Ontoloji
66 theses under this subject heading
Çocuklara yönelik ontoloji ve folksonomi tabanlı güvenli bir bilgi arama motoru geliştirilmesi
İnternet kullanımında artık yaş sınırı kalmamış ve çocuklar da yetişkinlerde olduğu gibi bilgiye ulaşma amacıyla arama motorlarından yararlanmaya başlamışlardır. Çok küçük yaşlarda teknoloji ile tanışan ve yaygın bir biçimde İnternet teknolojilerinden yararlanan çocuklar, İnternet ortamında bilgi ararken yetişkinlerde olduğu gibi sorunlar yaşamakta ve bu sebeple arama süreçlerinde başarısız olabilmektedirler. Yetişkinlerden farklı olarak çok küçük yaş gruplarında olmaları ve bazı kavramları yanlış anlamaları nedeniyle de farklı ve kendilerini olumsuz etkileyebilecek fiziksel ve ruhsal sorunlar ile de yüzleşebilmektedirler. Bu sebeple çocukların arama süreçlerindeki yaşadıkları sorunlar ve deneyimler detaylıca incelenerek; çocukların güvenli ve doğru bir biçimde bilgi edinmelerine yönelik çalışmalar gerekmektedir. Doğru ve güvenilir bilgiye erişimde oldukça fazla avantajlara sahip ontoloji ve folksonomi yapılarının birlikte kullanıldığı bir bilgi arama motorunun, çocukların bilgiye erişim ihtiyaçlarını karşılayabileceği düşünülmektedir. Bu bilgi arama motoru, çocuklarla birlikte ve onların bilgi arama süreçlerinde yaşadıkları sorunları çözümleyerek geliştirilmelidir. Bu araştırmanın amacı; çocukların güvenli ve doğru bir biçimde bilgi edinmelerini karşılamaya yönelik ontoloji ve folksonomi tabanlı güvenli bir bilgi arama motorunun geliştirilmesidir. Bu araştırmada, çocukların gereksinimlerini karşılamaya yönelik ontoloji ve folksonomi tabanlı güvenli bir bilgi arama motoru tasarlamak ve geliştirmek üzere tasarım tabanlı araştırma yöntemi kullanılmaktadır. Araştırma, sorunun analizinin gerçekleştirildiği ön araştırma ve ürünün tasarlanıp, geliştirildiği ve uygulandığı sonrasında da yansıtmalarının gerçekleştirildiği ürün aşaması olmak üzere iki temel aşamadan oluşmaktadır. Bu çalışmada veriler, araştırmacı günlüğü, odak grup görüşmesi, yarı yapılandırılmış görüşmeler, geçerlik komitesi toplantı tutanakları ve doküman analizleri (alanyazında gerçekleştirilen çalışmalar) kullanılarak öğrenciler, öğretmenler, alan uzmanları ve araştırmacıdan toplanmış ve içerik analiziyle çözümlenmiştir. Araştırmada; özellikle bilginin güvenilirliği, çok fazla kaynak arasından aranan bilgiye ulaşmada zorluk, konu ile alakasız sitelere erişim ve aranan sorgu ile alakasız sonuçlar, zararlı sitelere erişim, özel arama motorları ve web filtreleri, Türkçe sonuçlar ile ilgili sorunlar, doğru sorgu ifadelerini seçememe, anahtar kelimeyi bulmada zorluk, kısa ve basit sorgular yazma, hız ve bilgi sunumu başlıklarında sorunlar belirlenmiş ve bu sorunlara yönelik çözümlerle birlikte arama motoru geliştirilmiştir. Geliştirilen çocuklara yönelik ontoloji ve folksonomi tabanlı güvenli bir bilgi arama motorunun kullanıcıların ifadeleri doğrultusunda arama süreçlerinde bilgiye erişirken karşılaştıkları sorunlara çözüm olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Arama motoru, Folksonomi, Ontoloji, Tasarım tabanlı araştırma,Çocuklar için arama motoru.
Attila İlhan'ın şiirlerinde ontolojik metaforlar
Dil; sürekli değişen, gelişen, çok yönlü ve kendi içerisinde sistematik bir düzene sahip olan canlı bir yapıdır. İnsan zihninde bilişsel düzeyde karşılık bulan kavramlar, farklı değişkenlere bağlı olarak anlamsal düzeyde değişebilmekte ve genişleyebilmektedir. Dilde yer alan anlamlandırma ve aktarma çabası, anlam biliminin çalışma alanına da kaynaklık etmektedir. Sözcükler arasında yer alan anlamsal aktarımlar, epistemik ve ontolojik uygunluklar; yeni anlamların dile kazandırılmasında ve ifade gücünün artırılmasında öne çıkan dilsel bir özelliktir. Buradan yola çıkılarak metaforlar, yeni bir anlamlandırma çabası olarak görülebilir. Metafor, Grekçe "meta: öte" ve "pherin: taşımak" kelimelerinden oluşan, klasik görüşe göre bir söz sanatı; çağdaş metafor görüşüne göre ise bir kavramı başka bir kavramla anlatma ve kavramlar arası bir aktarımdır. Şiiri oluşturan anlam derinliklerine yine şiirde kullanılan imgelerin yeterince anlaşılmasıyla ulaşılabilir. Metaforlar da imgelerin temelinde yer alan duygu, düşünce ve olguların kaynağına ulaşmakta bir araç özelliği gösterirler. Bu anlamda şiir incelemelerinde yapılacak metaforik analizler, şiirin anlam dünyasına nüfuz edebilmeyi kolaylaştırdığı kadar şiir metinlerinde kavrama dayalı dilsel özelliklerin de görülebilmesini sağlayacaktır. Yapılan çalışmaların genelde klasik tarzda şiir yorumlamaları ya da şair, zihniyet, imge, şiir ilişkisine dayalı bağlantıları inceleyen tarzda yapıldığı görülmektedir. Metin incelemelerinde metaforik bulgular, hem metnin derin yapısındaki anlam ilişkilerini görmede hem de şairin duygu ve düşünce dünyasını belirlemede bir seçenek sunmaktadır. Bu çalışmada, Attila İlhan'ın şiirlerinde yer alan ontolojik metaforlar tespit edilmeye çalışılmış; elde edilen metafor örnekleri kaynak alanlarına ve ontolojik metafor çeşitlerine göre sınıflandırılarak incelenmiştir. Toplumcu gerçekçi bir şair olan Attila İlhan, bazı şiirlerinde toplumsal temalara dayalı olarak bireysel duyarlılığını da ön plana çıkaran bir sanatsal söylemi ortaya koymuştur. Şaire ait beş ayrı şiir kitabından elde edilen metafor örnekleri, Lakoff-Johson'un "Metaforlar/Hayat-Anlam ve Dil" adlı eserde ortaya koydukları çağdaş metafor teorisi/görüşü doğrultusunda incelenmiştir. İncelemede, şiirde anlam derinliğini sağlayan imge kullanımının metaforlarla ilişkisi ortaya konmuş; Attila İlhan'ın şiirlerinde yer alan ontolojik metaforların şiirin tema ve anlam dünyasına olan katkısı görülmeye çalışılmıştır. Anahtar Kavramlar: Metafor, ontolojik metaforlar, imge, Attila İlhan.
