Ruh sağlığı
Bu konu başlığı altında 173 tez
Lösemi hastalarının ruhsal sorunları ve stresle başa çıkma tarzları
Bu araştırma lösemi hastalarında görülen ruhsal sorunları ve stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu çalışma Eylül 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın evrenini Gaziantep il merkezinde bulunan SANKO Üniversitesi Hastanesi Hematoloji Servisi'nde yatarak tedavi gören lösemi hastaları oluşturdu. Çalışma, araştırmaya katılmayı kabul eden 120 hasta ile tamamlandı. Veriler "Kişisel Bilgi Formu'', '' Kısa Semptom Envanteri (KSE)''ve '' Stresle Başa Çıkma Ölçeği (SBÇÖ)'' aracılığıyla yüz yüze toplandı. Çalışmada hastaların %61,7'si erkek, yaş ortalaması 50,4±17,8 yıl, % 45'i 56 yaş ve üstündedir. Hastaların % 30,8'ine Akut Miyeloid Lösemi(AML) tanısı konduğu, % 35'inin 2. Evrede olduğu ve % 35'inin tanı sürelerinin 6-12 ay aralığında olduğu saptandı. SBÇÖ toplam puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 40,5 (20-67), kendine güven yaklaşımı 10 (1-21), iyimser yaklaşım 7 (1-15), çaresiz yaklaşım 10 (0-24) ve boyun eğici yaklaşım puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 8 (2-17)'dir. KSE toplam puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 76 (15-167); anksiyete 14 (0-44); depresyon 20,5 (3-43), olumsuz benlik 13 (0-42), somatizasyon 17 (3-27) ve hostilite puanının ortanca, minimum, maksimum değeri 8,5 (0-27)'dir. Rahatsızlık Ciddiyet İndeksi(RCİ), Belirti Toplam İndeksi(BTİ) ve Semptom Rahatsızlık İndeksi(STİ) alt boyut puanlarının ortanca, minimum, maksimum değerleri sırasıyla 1,43 (0,28-3,15), 37 (7-53), 2,08 (1,18-3,39)'dir. SBÇÖ toplam ölçek puanı ile Depresyon (r=0,210) alt ölçek boyutu ile pozitif yönlü zayıf; Somatizasyon (r=-0,255), Hostilite (r=-0,181) ve BTİ (r=-0,180) ölçek puanları ile ters yönlü zayıf bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). KSE toplam ölçek puanı ile BTİ (r=0,879) ölçek puanı ile pozitif yönlü kuvvetli, STİ (r=0,671) ölçek puanı ile ise pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Lösemi hastalarında ortaya çıkan ruhsal sorunlar ve başetme gücünde azalma, bir çok sorunla yüz yüze kalmalarına neden olabilmektedir. Bu noktada, tedavi süreçleri boyunca uzman psikiyatri hemşiresi tarafından psikososyal gereksinimlerinin değerlendirilmesi, tanı süresi uzamış ve metastaz varlığı olan hastaların fiziksel, psikolojik ve günlük yaşamı destekleyici bakım gereksinimlerinin planlanması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Lösemi; Ruhsal Sorunlar; Stresle Başa Çıkma; Psikiyatri Hemşireliği
Hedef odaklı yaşam tarzı eğitiminin serebral palsili çocuğa sahip anneler üzerine etkilerinin incelenmesi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma SP'li çocuğa sahip annelerde hedef odaklı yaşam tarzı eğitiminin (HOYTE) ruh sağlığı, fiziksel aktivite düzeyi, uyku kalitesi, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi, yaşam kalitesi, bakım veren yükü üzerine etkilerinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. 46 SP'li çocuğa bakım veren anne ile tamamlanan çalışmada, randomize olarak 22'si ile haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca telefon görüşmesi yapılırken, 24'üne haftada 2 kez olmak üzere 4 hafta boyunca HOYTE uygulanmıştır. Annelerin ruhsal durumu Depresyon, Anksiyete, Stres Skalası ile, fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ile, uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi Kanada Aktivite Performans Ölçümü ile, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili ile, bakım veren yükü Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği ile değerlendirilmiş, ilk ve son değerleri karşılaştırılmıştır. SP'li çocuğun seviyesi kaba motor fonksiyon sınıflandırma sistemine (KMFSS) göre değerlendirilmiştir. Sonuç olarak HOYTE grubunun ruhsal durumu (p=0,001), fiziksel aktivite düzeyi (p=0,03), uyku kalitesi (p=0,001), oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi (p=0,001, p=0,001), yaşam kalitesi (p=0,001) ve bakım veren yükünde (p=0,001) iyileşme tespit edilmiştir. Kontrol grubunda uyku kalitesi (p=0,013), oküpasyonel performans (p=0,009) ve oküpasyonel memnuniyet düzeyi (p=0,021), yaşam kalitesi (p=0,003) ve bakım veren yükünde (p=0,011) kötüleşme görülürken diğer parametrelerde anlamlı farklılık bulunamamıştır. Bu bulgular ışığında HOYTE'nin uzun dönem takibinin yapılacağı ileri çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Sonuç olarak ruhsal durum, uyku kalitesi, oküpasyonel performans ve memnuniyet düzeyi, yaşam kalitesi üzerine olumlu etkisi olan HOYTE'nin SP'li çocuklara bakım veren annelere yönelik müdahalelere dahil edilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Bakım veren, serebral palsi, yaşam tarzı, ruh sağlığı, uyku kalitesi, yaşam kalitesi, bakım veren yükü
Psikiyatri kliniğinde çalışan hemşirelerin moral distres deneyimleri: Nitel bir çalışma
Bu çalışmada, Türkiye'de yataklı psikiyatri servislerinde çalışan hemşirelerin moral distres deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada fenomenolojik nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, Türkiye'de bulunan psikiyatri hastanelerinde ve psikiyatri kliniklerinde en az altı aydır çalışmakta olan hemşireler oluşturmuştur. Örnekleme ise kartopu yöntemi ile ulaşılan, çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan kriterlere uyan ve çalışmayı kabul eden, 16 psikiyatri hemşiresi alınmıştır. Veri toplamada araştırmacılar tarafından hazırlanan 'Tanıtıcı Veri Formu' ve moral distres ilişkin 'Yarı yapılandırılmış görüşme formu' kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından derinlemesine görüşme yöntemiyle görüşmecilerden onam alınmasının ardından ses ve görüntü kaydı alınarak toplanmıştır. Görüşmeler ortalama 53 dakika sürmüştür. On altıncı katılımcıda veri doygunluğuna ulaşılması nedeniyle görüşmelere son verilmiştir. Katılımcılarla görüşmeler tamamlandıktan hemen sonra görüşme verileri ses kaydı üzerinden deşifre edilmiş, fenomenolojik betimsel analiz ile analiz edilerek veriler üç bağlamda yer alan temalar ve alt temalar olarak gruplanmıştır. Araştırmada "moral distresin nedenleri" bağlamında 6 ana tema (Arzu Ettiği Bakımı Verememe, Etik İhlale Tanıklık Etme, Ekip Çatışması, Karar çatışması, Kurumsal Nedenler, Sistemsel Nedenler) ve 24 alt tema, "moral distresin sonuçları" bağlamında 3 ana tema (Duygusal Sonuçlar, Fiziksel Sonuçlar, Mesleki Sonuçlar) ve 14 alt tema ve "moral distresle baş etme" bağlamında 5 ana tema (Ekipten Destek Alma, Duygusal Baş Etme, Problem Odaklı Baş Etme, Değerlerine Uygun Davranma Çabası ) ve 8 alt tema belirlenmiştir. Hemşireler, moral distres yaşamalarına neden olan en önemli faktörlerin yetersiz personel istihdamı nedeniyle artan iş yükü ve psikiyatri hizmetlerine yeterince kaynak ayrılmaması olduğunu ifade etmişlerdir. Yaşadıkları moral distres sonucunda da üzüntü, çaresizlik, değersizlik hisleriyle birlikte fiziksel ve mental yorgunluk yaşamaları sonrasında psikiyatri kliniğinden ayrılma isteklerinin olduğunu ve tükenmişlik yaşadıklarını ifade etmişlerdir. Moral distres yaşadıkları durumlarla problem odaklı ve duygu odaklı baş ettiklerini belirtmişlerdir. Psikiyatri hemşirelerinin moral distres deneyimlerine ilişkin sahada farkındalık oluşturulması, moral distres yaşama sıklıkları ve düzeylerine ilişkin nicel çalışmaların yapılması önerilmiştir.
