Rusya
463 theses under this subject heading
Rus kaynaklarına göre Kafkaslarda Rus-Alman nüfuz mücadelesi (1933-1945)
Bu çalışmada 1933-1945 yılları arasında Rusya ile Almanya'nın Kafkasya'daki siyasi, askeri ve ekonomik nüfuz mücadelesi ele alınmıştır. Çalışmada bu iki ülke arasında Kafkasya'da yaşanan mücadelenin bölge halkları ve devletleri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada tarih biliminin araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda kaynak taraması, tasnif, tahlil, tenkit ve terkip yapılarak objektif bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın hazırlanmasında arşiv kaynakları ve birinci el kaynaklar kullanılmış bunların yeterli olmadığı durumlarda ise ikinci el kaynaklardan da yararlanılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda Rusya ve Almanya'nın 1933-1945 yılları arasında Kafkasya için verdikleri mücadele bölge halklarını siyasi, askeri, sosyokültürel ve ekonomik açıdan olumsuz yönde etkilemiştir. Hatta bu mücadele Kafkasya devletlerini ve halklarını topluca bir felakete sürüklemiştir. Bu felakete Rusya'nın ve Almanya'nın sebep olduğu her iki devlet yetkilileri tarafından da itiraf edilmiştir. Kafkasya haklarının yaşadığı mağduriyetin giderilmesi için buradaki halklara siyasi, milli, askeri ve ekonomik haklar yeniden tanınmıştır. Ancak tüm değerleri büyük tahribata uğramış olan Kafkasya halklarının kendilerini yeniden toparlaması yıllar almıştır. Rusya ve Almanya arasında Kafkasya'da yaşanan güç mücadelesinden en fazla zarar gören tarafın bölge halkları ve devletleri olduğu sonucuna varılmıştır. Kafkasya'da barışın ve huzurun devam edebilmesi için bölge halkları üzerinden bir politika yürütülmemesi gerektiği anlaşılmıştır. Kafkasya halklarının ve devletlerinin de birbirine karşı hoşgörülü olması kendi aralarındaki barışın korunmasına katkı sağlayacağı gibi dış aktörlerin de bölgeye müdahale etmesinin önüne de geçmiş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, İkinci Dünya Savaşı, Rusya, Almanya
Kafkasya'dan Anadolu'ya Çeçen göçleri (1860-1918)
Kafkas coğrafyası ile 914'ten itibaren ilişki kuran Rusya'nın tarihi süreçte Kafkasya politikasında birçok dönüşüm yaşanmıştır. 1859'da Kafkas halkı Rus yayılmacılığına karşı direniş hareketlerini başlatarak Rusya'nın Kafkasya'da ilerlemesini bir süre durdurmuşlardır. Rusya 1774 Küçük Kaynarca ve 1829 Edirne Antlaşması ile birlikte Kafkasya'da hakimiyeti tekrar ele geçirerek Kafkas halklarının dini, siyasi ve sosyal hakları üzerinde tamamen tahakküm kurmuş ve bu halkları Osmanlı topraklarına göç etmeye zorlamıştır. Kafkasya'da direnişin sembol halkı olan Çeçenler de Rusya'nın Kafkasya politikasından nasibini almış ve Osmanlı topraklarına göç etmişlerdir. Çalışmada Çeçen muhâcirlerin, Osmanlı topraklarına geliş güzergahları, nüfusları, geçici ve kalıcı iskân mahalleri, devlet ve halk tarafından yapılan yardımlar, iskân öncesinde ve sonrasında yaşanan olumlu ve olumsuz gelişmeler gibi konular üzerinde durulmuştur. Bunun yanında Osmanlı Devleti'nin iskân politikası, diğer devletlerin bu politikaya bakışı da ele alınmıştır. Anahtar Kelimler: Kafkasya, Osmanlı Devleti, Rusya, Çeçen Göçü, İskân
1787-1792 Osmanlı-Avusturya-Rus savaşlarında Rusçuk kazası
