Modernity
101 theses under this subject heading
Modern erkeklikten postmodern erkek(lik)lere askerlik algısı ve pratikleri
Askerlik, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her sağlıklı erkek için bir zorunluluktur. Savunma ve eğitim işlevinin yanı sıra kültürel bir anlama sahip olan askerlik vazifesi, erkeklik inşa sürecinin en önemli aşamalarından biridir. Üzerinde ortaklaşılan bir askerlik uygulamasından bahsetmek mümkünken tek ve değişmez bir erkeklikten bahsetmek oldukça zordur. Dolayısıyla her erkek askerliği farklı şekilde algılamakta ve deneyimlemektedir. Bu çalışmanın amacı moderniteden postmoderniteye geçişle farklılaşan erkek(lik)lerin askerliği nasıl algıladığı ve deneyimlediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda İstanbul'un farklı semtlerinde ikamet eden, askerlik vazifesini yerine getirmiş 32 erkek katılımcıyla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir.
Eleştirel medya okuryazarlığı kuramı: Eskişehir okulları ölçeğinde bir alan araştırması
Medya okuryazarlığı eğitimi yaklaşımları, bilimin farklı alanlarından yararlanılarak oluşturulmuş varsayımlara dayalı çerçeveler biçiminde betimlenebilir. Bazı yaklaşımlar, kuramsal tutarlılık gösterse de; çoğunlukla, iyi tanımlanmış bir bağlamdan yoksun ve değişken çerçeveler, eğitim uygulamalarına temel olmuştur. Ancak, farklı koşullar karşısında çözüm getiren, kuramsal anlamda bütünlüklü dayanaklar olmadan, toplumsal boyuttaki uygulamaların başarı şansı düşüktür. Türkiye'de medya okuryazarlığı eğitimi alanında yaşananlar bu durumun son örneği olabilir. Dahası, tüm dünyada, bürokrasinin tercihlerine etki eden çıkar gruplarının varlığı, sorunu, kuramsal çalışma yapmanın ve uygulama için yordam önermenin ötesine taşımaktadır. Mülkiyet ya da toplumsal güç ilişkileri ekseninde konumlanmış bu gruplar, medya okuryazarlığı kavramını bağlamından kopararak işlevsiz hale getirmek açısından oldukça etkili olmuşlardır. Konuya benzer yaklaşan akademisyenleri, kendi aralarında uzlaştıracak; ayrıca, karşıt görüşte olanları tutarlı biçimde değerlendirmelerine yardım edecek bir kuramsal çerçeve, açmazları aşmaya ve akademik alanda geliştirilen çözümleri savunmaya yardımcı olabilir. Medya okuryazarlığı çalışmaları alanında gözlenen durum, bilim insanlarının kişisel hatalarından çok, modernlik ekseninde bilimin ve toplumsallaşmanın girdiği yönelimle açıklanabilir. Geç modern çağda, yapılandırılmış olanın, gerçekliğin kendisi olarak sunulmasına dayalı kültür ve insan aklının, içinde yaşadığı gerçekliği okumasını engelleyen bir algı hali, söz konusu yönelimin görünümleridir. Bu çerçevede, iletişimin medyalaşması, sistemin önerdiği tarzların, insan varoluşunun tek biçimi olarak algılanması açısından kritiktir. Ancak, yayıncılık, toplumsal yaşamı belli bir eylem modeli ekseninde tutan bu genel sistemin aracıları olan medyalardan sadece birisidir. Dolayısıyla, bireylerin, deneyimledikleri olayların ya da okudukları metinlerin nesne ve öznelerini birbirinden ayırması, toplumsal süreçleri okuyabilmenin ilk adımıdır. Bu başarıldığında, bireylerin, yaşadıkları toplum içinde özgür seçilmiş sorumluluklar üstlenmeleri mümkün olabilir. Söz konusu amaç etrafında uygun yordamları açıklayacak kuramsal bir çerçeve, eleştirel medya okuryazarlığı eğitiminin koşuludur. Eleştirel medya okuryazarlığı için kuramsal bir çerçeve öneren bu çalışma, insan aklının tek yönelime hapsedilmesiyle bağlantılı bir modernlik anlayışını ve başat paradigmayı sorgulayan geniş bir alan yazınından yararlanmıştır. Eskişehir kentinde, lise çağında okuyan ergen gençler arasında gerçekleştirilen alan araştırması ise, kuramsal çerçeveye uygun bir yöntemsel yaklaşım önermiş ve çalışmanın kendi varsayımlarını sınamıştır. Araştırma için, farklı niteliklere sahip liselerin birinci sınıf öğrencileri arasından, tesadüfi olarak seçilen yirmi dört kız ve yirmi dört erkek gönüllü, ilköğretim seçmeli medya okuryazarlığı dersi alıp almama ölçütüne göre gruplandırılmıştır. Her katılımcıya, demografik değişkenlere yönelik on soruyla birlikte, altmışar adet yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme sorusu yöneltilmiş; daha sonra yanıtlar, nitel olarak çözümlenerek modern toplumda dünya algısını biçimlendiren sistem ve yaşam-dünyası arasında konumlandırılmıştır. İçerdikleri yönelimlere göre kodlanan yanıtlar arasındaki farklılıklar, eleştirel medya okuryazarlığı düzeylerini destekleyen ya da baskılayan toplumsal unsurları açıklamak için kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, medyayı ve toplumu eleştirel okuyabilmenin; bilişsel baskılanmaya engel olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, kendisi için ve başkaları için iyi olanı sorgulayan eleştirellik, kişisel ya da toplumsal anlamda kendini gerçekleştirmenin koşuludur. Sistemin önerdiklerine karşı, kalıcı/içsel değeri aramak ve toplumsal sorumluluk temelinde kendi eylemlerini seçebilmek, temel toplumsallaşma ve eğitim arasındaki uyumla olasıdır. Türkiye özelinde, kurulu güç ilişkileri içinde eleştirel okuryazarlığın dışlanması ya da bürokrasinin medya okuryazarlığı dersini iletişim fakültesi mezunlarının vermesine karşı çıkması çerçevesinde gözlenen sorunlar, bu olasılığın gerçekleşmesini engellemektedir. Dünya genelinde ise, araçsalcı modernlik, toplumların bilişsel anlamda özgürleşmesini engelleyen stratejiler üzerinden sürmektedir. Çalışmanın kuramsal bağlamı ve araştırma bulgular ekseninde, liseler için geliştirilmiş bir eleştirel medya okuryazarlığı ders programının genel hatları, tezin sonunda, ekler içinde önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gazetecilik, medya okur-yazarlığı, iletişimsel eylem kuramı, araçsalcılık, evrensel pragmatik, modernlik, dünya algılarının rasyonelleşmesi, sistem ve yaşam-dünyası, medyalaşma
