Mutezile

Bu konu başlığı altında 60 tez

DoktoraAçık ErişimTR

Fahreddîn er-Râzî'nin Mu'tezile atıfları ve eleştirileri

Bu çalışma, Kelâm'da gelenek halini alan Mu'tezile atıflarını ve eleştirilerini Fahreddîn er-Râzî özelinde ve belirlenen konular çerçevesinde ele almaktadır. Bu bağlamda Ehl-i Sünnet kelâmcılarının Mu'tezile'ye yönelik atıf ve eleştirilerinin bir örneğinin sunulması ve yapılan eleştirilerin ilmî bir tahlili hedeflenmektedir. Bu doğrultuda konular, atıf ve eleştirilerin yoğunlaştığı ulûhiyet, fiiller, rü'yetullah ve kelâmullah ile hüsün ve kubuh başlıkları etrafında ele alınmaktadır. Çalışma, Kelâm ilminin kurucusu olan ve kelâmın tüm konularını sistematik olarak ele alan Mu'tezile'ye hangi gerekçeler üzerinden eleştiri yöneltildiği açısından önem arzetmektedir. Zira Mu'tezile, Hasan-ı Basrî'nin meclisinden Vâsıl b. Atâ'nın uzaklaştırılmasıyla başlayan ve daha sonra İmam Eş'arî'nin Mu'tezile'den ayrılmasıyla devam eden süreçte çeşitli yönlerden eleştiriye uğramış ve bu, bir gelenek halini almıştır. Bu gelenek neredeyse tüm Eş'arî ve Mâtürîdî kelâm eserlerinde devam ettirilmiştir. Bu bağlamda çalışmamız, kelâm düşüncesi açısından önem arz eden bu eleştirilerin gerekçe ve niteliklerinin araştırılmasını amaç edinmektedir.

AtıflarEleştiriKelam+4
Necati Günaydın
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

"Emr-i bi'l-ma'rûf nehy-i 'ani'l-münker" bağlamında din özgürlüğü meselesi

Tez, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Mukaddimede, Kur'an ile diğer tarihi kaynakların bilgibilimsel değerinin farklılığını gerekçelendirerek ortaya konulmuştur. Birinci ve ikinci bölümde emir bi'l-ma'rûf nehiy 'ani'l-münker ilkesinin önce dildeki kullanımları sonra Kur'an'da hangi bağlamlarda geçtiği ve nihayette Muʻtezile'nin bu başlık altında neyi savunmaya çalıştığı kaynaklarıyla beraber tartışılmıştır. Din özgürlüğü ilkesinden doğan hakların başlıcaları tespit edilmiştir. Bunlar; inanma, ibadet ve dua, talim ve tedris, neşir ve telkin, dini okutup öğretmek, dinin emirlerini yerine getirmek hakları olarak başlıklandırılmıştır. Bu özgürlük ve hakların anayasada bulunması ve kanunlarca korunması yeterli değildir. Kanunların desteklediği özgürlükler ancak çoğulcu ve demokratik toplumlarda hem var olurlar hem de örnek yaşantıya dönüşürler. Cemiyet içinde yaşayan insan için, hayatının hiçbir yerinde ölçüsüz bir hak ve hudutsuz bir hürriyet düşünülemez. Bu yüzden, din özgürlüğünün ve bundan doğan hakların kanun ve örf ile tayin ve tespit edilmiş bir sınırı olmak lazım gelir. Din özgürlüğünün önde gelen ve en önemli düşmanı taassuptur. Bir kimsenin kendi inancından veya kendince hakikat kabul ettiği görüş ve kanaatten başka olan inanç, görüş ve kanaatlere ve bunları taşıyanlara karşı düşmanlık beslemesi ve onları boğup susturmaya kalkışmasıdır. Muʻtezile'de iyiliği önerme kötülükten sakındırma ilkesinin, sanılanın aksine, bir ahlakî değerden ziyade siyasi bir iddia içerdiği tespit edildi. Buradan hareketle Rasulullah (s.a.v)'in vefatıyla yanlış düzlemde kurulan siyaset yangınına "benzin dökmek/taşımak" yerine, O'nun "yaşama ve yaşatma" siyasetinin örnekliğine başvuruldu. Zira siyaset, "muhalifi yok etme", bir "zulüm aracı" olarak ele alınmamalıdır. Siyaset başta kendi vatanına sonra tüm insanlığa hizmet için yapılır. Bunun en güzel örneklerinden biri Beytü'l-Hikme ile tarihte icra edilmiştir. Son bölümde ise akıllı bir bireyin Kur'an'ı doğru açıyla anlar ve anlamlandırır ise birtakım sosyolojik, psikolojik, eğitsel ve hukuki, geometrik teorilere ulaşılabilir olacağı ileri sürülmüştür. Özgür düşünce ortamının bilim yapılmasında ne kadar değerli bir parametre olduğunu göstermek amaçlanmıştır. Bilimde ilerleme ve teknolojide gelişme ve kalkınmanın özgürlük ile doğrudan ilişkili olduğu sonucu teyit edilmiştir. Kur'an semavi olsun, olmasın hepsine din demiştir. O halde her inanç yaşama hakkına sahiptir. Fakat Kur'an Müslümanlara aklı kullanarak "delil" bulmayı tavsiye etmiştir. Akılcı olması ve delile dayanması dolayısıyladır ki İslam, Allah katında tek hak dindir. Günümüzde dinin özgürlükle icra edilmesinde en temelde iki engel bulunmaktadır. Bunlar; içtimai hayatta karşımıza hala çıkan kölelik kurumu ve bireysel planda kişilerin taassup sahibi olmalarıdır. Köleliğin doğuşundan ilgâsına geçen süreçte göz ardı edilemeyecek müktesebat oluşmuştur. Köleliği gerçekten ortadan kaldırmış toplumlar, ifrat ve tefrit "savrulmalarının" üstesinden gelmiş bireylerden oluşuyorsa mutedil bir anlayışla din özgürlüklerini yaşama-yaşatma alanı yaratılmış demektir.

Din hürriyetiEmr-i ma`rufKelam+5
Mustafa Barış
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hicrî III. Asırda Mu'tezile-Şia etkileşimi

Erken dönemde teşekkül etmiş olan iki mezhebin arasındaki etkileşimi incelediğimiz bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın genel çerçevesi, takip edilen yöntem ve çalışma esnasında kullanılan kaynaklar giriş bölümünde verilmiştir. Tezde Mu'tezile ve Şia arasındaki ilişkiler ve bunun neticesinde, çoğunlukla Şia'nın Mu'tezile'den etkilendiği fikrî yönler ispat edilmeye çalışılmıştır. Mu'tezile ve Şia, çalışmanın iki öznesi olduğu için, teşekkül süreçleri konumuz açısından önem arzetmektedir. Bu sebeple, birinci bölümde söz konusu iki mezhebin ortaya çıkışları, mezhepleşme aşamaları ve temel esasları çerçevesinde teşekkül süreçleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise kuruluşundan hicrî üçüncü asrın sonuna kadar Abbasîlerin genel durumu kısaca ifade edilmiş, daha sonra bu dönemde Mu'tezile ve Şia'nın Abbasî iktidarı ile ilişkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Özellikle her iki mezhebin iktidar tarafından, çoğu zaman aynı dönemlerde ve aynı muamelelere muhatap olmaları, çalışmanın konusu açısından önemlidir. Siyasetin mezhepler üzerindeki etkileyici rolü, ikinci ve üçüncü asırlarda da belirleyici olmuş ve bu durum birçok açıdan Mu'tezile-Şia ilişkilerinin gelişmesinde etkili olmuştur. Üçüncü bölümde ise, iki mezhep arasındaki etkileşim erken dönemden itibaren incelenmiştir. Özellikle mihne süreci ve sonrasındaki durumları ve aralarındaki ilişkinin gelişimi, mezhepler tarihi ilkeleri çerçevesinde kronolojik olarak takip edilmeye çalışılmıştır. Yine son bölümde tespit edilebildiği kadarıyla Mu'tezile ve Şia arasındaki etkileşimin hangi konularda olduğu ve fikirlerinin süreç içerisindeki değişimi ortaya konmuştur. Anahtar Kavramlar: Mu'tezile, Şia, Mezhep, Siyaset, Etkileşim