XVIII. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti, askeri alandaki zaaflarını ıslahatlarla düzeltmeye çalışmıştır. Ancak alınan tedbirlerin başarısız olması 1768-1774 Osmanlı-Rus ve 1787-1792 Osmanlı-Rus ve Avusturya savaşlarında, Osmanlı'nın Tuna kıyısındaki kalelerin elden çıkmasına neden olmuştur. Askeri alandaki bu başarısızlıklar karşılıklı diplomasi anlayışını benimsemesine neden olmuştur. Bu maksatla Rusya ve Avusturya'ya karşı İsveç ile Prusya'yla ittifak anlaşmaları yapılmıştır. Diplomatik alandaki bu denemelerle Osmanlı Devleti, Tuna'daki kalelerin bir müddet daha elinde tutabilmiştir. Rusların ve Avusturyalıların askeri başarılarından dolayı bu topraklarda uzun süreli bir hâkimiyet mümkün olmamıştır. Bu dönemde Hotin, Belgrad, Kili, İsmail ve Bender gibi kalelerin işgale uğramasna rağmen Rusçuk Kalesi işgale uğramamıştır. Çalışmanın ana teması ise savaş döneminde Osmanlı Devleti'nin Tuna sahillerindeki askeri lojistiği açısından Rusçuk Kalesi'nin önemini belirtmektir. Tez, giriş hariç üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Rusçuk'un coğrafî konumu ve tarihsel süreci hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Avrupa ile Osmanlı Devleti'nin savaş öncesi durumları hakkında bilgiler verilerek 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise Kırım'ın ilhakı, 1787-1792 Osmanlı-Rus-Avusturya savaşları, savaş önce ve savaş dönemi Rusçuk Kalesi'nin Tuna sahilindeki kaleler arasındaki mühimmat ve erzak nakli sırasındaki önemi gösterilmeye çalışılmıştır.
"Rusya ve eski Sovyet ülkeleri ilişkilerinin doğal kaynak milliyetçiliği bağlamında incelenmesi"
Enerji güvenliği enerjinin temiz, sürdürülebilir, ucuz ve çeşitli yollardan kesintisiz bir şekilde temini olarak tanımlanabilir. Realist kuram özelinde enerji güvenliğini sağlamak devletlerin görevi olarak görülmüştür. Realist kuramın enerji güvenliğini tanımlamak için kullandığı doğal kaynak milliyetçiliği kavramı ise kaynak sahibi devletlerin kaynaklarını, kaynak sahibi olmayan devletler üzerinde bir baskı, kontrol ve tehdit aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji saikinin ve enerji güvenliğinin uluslararası önemine bakıldığında doğal kaynak milliyetçiliği temelinde politika ve stratejiler geliştiren kaynak sahibi devletlerin bir enerji güvensizliği ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri özellikle 2006 yılında gerçekleşen Ukrayna gaz krizinin ardından Rusya Federasyonu olarak görülmektedir. Doğal kaynaklar ve nakil hatları üzerindeki devlet kontrolünden, enerji arzında kesintiler yapma ve fiyat stratejileri gibi eylemlerle Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan devletleri kontrolü altında tutmak amacına sahip olduğu belirtilmelidir. Çalışmanın hipotezi Rusya Federasyonu'nun Sovyet ardılı ülkeleri enerji kaynakları özelinde kontrol ve baskı altında tuttuğu üzerine kurulmuştur. Çalışma iki kısım üç bölümden oluşmaktadır. İlk kısım ve ilk bölüm teorik altyapıya ayrılmış olup realizm, güvenlik ve enerji güvenliği konularını açıklamaktadır. İkinci kısımda ikinci bölüm Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmesine ayrılmış olup bölgesel bazda kaynak varlığı, Rusya'nın bölgedeki nüfuzu, bölgede yer alan enerji nakil hatları ve bölgenin enerji potansiyeli işlenmiştir. Üçüncü bölümün tamamı Sovyet ardılı ülkelerin Rusya ile enerji ilişkilerinin bölgeler bazında incelenmesine ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın hipotezi bulgular neticesinde tartışılıp çalışma nihayete erdirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, Türkçe, İngilizce ve Rusça kaynaklardan istifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Güvenliği, Rusya Federasyonu, Doğal Kaynak Milliyetçiliği, SSCB, Realizm
Uluslararası ilişkilerde küçük devlet yaklaşımı bağlamında Yugoslavya sonrası Sırbistan dış politikasının analizi
