Postoperatif dönem

Bu konu başlığı altında 393 tez

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tiroidektomi olan hastalarda farklı intraoperatif end-tidal karbondioksit değerlerinin postoperatif bulantı ve kusmaya etkileri

Bu çalışmanın amacı, tiroidektomi operasyonu geçiren hastalarda intraoperatif end- tidal karbondioksit (ETCO2) düzeylerinin postoperatif bulantı ve kusma (POBK) gelişimi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Prospektif gözlemsel çalışmaya 99 hasta dâhil edildi. ETCO2'si 26–30 mmHg arasında tutulanlar Hipokapni, 31–35 mmHg arasında tutulanlar Normokapni grubunu oluşturdu. Demografik veriler, ASA ve Apfel skorları, cerrahi-anestezi süreleri, intraoperatif opioid kullanımı, hemodinamik parametreler ve postoperatif analjezi kaydedildi. POBK insidansı 0–2, 2–6 ve 6–24 saatlik aralıklarda değerlendirildi. POBK toplam insidansı Hipokapni grubunda %60,4, Normokapni grubunda %37,2 idi (p = 0,035). Erken dönemde (0–2 saat) bulantı (%52,1 vs %29,4; p = 0,022) ve kusma (%47,9 vs %27,5; p = 0,035) Hipokapni grubunda anlamlı yüksek bulundu. Hipokapni grubunda kadın oranı, Apfel skoru ve sigara içmeme sıklığı daha fazlaydı; cerrahi süresi de daha uzundu (p = 0,022). Yaş, vücut ağırlığı, intraoperatif opioid dozu ve hemodinamik parametreler POBK üzerindeki farkı açıklamadı. Postoperatif tramadol kullanan hastalarda erken bulantı oranı daha yüksekti (p = 0,044). İntraoperatif hipokapni, özellikle postoperatif ilk iki saatte POBK insidansını artıran modifiye edilebilir bir risk faktörüdür. Ventilasyon stratejilerinin Apfel skoruna dayalı farmakolojik profilaksi yaklaşımlarını tamamlayacak şekilde göz önünde bulundurulması, tiroidektomi hastalarında POBK'nin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Bulantı kusma, ETCO2, POBK, Tiroidektomi

Karbon dioksitKusmaMide bulantısı+3
Ural Baıysh Uulu
Trakya University
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kardiyovasküler cerrahi sonrası basınç yarası oluşumunu kolaylaştıran faktörler

Basınç yaraları; morbidite ve mortaliteye neden olabilen, hastanede yatış süresini uzatan, maliyeti ve iş yükünü artıran bir sağlık sorunudur. Erken dönemde risk değerlendirme ile koruyucu bakım uygulanarak önlenebilen basınç yaraları, kaliteli hemşirelik bakımının göstergelerinden biri sayılmaktadır. Bu çalışma, kardiyovasküler cerrahi olan hastalarda basınç yarası oluşumunu kolaylaştıran faktörleri incelemek amacı ile yapıldı. Retrospektif yöntemle hazırlanan çalışmanın evrenini, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 1 Ocak 2015- 31 Aralık 2015 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi operasyonu geçiren ve cerrahi yoğun bakıma alınan tüm hastalar, örneklemini ise yoğun bakımda basınç yarası gelişen 136 hasta ve kontrol grubu için randomize seçilmiş basınç yarası gelişmeyen 136 hasta oluşturdu. Analizlerde SPSS 23.0 programı kullanıldı. Elde edilen veriler ortalama, standart sapma, frekans, oran, minimum, maksimum, Student t Test, Mann Whitney U, Pearson Ki-Kare testi ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda; basınç yarası gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında yaş, beden kitle indeksi, beslenme şekli, laboratuar bulguları, Braden risk puanı, pozisyon değiştirme süresi açısından anlamlı fark bulundu. Basınç yarası gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmadı. Basınç yaraları hastaların %73,5'inde sacrum bölgesinde ve %57,4'ünde Evre II düzeyinde olduğu, ortalama 5,68±2,14 günde geliştiği tespit edildi. Sonuç olarak; ileri yaş, anemi, albümin düşüklüğü, nem, hareketsizlik gibi faktörler basınç yarası oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Hemşirelik bakım uygulamaları kapsamında riski yüksek olan hastalara erken dönemde risk değerlendirme ile koruyucu bakım önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Basınç Yarası, Cerrahi Yoğun Bakım, Kardiyovasküler Cerrahi

Basınç ülserleriCerrahi-kardiyovaskülerPostoperatif dönem+1
Ece Altıntaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lomber laminektomi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrıya etkisi

Anksiyete ve depresyon ameliyat sonrası ağrı şiddetini etkileyen psikolojik risk faktörleri arasındadır. Bu araştırma, lomber disk hernisi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrı düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Haziran 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Beyin Cerrahisi Kliniği'nde LDH tanısı ile genel anestezi altında lomber laminektomi ve diskektomi ameliyatı geçiren hastalar çalışmanın evrenini, çalışmayadahil edilme kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden ilk 60 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen 8 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu", 14 sorudan oluşan Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HADS)" ve "Görsel Ağrı Skalası(VAS)" kullanılarak toplandı. Lomber disk hernisi (LDH) cerrahisi ile ilgili ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon bulguları incelendiğinde; hastaların anksiyete (HAD-A) puan ortalaması 7.60 (SS=3.61), depresyon (HAD-D) puan ortalaması 6.63 (SS=3.68) olarak bulundu. Erkek hastaların HAD-A ve HAD-D puan ortalamaları kadın hastalara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Araştırmaya katılan hastaların ameliyat sonrası VAS puan ortalamaları 5.13 (ss=1.50)olarak hesaplandı. HAD-A alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.528, p<0.01).HAD-D alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.569, p<0.01).Bu araştırma ameliyat sonrası şiddetli ağrı yaşama riski olan hastaların ameliyat öncesinde tespitinin mümkün olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, ameliyat öncesi anksiyete ve depresyona karşı oluşacak stres cevabını önlemek amaçlı yapılacak erken müdahalenin, ameliyat sonrası ağrı şiddetini düşürdüğünü gösteren kavramsal bir model sağlamaktadır.

AnksiyeteAğrıAğrı-postoperatif+4
Barış Koluaçık
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Transüretral rezeksiyon- prostat (tur-p) ameliyatlarında ERAS protokolü ile ameliyat öncesi ve sonrası yapılması gereken beslenme, ağrı ve erken mobilizasyon uygulamalarının karşılaştırılması

Yapılan bu çalışmada TUR-P ameliyatları sonrası Avrupa'nın 5 ülkesinin bir araya gelerek oluşturdukları ASHİ (Ameliyat Sonrası Hızlı İyileştirme) protokolünü Gaziantep'teki hastanelerde bulunan sağlık personelinin duyup duymadığını; ağrı, erken mobilizasyon ve beslenme konularının bakım ve tedavilerinde bu protokolün gerekliliklerini uygulayıp uygulamadığını tespit etmek istedik. Araştırma Gaziantep'te bulunan 25 Aralık Devlet Hastanesi, Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Özel SANKO Eğitim, Uygulama ve Araştırma Hastanesinin üroloji kliniklerinde gerçekleştirildi. Cerrahların, hemşirelerin ve anestezi uzmanlarının ASHİ protokolüne göre bakım ve tedavilerindeki tutumları analiz edildi. Cerrahlara, hemşirelere ve anestezi uzmanlarına ağrı, erken mobilizasyon ve beslenme konularını içeren anket soruları uygulandı ve çalışmanın örneklemini 95 kişi oluşturdu. Anketler araştırmacı tarafından yüz yüze yapıldı. Anket sonuçları yüzdelik dilimle değerlendirildi. Sağlık personelinin ortalama yaşı 34.73 +9.11'di, sağlık personelinin % 26,3'ü cerrah, % 17,9'u anestezi uzmanı ve % 55,8'i hemşireydi. Çalışmada ameliyat öncesi oral sıvı olarak karbonhidrattan zengin yükleme % 29,5'di. "Ameliyat öncesi açlık süresi ASHİ Protokolüne uygundur" diyenlerin oranı % 4,2'di.Ameliyat sonrası sıvı ve katı gıda alımı da ASHİ Protokolüne uygun değildi. Hastaların bulantı ve kusmasını önlemek amacıyla profilaksi uygulanma durumu % 65,3'dü. "TUR-P ameliyatı sonrası antiembolik çorap uyguluyoruz" diyenlerin oranı % 62.1di. Hastaları mobilize etme durumunda da ASHİ protokolüne uygun hareket edilmiyordu. "Ameliyat sonrası ağrı için analjezik yapılmalı" diyenlerin oranı % 62,1 iken antienflamatuar ilaç seçimi oranı ise % 44,2'di.ASHİ protokolünü duyanların oranı % 7,4'dü. ASHİ Protokolünü uygulayanların oranı ise % 37,9'du. Yapılan bu çalışma sonucu ASHİ Protokolüne uygun bir bakım ve tedavi prosedürünün TUR-P ameliyatlarından sonra uygulanmadığı söylenebilir. Kanıta dayalı ASHİ protokolüne göre hemşirelik bakım paketlerinin ve tedavi prosedürlerinin üroloji kliniklerinde uygulanmaya başlatılması için hizmet içi eğitimlerin planlanması, tüm personelin ASHİ protokolüne benzeyen prosedürler oluşturması ve araştırmalar yapması için komitelerin kurulması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: ERAS Protokolü, Ameliyat Sonrası Hızlı İyileşme (ASHİ) Protokolü, TUR-P Operasyonu