Mekânsal eşitsizlik ve Türkiye'de demiryollarının gelişimi
Bu tezin amacı mekânsal bakış açısıyla eşitsiz gelişme kavramını yeniden ele alarak tartışmak, eşitsiz gelişme sürecini açıklayan kuramsal yaklaşımlarda göz ardı edilen coğrafya ile ilişkisini ortaya koymak ve Türkiye'nin eşitsiz gelişme sürecini, sermayenin coğrafi hareketliliğinin mekânsal bir altyapısı olan demiryolu ulaşımı ve politikalarıyla ilişkili olarak çözümlemektir. Bu amaç doğrultusunda ilk bölümde mekânsal bakış açısının ne olduğu sorusu üzerinde durularak mekânın sosyal teori ile ilişkisi ele alınmaktadır. Tezin ikinci bölümünde eşitsiz gelişme kavramı üzerinde durulmakta ve modernleşme sürecinde coğrafi/mekânsal farklılıkları göz ardı eden eşitsiz gelişme kuramları değerlendirilmektedir. Üçüncü bölüm, Türkiye'de eşitsiz gelişme sürecinin nasıl tartışıldığına odaklanmaktadır. Türkiye'de bölgesel eşitsiz gelişmenin mekânsal bir bakış açısıyla ele alınmadığının görülmesi üzerine, son bölümde Türkiye'deki bölgesel eşitsiz gelişme sürecinin, mekânsal bakış açısıyla ele alınarak değerlendirilmesi ve coğrafi farklılıklarla ilişkisinin anlaşılmasına yönelik bir çalışma geliştirilmiştir.
Süperkahraman filmlerinde modernite ve postmodernite ilişkisinin ikili karşıtlıklar yöntemiyle çözümlenmesi
İlk defa ortaya çıktıkları tarihsel dönemler, dünyaya bakışları ve yaptıkları seçimlerle modernitenin birer ürünü ve örneği olan süperkahramanlar, popüler sinema aracılığıyla günümüzün postmodern dünyasına taşınmıştır. Sinema, gerek bir sanat, gerekse bir anlatı biçimi olarak her zaman toplumsal, kültürel ve ideolojik süreçlerle bir arada bulunmuş, özellikle popüler sinema filmleri araştırmacıya verili bir çağa bakmanın, onu anlamanın ve çözümlemenin farklı ve yaratıcı bir yolunu sunmuştur. Popüler sinemada süperkahramanlar ve bu süperkahramanların çevreleriyle olan ilişkilerinin modernite ve postmoderniteyle bağlantılı olarak hangi değerleri, ya da bu değerlerde yaşanan hangi değişim ve dönüşümleri temsil ettiklerinin ortaya konulmasını amaçlayan bu çalışma kapsamında, Batman Begins (2005), The Dark Knight (2008), The Dark Knight Rises (2012), Captain America: The First Avenger (2011), Captain America: The Winter Soldier (2014) ve Man of Steel (2013) filmleri, Lévi-Strauss'un İkili Karşıtlıklar yöntemiyle çözümlenmiştir. Bu çözümleme sonucunda ulaşılan ikili karşıtlıklar bağlamında, süperkahramanların temsil ettiği modernite; seçim, özgür irade, düzen, denge, kontrol, üstün insan, adalet, inanç, gerçek, inşa, eski ve umut kavramlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkarken, postmodernite ise; kader, kaos ve kontrol kaybı, yozlaşmış hukuk sistemleri, inanç kaybı, yalan ya da korku, yapıbozumu, yeni, çaresizlik ve yıkım kavramlarıyla ilişkili olarak ortaya çıkmış, filmlerde bilhassa modern inşa ve postmodern yapısökümü arasındaki ilişki yoğun biçimde gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Modernite, Postmodernite, Süperkahramanlar, İkili Karşıtlıklar
Modernliğin bugünü: modernist, postmodernist ve alternatif yaklaşımlar
Modernlik, toplumların tarihsel süreçte ulaştıkları son insanlık durumudur. Rönesans, Reformasyon ve Aydınlanma süreçleri, modernliğin hazırlanmasında düşünsel anlamda etkili olmuştur. Amerikan ve Fransız Devrimleri modernliğin şekillenmesinde politik dayanakları oluşturmuş, Endüstri Devrimi ise modern toplumun ekonomik altyapısını meydana getirmiştir.Feodal ve Tanrı merkezli dünyayı ortadan kaldırarak toplumsal bir dünyayı oluşturan bireyler, modernlikle birlikte her türlü dışsal otoriteden bağımsızlaşarak yaşamlarını kendi denetimlerine almaya başlamışlardır. Erken dönem modernliği kendi aklı ile karar verebilme ve dünyayı dönüştürebilme yeteneğine sahip bireylerin, kendisinin efendisi olduğu, bir ulus-devlet içinde hukuk aracılığıyla garanti altına alınan bireysel hakların ve karşılıklı çıkarların yurttaşlık çerçevesinde hayata geçirildiği, doğanın bilim aracılığıyla insanın denetimine alınmasının başarıldığı bir toplumsal dünya olarak ilerleme hedefiyle karakterize edilir.Öte yandan, modernliğin ilk ekonomik sistemi olarak ortaya çıkan kapitalizmin toplumu sınıflar halinde bölmesi, karşıtlıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Yirminci yüzyılla birlikte modernlik, ekonomi sahasından kaynaklanan dönüşümler içine girmiştir. Modernliğin dönüşümleri önce sosyal devlet çatısı altında kolektivist olarak, daha sonra da neo-liberal bir anlayışla çokkültürcü ve bireyci olarak gerçekleşmiştir. Modernliğin neo-liberal döneminde eşitlik söyleminin ve politikanın öneminin azalarak, özgürlük taleplerinin ve kültürel farklılıkların baskın hale gelmesi, postmodern toplum teorisinin modernliğin sonunu işaret etmesine yol açmıştır.Postmodernizm, modernliğin ilkelerinin yoruma açık oluşunu yadsıyarak, günümüz dünyasını açıklamakta başarısız olmaktadır. Modernlik, bir çeşitlilikler dünyası olarak, çelişkileri içinde barındırmaya devam etmektedir. Habermas'ın belirttiği gibi, Aydınlanma projesi olarak modernlik, henüz hedeflerini gerçekleştiremediği ve çelişkilerini çözemediği için tamamlanmamıştır. Bu yüzden, modernliğin bugününü bir yeniden yapılanma süreci olarak görmek daha doğru olacaktır.
