Nerve block

108 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri nedeniyle opere edilen hastalarda postoperatif analjezi amacıyla yapılan erektör spina plan bloğunun nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkisinin karşılaştırılması

Kadın meme kanseri tüm dünyada en sık tanı konulan kanserdir. Meme kanseri cerrahisi sonrası görülen nüks ve metastazın, konağın immün yanıtıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Anestezik ajanlar, cerrahi stres yanıtı modüle ederek veya doğrudan immün sistem hücrelerinin fonksiyonlarını bozar. Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı 'nda meme kanseri cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif analjezi için kullandığımız yöntemlerden nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ve erektör spina plan bloğunun, stres yanıt biyobelirteçleri olan nötrofil/lenfosit oranı ile platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamıza 18-75 yaş arası, tek taraflı meme kanseri cerrahisi planlanan, kadın cinsiyette ve çalışmaya katılmayı kabul eden 100 olgu dahil edildi. Bu olgular analjezi yöntemine göre, erektör spina plan bloğu yapılanlar (Grup E) ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç uygulananlar (Grup N) şeklinde 50 'şer kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastaların operasyon öncesi ve postoperatif 2. saatte alınan hemogram örneklerinde beyaz küre, lökosit, lenfosit, trombosit, hemoglobin, hematokrit, ortalama gövde hacmi ve ortalama trombosit hacmi değerleri kaydedildi. Çıkan sonuçlara göre preoperatif ve postoperatif nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı değerleri hesaplanarak kaydedildi. Hastaların postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat vizüel analog skala puanları kaydedildi. Her iki grupta beyaz küre, lökosit, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı postoperatif dönemde istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunurken, lenfosit, trombosit, hemoglobin ve hematokrit değerleri anlamlı düşük bulundu. Gruplar arası laboratuvar parametrelerinin preoperatif ve postoperatif ölçüm değişimleri kıyaslandığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat VAS skorları Grup E 'de istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Postoperatif 0. saate göre 4. ve 6. saat VAS skoru değişimi, Grup N 'de istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Sonuçta meme kanseri cerrahisinde postoperatif analjezi yönetiminde erektör spina plan bloğu ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç kullanımı kıyaslandığında, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerinin birbirlerine üstünlük sağlamadığı, ancak etkin ağrı kontrolü için erektör spina plan bloğunun üstün olduğu kanısına vardık.

AnaljeziAğrıAğrı-postoperatif+7
Kübra Şahin Karadil
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Opere edilecek meme kanseri hastalarında postoperatif analjezi amacıyla yapılan erektör spina plan bloğu ve buna eklenmiş pektoralis sinir bloğunun etkinliğinin karşılaştırılması

Meme kanseri, kadın cinsiyette çok sık tespit edilen bir kanser çeşidi olup cerrahi sonrası akut ağrı ve özellikle de akut ağrının kalıcı ağrıya dönüşmesi postoperatif dönemin en ciddi sorunudur. Bu çalışmada, meme kanseri cerrahisinin yapılacağı hastalarda postoperatif analjeziyi etkin kılmak, ağrının kronikleşmesini engellemek, ağrı skorlarında düşüşü sağlamak, opioid tüketimini ve opioidlere bağlı gelişen yan etkileri azaltmak amaçlanmıştır. Meme kanseri cerrahisi uygulanan 50 hasta (Kadın cinsiyet, 18-75 yaş, hematolojik hastalığı olmayan) çalışmaya dahil edildi. Hastalar erektör spina plan bloğu uygulananlar ve erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis sinir bloğu uygulananlar olarak ikiye ayrıldı. Her iki grupta da bloklar preoperatif dönemde 20 ml %0,25 bupivakain kullanılarak uygulandı. Hastaların hepsine ameliyat için genel anestezi verildi ve postoperatif dönemde de tramadol ile hasta kontrollü analjezi (HKA) (tramadol 300 mg, 100 cc serum izotonik içine 3mg/cc olacak şekilde konuldu, 3 cc/saat infüzyon, bolus doz 5 cc, kilitli kalma süresi 4 saat olacak ve 24 saat takılı kalacak şekilde) uygulandı. Tüm hastalara ekstübasyon öncesi tenoksikam yapıldı. HKA'dan tramadol talebine rağmen istirahat vizüel analog skala (VAS) skoru >4 olduğunda ek analjezik olarak iv parasetamol uygulandı. Ölçüm olarak, hastaların ameliyat sonrası postoperatif bakım ünitesi (PABÜ) 30. dakika, 1, 2, 4, 8, 12 ve 24. saatlerdeki VAS skorları, HKA ile opioid kullanımına bağlı bulantı, kusma, antiemetik ihtiyacı, kabızlık, kaşıntı, idrar retansiyonu, ağız kuruluğu gibi yan etkilerin olup olmadığı, 0-4 saat, 4-8 saat, 8-24 saat aralıklarında ve totalde; kullanılan tramadol bolus dozu miktarı, bolus ve infüzyon toplam doz miktarı ve ek analjezik olarak yapılan parasetamol miktarı kullanıldı. Erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis bloğu grubunda VAS skorları, postoperatif 24 saatlik tramadol tüketimi, opioid kullanımına bağlı gelişen yan etkiler ve ek analjezi gereksinimi erektör spina plan bloğu grubuna göre istatiksel olarak da anlamlı şekilde daha düşük bulundu. Çalışmamızda multimodal analjezinin bir parçası olarak ultrasonografi eşliğinde uygulanan erektör spina plan bloğuna eklenmiş pektoralis sinir bloğunun meme kanseri cerrahisi yapılan hastalarda postoperatif akut ağrı üzerine etkili bir analjezi sağladığı gösterilmiştir.

AnaljeziMeme hastalıklarıMeme neoplazmları+3
Damla Azat
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında laparoskopik kolesistektomi vakalarında rektus kılıf bloğu ve transversus abdominis plan bloğunun sevofluran ve fentanil tüketimine etkisinin entropi ölçümüyle değerlendirilmesi: prospektif randomize çalışma

Safra kesesi cerrahisinde en sık uygulanan teknik laparoskopik kolesistektomidir. : Günümüzde laparoskopik cerrahi girişimlerde en sık kullanılan anestezi yöntemi genel anestezidir. Postoperatif laparoskopik kolesistektomi, açık kolesistektomi göre daha az postoperatif ağrı ve daha az analjezik tüketimi olmasına rağmen, daha ağrısız bir prosedür değildir. Periferik bloklar, son yıllarda ultrasonografinin klinik kullanımının artmasıyla postoperatif analjezide mutimodal yaklaşımın önemli bir kısmını kapsar. Postoperatif erken dönemde ağrı kontrolü sağlar, sistemik opioid kullanımında azalma sağlar. Anestezi derinlik monitörizasyonu kullanımının anestezi sırasında ilaç tüketimini azalttığı, anesteziden sonra uyanma ve derlenmeyi daha hızlı sağladığı kanıtlanmıştır. Biz bu çalışma ile laparoskopik kolesistektomi vakalarında genel anestezinin ultrasonografi eşliğinde yapılan karın ön duvarı periferik sinir bloklarının (transversus abdominis ve rektus kılıf bloğu) kombine edildiği ve edilmediği vakalarda, bir anestezi derinliği monitorü olan "entropi"yi hedef aralıkta (40-60) tutan inhalasyon anesteziğinin vaka sonunda tüketilen toplam miktarı ve ek doz olarak kullanılan fentanil miktarlarını karşılaştırmayı amaçladık. Çalılmamızda ASA I-II, 18- 75 yaş arası elektif laparoskopik kolesistektomi operasyonu planlanan 80 hasta dahil edidi. Hastalar genel anesteziye transversus abdominis ve rektus kılıf bloğunun kombine edildiği hastalar ve genel anesteziye tramadol ile analjezi sağlanan hastalar olarak 2 gruba ayrıldı. Her 2 gruba da entropi monitörizasyonu uygulandı. Vaka boyunca her 2 grupta da entropi hedef değeri 40-60 arasında tutulması için MAK değeri maksimum 1,3 olacak şekilde, sevofluran konsantrasyonu ayarlaması yapılarak; başlangıç, indüksiyon öncesi ve sonrası, insizyon sonrası 1.dk, pnömoperiton 5-10-15dk pnömoperiton sonrası 1.dk, extübasyon sonrası, postop derlenme 1 ve 5.dk olmak üzere; olguların kalp hızı, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, ortalama arteryel kan basıncı, oksijen satürasyonu, orotrakeal entübasyondan sonra görülen end tidal karbondioksit değerleri, SE ve RE entropi değerleri, entropi değerini hedef aralıkta tutan endtidal sevoflurane konsantrasyonu (%) ve eş zamanlı MAK değerleri not edildi. Vaka sonunda tüketilen inhalasyon ajan miktarı ve yüzeyel anestezi/ analjezi ihtiyacı durumuda ek doz fentanil eklenen hastlarda toplam fenatil miktarı not edildi. İki grup arasında toplam vaka süresince tüketilen total inhalasyon ajan miktarı kıyaslandığında Grup I' de (kontrol grubu) 27,05±7,43 ml ve Grup II' de (Bloklu grup) 12,25±4,34 ml olarak görülmüş olup, gruplar arasında istatiksel olarak fark saptanmıştır (p:0,002; p<0,05). Vaka boyunca intraoperatif ek doz fentanil ihtiyacı hastaların yalnızca %30'unda ihtiyaç olmuştur. İntroperatif sürede ek doz fentanil ihtiyacı ve toplamda tüketilen fentanil miktarı gruplar arasında belirgin farklılık göstermiştir. Grup I' de (kontrol grubu) Grup II' ye (Bloklu grubu) göre intraoperatif daha fazla ek doz fentanil ihtiyacı olduğu ( Grup I' de 21 kişi, Grup II'de 3 kişi) saptanmıştır. Toplamda sırası ile 115±33,62 µcg ve 84±22,10 µcg fentanil tüketilmiş olup, iki grup arasında belirgin istatiksel fark saptanmıştır (p:0,000; p:0,001; p<0,05). Laparoskopik kolesistektomi vakalarında entropi monitörü ile standartize edilen genel anesteziye uygulanan bilateral transversus abdominis plan bloğu ve rektus kılıf bloğunun tüketilen inahalasyon ajan miktarını, intraoperatif ek doz ve toplam tüketilen opioid ihityacını azalttığını gözlemlemiş olduk. Anahtar Kelimeler: Laparoskopik Kolesistektomi, Transversus Abdominis Plan Bloğu, Rektus Kılıf Bloğu, Entropi