AbbasilerAbbasiler DönemiEtkileşim+6
Hasan Basri Demirer
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mu'tezile ve Eş'arîler arasındaki nedensellik tartışmaları

Tabiatı gözlemleyen insan, ondaki oluş ve bozuluşu anlamlandırmaya çalışmıştır. Bu değişimin sebepleri üzerinde düşünürken bu sebeplerin belirli sonuçları tekrar tekrar doğurduğunu fark etmiştir. Kendisini tabiat karşısında konumlandıran insan, ondaki bu sebepleri dikkate alarak hayat mücadelesini sürdürmüştür. Hayatını sürdürebilmesi için tabiattaki düzeni, sebep-sonuç ilişkisini dikkate almak insan için kaçınılmaz bir durumdur. İnsanın fıtratından gelen ve ilk çağlardan beri gün yüzüne çıkan ulu bir varlığa inanma ihtiyacı insanı tabiat ve Tanrı arasında bir ilişki kurmaya itmiştir. Tanrı ile âlem arasında nedensel bir ilişki kuran insan aynı zamanda kendi fiillerini de Tanrı ile ilişkilendirerek tabiattan farklı bir nedensellik alanını gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan, Tanrı karşısında kendi iradesini kimi zaman yok sayarken kimi zaman da bunu dengelemiş, bazen de kendi fiillerinden Tanrıyı tümüyle ayrı tutmuştur. İslam düşünce tarihinde de etkili olan nedensellik anlayışı köklerini eski Yunan ve eski Hint medeniyetlerine kadar uzatmış bir olgudur. Allah-âlem ilişkisini cevheraraz nazariyesine dayandıran Müslüman düşünürler, Allah'a âlemde varlık alanı açarken, insanı da bu bağlamda konumlandırma gayretine düşmüşlerdir. Cebriyye'nin cebr anlayışı ile insan iradesini Allah karşısında sıfırladığı bir dönemde Mu'tezile "tevlid" görüşünü savunarak insana geniş bir manevra alanı açmıştır. Onun fiillerinin yaratıcısı olduğunu kabul ederek Allah karşısında sorumlu olmasını mantıksal bir zemine oturtmuştur. Bu iki uç arasında orta bir yol tutan Eş'arî, "kesb" anlayışını benimseyerek insana Allah'ın mutlak kudreti yanında sorumlu tutulacağı bir teori oluşturmuştur. Ancak incelendiğinde bunun özgürlükten kaynaklanan gerçek bir sorumluluk olmadığı sadece bir zorlama olduğu anlaşılmaktadır. Eş'arî sonrası kelamcılar insanı cebr altında tutan bu 'kesb' anlayışının çıkmazlarını fark ederek insana irade ve kudret alanı açmaya çalışmıştır.

AlemEş`ariMutezile+2
Ahmet Kaplan
Hitit University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

İbnü'l-Melâhimî'nin kelam sisteminde adalet ilkesi

Son dönem Mutezilesi'nin iki ekolünden biri olan Hüseyniyye'nin, kurucusu Ebü'l-Hüseyin el-Basrî'den sonraki en büyük temsilcisi İbnü'l-Melâhimîdir. Mutezile kelâmının temel esaslarından biri olan adalet ilkesi, genel anlamıyla Allah-âlem ilişkisini ifade eder. Bu ilke kapsamında ele alınan konular Allah'ın asla kabihi işlemeyeceği, kendi üzerine vacip olanı ihlâl etmeyeceği ve Allah'ın bütün fiillerinin hasen olduğu hususlarını ispat etmeye yöneliktir. Bu çalışmada İbnü'l-Melâhimî'nin kelâm sisteminde adalet ilkesine dair konular hakkındaki görüşleri, onun kelâm eserleri detaylı bir incelemeye tabi tutularak ortaya konulmuştur. Behşemî kaynaklardan kıyaslama yapmak amacıyla, diğer Hüseynî ve Şiî-Mutezilî kaynaklardan konuyu anlamaya yardımcı olması amacıyla yararlanılmıştır. İbnü'l-Melâhimî'nin husün-kubuh, Allah-kabih ilişkisi, insan fiilleri, teklîf, lütuf, aslah, elem ve ivaz konularındaki görüşleri kendisinden önceki Mutezilî gelenekle kıyaslanarak aktarılmıştır. İbnü'l-Melâhimî fiilin oluşumunda motiv ve iradenin aynı şey olduğu, Allah'ın kabihe kâdir olmakla birlikte kabihi işlemesinin imkânsız olduğu, insanın fiillerinin yaratıcısı olduğu bilgisinin zaruri bilgi olduğu, fiili meydana getiren kudretin özel bünye olduğu, bir makdûrun iki kâdirin kudreti altında olabileceği, kudretlerin birbiriyle benzer olduğu, dünyevî konularda aslahın vacip olduğu, kulun zalimden alması gereken ivazı Allah'ın tefaddül olarak verebileceği, gayr-i âkil kimselerin verdiği elemlerin ivazını Allah'ın vereceği gibi görüşleriyle Behşemiyye'den farklılaşmıştır. Bu bağlamda İbnü'l-Melâhimî'nin mensubu olduğu Hüseyniyye ekolünün, Behşemiyye'den adalet düşüncesi bağlamındaki farkları da ortaya çıkmıştır. Bu çalışma İbnü'l-Melâhimî'nin adalet düşüncesini ortaya koymasının yanında İbnü'l-Melâhimî üzerinden Hüseyniyye'nin adalete dair görüşlerini ve bu konularda Behşemiyye ve Hüseyniyye'nin ayrıştığı noktaları tespit etmektedir. Dolayısıyla bu çalışma son dönem Mutezilesi içerisindeki ihtilafın içeriğine dair önemli tespitler sunmaktadır.