Tarihsel ? kuramsal yönleriyle Kemalizm ve günümüze dair açılımlar
Liberalizm, İslamcılık ve Kemalizm, hepsi de, kuşkusuz günümüz Türk siyasi yaşamının temel karakterini belirlemede büyük bir öneme sahip. Hedefleri ve siyasi projeleri farklı olsa da, söz konusu üç tarz-ı siyasetin hepsi de bir tek şeyi arzulamaktadır: Kendilerine özgü birlikte yaşamaya ilişkin önerileri ekseninde devleti yönetmek.Bu amaç uğrunda söz konusu üç tarz-ı siyaset, yirminci yüzyılın son çeyreğinden itibaren belirginleşen yenidünya düzeni doğrultusunda birbirlerine olan mesafelerini, benzerliklerini ve ayrılık noktalarını yeniden gözden geçirmek durumunda kaldılar. Geriye dönüp bakıldığında, Türk siyasi tarihinin son dönemi, bize, bu üç düşünme biçiminden bazen bir projenin diğer(ler)ine oranla daha fazla öne çıktığı dönemler olduğunu gösterecektir.Modern Türk tarihinin bir sonucu olarak Türk siyasetinin son durumu bir gerçeğe dikkat çekmektedir: Liberalizm ve muhafazakârlık aralarındaki sorunları büyük ölçüde halletmiş gibi görünmektedir. Liberaller, Türk modernlik deneyimine Batı'ya alternatif bir modernlik projesi olma fırsatını vermedikleri gibi, İslami Doğu için liberal-muhafazakâr demokrasiye büyük önem atfetmektedirler. 80'lerden bu yana İslamcı sermaye birikimi muazzam derecede arttı. Bu durumun sonucu olarak, kültürel ve politik bağlamda, İslamcılar, devletin laik yapısını zayıflatmak için sıkı biçimde çalışmaktadırlar. Dolayısıyla bu süreçte, İslamcılar Kemalizmi halen en büyük muhalifi olarak görmektedirler.
Türk modernliği açısından kadro ve yön hareketlerinin karşılaştırmalı analizi
Bu tez Türk modernliğini kavramsallaştırma bağlamında son derece temel olan iki teorik yaklaşımı karşılaştırmayı hedeflemektedir: Kadro ve Yön Hareketleri.Türkiye 1920'lerde yaşamış olduğu devrimci dönüşümleri teorileştirecek, bir grup aydına ancak 1930'larda kavuşmuştur. Şevket Süreyya Aydemir'in öcülüğündeki Kadro Hareketi Türk tarihinde bir ilki başarmak için entelektüel girişimi başlatmıştır. Türk modernliğinin deneyimini sosyolojik olarak okumak isteyen her çabanın es geçemeyeceği Kadro Hareketi'ne benzeyen belki de tek ikinci hareket Yön Hareketi'dir. Tıpkı Kadro Hareketi gibi Yön Hareketi de çok kritik bir tarihsel süreçte Türkiye'yi ve dünyayı anlama girişimidir. Türkiye'nin yeniden yapılandığı bir dönemin teorisyenleri olarak Yön yazarları Türk modernliğini anlamak için analiz edilmek zorundadırlar.Bu tez sözü edilen iki teorik yaklaşımı Türk modernliğini yeni bir yoldan anlamak için karşılaştırmaktadır. Tezin başlangıç noktası Türkiye'nin yaşadığı modern dönüşümü kavramanın esasında, devrim teorisi yazmak anlamına geldiğini kabul etmektedir. Bu bağlamda tez öncelikli olarak Türk modernliğine ilişkin genel tartışmaları değerlendirmeye almaktadır. Tez Türk modernliğini teorileştirme bağlamında önemli olan bir yaklaşım olan Kadro Hareketi'ni değerlendirmektedir. Kadro Hareketi Türk modernliğini teorileştirme çabasında o kadar önemlidir ki, 1970'lerde sosyal bilimlerde tartışılmaya başlayan ?Bağımlılık Teorisi?nin temellerinin 1930'larda atıldığı bir harekettir. Kadro Hareketi kadar önemli olan Yön Hareketi ise tarihsel dönüşüm yaşayan Türk modernliğini teorileştirirken Türk modernliğinin ideolojisi olan Kemalizm ile sosyalizm eklemleyerek Türk modernliğine çok önemli bir yorum getirmektedir. Kadro ve Yön Hareketleri Türk modernliğini teorileştirme çabasında buluşan iki önemli hareket olarak Türk düşünce dünyasında önemli bir yer teşkil etmektedirler. Her iki hareket de anti-emperyalist, anti-kapitalist ve devletçiliği temele alarak Türk modernliğini teorileştirmeye çalışmaktadır. Kadro ve Yön Hareketleri ortaya attığı tezlerle, yaptıkları analizlerle Türk modernliğinin günümüzde yaşadığı sorunlara teorik temeller sağlamak açısından tarihsel bir arka plan sunabilir.Anahtar Kelimeler: Modernlik, Türk modernliği, Kadro Hareketi, Yön Hareketi.
Türkiye'nin modernleşmesinde Atatürk'ün kurduğu kurumların (eğitim, kültür ve sanat) önemi
Atatürk döneminde toplumu modernleştirmek amacıyla gerçekleştirilendevrimlerin topluma kazandırılması ve hiçbir ayrım yapılmadan tüm halka verilmesiiçin uğraşılmış, bu amaçla halk eğitimi çalışmaları yapılmıştı. Köylere eğitimgötürmenin yolları aranmış bu amaçla Millet Mektepleri ve Halkevleri kurulmuştur.Eğitim ile ilgili faaliyetler yapılan kültür ve sanat inkılâplarıyla desteklenmiş Harf İnkılâbı, Tarih ve Dil İnkılâbı, hem eğitimi hem de kültürü etkilemiştir. Dil ve Tarih tezleriyle Türk dilinin bağımsızlığı korunmuş, Türk ulusunun dünya ulusları arasındaki yeri belirlenmişti. Atatürk, Osmanlı eğitim sistemi içinde yüksek öğretim kurumu olan Darülfünunun düzeltilmesinin olanaksız olduğuna inandığı için yeni ve çağdaş ilkelere dayanan bir üniversite kurarak, bilginin topluma aktarılması ve yeni bilgiler üretilmesisağlamıştı.
