Private law

108 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

İşyerinde psikolojik taciz

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde çalışma yaşamında öne çıkan psikososyal risklerden birisi işyerinde psikolojik tacizdir. İşyerinde psikolojik taciz işyerindeki işveren ya da diğer çalışanlar tarafında mağdura karşı mağduru yıldırmak amacıyla yapılan süreklilik arz eden sistematik psikolojik saldırılardır. Psikolojik saldırıdan anlaşılması gereken mağduru rahatsız etmeye yönelik hakaretlerden küçük düşürücü sözlere kadar mağdura karşı yapılan her türlü olumsuz söz, tutum ve davranıştır. İşyerinde psikolojik taciz, işyerinde ayrımcılık ve cinsel taciz gibi çeşitli kavramlarla benzerlik gösterse de bazı unsurları açısından bu kavramlardan farklıdır. Türk Hukukunda işyerinde psikolojik taciz kavramı öncelikle yargı kararlarına konu olmuş daha sonra çeşitli yasal düzenlemelerde doğrudan yer almıştır. İşyerinde psikolojik taciz ile işçinin iş sözleşmesi çeşitli yönlerden ihlal edilmektedir. İşyerinde psikolojik taciz işverenin gözetme borcuna veya eşit davranma borcuna aykırı davranışları sonucunda meydana gelebilecektir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güveliği Kanunu ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre işveren işyerinde psikolojik tacize karşı her türlü önlemi almalıdır. İşverenin bu yasal yükümlüklerini ihlal etmesinin çeşitli hukuki sonuçları olacaktır. İşyerinde psikolojik taciz nedeniyle mağdur işçi, işverenden çeşitli tazminat ve alacak taleplerinde bulunabilecektir. Yine işyerinde psikolojik taciz oluşturan fiiller suç oluşturuyorlarsa failler ceza alabileceklerdir. İşyerinde psikolojik tacizin ispatı konusunda yasal düzenlemelere ve yargıtay içtihatlarına göre mağdur işçiye çeşitli ispat kolaylıkları tanınacaktır.

Gözetme borcuHukukMobbing+4
Veysel Özge
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması

Alım ve satıma yönelik ticari faaliyetlerin çevrimiçi ağlar üzerinden gerçekleşmesi olarak tanımlanan elektronik ticaret, genel ticaret hacmindeki payını günden güne arttırmaktadır. İnternet, zaman ve mekân algısını ortadan kaldırarak, tüketici ve satıcıyı her daim elektronik ortamda buluşturabilen elektronik pazaryerlerinin doğmasına sebep olmuştur. Elektronik pazaryerlerinin kendine özgü yapısı, bu pazarların geleneksel pazarlara alternatif bir satış kanalı olarak mı ayrı bir pazar olarak mı tanımlanacağı, pazarın coğrafi sınırlarının nasıl çizileceği, bu pazarlarda hakim durum tespitinin nasıl yapılacağı sorularına cevap aranması gerekliliğini doğurmuştur. Ticaretin yeni gelişmeye başladığı dönemlerden beri kartelleşmeyi yasaklayarak iktisadi refahı ön planla tutan rekabet hukuku kapsamında günden güne işlem hacmi ve pazar payını artıran büyük teknoloji şirketleri bakımından yeni rekabetçi endişeler doğmuştur. Atlantik'in her iki yakasındaki rekabet otoriteleri, büyük pazar payına sahip olan bu şirketlerin davranışlarını mercek altına almıştır. Bu kapsamda, son yıllarda Google, Microsoft, Amazon, Facebook, Apple, Booking, Yemeksepeti, Sahibinden.com gibi faaliyet gösterdikleri elektronik pazaryerlerinde hakim durumdaki teşebbüslerin eylemleri kötüye kullanma bakımından incelemeye tabi tutulmuştur. Elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması davranışlarına odaklanan çalışmamızda birinci bölümde elektronik ticaret kavramı, ikinci bölümde hakim durumun kötüye kullanılması kavramı genel hatlarıyla ve son olarak üçüncü bölümde, elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması ele alınmıştır. Bu kapsamdaki uyuşmazlıklara, ulusal rekabet otoriteleri, Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Birliği Adalet Divanı kararları temelinde getirilen çözümler ile ABD'de mevcut yaklaşımlar birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç itibarıyla, ticaretin elektronik ortama taşınması arama ve zaman maliyetlerinin düşmesine yol açmış, üretici ile tüketici doğrudan buluşabilme imkânına sahip olmuştur. Bu durum ekonomik anlamda etkinlik ve verimlilik artışına ortam hazırlamıştır. Elektronik ticaretin olumlu katkılarının sağlamış olduğu fayda ise, rekabet otoriteleri ve yargı organlarının önlerine gelen uyuşmazlıklarda, elektronik ticaretin kendi dinamikleriyle uyumlu, ihtiyaçlara hızla cevap veren ve sektördeki inovasyon hızını kesmeyecek hassas bir yaklaşım sergilemesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Anahtar Sözcükler Elektronik ticaret, hakim durumun kötüye kullanılması, elektronik ticarette hakim durumun kötüye kullanılması.