Uluslararası İlişkilerde yapılan çalışmalar daha çok büyük devletler arasındaki ilişkileri incelemiştir. Küçük devlet kavramı Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkmıştır. Dünyada birçok küçük devletin bağımsızlığını kazanması ile uluslararası ilişkilerde küçük devletler ön plana çıkmıştır. Ayrıca günümüz uluslararası sistemi büyük devletlerden ziyade küçük devletlerden oluştuğundan küçük devletlerin dış politikalarının analiz edilmesi önem kazanmaya başlamıştır. Küçük devletlerin sınırlı kaynakları nedeniyle büyük devletlerin ve uluslararası aktörlerin etkisi altında hareket edeceği öngörülmüştür. Küçük devletler, büyük devletlerle ya da diğer küçük devletlerle birlikte ortak dış politika ve güvenlik politikaları sergileyebilmektedir. Küçük devlet yaklaşımında inceleyeceğimiz Sırbistan, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle çok partili hayata geçmiş, fakat komünist düzenin etkisi 1990'lar boyunca hissedilmiştir. Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç'in yönetiminin sona erdiği 2000 yılından itibaren köklü bir dönüşüm süreci içerisine girmiştir. Bu dönüşüm, ülkedeki siyasi dengeleri etkilemiştir. Bu bağlamda Sırbistan dış politikası küçük devlet yaklaşımı bakımından oldukça dikkat çekici bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma ile uluslararası ilişkiler disiplini içinde ele alınan küçük devletlerin tanımı incelenecek, tanımlamadaki çelişkiler ve farklılıklar ortaya konacak ve küçük devletlerin dış politika ve ittifak davranışları üzerine oluşan literatür incelenerek örnek ülke olarak analiz edilen Sırbistan'ın dış politikası özellikle AB, Rusya, ABD ve Çin ile ilişkileri çerçevesinde ele alınacaktır. Tezin ilk bölümünde, uluslararası ilişkilerde küçük devlet nedir, küçük devletlerin dış politikaları hangi etmenlerden oluşur sorusuna cevap aranacaktır. İkinci bölümde, örnek ülke olarak inceleyeceğimiz Sırbistan'ın tarihsel arka planının ortaya konulması amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise Sırbistan dış politikasının ABD, AB, Rusya ve Çin ile ilişkileri çerçevesinde Yugoslavya sonrası ve yeni dönemde nasıl şekillendiği açıklanacaktır.
Arap Baharı sonrası Rusya'nın Suriye politikası
Rusya'nın Ortadoğu'ya ilgisi çok eskilere dayanmaktadır. Günümüze kadar bölgeyle bağlarını bir şekilde korumaya çalışmıştır. 2011 senesinde Ortadoğu'yu etkisi altına alan Arap Baharı, bölgede bulunan birden fazla ülkede değişimlere neden olmuştur. Bazı ülkelerde rejim değişiklikleri yaşanmış ve bazı ülkelerde ise liderler öldürülmüş ya da hapse atılmıştır. Bu olayların yaşandığı ülkelerden bir tanesi de Suriye olarak karşımıza çıkmaktadır. 2011 senesinde Suriye'de patlak veren olaylar neticesinde iç savaş çıkmıştır. Bölgeye eskiden beri ilgi duyan ve bölgede gücünü artırmak isteyen Rusya ise Arap Baharı'nı fırsat bilerek soruna Esad rejimi yanında dâhil olmuştur. Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye'yi desteklemiş ve 2015 senesinde Esad'a yardım için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Rusya'nın olaylara müdahil olmasıyla birlikte Suriye'deki iç savaşın gidişatında değişiklikler meydana gelmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde dış politika kavramına ağırlık verilirken, ikinci bölümde ise Soğuk Savaş sonrası Rusya'nın Ortadoğu bölgesine yönelik politikaları ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Arap Baharı sürecinde (2010-2022 arasında) Rusya'nın Suriye politikasını analiz etmektir.
