişen Multiple Skleroz (MS), en sık görülen nörolojik hastalıktır. Biyotin takviyesi MS hastalığının ilerlemesini geciktirerek bireylerin yaşam kalitesini arttırmaktadır. Magnezyum (Mg) sinir hücrelerinde iletimi sağlayan nörotransmitter maddelerin alınım ve salınımının kontrolünde rol oynar. Ancak, Mg ve Biyotinin kombine kullanımı ile ilgili çalışmalara literatürde rastlanılmamıştır. Bu çalışmada, sıçanlarda lizolesitin (LPC) ile oluşturulan demiyelinizasyon sonrası deneysel MS modelinde Biyotin ve Magnezyum Biyotinatın (MgB) etkileri araştırılmıştır. Çalışmada, toplam 42 adet Wistar albino sıçan 6 gruba ayrıldı. i: Kontrol; tek doz % 0.9 fizyolojik serum verilen sıçanlar. ii: LPC; tek doz % 0.9 fizyolojik serum içerisinde % 1 oranında hazırlanmış LPC verilen sıçanlar. iii: LPC+BI: LPC ve 0.9 mg D-biyotin verilen sıçanlar. iv: LPC+BII: LPC ve 9 mg D-biyotin verilen sıçanlar. v: LPC+MgBI: LPC ve 0.9 mg biyotin (MgB) verilen sıçanlar. vi: LPC+MgBII: LPC ve 9 mg biyotin (MgB) verilen sıçanlar. D-biyotin ve MgB, 7 hafta süreyle günlük oral gavaj olarak uygulandı. miR-21 ekspresyonu kontrol ve tedavi gruplarına göre LPC grubunda belirgin bir şekilde artarken, miR-107 ve miR-122 ekspresyonları ise belirgin bir şekilde düşmüştür (p<0.0001). PI3K, Akt1, Nrf2, HO-1 ve Bcl-2 protein düzeylerinde kontrol ve tedavi gruplarına göre LPC gruplarının düzeyleri düşerken NF-ĸB, Bax ve Kaspaz-3 protein düzeylerinde ise protein seviyeleri artmıştır (p<0.0001). Sonuç olarak, sıçanlarda LPC ile indüklenen MS hastalığında, MgB takviyesinin miR-21, miR-107 ve miR-122 ile NF-ĸB, Nrf2/HO-1 ve apoptotik sinyal yolaklarını regüle ederek MS hastalığının ilerlemesini geciktirebileceği düşünülmektedir.

Magnezyum alaşımlarıMultipl sklerozSıçanlar
Beşir Er
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00

Related subjects