AnesteziAnestezi-genelCerrahi+7
Ecem Keleş
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz artroplastisinde Suprainguinal Fasya İliaka Bloğu (SFİB) uygulamasında adjuvan olarak eklenen deksametazonun postoperatif ağrı, analjezik tüketimi ve blok özellikleri üzerine etkisi

Amaç: Total diz artroplastisi (TDA), sıklıkla uygulanan ortopedik cerrahi prosedürlerden biridir ve genellikle yoğun postoperatif ağrıya neden olur. Bu nedenle, intravenöz, nöroaksiyel ve infiltratif tekniklerin yanı sıra, ultrasonografi eşliğinde rejyonel anestezi teknikleri de ağrı tedavisinde vazgeçilmez olmuştur. Kliniğimizde, TDA cerrahilerinde postoperatif ağrı tedavisinde suprainguinal fasya iliaka bloğu (SFİB) uygulanmaktadır. Rejyonel anestezi tekniklerinin etkinliğini artırmak ya da sürelerini uzatmak amacıyla adjuvanlar kullanılmaktadır ve deksametazon da bu adjuvanlardan biridir. Bu çalışmada, spinal anestezi altında TDA yapılan hastalarda, 50 ml lokal anestezik ile uygulanan SFİB ile lokal anestezik karışımına adjuvan olarak deksametazon eklenen hastaların postoperatif analjezik gereksinimlerini karşılaştırmayı amaçladık. Ayrıca, bu iki grupta ağrı skorları, blok süreleri, motor ve duyusal bloğun özellikleri ile derlenme kalitesine dair ölçümler yapmayı ve karşılaştırmayı hedefledik. Yöntem: Bu çalışma, üçüncü basamak bir üniversite hastanesinde yapılan prospektif, randomize kontrollü ve çift kör olarak yürütülen bir çalışmadır. TDA için planlanmış 18-75 yaş arası Amerikan Anesteziyoloji Derneği (ASA) sınıfı I-III olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Her iki grupta da bloklar cerrahinin sonunda uygulandı. Hastalar, kullanılan lokal anesteziğe göre Grup I (%0,25'lik bupivakain, 50 ml) ve Grup II (%0,25'lik bupivakain + 8 mg deksametazon, 50 ml) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmada hasta kontrollü analjezide opioid (morfin) gereksinimi takipler süresince kaydedildi ve hastaların ağrı şiddeti sayısal değerlendirme ölçeği (NRS) kullanılarak ölçüldü. Değerlendirilen primer sonuç, 24 saatlik kümülatif opioid tüketimiydi. Sekonder sonuçlar ise grupların postoperatif 24 saatlik takiplerinde NRS skorları, ilk opioid ihtiyacına kadar geçen süre ve kuadriseps kası motor bloğunun varlığı olarak belirlendi; ayrıca, bulantı, kusma varlığı, derlenme kalitesi skoru (QoR-15) ve TUG (3 metre yürüme) testi de belirlendi. Bulgular: Çalışmaya 59'u kadın, 21'i erkek olmak üzere toplam 80 hasta alındı (Grup I:40, Grup II:40). Gruplar arasında demografik özellikler açısından yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi ve ASA sınıflandırması verileri benzerdi. (p>0,05). Her iki grup arasında postoperatif istirahat ve hareket sırasında NRS değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,01). Ancak, Grup II'de ilk analjezik ihtiyacının zamanının uzadığı ve 24 saatlik kümülatif opioid tüketiminin daha az olduğu belirlendi (p<0,05). Kuadriseps kas güçsüzlüğü, çalışmaya katılan tüm hastalarda 24. saat sonunda negatif olarak belirlenmiş olup, her iki grupta da ilk 24 saatlik takipleri boyunca benzer seviyelerde seyretti (p>0,05). Bulantı ve kusma gibi yan etkiler her iki grupta benzer bulundu (p>0,05). 24. saat sonunda yapılan 3 metre yürüme testi süresi Grup I'de daha kısa bulundu (p<0,05). Her iki grupta da postoperatif 24. saatte yapılan QoR-15 anketinde sonuçlar benzer bulundu ve sonuçlar hastalar tarafından iyi olarak bildirildi (p>0,05). Sonuç: Bu prospektif, randomize çalışmamızda, spinal anestezi altında TDA cerrahisi uygulanan hastalarda postoperatif SFİB uygulamasına eklenen deksametazonun, adjuvan eklenmeyen gruba göre opioid gereksinimini azalttığı ve ilk analjezik tüketim zamanını geciktirdiğini belirledik. Ancak diğer postoperatif parametreler iki grup arasında benzerdi. SFİB'in TDA'da kullanımında volüm, konsantrasyon ve kombine rejyonal teknikler gibi açılardan değerlendirileceği homojenize gruplarda yürütülmüş çalışmalara ihtiyaç vardır.

DeksametazonDiz proteziSinir blokajı
Büşra Yeşilyurt
Samsun Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik omuz cerrahisi uygulanan hastalarda kostaklavikular ve yüzeyel servikal pleksus blok kombinasyonunun subomohyoid plan blok ile postoperatif analjezik etkinlik açısından karşılaştırılması

Amaç: Artroskopik omuz cerrahisi çoğunlukla rotator kaf yırtığı, tekrarlayan omuz çıkıkları gibi omuz patolojilerinin neden olduğu ağrı ve hareket kısıtlılığını gidermek amacıyla uygulanan ortopedik cerrahi prosedürdür. Bu cerrahi prosedür, genellikle şiddetli postoperatif ağrı ile ilişkilidir. Multimodal analjezinin bir parçası olan periferik sinir blokları, postoperatif ağrının yönetiminde opioid tüketimini azaltan etkili bir yöntemdir. İnterskalen blok (İSB), omuz cerrahisinde yaygın olarak kullanılan ve altın standart olarak kabul edilen bir bölgesel tekniktir. Ancak, İSB'de frenik sinir blokajı ve buna bağlı hemidiyafram paralizisi riski yüksektir ve bu durum ciddi solunum komplikasyonlarına neden olabilir. Bu nedenle zaman içerisinde, diyafram koruyucu blok teknikleri geliştirilmiştir. Subomohyoid plan (SOP) blok, kostaklavikuler (KK) blok ve yüzeyel servikal (YS) blok bu tekniklere örnek olarak verilebilir. Bu çalışmada genel anestezi altında artroskopik omuz cerrahisi uygulanan hastalarda SOP blok ve KK+YS blok kombinasyonunun postoperatif analjezik etkinliklerini karşılaştırmayı amaçladık. Yöntem: Bu çalışma prospektif, randomize ve çift kör olarak Samsun Üniversitesi, Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde, Ocak 2023 - Mayıs 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Genel anestezi altında tek taraflı artroskopik omuz cerrahisi planlanan hastalardan; 18-75 yaş aralığında, Amerikan Anesteziyoloji Derneği (ASA) sınıfı I, II ve III olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar SOP ve KK+YS şeklinde randomize edilerek iki gruba ayrıldı. Bloklar preoperatif dönemde ultrason kılavuzluğunda uygulandı ve hastalar postoperatif 24 saat takip edildi. Birincil sonlanım noktası 24 saatlik kümülatif morfin tüketimiydi. İkincil ölçümlerimiz; 1, 3, 6, 12, 18 ve 24. saatlerdeki postoperatif ağrı skoru, ilk analjezi talep zamanı, motor blok ve hemidiyafram paralizisi varlığı, bulantı-kusma insidansı ve QoR-15 anket sonuçlarını içeriyordu. Bulgular: Çalışmaya 28 kadın ve 33 erkek olmak üzere toplam 61 hasta alındı. (Grup SOP: 31, Grup KK+YS: 30). Postoperatif 24. saat kümülatif morfin tüketimleri SOP grupta ortalama 4.10±3.06 mg ve KK+YS grupta 3.60±3.10 mg olarak bulundu ve gruplar arasında tüm zaman dilimlerinde istatistiksel anlamlı fark tespit edilmedi (p>0,05). Gruplar arası istirahat ve hareketle NRS skorları benzerdi. İlk analjezi talep zamanı ve motor blok gelişen hasta sayısı KK+YS grupta anlamlı derecede daha fazlaydı (p<0,05). Hiçbir hastada hemidiyafram paralizisi tespit edilmedi. Bulantı-kusma ve QoR-15 anket sonuçları iki grup arasında benzer bulundu. Sonuçlar: Bu çalışmada, artroskopik omuz cerrahisi geçiren hastalarda SOP blok ile KK+YS blok arasında postoperatif analjezik gereksinimleri ve ağrı skorları açısından fark bulunmadı. Ancak ilk analjezik talep zamanı KK+YS grupta daha uzundu. Bu sonuç blok etki süresi hakkında fikir verebilir. Bulgular her iki tekniğinde artroskopik omuz cerrahisi sonrası ağrı yönetiminde etkin ve uygulanabilir olduğunu göstermekle birlikte farklı volüm ve konsantrasyonlarla yapılan blok tekniklerinin karşılaştırıldığı randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

Omuz ağrısıPostoperatif ağrıSinir blokajı
Kadem Koç
Samsun Üniversity
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif total abdominal histerektomi yapılan hastalarda transversus abdominis plan (TAP) blok ve transversalis fasya plan (TFP) bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması

Total abdominal histerektomi, kadınlarda en sık uygulanan cerrahi operasyonlardan olup hastalarda postoperatif dönemde belirgin ağrı ve rahatsızlığa neden olmaktadır. TAP blok abdominal histerektomi dahil olmak üzere abdominal cerrahi yapılan pek çok hastada postoperatif analjezi için sıklıkla uygulanmaktadır. TAP bloğa göre daha yeni bir alan bloğu olan TFP blok ise özellikle ilioinguinal ve iliohipogastrik sinirin duyu inervasyonunu sağladığı iliak kemik grefti, sezaryen, inguinal herni gibi T12-L1 dermatomunu içeren cerrahi geçiren hastalarda uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada amacımız; genel anestezi altında abdominal histerektomi geçiren hastalarda TFP bloğun TAP bloğa göre; analjezik etkinlik, hasta memnuniyeti, mobilizasyon ve hastanede kalış süresi açısından bir alternatif olarak rutin uygulamada kullanılabilirliğini değerlendirmektir. Etik kurul onamının alınmasının ardından araştırmaya katılmayı onaylayan ve benign uterin neoplazm tanısıyla genel anestezi altında total abdominal histerektomi uygulanan toplam 74 hastaya postoperatif analjezi sağlamak amacıyla bilateral TAP ve TFP blok uygulanılarak hastalar iv tramadol PCA cihazı ile takip edildi. Hastalara aynı zamanda multimodal analjezi yaklaşımı doğrultusunda 1 gr iv parasetamol ve 4 mg iv ondansetron uygulandı. Araştırmada değerlendirilen veriler preoperatif anestezi değerlendirme formlarından ve postoperatif hasta takibi ile elde edilmiştir. TAP ve TFP blok gruplarındaki hastaların demografik özellikleri benzerdi. Postoperatif dönemde hastaların NRS skorlarına baktığımızda ise 30. dk, 1 ve 2. saatte her iki grubun ağrı skorları benzer bulunmuştur. 12. ve 24. Saatlerdeki NRS skorlarında ise TFP blok grubu istatiksel olarak belirgin şekilde daha az ağrı skorlarına sahipti. Hastaları opioid tüketimi açısından karşılaştırdığımızda ise, 0-6 ve 6-12. Saatlerde her iki grupta da PCA opioid tüketimi benzer bulunmuştur. 12-24. Saat aralığında PCA opioid tüketimine baktığımızda ise TFP blok grubunda TAP blok grubuna göre opioid tüketimi belirgin olarak daha az bulunmuştur. Her iki grubu 24 saatlik total opioid kullanımı, kurtarıcı analjezik ihtiyacı ve tüketimi açısından değerlendirdiğimizde ise TFP blok grubunda total opioid tüketimi ve kurtarıcı analjezik kullanımı daha az olmasına karşın bu fark istatiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmamıştır. Opioid tüketimine bağlı görülebilecek yan etkilere bakıldığında ise iki grupta da sadece bulantı ve kusma görüldü. Bloğa bağlı komplikasyon hiçbir hastada görülmedi. Yapılan blok türüne göre hasta memnuniyeti ve hastanede kalış süresi arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışmada genel hasta memnuniyetinin çok yüksek ve ortalama hastanede kalış süresinin 1,8±0,78 gün olduğu bulunmuştur. Total tramadol tüketimi ile hasta memnuniyeti ve hastanede kalış süresi arasındaki ilişkiye baktığımızda ise tramadol tüketiminin az olduğu hastalarda memnuniyetin çok daha yüksek ve hastanede kalış süresinin ise daha az olduğu görülmüş bu sonuç istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, abdominal histerektomi yapılan hastalarda TFP bloğun da TAP blok gibi multimodal analjezinin bir parçası olarak uygulanabileceği, postoperatif analjezide TFP bloğun en az TAP blok kadar etkin ve bazı yönlerden daha iyi bir ağrı kontrolü sağladığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Transversalis Fasya Plan blok, Transversus Abdominis Plan blok, total abdominal histerektomi, postoperatif analjezi, ultrason, opioid, ERAS protokolü.

AnaljeziAğrı-postoperatifHisterektomi+3
Bensu Karakoyak Yağcı
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk yaş grubu hastalarda uygulanan rektus kılıf bloğunda yayılım mesafesinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Pediyatrik cerrahide rejyonel anestezi teknikleri gittikçe önem kazanmaktadır. Ancak enjekte edilen lokal anesteziğin dağılımı ile ilgili net bilgiler henüz mevcut değildir. Bu çalışmamızda pediyatrik yaş grubunda kiloya göre belirli bir hacmin ve enjeksiyon yerinin yapılacak cerrahi insizyona göre tercih edilmesinin lokal anesteziğin dağılımı hakkında bir öngörü sağlamasını amaçlamaktayız. Gereç ve Yöntem: Çocuk Cerrahisi tarafından 01 Ocak – 01 Temmuz 2022 tarihleri arasında, orta hat kesisi içeren elektif cerrahi (umbilikal herni, laparoskopik apendektomi, laparoskopik ovarian kist eksizyonu veya laparoskopik orşiopeksi) uygulanmış 0-8 yaş arası hastalar dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalara, genel anestezi altında, cerrahi insizyondan önce rektus kılıf bloğu uygulanmıştır. Enjeksiyonlar, ultrason rehberliğinde lateralden mediale doğru, rektus kılıfının lateral kenarı hedeflenerek uygulanmış, yayılımın planlanan cerrahi insizyonu tam olarak kapsayıp kapsamadığı ultrason görüntülemesi ile teyit edilmiş ve sol ve sağ taraftaki kraniyal ve kaudal yayılım mesafeleri anestezi raporunda kayıt altına alınmıştır. 6 aylık dönem içerisinde cerrahiye alınan hastaların dosyalarında yer alan anestezi izlem formu ve preoperatif anestezi değerlendirme formu incelenmiştir. Hasta demografik verileri, cerrahi tipi, rektus kılıf bloğu için uygulanan lokal anesteziğin tipi, dozu ve konsantrasyonu ile birlikte elde edilen kraniyal ve kaudal yayılım mesafeleri çalışma parametreleri olarak olgu rapor formuna kaydedilmiştir. Hastaların antropometrik ölçümlerinin oluşturabileceği farklılıklar göz önünde tutularak, 0-8 yaş grubu; 0Anahtar Kelime: Anestezi = Anesthesia ; Anestezi-kondüksiyon = Anesthesia-conduction ; Cerrahi = Surgery ; Nöromusküler blokaj = Neuromuscular blockade ; Retrospektif çalışmalar = Retrospective studies ; Sinir blokajı = Nerve block ; Çocuklar = Children

AnesteziAnestezi-kondüksiyonCerrahi+4
Hazar Kökten
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrasonografi eşliğinde erektör spina kasının farklı torakal seviyelerde ve farklı pozisyonlarda cilde olan uzaklığının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: USG'nin kullanımının artmasıyla beraber periferik sinir blokları yaygınlaşmaya başlamıştır. USG kullanımıyla interfasiyal plan bloklarından ESP bloğunun uygulanmasıda gündeme gelmiştir. Fasiyal plan blokları hem anestezik amaçlı hem de akut ve kronik ağrının tedavisinde kullanılmaktadır. ESPB; torakotomi, meme cerrahisi, kardiyak cerrahi, vertebra cerrahisi, kolesistektomi, inguinal herni onarımı, kalça cerrahisi gibi kronik omuz ağrısından kalça ameliyatına kadar çeşitli endikasyonlarda analjezi için başarıyla uygulanmıştır. ESPB farklı pozisyonlarda(oturur-lateral ve pron) ve farklı torakal seviyelerde yapılabilmektedir. Çalışmamızda Erektör Spina Plan blok uygulanacak hastalarda blok kalitesini artırmak için farklı torakal vertebral seviyelerde (T1-T2,T5-T6,T11-T12) ve farklı pozisyonlarda (lateral-oturur ve pron) ultrasonografi eşliğinde erektör spina kasının cilde olan mesafesinin en ideal ölçümünü hesaplamayı amaçladık. Metot: Bu çalışma, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında prospektif olarak yapıldı. Bu çalışma için Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurul (06.09.2021 Tarih ve 21.15.13 Nolu Karar ) onay kararı alınmıştır. Üst-orta ve alt torakal bölgeyi ilgilendiren her hasta çalışmaya dahil edildi. 18-65 yaş arası ASA I-II 40 kadın ve 40 erkek olmak üzere toplam 80 hasta çalışmaya katıldı. Hastalar ilk olarak elleri göbek bölgesinde bağlanıp dik oturur pozisyonda sağ tarafları, ikinci olarak lateral dekübit pozisyonda sol taraflarının üzerine yatarak elleri yanlarında sağ tarafları, üçüncü olarak pron pozisyonda elleri yanlarına uzatılarak başları sola çevirilip sağ tarafları ultrason eşliğinde muayene edildi. Lateral, dik oturur ve pron pozisyonlarda olmak üzere ilgili vertebraların (T1-T2, T5-T6, T11-T12) spinöz proçesleri belirlenip transvers proçes görünene kadar 3 cm laterale hareket ettirilip transvers proçes tespit edilince prob 90 derece çevrilir, sonra USG nin yüksek frekanslı 10-15 mmhz lineer probu sagittal konuma alınarak sırasıyla subkutanöz doku, rhomboid, trapezius, erektör spina kasları USG ekranında belirlendi. Erektör spina kası ve ilgili vertebraya bağlı transvers proçes belirlendikten sonra en net görüntü sağlanıp USG freezlenerek ekranın üst orta noktasından vertebral proçese kadar olan mesafe ölçülerek kayıt altına alındı. Böylece bu farklı ölçümler kendi içlerinde kıyaslandı. XI Bulgular: Yaş arttıkça erektör spina kasının cilde olan uzaklığı arasında zayıf bir ilişki bulunmuştur. BMI artışı ile erektör spina kasının cilde olan uzaklığı arasında güçlü bir ilişki vardır (p=0,001;p<0,01). T1-T2,T5-T6,T11-T12 de duruş pozisyonu pron olan olguların ciltle olan uzaklığı, duruş pozisyonu oturur ve lateral olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Oturur-lateral ve pron pozisyonda torakal seviyesi T5-T6 olan olguların ciltle olan uzaklığı, torakal seviyesi T1-T2 ve T11-T12 olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p=0,001; p<0,01). Aynı şekilde Torakal seviyesi T1-T2 olan olguların ciltle olan uzaklığı, torakal seviyesi T11-T12 olan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0,001; p<0,01). Sonuç: Erektör spina kasının ciltle olan uzaklığı yaş, kilo ve BMI ile alakalı olarak değişmektedir. Uygulanan torakal seviyenin farklılığına göre ve uygulama pozisyonunun farklılığına göre de ciltle olan mesafesi değişmektedir. Sonuç olarak bakacak olursak hastalar pron pozisyondayken erektör spina kası cilde daha yakın bulunmuştur. Seviyeler açısından bakacak olursak T5-T6 seviyesinde erektör spina kası cilde en yakın mesafede bulunmaktadır. T11-T12 seviyesinde ise erektör spina kası en uzak mesafede bulunuyor. Bunların neticesinde pron pozisyonunda ve T5-T6 torakal seviyesinden uygulanacak bir ESP bloğu daha kolay olacaktır. Anahtar kelimeler: Erektör spina plan blok, erektör spina kası, periferik sinir bloğu, interfasiyal plan blok.