Elektronik ticaretHakim durumKötüye kullanma+3
Nergiz Büşra Taşdemir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kişilik hakkının internet ortamında ihlali

Kişinin yalnızca var olması nedeni ile sahip olduğu kişilik hakkı, kişiliğe ait maddi ve manevi tüm değerleri kapsar. Kişilik hakkı mutlak bir hak olup, Anayasa ve kanunlarla koruma altına alınmıştır. Diğer yandan ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü de Anayasa ve yasalarla korunan değerlerdendir. Sözlü ve görsel basın, demokratik bir toplumda bireylerin bilgi sahibi olması ve kamuoyunun oluşması için olmazsa olmazdır. Bu nedenle basın özgürlüğü, bir insan hakkı olan ifade özgürlüğü kapsamında yer alır. Kişilik hakkına müdahalenin basın yoluyla gerçekleştirilmesi durumunda, ifade özgürlüğü ile kişilik hakkı arasında çatışmanın varlığından söz edilir. İnternet teknolojisinin hızla gelişmesi, bireylerin de artık interentte kolayca içerik oluşturabilmeleri ve internetteki içeriklerin göz açıp kapayıncaya kadar çok sayıda kişiye ulaşabilmesi, internet ortamında kişilik hakkı ihlallerine sıklıkla raslanılmasına neden olmaktadır. Tüm bunların yanında birçok basın kuruluşunun da kendi internet siteleri aracılığı ile habercilik faaliyetlerini yürütmesi; kişilik hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının birlikte ele alındığı çeşitli hukuki sorunların doğmasına neden olmaktadır. Ancak, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin, hızlı gelişen teknolojinin ve sosyal yaşamın ihtiyaçlarına yetişmekte hantal ve yetersiz kaldığı yönünde eleştiriler dile getirilmektedir.

BasınBilişim suçlarıKitle iletişim araçları+7
İrem Erdemir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk özel hukuk sisteminde intihal

Bireylerin uzun uğraş ve çabaları neticesinde ortaya koydukları eserlerinin başka kişiler tarafından kaynak gösterilmeksizin kullanılması, bu kişilerin eser üretimini ve üretmeye ilişkin ilgi ve isteklerini haklı olarak azaltmaktadır. Bu kullanımlar, yalnızca eser sahiplerini değil, bu eserlerden faydalanan toplumları da olumsuz yönde etkilemektedir. Akademik çalışmaların amacı, toplumları ileriye sevk edecek yeni adımlar atmak, buluşlar gerçekleştirmektir. Ancak özüne herhangi bir ilavede bulunulmaksızın başka bir kişinin ismiyle yeniden piyasaya sürülen eserler, topluma herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Bu noktada bir eserin kısmi veya bir bütün halinde, alıntı kurallarına uyulmaksızın kopyalanması yoluyla gerçekleştirilen intihal eylemi ne yazık ki ülkemizde sıklıkla gerçekleştirilmektedir. Çalışmamızda eser sahipliği, eser sahiplerinin sınırları, intihal kavramı, intihale uğrayan eser sahibinin başvurabileceği hukuki, idari ve cezai yollar aktarılmış, doktrin ve Yargıtay uygulaması ile etraflıca değerlendirilmiştir.

Fikir ve Sanat Eserleri KanunuFikri mülkiyet hukukuFikri ve sınai mülkiyet hakları+3
Zeynep Cansu Kolaylı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Özel arşivlerin kamu yararı açısından düzenlenmesi: Stratejik bir model önerisi

Dünyanın değişmesi beraberinde her türlü bilgi kaynağının da gelişmesini getirmektedir. Bu değişimlerden, arşiv alanı da olumlu etkilenmektedir. Arşivler, yeni teknolojiler ve materyal türleriyle sürekli gelişmektedir ve önemli bir arşiv alanı olan özel arşiv koleksiyonlarının da değeri her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmada; Türkiye'de özel arşivlerin düzenlenmesinin kamu yararı açısından önemi üzerinde durulmuştur. Üzerinde fazla akademik çalışma olmayan özel arşivlerin düzenlenmesi konusunun üzerinde durularak, bilgi kaynaklarının geliştirilmesi açısından özel arşivlerin öneminin irdelenmesi başlıca çalışmanın amaçlarından birisidir. Bu amaçla verimli bir stratejik bir model oluşturulmuştur. Ortak performans göstergeleri, Web of Science, Scopus ve ULAKBİM TR Dizin veritabanlarında taranan yayınlara ait bibliyometrik veriler üzerinden geliştirilmiştir. Çalışma; Türkiyede özel arşivlerin kamu yararı gözetilerek, özel hukuk koşulları altında stratejik olarak düzenlenmesi faaliyeti üzerine etkin bir öneri sunmaktadır.

ArşivlerKamu yararıStratejik yönetim+2
Yasin Şeşen
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin sona ermesi