Moderniteden postmoderniteye geçiş sürecinde çalışma yaşamında ortaya çıkan sosyo-ekonomik dönüşüm
İnsanlık tarihi bu güne dek iki değişiklik dalgası geçirdi. Bunlar daha uzun sürede oluştular ve bu toplumların; ekonomik, siyasi, sosyo-kültürel teknolojik ve eğitim yapıları birbirinden tamamen farklıydı. Günümüzdeki yapılanmalar ve değişimler ise diğerlerinden çok değişik ve çeşitlidir. Pre-endüstriyel toplumlarda her şey ev merkezliydi ve tüm yaşamsal faaliyetler bu ev etrafında dönmekteydi. Eğitim aile içerisinde gerçekleştirilirdi. Siyasi yaşam ilk zamanlarda yok denilecek kadar belirsizdi. Endüstri toplumunun oluşumuyla birlikte iş evden dev fabrikalara kaymış, eğitim faaliyetleri ailenin elinden alınıp okula verilmiş, siyasi yaşam bütün halkı kapsar hale getirilmiş ve devlet yoluyla demokratik sürece geçilmeye çalışılmıştır. Toplum içindeki kamu alanları yaygınlaşmıştır. Bu dönemde ekonomik alanda; uzmanlaşan, standartlaşma kitleselleşme, senkronizasyon, merkezileşme gibi oluşumlar yaygındır. Bu dönemin oluşumunda itici rol oynayan teknoloji buhar makinesidir. Çalışma ilişkilerinde ise yoğun bir hiyerarşi söz konusudur. Telekomünikasyon ve bilişim teknolojileri ile birlikle her şey daha hızlı, daha çabuk ve zahmetsiz yapılır hale gelmiştir. İş dev fabrikalardan küçük ve orta işletmeleri, evlere taşınmıştır. Yönetici - işçi ilişkileri şeffaf bir ortamda alış-veriş havası içinde geçmekte (Yönetici gerektiğinde işçiye bilmediklerini sormakta ve herhangi bir konuda danışmaktadır). Eskiden iş hayatında etkili olan ve iş hayatım/ilişkilerini şiarlarına göre düzenleyen Taylorizm ve Fordizm gibi yaklaşımların yerini esnek uzmanlaşma (Post-Fordizm) almıştır. İşletmeler esnekleşmeyle birlikle yoğun bürokrasi ve hiyerarşiden sıyrılmıştır. Günümüz Türkiye'sine bakacak olursak, Türkiye'de aynı mekan ve zamanda bir tarafta çapayı, diğer tarafta montaj zinciri çalışanlarını ve diğer bir tarafta da enformasyon çalışanlarını görmek mümkündür. Türkiye endüstrileşme aşamalarını tamamen geçirip bu süreçten alnının akıyla çıkabilmiş değildir. Türkiye tam anlamıyla bir enformasyon ülkesi de değildir. Çünkü başta bu teknolojiyi üretilemiyor ve bunu beraberinde cereyan eden bilişimler ve yenilikler dışarıdan ithal edilmektedir. Bu durum Türkiye'nin kendi içinde ve uluslar arası alanda konumlanışım / konumlanamayışını doğrudan etkilemektedir.
Yeni Türk Devleti'nin kimliği (1920-1937)
Kimlik kavramı, insanın kendini nasıl algıladıgıyla ilgili, çogu kez tam manasıyla sosyolojik bakımdan açıklanabilen bir kavramdır. Toplumsal bir varlık olarak insanın kimliginin sekillenmesinde, kalıtsal özelliklerden çok, sosyolojik faktörler etkilidir. Tarihsel süreç içinde insan, birçok kimliksel asamalardan geçmistir. Bu kimliksel gelisim kabile ve asiret kimliginden dini cemaat kimligine ve nihayet ulusal kimlige ulasmıstır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı mparatorlugu'ndan cemaat kimligi agır basan, toplumun çesitli bölümlere ayrıldıgı karmasık bir toplum yapısı devralmıstır. Bu miras içinde, henüz ulus kimligine ulasamamıs olan Türk Milletinin, Yeni Türk Devleti'nin devamında benimseyecegi kimlik ve oynayacagı toplumsal rol, en belirleyici unsur olacaktı. Nitekim, Milli Mücadeleyi kazanarak bagımsızlıgını elde eden Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliginde, zaman kaybetmeksizin saglam temeller üzerinde insa edilmeliydi. Bu amaç dogrultusunda 1920-1937 yılları arasında büyük bir atılım gerçeklestirerek kısa sürede Yeni Türk Devleti'nin temel degerleri ortaya konmustur. Bu temel degerler Atatürk lke ve nkılaplarıyla belirlenmis, hızlı ve ani sekilde uygulanarak yaygınlastırılmıstır. Türk Milletinin ana vasıfları, kimliksel özellikleri ve izleyecegi yön, Atatürk lke ve nkılaplarında belirmistir.
Modern dünyanın bunalımı karşısında radikal bir eleştiri ve alternatif çözümler: Ivan Illich
Bu çalışma Toplum Felsefesi alanında olup, 20.yy'da yaşamış, Avusturyalı filozof ve toplum eleştirmeni olan Ivan Illich'in çağdaş batı kültürü ve kurumları ile modernite problemlerinden olan kapitalizm, endüstri, medeniyet, teknoloji ve tüketim toplumu gibi sorunlara yönelik eleştiri ve çözüm önerilerine yer vermeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde Illich'in hayatı, eserleri ve entelektüel biyografisine yer verilecektir. İkinci bölümde modernite eleştirilerinden bahsedilecek olup, çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise Illich'in bu sorunsala ürettiği çözüm önerileri ele alınacaktır. Bu çalışmada, Illich'in bir ideoloji olarak gördüğü yenilik fikri üzerinde durulmakla beraber bu kavramın toplumu gelenekten kopuşa sürükleme aşamaları incelenecektir. Bu aşamalar ise modernizmin bir sorunsal boyut getirdiği ekonomik, çevresel, sosyo-kültürel ve etik zemindeki bozulmalar üzerinde olacaktır. Bu problematikler mekanik bir dünya oluşturduğu için çalışmada insani değerlerin kaybı ve bireyin kendi ürettiklerine bağımlı olması etüd edilecektir.