AdaletKelamMutezile+2
Kevser Demir Bektaş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mürtekib-i kebîrenin kelami mezheplerin oluşum süreçlerine etkisi

Büyük günah işleyen kişinin bu dünyada ve ahiretteki durumu ile ilgili olan mürtekib-i kebîre meselesinin, İslam toplumunda, gruplaşmaların ve ekolleşmelerin üzerindeki etkisi, araştırılması gereken bir konu olmuştur. Bu amaçla ele alınan çalışmamızda mürtekib-i kebîrenin, kelami mezheplerden olan; Hâriciler, Mürcie ve Mu'tezile mezheplerinin oluşum süreçlerine etkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca İslam düşünce tarihinde mürtekib-i kebîre olarak bilinen bu meselenin, İslami İlimlerin birçoğunu etkilediği de bilinmektedir. Bu itibarla mürtekib-i kebîreyi başta insan faktörü olarak, dini, siyasi ve sosyo-kültürel etkenler eşliğinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Mürtekib-i kebîre konusunun anlaşılması adına ilk olarak bu mesele etrafında ortaya çıkan tanımlar üzerinde durulmuş, daha sonra bu mesele bağlamında ortaya çıkan yapılanmaların sebepleri incelenmiştir. Bu değerlendirmeyi yaparken kronolojik sıraya uyularak, araştırmanın bütünlüğü sağlanmıştır. Bunlara ek olarak kelami mezheplerin hepsinden ziyade Hâriciler, Mürcie, Mu'tezile mezhepleri ve şiddeti benimseyen yapılanmalar arasından da IŞİD'i ele alarak araştırmamızı sınırlandırdık. Araştırmanın sonucunda da mürtekib-i kebîre meselesinin söz konusu olan ekol ve yapılanmaların ortaya çıkmasında en büyük etkiye neden olduğu tezine ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Büyük Günah İşleyen Kişi, Hâriciler, Mürcie, Mu'tezile, IŞİD

GünahHaricilerIŞİD+6
Salih Aslan
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mu'tezile ve Eş'arî kelâmında adâlet ilkesi

İslam'ın gelişinden henüz bir asır geçmeden, Müslümanların değişik milletlerle ve din mensuplarıyla karşılaşmasına bağlı olarak çeşitli itikadi ekoller ortaya çıkmıştır. Bunlardan Mu'tezile ve Eş'ariyye, İslam Kelamı alanında birbirine muhalif iki itikadi gruptur. Eş'arîler, aklı dini nasların önüne geçiren Mu'tezile'ye karşı, nasları akıldan önce konumlandırmış, kelami meseleleri naklin sunduğu bilgi ölçüsünde yorumlamışlardır. Mutezile ise akılcı yorumuyla öne çıkmıştır. Onların kelam sistemini ifade eden beş ilkenin anlam ve teşekkülünde bu bariz bir şekilde görülmektedir. Bunlar arasında adalet Mu'tezile'nin Allah ve insan ilişkisini düzenleyen ilkesidir. İnsanın sorumluluğu ve buna bağlı olarak Tanrı tasavvurunu ilgilendiren bu ilkeye taalluk eden meseleler Eş'arîlerce de yorumlanmış ve bu konularda çeşitli ihtilaflar tebarüz etmiştir. Bu tezde söz konusu ihtilaflalar karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Çalışmamızda iki mezhep arasındaki başlıca ihtilaf konularından biri olan ilahi adalet konusu incelenmiştir. Şimdiye kadar bu şekilde ele alınmamış bir konu olan ilahi adalet Mu'tezile mezhebinde çok merkezi bir konum işgal ettiğinden dolayı, kelam ilmindeki irade, insan hürriyeti, vaad ve vaîd gibi diğer meselelerle ilişkilendirilmiştir. Keza çalışmada yeri geldiğinde insan iradesini yok sayan Cebriye mezhebi üzerinde de durulmuştur. Zira Eş'arî mezhebinde insan iradesi konusunda Cebriye'ye paralel düşünceler de görülmüştür. Ancak Eş'arîlerle Mu'tzile'nin karşılaştırmalı olarak ele alındığı bu çalışmada elde edilen temel sonuç, adalet ilkesini Eş'arî kelam ekolünün ilahi irade, kudret ve yaratma bağlamında temellendirdiği, Mu'tezile'nin ise insan sorumluluğu temelinde anlamlandırdığıdır.

AdaletEş`ariKelam+3
Husseın Mohammed Noorı
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hâkim el-Cüşemî'nin fırka tasnifi ve mezheplere bakışı

Mutezilî 'Hâkim el-Cüşemî'nin İslam Mezheplerine Bakışı' adlı tezimizde; İslam mezheplerinin ortaya çıkış nedenleri, mezheplerin görüş ve özellikleri ile fırka tasnifini Cüşemî'nin nasıl aktardığını inceledik. Temel amacımız Cüşemî'nin 'Mutezile Fırak Edebiyatına' olan katkısını ortaya koymaktır. Araştırmamızın kapsamını Cüşemî'nin mezhep tasnifi ve mezheplere dair verdiği bilgiler yanında Cüşemî'nin mezhebi kimliğinin ortaya konulabilmesi için imamet ve usûlü hamse hakkındaki görüşleri oluşturmaktadır. Tezimizde, İslam Mezhepleri Tarihi'nin kullanmış olduğu deskriptif (betimsel) yöntem temel alınarak, temel kaynakların taranması ve karşılaştırılması yanında olgu ve fikirlerin anlaşılması için siyasi ve sosyal tarih ile kıyaslanarak ulaşılan sonuçlar objektif bir şekilde ortaya konulmuştur. Sonuçta Cüşemî'nin Zeydî-Mutezilî kimliği bulunmaktadır. Temel konularda Mutezilî tavrı açıktır. Hz. Ali'ye ve Şia tarihindeki imamlara yönelik vurguları, eserlerindeki imamete dair aktarımlarındaki farklı yansımalar Zeydiyye'nin fikirlerine sempati duyduğunu ya da etkilendiğini göstermektedir. Cüşemî, İslam toplumlarının kendi dönemine kadar olan sürecini mezhepler tarihi açısından Mutezile, Şia, Hâricîler, Mürcie, Cebriyye, Âmme, Haşeviyye olarak yedi ana kola ayırmaktadır. Bu yedi fırkanın temel görüşlerine, kısmen oluşum ve olgunlaşma safhasına, alt fırkalarına, yayıldıkları coğrafyaya ve mezheplerin görüşlerini savunmak adına yazılan eserler ve yazarlarına değinmektedir. Cüşemî, mezhep tasnifini belirli bir sayı ile sınırlandırmamaktadır. Mezheplerle ilgili bilgi aktarırken kullandığı temel yöntem klasik fırka merkezli mezhepleri tarihi yazıcılığıdır.

Dini gruplarFırkaHakim el-Cuşemi+4
Erdem Akyüz
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam kelamında nedensellik ve adetullah

Nedensellik ve Adetullah tartışmalarının evrenin anlaşılmasında ne gibi farklılıkları içerdiğini anlatmayı amaçlayan tezimiz, zaman olarak ilk çağ felsefi düşünüşünden günümüz evren ve fizik anlayışına kadar uzanmaktadır. Tezimiz şahısların felsefi düşünüşleri üzerinde yoğunlaşarak, birbirini etkileyen evren fikirlerinin nasıl cereyan ettiğini ve bu durumun İslam inancı açısından ne gibi sonuçlar doğurduğunu ortaya koymaya çalışmaktır. Bu fikirlerin kelam ilmi açısından neler ifade ettiğini değerlendirmek amacındayız.Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ilkçağ ve doğa filozoflarının evren fikirleri, atomculuk öğretisi ve bunun İslam düşünüşünü nasıl etkilediği üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde, Aristoteles'in dört neden fikrinden doğan nedensellik anlayışını, tarihinin ve sistemleşme sürecinin izahı yapılmaya çalışılmıştır.Üçüncü bölümde nedenselliğin İslam felsefesindeki yankıları incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde özellikle Mutezile'de var olan tevlid ve tevellüd fikrini ve bu fikrin nedensellik ile ilgisi izah edilmeye çalışılmıştır.Son olarak dördüncü bölümde Sünnetullah kavramını ve bu kavramın tarihi seyri içerisinde Adetullah fikrine nasıl dönüştüğü anlatılmıştır. Bu kısmın sonunda ise son dönem biliminin ortaya koyduğu verilerle Adetullah fikrinin paralelliğini ve mucizenin imkânını izah etmeye çalıştık.