Arsa sahibi olup da taşınmazını değerlendirmek yahut konut, işyeri gibi ihtiyaçlarını karşılamak isteyen fakat inşaat işleri ile bizzat uğraşmak istemeyen kişiler, arsa paylarını yüklenicilere devrederek, arsa üzerinde bağımsız bölümler inşa edilmesini sağlamaktadır. Taraflar arasında yapılan sözleşmeye göre, inşa edilen bağımsız bölümler yüklenici ve arsa sahibi arasında paylaşılmaktadır. Bu sayede arsa sahipleri bizzat inşaat işi ile uğraşmadan bağımsız bölüm sahibi olurken, inşaat işinde uzmanlaşmış olan ancak arsa sahibi olmayan yükleniciler de kendilerine düşen bağımsız bölümleri üçüncü kişilere satarak kazanç sağlamaktadırlar. Taraflar arasında kurulan ve uygulamada ortaya çıkan bu isimsiz sözleşme, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesidir. Günümüzde, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar ve davalar önemli bir yer kaplamaktadır. Bu sözleşme ile ilgili özel bir yasal düzenleme bulunmadığından, ortaya çıkan ihtilafların çözümünde hangi hükümlerin uygulanacağı tartışma konusudur. Çalışmamızın birinci bölümünde sözleşmenin tanımı, unsurları, hukuki niteliği, türleri, şekli, uygulanacak hükümlerin tespiti, benzeri sözleşmelerden farkları ile tarafların hakları ve borçlarına yer verilmiştir. İkinci bölümde, borcu sona erdiren sebepler genel hatlarıyla açıklanmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin sona erme sebepleri ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Bu bölümde özellikle arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafların tek taraflı irade beyanlarıyla sona ermesine ve tasfiyesine ağırlık verilmiştir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin sona ermesi halinde, sözleşmenin tasfiyesine ilişkin doktrindeki farklı görüşlere gerekçeleriyle birlikte yer verilerek, Yargıtay kararları çerçevesinde makul sonuçlara ulaşmaya çalışılmıştır.

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesiSözleşmeden dönmeSözleşmeler+3
Caner Kaner
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fikrî Hukukta eser sahibinin malî hakları ve malî hakların ihlalinde açılabilecek hukuk davaları

1952 tarihinde yürürlüğe giren 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda; fikrî bir çaba ve faaliyetin ürünü olan, "sahibinin hususiyetini taşıyan", "ilim ve edebiyat, musikî, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak kanunda sayılı olan eser gruplarından birine dâhil olan" bir eser üzerinde, eser sahibinin manevi ve malî hakları hem düzenlenmekte, hem de korunmaktadır. "Fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin malî ve manevi menfaatleri bu kanun dairesinde himaye görür" denilmek suretiyle FSEK'te eser sahibinin manevi haklarının (m.14-17) ve malî haklarının (m.20-25) söz konusu kanun hükümleri uyarınca korunacağı açıkça belirtilmiştir. Bu tezde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda düzenlenen eser kavramı, eserin unsurları ve türleri ile eser sahipliği, eser sahipliğine tanınan malî haklar ile malî hakların ihlali durumunda açılabilecek hukuk davaları üzerinde durulacaktır. Tezin amacı eser ve eser sahibi kavramının genel unsurlarını ortaya koymak, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahiplerinin malî haklarını, malî haklardan yararlanma şartlarını incelemek, malî hakların ihlali halinde ihlal durumunun etkileri ile ihlal halinde açılabilecek hukuk davalarının usullerini, yargı yollarını ve yaptırımlarını, hukuk hayatına ilişkin olayları ve sorunları yargı kararları ve doktrindeki görüşler ışığında çözüme ulaştırmaktır.

DavalarEser sahibiFikir ve Sanat Eserleri Kanunu+3
Aytül Özkan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanma sebebi olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması

Boşanma sebepleri içinde en yaygın başvurulan boşanma sebebi, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayalı hukuki sebeptir. Boşanma, boşanmanın dayandığı ilkeler, boşanma sebepleri genel olarak incelenmiştir. Boşanmada, evlilik birliği ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması kavramları açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan, boşanma sebebi olarak evlilik birliğini temelinden sarsan nedenler, ilgili yasal mevzuat, Yargıtay içtihatları, doktrin ve uygulamaya yönelik olarak ayrıntılı ve güncel olarak irdelenmiştir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma davasında yargılama usulü ve alınacak önlemler ile taraflar ve müşterek çocuklar açısından sonuçlarına da değinilerek çalışma konumuz sonlandırılmıştır.

BoşanmaEvli çiftlerEvlilik+2
Zehra Gizem Aydoğdu Gül
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Telif Hukukunda işlenme eserler

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na göre eser, sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsulleridir. Görüldüğü üzere Kanun, eser türü olarak dört kategori belirlemiştir. Bir fikri ürünün eser sayılabilmesinin şartlarından biri, bu dört kategorinden birine dâhil olmaktır. Eserler üzerinde eser sahibine tanınan haklar da Kanun'da hüküm altına alınmış olup, mali haklardan bir tanesi işleme hakkıdır. İşleme hakkının kullanımı, Kanun'da işlenme eser denilen ve asıl eserden ayrı yeni bir eserin meydana getirilmesine yaramaktadır. Zira Kanun gereğince, diğer bir eserden istifade suretiyle vücuda getirilip de bu esere nispetle müstakil olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat mahsulleri işlenme eserdir. Bu halde, Kanun'un eser tanımına uygun olan bir fikri ürün hususiyet katılarak değiştirilmektedir. Kanun, işlenme eserlere örnek teşkil eden başlıca halleri 6'ncı maddesinde sıralamıştır. Çalışmamızda eser ve eser sahibi kavramları ile eser sahiplerine tanınan haklar temel konuyu izah etmek amacıyla değerlendirilecek; işleme hakkı, işlenme eser, işlenme eser türleri ve işlenme eser sahibi mevhumları gibi hususlar ise çalışmanın odak noktası olduğundan derinlemesine incelenecektir. İşlenme eserin ve işlenme eser sahibinin ne anlama geldiği anlatıldıktan sonra; iş ilişkisi içerisinde meydana getirilen işlenmelerin eser sahipliği meselesi, birden fazla kimsenin birlikte meydana getirdiği işlenmeler ve aynı eserin farklı kimseler tarafından işlenmesi hali irdelenmiştir. Diğer yandan, işlenme eser üzerindeki hakların ne şekilde devredilebildiği ile bu hakların ihlal edilmesi halinde işlenme eser sahibine tanınan kanun yolları da konunun devamını teşkil ettiğinden irdelenecektir. Anahtar Kelimeler: "eser", "işlenme eser", "işlenme eser sahibi", "sözleşme", "hukuk davaları".