İstanbul ilinde öğrenim gören 15-17 yaş aralığındaki bir grup lise öğrencisinin aleksitimi,ruhsal ve davranışsal sorunlar ile üst biliş özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 15-17 yaş aralığındaki öğrencilerin aleksitimik karakter özelliğine sahip olma durumlarına göre üst biliş özellikleri ile ruhsal ve davranışsal sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Üsküdar ve Kadıköy ilçesinde bulunan toplam 5 ortaöğretim kurumunda öğrenim gören lise 1. 2. ve 3. Sınıf 592 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların 331'i (%58,1) kız, 239'su (%41,9) erkektir, 22 katılımcıdan ise sağlıklı veri toplanamamıştır. Araştırmanın verileri Demografik Soru Formu, 20 soruluk Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ-20), Üst Biliş Ölçeği Çocuk ve Ergen Formu (ÜBÖ-ÇE) ile Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS v22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum, yüzde gibi betimsel istatistiklerden faydalanılmıştır Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki-kare ilişki, bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında ise bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. İlişki analizinde Pearson ilgileşim katsayısı hesaplanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analiziyle ve ilişki katsayısı pearson korelasyon katsayısı olarak gösterilmiştir. İstatistiksel anlamlılık değeri p<0.05 kabul edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; kızlar ve erkekler arasında aleksitimi sıklığı açısından anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Aleksitimik ergenler ile aleksitimik olmayan ergenler karşılaştırıldığında yaş ortalamaları arasında istatistiksel anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Aleksitimik ergenlerin ailelerinin aylık gelir ortalamaları, aleksitimik olmayan ergenlere oranla istatistiksel anlamlı olarak düşüktür. Aleksitimik ergenlerin üst biliş puanları incelendiğinde olumsuz üst endişeleri, batıl inanç, ceza ve sorumluluk inançları ve üst biliş toplam sorunları yaşıtlarına göre anlamlı olarak daha yüksektir. GGA puanları incelendiğinde aleksitimik ergenlerin toplam sorun puanları, dikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik puanları, akran, davranış ve duygusal sorun puanları yaşıtlarına oranla istatistiksel anlamlı oranda yüksek, olumlu özelliği ölçen sosyal davranış puanları ise istatistiksel anlamlı oranda düşüktür. Korelasyon analizi sonuçları incelendiğinde TAÖ-20 puanları ile ÜBÖ-ÇE puanları arasında pozitif yönde zayıf ve TAÖ-20 puanları ile GGA puanları arasında pozitif yönde orta düzey istatistiksel anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır.
Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında akıl ve ruh hastalıkları
1864 – 1944 yılları arasında yaşayan ve Türk edebiyatının önemli isimleri arasında sayılan Hüseyin Rahmi Gürpınar, kırk bir adet roman kaleme almıştır. Araştırmacı ve gözlemci bir yazar olan Gürpınar, romanlarında toplumsal konulara yer vermiştir. Kadının toplumdaki yeri, kadın – erkek ilişkileri, alafranga yaşam, batıl inançlar, din – bilim çatışması, halkın sefaleti, toplumsal yozlaşma yazarın romanlarında temel konulardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanları konu çeşitliliği bakımından oldukça zengindir. Halka bir şeyler anlatmanın derdinde olan yazar, romanlarında birçok toplumsal soruna değinmiştir. Eserlerini ortaya koyarken araştırmalar ve gözlemlerden de faydalanan yazar, sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi çeşitli alanlarda da bilgi sahibidir. Yazarın romanlarının dikkat çeken taraflarından biri, söz konusu metinlerin her birinde akıl ve ruh hastalıklarına dair detaylı malumatın yer alması ve hemen her romanda akıl veya ruh hastalıklarından mustarip bir veya daha fazla karakterin bulunmasıdır. Bu nedenle Gürpınar'ın romanlarındaki akıl ve ruh hastalıkları ile psikolojik ve toplumsal anomalileri araştırmak, incelemek, tasnif etmek, yorumlamak ihtiyacı hissedilmiş, bu ihtiyacın karşılanmasının yazarın kurmaca dünyasının ve yazar kimliğinin aydınlatılmasına katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu çalışmanın amacı yazarın romanlarındaki psikolojik sorunlar, akıl ve ruh hastalıkları gibi konuları tespit ederek elde edilen bulguları psikolojik bağlamda bir değerlendirmeye tâbi tutup yorumlamaktır. Bu çalışmada ulaşılan sonuçların hem akıl ve ruh hastalıkları bağlamında edebi metinleri merkeze alarak yapılan tematik çalışmalara, hem edebiyat tarihine hem de Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarına ve romancılığına dair çalışmalara ve birikime katkı sağlaması ümit edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hüseyin Rahmi Gürpınar, psikoloji, akıl hastalıkları, ruh hastalıkları, Türk romanı.