Çağdaş zihin felsefesinde qualianın ontolojik statüsü problemi
"Qualianın ontolojik statüsü" problemi, bilinçli deneyimlerin öznel niteliklerinin yani qualianın, beyin ve merkezi sinir sistemindeki biyokimyasal/nörolojik/fiziksel süreçler üzerinden açıklanmasının mümkün olup olmadığı problemi olarak tanımlanabilir. Çağdaş zihin felsefesi alanında yürütülen tartışmalarının çekirdeğini oluşturan qualia problemi, Antik Yunan felsefesinden günümüze uzanan süreçte farklı formlarda karşımıza çıkmış olan iki kadim sorunsalın –materyalizm-düalizm karşıtlığı ile zihin-beden probleminin– çağdaş bir uzantısıdır. Çalışmamızın ilk bölümü; qualia kavramının tanımını ve temel niteliklerini, bu olgunun bilinç ve beyinle olan ilişkisini, qualianın ontolojik statüsü probleminin tanımı ve kapsamını içermektedir. İkinci ve üçüncü bölümlerde felsefe tarihinde ruhtan zihne, zihinden bilince uzanan süreç, bu kavramlara yönelik temel ontolojik yaklaşımlar eşliğinde serimlenmektedir. Dördüncü bölümde çağdaş zihin felsefesinin mayalanadığı entelektüel iklim ana hatlarıyla ele alındıktan sonra, qualia problemine yönelik iki asli ontolojik yaklaşım olan indirgemecilik ve anti-indirgemecilik önde gelen temsilcilerinden hareketle ortaya konmuştur. Son olarak araştırmamız neticesinde ulaştığımız sonuçlar ve probleme yönelik ontolojik bir kavrayış önerisi sunulmaktadır.
Hukukta madde ve form dikotomisi
Çalışmamızda hukukta önemli derecede kullanım sıklığına sahip form ve madde kavramlarının belirlenmesi, bu iki kavram arasında form lehine olan hiyerarşik ilişkinin tespiti, bu üstünlüğün sebepleri ve yerindeliğinin analizi amaçlanmıştır. İlk bölümde kavramsal bir analiz yapılarak form ve madde unsurlarının içine hangi özelliklerin girdiğini tespit edilmiştir. Bu amaç doğrultusunda belirlilik ve kesinlik; kavramsallık ve sistemsellik; yazılılık ve kodifikasyon; yöntemsellik ve bilimsellik hukukun formunu oluşturan unsurlar olarak ele alınmıştır. Hukukun maddesinin ise amaç, toplumsal olgu, anlam ve içerik unsurlarından oluştuğu belirtilmiştir. İkinci bölümde, form unsuru olarak tespit ettiğimiz kriterler göz önünde bulundurularak, Roma Hukukunda ve Common Lawda form analizi yapılmıştır. Bu tartışmanın akabinde modern dönemle birlikte form ve madde dikotomisinin oluşmaya başladığı, bir başka deyişle bu düalitede, form kavramın maddeye nazaran üstün kabul edildiği gösterilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümün sonunda, teorik tartışmaların pratik örnekler üzerinden gösterilmesi amacıyla madde yerine forma önem veren bir Yargıtay kararı ve genel olarak tebligat hukukuna ilişkin form ve madde analizi yapılarak, hukukta form unsurunun madde unsuruna üstün olduğuna ilişkin temel tezin desteklenmesi amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise hukukta form olarak kabul ettiğimiz belirlilik, kesinlik, kavramsallık ve yöntemsellik gibi niteliklerin, çağdaş bilim felsefesi görüşleri doğrultusunda eleştirel analizi konu edinmiştir. Böylece, belirliliğin, kesinliğin ve bilimselliğin sağlanması uğruna madde unsurunun ikinci plana atılmasına rağmen; belirliliğin, kesinliğin ve bilimselliğin ne kadar sağlandığı ya da sağlanamadığı gösterilemeye çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Amerika ve Avrupa'da ortaya çıkan, hukukun formel özelliklerini azaltmaya yönelik gelişmelere değinilmiştir. Ancak bu gelişmeler "alternatif" olma niteliği sebebiyle asıl olan hukuki çözüm mekanizmalarının formel niteliğinde bir değişim sağlamamıştır. Dolayısıyla, anti-formel hukuk hareketlerinin, modern hukukun form unsuruna öncelik veren niteliğinde önemli ölçüde bir değişim yaratmadığı ifade edilebilecektir. Anahtar Kelimeler: Esas, form, madde, usul.
Âşık Veysel'in şiirleri üzerine ontolojik bir inceleme
Âşık tarzı halk şiiri, halkın içinde yetişen, eserleri sazla icra eden, sözlü şiir geleneğine bağlı âşıkların hece ölçüsüyle ve özel biçimlerle meydana getirdikleri manzum ürünlerdir. 20. yüzyıl âşıklık geleneği temsilcilerinden Âşık Veysel, şiirlerinde işlediği konuları sazıyla dile getirmiştir. Yetiştiği çevrenin de etkisiyle Anadolu bilgeliğini şiirlerinde barındırmaktadır. Âşık Veysel, şiirlerinde varlık, hikmet, ahlâk, güzellik, iyilik gibi felsefi konulara da bilerek veya bilmeyerek değinmiştir. Buradan hareketle geleneksel dünya görüşünün izlerini halkın edebi ürünlerinin içinde görmekteyiz. Âşık Veysel'in varlığa bakışı hakkındaki şiirleri, felsefenin bilim dalı olan ontolojik yaklaşıma benzer kavramları barındırmaktadır. Var olanı ve varlığın bütününü kendine konu edinen ontoloji, varlığı kendi başına "varlık" olarak ele alır. Yeni ontolojinin kurucusu Nicolai Hartmann'ın, real dünyayı varlık tabakaları sistemiyle çözümlemesinden yola çıkan İsmail Tunalı, aynı ontolojik metodu sanat eserlerine uygulamıştır. Sanat eserlerinin ontik yapısını "Ontolojik Analiz Yöntemi" ile tabakalara ayırmıştır. Bunlar: 1) Ses Tabakası, 2) Anlam Tabakası, 3) Nesne veya Obje Tabakası, 4) Karakter veya Ruhi Tabaka 5) Alınyazısı veya Kader Tabakası. Çalışmamızda Âşık Veysel'in varlık konulu bazı şiirleri "Ontolojik Analiz Yöntemi" ile incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Âşıklık Geleneği, Âşık Veysel, Ontoloji, Ontolojik Analiz Yöntemi
Opera sanatının ontolojik varlık tabakalarının incelenmesi