1904–1905 Rus-Japon Savaşı ve Musavver 1904–1905 Rus-Japon Seferi Eseri (1.Cild) transkripsiyonu
Japonya, XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra kısa bir süre içerisinde teknolojik, askeri ve iktisadi gelişimini tamamlayarak Uzak Doğu'da bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmıştır. Rusya, Balkanlar ve Boğazlar üzerinde İngiltere ve Fransa tarafından engellenince yönünü Uzak Doğu'ya çevirerek yeni sömürgeler elde etmek istemiştir. İşte bu siyasi çıkar çatışmaları Japonya ve Rusya'yı karşı karşıya getirmiştir. Rusya'nın Mançurya'da Trans–Sibirya demir yolu hattı inşa etmek istemesi ve Kore hakimiyeti yüzünden 1904–1905 Rus–Japon Savaşı çıkmıştır. Japonya, askeri, siyasi ve sosyal yönden çok iyi organize olmuş, ayrıca İngiltere'nin de desteğini almıştır. Rusya ise ordusunun ve merkezi yönetiminin iyi organize olamaması, kamuoyu desteğinden yoksun olması yüzünden iyi organize olamamıştır. Savaş, Amerika Birleşik Devletlerinin araya girmesiyle 5 Eylül 1905'te Portsmouth Antlaşmasıyla resmi olarak sona ermiştir. Japonya, savaş sonucunda önemli bir zafer kazanarak emperyal kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Japonyaların savaşı kazanması, dünya kamuoyunda büyük bir yankı uyandırmıştır. Japonların galibiyeti Osmanlı Devleti, Asya ve Müslüman ülkeler tarafından sevinçle karşılanmıştır. Osmanlı Devleti'nde Japonya'nın savaşı kazanmasıyla kamuoyunda oluşan olumlu havanın etkisiyle Erkan-ı Harbiye Binbaşısı Ali Fuad ve Yüzbaşı Osman Senai tarafından savaşın bütün yönlerini anlatan muazzam bir eser olan beş ciltlik Musavver 1904–1905 Rus-Japon Seferi adlı eser yayımlanmıştır. Yaptığımız çalışmada 1904-1905 Rus-Japon Savaşı öncesi, Japonya ve Rusya'nın durumu, savaş öncesi gelişmeler, savaşın nedenleri, seyri ile sonuçları incelendi. Ayrıca beş ciltlik Musavver 1904-1905 Rus-Japon Seferi adlı eserin 1. cildinin transkripti yapıldı ve müelliflerin hayatlarıyla ilgili kısa bilgiler verildi. Anahtar Kelimeler: 1904-1905 Rus-Japon Savaşı, Rusya, Japonya, Port Arthur, Portsmouth Antlaşması, Ali Fuad ERDEN, Osman Senai ERDEMGİL
Tarihsel süreçte Rusya'nın Kuzey Kafkasya politikası
Önemli bir noktada bulunan Kafkasya, özellikle Rusya gibi büyük güçlerin yıllar boyunca odak noktası olmuştur. Jeopolitik ve jeostratejik bir bölge olan Kafkasya, bu büyük güçlere karşı yıllar boyu mücadele vermiştir. Bölge, coğrafi olarak Güney ve Kuzey Kafkasya olarak ikiye ayrılmıştır. Bu tezde Kuzey Kafkasya bölgesinin tarih boyunca Rusya'ya karşı verdiği mücadele ele alınmıştır. Rusya'nın Kuzey Kafkasya'daki hâkimiyet çabaları uzun süre devam etmiş olsa da Soğuk Savaş sonrasında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplardan bazıları Rusya içerisinde özerk cumhuriyetler haline gelirken bazıları da bağımsızlıklarına kavuşmuştur. Rusya'nın yayılmacılık politikası başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat günümüzde hala, Kuzey Kafkasya halkları üzerindeki politikalarına devam etmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının, 1850 yılından itibaren Osmanlı Devleti'ne yaptıkları zorunlu göç hareketleri sonucunda, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nde geniş bir nüfusa sahip olmuşlardır. Tezimde, Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplar tek tek ele alınıp, mücadeleleri ve sonuçları konu edilmiştir. Ayrıca, Rusya'nın tarihsel sürecindeki gelişmeler sonucunda değişen, Kuzey Kafkasya politikalarına geniş bir şekilde yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Rusya, 1864 Çerkez Sürgünü, Abhazya, Kuzey Kafkasya Coğrafyası, Kuzey Kafkasya'da Etnik Kökenler
Rusya'nın Putin dönemi Suriye politikasının Neoklasik Realizm bağlamında analizi