Yaşam pozisyonlarının olumlu ruh sağlığı ve psikopatoloji ile ilişkisi
Bu araştırmada temel amaç, yaşam pozisyonlarının olumlu ruh sağlığı ve psikopatoloji üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmaya, internet üzerinden oluşturulan form üzerinden 260 kadın, 160 erkek olmak üzere toplamda 420 kişi katılmıştır. Yaşam pozisyonlarını ölçmek amacıyla Yaşam Pozisyonları Ölçeği, olumlu ruh sağlığını ölçmek amacıyla Duygusal İyi Oluş Ölçeği, psikopatolojiyi ölçmek amacıyla Kişilik İnanç Ölçeği ve kişisel bilgileri belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından oluşturulan Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırmanın demografik değişkenlerinin analizi için ''Bağımsız Örneklemler T –Testi'' ve One Way ANOVA kullanılmıştır. Bu analiz sonuçlarına göre: ''ben okeyim, sen okeysin'' ve ''ben okeyim'' pozisyonlarının cinsiyete göre farklılık gösterdiği görülmektedir. Yaşa göre bakıldığında ise bağımlı, antisosyal, histriyonik, borderline KB ve sen okey değilsin pozisyonunun yaşa göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. Medeni duruma göre ise ''sen okey değilsin'' ve ''ben okeyim, sen okeysin'' pozisyonu medeni duruma göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. Eğitim düzeyine göre ise antisosyal, histriyonik, paranoid, borderline, çekingen, bağımlı, pasif agresif KB boyutları ve yaşam pozisyonlarının ''ben okey değilim'', ''sen okeysin'', ''ben okeyim, sen okeysin'', ''ben okeyim, sen okey değilsin'', ''ben okey değilim, sen okeysin'' pozisyonlarının eğitim düzeyine bağlı olarak farklılık gösterdiği bulunmuştur. Şu anda yaşanılan yere göre bakıldığında ise yaşam pozisyonları, duygusal iyi oluş ve kişilik inançlarının şu anda yaşanılan yere göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Gelir düzeyine göre ise çekingen, bağımlı, pagresif, şizoid, paranoid, borderline KB boyutları; yaşam pozisyonlarının ''ben okeyim, ''ben okey değilim'', ''sen okey değilsin'', ''ben okeyim, sen okeysin'', ''ben okey değilim, sen okeysin'', ''ben okey değilim, sen okey değilsin'' pozisyonları, duygusal iyi oluşun ise pozitif duygusal iyi oluş ve negatif duygusal iyi oluş boyutlarının gelir düzeyine bağlı olarak farklılık gösterdiği bulunmuştur. Yapısal eşitlik modeli analiz sonuçları ise yaşam pozisyonlarının olumlu ruh sağlığı ile psikopatoloji arasındaki ilişki üzerinde bir aracılık etkisi olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Transaksiyonel Analiz, Yaşam Pozisyonları, Olumlu Ruh Sağlığı, Psikopatoloji
Travma sonrası hayata küsme bozukluğunun olumlu ve olumsuz ruh sağlığı üzerindeki etkisinde dünyaya ilişkin varsayımların aracılık etkisi
Bu çalışmanın amacı, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme bozukluğu ile olumlu ve olumsuz ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerindeki aracılık etkisini genel popülasyonda incelemekti. Araştırmanın örneklemini yaşları 18 ile 74 arasında değişen toplam 262 kişi (101 erkek ve 161 kadın) oluşturmaktadır. Katılımcılar travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, duygusal iyi oluş ve depresyon şiddetini değerlendiren öz-bildirim ölçekleri doldurdular. Yapısal eşitlik modeli analizleri, dünyaya ilişkin varsayımların, travma sonrası hayata küsme ve depresyon şiddeti arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Öngörüldüğü gibi, analizler, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme ile duygusal iyi oluş arasındaki ilişki üzerinde bir aracılık etkisi olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, dünyaya ilişkin varsayımların ruh sağlığı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bu nedenle, dünyaya ilişkin varsayımların psikoterapide önemle ele alınması gereken bir konu olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, depresyon, duygusal iyi oluş, yapısal eşitlik modellemesi.
Bilinçli farkındalığın, mutlak gerçek ihtiyacı ile ruh sağlığı arasındaki ilişkide aracı değişken rolü
Bu araştırmanın amacı bilinçli farkındalığın, bireylerin kendileri hakkında mutlak bilme ihtiyacı ile ruh sağlığı arasındaki ilişkide ne derece aracılık rolü olduğunun açığa çıkarılmasıdır. Araştırmanın evrenini kolaydan örneklem yöntemiyle seçilmiş İstanbul'da yaşayan, 16 - 55 yaş arası katılımcılar oluşturmaktadır. Katılımcılara veri toplama araçları olarak, örneklemin demografik özelliklerini belirlemek için Demografik Bilgi Formu, katılımcıların mutlak gerçek ihtiyacı puanlarını belirlemek için Mutlak Gerçek İhtiyacı Ölçeği (Şimşek,2013), ruh sağlığını ölçmek için Kısa Semptom Envanteri'nin alt boyutları olan Depresyon ve Kaygı Alt Ölçek maddeleri (Derogatis, 1992), ve farkındalıklarını ölçmek için Bilinçli Farkındalık Ölçeği (Özyeşil, Arslan, Kesici ve Deniz, 2011) olmak üzere çalışmada toplam dört adet ölçek verilmiştir. Aracı olup olmadığı test edilen bilinçli farkındalığın yapısal eşitlik modellemesinde yapılan analizlerinin sonuçları için oluşturulan ölçme modeli ve yapısal model geçerli uyum iyiliği değerleri vermiştir. Analiz sonuçlarına göre bilinçli farkındalığın, mutlak gerçek ihtiyacı ile ruh sağlığı arasında var olan ilişkide kısmi aracı olarak rol oynadığı sonucuna varılmıştır. Bunun psikoterapi süreçlerinde değerlendirilebilecek önemli bir sonuç olduğu varsayılabilir. Anahtar Kelimeler: Mutlak Gerçek İhtiyacı, Depresyon, Anksiyete, Bilinçli Farkındalık
Üniversite öğrencilerinin zaman perspektikleri ile ruh sağlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinin zaman perspektiflerinin ruh sağlıklarına etkisi incelenmiştir. Araştırmaya 18-40 yaş arası 49'u kadın, 51'i erkek 300 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırmada öğrencilere zaman perspektifi ile ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi ölçmek için Zimbardo Zaman Perspektifi Envanteri Kısaltılmış Form ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmış, ayrıca yaş, cinsiyet gibi demografik bilgilerin olduğu Kişisel Bilgi Formu'nu doldurmaları istenmiştir. Elde edilen verilerin analizinde SPSS 16 paket programı kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemede Pearson Momentler Korelasyon Tekniğinden yararlanılmıştır. Zaman Perspektiflerinin, Psikolojik Belirtileri yordayıp yordamadığını belirlemek için Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Cinsiyet değişkenine ilişkin farklılıkları belirlemek amacıyla Bağımsız Örneklem T-Testi kullanılmıştır. Zaman pespektiflerinin ruh sağlığna etkisine yönelik yapılan