Bu tezde Nicolai Hartmann'ın yeni ontolojisi üzerine Prof. İsmail Tunalı tarafından yazılan Sanat Ontolojisi isimli kitap kaynak alınarak opera sanatının varlık tabakalarının ontolojik analizi yapılacaktır. Opera üzerine ontolojik analiz kendi içinde güçlükler içeriyordu. Araştırmanın ilk aşamasını sanat ontolojisinin kuruluşu oluşturmaktadır. Burada önce genel ontoloji, sonra da sanat ontolojisi üzerine izdüşümler alınmıştır. Daha sonra geliştirilen metodoloji operanın yapısı üzerine oturtulmuştur. Bir sanat eserinin araştırma konusu yapılması, onun bilgi objesi olarak ele alınmasını gerektirir. Estetik obje dediğimiz sanat eserini ontolojik yönden parçaladığımızda karşımıza iki varlık tabakası çıkar. Real ve irreal varlık tabakaları. Bu tabakalar operanın yapısı üzerine oturtulurken operayı oluşturan unsurlar olarak libretto, müzik ve sahneleme ayrı ayn ele alınmıştır. İnceleme hem dönemsel farklılıklar hem opera türleri hem de bestecilerin bireysel farklılıkları üzerindeki görünüşlerle örneklendirilmiştir. Nicolai Hartmann varlık tabakaları bakımından sanat eserini aşağıdan yukarı doğru yapılandırırken, ben araştırmamda libretto müzik ve sahneleme birimlerini operanın temel unsurları olarak aldım ve tabakaların özelliklerini bu unsurlar üzerinde analiz ettim. Diğer sanat eserlerinden farklı olarak operadaki her birimde real ve irreal yapıların her unsurda farklı olarak kendini göstermesi söz konusu. Varlık tarzı bakımından ise operayı Ön- yapı ve arka-yapı olarak ikiye ayırdım. Ön-yapıyı sahneleme ile; arka-yapıyı ise müzik ve libretto ile özdeşleştirdim. Sahneleme unsurunda farklı eserleri sahne üzerinde yorumlayan değişik rejisörlerin reji notlarından, müzik ve libretto da farklı bestecileri yaratılarından faydalandım. Operanın varlık tabakalarını belirlerken sahneleme, müzik ve librettoyu birbirleri için var oluşlarının belirlediği karakteristik noktada birleştirdim. Çünkü bu üç unsurdan birini eksikliği operayı ayakta durmakta güçlük çeken bir yapı haline getirmekte. Son olarak W: A. Mozart'ın Don Giovanni operasının ontolojik analizi inceledim. Bunun için Aydın Büke'nin "İki Dahi Üç Opera" adlı kitabındaki Don Giovanni analizini kullandım. Yapısal olarak tüm bu parçalamaya karşın, paradoks gibi görünse de operanın estetik bir obje olarak var-olan oluşu bütünselliği kaybedilmeden incelenir. Çünkü bizim sanat eseri ile karşılaşmamız bu farklı yapıların bütünselliği içindedir. vıuOpera sanatı da bu bütünsellik içinde kavrandığında var oluşunu tamamlar. Ve bu opera üretiminin içinde olan sanatçıların, yeni yetişen öğrencilerin ve alımlayan izleyicilerin operaya bakış açılarını değiştirebilir düşüncesindeyim. Çünkü opera ne salt kostümlü şarkı söyleme, ne de dramdır. Gerçek var oluşuna ve anlamına onu meydana getiren tüm unsurların dengeli ve yerinde algılanışı ile kavuşur. Anahtar sözcükler: Ontoloji, sanat Ontolojisi, opera, libretto, sahne ıx
Matematik felsefesinde platonculuk
Bu çalışmanın üç amacı bulunmaktadır: İlki; matematik felsefesinin tarihi gelişimini ve bununla bağlantılı olan kavramları ele alarak konuya bir ön hazırlık yapmak, ikincisi Platon'un genel felsefesini ve matematiğe olan bakış açısını ana hatlarıyla ortaya koymak, üçüncüsü Platon'un matematik felsefesindeki yönlendirici ağırlığını göstererek bilim dünyası üzerindeki etkisine ve seçkin konumuna işaret etmektir. Bizi böyle bir çalışma yapmaya yönlendiren temel sorunlar: bilimlerin ve soyut nesnelerin Platon matematiğinde epistemoloji çerçevesinde nasıl şekillendirildiği, Platon'un idealar dünyasının bilgiyle, bilimle, eğitimle ve daha başka alanlarla olan bağlantısının ne şekilde olduğu ve tüm bu alanların mahiyetinin idealara neden bağlı olduğu, matematiksel ilkeler ile geometrik formların Platon'un görüşleri ve özendirici etkisi altında matematik felsefesi içerisinde yüzyıllarca hangi görüşler çerçevesinde tartışıldığıdır. Tezimizde Platon'un kendi eserlerinden yola çıkılarak matematik felsefesindeki büyük felsefi katkılarına, kendisinden sonra gelen düşünür ve matematikçiler üzerindeki yönlendirici etkisine ve hem felsefe alanında hem de matematik alanındaki görüşlerinin ontolojik kökeni olan devrim niteliğindeki meşhur idealar kuramına değinerek, Platon'un her dönemde matematik felsefesi için ne denli değerli olduğuna dikkat çekilmek istenmiştir.
Varoluşta vicdanın yeri: M. Heidegger bağlamında bir inceleme
Martin Heidegger felsefesini kendimize rehber edinerek çalışmış olduğumuz bu tezde, Heidegger felsefesi bağlamında vicdan kavramı varoluş içerisinde incelemenmiş, vicdanın varoluştaki yerini sorgulamıştır. Bu amaçla öncelikle varlık kavramına dair görüşlere, konu çerçevesinde değinilmiştir. Ardından Heidegger'in vicdan anlayışıyla bağlantılı görüşleri açıklanmıştır. Bunun için Dasein, dünya-içinde- varolma, fırlatılmışlık, kaygı, ihtimam gösterme, ölüm kavramları incelenmiştir. İkinci bölümde vicdan kavramı tanımlanmış, çağrı karakteri, Dasein''ın suçlu/borçlu olması görüşü incelenmiş ve kendi olmaklık bağlamında vicdanın varoluştaki yeri hususunda yapılan araştırmalar neticesindeki görüşler beyan edilmiştir. Anahtar Kelimeler: (varlık, dasein, ölüm, kaygı, vicdan)
Şemsüddin Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe etkileşimi
Şemsüddin Semerkandî, Hanefî-Mâtürîdî kelam geleneğinde felsefî kelam yöntemini benimseyen ilk âlimdir. O, Semerkand'da doğmuş, muhtelif alanlarda birçok eser vermiş ve hicri 722 yılında vefat etmiştir. Semerkandî örnekleminde ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisini incelediğimiz bu çalışma giriş, sonuç ve üç bölümden oluşmaktadır: Giriş bölümünde araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynaklarının yanı sıra Semerkandî'nin hayatı ve ilmî kişiliği, kelam-felsefe ilişkisi, kelam ontolojisi ve kelam epistemolojisi konularında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Semerkandî perspektifinde varlık, mâhiyet, mevcûd ve bu kavramlara ilişkin problemler hakkında genel ontolojik kavramlar ve kuramlar incelenmiştir. İkinci bölümde arazlar başlığı altında Semerkandî'nin epistemoloji, teorik fizik, ahlak ve mantıksal kategoriler hakkındaki görüşleri analiz edilmiştir. Üçüncü bölümde Semerkandî'nin cismânî ve rûhânî cevherler, cevher-i ferd ve psikoloji hakkındaki görüşleri değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Semerkandî'de ontoloji ve epistemoloji bağlamında kelam-felsefe ilişkisi ortaya koyulmuştur.