AnestetiklerAnesteziNöromusküler blokaj+4
Muhammed Halit Satıcı
Harran University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Torakotomi sonrası ağrı yönetimi için kullanılan yöntemlerin karşılaştırılması

AMAÇ: Bu çalışmada posterolateral torakotomi operasyonlarında ultrasonografi eşliğinde yapılan erektör spina plan (ESPB) bloğu, serratus anterior plan (SAPB) bloğu ve cerrahi ekip tarafından yapılan interkostal sinir bloğunun (İCNB) postoperatif ağrı skorları, opioid, ek analjezik tüketimi, postoperatif komplikasyonlar ve hastane yatış süreleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmamız için Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu 17.12.2019 tarihli ve 2019/29-10 karar numarası ile onay alınmıştır. Çalışmamız, Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği'nde 1 Ekim 2019- 1 Haziran 2021 tarihleri arasında Göğüs Cerrahisi ABD tarafından cerrahi tedavi uygulanmış hastaların kayıtları incelenerek gerçekleştirilmiştir. Elektif posterolateral torakotomi yapılmış 18 yaş ve üstü, ASA skoru0.05). Postoperatif tüm saatlerde üç grup arasında istirahat VAS düzeyleri ve öksürürken VAS düzeyleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup 1 (SAPB grubu) ile grup 3 (İCNB grubu) ağrı puanları post-op tüm saatlerde anlamlı fark göstermiştir (p<0.05). Grup 2 (ESPB grubu) ile grup 3 (İCNB grubu) ağrı puanları arasında da tüm saatlerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup 1 ile grup 2 ağrı puanları postoperatif 1. saatte anlamlı fark göstermiştir (p=0.014). Diğer saatlerde grup 1 ile grup 2 ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Gruplar arasında farklı saatlerde alınan morfin dozları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Grupların HKA deneme sayılarına bakıldığında grup 2 ve grup 3 arasında 4. ve 6. saatlerde istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ek analjezik gereksinimi yönünden grup 3'teki hastalarda hem grup 1, hem de grup 2'ye göre daha fazla ek analjezik ihtiyacı olmuştur (p=0.034, p<0.001). Grup 1'de ek analjezik kullanımı olan hasta sayısı grup 2'deki hasta sayısına göre daha fazla bulunmuştur. Postoperatif kalp hızı, ortalama arter basıncı, SpO2 değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Gruplar arasında atelektazi gelişme sıklığı en düşük olan grup 2 olup en yüksek olanın ise grup 3 olduğu görülmüştür. SONUÇ: Çalışmamızda, multimodal analjezinin bir parçası olan erektör spina plan ve serratus anterior plan bloklarının, interkostal sinir bloğuna göre torakotomi yapılan hastalarda VAS skorlarını düşürdüğü, ek analjezik tüketimini azalttığı, postoperatif atelektaziyi de azalttığı görülmüştür. Fasiyal alan bloklarının kendi içindeki karşılaştırmasında ise VAS skorları arasında anlamlı fark olmadığı; ancak ek analjezik kullanımı ve postoperatif atelektazi gelişiminde ESPB'nin öne çıktığı görülmektedir. Bu nedenle öncelikle fasiyal alan bloklarının, fasiyal alan blokları arasında da ESPB'nin torakotomi sonrası ağrı kontrolünde iyi bir alternatif olduğu düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Torakotomi, Erektör Spina Plan Bloğu, Serratus Anterior Plan Bloğu, İnterkostal Sinir Bloğu, Post-torakotomi Ağrı

AnaljeziAğrıAğrı yönetimi+4
Ebru Küçükçotur Kokurcan
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça kırığı cerrahisinde perikapsüler sinir grup bloğu ve quadratus lumborum bloğu yöntemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Kalça cerrahisi için optimal postoperatif analjezik tekniği hala tartışmalıdır. Bu çalışmada total kalça protezi (TKP) cerrahisi geçiren hastalarda quadratus lumbroum bloğu (QLB) ile perikapsüler sinir grup (PENG) ve lateral femoral kutanöz sinir (LFKS) bloğunun analjezik etkinlik, kuadriceps motor koruma ve yan etkiler açısından karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Bu prospektif çift kör çalışmada, yerel etik kuruldan onay alındıktan sonra TKP cerrahisi geçiren 80 hastaya (ASA I –III), 30 ml %0.25 bupivakain kullanılarak QLB (n=40) ve 30 ml % 0.25 bupivakain kullanılarak PENG (25 ml) ile LFKS (5 ml) bloğu (n=40) uygulandı. Spinal anestezi sonrası postoperatif multimodal analjezi rejimi uygulanan hastalarda birincil sonuç ölçütü grupların postoperatif morfin tüketimi olarak belirlendi. İkincil sonuçlar ağrı skorlarını (statik ve dinamik), kuadriceps kas gücünü, hasta memnuniyetini ve postoperatif komplikasyonların insidansını içermektedir. Bulgular: İlk 12 saatteki morfin tüketimi ve ağrı skorları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). PENG ve LFKS bloğu birlikte uygulanan hastalar QL bloğuna kıyasla 6.saatte daha yüksek kuadriceps kas gücüne ve 24.saatte daha az morfin tüketimi ve daha düşük statik ağrı skorlarına sahipti (p<0,05). Hasta memnuniyeti, dinamik ağrı skorları ve bloğa bağlı komplikasyonlar gruplar arasında benzerdi (p >0.05). Sonuç: PENG ve LFKS bloğu, TKP'den sonra daha uzun analjezi ve kuadriseps gücünün daha iyi korunmasını sağlar. Bununla birlikte, bu farklılıkların klinik olarak anlamlı olup olmadığını belirlemek için daha büyük örneklem boyutlarıyla daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Kalça kırığı, lateral femoral kutanöz sinir bloğu, perikapsüler sinir grubu bloğu, quadratus lumborum bloğu, kuadriseps kas gücü

AnesteziCerrahiKalça+3
Mustafa Aslan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimliği öğrencilerinden akinosi tekniğini teorik olarak öğrenen ve uygulayanlar ile sadece teorik olarak öğrenenlerin teknik hakkındaki algılarının karşılaştırılması

Giriş: Diş hekimliği fakültelerinde inferior alveolar sinir bloğu amacıyla genellikle Halstead tekniği öğretilir ve uygulanırken, Vazirani Akinosi (VA) tekniğinin pratik eğitimi nadiren yapılmaktadır. Halstead tekniğinin yüksek başarısızlık oranlarına sahip olması ve ağız açıklığının kısıtlı olduğu durumlarda uygulanamaması VA tekniğini ön plana çıkarır. Tez çalışmamızda uyguladığımız aktif öğrenme yaklaşımı, öğrencinin pasif konumda olduğu öğretmen merkezli geleneksel eğitimin tersidir diyebiliriz. Amacımız, VA tekniğinin bu iki yaklaşımla anlatıldığında nasıl algılandığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif ve randomize olarak planlandı. Son sınıf stajyer öğrencilerinden gönüllü 92 kişi çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların tümüne üçüncü sınıf müfredatında VA tekniğinin teoriği zaten anlatılmıştı. Kontrol grubu (n=42) VA tekniğini sadece teorik olarak biliyordu. Çalışma grubuna (n=49) ise tek bir eğitmen tarafından öğretildi ve bir aylık staj süresince ortalama üç hastada uygulatıldı. Likert skalası kullanılmış ve çalışma yürütücüleri tarafından özel olarak hazırlanmış 12 önermeden oluşan anketimiz, katılımcılar tarafından aynı anda dolduruldu. İlk soruda, daha öncesinde VA tekniğini uygulayıp uygulamadıkları öğrenildi. Anketlerin birinde bu soru cevaplanmadığından çalışma dışı bırakıldı. Bulgular: On iki önermenin yedisinde gruplar arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Kalan beş önermede ise fark yoktu. Toplam algı skorları bakımından çalışma grubu lehine anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Teorik bilgilerle kuvvetlendirilmiş pratik eğitim sonrası VA uygulama aşamaları daha anlaşılır hale gelmiştir. Anahtar kelimeler: Vazirani Akinosi, Aktif Öğrenme Yaklaşımı, Pasif Öğrenme

Aktif öğrenmeDiş hekimliği eğitimiPasif öğrenme+3
Fatima Yusifli
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfraklavikuler brakial pleksus blokajında bupivakain-lidokain kombinasyonunun farklı doz ve konsantrasyonlarda karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı; infraklaviküler brakial pleksus blokajı ile gerçekleştirilen el cerrahisi operasyonlarında, farklı doz ve konsantrasyonlardaki Bupivakain-Lidokain kombinasyonlarının etkinlik sürelerini saptamak ve ideal ilaç dozunu belirlemektir. Etik kurul onayı ve hasta onamlarını takiben hastalar randomize olarak üç gruba ayrıldı (n=20). Birinci gruba 15 ml %0,5 Bupivakain-15 ml %2 Lidokain (Grup I), ikinci gruba 15 ml %0,5 Bupivakain-15 ml %2 Lidokain-30 ml Serum Fizyolojik (Grup II), üçüncü gruba 10 ml %0,5 Bupivakain-10 ml %2 Lidokain- 40 ml serum fizyolojik uygulandı (Grup III). Gruplar yaş, ağırlık ve ASA (American Society of Anesthesiologists) skorları, blok sonrası operasyona başlama süresi, cerrahi süre, turnike süresi, peroperatif ve postoperatif ortalama arter basıncı, kalp tepe atımı ve SpO2 değerleri bakımından benzerdi. Grup I'de duyusal blok başlama süresi grup II ve grup III'den; grup II'de duyusal blok başlama süresi grup III'den; grup I'de motor blok başlama süresi grup II ve grup III'den anlamlı olarak daha uzundu. Grup II ve grup III'de motor blok başlama süresi anlamlı farklılık göstermedi. Grup I'de postoperatif duyusal ve motor blok çözülme süreleri grup II ve grup III'den; grup III'de postoperatif duyusal ve motor blok çözülme süreleri grup II'den anlamlı olarak daha kısaydı. Grup I'de ek analjezi ihtiyacı ve VAS [Görsel Analog Skala (Visual Analogue Scale)] skoru grup II ve grup III'den anlamlı olarak daha yüksekti (p < 0,05). Grup II ve grup III'de ek analjezi ihtiyaçları benzerdi (p > 0,05). Sonuç olarak lokal anestezik solüsyon hacminin artırılıp konsantrasyonlarının azaltılmasıyla blok başlangıcının hızlandırılabildiği, süresinin uzatılabildiği, postoperatif hastalarda daha düşük VAS skorları ve daha az ek analjezik gereksinimi sağladığı ortaya konulmuştur.