analizler sonucunda depresyon, anksiyete ve somatizasyon alt boyutlarının görülmesinde geçmişe olumlu, geçmişe olumsuz ve şimdide kaderci zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, şimdide hazcı ve gelecek zaman perspektiflerinin bu üç alt boyuta etki etmediği saptanmıştır. Olumsuz benlik alt boyutunun görülmesinde geçmişe olumlu ve geçmişe olumsuz zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, şimdide kaderci, şimdide hazcı ve gelecek zaman perspektiflerinin etki etmediği belirlenmiştir. Hostilite alt boyutunun görülmesinde şimdide kaderci, şimdide hazcı, geçmişe olumlu, geçmişe olumsuz zaman perspektiflerinin etkisi olduğu, gelecek zaman perspektifinin ise etki etmediği bulunmuştur. Cinsiyete göre farklılaşma testlerinde zaman perspektiflerinde herhangi bir fark bulunamazken, psikolojik belirti boyutlarından depresyon, anksiyete ve somatizasyonun kadınlarda daha çok görüldüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Zaman Perspektifi, Ruh Sağlığı, Psikolojik Belirtiler
Lisanslı spor yapan ve yapmayan ergenlerin mental iyi oluş, benlik saygısı, sosyal görünüş kaygısı ve algılanan sosyal destek açısından karşılaştırılması
Bu tez çalışmasının temel amacı, lisanslı spor yapan ve yapmayan ergenlerin benlik saygısı, algılanan sosyal destek, sosyal görünüş kaygısı ve mental iyi oluş açısından karşılaştırılmasıdır. Tezin bu konu hakkında bilgi sağlaması ve literatüre katkı yapması hedeflenmiştir. Bu çalışmanın örneklemini 14-18 yaş aralığında 160 lisanslı spor yapan ve 160 spor yapmayan olmak üzere toplam 320 ergen oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan ergenlere, Algılanan Sosyal Destek, İki Boyutlu Benlik Saygısı, Sosyal Görünüş Kaygısı ve Mental İyi Oluş ölçekleri uygulanmıştır. Çalışmanın temel bulgularında, lisanslı spor yapan ergenlerin mental iyi oluş, benlik saygısı, algılanan sosyal destek ölçeklerinden aldıkları puanların, spor yapmayan ergenlere göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca, lisanslı spor yapan ergenlerin, algılanan sosyal destek, benlik saygısı, mental iyi oluş ve sosyal görünüş kaygısı puanları antrenörleri ile ilişkilerine göre, anlamlı farklılık göstermezken, alınan puanların takım arkadaşları ile ilişkiye göre farklılaştığı bulunmuştur. Buna ek olarak, lisanslı spor yapan ergenler ile lisanslı spor yapmayan ergenler okul başarısı, öğretmenleri ile ilişkileri, karşılaştıkları sorunlarda yardım gördüklerini düşündükleri sosyal çevre ve yakın arkadaş sayısı değişkenleri açısından anlamlı farklılık göstermemektedir. Lisanslı spor yapan ergenlerin spor yapma nedenlerine bakıldığında, en fazla oranın popülerliği arttırmak için olduğu ortaya çıkmıştır.
DİYAY-Ruh sağlığı ilişkisinde yaratıcılığın ve benlik kavramı belirginliğinin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı DİYAY (Dil ile Yaşantı Arasında Bireyler Tarafından Algılanan Yarık) ile ruh sağlığı ilişkisinde yaratıcılığın ve benlik kavramı belirginliğinin aracılık rolü olup olmadığının, var ise ne yönde olduğunun incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ve Muğla'da bulunan bir vakıf ve bir de devlet üniversitesinde okuyan 175 kadın, 135 erkek toplam 310 öğrenci oluşturmaktadır. (DİYAY) ile yaratıcılık .19, anksiyete .49, depresyon .57, olumsuz benlik .49, somatizasyon .30, hostilite .41, ve aleksitimi .53 arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Diğer taraftan DİYAY ile benlik kavramı belirginliği .23 arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yaratıcılık ile benlik kavramı belirginliği -.12 arasında negatif yönde; depresyon .12 ve aleksitimi .13 arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Yaratıcılığın çalışmanın diğer değişkenleri ile anlamlı ilişkiler göstermediği saptanmıştır. Benlik kavramı belirginliği ile anksiyete -.53, depresyon -.53, olumsuz benlik -.52, somatizasyon -.38, hostilite -.44 ve alakesitimi -.45 arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Benlik kavramı belirginliğinin DİYAY ile depresyon, anksiyete, aleksitimi, olumsuz benlik, hostilite ve somatizasyon arasındaki ilişkide aracılık rolü oynadığı bulunmuştur. Yaratıcılığın DİYAY – hostilite ilişkisinde aracılık rolü olduğu bulunmuştur.
Popüler kültür ürünü olarak dizilerde psikolog temsili: Çocuklar Duymasın örneği
Bu araştırmada popüler kültür ürünü olan televizyon dizisi Çocuklar Duymasın'da psikoloğun temsil ediliş biçimi incelenmiştir. Çalışmada dizinin ilk sezon bölümleri incelenmiş ve psikolog karakterinin gösterildiği ve psikolog karakterine yönelik söylemlerin olduğu sahneler incelenmiş ve öne çıkan sunumlar doğrultusunda temsil değerlendirilmiştir. Araştırmada ruh sağlığı profesyoneli olarak psikoloğun ve mesleğin bu dizide nasıl temsil edildiği sorusuna yanıt aranmıştır. Araştırmanın birinci ve ikinci bölümleri kuramsal bir çalışmadan oluşmaktadır. Birinci bölümde popüler kültür ve televizyon, ikinci bölümünde ise ruh sağlığı çerçevesinde, dünyada ve ülkemizde ruh sağlığı çalışmaları ve profesyonellerinin mesleki çalışma alanları ve ruh sağlığının medyadaki sunumu ve damgalama problemi üzerinde durulmuştur. Araştırmanın uygulama bölümünde Çocuklar Duymasın dizisinin bölümleri içerik çözümleme yöntemi ile incelenmiştir. Dizinin birinci sezonda yayınlanan 24 bölümü incelemeye alınmıştır.
Duygu düzenleme güçlüğü, ruh sağlığı ve bedensel belirti bozuklukları ilişkisinde öz-şefkatin aracı etkisi
Bu çalışmada, duygu düzenleme güçlüğü ile bedensel belirti bozuklukları ve ruh sağlığı ilişkisinde öz-şefkatin aracılık etkisi araştırılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin duygu düzenleme güçlüğü, bedensel belirti bozuklukları, depresyon, anksiyete ve öz-şefkat ile yapılan karşılaştırma analizleri alt problemler kapsamında incelenmiştir. Çalışmaya 18-65 yaş arası 348'i kadın ve 213'ü erkek olmak üzere toplam 561 kişi katılmıştır. Çalışmada anket-veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla hazırlanan ankette Sosyo-demografik Veri Formu, Kısa Semptom Envanteri, SCL-90 Somatizasyon Alt Ölçeği, Öz-Şefkat Ölçeği ve Duygu Düzenleme Güçlüğü ölçeği yer almaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre duygu düzenleme güçlüğü ile bedensel belirti bozuklukları ve ruh sağlığı ilişkisinde öz-şefkatin aracılık etkisi sağlanmıştır. Örneklemin sosyo-demografik özelliklerine ilişkin bir takım bulgular tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili yazın çercevesinde tartışılmıştır.