DavalarEser sahibiFikir ve Sanat Eserleri Kanunu+4
Uğur Tekerci
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Roma Hukukunda şart

YÜKSEK LİSANS TEZ OZU ROMA HUKUKUNDA ŞART Duygu ÖZER SARITAŞ Özel Hukuk Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temmuz 2003-06-11 Danışman: Doç. Dr. A. Nadi GÜNAL Hukukî işlemlerle ilgili genel kural yapıldıkları anda hukukî sonuç doğurmalarıdır. Ancak bazen hukukî işlemlerin hukukî sonuç doğurması veya geçerliliği ileride ortaya çıkacak bazı olaylara bağlanmak istenebilir. Şart, kişilere bu imkanı veren ve hukukî işleme eklenen özel bir unsurdur. Şart sayesinde işlemin geçerliliği, gelecekteki ve belirsiz bir olayın gerçekleşip gerçekleşmemesine bağlı olarak yapılır. Şartlar "bozucu" (conditio suspensiva) ve "erteleyici" (conditio resolutiva) olarak ikiye ayrılır. Erteleyici ve bozucu şartlar yapılmış bir sözleşmenin kurulmasını, feshedilmesini, tamamlanmasını ya askıda bırakır ya da geciktirirler. Başka bir deyişle erteleyici şarta bağlanmış bir sözleşmede sözleşmenin gerçekleşmesi için şartın gerçekleşmesi gerekirken, bozucu şarta bağlı sözleşme hemen bağlayıcı olur, şartın gerçekleşmediği durumlarda şartın hiçbir bağlayıcı gücü kalmaz. Roma hukukunda sadece erteleyici şart türü bilinmektedir. "Sub condicionem" terimi Romalı hukukçular için erteleyici şarta bağlı işlemlerin sonucunun etkisi ile eşdeğerdir. Ayrıca şartın, olumlu ve olumsuz şart, iradi şart, tesadüfi şart ve karma şart olmak üzere çeşitleri vardır. Şartın her çeşidi imkansız ve kanuna aykırı olmadığı sürece tarafların istekleri doğrultusunda sözleşmeye eklenebilir.

Hukuki işlemlerRoma hukukuSözleşmeler+3
Duygu Özer Sarıtaş
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Kişilik hakkı açısından tıbbi genetik analizler

Genetik analizler kişinin kalıtımsal yapısını ortaya çıkararak, o kişinin sağlık ve hayat beklentileri yönünden etkili ve önemli kişisel verilere ulaşılmasını mümkün kılar. Kişinin gelecekteki sağlık durumunu da belirleyecek bazı fiziksel ve ruhsal özelliklerini içeren bu veriler kişinin özel hayat alanına dâhildir. Dolayısıyla, bu bilgilerin açıklanması, sigorta alanında veya iş hayatında ayrımcılık amaçlı kullanılması kişilik hakkı ihlâllerine sebep olur. Diğer yandan, genetik bir analizin uygulanması için kullanılacak biyolojik materyalin, kişinin bedeninden alınması gerekmektedir. Bu durum ise, kişinin vücut bütünlüğü ve dokunulmazlığı kapsamında bir kişilik hakkı ihlâli ortaya çıkarabilir.Günümüzde genetik analizlerin yaygın kullanımı ve bunun karşısında yaşanan kişilik hakkı ihlâlleri, konuya hukuki bir çerçeve çizme zorunluluğu doğurmuştur. Bu kapsamda, özellikle, genetik analizlerin uygulanmasında aranacak hukuka uygunluk koşulları ve hukuka aykırılık durumunda karşılaşılacak yaptırımların tespit edilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada Türk hukukunda konuya değinen hukuki düzenlemeler kadar, uluslararası belgelerde yer alan temel ilkeler ve özellikle İsviçre ve Alman hukuklarındaki düzenlemeler de dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan hukuki çerçeve çizilmeye çalışılmıştır.

GenetikGenetik-medikalHukuka uygunluk+7
Meral Gürbüz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Roma hukukunda condictio causa data causa non secuta ve Türk hukukuna etkileri

Roma Hukuku'nda, Modern Kıta Avrupası Hukuku ve Türk Hukuku'nun aksine açıkça bir borç kaynağı olarak iade konusunu düzenleyen genel bir sebepsiz zenginleşme kuralı ve kavramı bulunmamaktadır. Roma Hukuku'nda sebepsiz zenginleşmeden doğan uyuşmazlıklar condictio adı verilen davalar (actio) ile çözüme ulaştırılmıştır. Condictiolar çeşitli türlere ayrılmaktadır. Condictio causa data causa non secuta, gerçekleşmesi beklenen bir amaç uğruna verilen şeyin, amacın gerçekleşmemesi sebebiyle iadesinin sağlanmasına ilişkin condictio türüne verilen isimdir. Condictio causa data causa non secutanın oluşum süreci ile Roma Hukuku'nda kabul edilen sert sözleşmeler sisteminin esneklik kazanma süreci birbiri ile sıkı sıkıya bağlantılı ilerlemiştir. Condictio causa data causa non secutanın, özel bir sebepsiz zenginleşme türü olarak önemi Roma Hukuku'nda her türlü sözleşmeden doğan hakkın dava (actio) ile talep edilebilir olmaması gerçeğinden doğmuştur. TBK. m. 77 ve devamında sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri düzenlenmiştir. TBK. m. 77/II hükmünde yer alan gerçekleşmeyen sebebe bağlı zenginleşme türü asıl olarak Roma Hukuku'nun condictio causa data causa non secutasının günümüzdeki yansımasını bulmuş halidir. Türk Hukuku'nda gerçekleşmeyen sebebe bağlı zenginleşme taleplerine ilişkin uygulanma alanları ile Roma Hukuku'nun condictio causa data causa non secutasının uygulanma alanları çeşitli noktalarda kesişmektedir.