CerrahiPostoperatif dönemPreoperatif dönem+4
Rabia Kankılıç
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kolorektal ameliyatlarda klinik alanda ameliyat öncesi, sırası ve sonrası uygulamaların ERAS protokolüne uygunluğunun karşılaştırılması

ÖZET Kolorektal Ameliyatlarda Klinik Alanda Ameliyat Öncesi, Sırası ve Sonrası Uygulamaların ERAS Protokolüne Uygunluğunun Karşılaştırılması Kırık M. S., SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Hemşirelik Anabilim Dalı, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Bu araştırmada kolorektal ameliyatlar sonrası Avrupa'da ve ABD'de uygulanan ASHİ protokolünü ( ERAS) bilen ve uygulayan ya da uygulamayan sağlık personelinin bilgi, davranış ve tutumlarını belirlemek istedik. Türkiye'nin Güneydoğusunda yer alan Diyarbakır ilinde ameliyat öncesi açlık süresini azaltma, antikoagülan ve antibiyotik kullanımı sağlama, derin ven trombozunu önleyici önlemler alma, gibi ameliyat sürecine yönelik uygulamalarda ASHİ protokolünün uygunluğunu bu araştırmada inceledik. Hemşire, anestezist ve cerrahların bu protokolde yer alan konulara yönelik bilgi davranış ve tutumlarını belirledik. Araştırmada sağlık personellerinden ve kurumlardan gerekli izinler alındı. Örneklemi 116 kişi oluşturdu. Veriler için, sorular ilgili literatür taranarak hazırlandı ve veriler yüz yüze görüşülerek araştırmacı tarafından toplandı. Verilerin değerlendirilmesi sayı-yüzde ile gösterildi. Araştırmaya katılanların ortalama yaşı 29.5'du, %82.8'i hemşire, %4.3'ü cerrah, %12.9'u anestezistti. Araştırmada " ameliyat sürecine ve evde tedavi, bakıma yönelik bilgileri veren, danışmanlığı yapan kişi kimdir" sorusuna %51.7'si çalışan tüm ekip olarak ifade etti. Bu bilgilendirme sürecinin de sadece yüz yüze görüşme olarak yapılma yüzdesi 59.4'tü, hastalara eğitim kitapçıkları verilmemekteydi. Hastalara emboliyi önleyici çorap giydirme oranı % 46.5'du. Hastaların çok uzun süre aç kaldıkları ve ameliyat öncesi karbonhidratlı oral sıvı alımının desteklenmediği belirlendi. ASHİ protokolüne uygun olarak hastalarını aç bırakan personel 10.4'tü. Ameliyat sonrasında oral alım için; peristaltizmin gelmesini bekleyen sağlık personeli de fazlaydı. Ameliyat öncesi antibiyotik kullanma oranı %86.2'di. Hastaların en erken ayağa kalkıp yürüme durumu; %44 oranında ameliyat sonrası 8 ile 24 saatleri arasındaydı. ASHİ protokolünü hiç duymayan sağlık personeli %74.1'di. Kurumsal destek olmadığı için bu uygulamayı yapamayanların yüzdesi de 93.1'di. Sonuç olarak; Sağlık personelinin ASHİ uygulamasına yönelik tam bilgilerinin olmadığı, bilgi davranış ve tutum olarak da ASHİ uygulamalarını hizmet içi eğitimlerinde olmadığı, sağlık personelinin ASHİ protokolü gibi güncel literatür bilgisini klasik geleneksel uygulamalarının yerine koymadığını söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: ERAS Protokolü; Ameliyat Sonrası Hızlı İyileşme (ASHİ) Protokolü; Fast Track Cerrahi; Hemşireli

CerrahiCerrahi-sindirim sistemiPerioperatif dönem+4
Mehmet Sabri Kırık
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Günübirlik cerrahi girişim geçiren hastaların postoperatif dönemde yaşadıkları sorunların belirlenmesi

Araştırma günübirlik cerrahi girişim geçiren hastaların postoperatif dönemde yaşadıkları sorunların değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara Nallıhan Devlet Hastanesinde Genel Cerrahi, Ortopedi, Kulak Burun Boğaz, Göz, Üroloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniklerinde günübirlik cerrahi girişim geçiren hastalar oluşturmuştur. Araştırma örneklemine, örnekleme dahil edilme kriterlerini karşılayan ve günübirlik cerrahi girişim geçiren 270 hasta dahil edilmiştir. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından literatüre dayalı olarak hazırlanan formlar aracılığıyla toplanmıştır. Bu formlardan "Tanıtıcı Bilgiler Formu" ameliyat günü hastalarla yüz yüze görüşülerek, "Ameliyat Sonrası Yaşanabilecek Sorunlar Formu" postoperatif 1.,3. ve 7. günde telefon ile izlem yapılarak uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma), Ki-Kare, Fisher's Exact Test, Freeman Halton, Cochrane Q ve McNemar testleri kullanılmıştır. Taburculuk sonrası yaşanan sorunları etkileyen faktörleri belirleyebilmek için lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre postoperatif 1. günde en fazla yaşanan sorun %84,1 ile ağrı olmuştur. Hastaların genellikle hafif ve orta düzeyde ağrı yaşadığı belirlenmiştir. Postoperatif 1. günde hastaların %60'ı hareket kısıtlılığı, %47,8'i anksiyete-korku, %41,5'i kanama-akıntı-sızıntı, %31,1'i yorgunluk, %25,6'sı uyku problemi yaşamıştır. Yaşanan sorunların 1. günden 7. güne doğru azalma gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Çalışma sonucunda, taburculuk sonrası yaşayabilecekleri sorunlar ve bu sorunların çözümüne yönelik olarak, hastaların taburculuk sonrası telefonla izlemlerinin sağlanması ve danışmanlık hizmeti verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Günübirlik cerrahi, postoperatif sorunlar, cerrahi hemşireliği

Ayaktan cerrahi işlemlerCerrahiHemşireler+3
Kevser Gökmen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşlı hastalarda femur kırıklarında uygulanan anestezi tekniğinin postoperatif dönemde görülen deliryuma etkisi: Retrospektif çalışma

Giriş ve Amaç: Günümüzde ortalama yaşam süresinin artmasıyla birlikte, yaşlı popülasyonda kalça kırığı görülme sıklığı da artmıştır. Kalça kırığı cerrahisi sonrası en sık görülen komplikasyonlardan biri deliryumdur. Acil, kardiyak veya majör ortopedik cerrahiler; insidansın en yüksek olduğu durumlardır. Postoperatif deliryum; artmış mortalite, hastane kökenli komplikasyonlar, persistan kognitif bozulma, zayıf fonksiyonel iyileşme ve artmış sağlık harcamaları ile ilişkilendirilmektedir. Biz bu çalışmada, kliniğimizde kalça kırığı nedeniyle opere olan yaşlı hastalarda, kalça kırığı cerrahisi sonrasında ortaya çıkan deliryuma, uygulanan anestezi tekniğinin etkisinin ve etki eden diğer perioperatif faktörleri incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2015 - Aralık 2019 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanesinde kalça kırığı nedeniyle opere edilen 65 yaş ve üzeri hastalar dahil edildi. Hastalara ait demografik ve klinik özellikler hastane elektronik veritabanı üzerinden retrospektif olarak elde edildi. Deliryum tanısı; kliniğimizde, yoğun bakım yatışında rutin olarak değerlendirilen "Konfüzyon değerlendirme metodu (CAM-ICU)"na uygun olarak kondu. Uygulanan anestezi tekniklerinin ve diğer perioperatif faktörlerin postoperatif deliryuma etkisi istatistiksel yöntemlerle araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen toplam 167 hastanın [121 (%72.5) kadın ve 46 (%27.5) erkek] ortanca yaşı 83 (65-95)'dü. 106 (% 63.5) hasta genel, 61 (%36.5) hasta ise rejyonel anestezi altında opere edilmişti. Uygulanan anestezik ajanlardan (hem genel anestezi için hem de sedasyon amacıyla); propofol, rokuronyum, sevofluran, fentanil, azot protoksit, midazolam, remifentanil, ketamin, deksmedetomidin ve tiyopental ile postoperatif deliryum arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmamıştır. Modifiye frajilite indeksi, antikoagülan ilaç kullanımı, hastane yatış süresi, hasta yaşı, demans ve intraoperatif desfluran kullanımı ile postoperatif deliryum arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gösterilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda artan yaş, demans varlığı, artmış modifiye frajilite indeksi ve uzamış hastane yatışının postoperatif deliryum için risk faktörleri olduğu ancak; anestezi yöntemlerinin postoperatif deliryum gelişimi ile ilişkili olmadığı gösterildi. Postoperatif deliryumun, diğer çalışmalarda artmış mortalite ile ilişkili olduğu gösterildiğinden; deliryum gelişimine etkili olabilecek tüm faktörlerin tanınması, önlenmesi ve tedavisinin geliştirilmesi amacıyla daha büyük hasta grupları ile yapılan çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Anestezi-genelAnestezi-kondüksiyonDeliryum+7
Ecem Gülçin Karsavuran
Hacettepe University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Akciğer kanseri hastalarında ameliyat öncesi ve sonrası besin desteğinin inflamasyon göstergelerine ve yaşam kalitesine etkisi