AnaljeziAnaljeziklerAnestetikler-lokal+6
Sultan Acar Sevinç
Demiroğlu Bilim University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orta hat laparotomi uygulanan hastalarda ultrasonografi eşliğinde yapılan bilateral transversus abdominis plan bloğu ile bilateral quadratus lumborum bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

"Orta Hat Laparotomi Uygulanan Hastalarda Ultrasonografi Eşliğinde Yapılan Bilateral Transversus Abdominis Plan Bloğu İle Bilateral Quadratus Lumborum Bloğunun Postoperatif Analjezi Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması" Amaç: Abdominal cerrahisi sırasında orta hat kesisi birçok prosedür için uygulanmaktadır. Postoperatif dönemde ağrının önlenmesi ve opioid tüketiminin azaltılması için multimodal analjezinin bir parçası olarak periferik sinir blokları sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada orta hat insizyonu ile yapılan laparotomilerde ultrasonografi eşliğinde yapılan bilateral oblik subkostal TAPB ile bilateral QLB2 ve QLB3'ün postoperatif ilk 24 saatteki ağrı düzeyine, toplam opioid ihtiyacına ve yan etkiler üzerine etkisinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanelerinde orta hat kesisi ile laparotomi yapılan 18-70 yaş arası ASA1-3 olan hastalar dahil edildi. Genel anestezi altında laparotomi yapılan hastalara cerrahi bitiminde hasta uyandırılmadan önce her bir tarafa 0.3 ml/kg %0.25 bupivakain ile bilateral QLB2-QLB3 veya bilateral oblik subkostal TAPB uygulandı. Hastalar uyandırıldıktan sonra morfin içeren 1mg bolus 10 dk kilit süreli İV HKA cihazı hazırlandı ve uygulandı. Operasyon sonrası 15. dakikada, 2, 4, 8,12,16,24. saatlerde hastaların VAS skorları, bulantı/kusma skorları, kaşıntı skorları, ilk kurtarıcı analjezik ihtiyacının olduğu zaman, alt ekstremite motor gücü, postoperatif ilk 24 saat boyunca kullanılan toplam opioid miktarı ve toplam ek analjezik ihtiyacı kaydedildi. Bulgular: Çalışmamızda QLB grubunda 62 hasta, TAPB grubunda 60 hasta yer aldı. QLB grubunda 2 hasta veri eksikliği nedeniyle istatistiksel analize dahil edilmedi. Hastaların demografik verileri (ASA skoru haricinde), cerrahi tipleri, kullanılan lokal anestezik ilaç miktarı, postoperatif bulantı-kusma varlığı, kaşıntı, antiemetik ilaç ihtiyacı, yoğun bakımda kalış süreleri, postoperatif komplikasyonlar, postoperatif ilk ek analjezik ihtiyacının olduğu zamanlar değerlendirildiğinde iki grup arasında anlamlı fark izlenmedi. ASA skorlarına bakıldığında iki grup arasında anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). QLB grubunda ilk 24 saatte toplam kullanılan morfin miktarı anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,001). Dinlenme ve hareket VAS değerleri tüm saatlerde QLB grubunda anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). Tüm zamanlarda TAPB grubunda ek analjezik kullanımı QLB grubundan daha yüksekti. Ek analjezik kullanımına gruplar arası zaman trendi bakımından bakıldığında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Sonuç: Orta hat kesisi ile laparotomi yapılan hastalarda postoperatif akut ağrının kontrolünde visseral ağrıya da etkili olduğundan QLB, TAPB'a göre daha etkin bir ağrı kontrolü sağlar, postoperatif opioid kullanımını TAPB'a göre önemli derecede azaltır ve hasta memnuniyetini artırır. Anahtar kelimeler: Quadratus lumborum bloğu, Transversus abdominis plan bloğu, Postoperatif ağrı

AnaljeziAnesteziAğrı+6
Esma Aşık
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif supratentorial kraniotomi yapılacak hastalarda skalp sinir bloğu ve intravenöz ibuprofen uygulamalarının nosisepsiyon düzey (NOL) indeksi rehberliğinde analjezik etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Nöroşirürji operasyonları çivili başlık uygulaması, kraniotomi ve entübasyon gibi birçok ağrılı uyaranın olduğu cerrahiler arasındadır. Sıkı hemodinamik kontrol gerektiren supratentorial kraniotomi cerrahisi için etkili analjezik yöntemlere ihtiyaç vardır. Bu çalışmada skalp sinir bloğu ve intravenöz ibuprofen uygulamalarının, nosisepsiyon düzey (NoL) indeksi monitörizasyonu ile analjezik ve hemodinamik değişiklikler üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize kontrollü, faktöryel gruplardan oluşan, çift kör bir çalışmadır. Yaşları 18-65 arasında, vücut kitle indeksi (VKİ) 30'un altında olan, ASA I-III olan 102 hasta çalışmaya dahil edildi. İntravenöz (IV) ipurofen uygulanan grup İbuprofen grubu (I grubu), skalp sinir bloğu uygulanan grup Blok grubu (B grubu), IV ibuprofen ve skalp sinir bloğu uygulanan grup İbuprofen+Blok grubu (IB grubu) olarak isimlendirildi. NoL değeri 25 üzerine çıktığında kurtarıcı analjezik olarak 0,5 mcg/kg dozundan remifentanil IV bolus uygulandı. Demografik özellikler, hemodinamik parametrelerdeki değişiklikler, tüketilen remifentanil miktarı, postoperatif ilk 3 saatteki VAS değeri, bulantı ve kusma sıklığı kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya 54 (%52,9) kadın ve 48 (%47,1) erkek olmak üzere toplam 102 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 47,43±13,56 idi. Çivili başlık, cilt kesisi ve kraniotomi sırasında NoL değeri 25 üzerine çıkan hastalarda kurtarıcı analjezik ihtiyacı değerlendirildiğinde gruplar arasında fark vardı ve İB grubundaki hiçbir hastada kurtarıcı analjezik ihtiyacı olmadı (sırasıyla p<0.001, p=0.002, p<0.001). Remifentanil miktarı için en yüksek ortalama 2042,65±752,28 mcg ile İ grubunda bulunurken, en düşük ortalama 1250,00±418,69 mcg ile İB grubunda bulundu, B grubunda ise ortalama 1477,65±583,80 mcg idi. Entübasyon sonrası kalp hızında, sistolik kan basıncında ve diyastolik kan basıncında görülen sempatik yanıt İ grubunda ve İB grubunda, B grubuna göre anlamlı daha düşüktü (sırasıyla p=0.004, p=0.009, p<0.001). Çivili başlık sırasında kalp hızında, sistolik kan basıncında ve diyastolik kan basıncında görülen sempatik yanıt B grubunda ve İB grubunda, İ grubuna göre anlamlı daha düşüktü (sırasıyla p=0.033, p=0.012, p<0.001). 1., 2. ve 3. saatteki VAS değerleri B ve İB gruplarında İ grubuna göre anlamlı daha düşük bulundu (sırasıyla p<0,001 ve p<0,001). Sonuç: Elektif supratentorial kraniotomide preemptif uygulanacak intravenöz ibuprofen ile entübasyon aşamasında hemodinamik stabilite sağlanırken, skalp sinir bloğu ile çivili başlık uygulaması sırasında hemodinamik stabilite sağlanabilir. Skalp sinir bloğu yapılan hastalarda intraoperatif opioid tüketimi azalır ve erken postoperatif dönemde daha iyi bir ağrı kontrolü sağlanabilir.

AnesteziKraniyotomiNosiseptin+4
Ahmet Cem Ceran
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif torakotomi cerrahisi geçirecek hastalarda preemptif ve cerrahi bitiminde uygulanan erektör spina plan bloğunun nosisepsiyon düzey indeksi (NoL) rehberliğinde intraoperatif opioid tüketimi ve postoperatif analjezi üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Toraks cerrahileri bilinen en ağrılı cerrahiler arasındadır. Postoperatif dönemde analjezi yönetiminin başarıyla gerçekleştirilmesi, operasyona sekonder pulmoner komplikasyonların, morbiditenin ve hastanede kalış süresinin azalmasında önemli role sahiptir. Son yıllarda Erektör Spina Plan Bloğu (ESPB), torakotomi cerrahilerinin analjezi yönetiminde sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada ESPB'nin preemptif veya cerrahi bitiminde uygulanmasının, Nosisepsiyon Düzey İndeksi (NoL) monitörizasyonu eşliğinde intraoperatif opioid tüketim miktarına etkisini tespit etmek, postoperatif dönemdeki analjezik ihtiyacı ve ağrı skorları üzerinde etkisini kıyaslamak, opioid tüketimi ilişkili yan etkileri karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız prospektif, randomize kontrollü bir çalışmadır. Yaşları 18-65 arasında, vücut kitle indeksi (VKİ) 30'un altında olan, ASA I-III olan 52 hasta çalışmaya dahil edildi. Preemptif ESPB uygulanan grup, Grup I ve cerrahi bitiminde ESPB bloğu uygulanan grup, Grup II olarak isimlendirildi. Nosisepsiyon Level İndeks (NoL) değeri 25 üzerine çıktığında kurtarıcı analjezik olarak 25 mikrogram (mcg) fentanil intravenöz bolus olarak uygulandı. Hastaların demografik özellikleri, geçirdikleri cerrahiler, cerrahi süreleri, intraoperatif tüketilen fentanil miktarı, postoperatif 1., 2., 6., 12. ve 24. saatteki Vizüel Ağrı Skalası(VAS) değerleri, bulantı, kusma ve kaşıntı şikayetleri, ek analjezik ihtiyaçları, postoperatif fentanil tüketimleri, göğüs tüpü çekilme günü ve taburculuk günleri verileri toplandı. Bulgular: Çalışmaya 25 (%48,1) kadın, 27 (51,9) erkek olmak üzere toplam 52 hasta dahil edildi. Gruplar demografik özellikler bakımından benzerdi. Gruplar arasında NoL değeri baz alınarak yapılan kurtarıcı analjezik ihtiyacı değerlendirildiğinde intraoperatif fentanil tüketimi açısından gruplar arasında fark görüldü (p=0,006). Grup I'de intraoperatif toplam fentanil tüketimi 143,27±39,723 mcg olarak bulunurken Grup II'de bu miktar 179,23±49,350 mcg idi. Gruplar arasında postoperatif dönemde VAS skorları karşılaştırıldığında, dinlenim durumunda 2.ve 6. saatte Grup I'de istatistiksel olarak anlamlı düşüklük görüldü (sırasıyla p=0,007 ve p=0,003). Hareket durumunda ise 1., 2., ve 6. saatlerde Grup I'de VAS skorları anlamlı olarak düşüktü (sırasıyla p=0,009, p=0,004 ve p=0,011). Öksürük durumunda ise 1., 2., ve 6. saatlerde Grup I'de VAS skorları anlamlı olarak düşüktü (sırasıyla p=0,003, p=0,005 ve p=0,006). Hasta kontrollü analjezi cihazından analjezik talep sayısı tüm zamanlarda Grup II'de yüksek bulundu (sırasıyla p=0,049, p=0,002, p=0,019, p=0,022 ve p=0,022). Hastaların ek analjezik talebi ise Grup I'de 1. ve 2. saatte anlamlı olarak daha düşük bulundu (sırasıyla p<0,001 ve p<0,001). Sonuç: Torakotomi cerrahilerinde preemptif uygulanacak ESPB ile intraoperatif opioid kullanımı azaltılabilir. Ayrıca cerrahi bitiminde uygulanan ESPB ile kıyaslandığında postoperatif dönemde daha düşük ağrı skorları, postoperatif opioid tüketimi ve diğer ek analjeziklere ihtiyaçta azalma sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: preemptif analjezi, erektör spina plan bloğu, nosisepsiyon düzey (NoL) indeksi, torakotomi, opioid tüketimi