Sağlık çalışanlarında tükenmişlik sendromu ve yaşam doyumu arasındaki ilişkide presenteizmin etkisi
Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının tükenmişlik sendromu ve yaşam doyumu düzeylerinin presentezimin ve alt boyutları ile anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığını analiz etmektir. Bu araştırmadaki örneklem sayısı 58'kadın ve 58 erkek toplam 116 kişidir. Çalışmada anket-veri toplama yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla hazırlanan ankette Sosyo-demografik Veri Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Yaşam Doyum Ölçeği, Presenteizm Ölçeği yer almaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgular, sağlık çalışanlarının presenteizm düzeyleri ile en yüksek seviyede ilişkili değişkenin duygusal tükenmişlik olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte demografik özelliklerin presenteizm ve alt boyutlarına etkisi açısından bakıldığında eğitim durumunun artması presenteizm ve işi tamamlama tutumlarının artmasına etki etmektedir. Eğitim durumu ve iş yerinde sorunlar olduğunda yeterli çözümler üretilmesi presenteizm üzerindeki değişimin %29,2'sini açıklamaktadır. Eğitim durumu işi tamamlama üzerindeki değişimin %24,4'ünü açıklamaktadır. İş yerinde sorunlar olduğunda yeterli çözümler üretildiğini düşünme değişkeni ise dikkat dağıtıcıdan kaçınma boyutundaki değişimin %20,4'sini açıklamaktadır. Anahtar Kelimeler: presenteizm, tükenmişlik, yaşam doyumu, ruh sağlığı
The mediatory role of ontological well-being in association of rational emotive self-determination with mental health of adolescents
Irrational beliefs (IBs) and satisfaction of basic psychological needs (BPNs) have been shown to be universal and important predictors of mental health. The association of IBs with both ill-being and well-being has been well documented. Similarly, the degree of satisfaction of BPNs has been shown to be highly correlated with both ill-being and well-being indicators. In this regard, Rational Emotive Self-Determination (RESD) defined IBs within the context of BPNs which provides an integrated approach for understanding mental health. Although the associations of IBs and BPNs with mental health have been demonstrated in numerous studies, there is still a need to investigate the underlying mechanisms responsible for these relations. In the present study, RESD was used to evaluate IBs within the context of BPNs and ontological well-being (OWB, or personal life projects) were proposed as a potential mediator in association of RESD with ill-being on the one hand and well-being on the other. Data were collected from 429 adolescents (243 females, 186 males) with the mean age of 16 and analyzed by using structural equation modeling. Participants were completed Rational Emotive Self-determination Scale for Adolescents, Ontological Well-being Scale, Psychological Well-being Scale and Depression, Anxiety and Stress 21 scale. Both the analysis of the measurement model and structural model showed an acceptable fit. Results indicated that the association of RESD with well-being was partially mediated by OWB and similarly the association between RESD and ill-being was partially mediated by OWB. These findings revealed that the IBs about satisfaction of BPNs contributed the well-being and ill-being of adolescents directly and also through personal life projects (OWB).
Bağımlılığın psikososyal rehabilitasyon sürecine maneviyat boyutunun dahil edilmesine yönelik uzman görüşlerinin incelenmesi
Bu çalışmada bağımlılığın psikososyal iyileşmesinde hizmet veren ruh sağlığı uzmanlarının, bağımlılık hastalığının psikososyal rehabilitasyon sürecine maneviyat boyutunun dahil edilmesine yönelik nasıl düşündüklerini kavramak amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak, nitel araştırma yöntemi tercih edilmiş olup fenomenoloji deseni uygulanmıştır. Araştırma süresince yarı yapılandırılmış soru formu eşliğinde derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak veriler toplanmıştır. Bağımlılık alanında en az 12 aylık süre ile hizmet veren uzman/klinik psikologlar ve sosyal hizmet uzmanlarından 23 ruh sağlığı uzmanı ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiş, bunlardan 2 pilot görüşmenin verileri hariç 21 görüşme analize tabi tutulmuştur. Araştırmaya katılım gösteren katılımcılara ait veriler bilgisayar ortamında yazıya aktarılmış ve araştırmanın amacına uygun olacak şekilde betimsel analiz yapılarak, araştırmacının yorumlarıyla birlikte bulgularda ortaya koyulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen veriler eşliğinde bağımlılık ve maneviyat ilişkisi; bağımlılık tedavisinde maneviyatın rolü, bağımlılık ve maneviyat ilişkisinde aile ve maneviyatın bağımlılık tedavisine entegre edilmesi olmak üzere 3 ana tema etrafında sunulmuştur. Bağımlılık ve maneviyat ilişkisi incelendiğinde bağımlı bireylerin; bağımlılık döngüsündeki sürecine, iyileşme sürecine maneviyatın olumlu katkı sağlaması veya olumsuz anlamda etki etmesine ve maneviyat türlerine göre bağımlılık tedavisinde çeşitli manevi kaynakları kullandıkları görülmüştür. Bağımlılık ve aile ilişkisi incelendiğinde aile sistemi içerisinde bağımlı bireyin bulunmasının anlamlandırılmasından, tedavi sürecinin yönetilmesine ve ailenin bağımlılık hastalığı ile baş etmede bir kaynak olarak maneviyat kavramını kullandığı durumlarının tedaviyi nasıl şekillendirdiği tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda ortaya koyulan bağımlılık ve maneviyat ilişkisi ve buna yönelik paylaşılan tespitler neticesinde bağımlılık tedavisine maneviyatın entegrasyonuna dair ruh sağlığı uzmanlarının eğitim, deneyim ve bireysel süreçlerinden temel alarak oluşturdukları perspektifler sunulmuştur. Elde edilen bulgulardan hareketle, bağımlı birey ve sosyal çevresinin iyileşme sürecine olumlu katkı sunabilecek manevi kaynak ve ihtiyaçlarının bulunduğu, ruh sağlığı uzmanlarının bu kaynakları ve ihtiyaçları tespit ederek iyileşme sürecinin faydasına olacak şekilde kullanılmasını gerekli gördüğü ve bu alanda ruh sağlığı uzmanları tarafından geliştirilmiş, bilimsel temelli, kanıta dayalı ve yapılandırılmış çalışma programlarına ihtiyaç olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Maneviyat, Bağımlılık Tedavisi, Entegrasyon, Ruh Sağlığı
Connections of mental disorders and psychological wellbeing with religious attitude and religious struggle
Religiosity is a fundamental element in human lives that influences behavior, emotions and cognition, through religious beliefs, values, practices, and experience. Recently, it appears to gain an increasing attention for its potential relationship with mental health indicators. The aim of this study was to investigate the relationship between mental disorder symptomatology and psychological wellbeing of University samples aged from 18 to 40 years in terms of religious attitude and religious struggle. To address this issue PERMA Profiler Scale, DSM-5 Self-Rated Level 1 Cross-Cutting Symptom Measure, the brief form of Personality Inventory for DSM-5 Measure, Ok-Religious Attitude Scale, and Religious Struggle Scale was administered to 269 participants, which consisted of 174 (65%) female and 91 (34%) male. According to results, old age was related with religious attitude; low education level with high religious experience; high income and education level with high psychological wellbeing, and high mental disorders were associated with young age, low income and education level. Religious attitude was associated with low mental disorder symptoms except for anger, mania, anxiety, somatic, psychosis, memory problem, dissociation and negative affectivity, and with high psychological wellbeing except for accomplishment and negative emotions. In addition to this, religious struggle was associated with high mental disorder symptoms except for mania and substance use, and with low psychological wellbeing. Religious people were associated with low religious struggle except for demonic and moral struggles, and psychological wellbeing was associated with low mental disorder symptoms except for mania and substance use. Implication from the findings, which are mainly consistent with previous studies, that religiosity provides a sense of structure in life and promotes mental health yet conflict in religion may reflect negatively on mental health.