Kanserden ölümlerin en sık görüldüğü kanser türü akciğer kanseridir. Randomize kontrollü olarak planlanan bu müdahale çalışmasında, akciğer kanseri cerrahisi geçiren hastalarda glutamin, arjinin ve hidroksi metil bütiratın beslenme durumuna, inflamasyon göstergelerine ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisi araştırılmıştır. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı konan ve ameliyatı planlanan 27-77 yaş aralığındaki 70 hastaya sağlıklı beslenme programı yapıldıktan sonra randomizasyonla iki gruba ayrılarak, müdahale (n=35) grubuna ameliyat öncesi 10 gün, ameliyat sonrası 5 gün olmak üzere günde 2 adet şase formda glutamin (7,4 g/şase), arjinin (7,4 g/şase) ve hidroksi metil bütirat (1,3 g/şase) içeren besin desteği verilmiştir. Kontrol grubuna (n=35) herhangi bir besin desteği verilmemiştir. Katılımcıların başlangıçta, ameliyattan önce (besin desteğinin 10. günü) ve ameliyattan sonra (besin desteğinin 15. günü) olmak üzere üç kez izlemi yapılmıştır. Hasta odaklı subjektif global değerlendirme (PG-SGA) ile beslenme durumu izlemi, doğu kooperatif onkoloji grubu performans durumu ölçeği (ECOG-PS) ile fiziksel performans durumu izlemi yapılmıştır. Antropometrik ölçümleri, biyoelektrik empedans analizi (BİA) sonuçları ve biyokimyasal bulguları kayıt edilmiştir. Elde edilen biyokimyasal parametreler ile CRP/albumin oranı (CAR), nötrofil/lenfosit oranı (NLR), platelet/lenfosit oranı (PLR) ve prognostik beslenme indeksi (PNI) hesaplanmıştır. Hastalardan alınan serum örneklerinde ELISA yöntemi ile TNF-α, IL-6 parametreleri analiz edilmiştir. Ayrıca hastalardan pre-op ve post-op süreçte üç günlük besin tüketim kaydı alınarak enerji ve besin ögesi alımları değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, post-op süreçte müdahale grubunda PG-SGA ve ECOG-PS skoru kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Post-op dönemde, müdahale ve kontrol grubu arasında hemoglobin, hematokrit, total protein, albumin, lenfosit, nötrofil ve lökosit sayısı ile PNI düzeyleri bakımından fark saptanmamıştır (p>0,05). İnflamatuar belirteçlerden olan CRP, CAR, NLR, PLR, TNF-α, IL-6 düzeylerinde her iki grupta da post-op dönemde, pre-op döneme göre artış tespit edilmiş olup (p<0,001), gruplar arasında inflamatuar belirteçlerdeki değişim bakımından fark yoktur (p>0,05). Post-op dönemde müdahale grubunda post-op yaşam kalitesi ve fiziksel işlev skoru daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). Post-op süreçte ağrı, halsizlik ve uykusuzluk skorunun kontrol grubunda daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Post-op dönemde kontrol grubundaki erkek bireylerde baldır çevresi, kadın bireylerde ise el kavrama gücü müdahale grubuna göre daha düşük saptanmıştır (p<0,05). Her iki grupta da pre-op ve post-op süreçte vücut kompozisyonu bakımından fark yoktur (p>0,05). Müdahale grubunda yara yeri iyileşme süresi 18 gün, kontrol grubunda ise 20 gün olarak elde edilmiştir (p=0,015). Post-op süreçte müdahale ve kontrol grubundaki bireylerin enerji, makro ve mikro besin ögesi alımlarında azalma saptanmış olup (p<0,05), müdahale ve kontrol grubu arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Bu çalışma ile immünonütrisyonel besin desteği kullanımının post-op süreçte hastaların beslenme ve fiziksel performans durumuna, antropometrik ölçümlerine, yaşam kalitesi ve yara iyileşme sürecine olumlu yönde etki yapabileceği gösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Akciğer kanseri cerrahisi, glutamin, arjinin, hidroksimetilbütirat, yaşam kalitesi

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıBesin destekleri+7
Gökçe Günsel Yıldırım
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kardiyak cerrahi hastalarında preoperatif ve postoperatif dönemde risk analizi ile ilaç tedavisinin incelenmesi

Bu çalışma kardiyovasküler cerrahi tedavi süreçlerinde ilaç ile ilişkili sorunları (İLİS) saptamak, risk değerlendirmesi yapmak ve klinik eczacının risk yönetimindeki etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversite Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi servislerinde Kasım 2019-Mayıs 2021 tarihleri arasında prospektif ve yarı-deneysel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışmanın her iki bölümünde İLİS'ler tespit edilmiş ve Avrupa Farmasötik Bakım Ağı'nın oluşturduğu sisteme göre sınıflandırılmıştır. İlk bölümde saptanan İLİS'lerin nedenleri bir uzman paneli (5 uzman) tarafından sıklık, şiddet ve olasılık açısından puanlanan risk analizi sonucu riskler; kabul edilebilir, kesin, önemli ve yüksek olarak 4 kategoriye ayrılıp, uzman panel tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler planlanmıştır. İkinci bölümde bir klinik eczacı tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler (ilaç uzlaşısı gibi) gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya; 18 yaşından büyük ve elektif kalp cerrahisi planı olan hastalar dahil edilmiş ve yatış süresi boyunca izlenmiştir. Çalışmaya, her iki bölümde 100 hasta dahil edilmiştir. İlk bölümde; toplam 275 İLİS ve 487 İLİS nedeni tespit edilerek önleyici faaliyetler (hastanın servis değiştirdiği her basamakta ilaç uzlaşısı, ilaç incelemesi ve eğitim materyalleri) ve azaltıcı faaliyetler (sorun saptandığı zaman yapılan müdahaleler) planlanmıştır. İkinci bölümde toplam 215 İLİS ve 304 İLİS nedeni tespit edilmiştir. Planlanan faaliyetlerin uygulanması ile gözlem ve müdahale dönemleri karşılaştırıldığında; İLİS nedenleriyle ilgili yüksek risklerde azalma (%17,7 ve %0), kabul edilebilir risklerde artma (%32,6 ve %84,9) saptanmıştır (p <0,001). Hastaların yaşam kalitesi (fiziksel ve mental) yatış, taburculuk ve bir ay sonraki kontrollerinde anlamlı bir şekilde artmıştır (p <0,001). Kardiyovasküler cerrahi sürecinde klinik eczacının katkısı ile İLİS'lere yönelik riskleri değerlendirerek önleyici ve azaltıcı faaliyetleri uygulamak, hasta bakım hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunacaktır.

Cerrahi-kardiyovaskülerEczacılarKardiyovasküler cerrahi girişimler+6
Burcu Kelleci Çakır
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Laparoskopik batın cerrahisi geçiren, sigara içen veya içmeyen hastalarda gelişen solunum sistemi komplikasyonlarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Bu araştırma laporaskopik batın cerrahisi geçiren hastalarda, ameliyat sonrası gelişen solunum sistemi komplikasyonlarında sigara içme faktörünün etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ocak 2018- Aralık 2019 tarihleri arasında İstanbul Acıbadem International Hastanesi'nin genel cerrahi servisine yatışı yapılan ve laparoskopik batın cerrahisi uygulanan 299 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. İstatiksel analiz için "SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı". Sigara içme durumuna göre tanımlayıcı özelliklerin dağılımı ki-kare analizi ile test edildi. Sigara içme durumuna göre sürekli değişkenlerin farklılaşma durumu bağımsız grup t-testi ile karşılaştırılarak değerlendirildi. Bulgular: Retrospektif tipteki araştırmada çalışmamıza katılan hasta grubunda sigara içenlerin %22,4'ünde post-operatif solunum sistemi komplikasyonları geliştiği ve sigara içmeyenlerin ise sadece %7,3'ünde solunum sistemi komplikasyonları geliştiği saptanmıştır. Çalışmaya katılan olgularımızda, sigara içmeyenlerin post-operatif oksijen satürasyon yüzdesi ortalama değeri, sigara içenlerin post-operatif oksijen satürasyon yüzdesi ortalama değerinden yüksek bulunmuştur. Sonuç: Laparoskopik batın cerrahisi sonrası, hem ameliyatın, hem de karın içi sabit basınçlı havanın oluşturduğu etkiler neticesinde, hastalarda post-operatif solunum sistemi komplikasyonu oluşma riski mevcuttur. Sigara içen hastalardan komplikasyon gelişme riski daha fazladır. Hastalara ameliyat öncesi hemşirelik hizmeti çerçevesinde gerekli eğitim verilmeli ve en iyi koşullarda ameliyata girmesi sağlanmalıdır.