Global modernite ve modernite kavramlarının felsefî yönden değerlendirilmesi
Günümüzde dünya, çağdaş kimlik ve farklılık tartışmalarının ön planda olduğu, ötekinin varlığına yönelik politik bilincin artırılmasına dair felsefelerin ortaya çıktığı çoğulcu bir düzen görünümündedir. Nitekim 20. yy.'da modernitenin hegemonik tavrının doğurduğu savaşlar ve yıkımlar modern otoritenin sorgulanmasını gerektirmiştir. Modernitenin mutlak söylemlerine karşı ortaya çıkan eleştirel söylemler söz konusu mutlak söylemleri sorunsallaştırmıştır. Bununla beraber modernitenin mahiyeti de muğlâklaşmıştır. Bu eleştireler modern tahakkümün dışına çıkabilme ve farklılığa açılabilme imkânı sunmuştur. Fakat farklılık talepleri üzerinden eleştirilen modernite, bu eleştirileri bünyesine katarak farklılıkları da içeren yeni bir düşünme pratiği içinde farklı bir nesnellik pratiği geliştirmiş ve küresel bir hâl almıştır. Bu durumda global modernite modern hegemonyanın dağılışını değil bilakis farklılık söylemleri üzerinden yeniden biçimlenmesini ifade eder.
Charles Taylor açısından modernite ve eleştirisi
Bu çalışmanın amacı çağdaş siyaset felsefesinin önde gelen isimlerinden biri olan Charles Taylor?ı tanıtmak, onun modernite anlayışını ve moderniteye yönelttiği eleştirileri değerlendirmektir. Çalışma giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde modernitenin ne olduğu ve temel parametreleri sunulmakta, konunun hangi çerçevede ele alınacağı belirtilmektedir. Birinci bölümde Charles Taylor?ın hayatına ve eserlerine yönelik bilgiler verilmektedir. İkinci bölümde Taylor?ın modernite anlayışı ve moderniteye yönelttiği eleştiriler ele alınmaktadır. Taylor, moderniteye, akıl ve bilimin öncülüğünde dinin ve metafiziğin yanılsamalarından, illüzyonlarından kurtularak ulaşıldığı yaklaşımını bir indirgeme tavrı olarak görür. Bu tür yaklaşımların kültürel değişmelere çok az değindiğini ifade eder. Ona göre modernite yeni ahlaki değerler getirmiştir. Taylor, modernitenin ve çağdaş sekülaritenin oluşumunun ancak tarihsel bir süreç içerisinde ele alınabileceğini düşünür ve bunların epistemolojik, siyasi, kültürel arkaplanına yönelik bir tahlile girişir. Taylor modernitenin oluşmasına yol açan temel hususlardan birisinin büyünün bozulması olduğunu söyler. Büyünün bozulması hayatın tüm alanlarında rasyonalizasyona gitmek demektir. Bunun epistemoloji alanındaki yansıması Descartes?ın özneden yola çıkan yaklaşımını ifade eden bağlantısız akıldır. Taylor, modernitenin ahlak planında da yeni insan-merkezci, içsel kaynaklar ürettiği görüşündedir. Aydınlanmanın getirmiş olduğu etik anlayış ona göre fayda temeli üzerine oturur. Taylor, modernliğin sıkıntılarını geniş bir biçimde tahlil eder. Bireycilik, araçsal aklın öncelik kazanması, özgürlük alanının daralması ve anlamın kaybolması bunların başlıcalarıdır. Tezin sonuç bölümünde ise Taylor?ın modernite anlayışına yönelik genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Türkiye'de kadın mimar kariyerinin başlangıcı (1934-1960)
Bugün tüm dünyada devam eden kadın ve cinsel kimliğinin tasarıma etkisi konulu tartışmaların, yakın bir gelecekte Türkiye mimarlık ortamında da yaşanacağı kaçınılmazdır. Bu tartışmalara veri oluşturmak amacıyla yapılan bu çalışmanın asıl hedefi, Türkiye'deki Ok kadın mimarların kariyerlerinin mimarlık tarihi disiplini içerisinde ortaya konmasıdır. Türkiye'de henüz gündeme gelmeyen bu tartışmalara kaynaklık edebilmek amacıyla yola çıkılarak,
Michel Houellebecq ve Metin Kaçan'da çağdaşçılık sonrası yaklaşımların karşılaştırmalı olarak incelenmesi: Kuşatılmış Yaşamlar ve Ağır Roman
Çoğulcu bir inceleme yöntemi kullanarak gerçekleştirdiğimiz bu çalışmada, Michel Houellebecq'in Kuşatılmış Yaşamlar (Extension du domaine de la lutte) ve Metin Kaçan'ın Ağır Roman adlı eserlerini çağdaş sonrası anlatının özellikleri açısından karşılaştırmalı olarak inceleyerek bu eserler arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarmayı amaçladık.Söz konusu bu tezin konusu ve kapsamını şu şekilde özetleyebiliriz:?Çağdaşlık? ve ?çağdaşlık sonrası? kavramlarını tarihsel gelişimleri içinde inceleyerek bu kavramların ortaya çıkış nedenlerini, düşünsel, toplumsal ve kültürel yaşama etkilerini ve eleştirilen yanlarını farklı yazarların görüşlerine yer vererek ele aldık.Batı yazınının tarihsel gelişim sürecini inceleyerek ?gerçeklik? ve ?estetik? gibi yazınsal değerlerin uğradığı değişimleri ortaya koyduk. Geleneksel romandan çağdaş sonrası romana uzanan roman gelişim çizgisinde görülen biçimsel/yapısal kırılmalara değindik. Çağdaş sonrası roman estetiği ve kurgusunu inceleyerek çağdaş roman ile çağdaş sonrası roman arasındaki benzerlik ve farklılıkları sergiledik.Çağdaş sonrası roman inceleme unsurlarını ana özelliklerin incelenmesi ve anlatı yerlemlerinin incelenmesi biçimindeki iki farklı yaklaşımdan hareketle belirledik. Bu bağlamda dil düzeneği, çoğulculuk, üstkurmaca, metinlerarasılık, oyunsuluk, alay ve karnavallaşma gibi temel özelliklere; olay örgüsü, roman kişileri, zaman, uzam, anlatıcı ve izleksel kurgu gibi roman ögelerine değindik.Karşılaştırmalı yazınbilim ve karşılaştırma yöntemleri konusuna değindikten sonra çağdaş sonrası romanları karşılaştırmalı olarak incelemek için kullanacağımız yöntemi belirledik. Çok boyutlu bir okuma örneği sunmayı amaçladığımız bu çalışmada Kuşatılmış Yaşamlar ve Ağır Roman adlı eserleri çağdaş sonrası romanın hem ana özellikleri hem de anlatı yerlemleri açısından incelemeye karar verdik.Kuşatılmış Yaşamlar ve Ağır Roman adlı eserleri inceledikten sonra elde ettiğimiz bulguları karşılaştırdık. Böylece romanların hem çağdaş sonrası roman anlayışıyla bağdaşan ve bağdaşmayan yanlarını hem de biçim, kurgu ve içerik açısından romanlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyduk.Sonuç olarak, bu doktora tezinin Kuşatılmış Yaşamlar ve Ağır Roman adlı eserler arasındaki yazınsal ve yazın dışı bağıntıların ortaya çıkarılmasına, her iki romanın çağdaş sonrası anlatı geleneği içindeki yerinin belirlenmesine ve Michel Houellebecq ve Metin Kaçan romanları üzerine bilgi ve yorumlarımızın zenginleşmesine katkıda bulunacağı kanısındayız.Anahtar Kelimeler: çağdaş sonrası roman, çoğulculuk, üstkurmaca, metinlerarasılık, anlatı yerlemleri.