Ergenlerde adet öncesi gerginlik sendromu ile ruh sağlığı değişkenleri arasındaki ilişkinin analizi
Amaç: Adet öncesi gerginlik sendromu (PMS) kadınlarda zorluk yaşanan bir durumken, ergenlerde karşılaşıldığında, çocukluktan erişkinliğe geçişin getirmiş olduğu zorlukla birlikte baş etmesi daha güç bir hale gelebilmektedir. Literatür verileri incelendiğinde ise var olan çalışmalar ergenlerde adet öncesi gerginlik sendromunun varlığını sorgularken, bu durumun depresyon, yaşam kalitesi ve öfkeyle ilişkisini birlikte inceleyen sınırlı sayıda araştırma olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu araştırmanın amacı, 15-18 yaş arası ergenlerde sıklıkla rastlanan ruh sağlığı problemlerinden olan depresyon, yaşam kalitesi ve öfke düzeyinin, adet öncesi gerginlik sendromu ile olan ilişkisini analiz etmektir. Yöntem: 156 katılımcı ile yapılan araştırmada, Sosyodemografik Form, Adet Öncesi Gerginlik Sendromu Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (Ergen Formu) ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler Pearson Korelasyon Analizi ve Doğrusal Hiyerarşik Regresyon Analiz adımları ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Katılımcılardan elde edilen verilere göre, adet öncesi gerginlik sendromu düzeyi arttıkça, depresyon (p<.01) ve öfke düzeyi (p<.01) anlamlı olarak artmakta ancak yaşam kalitesi düşmektedir (p<.01). Diğer yandan, bu çalışma geçmiş araştırmalarda sadece depresyon, öfke ve benzeri ruh sağlığı değişkenlerinin direkt PMS üzerindeki ilişkilerine odaklandıklarını göz önünde bulundurarak, ruh sağlığı değişkenlerinin birbirleriyle olan ilişkilerini de incelemiş ve araştırma sürecinde medyatör (aracı) etki analizlerine de yer vermiştir. Araştırma bulgularına göre, yaşam kalitesi ve PMS arasındaki ilişkide, depresyonun (p<.01) ve öfkenin (p<.01) kısmi aracı etkisi ayrı ayrı değerlendirildiğinde anlamlı bulunmuştur. Ayrıca, depresyon ile PMS bağıntısında, öfkenin aracı etkisine bakıldığında öfkenin bağıntı üzerinde anlamlı bir kısmi aracı etkisi olduğu görülmüştür (p<.01). Sonuç: Araştırmanın bizlere en önemli katkısı, adet öncesi gerginlik sendromu olan bireylerin tedavisinde, öncelikle depresyon, öfke ve yaşam kalitesi boyutlarının kontrol edilmesi ve söz konusu değişkenler arası ilişkilerin de göz ardı edilmemesi gerektiği olacaktır.
Boşanmış ailelerin çocuklarının boşanmamış ailelerin çocuklarına göre öz saygı ve ruh sağlığı değişkenlerinin incelenmesi
Problemin tanımı: Bu çalışmanın amacı boşanmış ailelerin çocuklarının boşanmamış ailelerin çocuklarına göre öz saygı ve anksiyete/ depresyon, sosyal içe dönüklük, somatik yakınmalar, kurallara karşı gelme saldırgan davranışlar, sosyal sorunlar, düşünce sorunları ve dikkat sorunları gibi çeşitli ruh sağlığı değişkenleri arasındaki ilişkilere odaklanarak olası etkilerin analiz edilmesidir. Aynı zamanda sosyal etkinlik, sosyal işlevsellik ve okul işlevselliği değişkenleri de incelenerek boşanmış ailelerin çocukları ile boşanmamış ailelerin çocukları arasındaki söz konusu farkların derinlemesine incelenerek etkilerin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Toplamda 134 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 11-16 yaş arası ebeveynleri boşanmış ve boşanmamış çocuklar oluşturmaktadır. Katılımcıların ruh sağlığı değişkenlerini değerlendirmek adına 11-18 Yaş Gençler İçin Kendini Değerlendirme Ölçeği (YSR), öz saygı değişkenini değerlendirmek adına ise Coopersmith Özsaygı Envanteri kullanılmıştır. Bulgular: Boşanmış ve Boşanmamış ebeveyne sahip bireylerin ölçeklerden aldıkları puanların karşılaştırılması için Bağımsız örneklemler için t-testinden (Independent Samples t-test) yararlanılmıştır. Test sonucunda elde edilen p değerleri incelendiğinde Anksiyete/ Depresyon (p<0.001), Sosyal İçe Dönüklük (p<0.01), Somatik Yakınmalar (p<.05), Saldırgan Davranışlar (p<0.001), Sosyal Sorunlar (p<0.001) ve Dikkat Sorunları (p<0.01) alt ölçeklerinden elde edilen puanların ebeveynlerin boşanma durumlarına göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<.05). Elde edilen bulgunun yanı sıra Kurallara Karşı Gelme (p>0.5) ve Düşünce Sorunları (p>.05) alt ölçeklerinden elde edilen puanların anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir (p<.05). Sosyal etkinlik (p<.05), sosyal işlevsellik (p<0.001) ve okul işlevselliği (p<.01) puanları ile öz saygı (p<0.001) envanterinden elde edilen puanlar, ebeveynleri boşanmış çocuklarda daha düşük çıkarak anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmiştir (p< 0.05). Sonuç: Sonuç olarak bu araştırmada çeşitli ruh sağlığı değişkenlerinin ve öz saygının boşanmış ailelerin çocukları üzerinde etkili olabileceği yönünde veriler elde edilmiş ve boşanmanın çocuklar üzerindeki olası etkileri biraz daha aydınlatılmıştır. Tüm bulgular değerlendirildiğinde ise ruh sağlığı değişkenlerinin çeşitliliğine literatürde az yer verildiğinden, gelecek çalışmaların çeşitli ruh sağlığı değişkenlerine odaklanması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Boşanma, öz saygı, ruh sağlığı, boşanma ve çocuk, boşanmanın çocuk üzerindeki etkileri
Bir grup ruh sağlığı çalışanında iş doyumunun psikolojik dayanıklılık ve sağlıklı yaşam biçimiyle ilişkisi