CerrahiCerrahi-abdominalLaparoskopi+4
Nevin Şamdan
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Total diz protezi yapılacak hastalarda preoperatif egzersiz eğitiminin postoperatif klinik ve fonksiyonel sonuçlarına etkisi

Amaç: Bu çalışmada gonartrozlu dizlerde Preoperatif Egzersiz Eğitiminin total diz protezi ameliyatı yapılacak hastalarda prospektif olarak incelenerek erken dönem klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının ortaya konulmasıdır. Materyal ve Metod: Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde mayıs 2022 ve temmuz 2023 tarihleri arasında primer osteoartritli 68 hastanın 50 dizi çalışmaya dâhil edildi. 50 yaş ve üzeri, primer osteoartritli, varus gonartrozlu hastalar çalışmaya dâhil edilirken, 50 yaşından genç hastalar, romatoit artrit, posttravmatik artrit veya septik artrite sekonder osteoartrit gibi sekonder osteoartritli, valgus gonartrozlu ve aynı seans bilateral diz protezi yapılan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Hastalara arka çapraz bağ koruyan çimentolu total diz protezi uygulandı. Eğitim grubundaki hastalardan, ameliyattan 12 hafta önce kendilerine verilen egzersiz eğitimininden sonra Amerikan Kalça ve Diz Cerrahları Derneği tarafından pre-operatif dönemde uygulanması tavsiye edilen egzersizleri uygulamaları istendi. Hastalara çalışma başlangıcında ve operasyondan iki hafta sonra klinik ve radyolojik değerlendirme yapıldı. Amerikan Diz Cemiyeti skoru ve WOMAC skoru, TAMPA kinezyofobi değerlendirilerek ameliyat öncesi ile karşılaştırıldı. Hastaların radyolojik değerlendirilmesi ise Total Diz Protezi Radyolojik Değerlendirme Kriterlerine göre yapıldı. Elde edilen sonuçlar preoperatif eğitim verilen kontrol grubu ve eğitim verilmeyen grupla karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 50 hastanın 7'si (%13,7) erkek ve 43'ı (%84,3) kadındı. Hastaların yaş ortalaması 64,90±7,29 idi. Hastaların vas ağrı skorlamasında ameliyat öncesi egzersiz grubunda ort 8,16 kontrol grubunda 7,96 iken ameliyat sonrası egzersiz grubunda 3,4 kontrol grubunda 4,2'e düştüğü görüldü görüldü. her iki grupta da ağrı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastaların fleksiyon ve ekstansiyon sonuçlarına ait grup içi veriler analiz edildiğinde her iki grupta da eklem hareket açıklığı ile ilişkili skorların iyileştiği ve bu gelişmelerin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu saptandı. Hastalarda ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 11,52±4,65 varus, kontrol grubunda ise 13±4,5 varus varken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda ortalama 2,62±1,82 valgus kontrol grubunda 2,61±2,08 valgus olarak tespit edildi. Hastaların TAMPA kinezyofobi incelenmesinde ameliyat öncesi egzersiz grubunda ortalama 40,16±3,44 kontrol grubunda 39,12±3,01 iken ameliyat sonrası bu değerler egzersiz grubunda 30,96±4,14 kontrol grubunda ise 33,08±2,94 tespit edildi. Hastaların radyolojik incelemesinde hiçbir hastada osteoliz bulgusuna rastlanmadı. Hastaların takibleri süresince hiçbir hastada derin protez enfeksiyonu görülmedi ve revizyon uygulaması hiçbir hastaya uygulanmadı. Sonuç: TDA sonrası hastaların fonksiyonel kapasitelerinin ve günlük yaşamda bağımsızlıklarının artması için rehabilitasyon süreci vazgeçilmezdir. Osteoartrit hastalarda dejenere ve afonksiyonel olduğu düşünülerek planlanan total diz protezi ameliyatında, ameliyat öncesi verilen egzersiz eğitim programının ameliyat sonrası hastalarda iyileştirici güç olduğu düşünülmektedir. Preoperatif başlanan rehabilitasyon, hastaların kas gücü rezervinin artmasını ve kişilerin postop yaklaşımlar için bilinç kazanmasını sağlamaktadır. Anahtar kelime: Osteoartrit, gonartroz, artroplasti, ameliyat öncesi egzersiz eğitimi

DizDiz eklemiDiz protezi+5
Mehmet Ali Dolap
Harran University
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Normotermi ve hipotermi altında kardiyopulmoner bypass olan hastalarda postoperatif atriyal fibrilasyon sıklığının araştırılması

Kardiyopulmoner bypass (KPB) sonrası en sık görülen problemlerden birisi de postoperatif atriyal fibrilasyondur (PoAF). PoAF; artan stroke, kardiyak arrest ve konjestif kalp yetmezliği riskine ek olarak uzun süreli yoğun bakım ve hastanede kalış süresini uzatarak olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. KPB sonrası PoAF oluşumunda hastadan kaynaklanan faktörlerin yanında ekstrakorporal yüzey, devre elemanları, perfüzyon yönetimi, cerrahi prosedür, ilaçlar, anestezi, hipotermi ve normotermi önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı normotermik ve hipotermik KPB yöntemiyle açık kalp ameliyatı olan hastalarda PoAF durumunun incelenmesi ve bu yöntemlerin PoAF oluşumuna olan etkisinin araştırılmasıdır. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmaya 50 hasta dahil edilerek normotermik ve hipotermik KPB uygulanan hastaların dosyaları ve elektrokardiyografi görüntüleri incelendi. Çalışmamızdaki hastalar 25'i normotermik (35-37 ℃) ve 25'i de hipotermik (28-32 ℃) KPB uygulanan hastalar olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Hasta dosyalarındaki bilgiler ve EKG görüntüleri kullanılarak veriler oluşturuldu. Daha sonra PoAF açısından ilgili veriler istatistiksel analizlerle değerlendirildi. Çalışmamızda elde edilen veriler istatistiksel olarak anlamlı tespit edilememiştir (p>0.05). Ancak PoAF görülen hastalarda ısı, ACLAMP ve total KPB süresi daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca PoAF'nin erkek hastalarda daha yüksek olduğu, PoAF'li hastaların yaş ortalamaları daha düşük olduğu, kapak cerrahisi geçiren hastalarda daha fazla POAF görüldüğü, en az PoAF gösteren hastaların ise septal defekt operasyonu geçiren hastalar olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda hipotermik KPB sonrasında görülen PoAF oranı daha düşük çıkarken, normotermik KPB sonrasında görülen PoAF oranı daha yüksek çıkmıştır. Ancak bu farklılıklar anlamlı çıkmamıştır (p>.05). Sonuç olarak KPB sonrası PoAF istenmeyen önemli bir olumsuz durumdur. KPB ile kardiyovasküler cerrahi geçiren hastalarda PoAF açısından optimal sıcaklık yönetimi açısından belirsizlik vardır. Bu bilgi açığını gidermek için yeterli ve güçlü randomize kontrollü çalışmalar teşvik edilmelidir.

Atriyal fibrilasyonCerrahi-kardiyovaskülerHipotermi+3
Esra İpek
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akciğer kanserli hastalarda preoperatif dönem nütrisyon desteğinin postoperatif dönem üzerine etkisi

Bu çalışma Küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK) nedeniyle operasyon planlanan hastalarda preoperatif dönem nütrisyonel desteğin postoperatif morbidite, mortalite, yatış süresi üzerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1Ocak- 31Aralık 2017 tarihleri arasında 181 hasta üzerinde yapılmıştır. Hastaların %81,2'si erkek, %18,8'i kadın; yaş ortalamaları 59,74±8,9 idi. Hastaların BKİ ortalaması 25,33±3,87 kg/m², yağsız doku kütlesi ortalaması 56,86±8,2 kgdı. Hastaların %52,5'inin NRS 2002 skoru 2 iken; %30,4'ünün 3, %12,7'sinin 4, %4,4'ünün 5 idi. Hastaların %38,1'inde komplikasyon gelişirken; majör komplikasyon görülme oranı %18,8 idi. Ortalama yatış süresi 7,67±5,87 gündü. NRS 2002 skorlamasına göre 5 alanların %62,5'inde (n=5) komplikasyon gözlenirken, bu oran 4, 3, 2 puan alanlarda sırası ile %39,1'inde (n=9), %21,8 (n=12), %45,3 (n=43) idi(p=0,016). Komplikasyon gelişimini DM'nin 7,2 kat(p=0,001), göğüs duvarı rezeksiyonu 5,1 kat(p=0,029), NRS 2002 skorlamasında 2 alarak nütrisyonel destek almamak 2,7(p=0,02), 5 almanın ise 8,7 kat(p=0,02) arttırdığı saptandı. Pnömonektomi 4,6 kat(p=0,001), göğüs duvarı rezeksiyonu 7,8 kat(p=0,003), destek tedavisi almamak ise 10,1 kat(P=0,003) majör komplikasyon gelişimini arttırmaktaydı.Sonuç olarak; nütrisyonel destek alan hastalarda komplikasyon görülme sıklığı anlamlı olarak azalmakta, hastane yatış süresi kısalmakta, postoperatif 1. ayda albumin kaybı daha az olmaktadır. Major kompikasyon gelişimini etkileyen göğüs duvarı rezeksiyonu, pnömonektomi ve destek tedavisi alma durumlarından sadece destek tedavisi alma klinisyen tarafınca düzenlebilmektedir. Bu nedenle genişletilmiş akciğer rezeksiyonu uygulanacak hastaların, ön değerlendirme testleri ile beslenme düzeyi yeterli bulunmasına rağmen, destek tedavisine alınmasını önerilmektedir.