Tarih boyunca büyük güçlerin çıkar mücadelesine ev sahipliği yapmış olan Orta Doğu coğrafyası günümüzde de hala bu özelliğini korumakta ve büyük güçlerin mücadele alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Rusya için de bu bölge güney sınırlarının güvenliği ve jeopolitik olarak çevrelenmişlik algısının kırılması bağlamında her zaman önemli bir coğrafya olmuştur. Çarlık Rusya'sı döneminden itibaren Rusya tarafından bölgeye duyulan ilgi dönem dönem dış politikada ikinci plana atılsa da günümüze kadar sürmüştür. Bölge devletlerinden özellikle Suriye ile derin ve tarihsel bağlara sahip olan Rusya 2010'da Tunus'ta patlak veren ve Arap Baharı olarak literatüre geçen sürecin bölgedeki tek müttefiki Suriye'ye sıçramasıyla birlikte sessiz tutumunu bırakarak proaktif bir yaklaşımla olaylara müdâhil olmuştur. Bu tezde ele alınan konu, devletlerin dış politika yapım süreçlerinin analizinde etkili olan sistemik uyarıcı faktörlerin yanı sıra iç faktörlerin de analize dâhil edilmesi gerektiğini savunan Neoklasik Realizm perspektifinden analiz edilmiştir. Bu kapsamda Rusya Federasyonu'nun Suriye politikası; iç faktörler kategorisinde yer alan Rusya'nın devlet içi özelliği ve devlet lideri algısı üzerinden değerlendirilmiştir. Neoklasik Realizm çerçevesinde ele alınan bu tez çalışması, Rusya Federasyonu'nun Putin dönemindeki dış politika davranışlarını devlet içi değişkenler ve lider faktörü bağlamında analiz etmiştir. Neoklasik Realizm bağlamında, Putin döneminde Rusya Federasyonu'nun dış politika çıktıları üzerinde iç değişkenlerin ve lider faktörünün etkileri incelenmiştir.
Dış politika krizlerinin Türk-Rus ilişkilerine etkileri: Uçak krizi örneği
Suriye İç Savaşı kapsamında Türkiye ile Rusya'yı karşı karşıya getiren en önemli olay 24 Kasım 2015 tarihinde meydana gelen uçak düşürme vakasıdır. Hatay Yayladağı mevkiinde bir Rus bombardıman uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi ve defalarca uyarılmasına rağmen uyarıları dikkate almayarak ihlale devam etmesinin sonucunda Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi neticesinde Türkiye ile Rusya arasında bir dış politika krizi başlamıştır. 1950'li yıllardan beri ilk defa NATO üyesi bir ülkenin Rus uçağını düşürmesi sebebiyle bu hadise Türk ve dünya basınında geniş yer bulmuş ve tedirginlik yaratmıştır. Kriz, Türk-Rus ilişkilerini derinden etkilemiştir. Krizin tamamen çözülmesi yaklaşık 8 ay sürmüştür. Krizi en az hasarla atlatabilmek için taraflar kendi pozisyonlarına göre farklı kriz yönetim tekniklerini benimsemişlerdir. Çalışmada, tarafların krizi yönetirken kullandığı teknikler incelenmiş ve krizin ikili ilişkiler üzerinde yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Çalışma, krizin patlak vermesine sebebiyet veren olayların ele alınması ve Uçak Krizi'nin kriz yönetimi açısından değerlendirilmesi noktasında önemli olacaktır.
E. K. Meyendorf ve eserinin Buhara Hanlığı açısından değerlendirilmesi
Türkistan bölgesi yüzyıllar boyunca jeopolitik ve jeostratejik konumu yüzünden birçok güçlü devletin ilgisini çekmiştir. Bu devletlerden biri olan Rusya uyguladığı genişleme siyaseti ile Türkistan bölgesine doğru sınırlarını sürekli genişletmiş ve bölgeye komşu olmuştur. Bunun sonucunda Buhara Hanlığı ile diplomatik ve siyasi ilişkiler kurmuştur. Rusya, Türkistan bölgesine hâkim olan Türk devletlerini daha iyi tanımak ve bölgenin ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda araştırılması için pek çok kişiyi görevlendirmiştir. Bunlar genelde tüccar veya diplomatik heyetlere dâhil olan kişilerdir. Bu kişiler çeşitli notlar tutarak Türkistan bölgesi ve Buhara Devleti hakkında önemli bilgileri kaydetmeyi başarmışlardır. Egor Kazimiroviç Meyendorf, Türkistan bölgesini ziyaret eden Rus diplomatik heyetlerinin birinin üyesidir. Buhara Hanlığı'nda ve Türkistan bölgesinde gördüklerini bir kitap halinde Fransa'da yayımlamıştır. Çalışmamızın ana konusu Egor Kazimiroviç Meyendorf'u tanımak ve bölge hakkında yazdığı kitabın Buhara Hanlığı açısından değerlendirilmesini yapmaktır.