Amaç: Bu araştırma, bir grup ruh sağlığı çalışanında psikolojik dayanıklılık ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının iş doyumuna etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırma evrenini İstanbul ilindeki kamu hastanelerinde çalışan ruh sağlığı çalışanları; psikiyatristler, psikologlar ve psikiyatri hemşireleri oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise izin alınan Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma, Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma, Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma, İstanbul Tıp Fakültesi Hastanelerinde çalışmakta olan ruh sağlığı çalışanları oluşturmaktadır. Bu çalışmaya 61 psikiyatrist, 41 psikolog, 54 psikiyatri hemşiresi olmak üzere toplam 156 kişi katılmıştır. Veriler; Sosyodemografik Form, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ), Minnesota İş Doyum Ölçeği (MİDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların %72'sini kadın %28'ini erkek bireyler oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan kişilerin psikolojik dayanıklılık, iş doyumu ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları değerlendirildiğinde; değişkenlerin kendi aralarında pozitif ve anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Psikolojik dayanıklılık ile iş doyumu arasında pozitif ve zayıf düzeyde bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Ayrıca psikolojik dayanıklılık değişkeninin iş doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile iş doyumu arasında pozitif ve zayıf düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, iş doyum puanı ile anlamlı ancak zayıf bir ilişki vermektedir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının iş doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Sonuç: Araştırmada, psikolojik dayanıklılık ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının iş doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı rolü olduğu bulunmuştur. Bunun yanında sosyodemografik özelliklere göre de ruh sağlığı çalışanlarının psikolojik dayanıklılıkları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve iş doyumları istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ruh sağlığı çalışanları, psikolojik dayanıklılık, iş doyumu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, devlet hastaneleri
Ceza infaz kurumlarındaki mahkumlarda algılanan sosyal desteğin kurumdaki uyum ve ruhsal durum ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada ceza infaz kurumlarındaki mahkumların (hüküm almış olan hükümlü ve hüküm özlü kişilerin) çevrelerinden algıladıkları sosyal destek ile kurumda kaldıkları süre zarfında ruhsal durumları ve kurum uyumları arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmaktadır. Bu yolla, topluma kazanımı istenen bireylerin hüküm sürecinde, aile ve yakınları ile bağlarının önemini keşfederek, infaz süresini verimli geçirebilme konusunda, suçu ve suçluluğu önlemekle ilgili aile ve aile üyelerini de iyileştirmede paydaş kılacak etkili müdahaleler geliştirebilmek hedeflenmiştir. Yöntem: Bu araştırma Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nden alınan resmi izin doğrultusunda Metris 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü ve hüküm özlü bulunan, 18-65 yaş arası gönüllü 200 mahkum birey ile yapılmıştır. Araştırmada öncelikle katılımcılara bilgilendirilmiş gönüllü onam formu verilmiştir. Sonrasında sırası ile Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Ziyaret Değerlendirme Formu, Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) verilerek uygulanmıştır. Araştırmada nominal veriler frekans analiziyle, ölçüm verileri ise ortalama ve standart sapma ile tanımlanmış ve ölçeklerin iç tutarlılık değerleri madde geçerlilik analizi ile verilmiştir. Araştırmada Spearman Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi, kategorik değişkenler arasındaki farklılığın tespiti için χ2 bağımsızlık testi, iki kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için medyanlar arası farklılık için Kruskal-Wallis H testi ve yordayıcı değişkenlerin bulunması için regresyon analizi kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS.22 (Statistical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan katılımcıların 179'u (%89,5) hükümlü, 21'i (%10,5) hüküm özlü bireyden ve bu örneklemin %70,5'i şiddet suçu işlemiş, %29,5'i mala karşı suç işlemiş bireyden oluşmaktadır. Araştırmaya katılan bireylerin algıladıkları sosyal destek seviyeleri, ruhsal durumu, kurum içi uyumu değerlendirildiğinde; Algılanan sosyal destek ile Kısa Semptom Envanteri, anksiyete altboyutu , depresyon altboyutu , olumsuz benlik altboyutu ve somatizasyon altboyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif bir ilişki olduğu görülmüştür. Ek olarak yüksek algılanan sosyal desteği olanların psikolojik rahatsızlık puan medyanları genel olarak düşük olduğu görülmüştür. Analiz daha önce cezaevi geçmişi olan ve olmayanlar biçiminde şekillendirildiğinde; daha önce cezaevine girmemiş olanların kurum içi uyum ve algılanan sosyal destek puan medyanlarının en yüksek olduğu ve algılanan sosyal desteğin; aile/yakınlardan para yatırılması, mektup alma sıklığı, aile/yakınlarla telefon görüşmesi sıklığı ve depresyon tarafından yordandığı bulgular arasındadır. Ayrıca; kişinin suçunun kayda geçtiği yaşın (18 yaş altı-19 yaş üstü) ve işlediği suç türünün (şiddet suçu-mala karşı suç) mükerrer suçu yordadığı, yine aynı değişkenin kurum içi uyum toplam puanının %22'lik kısmını pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmanın bulgularının sonuçlarına göre; kişinin algıladığı sosyal destekteki artışın, kişinin ruh sağlığındaki iyileşmeyle ilişkili olduğu, kişiyi topluma kazandırma ve ruhsal iyilik halliliği için aile ve yakınları ile iletişiminin devam etmesinin yani algıladığı sosyal desteğin önemi keşfedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ceza İnfaz Kurumu, Ruh Sağlığı, Algılanan Sosyal Destek.