Akciğer neoplazmlarıBeslenme desteğiKarsinoma-küçük hücreli olmayan-akciğer+4
Sevda Kalafat
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Radikal sistektomi ameliyatı geçirmiş bireylerde görülen stres, anksiyete ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Bu araştırma, radikal sistektomi ameliyatı geçirmiş bireylerde stres, anksiyete ve yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla retrospektif, kohort araştırma olarak planlandı ve gerçekleştirildi. Bu araştırma, İstanbul İli Seyrantepe Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniğinde son 5 yılda radikal sistektomi ameliyatı olmuş hastane takipli 100 bireyin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Kişisel Bilgi Formu (EK-A), Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ) (EK-B), Sağlık Anksiyetesi Envanteri (SAE) (EK-C), Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇBYKÖ) (EK-D) ile toplanmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Normal dağılıma uygun olmayan ölçüm değerleri için parametrik olmayan yöntemlerden "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), bağımsız üç veya daha fazla grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Kruskal-Wallis H" test (χ2-tablo değeri) yöntemi kullanılmıştır. Üç veya daha fazla grup için anlamlı fark çıkan değişkenlerin ikili karşılaştırmaları için Bonferroni düzeltmesi uygulanmıştır. Normal dağılıma sahip olmayan iki nicel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Spearman" korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bu çalışmada katılımcıların yaş ortalamasının 55,36±13,96 (yıl) olduğu tespit edilmiş ve %32'sinin 55-64 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. Çalışmada, katılımcıların %78'inin erkek, %47'sinin gelirinin giderine eşit olduğu, %52'sinin lise mezunu olduğu, %40'ının çalıştığı, %95'inin ameliyat öyküsü olduğu ve %53'ünün kronik hastalığının olduğu, %60'ının RSA sonrasında kendini daha iyi hissetmediği, %77'sinin RSA ürostomi torbasının mutsuz edici olduğu ve %96'sının RSA sebebiyle günlük aktivitelerinde zorlandığı belirlenmiştir. ÇBYKÖ ile ASÖ puanları arasında negatif yönde, çok zayıf/zayıf/orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0,611; <0,001). ÇBYKÖ ile SAE arasında negatif yönde, zayıf/orta derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0,504, p<0,001). SAE ile ASÖ arasında pozitif yönde, yüksek derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (r=0,795, p<0,001). Bu çalışmanın sonuçlarında, psikiyatri hemşireleri radikal sistektomi ameliyatı geçirmiş bireylerde ortaya çıkan stres ve anksiyetenin olumsuz ruhsal etkilerini ortadan kaldırmalı, bireylerin aile ve arkadaşları ile teröpatik ilişkinin gelişmesine katkı sağlamalı ve buna yönelik destek programları oluşturmalıdır. Ayrıca sosyal yaşamda kalitenin arttırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

AnksiyeteCerrahiPostoperatif dönem+4
Yasemin Şahin
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev programlarının etkinliğinin karşılaştırılması

Çalışmanın amacı osteoartrit nedeniyle total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev egzersiz programlarının etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya katılan hastalar randomize olarak video bazlı ev egzersiz programı grubu (n=20) ve broşür bazlı ev egzersiz grubu (n=20) şeklinde iki gruba ayrıldı. Her iki gruba hastanede yattığı süre boyunca araştırmacı fizyoterapist tarafından ortopedik rehabilitasyon uygulandı. Hastalar taburcu olduktan sonra atandığı gruba göre ev egzersiz programı verildi. Broşür bazlı ev egzersiz programı önerilen gruba bir broşür sayfası verilirken, video bazlı ev egzersiz programı önerilen hasta grubuna aynı egzersizlerin olduğu video link olarak verildi. Hastalar taburculuklarında, postoperatif ikinci ve altıncı haftada değerlendirildi. Ağrı değerlendirmesi için Visüel Analog Skala (VAS), Eklem Hareket Açıklığını (EHA) değerlendirmek için universal gonyometrik ölçüm ve fiziksel performansı değerlendirmek için 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), Merdiven İnip Çıkma Testi ve Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Fonksiyonellik düzeyi Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri İndeksi (WOMAC) ile fonksiyonel değerlendirmesinin günlük yaşam kalitesi düzeyi ise Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile sorgulandı. Cerrahi sonrası ikinci ve altıncı haftada grup içi değerlendirmede Fleksiyon EHA, VAS, 6 DYT, Zamanlı Kalk Yürü Testi, Merdiven İnip Çıkma Testi ve WOMAC alt parametrelerinden ağrı ve fiziksel fonksiyondaki değişimin her iki grupta da benzer şekilde anlamlı olarak arttığı görülürken (p<0,005), gruplar arası karşılaştırmada cerrahi sonrası video bazlı ev egzersiz grubu lehine fleksiyon EHA, 6 DYT, zamanlı kalk yürü testi, merdiven inip çıkma testi ,Womac sertlik ve fiziksel fonksiyon alt parametreleri arasında anlamlı farlılıklar olduğu görülmüştür (p<0,005). Sonuç olarak total diz artroplastisi sonrası hastaya önerilen video bazlı ev egzersiz programının broşür bazlı programa göre yaşam kalitesi ve fonksiyonellik açısından daha olumlu etkilere sahip olduğu görüldü.

ArtroplastiAğrıAğrı-postoperatif+7
Feyza Nur Biçen Aslan
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme bileşenlerine ilişkin bilgi düzeyleri

Ameliyat sürecinde; hasta bireyin ameliyat öncesi anksiyetesi, ameliyat sırası fizyolojinin bozulması ve ameliyat sonrası dönemde sıvı-elektrolit dengesizlikleri, mobilizasyonda gecikme, beslenme düzeninde bozulma gibi pek çok nedenle çeşitli komplikasyonlar görülebilmektedir. Ameliyat süreci; hasta bireyi fizyolojik, psikolojik ve sosyal yönden etkilemektedir. Ameliyat sırası dönem sürecin en önemli aşamasıdır. Ameliyat Sonrası Hızlandırılmış İyileşme (ERAS) protokolü, hastaların perioperatif bakımına yönelik bir yaklaşım ve paradigma değişikliğidir. Yerleşik cerrahi dogmalar yerine kişiselleştirilmiş hasta bakımını etkileyen multidisipliner kanıta dayalı uygulamalardır. Ameliyat sırası dönemde ameliyathane hemşiresinin liderliğinde cerrahi ekip üyelerinin aralarında uyumlu çalışması ERAS'ı görünür hale getirmektedir. Bu çalışma, cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası cerrahi sonrası hızlandırılmış iyileşme bileşenlerine ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tipte, İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışmaya katılmayı kabul eden 106 cerrahi ekip üyesi ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri 07.04.2022- 29.04.2022 tarihleri arasında, cerrahi ekip üyeleri sosyodemografik özellikleri-ERAS Protokol formu ve ameliyat sırası ERAS Bileşenleri bilgi düzeylerine yönelik form kullanılarak e- anket yöntemiyle toplandı. Verilerin analizi SPSS 26.0 programı ile yapıldı. %95 güven düzeyi ile çalışılmıştır. Kategorik (nitel) değişkenler için frekans ve yüzde (n(%)) istatistikleri verilmiştir. Çalışmada Kikare testi kullanılmıştır. Cerrahi ekip üyelerinin %52,4'ü hemşire, %47,6'sı hekim, %24,5'inin branşı Genel Cerrahidir. Cerrahi ekip üyelerinin %40,0'ı ERAS kavramını internetten öğrendiği, %54,3'ü ERAS Protokolü hakkında bilgi sahibi olduğu, %13,3'ü ERAS ile ilgili daha önce eğitim aldığı ve eğitim alanların %41,7'si yüksek lisans eğitiminde aldığı belirlendi. Cerrahi ekip üyelerinin %89,5'i ERAS Protokolü hakkında bilgi sahibi olma istediği tespit edildi. Aynı zamanda ekip üyelerinin %81,9'u ameliyathane hemşiresinin deneyimi, ameliyat sırası ERAS Protokol bileşenleri uygulamasında etkili olduğunu ifade etti. Tüm veriler değerlendirildiğinde; cerrahi ekip üyelerinin ameliyat sırası hızlandırılmış iyileşmeye yönelik bilgi düzeyleri ve bakış açıları aldıkları eğitim düzeyi ile paralel ilerlediği, ameliyat sırası ERAS Protokol bileşenlerini uygulayabilmek için cerrahi ekip üyelerine kapsamlı eğitimler düzenli olarak verilmesi gerektiği öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane Hemşiresi, Cerrahi Ekip Üyeleri, ERAS, FTS

Ameliyathane hemşireliğiCerrahiERAS protokolü+5
Nihal Sayar Sezen
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Histeroskopilerde deksmedetomidin-remifentanil veya propofol-remifentanilin postoperatif kognitif fonksiyonlar üzerine etkileri