Modernleşme sürecinde ölüm hadisesine din sosyolojisi açısından bir yaklaşım
Bu çalışma ile modernleşme sürecinde ölüm hadisesinde meydana gelen değişimleri açıklamayı amaçlamıştır. Ölüm sosyal hayatın içinde yer alan bir gerçekliktir. Bütün canlıların ortak kaderi olması anlamında da evrensel bir nitelik taşımaktadır. Ölüm, modern ve modern öncesi toplumlarda farklı anlamlar yüklenen bir olgudur. Çünkü toplumsal yaşamdaki her türlü değişimden etkilenmektedir. Modern öncesi toplumlarda sosyal hayatın bir parçası olarak algılanırken, modern toplumlarda tabu niteliği kazanmıştır.
Postmodern kadın kamusallığının olanak ve sınırlılıkları: 'blogcu anne' bloğu örneği
Bu tez çalışması ataerkil ilişki biçimlerinin hâkim olduğu toplumlarda özel alana sıkıştırılan kadının, seçilen bir anne bloğu üzerinden oluşturduğu karşıt kamusallık potansiyelinin olasılıklarını ve sınırlılıklarını anlamaya çalışmak ve bu olanakların görünürlüğüne vurgu yapmak amacıyla yapılmıştır. Tezin bir diğer amacı ise kadınların gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunları ve deneyimleri paylaşmak yoluyla bir grup olarak ezilmişliklerindeki ortaklığı keşfedecekleri, taleplerini olgunlaştırıp dile getirebilecekleri, sözlerini kendi sesleriyle söyleyip başkalarına ulaştırabilecekleri alternatif yolları gözlemlemektir. Çalışmada yeni iletişim teknolojileri aracılığıyla oluşacak bir madun kadın kamusunun egemen kamusal alanla gireceği ilişki pratiği ve sonuçları, kamusal alan, feminizm, postmodernlik tartışmaları üzerinden değerlendirilmiştir. Bu çerçevede tezin örneklemini, kendisini anne kimliği altında tanımlayan genellikle çocuklu, eğitimli ve çalışan orta sınıf kadınların bir araya gelerek ataerkil sistemin kadının aleyhine yarattığı eşitsizlikler ve gündelik yaşamda karşılaştıkları sorunlar hakkında deneyimlerini paylaştıkları bir platform olan 'Blogcu Anne' blogunda yayınlanan yazılar ve etkileşimler oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin kadını hangi biçimlerde ve söylemlerle özel alana sıkıştırarak kamusal alandan uzaklaştırdığı, ataerkil sistemin de katkısıyla bu eşitsizliklerin nasıl kurumsallaştığı tahlil edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamusal Alan, Özel Alan, Toplumsal Cinsiyet, Feminizm, Sosyal Medya, Anne Blogları
Mısır'da orta sınıfların yükselişi: Refahın güce dönüşmesi
Bu tezin amacı, Mısır Devriminin itici gücünün orta sınıflar olduğu ve devrim sonrası düzenin yine orta sınıflar lehine bir atmosfer oluşturduğunun vurgulanmasıdır. Mısır?ın yaşadığı sosyal dönüşüm Eisenstadt?ın modernleşme kuramı çerçevesinde ele alınmaktadır. Neo-patrimonyal toplumların modern döneme geçiş sürecinde tatbik etmesi gereken sistemsel değişimler Mısır siyasi ve ekonomik tarihi irdelenerek anlatılmaya çalışılmaktadır. Siyasi otoritenin devrilmesi ile başlayan devrimci sürecin devam edebilmesi ve saf devrime ulaşabilmek için eski rejimin kalıntılarının tasfiye edilmesi gerektiği çalışmanın ulaştığı sonuçlardan biridir. Müslüman Kardeşler ile başlayan İslami yükselişin ideolojik değil, gelir düzeyine göre değişen sınıfsal yapılanmanın bir parçası olduğu ise çalışmanın sonuçlarından bir diğeridir. Anahtar Sözcükler: 1. 2011 Mısır Devrimi 2. Orta Sınıf 3. Çoğul Moderniteler 4. Neo-patrimonyal Toplum 5. Saf Devrim
Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar" romanında edebî bir tavır olarak modernite eleştirisi
Roman türünün ortaya çıkışı ile birlikte anlatıya dâhil edilen gündelik yaşam, insan hayatının farklı açılardan değerlendirilmesini ve anlamlandırılmasını sağlar. Dünyanın büyüsel bir bütünlükle ele alındığı mitik anlatıların yerine geçen mikro düzeyli bu anlatı türünün klasisizmden postmodernizme doğru ilerleyen tarihi, esasen genelden özele doğru ilerleyen, giderek insan yaşamının çeşitli yönlerini ortaya koymayı amaçlayan bir hâl alır. Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar" romanının ele alındığı bu çalışmada amaçlanan, Batı menşeli bir kavram olarak ortaya çıkan "modernite"nin yerel düzlemde açığa çıkardığı problemlere karşı takınılan eleştirel tavrı ortaya koymaktır. Bu temel eleştiriler, dört ana başlık hâlinde tasnif edilmiş ve bu başlıklardan hareketle açımlanmıştır. Toplumsal, ideolojik, bireysel ve entelektüel alana işaret eden bu temel başlıklar, "modernite eleştirisi"ni başladığı 19. yüzyıl düşünürlerinin fikirleri doğrultusunda ele alınmıştır. Bu noktada ekonomik-sosyal anlamda Karl Marx'ın, bireysel dönüşümün anlaşılabilmesi adına Friedrich Nietzsche'nin, kültürel ve toplumsal yozlaşmanın fikri altyapısını anlamlandırabilmek adına da Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer'in düşüncelerine başvurulmuştur. Söz konusu çalışmanın vardığı sonuç, "Tutunamayanlar"ın gerek devlet düzenindeki aksaklıkları konu etmesiyle, gerekse toplumsal kalıpyargıların yarattığı bunalım atmosferi ve eleştirel tavrıyla, alışılmışın dışında bir "dönem romanı" olduğudur.