Deleuze felsefesinde olayın kurucu rolü: Leibniz okuması
Bu tez, Deleuze'ün "Olay" kavramının, Stoacılar ve Leibniz üzerinden ontolojik bir düzlemde değerlendirmesini içermektedir. İki bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümünde Deleuze felsefesinin temel kavramları olan Aşkınlık ve İçkinlik, Temsil ve Özdeşlik, Fark ve Tekrar ele alınmaktadır. İkinci bölümdeyse Leibniz felsefesinin Olay ve Fark kavramlarının açılımıyla Deleuze'ün Leibnizci Kıvrımı ve Leibnizci Olay mefhumu ele alınmaktadır. Sonuç bölümünde olayların ontolojik düzlemde nasıl ele alınabileceğine dair irdelemede bulunup genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Abay'ın şiirlerinde ölüm algısı
Ölüm, yeryüzündeki tüm canlıların yüzleşmek durumunda kalacağı önlenemez sondur. Lakin yaşayan varlıklar içinde öleceğinin bilincinde olarak hayat süren tek canlı insandır. Bu nedenle insan türünün var olmaya başladığı dönemlerden bugüne ölüm hem varlığından ürkülen bir hadise hem de sonucu merak edilen bir gizem olarak süregelmiştir. Düşünürler, fikir adamları, sanatçılar, yazarlar ve şairler yapıtlarında ölüm hususuna değinmişler, hepsi de sahip olduğu dünya görüşü ekseninde bir tutum ve tavır ortaya koymuşlardır. Sistemli düşüncenin gelişmeye başladığı dönemler incelendiğinde yazının bulunuşundan beri ölüm nispetinde sergilenen iki tavır dikkat çekmektedir. Bunlardan birincisi ölümü yok hükmünde sayıp, anımsamamak iken, ikincisi hayatın her vaktini onun gerçeğiyle doldurmak üzerinedir. İslam felsefesinde ölüm hususu ekseriyetle ölümün akabindeki yaşam ve bu yaşamın niteliği noktasında işlenmektedir. Bu bahis dini araştırmacılar ve düşünürler arasında bütün yönleriyle irdelenmekle beraber, yazar ve şairler de hususu yapıtlarında işlemişlerdir. Abay Kunanbayoğlu, 1845 ve 1904 yılları arasında Kazak topraklarında yaşamış ve bıraktığı manevi mirasla geniş bir etki alanı oluşturmuş büyük bir âlim ve şairdir. Skolastik bir eğitimle büyümesine karşın Doğu felsefesinin yanında Rus dilini öğrenerek Batı bilimi ve felsefesiyle de tanışma fırsatı bulmuş, bu yönüyle de devrinin en nadide düşünce adamlarından biri olarak kabul edilmiştir. Hayatı bozkır ortasında geçen şair, yaşamı boyunca birçok yakınının ölümüne şahit olmuştur. Bu bağlamda ölümü en yakından deneyimleyen Abay Kunanbay'ın ölüm karşısındaki tavrı da dikkate değer bir araştırma konusu içermektedir. Bu çalışmada, Abay'ın yakınlarının ölümü üzerine kaleme aldığı on üç farklı yas şiiri, diğer bir eseri olan Kara Sözler'i, şiirleri ve konuyla ilgili felsefi kaynaklardan da yararlanarak ontolojik çözümleme metoduyla incelenmiş ve şairin ölüm karşısında takındığı tavır açığa çıkarılmaya çalışılmıştır.
Çağdaş soyut sanatta ontolojik temeller
Çağdaş Soyut Sanatta Ontolojik Temeller adlı bu araştırma, kavramsal soyutlaşmanın ontolojik varlık, ontolojik soyut, ontolojik estetik ve ontolojik fenomen özellikleri temel alınarak dört bölüm halinde yapılandırılmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde; ?Modernizmden Postmodernizme Toplumsal Dönüşüm Kültürü? adlı başlık altında öncelikle, modernite kavramıyla başlayan toplumsal modernleşme süreci temel alınarak, modernlik araştırmalarının dönemin bilimsel gelişmelerine göre sosyolojik bir teori olarak belirlenmesinden sonra postmodern toplum, postmodern durum ve postmodern felsefe ile ilgili görüş ve eleştirilere değinilmiştir.İkinci bölümde: Çağdaşlaşma Bağlamında ?Soyut?layıcı Eğilimler Açısından Modern ve Postmodern Sanat Sürecinde Biçimsel Yapılanma? adlı başlık altında; birinci bölümde temel bir referans olarak verilen modern ve postmodernizmin toplum bilimsel yapısıyla ilgili genel özetin ardından sanat alanında modernizmin gelişim evreleriyle bağlantı kurularak, çağdaş sanatta soyutun ele alınış biçimleri incelenmiş, bu anlamda ?çağdaş soyut? olarak nitelendirilebilecek değişken örnekler arasında yapılanma farklarının kavramsal doğrultuda sergilediği imgesel ve simgesel açılımlar saptanarak, kavramsal sanat adı altında postmodern kavramsal çevrimi hazırlayan post-sanat evrelerinin soyutla kurduğu ilişkiler temellendirilmiştir. Bu belirlemelerden hareketle, kavram, sanat ve kavramsal sanatta dil ve tasarım yoluyla yapısal yapı-kavramsal oluşum parametrelerinin ilişkilendirilmesinin ardından, kavramsal olguların ortaya çıkardığı göstergebilimsel eğilimleri ?felsefi? alana taşıyan Sanat ve Dil Grubu etkinlikleri incelenerek, sanatın felsefi ilişkilerdeki ontolojik yapısının fenomenolojik bir yaklaşımla araştırılması sürecine geçilmiştir.Üçüncü bölümde: ?Ontolojik Temellerde Çağdaş Soyut Sanat Felsefe İlişkileri ve Kavramsal Soyutlaşmada Ontolojik Teori? adlı başlık altında; soyutun ontolojik teorisi yapılandırılmaya çalışılmıştır. Burada öncelikle; ontolojik kuramlarla ilgili temel bilgiler verilmiş, daha sonra; soyutun içerik boyutunun ilgili olduğu fenomenoloji felsefesi, içeriksel boyuttan varlıksal boyuta doğru ontolojik soyut bir kavramsal birleşimle genişletilmiştir. Burada, fenomen felsefesi; kavramsal soyutlaşmanın içerik ve biçim nedeni açısından belirlenirken, ontolojik soyut evrensel özdek alanında metafizik bir bütünlükle ele alınmıştır. Sonraki aşamada, Roman İngarden ve Nicolai Hartmann'ın, figüratif sanatta olduğu gibi, soyut sanatın soyut bağlamda bir tabakalı yapı içeremeyeceği görüşünün eleştirisi analiz edilmeye çalışılmıştır. Ardından, bu bölümün son kısmında ise eleştirel yaklaşımlarda ileri sürülen ana ilkelerden yola çıkılarak Roman İngarden ve Nicolai Hartmann'ın teorilerine alternatif olması amacıyla deneysel bir öneri mahiyetiyle ?Çözümsel Hiyerarşik Yapı Sistemi? adı verilen ontolojik fenomenolojik bir ?kavramsal analiz teorisi? ortaya koyulmuştur.Dördüncü bölümde ise: ?Biçimlendirme Eğiliminde Psiko-Tipolojik Kavramsal Soyutlaşma ve Ontolojik Temellerde Analitik Biçimlendirme? adlı başlık altında; çağdaş soyut sanatın ontolojik teori yapısını temsil etmek üzere Çözümsel Hiyerarşik Yapı Sisteminde davranış bilimleri adı altında yer alan algı psikolojisinin etkilediği biçimlendirme eğilimlerinin, soyutun ontolojik yönüyle kurabileceği ilişkiler üzerinde durulmuştur. Bu anlamda soyutun ontolojik temellere göre yapılandırılması konusunda bir önceki aşamada öne sürülen potansiyel veriler Gestalt psikolojisindeki algı eğilimleriyle karşılaştırılarak ikon, ikonik biçim ve ikonik soyut adı verilen kavramların Çözümsel Hiyerarşik Yapı Sistemiyle olan bağıntısı açıklanmıştır. Bunu takiben son olarak da ana şemada yer alan Küresel Eksen Sisteminin oluşumu tanımlanarak, sistem üzerinde, kavramsal soyutlaşma adına üretilmiş modern ve postmodern içerikli yapıtlar dahil olmak üzere, özellikle bu araştırmayı temsil eden soyut resimler biçimsel açıdan analiz edilerek, planlanan süreçten sonuca doğru gidilmiştir.Anahtar Sözcükler: Modern, Postmodern, Toplumsal, Çağdaş, Soyut, Sanat, Felsefe, Hartmann, İngarden, Schumacher, Sol Lewitt, Kosuth, Duchamp, Kuramsal, Ontoloji, Varlık, Varolan, Fenomen, Fenomenoloji, Eleştiri, Metafizik, Kavram, Kavramsal, Kavramsallaşma, Biçim, İçerik, Biçimlendirme, İkon, İkonik, Algı, İmge, Simge, Analiz, Çözümsel, Hiyerarşik, Yapı, Yapısal, Küresel, Eksen, Sistem, Sistematik, Dilbilim, Gösterge, Göstergebilim, İlişkisel, Tasarım, Tümdengelim, Tümevarım, Psikoloji, Deneysel,