HİSTEROSKOPİLERDE DEKSMEDETOMİDİN-REMİFENTANİL VEYA PROPOFOL-REMİFENTANİLİN POSTOPERATİF KOGNİTİF FONKSİYONLAR ÜZERİNE ETKİLERİ Amaç: Çalışmamızda endometrial patolojilerin tanı ve tedavisinde altın standart olan histeroskopik girişimlerde; deksmedetomidin-remifentanil ile propofol-remifentanil kombinasyonlarını postoperatif kognitif fonksiyonlar, hemodinami, sedasyon, analjezi, derlenme, cerrah ve hasta memnuniyeti açısından karşılaştırılmayı amaçladık. Metod: Bu çalışma Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Etik Komitesi onayı alındıktan sonra prospektif olarak gerçekleştirildi. ASA I-II, 18-65 yaş arası 35'er kişilik 2 grupta toplam 70 hasta çalışmaya dâhil edildi. Operasyon günü işlem öncesi cerrahi masasına alınan hastalara supin pozisyonda işlemin gerektirdiği stantard rutin monitörizasyon yapıldı. Sedasyon öncesi ve sonrası sedasyon derinliği Ramsey sedasyon skoru (RSS) grupların kognitif fonksiyonları ise Minimal mental durum testi (MMDT) ile değerlendirildi. Hastalar Grup PR ve DR olmak üzere randomize iki gruba ayrıldı. Grup PR' ye Propofol 1 mg/kg bolus yapıldıktan sonra 25-100 µg/kg/dk infüzyon dozuna geçildi. Grup DR' ye Deksmedetomidin 1 µg/kg 10 dk bolus yapıldıktan sonra 0,4-0,7 µg/kg/sa infüzyon dozuna geçildi. Her iki gruba Remifentanil 0.25 µg/kg bolus sonrası 0.04 µg /kg/dk infüzyon dozuna geçildi. Tüm olgulara işlem boyunca nazal kanül ile 4-6 L dk -1 O2 verildi. Hastalar Ramsay Sedasyon Skalasına (RSS) göre RSS ≥4 olacak şekilde takip edildi. RSS <4 olması halinde gruba göre ek propofol yada deksmedetomidin yapıldı. Olguların operasyon masasında ilaç uygulaması öncesinde vital parametreleri, kontrol değer olarak kaydedildikten sonra yükleme dozu öncesi ve sonrası girişim süresince her 5 dk da bir kaydedildi. Derlenme skoru ise Modifiye aldrete skoru (MAS) ile ölçüldü. Ağrının değerlendirilmesinde Yüz ağrı ölçeği (YAÖ) kullanıldı. Bulgular: Her iki gruptaki olguların demografik özellikleri değerlendirildi. Gruplar arasında yaş, boy, kilo, ASA risk sınıflaması ve histeroskopi süreleri bakımından anlamlı istatistiksel fark yoktu (p>0.05). Grup DR' de Minimal mental durum testi (MMDT) değerleri açısından preop ve postop değişiklik olmazken; Grup PR'de Postop, Preop'a göre istatistiksel olarak anlamlı gerileme olduğu görüldü (p<0,05). Her iki gruptaki olgular periferik oksijen saturasyon (SpO2) değerleri açısından değerlendirildi. Grup DR'de sadece indüksiyon sonrası 5. dakikadaki değer Grup PR'ye göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Grup DR'de indüksiyon sonrası 1, 5, 10 ve 15. dakikalardaki ve histeroskopi sonrası 5, 10 ve 15. dakikalardaki KAH'ı değerleri Grup PR'ye göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (p<0.05). Grup DR'de histeroskopi sonrası 5, 10 ve 15. dakikalardaki bakılan değerler SKB'ı, DKB'ı ve OKB'ı açısından değerlendirildiğinde Grup PR'ye göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (p<0.05). Grup DR'de Modifiye aldrete skorlaması açısından Grup PR'ye göre yüksek, Yüz ağrı ölçeği skorları daha düşüktü (p<0,05). Grup DR'de Grup PR'ye göre işlem sonrası Cerrah, Hasta ve Anestezist memnuniyeti istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). Grup DR'de Desatürasyon ve Solunum depresyonu gözlenmezken, Grup PR'de istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç: Histeroskopilerde sedasyon uygulamasında Deksmedetomidin-Remifentanil kombinasyonun; Propofol-Remifentanil kombinasyonuna göre daha iyi postoperatif kognitif fonksiyon, derlenme koşulları, analjezi, hasta ve cerrah memnuniyeti sağladığı kanısındayız. Bu kombinasyon çeşitli zaman periyotlarında kan basıncı düşüklüğüne neden olsa da hiçbir olguda tedavi gereksinimi olmadı. Anahtar kelimeler: Histeroskopi, sedasyon, deksmedetomidin, propofol, kognitif fonksiyonlar

Bilinçli sedasyonBilişDeksmedetomidin+3
İdris Atasoy
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Spinal anestezi ile yapılan transüretral cerrahilerde preoperatif ısıtmanın hasta hemodinamisi ve post operatif titreme üzerine etkilerinin araştırılması

Giriş ve Amaç: Titreme, spinal anestezi sonrası %39 oranında görülebilen bir komplikasyon olmasına rağmen klinik uygulamalarda çoğu zaman dikkatten kaçan bir durumdur. Ancak titremenin oksijen tüketimini (%400'e kadar), karbondioksit üretimini ve metabolik hızı arttırdığı, böylece arteriyel hipoksi ve asidoza katkıda bulunduğu gösterilmiştir. Basınçlı hava ısıtıcılar ile hipotermi ve titreme gelişmesi engellenebilir, ancak bu cihazların intraoperatif etkisi kısıtlıdır. Bu çalışmayla preoperatif basınçlı hava ısıtıcılarının 45-80 yaş arası hastalarda perioperatif hipotermi ve titreme üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışma için etik kurul onamı Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan (17.04.2019/09) alındı. Elektif transüretral cerrahi planlanan, ASA skoru I-II, yaşları 45-80 arasında değişen, 120 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar kapalı zarf yöntemi ile randomize edilerek, 3 gruba ayrıldı. Hastalar operasyondan 60 dakika önce preoperatif değerlendirme odasına alındı. Bütün hastalara geniş damar yolu açılıp i.v. 10cc/kg dozunda kristalloid mayi verildi. Non invaziv kan basıncı, kalp atım hızı, periferik oksijen saturasyonu ve timpanik membran sıcaklıkları değerlendirildi. Grup A operasyondan 60 dakika önce, Grup B operasyondan 30 dakika önce 38 0C'ye ayarlanmış basınçlı hava ısıtma sistemiyle ısıtıldı. Grup C ise preoperatif değerlendirme odasına alınıp değerlendirildi ancak ısıtma işlemi uygulanmadı. Hastalar oturur pozisyonda gerekli asepsi ve antisepsi koşulları sağlandıktan sonra L2-L3 veya L3-L4 spinal aralıktan, 25 G Quincke tip, spinal iğne kullanılarak spinal anestezi işlemi uygulandı. Cerrahi süre, hasta ve cerrah memnuniyeti (iyi, kötü ve orta olarak) değerlendirilip kayıt edildi. Postoperatif dönemde titreme Crossley ve Mahajan tarafından oluşturulan titreme testi ile değerlendirildi. Verilerin istatiksel analizi yapılarak yorumlandı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik veriler arasında fark saptanmadı (p>0.05). Grup A ve Grup B'de, Grup C'ye kıyasla hipotermi ve titreme dereceleri anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hemodinamik parametreler arasında ise anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Sonuç: Preoperatif ısıtmanın, intraoperatif hipotermi ve titreme derecelerini düşürdüğü, kan basınçları, kalp atım hızı ve periferik oksijenasyon üzerine anlamlı etkileri olmadığı, hasta ve cerrah memnuniyetini ise arttırdığı sonucuna vardık.

Anestezi-genelAnestezi-spinalAnestezi-spinal+6
Yusuf Can Mulamahmutoğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Uyanık entübasyon yapılan hastalarda memnuniyet ve deneyimlerin değerlendirilmesi

Uyanık fiberoptik entübasyon zor hava yolu beklenen hastalarda altın standart kabul edilen bir entübasyon yöntemidir. Hasta deneyimleri, uyanık entübasyon tekniğinin geliştirilmesi ve hasta bakım hizmetlerinin iyileştirmesi için önemlidir. Biz bu çalışmada çok sık uygulanmayan bir prosedür olan 'uyanık entübasyon' yapılan hastalarda postoperatif dönemdeki memnuniyet ve deneyimlerin değerlendirilmesini amaçladık. Etik kurul onayı alındıktan sonra prospektif, gözlemsel olarak Haziran 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında, uyanık entübasyon uygulanan hastalar postoperatif dönemde ilk 24 saat içerisinde serviste ziyaret edilerek hastalara demografik bilgileri, sosyo-ekonomik düzeyleri, tıbbi personele olan güvenleri, kişilik tipleri, işlem öncesi çekinceleri, işlemi yapan sağlık personeli ile olan ilişkileri, işlem anındaki hisleri, işlemi hatırlama düzeyleri ve işlem sonrası düşüncelerinden oluşan bir anket uygulandı. İşlem sırasında uygulanan sedasyon tipi, komplikasyonlar, entübasyonun oral ya da nazal olduğu, kaçıncı seferde entübasyonun gerçekleştirildiği bilgileri hasta dosyasından alındı. Haziran 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında uygulanan 19 hasta vardı. Hastaların uyanık entübasyon işlemi ile ilgili genel sürece verdikleri puanın ortancası (en düşük değer –en yüksek değer) 13 (6-15) idi. Hastaların uyanık entübasyon işlemine verdikleri puanın ortancası (en düşük değer –en yüksek değer) 4 (2-5) idi. Hastaların sağlık personellerine duydukları güven ile genel sürece ve uyanık entübasyon işlemine verdikleri puan arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Ayrıca işlemi hatırlamaktan rahatsız olmama ve işlemi tekrar kabul etme puanları arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu belirlendi. Yumuşak başlılık ve dışadönüklük kişilik tipleri ile uyanık entübasyon işlemine verdikleri puan arasında; duygusal dengelilik kişilik tipi ile işlem öncesi çekince puanları arasında; sorumluluk kişililk tipi ile uyanık entübasyon işleminin sebebini anlama puanları arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda, uyanık entübasyonun çoğu hasta için kabul edilebilir bir deneyim olduğu gösterilmiştir. İşlemin hastalara daha iyi açıklanması, memnuniyeti artırma potansiyeline sahip önemli bir durum olarak görünmektedir. Hastaya işlemin nasıl yapılacağı ile ilgili bilgilendirici ve talimatlar içeren materyaller sunulması gibi yöntemlerle hastanın işlemle ilgili hakimiyeti artırılabileceği, işlemin hasta için daha kolay ve rahat hale getirilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Uyanık entübasyon, zor hava yolu, hasta memnuniyeti