DavalarKarşılaştırmalı hukukRoma hukuku+5
Sedat Sezgin
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınır rehni uygulaması

Ticari hayatın ihtiyaç duyduğu finansmanın sağlanması, ticari faaliyetlerin yürütülmesi açısından önemlidir. Ancak bu finansmanı sağlayan kurum ve kişiler, bu faaliyetleri sonucunda oldukça büyük bir riski üzerlerine almaktadırlar. Bu riski azaltmak amacıyla güvence talep ederler ve rehin de bu güvencelerin başında gelir. Rehin hakkı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 939 vd. düzenlenmekle birlikte teslime bağlı taşınır rehni dışındaki bazı taşınır rehni türleri farklı kanunlarda da düzenlenmektedir. Bunlar arasında 01.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu uygulamada yoğun bir taleple karşılaşmıştır. Teslime bağlı taşınır rehnine nazaran birçok yeniliği bünyesinde barındıran bu kanun, henüz çok yeni uygulama alanı bulması nedeniyle birçok belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Çalışmamız, genel olarak rehin hakkı ve taşınır rehninin genel ilkelerine değinmenin yanı sıra 6750 sayılı Ticari İşlemlerde Taşınır Rehni Kanunu'nun ticari hayattaki yeri ve Kanun'un uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek sorunları ele almıştır.

Kanunlar 4721 sayılıKanunlar 6750 sayılıTaşınır rehni+2
Rumeysa Betül Yıldırım
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tüketici hukukunda dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk

Yazılımlardan dijital video mecralarına, elektronik kitaplardan bilgisayar oyunlarına kadar birçok çeşidi olan dijital içerik ve hizmetler, yaygın bir şekilde tüketici işlemlerinin konusunu oluşturmaktadır. Söz konusu işlemlerde, sözleşme hukukuna dair karşılaşılabilecek problemlerden biri, ifanın konusuyla ilişkili tüm hususlarda tam ve doğru bir ifayı gerçekleştirme yükümlülüğü anlamına gelen sözleşmeye uygunluk hâlini ilgilendirmektedir. Dijital içerik ve hizmetler, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da normatif olarak mal kategorisinde değerlendirilmektedir (TKHK m. 3/h). Türk Hukukundaki tüketiciyi koruyan düzenlemelerde doğrudan bir karşılığı bulunmamakla birlikte sözleşmeye uygunluğun ayıptan ari ifa hâliyle özdeşleştirilmesi mümkündür. Yani dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk, TKHK'deki ayıplı mallara ilişkin hükümlere tabidir. Ancak bu hükümler, genellikle sofistike özellikler taşıyan dijital içerik ve hizmetlerin konu edildiği sözleşme ilişkilerinde tüketici menfaatlerini korumakta yetersiz kalmaktadır. Mesela Kanun'da öngörülen lüzumlu vasıf kriterleri, dijital içerik ve hizmetler için oldukça soyuttur. Yine ayıplı mal hükümlerinin, bulut bilişim hizmetlerindeki gibi sürekli edimle temin edilen dijital içerik ve hizmetlere uygulanmasında çeşitli problemler doğabilir. Ayrıca 99/44 sayılı mehaz Direktif'te sözleşmeye uygunluk kavramına yer verilmesine rağmen TKHK'de ayıp kavramına başvurulması, ayıbın kapsamına ilişkin TBK'daki tartışmaların TKHK'ye taşınmasına yol açmıştır. Anılan problemlerin çözümü amacıyla oluşturulmuş bir yargı içtihadına rastlanmamıştır. Parasal sınır nedeniyle temyiz yoluna başvurmanın genellikle mümkün olmadığı tüketici uyuşmazlıkları için bu tür bir içtihadın oluşmasını beklemek de gerçekçi görünmemektedir. Öyleyse Türk Hukuku için bu konuda bir reform ihtiyacı doğmuştur. Gerçekleştirilecek reformda, bir dünya standardı hâline gelmesi muhtemel olan AB ve Alman Hukuku düzenlemeleri model alınabilir. Konuya ilişkin Avrupa Birliği 2019/770 sayılı Dijital İçerik Direktifi ile Alman Medeni Kanunu (BGB) § 327 vd. hükümlerinde, dijital içerik ve hizmetlerin sofistike özellikleri dikkate alınarak tüketicinin dijital dünyadaki menfaatlerinin korunmasına hizmet eden bir anlayış benimsenmiştir. Ne var ki bu hükümler, esasa ilişkin bazı yönlerden eleştiriye muhtaç olduğu gibi regülasyon yöntemi açısından da taşıması gereken nitelikler olan öz ve kolay anlaşılır olmaktan uzaktır. Bu kapsamda çalışmada AB ve Alman Hukukunun anılan düzenlemeleri mercek altına alınarak Türk Hukukunda nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiğine yoğunlaşılmaktadır.