Öğretmen adaylarının elektromanyetik indüksiyon konusunda kavramsal anlamalarının ontolojik yaklaşıma göre tespiti
Bu araştırmanın amacı, fizik öğretmen adaylarının elektromanyetik indüksiyon konusunda kavramsal anlamalarının ontolojik kategorilerini tespit etmektir. Araştırma betimsel yöntemle, olgubilim deseni kullanılarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemi, 2007-2008 eğitim öğretim yılında, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Fizik Eğitimi Anabilim Dalı' nda öğrenim gören `12' 2. sınıf öğretmen adayıdır.Veri toplama aracı olarak dört adet Tahmin Et-Gözle-Açıkla aktivitesi kullanılmış ve aktiviteler eşliğinde yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin analizinde kullanılacak kavramlar `indüksiyon akımı, indüksiyon emk' sı, manyetik akı ve manyetik alan' olarak belirlenmiştir. Yazıya dökülen görüşmelere içerik analizi yapılmıştır.Kavramlara ait açıklamaların ontolojik yaklaşıma göre incelenmeleri sonucunda, indüksiyon akımı, indüksiyon emk' sı, manyetik alan, manyetik akı kavramlarının öğretmen adaylarının bir kısmı tarafından madde kategorisinde, bir kısmı tarafından sınırlama temelli etkileşimler (STE) kategorisinde sınıflandırılmış olduğu tespit edilmiştir. Madde kategorisine dahil edilen kavramların bilimsel açıklamalardan uzak olduğu görülmüştür. STE kategorisinde sınıflandırılan açıklamalardan bazılarında kavramın doğru olarak ifade edilmediği sonucuna varılmıştır. Öğretmen adaylarının pek çoğunun sürecin sonucu hakkında doğru tahminlerde bulunmalarına rağmen sürecin nasıl gerçekleştiğini açıklamakta sıkıntı çektikleri görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Fizik Eğitimi, Ontolojik Yaklaşım, Elektromanyetik İndüksiyon, Öğretmen Adayları, Tahmin Et-Gözle-Açıkla Aktiviteleri
Anoreksik bedenin ontolojik boyutları: Bir niteliksel meta-sentez çalışması
Benlik ve sosyal rollerle yakından ilişkili bir sorun olan anoreksiya nervoza, beden kontrolünün merkezi hale geldiği kimlik arayışının bir parçasıdır. Söz konusu kontrol ihtiyacı, bedenin kabul edilemez göründüğü bir bedensel yabancılaşma durumu tarafından tetiklenmektedir. Bu nedenle mevcut çalışma, anoreksiya nervoza özelinde bedene yabancılaşma durumunu incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda niteliksel meta-sentez araştırması yapılmış ve incelenecek çalışmaların seçiminde amaca yönelik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda anoreksiya nervoza tanısı almış kadınların deneyimlerini inceleyen on üç nitel çalışma, Sartre'ın beden ontolojisi çerçevesinde, Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz kullanılarak yeniden incelenmiştir. Analiz sonuçlarından "kendi-için beden", "başkası-için beden", "kendi-için-başkası-için beden" olmak üzere üç ana tema ve "temel acı", "eksiklik hissi", "birincil duygular", "kontrol", "kaçınma", "kimlik", "kişilik", "ikincil duygular", "onay talebi ve diğerleri yönelimlilik" olmak üzere dokuz alt tema ortaya çıkmıştır. Araştırma sonuçları, ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve anoreksiya nervozanın yalnızca bedensel bir işlev bozukluğu ya da kültürel bir ürün olmadığı gösterilmiştir.
Bilimsel ve mistik düşüncede varlık
Zihnimiz araz (ilinek, sonradan ortaya çıkan) olduğumuzun ve arazlığımızın temeli olan cevherin bilincinde olmak için yaratılmış gibidir. İnsanoğlunun meselesi, onun aynı anda hem araz hem de cevher oluşu ve onun hangi açıdan araz ve cevher olduğunu ve bu ikiliğin mahiyetini nasıl anlaması gerektiğini bilmektir. Kozmik ve metakozmik perde bir sırdır; izafiyet de öyledir.Dün tasavvuf anlayışı mecaz yoluyla, ?la mevcûda illa Allah (mevcudat yoktur sadece Allah vardır)? derken; bugün bilimle ulaşılmıştır ki, tüm algılanan ve algılanamayan varlık, enerji-data yapının (string boyutu) her an değişim halinin getirisinden başka bir şey değildir. Makrokozmozdan mikrokozmoza kadar neyi tutmak istersek boşluğa düşecek, madde dediğimizi tutmak isterken moleküler boyutta bedensel yokluğa karışacak, onu tutmak isterken onun boşluğuna, oradan atomun boşluğuna, oradan çekirdeğin boşluğuna, oradan kuarkların içine düşerek, sonunda string boyutunda seyreden olup gideceğiz? Günümüz bilimine göre de, insanlığın evrenden algıladıklarının tamamı % 4'tür; geri kalan % 96 bize karanlıktır.Hologramik tespit, farklı terkipler (bileşimler, karışımlar) şeklinde açığa çıkan her bir birimin aynı asıldan oluşması olayını anlatır. Kur'an'ı anlamak üzerine neredeyse tüm ömürlerini harcamış olan tasavvuf ehli kimselerin geçmişin şartları içinde misal yoluyla, işaret yoluyla, mecaz yoluyla günümüze kadar gelen anlatımlarının da aynı konudan bahsettiği göz önüne alınacak olursa; bu kavramların bugünün bilimsel bulguları eşliğinde yeniden değerlendirilip, iki tarafın da verdiği mesajın yepyeni anlamının kurgulanma zamanının geldiği anlaşılmaktadır. Bugün yapılacak iş, ?Din ayrı şeydir, bilim ayrı şeydir? önyargısını bir yana koyarak, bilimsel gerçeklere dayalı bir şekilde din-sistem anlayışını incelemektir.Anahtar Sözcükler: Bilim, Mistisizm, Tasavvuf, Din, Tanrı, Allah, İnsan, Evren,Kozmoz, Ruh, Akıl, Varlık, Varlık ötesi, Ontoloji, Hologramik, Holografik, Tümel,Tek, Bir.
Platon ve Aristoteles'in politikalarının ontolojik temelleri
Platon ve Aristoteles'in felsefeleri arasındaki temel fark onların ontolojileri ve epistemolojileri arasındaki farklardan kaynaklanır. Bu yüzden Platon ve Aristoteles'in politik görüşleri arasındaki farkın daha iyi kavranılabilinsin diye ilk önce onların ontolojileri ve epistemolojileri arasındaki farkları ortaya konuldu. Bu iki temel alandaki farklılıklar onların özellikle insan anlayışları hakkındaki görüşlerinde daha belirgin olarak ortaya çıkar. İnsan konusundaki farklılıklar kendilerini siyaset görüşlerinde daha açık ortaya koyduğundan dolayı bu iki filozofun insan hakkındaki görüşlerinin daha net anlaşılabilmesi için ruh ve etik yaklaşımları incelendi.Aristoteles ve Platon'un felsefeleri genel hatları incelendikten sonra politik görüşleri detaylı bir şekilde incelendi. Bu detaylı inceleme içerisinde sırası geldiğinde bu iki filozofun politik görüşleri ile ontolojileri, epistemolojileri, ruh görüşleri ve etikleri arasındaki ilişkiler ortaya konuldu. Son olarak bu iki filozofun ontolojilerinin, epistemolojilerinin, ruh görüşlerinin ve etiklerinin politik görüş üzerindeki etkileri sırasıyla detaylı bir şekilde sunuldu.