KelamMutezileNedensellik+4
Yusuf Okşar
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mutezile düşüncesinde Rü'yetullah meselesi

İslam dünyasında siyasi anlaşmazlıkların ortaya çıkışı ile beraber İslami mezhepler gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Kur'ân ve sünnette geçen naslar hakkındaki farklı düşünceler ise çoğalmıştır. Bu farklı düşünceler inanç noktasına da girerek günden güne artmıştır. Bunun sonucunda ortaya çıkan şüphelere cevap verme konusunda Mu'tezile önemli bir rol üstlenmiştir. Esasen Mu'tezili düşünce Kur'ân ve sünnette geçen naslar hakkında şüpheye düşenlere cevap vermek ve şüphelerini izale etmek için akli delil getirme yöntemine ve nasları yorumlamaya dayanmaktadır.Mu'tezile Allah'ın varlığını ispatlamak için akli yolu kullanmış ve Allah'ın sıfatlarını reddetmiştir. Bunun sonucu olarak rü'yetullah meselesinin ilk sıralarda olduğu büyük anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Bunun ile beraber Mu'tezile, bu konularda kendilerinden farklı düşünen Ehl-i Sünnet, Şia ve sufilere farklı deliller sunmuştur. Mu'tezile kendi akli düşüncelerine dayanarak ahirette Allah'ın görülmesinin mümkün olmadığı görüşünü benimsemiştir. Bu konudaki Kur'ân ayetlerini yorumlamada akli yöntemi kullanmışlardır. Kaynaklarda geçen konu ile ilgili sahih hadisleri de inkar etmiş veya sahih olmadığını belirtmişlerdir. Ehl-i Sünnet ise, bu hadislerin sahih olduğunu söyleyip Mu'tezile'nin dayandığı delillerin zayıflığını göstermek için kendi akli ve nakli delillerini ortaya koymuştur. Mu'tezile'nin rü'yetullah konusunda ve diğer birçok mesele de kullandığı temel yöntem aklın naklin önüne geçirilmesidir. Onlar aklın nakilden üstün olduğunu savunmaktadırlar. Bundan dolayı onlar rü'yetullah meselesinde kendi akli delillerine dayanarak rü'yetullahın imkansız olduğunu ifade ederek buna karşı olan diğer görüşleri reddetmektedirler. Anahtar Kelimeler: Mu'tezile, Rü'yetullah, Ehl-i Sünnet.

Ehl-i sünnetKelamMutezile+2
Teyma Maaravi
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mutezileye göre ihbat ve tekfir

Müminin, ecir ve mükafatını yok eden ve onun yerine günah ve cezayı gerektiren amellerini öğrenmesinin önemi aşikardır. Fakat bu amellere ve hükümlerine kolayca ulaşılabilen, müstakil ve detaylı bir şekilde bu konunun her meselesini ele alan güncel kitaplar ya yoktur ya da yeterli seviyeye ulaşmamıştır. Bundan ötürü bu konuyu ele almaya karar verdik. Araştırmamızı üç bölümde inceledik. Birinci bölümde Mutezile'yi, tarihini ve beş temel esasını ele aldık ve araştırmamızda sıklıkla kullandığımız terimleri açıkladık. İkinci bölümde "ihbât" kavramını, Mutezile'nin ihbat hakkındaki üç görüşünü, "tekfir" kavramını, onun tövbe ile münasebetini, Mutezile'ye göre şefaati -ki bu müminin cennetteki derecesini yükseltmek içindir. Tövbeyi, pişmanlık ve kararlılık olan mahiyetini, tövbenin gerekliliğini, istihkak kavramını ve onunla ilişkili olan insanın ameline karşılık ya övgü veya mükafatı ya da kınama veya cezalandırılmayı hak etmesine dair konuları ele aldık. Üçüncü bölümde ise Ehl-i Sünnet alimlerinin bu konudaki düşüncelerini inceledik. Nitekim Onlar itaatin isyanla, mükafatın cezayla silinmesinin ancak küfür ile mümkün olacağını, Allah'ın va'dini yerine gitereceğini, tehdidini ise yerine getirmeyebileceğini, zira Allah'ın cezayı düşürmeye ve isyankarı kınamamaya hakkı olduğunu, büyük günah işleyenin mümin olup ebedî cehennem'de kalmayacağını ve Allah'ın fazlıyla büyük günahından dolayı onun cezaya çarptırılmayabileceğini, kıyamet günü kendisinin şefaate nail olduğunu söylemektedirler. Sonuç kısmında ise bu sözler arasında karşılaştırmalar yaparak kendi tercih ve görüşümüzü ortaya koyduk. Anahtar Kelimeler: İhbat, tekfir, sevap, günah, Mutezile, Ehl-i Sünnet.

Ehl-i sünnetHüsranMutezile+2
M.ghıyath Nasıf
Gaziantep University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlahiyat fakültesi öğrencilerinin inanç akımlarına yaklaşımı: MCBÜ İlahiyat Fakültesi örneği

Bu araştırmanın temel amacı, Manisa Celal Bayar Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin Ehl-i Sünnet, Mutezile, Deizm, Agnostisizm ve Ateizm gibi farklı inanç akımlarına yönelik yaklaşımlarını, çeşitli sosyo-demografik değişkenler çerçevesinde değerlendirmektir. Araştırmanın örneklemini 2024-2025 öğretim yılında fakültede öğrenim görmekte olan hazırlık ve 1. sınıftan 4. sınıfa kadar olan toplam 292 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada yöntem olarak nicel araştırma yöntemlerinden biri olan tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmacı tarafından konuyla ilgili bilimsel ve akademik çalışmaların taraması yapılmış, alan yazın irdelenerek ilgili başlıklar halinde derlenip çalışmaya yansıtılmıştır. Uygulanan anket formu, 5'li Likert tipi ölçek kullanılarak hazırlanmış ve SPSS 27.0 programı aracılığıyla frekans, yüzde, ortalama, korelasyon ve non-parametrik testler ile analiz edilmiştir. Araştırma sürecinde elde edilen bulgular, öğrencilerin büyük çoğunluğunun Ehl-i Sünnet mezhebine mensup olduğunu ortaya koymuştur. Ortalama ve frekans analizleri sonucunda da Ehl-i Sünnet inancına yönelik tutumların en yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Korelasyon analizleri sonucunda Ateizm ile Agnostisizm, Deizm ile Mutezile ve Ateizm ile Mutezile arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca sınıf düzeyi, dindarlık seviyesi, mezuniyet sonrası mesleki yönelim, okul öncesi yaşanılan yer ve bölüm tercih nedeni gibi değişkenlerin; özellikle Ateizm, Agnostisizm ve Mutezile gibi inanç akımları üzerinde anlamlı etkilerinin olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonucunda, öğrencilerin inanç yaklaşımlarında klasik dini anlayışın güçlü bir şekilde sürdüğü; ancak özellikle üniversite eğitimi sürecinde sorgulayıcı ve akılcı eğilimlerin de geliştiği ve alternatif inanç sistemlerine yönelik düşünsel geçişliliklerin oluşabildiği sonucuna ulaşılmıştır.