Alman hukukuAmerikan hukukuAvrupa Birliği hukuku+7
Furkan Güven Taştan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Destekten yoksun kalma tazminatı

Bu çalışmada destekten yoksun kalma tazminatı incelenmiştir. Tezde destekten yoksun kalma tazminatının tanımı, destekten yoksun kalma tazminatının genel özellikleri, destekten yoksun kalma tazminatının oluşma koşulları, destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilecek kişiler, istenecek tazminatın somutlaştırılması, söz konusu tazminattan yapılacak indirimler ve bu tazminat davasında usul hükümleri ele alınmış ve araştırılmıştır. Bu çalışma yapılırken doktrindeki tartışmalar ile yargı uygulaması paralel bir şekilde ele alınmış ve yargı uygulamasında hak kayıplarına sebebiyet veren hususlara dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Bu anlamda farklı çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Destekten yoksun kalma tazminat, sorumluluk hukuku, usul kuralları.

Borçlar hukukuDestekten yoksun kalma tazminatıTazminat+1
Halis Yaşar
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Velayetin tevdii

Bu çalışma, velayetin tevdii halini ve bu kapsamda çocuk menfaati, anne ve baba sorumluluğu ile hâkimin takdir yetkisi bakımdan yapılan bir incelemedir. Tezin, çocuk menfaatine zarar vermeden kanun koyucunun amaçladığı ve bu hedefte belirlediği kurallar kapsamında velayetin tevdii gerek doktrin anlamında gerekse uygulama bakımından tartışılmıştır. Bu çalışmamızda anne ve babanın sorumlulukları, bu kapsamda kanun tarafından kendilerine tanınan hak ve yetkiler ile çocuğun velayetinin tevdisi için gerekli olan koşullar tartışılmıştır. Velayetin düzenlenmesinde hakimin ne gibi yetkileri olduğu, bu yetkilerini hangi ölçüde kullanabileceği, çocuk menfaatinin nasıl korunması gerektiği gibi sorularının cevaplanmaya çalışılmıştır. Uygulamada karşılaşılan problemlerin karanlıkta kalmış sorunları aydınlatmaya çalışmış bulunmaktayız. Anahtar Kelimeler: Velayetin tevdii, Velayet, Çocuk, Anne ve Baba Sorumluluğu, Çocuk Menfaati

Ana-babaSorumlulukVelayetin tevdii+1
Hasibe Sena Akkışla
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Markayı kullanma zorunluluğu ve kullanmamanın hukuki sonuçları

Bu çalışmada; marka hukuku bağlamında markanın kullanılması zorunluluğu, söz konusu zorunluluğun kaynağı ve kapsamı ile markanın kullanılmaması halinde ortaya çıkabilecek hukuki durumlar incelenmiştir. Çalışmada, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler bağlamında markayı kullanma zorunluluğu, Anayasa Mahkemesinin mülga 556 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, markayı kullanma zorunluluğuna ilişkin hükümlerini iptal etmesinin ortaya çıkardığı hukuki durumlar, bu iptal kararlarının 22.12.2016 tarihli 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uygulamasına etkilerinin olup olmadığı tartışması ile Sınai Mülkiyet Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle markayı kullanma zorunluluğunun genişletilen kapsamı etraflıca ele alınmış, uygulamada karşılaşılması muhtemel sorunlara ve bu sorunların olası çözümlerine değinilmiştir.

Hukuka aykırılıkHukuki sonuçHukuksal korunma+4
Osman Umut Karaca
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Hukuksal yönleriyle insan geni üzerindeki incelemeler

İnsan geni üzerindeki incelemeler, genlerin ve gen ürünlerinin incelenmesini içerir. Bu incelemelerin insanlığa bir çok alanda olumlu katkılar sağladığı açıktır. Ancak gen incelemeler, etik ve hukuksal açıdan çeşitli sorunlara yol açmıştır. Oluşan bu sorunlara hukuk, etik, biyoetik ve tıp biliminin kurallarıyla, etik ilkelere uygun çözümler getirilmeye çalışılmıştır. Ülkemizde gen incelemelerinin yapılışını ve sonuçlarını düzenleyen bağımsız bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Konuya ilişkin Avrupa Biyotıp Sözleşmesi, AİHS gibi iç hukukumuzu bağlayıcı sözleşmelerin yanı sıra, bildirge ve yönergeler ile Anayasamız, TMK, TBK, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu gibi ulusal yasalarımız ile Türk Deontoloji Nizamnamesi ve ÜYTE, HHY gibi yönetmeliklerle, insan geni üzerindeki incelemelerin sebep olduğu etik ve hukuksal sorunlar çözümlenmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle genetik incelemeler ve tanılarla ilgili olarak , Gen Teşhisi Kanunu, Embriyonun Korunması Kanunu, Kök Hücre Araştırmaları Kanunu gibi kanunların bir an önce çıkarılması zorunludur. Hatta bu konuların tümünün İnsan Geni İncelemeleri Hakkında Kanun olarak düzenlenmesi isabetli olacaktır. Bu yasa ile insan haklarının ve temel özgürlüklerin ve insan onuruna saygının korunması gerçekleşecektir. İnsan geni üzerinde yapılacak incelemeler ile bu incelemelerin sonuçlarının etik ilkeler de göz önüne alınarak; ulusumuzun hak ettiği demokratik, çağcıl, insan onuruna ve haklarına uyan yasal düzenlemelerin, Avrupa Biyotıp Sözleşmesi başta olmak üzere evrensel hukuk normlara uygun olarak bir an önce gerçekleştirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Araştırma programlarıBiyo-tıpEtik+7
Remzi Demir
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Evlilik birliği içerisinde diğer eşin rızasına bağlı hukuki işlemler