Ebeveyn kaybı yaşamış ergenlerin yaşamamış ergenlere göre öz saygı ve ruh sağlığı değişkenlerinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ebeveyn kaybı yaşamış ve yaşamamış ergenlerde öz saygı ve ruh sağlığı değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemek ve bu iki grup arasındaki farklılığı ortaya koymaktır. Yöntem: Çalışmaya, araştırma grubu olarak, ebeveyn kaybı yaşamış 90 (63 kız, 27 erkek) ergen alınmıştır. Araştırma grubunun yaş aralığı 15-18 (ortalama: 16.6±1.2) yıldır. Kontrol grubu olarak, benzer sosyo-demografik özellikleri olan ancak ebeveyn kaybı yaşamamış 90 ergen (62 kız, 28 erkek) araştırmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubunun yaş aralığı 15-18 (ortalama: 16.5±1.1) yıldır. Katılımcıların ruh sağlığı değişkenini değerlendirmek için Kısa Semptom Envanteri (BSI), öz saygıyı değerlendirmek için Coopersmith Öz Saygı Envanteri (CSEI) kullanılmıştır. Ebeveyn kaybı yaşamış ve yaşamamış grup arasındaki ilişki X2 analizi ile test edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<.05 olarak alınmıştır. Bulgular: Ebeveyn kaybı yaşayan ergenlerin genel öz saygı (t=-7.714; p<.05), sosyal öz saygı (t =-4.748; p<.05), ev-aile öz saygısı (t=-3.162; p<.05), akademik öz saygı (t=-5.604; p<.05), toplam öz saygı (t =-8.208; p<.05) puanları ebeveyn kaybı yaşamayan ergenlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir şeklilde daha düşük olduğu bulunmuştur. Ebeveyn kaybı yaşayan ergenlerin, somatizasyon (t=2.932; p<.05), obsesif kompulsif bozukluk (t=4.921; p<.05), kişilerarası duyarlılık (t=4.428; p< .05), depresyon (t=4.810; p<.05), anksiyete bozukluğu (t=4.326; p<.05), hostilite (t =2.759; p<.05), fobik anksiyete (t=4.273; p<.05) paranoid düşünceler (t=3.747; p<.05) psikotisizm (t=3.517; p<.05), yeme-içme bozukluğu, uyku bozukluğu ve ölüm üzerine düşünceler (t=2.003; p<.05) puanları ebeveyn kaybı yaşamayan ergenlere göre istatistiksel olarak anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. İki grup arasında, yaşları ve cinsiyetleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı gözlenmiştir (p>.05). Ailenin sosyo-ekonomik gelir düzeyi 2000 TL'nin altında olan ergen grubunda, genel, sosyal ve toplam öz saygı puanlarının daha düşük olduğu ve kişiler arası duyarlılık ve fobik anksiyete puanlarının, gelir düzeyi 2000 TL'nin üstünde olanlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu bulunmuştur (sırasıyla t=-2,216; t =-4,019; t =-2,589; t =2,073; t=2,314 hepsi için p<.05). Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları, ebeveyn kaybının ergenlerin öz saygısına olumsuz etkilerinin olduğunu ve bu grubun psikiyatrik bir takım belirtileri gösterme olasılığının daha yüksek olduğunu düşündürmektedir. Kayıp yaşayan ergenlerdeki bu farklılıklar, bu ergenleri psikiyatrik bozukluklar görülmesi bakımından daha kırılgan hale getirebilir. Bu alanlardaki belirtilerin oluşumunu kolaylaştırıcı ve koruyucu etkenlerin bilinmesi, koruyucu ruh sağlığının geliştirilmesi açısından önemlidir. Özellikle, kayıp sonrasında, öz saygı ve psikiyatrik belirti ve bozuklukların oluşumu bakımından boylamsal araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Ebeveyn kaybı, ruh sağlığı, öz saygı, ebeveyn kaybının ergenler üzerindeki etkileri.
Ruh sağlığı çalışanlarında ikincil travmatik stres ile uyum bozucu şemalar, çocukluk çağı travmaları ve mesleki ve sosyodemografik değişkenlerin ilişkileri
Amaç: Bu araştırmanın amacı, ruh sağlığı çalışanlarının ikincil travmatik stres seviyelerinin belirlenmesi, çocukluk çağı travma düzeyleri ve erken dönem uyum bozucu şemalar ile ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Bu amaç doğrultusunda araştırmanın örneklemini psikolog, psikiyatrist ve psikiyatri hemşiresi olmak üzere 144'ü kadın, 108'i erkek 252 ruh sağlığı çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılardan veri toplamak amacıyla Sosyodemografik ve Diğer Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizler sonucunda, örneklemimizde ikincil travmatik stres seviyesi ile çocukluk çağı travma düzeyleri arasında negatif, erken dönem uyum bozucu şema puanları arasında ise pozitif yönde anlamlı ilişkiler gözlenmiştir. Yaş, çalışma saati, mesleki deneyim yılı, hasta sayısı, travma hastası sayısı arttıkça ikincil travmatik stres düzeylerinin de arttığı gözlenmiştir. Süpervizyon desteği alan, mesleğini isteyerek seçen ve nöbet tutmayan katılımcıların ikincil travmatik stres düzeylerinin anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır. Örneklem içerisinde yer alan ruh sağlığı çalışanlarından psikologların diğer meslek gruplarına oranla daha düşük ikincil travmatik stres düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmamızın sonucunda ruh sağlığı çalışanlarının ikincil travmatik stres gelişimiyle ilişkili olabilecek değişkenler incelenmiş ve anlamlı bulgular elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar ilgili literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Travma, İkincil Travmatik Stres, Uyum Bozucu Şema, Ruh Sağlığı Çalışanı, Çocukluk Çağı Travmaları
Pediatrik astımda algılanan stres düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmanın amacı pediatrik astımda algılanan stres düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın olası aracı etkisini analiz etmektir. Toplamda 100 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini 9-12 yaşları arasındaki astımlı çocuklar oluşturmaktadır. Katılımcıların algılanan stres, bilinçli farkındalık ve yaşam kalitesi düzeylerini değerlendirmek için Çocuklarda Algılanan Stres Ölçeği, Çocuk ve Ergen Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Pediatrik Astımda Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Astım kontrolü hakkında bilgi edinmek için 4-11 yaşlarındaki çocuklar için Çocukluk Çağı Astım Kontrol Testi ile ≥12 yaş çocuklar için Astım Kontrol Testi kullanılırken hekimler tarafından da aynı zamanda GINA kriterleri ile çocukların astım kontrol düzeyleri belirlenmiştir. Araştırmanın ana hipotezlerinin analiz edilmesi sürecinde doğrusal hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Temel hipotezlerin incelenmesi neticesinde algılanan stres ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkide (p=-,474), algılanan stres ile yaşam kalitesi alt boyutu olan belirtiler arasındaki ilişkide (p=-,399) ve algılanan stres ile yaşam kalitesi alt boyutu olan duygusal işlev arasındaki ilişkide (p=-,514) bilinçli farkındalığın kısmi aracı rolünün olduğu belirlenmiştir. Yaşam kalitesinin alt boyutlarından biri olan faaliyet kısıtlanması ile bilinçli farkındalık arasında anlamlı bir korelatif ilişkinin çıkmaması (p=,136) nedeniyle algılanan stres ile faaliyet kısıtlanması arasındaki ilişkide bilinçli farkındalığın aracı rolü incelenememiştir.