AgnostisizmAteizmDeizm+3
Esen Boyraz Ömür
Manisa Celal Bayar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tarihsel süreçte Hanefîlik-Mu'tezile ilişkisi

Ashâbu Ebî Hanîfe ile Mu'tezile arasındaki etkileşim, fıkıhta Hanefiliği benimseyen Mu'tezilîler ile Ashâbu Ebî Hanîfe içerisinden i'tizâli görüşleri benimseyen şahıslar nezdinde tezahür etmiştir. Bu etkileşimin her iki gelenek açısından da mezhepleşme sürecinin devam ettiği mihne öncesindekindeki ilk tezahürleri akılcılık zeminindedir. Bu süreçte Mu'tezile ve Ashâbu Ebî Hanîfe'nin itikadî kimliğini oluşturan Mürcie'nin temel tartışma mevzularını oluşturan halku'l-Kur'an-ircâ, kader-ircâ, rü'yet-ircâ, gibi farklı geleneklerle özdeşleşmiş fikirleri bir araya getiren şahıslardan bahsedilebilir. İki mezhebi eğilim arasındaki ilişkinin somut tezahürleri ise mihne süreci ile bağlantılıdır. Mihne sürecinde halku'l-Kur'an fikrini benimseyen ancak diğer i'tizâli fikirleri hakkında bilgi sahibi olmadığımız Ashâbu Ebî Hanîfe'den bazı şahıslarla, Mu'tezilî kimliği belirgin olan, Ashâbu Ebî Hanîfe'den sayılan ancak ilmi yönü belirgin olmayan Ahmed b. Ebî Duâd'dan (ö.240/854), fakih kimlikleri ile Ashâbu Ebî Hanîfe içerisinde saygın şahsiyetler olarak bilinen ve aynı zamanda Mu'tezile tarafından da sahiplenilen şahıslar yer almaktadır. Mihne sonrası süreçte ise Ashâbu Ebî Hanîfe ile Mu'tezile etkileşimine Mu'tezilî kimlikleri belirgin olan ve Mu'tezilî mütekellim olarak tanınan ancak Ashâbu Ebî Hanîfe'den Kerhî (ö.340/952) gibi şahıslardan ders almak suretiyle Hanefî gelenek ile ilişkisi tesis olunan şahısların dahil olduğu görülmektedir. Bu süreçte yine fakih kimlikleri ile bilinen ancak Mu'tezile içerisinde sayılan şahıslar nezdinde de iki mezhep arasındaki etkileşim tezahür etmiştir. Anahtar kelimeler: Hanefîlik, Mu'tezile, Hanefî-Mu'tezilî, Cehmî, Mürciî.

HanefilerMezheplerMezhepler tarihi+2
Fatmanur Alibekiroğlu
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tarihsel süreçte İmâmiyye-Mutezile ilişkisi

İmâmiyye-Mutezile ilişkisi II./VIII. asrın ilk yarısında başlamıştır. Bu tarihten III./IX. asrın ortalarına uzanan dönem, İmâmiyye ile Mutezile arasında ciddi bir rekâbetin varlığına işâret etmektedir. İki ekolün mensupları arasındaki münâzaralar ve oluşturulan reddiye literatürü bunun canlı şâhidi konumundadır. Bu dönemde felsefeyle beslenen Mutezile, akılcı din anlayışını benimsemiş, tevhitte mutlak tenzihi, adâlette insanın tam hürriyetini savunmuştur. İmâmiyye ise nasçı din anlayışını benimsemiş, imamlarının otoritesi sebebiyle dış etkilere kapalı bir görünüm sergilemiştir. İmâmiyye kelâmının özünü, tevhitte "teşbihsiz isbât", adâlette "ne cebir ne de tefvîz" prensipleri oluşturmuştur. III./IX. asrın ortalarından IV./X. asrın ikinci çeyreğine uzanan dönem, iki ekolün ilişkisi açısından gerilimli geçmiştir. Bunda Mutezile'nin mihne sonrası süreçte Sünnî ekole yakınlaşma çabaları başat rol oynamıştır. Bazı Mutezilîler bu çabaya tepki olarak İmâmiyye saflarına katılmış, diğer taraftan bazı Mutezilî fikirler gaybet meselesinin doğurduğu kaosta kendisine güvenli bir liman arayan İmâmiyye'ye sirâyet etmeye başlamıştır. Dinde akla belli bir yer veren Usûlî İmâmîler bu fikirlerden geniş ölçüde, rivâyet merkezli din anlayışını benimseyen Ahbârî İmâmîler ise sınırlı ölçüde etkilenmişlerdir. Büveyhîler döneminde (320/932-454/1062) İmâmiyye-Mutezile yakınlaşması zirveye ulaşmıştır. Bu sebeple iki ekolün önce arkadaş, sonra kardeş olduğu ifade edilmiştir. Bu dönemde Mutezile'nin Usûlî İmâmiyye üzerindeki etkisi, bir önceki döneme göre daha derin ve kalıcı olmuştur. Usûlîler birçok konuda Mutezile'den etkilenseler de imâmet, bedâ, rec'at, takiyye gibi İmâmiyye'ye ana rengini veren konulardaki kadim görüşleri savunmaya devam etmişler, hatta bunları aklî yöntemlerle desteklemişlerdir. Bu sebeple Usûliyye'yi İmâmî karakteri ağır basan bir İmâmiyye-Mutezile sentezi olarak değerlendirmek mümkündür.

AhbarilikDin anlayışıMezhepler+4
Ahmet Sonay
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Kelam fırkalarında inanç esaslarının temellendirilmesi (Te'sîlu'l-usûli'l-i'tikadiyye inde fırakı'l-kelâmiyye)

Kelam ilmi; İslam inançlarının ispat edildiği bir ilimdir. Bu illim söz konusu görevini cedel yöntemini kullanarak kesin deliller kullanmakta ve şüpheleri uzaklaştırmak şeklinde gerçekleştirmektedir, Bu ilim çeşitli faktörlerden etkilenerek bazı aşamalardan geçmiştir, Kelam ilminin oluşmasında tarihsel süreçte kelam ekollerinin katkısı olmuştur, Kelam ekolleri akli ve akli delillere, mantıksal ilkelere ve felsefi delillere başvurmuşlar ve son derece önem vermişlerdir, Kelam ekolleri inançların ve delillerinin kesin olması gereğinde ittifak etmişlerdir, Çünkü inançlar ancak yakin üzerine bina edilirler. Zanni haberler ise bilgi, kesinlik ve yakin ifade etmezler. Bu nedenle de kelam ilminde bunlara önem verilmemiştir, Bu çalışma; inanç asıllarının nasıl ortaya çıktığı, tarihi, yapısının nasıllığı, gelişim aşamaları, zamansal olarak gelişimi, oluşum ve gelişimindeki etkileri, bu asılların İslam gerçeğine nasıl etki ettiğini açıklamayı amaçlamakladır, Bu çalışmada tarihsel yöntem kullanılmıştır, İnanç asıllarının köklerinin oluşmasına, gelişmesine ve sistemine etkiler incelenmiş; İslam inançlarına dış etkiler ve bu usulün tarihsel arka planı açıklanmıştır. İslam fırkalarından ise Mutezile, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaât ve Şia esas alınmıştır. Bununla açık sonuçlara ulaşmak istenmiştir, İnanç asıllarının ilk üş asırda var olmadığı, bu dönemde soyut görüş ve teoriler olarak varlık bulduğu ve usulün de ancak beşinci asırda ortaya çıktığı sonucuna varılmıştır. Bu usulün arka planında ise tarihsel olaylar, mezhepsel çatışmalar ve siyasal etkiler vardır. Sosyal, insani ve dinsel gereksinimler usulün ve ilkelerin oluşmasında rol oynamıştır. Bunun içindir ki kelamcılar, ortaya çıkan ilk problemleri çözmek için uğraşmışlardır. Anahtar Sözcükler: Kelam ilmi, temellendirme, usûl, Mutezile, Şia, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaât.