Siyaset, modernite ve postmodernite bağlamında bir kötülük eleştirisi: Hannah arendt ve Zygmunt Bauman ekseninde bir tartışma
Dünya üzerinde birçok zıtlık bir arada bulunmaktadır. İyilik ve kötülük kavramlarının oluşturduğu zıtlık da bunlardan biridir. Bu çalışmada kötülük kavramının bireysel ve toplumsal yönleri değerlendirilerek söz konusu kavramın siyaset arenasına yansımasına kadar izlediği yolda geçirdiği süreçler açıklanmıştır. İnsan doğasında beliren kötülüğün çevreye yansıtılmasında etkili olan seçimler, bir kötülüğün ortaya çıkmasında etkili olan bireysel etkenler ve durumsal etkenler, söz konusu kötülüğün siyasi arenadaki temel yansımaları Adorno, Milgram ve Zimbardo'nun çalışmaları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Arendt ve Bauman ekseninde tartışılan kötülük kavramının kaynakları Arendt'in eserleri üzerinden bireysel ve toplumsal olarak ayrı ayrı ele alınarak üç temel başlık altında belirtilmiş ve Bauman üzerinden modern ve post-modern ayrımı dâhilinde kategorize edilmiştir. Sonuç itibariyle, kötülük kavramının siyasi arenaya taşınması bireysel ve durumsal etkenlerin bileşkesi sonucunda gerçekleşmektedir. Bu sebeple, söz konusu taşınmaya zaman yahut mekân yönüyle bir sınırlandırma getirilememektedir. Dolayısıyla, bu noktada modern yahut post-modern dünyanın hiçbir noktasındaki olası tehlikeler bir diğer noktasındaki olası tehlikelerden ayrı tutulmamalıdır.
Geleneksellik ve modernlik arasında gençlik: Bingöl Üniversitesi öğrencileri üzerine bir çalışma
Tüketim odaklı yaşam tarzlarının hâkim olduğu, özgürlükçü tutumların ve bireyselleşme söylemlerinin ağırlık kazandığı 21. Yüzyıl'da sosyal medyanın etkisi ile dünya üzerindeki sınırlar anlamsızlaşmaktadır. Mcluhan'ın "dünya global bir köydür" söyleminde olduğu gibi TV ve sosyal medyanın etkisiyle ortadan kaldırılmış olan sınırları batı kültürü ve yaşam tarzları doldurmaya başlamıştır. Daha çok genç kitleler tarafından arzulanan yeni yaşam biçimleri kapitalist sistemin bir aracı olarak "kullan at" mottosuyla tükettikçe var olma imajı yaratmaktadır. Dünya üzerinde hızlı bir şekilde varlık gösteren bu süreç muhafazakâr ve geleneksel karakteri ağır basan Türkiye toplumunda da etkisini göstermektedir. Özellikle Türkiye'nin doğusuna doğru gittikçe muhafazakârlık ve geleneğin etkisinin daha sert hissedildiği bölgelerde ortaya çıkan kırılma daha net bir şekilde görülmektedir. Bu değişimde başta üniversiteler ve diğer modern eğitim kurumlarının, televizyon ve diğer kitle iletişim araçlarının, yeni tüketim mekanlarının, internet ve sosyal medyanın özel etkisi bulunduğu yadsınamaz bir gerçektir., Buna karşılık, bu noktada geleneksel yapının doğasından kaynaklanan "geçmişten geleni geleceğe aktarma", "kutsala bağlılık" gibi kültürel dayanak noktaları, ciddi bir gerilim alanı oluşturmaktadır. Bunun da genç kitle ve aileler arasında kuşak çatışmasına, ciddi kültürel, sosyal ve psikolojik problemlere yol açtığı gözlemlenmektedir. Bu çalışmada bu sorunsal etrafında ailelerin genç çocukları ile yaşanan sorunlara ışık tutulmaya çalışılmıştır. Yapılan gözlemler sonucu görülmüştür ki, ailelerin istekleri ve gençlerin beklentilerinin uyuşmazlığı sonucunda meydana gelen çatışmalar sosyal ve kültürel kopmalar ve gençler üzerinde psikolojik sorunlar yaratmaktadır. Gençler, aileleri tarafından asi ve geleneklerine önem vermeyen, dini vecibelerini yerine getirmeyen bireyler olarak görülmektedirler… Geleneksel hayat tarzına sahip olan aileler, modern kültüre sıcak bakmamakla beraber gençleri de bu konuda eleştirmektedirler. Gençler ise ailelerinin daha anlayışlı ve modern kültürün inşa etmiş olduğu aile yapısına sahip olmadıklarından yakınmaktadırlar. Yapılan araştırmada; gençlerin önemli bir kısmının modernlik ve geleneksellik arasında sıkışıp kaldıkları, aileleri ve kendileri arasında anlayış farkı yaşadıkları, buna karşılık modernleşme dinamiklerinin gençlerin dünyasında bariz bir tercih olarak belirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durum üzerinde arkadaş ortamı, üniversite eğitim ortamı ve özellikle kitle iletişim araçları, TV, dijital medya, sosyal medya ortamlarının etkisinin büyük olduğu görülmüştür.