AnaljeziAnaljezikler-opioidAnestezi ve analjezi+5
Canan Tokur
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nervus occipitalis major ve occipitalis minor sinir bloğu için ideal noktanın enjekte edilen volüm ve anatomik diseksiyonlar ile prediksiyonu

Amaç: Baş ve boynun arka bölgesini ilgilendiren birçok ağrı sendromu olduğu gibi bu bölgeden yaklaşım gerektiren cerrahi işlemler de postoperatif ağrıya sebebiyet vererek hastaların hayat kalitesini düşürür. Bu durumların önlenmesi ve tedavisinde bu bölgedeki sinirlerin blokajı sıklıkla kullanılmaktadır. Nervus occipitalis major ve minor bu bölgenin innervasyonunu sağlayan en önemli sinirlerdir. Bu sinirlerin blokajının başarısı enjeksiyon yerinin doğru belirlenmesini ve doğru enjeksiyon volümünün kullanımını gerektirir. Başarılı blok için optimal enjeksiyon hacmi konusunda fikir birliği yoktur. Bu çalışmamızın amacı, kadavra modelleri ve anatomik diseksiyonları kullanarak N. occipitalis major ve minor bloğu sırasında farklı hacimlerde enjekte edilen boyanın yayılma paternini ve sinir tutulumunu karşılaştırarak bu bloğun başarısını ve güvenliğini iyileştirmek için yeni bilgiler sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarlarında bulunan ve diseksiyon eğitiminde kullanılan 6 kadavraya ait 12 kafa yarısı kullanılmıştır. Kadavralar, oksipital bölgenin sağ veya sol tarafına GON blokları için 3 veya 5 mL enjeksiyon yapılacak şekilde randomize edilmiştir. Seçilen bu kadavralar üzerinde 3 mL metilen mavisi (%1 metiltioninium klorid) kullanılarak 6 adet GON bloğu ve 5 mL metilen mavisi kullanılarak 6 adet GON bloğu uygulanmıştır. Enjeksiyon sonrası kadavra diseksiyonları, sinirlerin yerini, vertikal dağılımını ve gözlemlenen boyanmalarını değerlendirmek için (blok performansına dahil olmayan) bağımsız bir anatomistle birlikte yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarında bulunan altı adet %10'luk formaldehit çözeltisi ile tahnit edilmiş kadavra başı kullanılmıştır. Bu kadavralardan dördü erkek, ikisi kadın olup yaş ortalaması 75,5±10,89 (58-91) yıl olarak tespit edilmiştir. Kadavraların biparietal çap ortalaması 151,7±7,53 mm (145-167), nasion-inion mesafesi ortalaması 380,6±49,91 mm (310-440) ve baş çevresi ortalaması 611,6±50,45 mm (550-670), olarak hesaplanmıştır. GON'un çıkış noktası atlantoaksial intervertebral alan seviyesinde, orta hattın ortalama 18 mm lateralinde (min: 16 mm ve max: 19 mm) bulunmuştur. İntervertebral alandan çıktıktan sonra GON laterale ve M. obliquus capitis inferior'un kaudaline ilerlemektedir. GON'un subkutanöz plana çıkması orta hattın ortalama 22.75 mm lateralinde (min: 17 mm ve max: 27 mm) ve EOP'nin ortalama 18 mm kaudalinde (min: 15 mm ve max: 21 mm) bulunmuştur. GON, 8 diseksiyonda OA'nın medialinde görülürken; 4 diseksiyonda arterin lateralinde tespit edilmiştir. Tüm GON ve TON'ların boyandığı görülmüştür. 5 ml enjekte edilen grupta tüm LON'ların boyandığı; 3 ml enjekte edilen grupta 3 kadavrada LON'un boyandığı gözlenmiştir. Tüm kadavralarda trigonum suboccipitale ve N. suboccipitalis yoğun şekilde boyanmıştır. Sonuç: GON blok çeştli ağrılı sendromlarının tanı ve tedavisinde etkili bir yöntemdir. Özellikle medikal tedavi ie yanıt alınamayan ve belirgin özürlülük oluşturan migren gibi ağrı sendromlarında popüler bir uygulamadır. Literatürde GON blokajının lokalizasyonu, uygulanacak lokal anestezik tipi, steroid tipi ve enjektat volümü ile ilgili belirsizlikler mevcuttur. 3 ml GON enjeksiyonu ile tüm proksimal GON ve TON'ların boyandığı, kadavraların yarısında da LON'ların boyandığı saptanmıştır. Ek olarak kadavraların %30'unda GON, OA'nın lateralinde lokalize edilmiştir. Anahtar kelimeler: Nervus occipitalis major, Nervus occipitalis minor, baş ağrısı, sinir blokajı, GON blokajı

AnatomiAğrıBaş ağrısı+3
Benay Dilik
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serratus anterior düzlem bloğu (SAPB) ve rhomboid interkostal düzlem bloğunun (RİPB) meme kanseri cerrahisi uygulanan hastalarda analjezi üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Meme kanseri kadınlarda rastlanan kanser çeşitleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Buna paralel olarak meme kanseri cerrahileri de sık uygulanan girişimlerdir. Bu operasyonlarda postoperatif analjezi amaçlı uygulanabilirliği kolay ve güvenli olan interfasyal plan blokları giderek yaygınlaşmaktadır. Çalışmamızda meme kanseri cerrahisi uygulanan hastalarda serratus anterior düzlem bloğu ile rhomboid interkostal düzlem bloğunun postoperatif analjezi üzerine etkilerini karşılaştırmayı hedefledik. Materyal ve metod: Çalışma, etik kurul onayı sonrası hastalardan yazılı onam alınarak, meme kanseri cerrahisi uygulanacak, 18-70 yaş arasında, ASA (American Society of Anesthesiologists) skoru I-III olarak değerlendirilen 40 hastada gerçekleştirildi. Çalışma çift kör, prospektif, randomize ve olarak planlandı. Tüm hastaların anestezi indüksiyonu aynı şekilde sağlandı ve entübe edildi. Hastalar SAPB (Grup S) ve RİPB (Grup R) olarak ikiye ayrıldı. İki gruba da postoperatif ekstübasyon öncesi 20ml %0.25 bupivakain 10ml %0,5 lidokain ve 10ml salinden oluşan lokal anestezik karışım solüsyonu enjekte edildi. Postoperatif dönemde intravenöz morfin kullanılarak hasta kontrollü analjezi (HKA) kullanıldı. Postoperatif 20., 40., 60.dakika, 3.saat, 6.saat, 12.saat, 18.saat ve 24.saat NRS (numerik ağrı skoru) skorları ve opioid tüketimleri kaydedildi. İlk analjezi gereksinimine kadar geçen süre analjezi zamanı olarak tanımlandı ve kaydedildi. Eş zamanlı olarak komplikasyonlar da (bulantı/kusma, pnömotoraks, hematom, kaşıntı) kaydedildi. Bulgular: Ultrasonografi eşliğinde yapılan serratus anterior düzlem bloğu ve rhomboid interkostal düzlem bloğu karşılaştırıldığında postoperatif tüm zamanlarda NRS skorları istatistiksel açıdan benzer idi(p>0.05). 24 saatte toplam morfin tüketim ortalaması Grup S de 3,05mg Grup R de 1,75mg olup opioid tüketimlerinin ortanca viii değerleri istatistiki yönden farklı bulunmadı(p>0.05). Hastalar analjezi süresi, komplikasyonlar ve kurtarıcı analjezik ihtiyacı yönünden incelendiğinde iki grupta fark tespit edilmedi(p>0.05). Sonuç: Çalışmamız sonucunda meme kanseri cerrahisinde serratus anterior plan bloğu ile rhomboid interkostal plan bloğunun opioid tüketimlerinin benzer olduğunu saptadık. Meme kanseri cerrahisinde postoperatif analjeziyi sağlamak amacıyla her iki düzlem bloğu da multimodal analjezinin bir elemanı olarak tercih edilebilir.