AnesteziEntübasyonHasta memnuniyeti+1
Furkan Kaan Kes
Hacettepe University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Remifentanilin farklı infüzyon dozlarının postoperatif titreme üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Giriş-Amaç: Anestezi sonrası titreme, genellikle genel anestezi sonrası erken dönemde gözlenen; ağrı, bulantı ve kusma ile beraber hastaları en çok rahatsız eden komplikasyonlardan biridir. Termoregülatuar sistemin hipotermiye cevabı olup, vücut sıcaklığı normalken dahi gelişebilir. Titremenin etiyolojisi yeterince anlaşılamamıştır. Soğuk kaynaklı termoregülatuar titreme belirgin bir neden olsa da; ağrı, inhibe olmamış spinal refleksler, azalmış sempatik aktivite, solunumsal alkaloz, yaş, cinsiyet, anestezi indüksiyonu ve idamesi için ilaç seçimi, ameliyat süresi gibi birçok faktörden etkilenir. Remifentanil, bir μ opioid reseptör agonistidir. Etki başlangıç ve sonlanma süreleri öngörülebilir olup, hızlı derlenme sağlayan kısa etkili bir opioiddir. İnhalasyon anestezikleri ile idamede adjuvan olarak kullanımı önerilmektedir. Bazı çalışmalarda remifentanil kullanımı ile postoperatif titreme insidansının arttığı gösterilmiştir. Bu araştırmada, remifentanilin farklı infüzyon dozları kullanılan hastaların postoperatif titreme açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra Ekim-Aralık 2019 tarihleri arasında genel anestezi altında tiroidektomi ve mastektomi geçirecek ASA 1-2 hastalar çalışmaya dahil edildi ve derlenme ünitesinde değerlendirildi. Hastaların intraoperatif hemodinamik verilerine intraoperatif sıcaklık ölçümlerine ve anestezi yönetimine anestezi formundan ulaşıldı. Derlenme ünitesinde de hastalara BSAS, VAS, MAS skorları değerlendirildi ve hemodinamik verileri kaydedildi. Toplamda 37 hastaya düşük doz (0.05-0.1 mcg/kg/dk) grubuna (Grup L), 43 hastaya ise yüksek doz (0.15-0.2 mcg/kg/dk) grubuna (Grup H) uyacak dozda remifentanil infüzyonu uygulanmıştır. Bulgular: Her iki grup için demografik veriler, medikal özellikler, kullanılan ilaçlar, vücut sıcaklığı ve ameliyathane odasından çıkıştaki ortalama vücut sıcaklık değerleri, farklı zamanlarda ortalama VAS skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Remifentanil kesilmesinden itibaren ekstübasyon süresi ve derlenme ünitesinde farklı zamanlardaki MAS skorları gruplar arasında anlamlı olarak farklıdır. 0 ve 10.dakikada ölçülen BSAS skorları gruplar arasında farklıdır. Titreme görülen ve titreme görülmeyen hastalar arasında ise cinsiyet, yaş ve BMI açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Sonuç: Çalışmamızda, remifentanil infüzyonunun, inhalasyon anestezisine eklendiği genel anestezi uygulaması ile tiroidektomi ve meme cerrahisi geçiren hastalardan, 'yüksek' doz remifentanil almış olanlarda postoperatif titreme sıklığının, 'düşük' doz alanlardan daha fazla olduğu gözlenmiştir. Remifentanil gibi çok sık kullanılan bir adjuvan ilaçla sıklıkla ilişkilendirilen postoperatif titremenin özellikle yüksek doz infüzyon kullanılan hastalarda sıklıkla ortaya çıkabileceği unutulmamalı ve non/farmakolojik yöntemlerle tedavi edilmelidir. Anahtar kelimeler : postoperatif titreme, remifentanil, BSAS

AnesteziAnestezi-genelDoz-cevap ilişkisi-ilaç+3
Adem Halis
Hacettepe University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hacettepe Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Ana bilim dalına preoperatif değerlendirme için konsulte edilen hastaların postoperatif pulmoner komplikasyonlarının öngörülmesi için risk skorlaması

Cerrahi hastaların preoperatif değerlendirilmesi her zaman önemli bir problemdir. Cerrahinin tipine ve hastanın özelliklerine göre potansiyel riskleri öngörüp karar vermek gerekir. Postoperatif dönemde en fazla mortalite ve morbiditeye neden olan durumlardan biri de pulmoner komplikasyonlardır. Postoperatif pulmoner komplikasyonları öngörmek için bir çok ulusal ve uluslararası çalışma yapılmış olup Canet skorlaması valide edilmiştir. Fakat Türkiye'de Canet risk skorlamasının validasyonu yapılmamıştır. Ayrıca, Canet skorlama sistemi genel hasta popülasyonu üzerinde yapılmıştır. Ancak göğüs hastalıkları bölümüne konsulte edilen hastalarda preoperatif riskleri öngörecek bir skorlama sistemi yoktur. Çalışmanın amacı, göğüs hastalıkları kliniğine preoperatif değerlendirme amacıyla cerrahi branşlardan konsülte edilen hastalarda postoperatif pulmoner komplikasyonları öngörecek bir skorlama sistemi geliştirmektir. Çalışma prospektif, tek merkezli olarak yürütülmüştür. Hacettepe Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Ana bilim dalına preoperatif değerlendirme için cerrahi bölümlerden konsulte edilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların preoperatif demografik verileri ve pulmoner değerlendirme sonuçları kaydedilip postoperatif taburcu olana kadar hastalar takip edilmiş ve birinci ay sonunda telefonla pulmoner semptom kontrolleri yapılmıştır. Primer sonlanım noktası; solunum yetmezliği, öksürük, balgam, ateş, bronkospazm, solunum yolu enfeksiyonu, atelektazi, plevral efüzyon gibi solunumsal semptom ve komplikasyonların gelişimini değerlendirmektir. Çalışmaya 203 hasta dahil edilmiştir. Bu hastaların % 55.7'si (n¬=113) kadın, % 44.3'ü (n¬=90) erkektir. Yaş ortalamaları 60.59 ± 14.93'tür ( 18-91). Postoperatif ilk bir ay içerisinde hastaların % 36.4'ünde (n=74) en az bir pulmoner komplikasyon gelişmiş fakat birinci ay sonunda pulmoner komplikasyonu devam eden ya da yeni gelişen pulmoner komplikasyonu olan hastaların oranı % 22.7 (n=46) olmuştur. Postoperatif dönemde hastaların bir ay içerisinde % 23.2'sinde (n=47) bronkospazm, % 17.2'sinde (n=35) atelektazi, %12.8'inde (n=26) ateş, % 12.3'ünde (n=25) balgam, % 12.3'ünde (n=25) oksijen ihtiyacı, % 7.9'unda (n=16) pnömoni ve % 7.4'ünde (n=15) plevral effüzyon gelişmiştir. Çalışmada 60 yaş üstü olmak (p=0.022), preoperatif öksürük (p=0.031), balgam (p=0.054) ve dispne (p=0.017) olması, muayenede ronküs olması (p=0.001), VKİ ≤ 24,9 kg/m2 olması (p=0.010), akciğer grafisinde havalanma artışı bulguları olması (p=0.004), exsmoker olmak (p=0.005), primer akciğer dışı malignite (akciğer metastazı ile birlikte ya da değil) (p=0.022), üst abdomen veya toraks cerrahisi geçirmek (p=0.001), cerrahi süresinin 3 saatten uzun olması ((p=0,011) sonbaharda opere olmak (p=0.001) ve preoperatif Hb düşüklüğü (p=0,044) postoperatif pulmoner komplikasyonların gelişimi açısından anlamlı saptanmıştır. Regresyon modellemesinde anlamlı bulunan risk faktörleri; üst abdomen cerrahisi ya da torasik cerrahi, öksürük, dispne ve mevsimdir (p<0,05). Sonuç olarak; çalışmada preoperatif pulmoner değerlendirme amacıyla göğüs hastalıkları kliniğine konsulte edilen hastalarda postoperatif pulmoner komplikasyonları öngörecek bir modelleme oluşturulmuştur. Cerrahi tipi, operasyon öncesi dispne, öksürük olması ve ameliyatın yapıldığı mevsimin modellemede yer alan en önemli değişkenler olduğu gösterilmiştir. Anahtar sözcükler: Preoperatif pulmoner değerlendirme, postoperatif pulmoner komplikasyon.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifPostoperatif dönemPostoperatif komplikasyonlar+3
Ceren Cekeli
Hacettepe University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Anjiyografik trombektomi yapılan hastalarda kullanılan anestezi yönteminin hemodinamik stabilite ve postoperatif sağ kalıma etkisinin araştırılması

Yönteminin Hemodinamik Stabilite Ve Postoperatif Sağkalıma Etkisinin Araştırılması. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD. Uzmanlık Tezi. Ankara 2020. Akut iskemik inme tedavisinde endovasküler trombektomi kanıta dayalı şekilde altın standart tedavi yöntemidir. Endovasküler trombektomi, genel anestezi veya bilinçli sedasyon altında uygulanabilmektedir. İşlem sonucunda ise başarılı rekanalizasyona rağmen klinik iyileşme her zaman sağlanamamaktadır. Bu çalışmanın amacı, işlem sırasında uygulanan anestezi yönetiminin, işlem süresince ve sonrasında hastaların genel durumlarını ve sağ kalımlarını nasıl etkilediğini retrospektif olarak incelemektir. Etik kurul onamı alınmasını takiben, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 1 Ocak 2015 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında akut iskemik inme tanısıyla girişimsel radyoloji tarafından endovasküler trombektomi işlemi yapılan hastaların dosyaları incelenmiş, arşiv ve sistem kayıtlarından toplam 203 hastaya ulaşılmıştır. Anestezi, endovasküler trombektomi işlemi ve nöroloji yoğun bakım tedavi bilgilerine ulaşılabilen 102 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Uygulanan anestezi protokolü, hastaların demografik verileri, işlem süresince kan basıncı, SpO2, EtCO2, kan glikoz düzeyi, vücut sıcaklığı anestezi kayıtlarından, postoperatif mortalite ve sağkalım süreleri ise sistem kayıtlarından bulunarak değerlendirilmiştir. Hastaların demografik verileri, ASA sınıflaması ve eşlik eden hastalıkların tipi ve görülme sıklıkları açısından anlamlı fark görülmemiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre 90 günlük sağkalım açısından en belirleyici faktörlerin intraoperatif kan şekeri düzeyleri ve anestezi süresi olduğu belirlenmiştir. Diğer faktörlerden bağımsız olarak intraoperatif dönemde kan şekerinin 140 g/dL'den yüksek olmasının mortalite riskini 4,712 kat arttırdığı görülmüştür. Anestezi süresindeki her 60 dakikalık artış ise mortalite riskini diğer faktörlerden bağımsız olarak 1,996 kat arttırdığı görülmüştür.Çalışmamızda değerlendirdiğimiz parametrelerden elde ettiğimiz sonuçlara göre, bu hasta grubunda mortalite oranını en aza indirmek amacıyla peroperatif dönemde sıkı şekilde kan şekeri kontrolü yapılmasının mutlak bir gereklilik olduğu düşünülmektedir. Anestezi süresinin mortaliteye etkisi düşünüldüğünde ise hazırlıkların tam olarak yapıldıktan sonra işleme başlanması, işlem uzadığında ekibin konuyla ilgili bilgilendirilmesi ve sonrasında da bu hastaların yoğun bakım şartlarında çok yakın takibinin yapılması gerektiği kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Akut iskemik inme, endovasküler trombektomi, nöroradyoloji, anestezi süresi, 90 günlük sağkalım