Modern mimarlıkta yabancılaşma sorunu; Jacques Tati filmleri
Bu tez Jacques Tati (1907-1982) filmlerini çalışma konusu olarak ele almıştır. Tati, filmlerinde kent ve mimarlık konularını ağırlıklı olarak işleyen bir yönetmendir. Özellikle modern mimarlık, modern mimarlığın yarattığı mekânlar ve bu mekânların kullanıcı tarafından eleştirel bir biçimde deneyimlenmesi Tati'nin filmlerinde ana tema olarak karşımıza çıkar. Jacques Tati modernleşmenin bireysel, toplumsal ve mekânsal yansımalarını, kurguladığı filmler üzerinden aktarmaya çalışır. Tez kuramsal çerçevesini modernleşme, modern mimarlık ve yabancılaşma kavramları üzerinden kurgular ve filmleri bu çerçeve üzerinden okur.Tati'nin modern mimarlık algısı ve filmlerinde izleyiciye vermek istediği mesajlar doğrultusunda şekillenen analizlerden modern bireyin ve modernleşmeye ayak uyduramayan, eğitilemeyen bireyin `yeni' yaşam biçimine ve modern mimarlığın getirdiklerine yabancılaşması ele alınmıştır. Tati filmlerinde eğitilemeyen bireyi anlatmak adına modern tasarım ürünlerini araç olarak kullanmıştır. Filmlerde modernite öncesi yaşam biçimlerine ait anlatımlar mevcuttur. Tati' nin araç olarak kullandığı modern mimarlık ve getirdikleri, mekânı kullanmaları açışından birbiri ile sıkı ilişki içerisinde olan sinema ve mimarlığı daha da yakınlaştırır.Tati adeta bir mimar gibi kamerayı kullanan bir sinema adamıdır. Filmlerinde modern mimarlık için kendi manifestosunu yazar ve bize seyrettirir. Tati'ye göre yanlış olan modernizmin kendisi değil; uygulanış biçimidir. Bu sebeple; Tati filmleri üzerinden yapılan her okuma, modern konutu, kenti ve yabancılaşmış bireyi anlama da mimarlık disiplinine yardımcı olabilir.Anahtar Kelimeler : Modernizm, Sinema, Mekân, Yabancılasma, Sinema-Mimarlık
Nilüfer Göle'de "Batı-dışı modernlik"in bir imkânı olarak Türk modernleşmesi
Sosyal bilimcilerin kavram analizleri bilinen teorik çalışmalardandır. Modernleşme ve yönü uzun yıllardan beri tartışılan konular arasında yer almaktadır. Bu çalışma, Nilüfer Göle'nin ötekine akan kavramlarının, imkânlarının derinleştirilmesine odaklanarak, Türk modernleşmesini okumasında başat bir kavram olan "Batı-dışı modernlik"i ele almıştır. Metedolojik olarak bu konu, Göle'nin kavramları, eserleri ve söyleşileri üzerinden söylem analizi ile okunmaya çalışılmıştır. Araştırma üç bölümden oluşmuştur. Araştırma yazarın kavramlarını birbirlerini etkilemeleri bağlamında ele aldığından, sözü edilen "eleştirel" okuma, kavramların sorunsallaştırdığı noktalar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Göle'nin kavram haritasının "eleştirel" analizi, kavramların doğası, imkânları ve sınırlılıkları ekseninde yapılmaya çalışılmaktadır. Yazarın kavram haritasının hem imkânı hem de buhranı olarak görülen "farklılık ve farklılığa bakış açısını" analiz edebilmek için, kavramların Türk modernleşme tarihindeki yansımaları gösterilmeye çalışılmıştır. Böylelikle yazarın, Türk toplumunun modernleşme sürecinin paradigmal zeminindeki konumu belirlenmeye çalışılmıştır. Göle'nin kavram örüntülerinin imkânları; gelenek-modernlik köprüsü ve ötekilik bağlamında derinleştirilmiştir. Çalışmanın kamusal alana hâkim olan bakış açısının çözümlenmesi, farklılığın kazanımlarını elde ettikten sonra, diğer farklılıkları ötekileştirmesi, kendini kültür bütününün temsilcisi olarak görmesi olarak ifade edebilecek "ötekisiz dünya" algısını kırmak için gerekli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Batı-dışı modernlik, karşılaşma, eşzamanlı modernlik, iç içe girişler, Nilüfer Göle
Sosyolojik açıdan Mevlâna'nın ölüm olgusuna yaklaşımı
Ölüm, birçok düşünür ve çeşitli disiplinler tarafından ele alınan bir olgudur. Ölüm olgusu, toplumsal ve kültürel yapı ve/veya yapılara göre farklı anlamlar içerir. Sözgelimi, geleneksel toplumlar 'ölüm' ile içli dışlı iken; modern toplumlarda ölüm, en önemli korku unsurlarından birisi olarak değerlendirilmiş ve ötelenmiştir. Postmodern dönemdeki toplumsal yapı içerisinde ise ölüm, üstesinden gelinmeye çalışılan bir husus gibi değerlendirilmiştir. Bu amaçla bu dönemde 'ölüm', tüketici bedenin oluşumunda önemli bir faktör olmuştur. Bu dönemde ölümsüzlüğe ulaşmak ve yaşlanmayı geciktirmek için sağlık, beslenme ve estetik gibi alanlar önem kazanmıştır. Toplumların tarihsel süreç içerisindeki değişimine göre farklı anlamlar kazanan ölüm olgusu, bu olgu üzerindeki değerlendirmelerde bulunan düşünürlere göre de farklı anlamlar içermektedir.Ölüm olgusu üzerinde değerlendirmelerde bulunan ve yaşadığı topluma bu değerlendirmeleriyle yön veren düşünürlerden birisi Mevlâna'dır. Mevlâna'nın ölüm olgusuna ilişkin yaklaşımı, aynı zamanda bu çalışmanın temasını oluşturmaktadır. Mevlâna'ya göre ölüm, özlemin bittiği kavuşmanın başladığı 'an'dır. Modern zamanın içini boşalttığı kavramlardan biri olan ölüm olgusuna Mevlâna pozitif bir anlam yüküyle yaklaşır. Mevlâna için 'ölüm' yokluk, tükeniş ve bitiş değil, aksine bu dünya da ruhun bedene mahkum hapis hayatının sona ermesi ve hürriyetine kavuşmasıdır. Bu açıdan Mevlâna çağlar ötesinden günümüzü aydınlatacak bir bakış açısı sunar. Anahtar kavramlar: Ölüm, modernite ve ölüm, postmodernite ve ölüm, Mevlâna'ya göre ölüm, varlık-yokluk, ölüm korkusu