Tezin konusu ''Evililik Birliği İçerisinde Diğer Eşin Rızasına Bağlı Hukuki İşlemlerdir.'' Tez giriş ve sonuç bölümleri dışında üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Türk Hukuk'unda fiil ehliyeti kavramı ve evli kişilerin ehliyet durumu açıklanmıştır. İkinci bölümde; Türk Medeni Kanunu'nda eşin rızasının arandığı haller dört başlığa ayrılmış, tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına ilişkin hükmün uygulanmasında, evli erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi işleminde, paylı mülkiyet konusu malda pay üzerindeki tasarruf işlemlerinde üstün hak sahibi olan eşin bu hak sahipliğinin niteliğini ve söz konusu haklarını kullanırken hangi hukuki işlemlerin diğer eşin rızasını gerektireceği üzerinde durulmuştur. Mal rejimlerini ilgilendiren düzenlemelerin yanı sıra, aile konutu kavramının kabulü, geçerliliği eşin rızasına bağlanan hukuki işlemlerin kapsamını genişletmiştir. Aile konutunun mülkiyetinin eşlerden birine ait olması ya da kiralanmış olmasına göre eşin rızasına bağlanan hukuki işlemler çalışmada açıklanmıştır. Üçüncü bölümde; kefalet sözleşmesi akdedilmesi durumunda ve aile konutunun kira sözleşmesine konu olması durumunda diğer eşin rızasının alınması hususu incelenmiştir. Tez hazırlanırken konuyla doğrudan ve dolaylı olarak ilgili bulunan tüm eserler taranmaya çalışılmıştır. Bunun dışında, konuyla ilgili mahkeme kararları incelenmiş, konunun uygulamada ne tür uyuşmazlıklara neden olduğu hususuna dikkat çekilmiştir. Kanunun diğer eşin rızasının varlığını aradığı işlemlerde rızanın kapsamı her bir işlem için farklılık arz etmektedir. Bu sebeple her bir işlemde rızanın hukuki niteliği ve sonuçları ayrı ayrı incelenmelidir.

EvlilikEvlilik birliğiEşin rızası+5
Elif Yüksel
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İcra ve iflas hukukuna özgü suçlar ve yargılamaları

Toplumda kişilerin birbirleriyle kurdukları hukuki ya da ticari ilişkilerden ötürü aralarında aynı zamanda borç ilişkisi de meydana gelebilmektedir. Bu kapsamda, bazı durumlarda kişiler arasında herhangi bir uyuşmazlık çıkması halinde bahsi geçen borç ilişkisi icra takibi ile sonuçlanmaktadır. Borç ilişkisinde beklenen, borçlunun üzerine düşen yükümlülüklerini zamanında ve tam olarak yerine getirmesidir. Alacağını zamanında ve tam olarak alamayan alacaklı, alacağını elde edebilmek adına icra mercilerine başvurur. İcra ve iflas takiplerinin hızlı ve etkin bir şekilde sonuçlanabilmesi ve alacaklı tarafın borçlunun kötü niyetli davranışlarından korunabilmesi için icra hukukunda bazı önlem ve tedbirler alınmıştır. Hukuk sistemimizde, icra ve iflas Kanunu kapsamında borçluya ve üçüncü kişilere borç ilişkisi yönünden, icra ve iflas takipleri öncesi ve sonrası işlemlerde bazı sorumluluklar yüklenmiştir. Borçlu ya da üçüncü kişiler kendilerine yüklenen bu sorumluluklara riayet etmedikleri takdirde, Kanun tarafından belirtilen suç kapsamında farklı cezai yaptırımlar ile karşı karşıya kalacaklardır. icra ve iflas Kanunu kapsamında öngörülen suç türleri öğreti ve uygulamada "icra ve iflas suçları" olarak kabul görmektedir. Bu çalışma kapsamında da, icra ve iflas Kanunu kapsamında suç sayılan fiiller ile bunların cezai yaptırımları ve icra ve iflas suçlarına ilişkin yargılama usulü değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: icra suçu, iflas suçu, yargılama usulü, kötü niyet

KötüniyetSuçYargılama+4
Kasım Seyfi
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aile hukukundan doğan yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle mirasçılıktan çıkarma

Aile hukukundan doğan yükümlülüğün yerine getirilmemesi nedeniyle mirasçılıktan çıkarma, kanun koyucunun aile birliğinin önemine binaen, yükümlülüklerin ihlalini yaptırıma tabi tutarak, mirasbırakana saklı paylı mirasçısını mirastan mahrum etme imkanı tanıyan düzenlemeyi içermektedir. Çalışmada bu yükümlülüklerin neleri kapsadığı, hangi mirasçılar yönünden etki alanı bulunduğu ve hangi hallerin mirasçılıktan çıkarmaya konu edileceği ele alınmıştır. Bu kapsamda mirasçılıktan çıkarmanın yapılma şekilleri açıklanmış, Yargıtay kararları da değerlendirilerek, mirasçılıktan çıkarılanın ve diğer mirasçıların bu tasarruftan nasıl etkileneceği konusunda değerlendirmeler yapılmıştır.