Shamal Shawkat Hadı Hadı
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimAR

Kitab'un fi Zikri'l Daval'i ve Asnafi'l Kufr'i adlı eserin tahkik, karşılaştırma ve eleştirisi

Hz. Peygamberin vefatı sonrası ortaya çıkan sorunlara rağmen, ümmet hala dinine ve inançlarına bağlıydı. Taki Havaric fırkası doğup ve Hz. Ali'yi tahkime zorladılar ve tekfir ettiler. O günden sonra farklı fırkalar peydah olup aralarında ise anlaşmazlık daha da çoğalmıştır. Her biri gittikçe dürüst inançtan uzaklaşıp; bidat, heves ve parçalanmaya yönelmiştir. Daha sonra ortaya çıkmış olan ve Resulullah (A.S.V) tarafından sıfat ve sayılarından haberdar olduğumuz fırkalar ve el yazma nüsha sahibininde ortaya koyduğu isim, taraftar, başlangıç, temel gurup ile dalları ve inançları asıl konumuzdur. Nüsha sahibi kanıt ve delillerini araştırıp, Kur'an-i Kerim ve Peygamber efendimizin sözlerine dayanarak onları cevaplıyor. Fırka-tul Naciye (kurtulmuş firka) usul ve metodlarını beyan ediyor. Ayrıca el yazılı nüshanın, konu alanındaki diğer kitaplarla müvazesini ve farklılığını göstermek maksadıyla, kıyası yapılmıştır. Bu görüşleri Kuran ve hadise göre değerlendirdikten sonra, doğru bulduklarımızı burada zikrettik. Buna ek olarak selefin bazı olumsuz ictahatlarına, herhangi bir konudaki hatalarını veya taklit yoluyla düştükleri hatalardan ötürü onlar, yargılamaktan kaçındık.

Salam Azeez Ali Al-bajalan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Son dönem Osmanlı düşüncesinde Mu'tezile algısı

Osmanlı'nın son dönemlerinde, Avrupa'da yaşanan teknik ve bilimsel gelişmelere paralel olarak muhtelif dinî-felsefi akımlar boy göstermiştir. Mezkûr inkârcı akımlara kelâmî düşüncenin geleneksel bakış açısıyla cevap üretilememesi, büyük bir sorgulama ve yüzleşme ihtiyacını gündeme getirmiştir. Kelâm ilminin savunmacı kimliğine karşın, eldeki mevcut kaynakların yetersizliği ve akılcı bakış açısının ön plana çıkarılması ihtiyacı, yeni bir yol inşa etmenin gerekliliğini ortaya koymuştur. Nihayet bu arayış, "Yeni ilm-i kelâm" hareketinde vücut bulmuştur. Aklı önceleyen yapı ve kullanılan metotlar bakımından, "yenilik hareketi" ile "Mu'tezile" arasında benzeşen pek çok yönden söz etmek mümkündür. Nitekim son dönem Osmanlı müellifleri, Mu'tezile'ye karşı klasik eserlerde gördüğümüz ağır eleştiri ve ithamlar yerine, daha ılımlı bir tavır takınmışlardır. Bu bağlamda Mu'tezile mezhebinin akıl ve özgür iradeyi önceleyen fikirleri, modern inkârcı akımların İslâm karşıtı tenkitlerine cevap olarak kullanılmıştır. Oryantalist araştırmacıların Mu'tezilî düşünceyi teşvik edici söylemleri de bu gayretlerin itici unsurları arasında yer almıştır. Öte yandan Mu'tezile'nin toplum nezdindeki "görece" olumsuz imajı ise kimi âlimlerimizi özgürlük ve sorumluluk gibi problem alanlarında "Mâtürîdî" kisvesini kullanmaya sevk etmiştir. Anahtar Sözcükler Kelâm, Mu'tezile, Islah, Osmanlı, Yeni ilm-i kelâm

Dini akımlarIslahKelam+6
Mehmet Gökaran
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam mezhepleri bağlamında Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî

Bu çalışmada Hanbelî mezhebi içerisinde yetişmiş ve Selefiyye yöntemini benimsemiş olan Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî'yi ele aldık. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde İbnü'l-Cevzî'nin yaşadığı döneme kadar Selefiyye'nin genel tarihi ele alınmıştır. Birinci bölümde İbnü'l-Cevzî'nin hayatı, eserleri, hocaları, İlmi kişiliği ve mezhebi kimliği işlenmiştir. Ayrıca İbnü'l-Cevzî'nin Selefiyye içerisinde Kâdî Ebû Ya'lâ el-Ferrâ ile birlikte ortaya çıkan ve Ebü'l-Vefâ İbni Akîl ile devam eden Selefi-Kelami metoda meyletmesi ve geliştirmeye çalışması ele alınmıştır. İkinci bölümde ise İbnü'l-Cevzî'nin yaşadığı dönemde ve öncesinde yaşanan mezhep çatışmaları ve mücadeleleri eserlerinde aktardığı rivayetler doğrultusunda ele alınarak onun bakış açısı yansıtılmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte onun mezhepleri 73 fırka hadisine göre tasnifi, Hanbelîlik, Eş'arilik, Haricilik, Mu'tezile ve Şîa mezhepleri ile Tasavvuf ekolüne dair görüşleri irdelenmiştir. Anahtar Sözcükler: İbnü'l-Cevzi, Selefiyye, Hanbelilik, Mu'tezile, Eş'arilik, Şia, Karmatilik, İmamiyye ve Tasavvuf

Ebu'l-Ferec İbnü'l-CevziEş`ariHanbeli+7
Muhammed Nurullah Gündüz
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Cevheretü't-tevhîd şerhlerinde Mu'tezile eleştirisi