AnaljeziAğrı-postoperatifCerrahi+5
Doğukan Kilit
Maltepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ultrason rehberliğinde transversus abdominis plane(US-TAP) bloğu ve laparoskopi rehberliğinde transversus abdominis plane(LS-TAP) bloğunun laparoskopik üst batın cerrahisi uygulanan hastalarda post-op analjezi üzerine etkinliklerinin araştırılması

Amaç: Laparoskopik üst batın cerrahisi uygulanan hastalarda genel anestezi altında, ultrasonografi rehberliğinde TAP blok ve laparoskopi rehberliğinde TAP blok uygulamasının operasyon sonrası ilk 24 saatte hastanın analjezi yönetimine katkısını değerlendirmeyi ve her iki yöntemin etkinliklerini kıyaslamayı amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışma; etik kurul onayı alındıktan sonra, hastalardan yazılı onam alınarak, genel cerrahi kliniği tarafından laparoskopik üst batın cerrahisi planlanan, American Society of Anesthesiology (ASA) preoperatif fizyolojik değerlendirme skoru I-III olan, 18-70 yaş aralığında 60 hasta dahil edilerek yürütüldü. Çalışma; çift kör, prospektif, randomize olarak planlandı. Hastalar iki gruba ayrıldı. Tüm hastalara anestezi indüksiyonu aynı şekilde uygulandı. İki gruba da ekstübasyon öncesi; 30 ml %0,5 bupivakain ve 10 ml %2 lidokain ile TAP blok uygulandı. Operasyon bitiminde hastalar ekstübe edilip, derlenme odasına alındıkları andan itibaren ilk 1 saat boyunca 20 dakika ara ile, takiben ise 1.-3.-6.-12.-18.-24. saatlerde ağrı düzeyleri Numeric Rating Scale (NRS) sistemi ile belirlenerek kayıt altına alındı. Komplikasyon gelişip gelişmediği, hastanede kalış süresi, ek analjezik ihtiyacı ve ne zaman uygulandığı, opioid tüketimi, tüketilen parasetamol miktarı, bulantı ve kusma durumu, ayağa kalkma süresi ve gaz/gaita çıkış süresi kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 60 hastanın (%66,7 kadın) yaş ortalaması 48,45±14,96 yıldır. Her iki grup karşılaştırıldığında; postoperatif NRS skorlarında, 20.dakika, 40.dakika, 3.saat, 12.saat, 18.saat ve 24.saat ağrı düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Gruplar arasında; 1.saat ağrı düzeyleri ve 6.saat ağrı düzeyleri incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmış olup; L-TAP grubunun ağrı skorları U-TAP grubundan yüksek bulunmuştur. Hastanede kalış süresi, komplikasyon gelişimi, ayağa kalkma süresi, gaz/gaita çıkış süresi, tüketilen parasetamol miktarı, ek analjezik ihtiyacı ve ne zaman uygulandığı, ek opioid ihtiyacı ve postoperatif bulantı ve kusma parametrelerinin benzer olduğunu saptadık. Sonuç: Laparoskopik üst batın cerrahilerinde, laparoskopi veya ultrasonografi eşliğinde TAP blok uygulamaları, postoperatif analjezi yönetiminde multimodal analjezinin parçası olarak kullanılabilirler. Anahtar Sözcükler: Analjezi; Transversus Abdominis Plan Blok; Ultrasonografi; Laparoskopi, Kolesistektomi.

AnaljeziAnesteziCerrahi-abdominal+6
Berfin Gizem Özelsel
Maltepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Torakoskopik cerrahide ultrasonografi kılavuzluğunda erektör spina ve yüzeyel serratus anterior plan bloklarının hasta kontrollü analjezi yöntemi ile karşılaştırılması

Video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) sonrası analjezi yönetiminde kullanılan rejyonel tekniklerden erektör spina plan bloğu (ESPB) ile serratus anterior plan bloğu (SAPB); paravertebral blok (PVB) ve torakal epidural analjeziye (TEA) kıyasla komplikasyon oranı düşük, uygulaması basit, ultrasonografi (USG) eşliğinde yapılan interfasyal plan bloklarıdır. ESPB ilk olarak Forero ve ark. tarafından 2016 yılında tanımlanmıştır. Torakal bölgede analjezi sağlamak için T5 vertebra seviyesinden uygulanmaktadır. SAPB ilk olarak Blanco ve ark. tarafından 2013 yılında tanımlanmıştır. Beşinci kosta seviyesinden uygulanan bu blok esas olarak lateral göğüs duvarının üst ve orta torasik dermatomlarını bloke eder. Bu çalışmanın amacı, VATS sonrası analjezi yönetiminde ESPB ve SAPB'nin analjezik etkinliklerini karşılaştırmaktır. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurul onayı (08.02.2022 tarihli 3 karar no.lu) ve hasta onamları alındıktan sonra genel anestezi altında elektif VATS cerrahisi planlanan 50 hasta (18-70 yaş arası) çalışmaya dahil edildi. Hastalar bilgisayar randomizasyon programı yardımıyla Grup ESPB (n=25) ve Grup SAPB (n=25) olmak üzere iki gruba ayrıldı. ESPB grubundaki hastalara indüksiyon sonrası cerrahi öncesi T5 seviyesinden kateter yerleştirilerek 30 ml % 0.25 bupivakain verildi. SAPB grubundaki hastalara indüksiyon sonrası cerrahi öncesi beşinci kosta seviyesinden serratus kasının yüzeyel fasyasına kateter yerleştirilerek 30 ml % 0.25 bupivakain verildi. Her iki gruptaki hastalara, postoperatif dönemde NRS skoru ≥3 olduğunda, ESPB ve SAPB kateterlerinden hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazı ile %0,125'lik bupivakain infüzyonu başlandı. İntraoperatif fentanil kullanımı, postoperatif ilk 24 saatte her iki grubun NRS skorları, kurtarma analjezisi olarak morfin kullanımı, HKA cihazına bağlanma zamanı ve komplikasyonlar kaydedildi. ESPB grubunda intraoperatif fentanil tüketimi anlamlı olarak düşük bulundu (p<0.05). İki grup HKA cihazına bağlanma zamanı açısından karşılaştırıldığında arada istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Her iki grupta da istirahat ve öksürükle postoperatif NRS skorları zamanla azalmıştır (p<0.05). Postoperatif NRS skorları ve kurtarma analjezisi kullanımında iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Her iki grupta işlem sırasında herhangi bir komplikasyon görülmedi. Sonuç olarak; yaptığımız çalışma ESPB uygulamasının intraoperatif analjezi yönetiminde SAPB'den daha etkin olduğunu, postoperatif analjezi yönetiminde her iki bloğun benzer etkinlikte analjezi sağladığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: postoperatif analjezi yönetimi; hasta kontrollü erektör spina plan bloğu; hasta kontrollü yüzeyel serratus anterior plan bloğu; video yardımlı torakoskopik cerrahi

AnaljeziAnaljezi-hasta kontrollüCerrahi+6
Barış Demirci
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyat olan hastalarda postoperatif analjezi için ultrason eşliğinde yapılan erektör spina plan bloğu ile yara yerine uygulanan lokal infiltrasyon analjezi yöntemlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada; lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyatı planlanan hastalarda preemptif olarak uygulayacağımız LİA ya da ESP blok yöntemlerinin; hastalarımızın intraoperatif remifentanil tüketimine etkisini gözlemlemek ve postoperatif sayısal değerlendirme skalası (NRS), morfin talep ve tüketimleri ile ağrı derecelerini karşılaştırmaktır. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, lumbotomi cerrahi kesisi ile ameliyatı planlanan ASA I-III, 18-75 yaş arası 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma prospektif, randomize kontrollü, çift kör olarak yürütüldü. Standart anestezi indüksiyonundan sonra preemptif olarak; 30 hastaya LİA, 30 hastaya ise ESP blok uygulandı. İntraoperatif dönemde tüketilen remifentanil dozu ile hemodinamik parametreler her 5 dakikada ölçüldü. Postoperatif HKA ile morfin bolus tedavisi ve parasetamol ile kurtarma analjezisi planlandı. Postoperatif morfin ve ek analjezi tüketimi, NRS skorları, hemodinamik parametreler ve komplikasyonlar 48 saat süreyle kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. İntraoperatif ESPB grubu remifentanil tüketimi ortalaması 455±165,23 mcg, LİA grubu ise 296,67±110,59 mcg olarak ölçülerek istatistiksel fark gözlendi (p=0,001). Postoperatif takiplerde ise ESPB grubu ilaç tüketimi ve NRS skor ortalamalarıda tüm zamanlarda anlamlı olarak düşük çıktı (p=0,01) (PCA-morfin 41,93±14,47 mg karşılık 57,23±15,5 mg, Ek analjezik-parasetamol 2,1±1,06 gr karşılık 4,27±1,14 gr). Grupların ilk kurtarma ek analjezik alım zamanları ortalamaları LİA grubunda 10,6±8,1 ESPB grubunda 19,33±8,87 olarak anlamlı çıktı. Hasta memnuniyet anketide ESPB lehine anlamlıydı (p=0,05). Sonuç: Flank insizyon ile gerçekleştirilen operasyonlarda oluşan ağrının kontrolünde intraoperatif LİA yönteminin remifentanil tüketimi açısından daha etkin olduğu ancak postoperatif takiplerde ESPB yönteminin daha uzun ve etkin ağrı kontolü sağladığı gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Flank (lumbotomi) insizyon, erektör spina plan blok, lokal infiltrasyon analjezisi,

AnaljeziAğrıAğrı ölçümü+6
Taner Özdemir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Supraklaviküler brakiyal pleksus bloğu uygulanan hastalarda intravenöz deksmedetomidin ve perinöral deksametazonun blok süresine etkisi

Amaç: Bu çalışmada supraklaviküler blok yapılan hastalarda intravenöz deksmedetomidin ile perinöral deksametazonun kombine kullanımının blok süresine, blok başlangıcına, hasta memnuniyetine, postoperatif bulantı-kusmaya ve opioid tüketimine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayından sonra, supraklaviküler blok planlanan ASA I-III, 18-75 yaş arası 120 hasta çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör olarak gerçekleştirildi. Grup 1'e, iv deksmedetomidin infüzyonu, Grup 2'ye iv deksmedetomidin + perinöral deksametazon, Grup 3'e perinöral deksametazon verildi. Dördüncü grup kontrol grubuydu. Postoperatif 48 saat boyunca vital bulgular, komplikasyonlar, morfin tüketimi, hasta memnuniyeti, motor ve sensoriyel blok süreleri kaydedildi. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Bulgular: Sensoriyel blok süreleri Grup 1 (726,83 ± 50,93 dk), Grup 2 (1126,33 ± 127,32 dk) , Grup 3 (1104,83 ± 120,71 dk), Kontrol (368,67 ± 41,73 dk) gruplarında değerlendirildi. Motor blok süreleri Grup 1 (726,83 ± 50,93 dk), Grup 2 (1126,33 ± 127,32 dk), Grup 3 (1104,83 ± 120,71 dk), Kontrol (368,67 ± 41,73 dk) gruplarında değerlendirildi. Hem motor hem de sensoriyel blok süreleri açısından Grup 2 ve Grup 3 benzer bulundu (p>0,05). Grup 2 ve Grup 3, Grup 1 ve Kontrol gruplarından daha uzun blok sürelerine sahipti (p<0,05). Grup 1 ise Kontrol grubundan daha uzun blok sürelerine sahipti (p<0,05). Sonuç: Hem perinöral deksametazon hem de intravenöz deksmedetomidin tek başlarına kullanıldıklarında blok süresini uzatır. Perinöral deksametazon, iv deksmedetomidinden daha etkin olup, bu iki ajanın kombine kullanımı ile perinöral deksametazonun tek başına kullanımı arasında fark bulunmamıştır. Deksmedetomidin rejyonel anestezide etkin bir sedatif olsa da hipotansiyon ve bradikardiye neden olabileceği unutulmamalıdır. Anahtar Kelimeler: supraklaviküler blok, iv deksmedetomidin, perinöral deksametazon