Web servisi ile ontoloji yönetimi
İnternet'in üçüncü aşaması olarak Web 3.0, eş deyişle Anlamsal Ağ çağınıyaşıyoruz. Anlamsal Ağ, sayısal veri miktarının katlanarak büyüdüğü ve çeşitlendiğigünümüzde, İnternet erişimine açık her türlü bilgiyi anlamsal bağlarla bir arayagetirmeyi amaçlamaktadır.Anlamsal Ağ, İnternet'in önceki aşamalarından farklı olarak, sözdizimseliçerik yerine anlamsal içerik oluşturma ve işleme hedefindedir. Anlamsal Ağ,verilerin anlamlarının ve diğer verilerle olan ilişkilerinin bilgisayarlar tarafındançözülebilmesi için yeni kavramlar ve teknolojiler barındırmaktadır.Anlamsal Ağ, günümüzde, başta içerik araştırması, içerik yönetimi,özelleştirme, veri bütünleştirme, çalışma alanı modellemesi, gelişmiş arama, doğaldil arayüzü, köken takibi, metin madenciliği, anlamsal belirtim ve sosyal ağkonularında sayıları hızla artan web siteleri ve uygulamaları tarafındankullanılmaktadır.Anlamsal Ağ'ın olanaklarından yararlanan web siteleri ve uygulamaları için,ileride kendisini daha çok duyuracak gereksinimlerden biri de anlamsal içeriğinyönetimi olacaktır. Web sitelerinin içeriklerinin büyük bir bölümünün kullanıcılartarafından sağlandığı ?Katılımcı Web? döneminden beri önemli bir konu olan içerikyönetimi, anlamsal içeriğin kullanıcılar tarafından belirlenmesi ya da genişletilmesibakımından Anlamsal Ağ çağı için de önemli bir konudur.Günümüzde İnternet uygulamalarının gün geçtikçe daha belirgin biçimdeyöneldiği bir başka teknoloji ise web servisleridir. Web servisleri, XML tabanlıolmaları, HTTP gibi oldukça yaygın bir protokol kullanmaları, esnek, modüler veplatform bağımsız olmalarından dolayı, bilgisayarlar arasında bilgi alışverişikonusunda standart duruma gelmiştir.Bu tez kapsamında, Anlamsal Ağ'ın temel bileşenleri olan ontolojilerin, webservisi yoluyla uzaktan yönetiminin nasıl sağlanacağı incelenmiş ve örnek biruygulama ile gösterilmiştir.
COVID-19 verilerinin bağlantılı veri olarak yayınlanması ve sorgulanması
Günümüzde COVID-19 pandemisi ile başa çıkmaya yardımcı olmak ve gelecekteki olası krizlere hazırlanmak için mevcut durumun değerlendirilmesi ve analiz gerçekleştirilmesine yönelik araçlar önem kazanmaktadır. Bu bağlamda birçok kuruluş, COVID-19 salgının izlenmesine olanak tanıyan virüsün etkisine ilişkin küresel verileri toplamak ve yayınlamak için sistemler ve projeler geliştirmiştir. Uluslararası düzeyde COVID-19 verileri web üzerinde belirli bir kapsamda açık veri olarak yayınlanmıştır. Ulusal düzeyde ise Sağlık Bakanlığı, günlük olarak tablolar halinde COVID-19 verilerini paylaşmıştır. Ayrıca TURCOVID19 web sayfasında, Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan COVID-19 verileri tablolar halinde düzenlenmiştir ve açık veri olarak paylaşılmıştır. Sayfada bu tablolar istatiksel grafikler ve bilgiler herkesin kullanıma açıktır. Böyle büyük bir veri topluluğunda yer alan verilerin Semantik Web Teknolojileri kullanılarak semantik tanımlarının oluşturulması çok önemli ve gereklidir. Açık veri olarak sunulan COVID-19 verileri kullanılarak mevcut verilerden yeni bilgi ve verilerin çıkarsanması için semantik tanımların oluşturulması gerekir. COVID-19 verilerinin salgının tam olarak anlaşılması, tüm verilerin değerlendirilerek sonuçlarına hâkim olmayı gerektirir. Özellikle şema ve veri düzeyinde semantik tanımların ve eşleştirmelerin yapılması yeni verilerin çıkarsanması için en önemli gereksinimidir. Semantik tanımların oluşturulması için "belirli bir alandaki kavramların kavramsallaştırılması" olarak tanımlanan ontolojiler geliştirilir. COVID-19 verilerinin semantik tanımlarının oluşturulması için mevcut ontolojiler değerlendirilerek TURCOVID19 ontolojisi geliştirilmiştir. Geliştirilen TURCOVID19 Ontolojisi ile TURCOVID19 verileri Karma 2.2 yazılımı ile ilişkilendirilmiştir. TURCOVID19 açık verilerinin semantik tanımları RDF olarak yayınlanmıştır. Silk Link Discovery Framework ile mevcut farklı Web veri kaynakları içindeki varlıklar arasında bağlantılar oluşturulmuştur. Bu RDF bağlantıları, LOD bulutundaki orijinal RDF COVID-19 veri kümesiyle birlikte yayınlanabilir. Fuseki üçlü deposu, veri depolama ve SPARQL endpoint için kullanılmıştır. SPARQL query arabirimi kullanılarak RDF COVID-19 veri kümesinin sorgulanması ve semantik tanımlar ile mevcut sınıflar ve ilişkiler kullanılarak yeni bilgilerin çıkarsanması sağlanmıştır.
Bilişimde ontoloji kavramı ve istatistik ontolojisi
Günümüzde web sayfaları, kullanıcılarına yapısal olmayan, dinamik, dağınık ve hızla büyüyen bir veri yığını sunmaktadır. Bu yığın verilerin ne anlama geldiği ve birbirleri ile olan ilişkileri bilinmemektedir. Günümüzdeki web sayfaları bireylerin okuması için tasarlanmıştır. İçeriğindeki bilgilerin birbirleri ile olan anlamsal ilişkileri belirtilmemiş, sadece insanların kolaylıkla okuyabileceği şekilde düzenlenmiştir. Bu nedenle web sayfalarının içeriğini sadece insanlar anlamlandırabilmektedir. Bilgisayar programlarının web sayfalarını okuyup işlemesi ve anlamlandırması mümkün değildir. Bunu sağlamak için yeni bir yaklaşım gerekmektedir. Bu konuya ilk olarak Tim Berners Lee değinmiş ve anlamsal web kavramını öne sürerek çözüm önerisinde bulunmuştur. Anlamsal webde bilgiler bilgisayarların da anlayabileceği şekilde tanımlanmakta ve birbirleri ile olan anlamsal ilişkileri düzenli bir yapıda verilmektedir. Ontolojiler, anlamsal webde bilginin anlamlı paylaşılabilmesi için kullanılmaktadırlar. Ontolojiler sayesinde sınıflandırmanın ötesinde kavramlar arasında anlamsal ve mantıksal bağlantılar kurabilmek mümkün olacaktır. Bu çalışmada, bilişimdeki ontoloji kavramının tanıtılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda kısaca web'in gelişiminden ve anlamsal web kavramından bahsedilmiş, daha sonra ontoloji kavramı açıklanmış ve istatistik ontolojisi oluşturulmuştur. Oluşturulan istatistik ontolojisi, kullanıcıların doğru istatistiksel testi seçmesine yardımcı olan bir web uygulamasında kullanılmıştır.