Kelâm ilmi, özündeki gelişmeye ve değişimci karaktere bağlı olarak tarihî süreçte hep ileriye dönük gerçekleştirdiği hamlelerle dikkat çekmiştir. Kimi zaman duraksama dönemleri geçirmiş olsa da canlı ve atılımcı görünümünden taviz vermemiştir. Kelâmın bu karakteristik özelliği farklı ekollerin zuhur etmesine zemin hazırlamıştır. Ortaya çıkan her ekol, kendi fikirlerinin doğruluğunu, karşıt fikirlerin ise yanlışlığını ispat etmeye gayret göstermiştir. Varmak istediği sonuca göre akla ve nakle değer biçerek sistematik bir düşünce üretmiş ve bu çerçevede metodolojik argümanlar geliştirerek karşı tarafı ilzam etmeye çalışmıştır. Bu ekollerden biri de Mu'tezilî kelâm düşüncesine karşı bir tepki olarak ortaya çıkan Eş'arîlik'tir. Eş'arîlik farklı bölgelerde önemli düşünürler tarafından temsil edilen bir mezheptir. Eş'arî inanç esaslarını kuşaktan kuşağa taşıyan ve mezhebî kimliğin devamını sağlayan Cevheretü't-tevhîd ve şarihleri de mezkûr ekolün bölgedeki önemli mümessilleri olmuşlardır. Bu çalışma Eş'arîlik düşüncesinin 17. yy. ve sonrası dönem eserlerinden olan Cevheretü't-tevhîd şerhlerinde Mu'tezile eleştirisini konu edinmektedir. Giriş, üç ana bölüm ve sonuçtan müteşekkil çalışmanın giriş kısmında Cevheretü't-tevhîd müellifi ve şerhleri hakkında bilgi verilmiş, müellifin yazdığı diğer şerhlere de kısaca değinilmiştir. Birinci bölümde Mu'tezile'nin kendisiyle Allah'ı tüm eksik sıfatlardan tenzih ettiği tevhîd ilkesi ele alınmış; tevhîd ilkesi altında ise şarihlerin Mu'tezile'yi sıklıkla tenkit ettiği sıfatullah, kelâmullâh (halku'l-Kur'ân), rü'yetullah ve cennet-cehennem konuları işlenmiştir. İkinci bölümde adalet ilkesi ele alınmış; adalet ilkesi altında da salâh-aslah, hüsün-kubuh, hayır-şer, insanın fiilleri konuları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Mu'tezile'nin diğer temel ilkelerine temas edilmiştir. Bu bağlamda ecel, rızık şefaat ve büyük günah meseleleri tenkit ve tahlil edilmiştir. Sonuç olarak Cevheretü't-tevhîd şerhleri, Mu'tezile'yi eleştirme noktasında Eş'arîlik düşüncesinin tüm kodlarını yansıtması açısından araştırmacılara yeterli düzeyde katkı sağlama imkânına sahiptir.

Cevheretü't-tevhidEş`ariKelam+3
Hamdi Yalçın
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zemahşerî‟de Mutezile‟nin beş temel esası

ZemahĢerî‟nin kelâmî görüşlerini en detaylı bir şekilde dile getirdiği eserleri,el- Keşşâf an Hakâiki Gavâmizi‟t-Tenzîl ve Uyûni‟l-Ekâvil fî Vucûhi‟t-Te‟vil ve el-Minhâc fî Usûli‟d-Dîn adlı eserleridir. Zemahşerî, kelâmî düşüncelerinin çoğunda Mutezilî kelâm ekolünün esaslarına bağlı kaldığı bir gerçektir. Bununla beraber o, bazı noktalarda farklı yaklaşımlar sergileyebilmiştir. Kelâmî görüşlerinde Mutezile‟den etkilenmesinin sonucu olarak Zemahşerî, iman esaslarını Ehl-i Sünnet kelâmcılarının ilâhiyyât, nübüvvât ve sem‟iyyât şeklinde ayırdıkları gibi değil, Mutezile kelâmcıları gibi tevhid, adl, va‟d ve vaîd, el-menzile beyne‟l-menzileteyn, emr-i bi‟l-ma‟rûf nehy-i ani‟l-münker şeklinde beş esas halinde ortaya koyarak işlemiştir. Zemahşerî, tevhid prensibinden hareket ederek, Allah‟ın zatı dışında ezelî sıfatların kabulünün şirke sebep olacağını belirtmiş ve Kur‟ân‟ın da mahlûk olduğunu savunmuştur. Adâlet konusuyla ilgili olarak da, „Allah‟ın âhirette ceza veya sevap verebilmesi için, insanların fiillerini kendi iradeleriyle yapmış olmaları gerekir‟ görüşünü dile getirmiştir. Va„d ve vaîd prensibi çerçevesinde, kâfirlere ve tevbe etmeyen büyük günah sahibi kimselere Şefâat edilmeyeceğini ifade etmiştir. el-menzile beyne‟l-menzileteyn konusunda, büyük günah işleyenin iman ile küfür arasında bulunan bir konuma sahip olduğunu vurgulamış, emr-i bi‟l-ma‟ruf ve nehy-i ani‟1- münker ilkesi meselesinde ise, imamın (yöneticinin), bu ilkeye dayanılarak gerektiğinde kendisine karşı kuvvet kullanılıp azledilebileceği gürüşünü benimsemiştir. Anahtar Sözcükler ZemahĢerî, Usûl-i hamse, Mutezile, Kelâm, Ehl-i Sünnet, el-KeĢĢâf, elMinhâc

KelamMutezileZemahşeri+1
Mahsum Taş
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hicri III. asır muhaddislerinin ideolojik aidiyetlerinin hadis rivayetlerine yansıması

"Hicrî III. Asır Muhaddislerinin İdeolojik Âidiyetlerinin Hadis Rivâyetlerine Yansıması" konulu bu tez, bir Giriş, üç ana bölüm ve sonuç kısmından müteşekkildir. Tezin Giriş kısmında tezde incelenen sorun, bu sorunu çözmek için kullanılan yöntem, araştırmanın konusu, amacı ve önemi, kavramsal çerçeve ve proje boyunca yoğunlukla istifade edilen kaynaklardan bahsedilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde siyâsî âidiyetlerle hadis arasındaki ilişki ve bu ilişkinin ilk üç asırdaki hadis rivâyetine etkisinden bahsedilmiştir. Bu başlık altında İslam âleminde iç kargaşalara sebep olabilecek siyasi olaylardan söz edilmiş ve Emevî ve Abbâsîler devrinde oluşan ideolojik yaklaşımlar ve ideolojilerinin ana fikirlerini nasıl oluşturduklarından bahsedilmiştir. Ayrıca ilk üç asırda yaşayan toplumların sosyo-kültürel durumu hakkında bilgi verilmiştir. Tezimizin ikinci bölümünde ideolojinin tanımı ve ideolojik hadisçiliğin tanımı ve tarihsel seyri, ideolojik hadisçiliğe sebep olan âmiller, ideolojik hadisçilik açısından temel fırkalar olan Hâricîler, Mürcie, Mu'tezile, Şîa ve Ehl-i hadîs'in Hadis rivâyet ilmindeki yeri, mezkûr fırkalara mensup muhaddislerin hadis yorumu ve hadis anlama tarzından örnek rivâyetler öncülüğünde bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise Mihne sürecinin rivâyet diline yansımasından mezkûr ekoller arası yaşanan polemiklerin hadis rivâyetine örnek rivâyetler vermek suretiyle nasıl yansıdığının pratik sonuçlarından bahsettik. Tezimizin Sonuç kısmında ise araştırmamızda vardığımız sonuçlar ve tavsiyeler genel hatlarıyla zikredilmiş ve çalışmada yararlandığımız kaynakların sıralanmasıyla teze son verilmiştir.