AnesteziAnestezi ve analjeziAnjiyografi+5
Sabına Umudova
Hacettepe University
2020
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Açık kalp cerrahisi geçiren erişkin hastalarda intraoperatif gelişebilecek mikroserebral hasarın belirlenmesinde preoperatif adropin, nöron spesifik enolaz (NSE) ve nörofilament hafif zincir (NFL) düzeylerinin postoperatif NSE ve NFL düzeyleri ile ilişkisi

Aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar dünyadaki bulaşıcı olmayan en sık ölüm nedenidir. Aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar içerisinde ise en sık görüleni aterosklerotik koroner arter hastalığı ve aterosklerotik serebrovasküler hastalıktır. İnvaziv girişimlerin gelişmesine rağmen çoğu kardiyovasküler hastalıkların tedavisi açık kalp cerrahisi ile yapılmaktadır. Açık kalp cerrahisinin yapılabilmesi için kalp akciğer makinasına ihtiyaç duyulmaktadır. Kalp akciğer makinesi ile vücut ısısı düşürülerek düşük basınçta dokuların korunarak dolaşımının devam etmesi sağlanır. Kardiyopulmoner bypass sırasında ve sonrasında en ciddi komplikasyonlardan birisi santral sinir sistemi hasarıdır. Majör komplikasyon olan serebral hasarın en sık nedenleri arasında mikro ve makro emboliler olsa da hipoperfüzyona bağlı ameliyat sonrası konfüzyon, stupor ve koma gibi nörolojik komplikasyonlar da görülebilmektedir. Bu durumun prediktif parametrelerle ameliyat öncesi belirlenebilmesi, risk analizi yapılması ve tedavi seçeneklerinin belirlenmesi ve planlanmasında oldukça önemlidir. Aterosklerotik vasküler hastalığın yaygınlığı ile korelasyonu, çalışmalarla ispatlanmış bir biyomarker olan Adropin 'in preoperatif ve postoperatif 1.saat düzeyleri adropin düzey seyri açısından karşılaştırılarak sinir hasarını gösteren nöron spesifik enolaz (NSE) ve nörofilament hafif zincir (NFL) düzeylerinin postoperatif 1., 24, ve 72. saatlerdeki düzeyleri ile korelasyonu incelendi. Böylece adropin 'in CPB ile yapılan kalp ameliyatlarına bağlı yaşanabilecek muhtemel serebrovasküler olaylar açısından prediktif bir biyomarker olarak kullanılmasının yaygın olup olmadığını hedefledik. Açık kalp cerrahisi ile tedavi kararı olan 42 hastanın katıldığı bu çalışmada, yapılan fizik muayene ve görüntüleme sonuçlarına göre karotis arterler ve baş-boyunu ilgilendiren diğer vasküler yapılarda anlamlı darlık lehine bulgulara rastlanmadı. Ameliyat sonrası hiçbir hastada majör nörolojik komplikasyon ve ölüm görülmedi. 1 hastada könfüzyon, 1 letarji gelişti. Hastalar taburcu olana kadar takip edildikleri için kognitif bozukluk açısından değerlendirilmeleri mümkün olmadı. Hastaların hepsi KAH tanısı alan hastalar oldu ve bu nedenle tüm hastalara KABG operasyonu uygulandı. Preoperatif ve postoperatif 1.saat bakılan adropin düzeyleri arasında anlamlı ilişkilerin olmadığı görüldü. Bu nedenle parametrelerin karşılaştırmaları preoperatif adropin düzeyi ile yapıldı. Preoperatif median adropin düzeylerine göre hastalar düşük (<4,7 pg/dl) ve yüksek olarak iki grupta incelendi. Düşük adropin düzeyi olanların postoperatif NSE düzeyleri diğer gruba göre daha yüksek saptandı (P>0,05). NFL düzeyleri ile adropin düzeyleri arasında ise korelasyonun olmadığı görüldü. Hastalar ameliyat boyunca NIRS monitörizasyonu ile takip edildiler. NIRS düzyleri CPB' tan önce, aort klemplendiği zaman, aort klempi kaldırıldığında ve CPB' tan çıkıştaki zamanlarda kaydedildi. NIRS düzeylerinde intraoperatif emboli lehine değerlendirilecek akut düşüş saptanmadı. CPB çıkışındaki NIRS değerlerinin preoperatif adropin düzeyleri ile ilişkilerine bakıldığında düşük adropin düzeyi olanların NIRS düzeyleri diğer gruba göre düşük saptandı ancak ilişkiler istatistiksel olarak anlamlı değildi. Bu durum adropinin serebral vasküler tutulumun prediktif parametresi olamayacağı anlamına gelmiyor. Bu konuda iskemik kardiyovasküler hastalıklarda serebrovasküler tutuluma bağlı CPB' sonrası nörolojik hasar insidansını yakalamak adına uzun süreli, geniş popülasyonlu kontrollü çalışmaların yapılması faydalı olabilir. Kalp akciğer makinası ile açık kalp cerrahisi sonrası serebral hasara bağlı nörolojik komplikasyonların gelişmesi her zaman büyük sorun olmaya devam edecektir. Bu nedenle özellikle aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklarda daha çok olmak üzere ameliyat öncesi spesifik prediktif belirteçlerin bulunmasının kalp cerrahisine bağlı nörolojik komplikasyon insidansını azaltabileceğini düşünerekten örneklem sayısının büyük tutularak daha kontrollü randomize desendeki çalışmalara ihtiyacın olduğunu düşünmekteyiz.

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıklarıKardiyopulmoner bypass+5
Ilkın Gulıyev
Hacettepe University
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı onkolojik cerrahi geçiren hastalarda fonksiyonel kapasiteyi etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Farklı onkolojik cerrahi geçiren hastalarda postoperatif dönemde preoperatif döneme göre fonksiyonel kapasitede bir düşüş yaşanmaktadır ve bu düşüşü etkileyen birçok etmen bulunmaktadır. Bu nedenle farklı onkolojik cerrahi geçiren bireylerde solunum ve periferal kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, günlük yaşam aktiviteleri ve ağrı parametreleri değerlendirilebilir. Çalışmanın amacı farklı onkolojik cerrahi geçiren hastalarda fonksiyonel kapasiteyi etkileyen faktörleri belirlemekti. Meme, mide, kolon, pankreas ve karaciğer onkolojik cerrahisi geçiren geçiren 32 birey çalışmaya dahil edildi. Bireylerin fiziksel ve demografik özellikleri kaydedildi. Bütün değerlendirmeler preoperatif dönem, postoperatif 2. Gün, poatoperatif 5. Gün ve postoperatif 6. Gün olmak üzere dört kez tekrarlandı. Solunum kas kuvveti ağız içi basınç ölçüm cihazı ile değerlendirildi. Periferal kas kuvveti değerlendirmesi için el dinamometresi ile el kavrama kuvveti değerlendirildi. Fonksiyonel kapasite değerlendirmesinde 6 dakika yürüme testi (6DYT), 5 tekrarlı otur kalk testi (5OKT) ve süreli kalk yürü testi (SKYT) kullanıldı. Günlük yaşam aktivitesi değerlendirmesi için Barthel İndeksi'nden yararlanıldı. Ağrı değerlendirmesi Mcgill Kısa Form Ağrı Anketi ile yapıldı. MİP ortalaması preoperatif dönemde 63,28±22,98 cmH2O, MEP ise 80,97±27,25 cmH2O olarak belirlendi. Postopeartif 2. günde bu değerler MİP için 43,06±16,16 cmH2O, MEP için 59,00±16,16 cmH2O şeklindeydi. 6DYT mesafe ortalaması preoperatif dönem ölçümünde 444,13±80,65 m idi. Postoperatif 2. günde ise 192,63±144,02 m bulundu. Solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite değerlendirmelerinde preoperatif ölçümler ve postoperatif 2. gün ölçümleri arasında anlamlı fark bulundu (p<0,05). 6DYT'nin MİP ile çok güçlü (r=0,788, p=0,007), MEP ile güçlü (r=0,667, p=0,035) ve SKYT ile güçlü (r =-0,672, p=0,033) ilişkisi bulundu. Sonuç olarak, farklı onkolojik cerrahi geçiren hastalarda fonksiyonel kapasite ve solunum kas kuvveti ciddi düzeyde etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler: Onkolojik cerrahi, fonksiyonel kapasite, solunum kas kuvveti.

CerrahiFonksiyonel analizFonksiyonel yetkinlik+6
Fatma Rümeysa Kasap
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00

İlgili konular