İlkçağ felsefesinde varlık problemine ontolojik-politik bir yaklaşım
Tezin araştırma sorusu Antik Yunan Felsefesindeki Varlık Problem(ler)inin Ontolojik-Politik bir tarzda incelenenip incelenemeyeceği üzerinedir. Varlık meselelerini tartışmak için meseleye özel bir çerçeve oluşturulması gerektiğini savunan tez genel olarak Ontopolitika ve özel anlamda Ontolojik-Politikayı geliştirmektedir. Ontopolitika, kısaca, varlığın politik olduğunu savunur: Her şey güç ilişkileri içerisinde varolmaktadır ve 'ontoloji' bu bağlamda bir güç ilişkileri ağı olarak ortaya konmaktadır. Ontolojik-Politika iise şeylerin temel güç alakalarına odaklanan Ontopolitik bir disiplindir. Tez aynı zamanda Varlık ve Politikanın ilişkisini gösterebilmek için Politika üzerine de genel bir çerçeve oluşturmaktadır. Bu noktada, tez tez felsefe tarihinin çözümlenmesi için bir yöntem oluşturmakta ve bu metodu Antik Yunan Felsefesine uygulamaktadır. Kısaca, yöntem güç ilişkilerinin ortaya çıkarılması ve araştırma konusunun ontolojisi, yani Antik Yunan ontolojisi, yöntemsel olarak kabul edilirse araştırma konusunun varoluşsal, temel, deneyimleri ortaya konabilir. Buna uygun olarak bu aşamadan sonra tez filozofların ve ontolojilerinin içerisinde bulundukları özel güç ilişkilerini araştırarak Antik Yunan Felsefesindeki varlık meselesini incelemektedir. Anahtar Kelimeler: Ontoloji, Ontopolitika, Ontolojik-Politika, Varlık, Politika, Antik Yunan Felsefesi, Güç İlişkileri
Sofistlerin bilgi ve varlık anlayışı: Epistemolojik ve ontolojik bir inceleme
Bu çalışmada M.Ö. 450-380 yılları arasında ortaya çıkan sofistlerin bilgi ve varlık anlayışı ele alınmıştır. Sofistlerin bilgi ve varlıkla ilgili görüşleri; onların devlet, eğitim, erdem (arete) ve din gibi pratik konulardaki görüşlerinde yattığından, bu konulardaki görüşleri etraflıca incelenmiştir.İlkin, sofistlerin ortaya çıkışını hazırlayan felsefi, siyasi ve toplumsal koşullar ve bu koşulların sofist düşüncenin oluşmasındaki etkileri incelenmiştir. Sofistler öncesi doğa filozoflarının varlığın ilk ilkesi (arkhe) konusunda çeşitli ve birbirleriyle tutarsız sonuçlara ulaşmaları sofist düşüncenin ortaya çıkışında etkili olan etmenlerden birisi olarak gösterilmiştir.O dönemdeki Yunan siyasi yaşamının gereksinimleri ve erdemli (arete) yurttaşların nasıl yetiştirileceği sorunu, sofistlerin etkili olmasında bir başka önemli etmen olarak değerlendirilmiştir. Sofistler doğa yasalarını; din, ahlak ve geleneklerin oluşturduğu yasalardan ayırt etmişlerdir.Zorunlu yasaların ancak doğaya (physis) ait olduğunu, diğer yasaların (nomos) insan yapımı olduğunu savunurlar. Bu çalışmada physis-nomos ayrımının nasıl oluştuğu açıklanmıştır.İkinci olarak, sofistlerin neredeyse hiçbir konuda ortak bir görüşe sahip olmamaları, bazen birbirlerine ters görüşler ileri sürmeleri, onların düşüncelerini bireysel olarak ele almayı gerektirmiştir. İncelenen sofistler şunlardır: Protagoras, Gorgias, Hippias, Prodikos, Antiphon, Thrasymakhos, Kallikles, Kritias, Anonymos Iamblikhou, Lykophron, Kseniades, Euthydemos ve Dionysodoros. Sofistlerden günümüze neredeyse kalmış olan hiçbir eser olmadığından, sofistlerle ilgili bilgiler için özellikle Platon'un ve Aristoteles'in eserlerine ve sofistleri konu alan o dönemdeki yazılı eserlere başvurulmuştur.Son olarak, Platon'un ve Aristoteles'in sofistlerin bilgi ve varlık anlayışlarına yönelttikleri eleştiriler ele alınıp açıklanmıştır. Özelikle, erdem (arete), eğitim (paideia), devlet, yasa, dil gibi konularda sofistlere yöneltilen eleştirilerin aslında sofistlerin bilgi ve varlık anlayışına yöneltilen eleştiriler olduğu tartışılmıştır.Sonuç olarak, sofistlerin göreceliğinin ve bilinemezciliğinin, felsefede bilgi ve varlık konusunda önemli yaklaşımların gelişmesine katkı yaptığı ileri sürülmüştür.
Fenomenolojik ontoloji temelinde Jean-Paul Sartre'ın sanat anlayışı
Bu tezin ortaya koyup çözümlemeye çalıştığı sorun fenomenolojik ontolojiye dayanan bir sanat düşüncesinin nasıl mümkün olabileceğidir. Tezin amacı fenomenolojik ontoloji üzerine kurulabilecek sanat düşüncesinin felsefi dayanaklarını keşfetmektir. Dört bölümden oluşmuş olan bu tezin ilk bölümünde ?fenomenolojik ontoloji?nin ne demek olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Fenomenolojik ontolojinin kurucusunun Jean-Paul Sartre olması nedeniyle bu tez zorunlu olarak Sartre'ın düşünceleri üzerine yoğunlaşmıştır. Sartre'ın felsefe ve sanat arasında fenomenolojik ontolojiden yola çıkarak kurmaya çalıştığı geçit, fenomenolojiye özgü olan betimleyici bir yöntemle yürütüldü ve tanıtıldı. Fenomenolojinin yanında varoluşçuluk da Sartre'ın felsefesinin tanımlayıcı bir dayanağıdır. Bu nedenle tezin ikinci bölümünde Sartre'ın fenomenolojik ontoloji üzerine kurduğu hümanist ateist varoluşçuluk hakkında detaylı bir açıklama yapılmıştır. Tezin üçüncü bölümünde fenomenolojik ontoloji ve hümanist ateist varoluşçuluğa dayanan, Sartre tarafından öne sürülen yeni bir sanat anlayışı, başka bir deyişle bağlı ya da sorumlu sanat açıklanmıştır. Tezin son bölümünü oluşturan dördüncü bölümde bu yeni sanat anlayışının ürünü olan sanat yapıtlarından Sartre'ın Bulantı romanı ve Özgürlük Yolları roman dizisinin ilk üç cildi incelenmiştir.
Modellemeye dayalı fen öğretiminin öğrencilerin kavramsal anlama düzeylerine, bilimsel süreç becerilerine, bilimsel bilgi ve varlık anlayışlarına etkisi: 7. sınıf ışık ünitesi örneği
Bu çalışmanın amacı, modellemeye dayalı etkinliklerle yürütülen fen ve teknoloji dersi 7. Sınıf Işık Ünitesinin öğrencilerin kavramsal anlama düzeylerine, bilimsel süreç becerilerine, bilimsel bilgi ve varlık anlayışlarına etkisini araştırmaktır.Uygulama, 2008 yılı bahar döneminde, İzmir İli Buca İlçesi Vali Rahmi Bey İlköğretim Okulu, 7. sınıfında deney grubu olarak 34 öğrencinin bulunduğu 7/F ve kontrol grubu olarak da 31 öğrencinin bulunduğu 7/A sınıfları ile çalışılmıştır. Yaklaşık 6 hafta boyunca, deney sınıfında fen dersi modellemeye dayalı olarak işlenirken, kontrol sınıfında ise Fen ve Teknoloji programına uygun olarak işlenmiştir. Uygulama öncesinde ve sonrasında her iki sınıfa da kavramsal düzey belirleme testi, bilimsel süreç becerileri ölçeği, bilimsel bilgiye yönelik görüş ölçeği ve bilimsel bilginin varlık alanına yönelik görüş ölçeği uygulanmıştır. Uygulanan ölçeklerden kavramsal düzey belirleme testi, bilimsel bilgiye yönelik görüş ölçeği ve bilimsel bilginin varlık alanına yönelik görüş ölçeği araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Ayrıca, her iki sınıftan 5'er öğrenci ile uygulama öncesinde ve sonrasında araştırmacı tarafından bilimsel bilgi ve bilimsel bilginin varlık alanı konularında geliştirilen görüşme formları kullanılarak yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır.Araştırmada, deney ve kontrol sınıfı öğrencileri arasında kavramsal anlama düzeyleri, bilimsel süreç becerileri açısından deney grubu lehine anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Bilimsel bilgiye yönelik görüşlerde ise nicel olarak her iki grup arasında anlamlı fark görülmezken, nitel olarak ise deney grubu öğrencilerinde kontrol grubu öğrencilerine göre daha fazla oranda gelişme izlenmiştir. Bilimsel bilginin varlık alanı konusunda ise her iki grup arasında nicel olarak anlamlı fark görülürken aynı zamanda nitel olarak da deney grubu lehine gelişme izlenmiştir.