Aile hukukuMirasçılıktan çıkarmaYükümlülük ihlali+1
Seher Direnç Zeybek
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Milletlerarası özel hukukta haksız fiil bağlamında kişisel verilerin korunması

Kişisel veri, kimliği belli bir kişi ile ilişkilendirilebilen her türlü bilgidir. Kişisel veriler, günümüzde ekonomik bir değer taşımakta olup gelişen teknoloji karşısında kişisel verilerin işlenmesi giderek kolaylaşmaktadır. Bu sebeple de işlenen kişisel veri miktarı katlanarak artmaktadır. Bu durum kişisel verilerin korunması ile ilgili düzenlemelerin getirilmesini gerekli kılmıştır. Kişisel verilerin korunması hakkı, Türk hukukunda kişilik hakkı kapsamında yer almaktadır. Kişisel verilerin işlenmesi suretiyle gerçekleşen kişilik hakkının ihlâli, haksız fiil sorumluluğunu doğurabilmektedir. Dijitalleşme ile kişisel verilerin uluslararası dolaşımı gün geçtikçe artmakta ve bu durum haksız fiil bağlamında kişisel verilerin korunması hakkı ihlâllerinden kaynaklanan yabancı unsurlu uyuşmazlıkları da arttırmaktadır. Kişisel verilerin işlenmesinden kaynaklanan yabancı unsurlu uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tespit edilecektir. Kişisel verilerin işlenmesi veya kişisel veriler hakkında bilgi alma hakkının sınırlandırılması yolu ile kişilik hakkı ihlâline uygulanacak hukuka ilişkin bağlama kuralı, MÖHUK m. 35/3 hükmü ile özel olarak düzenlemiştir. Bu tür uyuşmazlıklarda, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi ise MÖHUK m. 40 gereğince, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisinin iç hukukun yer itibariyle yetki kurallarına göre tayin edilecektir.

Haksız fiilKanunlar 5718 sayılıKişilik hakkı+5
Cemrenur Coşkun
Çankaya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Özel ceza kanunlarında silah kullanma yetkisi

İnsanlığın temel ihtiyaçları, geçmişten günümüze yeme, içme, barınma ve güvenlik ihtiyaçları olmuştur. İnsanların toplu halde yaşadığı düzen içerisinde düzenin devamlılığının sağlanması amacıyla bir yöneten ve yönetilen olgusu çerçevesinde devlet düzeni oluşturulmuştur. En ilkelinden en modernine devletin asli görevleri arasında yer alan bu düzeni sağlamak ve korumak ancak güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesi ile mümkün olmaktadır. Devlet, bu asli görevini oluşturduğu kurumlar ve kolluk kuvvetleri ile sağlamaktadır. Kamu düzeninin sağlanması adına icra ve inzibat gücü olarak görev yapan kolluk kuvvetlerinin zor ve silah kullanma yetkisi 1982 Anayasasında yer almıştır. Polise zor ve silah kullanma yetkisi veren en temel düzenleme 2559 sayılı PVSK olmakla birlikte 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu da kolluğa silah kullanma yetkisi veren özel ceza kanunları arasında yer alır. Ancak bu kanunlarda kolluğa verilen zor ve silah kullanma yetkileri incelendiğinde kanunlar arasında bir birliktelik bulunmamakla birlikte 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 2006 tarihli Ek Madde 2'de yer alan kolluğun silah kullanma yetkisine yapılan düzenleme demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri arasında yer alan insan haklarına saygılı devlet düzenine aykırı nitelik taşımaktadır. Kolluğa verilen silah kullanma yetkisinin görevlilerce son çare olarak düşünülmesi, kolluğun herhangi bir direnişle karşılaşması halinde bu direnişi kırmak adına zor kullanmanın aşamalarını iyi bilerek pratikte uygulayabileceği bir düzenin varlığı şarttır. Anahtar Kelimeler: Kolluk, Zor ve Silah Kullanma Yetkisi, İnsan Hakları, Ölçülülük ve Orantılılık, Terörle Mücadele Kanunu

Ceza hukukuKamu hukukuKanunlar 5607 sayılı+6
Kübra Çağlayan
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tasarrufun iptali davalarında özel dava şartları

Tasarrufun iptali davası borçlunun haciz veya iflâs öncesi hileli tasarruflarını, alacaklı yönünden hükümsüz kılarak; borçlunun eksilttiği malvarlığını alacaklı yönünden haczedilebilir, iflâs masası yönünden de masaya dâhil edilebilir hale gelmesini sağlayan davadır. Tasarrufun iptali davası bakımından borç ödemeden aciz belgesi İcra ve İflâs Kanununda düzenlenen özel bir dava şartıdır. Bunun yanı sıra Yargıtay tarafından kabul edilen özel dava şartları da vardır. Bunlar; gerçek bir alacağın olması, icra takibinin kesinleşmesi ve iptali istenen tasarrufun takip konusu borcun doğumundan sonra yapılmış olmasıdır. Çalışmada borç ödemeden aciz belgesi ve Yargıtay tarafından kabul edilen özel dava şartları incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Tasarrufun iptali davası, dava şartları, özel dava şartları, icra ve iflâs hukuku

DavalarTasarrufun iptali davasıÖzel hukuk+3
Mehmet Aslan
Çukurova University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00

Related subjects