AnesteziBrakiyal pleksusBulantı+5
Eren Polat
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal mastektomi yapılan hastalarda ultrason rehberlikli romboid interkostal ve serratus anteriorplan bloğunun postoperatif solunum fonksiyonları ve analjezi üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada birincil hipotez modifiye radikal mastektomi (MRM) sonrası romboid interkostal plan (RİP) bloğu ve serratus anterior plan (SAP) bloğu yapılan hastalarda, blok yapılmayan hastalara göre postoperatif ikinci saatteki solunum fonksiyonlarının daha iyi olacağıdır. Çalışmadaki ikincil hipotez RİP+SAP bloğunun hastalarda ilk 24 saatte ağrı skorlarında ve opioid tüketiminde azalma sağlayacağıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya genel anestezi altında MRM yapılması planlanan 18-65 yaş arası ASA I-II hastalar dahil edildi. Operasyon öncesi cerrahi serviste hastaların solunum fonksiyonları (FEV1, FVC, FEV1/FVC, PEF, FEF25-75) el spirometre cihazı ile ölçüldü. Anestezi indüksiyonu tüm hastalarda aynı şekilde sağlandıktan sonra hastalar entübe edilip randomize olarak iki gruba ayrıldı. Bir gruba 40 ml % 0.25 bupivakain ile RİP+SAP bloğu yapıldı, diğer gruba blok işlemi uygulanmadı. Her iki grupta da standart analjezi intraoperatif dönemde intravenöz (iv) deksketoprofen 50 mg ve cerrahinin bitiminden 15 dk önce uygulanan iv tramadol 1 mg/kg ile sağlandı. Hastaların solunum fonksiyonları postoperatif 2., 6. ve 24. saatlerde, ağrı skorları postoperatif 15.,30 dk ve 1., 2., 6., 12. ve 24. saatlerde NRS ile değerlendirildi, 24. saat opioid tüketimleri kaydedildi. Bulgular: Çalışmada ortalama yaşları 50 olan 64 hasta verisi kullanıldı. Hastaların postoperatif FVC, PEF ve FEF25-75 değerlerindeki değişimin, çalışma (RİP+SAP) grubunda kontrol grubuna göre daha az olduğu istatistiksel olarak tespit edildi. Postoperatif 1., 2. ve 6. saatlerde opioid tüketimi çalışma grubunda anlamlı derecede düşük bulundu. Postoperatif dinlenme ve hareket halinde bakılan NRS skorları çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu. Sonuç: Çalışmada, analjezinin bir parçası olarak uygulanan RİP+SAP bloğunun, MRM sonrası postoperatif solunum fonksiyonlarını, kontrol grubuna göre daha iyi koruduğunu, ağrı skorlarını ve opioid tüketimini azalttığını saptadık. Anahtar Kelimeler: Analjezi, Postoperatif Ağrı, Romboid İnterkostal Plan Bloğu, Serratus Anterior Plan Bloğu, Solunum Fonksiyonu.

AnaljeziAnesteziAnestezi ve analjezi+5
Gizem Akgün
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda siyatik sinir bloğunda amitriptiline deksmedetomidin eklenmesinin blok süresine etkisi

Amaç: Lokal anestezik etkileri bupivakainden daha potent olan amitriptilin, yüksek konsantrasyonlarda kullanıldığında dozla ilişkili olarak, nörotoksik etkilerinin şiddetide artar. Nörotoksik etkileri, amitriptilinin lokal anestezik olarak kullanımını sınırlandırmaktadır. Bu çalışmada; ratlarda siyatik sinir bloğunda amitriptiline deksmedetomidin eklenmesinin, farklı amitriptilin dozlarında blok başlama ve bitiş süresine etkisinin, tek başına amitriptilin ve bupivakainle karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmada toplam 42 adet erkek Sprague-Dawley rat rasgele 7'şerli 6 gruba ayrıldı. Grup 1; amitriptilin 0.625 mg, Grup 2; amitriptilin 0.312 mg, Grup 3; deksmedetomidin 10 µg, Grup 4; amitriptilin 0.625 mg ve deksmedetomidin 10 µg, Grup 5; amitriptilin 0.312 mg ve deksmedetomidin 10 µg, Grup 6; %0.5 bupivakain.Ratlara 5mg/kg intraperitoneal ketamin enjeksiyonu ile anestezi verildi. Posterior yaklaşımla sağ bacakta lateral insizyon ile siyatik sinir eksplore edilerek epinöryum ve perinöryum bütünlüğüne zarar vermeden siniri çevreleyen faysa altına 0.2 mL lokal anestezik enjekte edildi. Lokal anestezik etkinliği motor fonksiyon, proprioseptif ve nosiseptif duyu değerlendirilerek belirlendi. Grup içi verilerin değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis testi kullanıldı. Gruplar arası farkların değerlendirilmesinde tek yönlü Varyans analizi ( Oneway ANOVA) ve Post Hoc testlerden Tukey HSD testi kullanıldı. Değerler ortalama ? standart sapma olarak verildi. İstatistiksel anlamlılık için p<0.05 olan değerler anlamlı kabul edildi.Bulgular: Ratlarda siyatik sinire lokal anestezik enjeksiyonu sonrasında enjeksiyon yapılmayan kontrlateral arka ektremitede her hangi bir proprioseptif, motor ve nosiseptif blok gelişmedi. Tüm ratlarda blok sonrası klinik olarak saptanabilen herhangi bir nörolojik defisit olmaksızın tam geriye dönüş oldu.Çalışmamızda amitriptilin ve amitriptilin-deksmedetomidin kombinasyonları bupivakainden daha uzun süreli lokal anestezik etki gösterdi. İstatistiksel olarak anlamlı olmasada ortalama blok başlama süreleri bupivakain grubunda amitriptilin grubundan daha kısa idi. 0.625 mg amitriptiline 10 µg deksmedetomidin eklenmesi blok sonlanma sürelerini, tek başına 0.625 mg amitriptiline göre belirgin uzattı (p<0.05). Aynı dozda deksmedetomidinin 0.312 mg amitriptiline eklenmesinin blok sonlanma sürelerinde istatistiksel olarak anlamlı olmayan minimal bir uzamaya neden oldu. Kombinasyon grublarında blok başlama sürelerinde istatistiksel olarak anlamlı gecikme saptandı (p<0.05).Sonuç: Bu çalışma ile periferik sinir bloğunda amitriptilin ve deksmedetomidin kombinasyonunun blok süresini uzattığı ve artan dozlarda oluşan aditif etkileşimin daha fazla olabileceği gösterildi. Deksmedetomidin ilave edilmesinin blok başlama sürelerini geciktirdiği saptandı.Anahtar kelimeler: Siyatik sinir bloğu, Amitriptilin, Deksmedetomidin, Uzun etkili lokal anestezik

AmitriptilinAnestetiklerAnestezi+5
Mukadder Şanlı
İnönü University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik omuz cerrahisinde uygulanan rejyonal anestezi uygulamalarımızın değerlendirilmesi

İnterskalen brakiyal pleksus bloğu (ISB), omuz cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif ağrı tedavisinde şu anki altın standarttır. Ancak, özellikle hemidiyafragmatik paralizi riski en önemlisi olmak üzere geniş bir yelpazede komplikasyonlar bu blokla ilişkilendirilmiştir. Tezimizde, interskalen bloğa alternatif olarak anterior supraskapular ve anterior kostoklaviküler düzeylerde yapılan blokların postoperatif analjezi ve hemidiyafragmatik fonksiyonları değerlendirdik ve üç grubu birbiriyle karşılaştırdık. Omuz artroskopisi planlanan 46 hastanın dahil edildiği bu prospektif gözlemcinin kör olduğu çalışmada katılımcılara ISB (n = 15), anterior supraskapular blok (ASB) (n = 15) veya kostoklaviküler brakiyal pleksus bloğu (CCB) (n = 16) yapıldı. Bu çalışmanın birincil amaçları, postoperatif numerik derecelendirme skalası (NRS) ağrı skorunu 1., 2., 6., 12. ve 24. Saatte değerlendirmek ve bloklardan önceki normal solunum sırasında ve bloklardan 30 dakika sonra diyafram ekskürsiyonunu ölçmekti. Cerrahi genel anestezi altında gerçekleştirildi. İlk iki saatlik NRS skorları, ISB grubunda diğer iki gruba göre istatistiksel olarak daha düşüktü (p<0,001), ancak bu fark klinik açıdan anlamlı değildi. 6. saatte üç grup arasında NRS skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. 12 ve 24 saatlik NRS skorları, ASB grubunda ISB grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktü (p<0,05) ve ASB ve CCB grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p>0,05). İpsilateral diyafram ekskürsiyonu 30 dakika sonra CCB grubunda en iyi şekilde korundu ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). ASB grubunda diyafram ekskürsiyonu, ISB grubuna göre istatistiksel olarak daha iyiydi (p<0,001). ISB'ye göre, ASB ve CCB, pulmoner fonksiyona daha az etkisi olan tatmin edici postoperatif analjezi sağlarken diyafram fonksiyonunu korumaktadır. Bu bloklar, omuz artroskopisi için geleneksel ISB'ye alternatif olarak düşünülebilirler.

AnesteziAnestezi-kondüksiyonArtroskopi+7
Burak Taha Sarıoğlan
Eskişehir Osmangazi University
2023
00

Related subjects