Postmodernitede parçalanan gerçeklik, mekan ve sanatta beden algısı
Postmodernite, 20. Yüzyıl'ın ikinci yarısında çeşitli üslup ve yönelişler olarak, moderniteye tepki olarak ortaya çıkmıştır. Postmodernite ve Postmodernizm genellikle aynı anlamlarda kullanılmasına rağmen, Giddens, postmoderniteyi toplumsal ve kültürel gelişmeler olarak tanımlarken, postmodernizmi ise sanat alanında yaşanan gelişmeler olarak ortaya koyarak birbirinden ayırmıştır. Modern dönemde yaşanan iki büyük dünya savaşı, Avrupa ülkelerinin diğer ülkelere uygarlık götürme vaadiyle yaptıkları katliamlar, soykırım gibi nedenlerle, akılcılığa ve ilerlemeye olan güven azalmış ve modernizme başlayan tepkiler postmodernizmin doğmasına neden olmuştur. İlk olarak modernizmin insanı hapseden tasarımına tepki olarak mimaride gelişen postmodernizm, daha sonra diğer sanat dallarında ve kültürel toplumsal yaşantıda kendisini göstermiştir. Araştırma problemi ile ilgili verileri toplamak için ilgili literatür taraması yapılmıştır. Araştırma nitel araştırma özelliği taşımasından dolayı, tarama modelleri kapsamında belgesel tarama modelindedir. Postmodernite'de parçalanan gerçeklik ve mekân ile birlikte sanatta da değişen beden algısının ilgili literatüre dayalı olarak derinlemesine incelenmesi, bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Araştırmada, Postmodernite'de sosyal, kültürel, bilinçsel anlamda gerçekleşen parçalanma ile bağlantılı olarak, Postyapısalcı teori, yapısöküm ya da yapıbozum kuramı ve Deconstruction adlı düşünsel yaklaşımlar ışığında, Postmodern dönemde gerçekleşen değişimlerle birlikte sanatta gerçeklik,mekan ve beden algısındaki dönüşümler incelenmektedir. Önerilen araştırmada, bedenin kendisi bir gerçeklik, bellek, yazı, iktidar ve dolayısı ile mekân olarak incelenmektedir. Araştırma kapsamında, özellikle 1960 ve sonrası gövde sanatı örnekleri üzerinden Postmodernite'de parçalanan gerçeklik ve mekâna bağlı olarak sanatta da değişen beden algısı değerlendirilmektedir. Fotoğrafın icadına kadar olan süreçte mimetik anlayışla gerçeklik sunmaya çalışan sanatçılar fotoğrafın icadıyla iç dünyaya yönelmişlerdir. Özellikle Kübizm'de gerçeklik algısı mümkün olduğunca parçalanmış eserler üretilmiştir. Postmodern dönemde ise gelişen teknoloji ile gerçeklik sorgulamaları en üst seviyeye çıkmıştır. Bu konuda Baudrillard'ın Simülasyon kuramı büyük önem taşımaktadır. Baudrillard, gerçekliğin yerini alan sanal bir gerçekliği vurgulamaktadır. Bununla bağlantılı olarak da, postmodern sanatta gerçeklik algısı da değişmiş ve parçalanmıştır. Postmodern dönemde bir diğer sorgulamaların hedefinde olan konu ise mekan konusudur. Kübizm'le birlikte hem tuval mekanında mekan algısının parçalanması söz konusu olmuş, hem de daha sonra 1950'lerde asamblaj tekniğinin sanatta uygulanmasıyla birlikte tuval mekanının sınırlarından çıkılarak yeni olanaklar sağlanmıştır. Postmodern düşüncenin farklı disiplinleri etkileyen en önemli özelliği; bütünsellik yerine parçalı yapıyı ortaya koymasıdır. Bunun için özellikle eserlerde kolaj, pastiş, alıntılama, metinlerarasılık oldukça fazla görülen tekniklerdir.Postmodern sanat konusunda gerçekleşen mekan sorgulamaları bağlamında ise, Kübizm'le başlayan mekanın parçalanması ve daha sonra asamblajın bir üst noktaya taşınmasıyla Postmodern sanat biçimi olan enstalasyon sanatı ortaya çıkmıştır. Enstalasyon sanatı, Performans Sanatı ve kavramsal düzenlemelerle modern sanatın tuvalde kendisine yer bulan mekan anlayışı parçalanmıştır. Postmodern dönemde simülasyon kuramıyla bağlantılı olarak sanal mekan algısı meydana gelerek bu algı parçalanmıştır. 1960'lı yıllardan itibaren en önemli mekan sorgulaması olan galeri mekanının sorgulanması ise tartışılan bir diğer önemli konudur. Bedenin parçalanması incelendiğinde, gerçeklik ve mekan algısının parçalanmasından farklı olarak, sanat tarihinde bedeni parçalama 1500'lü yıllara kadar gitmektedir. İlk olarak, Andreas Vasalius bedeni parçalayarak incelemelerde bulunmuştur. Ardından, kilise tarafından yasak olmasına rağmen, Leonardo Da Vinci, bedeni parçalayarak incelediğini kanıtlar nitelikte çizimler yapmıştır.Bedeni parçalama Romantizm'de ise, savaş sonrası insana yapılan işkenceleri ortaya koymak adına Goya ve Gericault tarafından resmedilmiştir. Kübizm'de ise, gerçeklik ve mekan konusunda meydana gelen parçalanmalarda olduğu gibi, beden konusunda da parçalanma yaşanmaktadır.Postmodern dönemle birlikte, Performans sanatı, Body Art gibi sanat alanlarıyla birlikte beden sanatın nesnesi haline gelmiş ve bedeni kullanış açısından beden algısı parçalanmıştır. Ayrıca, Baudrillad'ın Simülasyon Kuramıyla sanal beden, bedensizleşme gibi ütopik amaçlarla sanal bir yaşam isteği bulunmaktadır. Teknolojik değişimler, beden algısında değişikliklere ve beden algısının parçalanmasına neden olmuştur. Gerçek ve gerçekdışı olanın birbirinden ayrılamaması, bedenin parçalanması, benlik, bütünlük duygusunu kaybetmiş olma, kaos ve belirgin olmamanın baskın olduğu ortamda, bilinç de parçalı bir hal almıştır. Araştırmada yukarıda belirtilen hususlar dahilinde, Postmodern dönem içerisinde ortaya koyulmuş ve parçalanan gerçeklik mekan ve bedeni barındıran çağdaş sanat eserlerinden seçili örnekler üstünde ontolojik çözümleme yöntemi de uygulanmıştır. Örnekler üzerinden, içeriksel ve biçimsel olarak postmodern sanatta parçalanmanın nedenleri eserlerdeki real ve irreal varlık katmanları aracılığı ile ortaya koyulmaya çalışılmıştır.