AidiyetHadisKur'an-ı Kerim+7
Uğur Erman
Dicle University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zemahşerī'nin El-Keşşāf'ı izinde ilk tefsir: Tabersī'nin Cevāmi´ū'l-Cāmi´i

el-Keşşāf, tefsir geleneğinin dönüm noktasını temsil eden eserlerden biri olup kendisinden sonraki çoğu müfessiri etkilemiştir. Bu çalışmada el-Keşşāf etkisi ile ortaya çıkan ilk eser Cevāmi ́ū'l-Cāmi ́ adlı tefsir incelenecektir. Şiî müfessir Tabersī'ye (ö. 548/1154) ait bu eser dışında, aynı müellifin Mecme ́ū'l-Beyān fī ́Ūlūmi'l-Kur'ān adlı bir tefsir daha bulunmaktadır. Mukayese yönteminin kullanılacağı bu çalışmada zikredilen üç eser dilbilim ve belagat, Kur'ân ilimleri, fıkıh ve kelam konuları açısından karşılaştırılarak bu literatürün ilk halkasında el-Keşşāf'ın etki alanının ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. Diğer taraftan Cevāmi ́in, el-Keşşāf ile ilişkisinin sınırlarının ve eserin telif türünün tespiti amaçlanmaktadır. Bu bağlamda ilk bölümde Tabersī'nin biyografisi incelenmiş, böylece iki müellif arasında muasır olmaları haricinde herhangi bir ilişkinin bulunup bulunmadığına yönelik kanaat elde edilmiştir. Somut bir birlikteliğin ya da karşılaşmanın bulunmadığı anlaşılmakla beraber yaşadıkları Horasan ve Taberistan bölgelerinin yakınlığı ile tarihsel ve sosyal durumlarının, Tabersī'nin Zemahşerī ile irtibatında önemli bir veri olduğu belirtilmiştir. Böylece Tabersī'nin el-Keşşāf ile irtibatının temelleri açığa çıkarılarak Mecme ́ū'l-Beyān'ı yazarken dahi el-Keşşāf'tan haberdar olduğu tespit edilmiştir. İkinci bölümün ilk kısmında el-Keşşāf'ın hem Sünnî hem de Şiî literatüre etkisi araştırılmış, Sünnî gelenek kadar olmasa da Şiî tefsir geleneğinde de el-Keşşāf'ın bir gerilime sebep olduğu, bunun göz ardı edilmesi mümkün olmayan bir literatürü sonuç verdiği ortaya konulmuştur. Bu bölümün ikinci kısmı ile üçüncü bölümün bütününde yukarıda sayılan dört alanda temsil gücü yüksek örnekler üzerinden mukayese edilmiş ve Tabersī'nin yoğun bir şekilde değişim yaşadığı görülmüştür. Buna uygun olarak Cevāmi ́ mukaddimesinde kendisinden letâif olarak bahsettiği konunun meânî ve kısmen beyân ilimlerinin ayetlerde kullanımından ortaya çıkan nükteler olduğu anlaşılmıştır. Buna karşılık fıkıh ve özellikle kelam bahislerinde Şiî çizgisinden hiçbir şekilde taviz vermediği, el-Keşşāf'ta mu ́tezilî savunu bulunan yerlerde ondan bağımsız bir tavır sergilediği tespit edilmiştir. Bu durum eserin telif geleneği açısından iki farklı türün niteliklerini taşıdığı, el-Keşşāf metnindeki dilbilimsel ve edebî yorumların özünü alması yönüyle muhtasar kategorisine dahil edilebilirken özellikle Şîa kelamını ilgilendiren konularda el-Keşşāf metnini takip etmeyerek Şiî yorumlarda bulunması açısından da dönüştürücü te'lif kategorisine alınabileceği ifade edilmiştir.

Cevaim ü'l-CamiEl-KeşşafKelam+7
Harun Bozkurt
Sakarya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hâkim el-Cüşemî'nin et-Tehzî'b fi't-Tefsî'r adlı eseri çerçevesinde Mu'tezilenin Kur'ân tasavvuru

Mu'tezile, İslam düşünce ekollerinin en önemlilerinden biridir. Bu ekolün klasik dönem temsilcilerinden Cüşemî'nin ilim camiasında fazla tanınmaması ve et-Tehzîb fi't-Tefsîr adlı eserinin Mu'tezilî ilkeler esas alınarak halihazırda günümüze ulaşmış en mufassal tefsir olması, Cüşemî ve eseri hakkında akademik çalışma yapmayı gerekli kılmaktadır. Çalışmada Mu'tezile'ye dair yapılan araştırmalara katkı sunulması amaçlanmıştır. Cüşemî ve tefsirine dair kaynaklarda yer alan iddiaların gözden geçirilmesi, Mu'tezile'nin Kur'ân tasavvurunun incelenmesi, itizalî ilkelerin Kur'ânî dayanaklarının tespit edilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada Cüşemî'nin kendi eserleri dikkate alınarak Mu'tezile araştırması yapılmış, elde edilen bulgular diğer kaynaklarda yer alan bilgilerle karşılaştırılarak bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmada öncelikle Mu'tezile'nin Kur'ân yorumuna dair serencâmı genel hatlarıyla incelenmiş, Cüşemî'nin ekol içerisindeki konumu araştırılmıştır. Hanefîliği bırakarak Zeydî olduğu iddiası eleştirilmiş, itikâdî açıdan taassub derecesinde Mu'tezilî olduğu anlaşılmıştır. Taberî tefsirinin muhtasarı sayıldığı iddiasının hatalı olduğu tespit edilmiştir. Cüşemî'nin aktardığı bilgiler esas alınarak Mu'tezile'nin Kur'ân tasavvuru incelenmiştir. Buna göre; Sarfe teorisi, Kur'ân'da yabancı kelimeler meselesi, kıraat anlayışları gibi önemli meselelere dair kaynaklarda ciddi problemlerin olduğu görülmüştür. Son olarak Cüşemî'nin Mu'tezilî ilke ve teoriler çerçevesinde âyetlere getirdiği yorumlar incelenmiş, itizâlî ilkelerin dayanaklarına işaret edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Kelam, Tefsir, Mu'tezile, Cüşemî, et-Tehzîb

Hakim el-CuşemiKelamKur'an-ı Kerim+3
Fatih Pamuk
Bolu Abant İzzet Baysal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nûreddin es-Sâbûnî'nin Mu'tezile eleştirisi

Mâtürîdî kelâmının seçkin âlimlerinden, VI./XII. yüzyılın başlarında yaşamış olan Nûreddin es-Sâbûnî, hem Kifâye hem de Bidâye adlı eserinde Mu'tezile ekolüne pek çok eleştiriler yöneltmektedir. Bu çalışma, söz konusu eleştirileri içeren meseleleri ve bu eleştirilerin genel üslubunu açıklamayı hedeflemektedir. Sâbûnî'nin Mu'tezile'nin görüşlerini eleştirdiği konular bilgi ve varlık nazariyesi, ilâhî sıfatlar, Allah'ın âlem ile ilişkisini ilgilendiren ta'dîl ve tecvîr meseleleri, nübüvvet, iman ve bazı sem'iyyat konuları etrafında yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak Mu'tezile âlimlerinin epistemolojinin konusunu oluşturan ilim tanımları ile ontoloji mevzuunun temelini ifade eden varlık görüşleri ve Sâbûnî'nin bu hususlara yaklaşımları ve eleştirileri ele alınmıştır. Devamında Allah'ın sıfatları mevzuuyla ilgili eleştirilere değinilmiş, Allah-âlem, Allah-insan ve âlem-insan ilişkisini konu edinen ilâhî fiillerle ilgili hususlar ise ta'dîl ve tecvîr meseleleri başlığı içerisinde yer almıştır. Sonrasında da Sâbûnî'nin nübüvvet, iman meseleleri ve bazı sem'iyyat konularında Mu'tezile'ye yönelttiği eleştirilere yer verilmektedir.

KelamMaturidiMezhepler+3
Şeymanur Aydın
Bolu Abant İzzet Baysal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00

İlgili konular