Suriye iç savaşı çerçevesinde Rusya'nın hibrit savaş stratejilerinin analizi
Bu çalışma, Rusya'nın Suriye'deki hibrit savaş uygulamalarını geniş bir perspektifte incelemektedir. Araştırma, "Rusya'nın Suriye'deki faaliyetleri hibrit savaş uygulaması mıdır?" ana sorusu üzerine inşa edilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın temel argümanı, Rusya'nın Suriye'de başarılı bir hibrit savaş icra ettiğidir. Çalışmanın amacına ve önemine uygun olarak nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler analiz edilerek yorumlanmıştır. Çalışmada hibrit savaş olgusu, uluslararası ilişkiler teorilerinden biri olan ofansif realizm teorisi ölçüt alınarak örnek olay (case study) olarak seçilen Suriye krizi perspektifinde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Rusya Suriye'de hibrit savaş bileşenleri olan enformasyon harbi, propaganda, siber-elektronik harp, gayrinizami harekât ve konvansiyonel harekâtı koordineli bir şekilde uygulayarak başarılı bir hibrit savaş icra etmiştir. Çalışma, anarşik uluslararası sistemde güç dengesini değiştirmeye çalışan Rusya'nın ofansif realizmin temel varsayımlarına göre hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Güç dengesini kendi lehine değiştirmek isteyen Rusya, bunun için güç kullanmaktan çekinmemiş ve Suriye iç savaşına müdahil olarak Soğuk Savaş sonrası Orta Doğu'da kaybettiği etki alanını tekrar kazanmak istemiştir. Bu doğrultuda Rusya'nın ortaya koyduğu stratejiler, Rusya'nın hibrit savaşın özelliklerini karşıladığını ve ofansif realist paradigmayla uyumlu olduğunu göstermiştir.
Rus bestecilerin polifonik yapıdaki eserlerinin piyano eğitiminde hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik etkisinin belirlenmesi
Türkiye'de, müzik öğretmeni yetiştiren kurumlarda piyano eğitiminde kullanılan polifonik eserlere bakıldığında, belirli bazı besteciler ve Barok Dönem eserlerin dışında farklı polifonik yapıdaki eserlere genellikle yer verilmediği öngörülmüştür. Diğer dönemlere ilişkin polifonik eserlerin yeterince tanınmaması, piyano eğitiminde bu eserlere yer verilmemesine neden olmuştur. Bu doğrultuda, Rus piyano müziğinde yer alan polifonik yapıdaki eserlerin yeterince bilinmediği ve kullanılmadığı düşünülmüştür. Araştırmanın amacı; Rus bestecilerin polifonik yapıdaki eserlerinin Müzik Öğretmenliği Lisans Programında uygulanan piyano eğitiminde kullanılabilme durumlarını ortaya koymak, uzmanların konuya ilişkin görüş ve önerilerini tespit etmek, öğrencilerin bu eserler ile performanslarının başarı düzeylerinin yanı sıra beğeni tepkilerini belirlemek, materyal olarak tanıtmak, kullanmak ve yaygınlaştırmaktır. Araştırmanın, Rus bestecilerin polifonik eserlerinin piyano eğitiminde kullanılması, eserlerin tanıtılması ve repertuvara çeşitlilik kazandırılması açısından katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Ayrıca bu çalışma öğrencilerin farklı stil ve karakterde polifonik eserleri çalışmaları, piyano eğitimine yönelik bakış açılarını olumlu yönde etkilemesi açısından da önemlidir. Araştırmada genel tarama modeli kullanılmış, doküman analizi yöntemiyle Rus piyano literatürü taranmış, polifonik yapıdaki eserler seçilmiş ve deneklerin düzeyleri göz önünde bulundurarak zorluk derecesine göre listelenmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak nitel ve nicel verilerin elde edilmesi için farklı çalışma grupları belirlenmiştir. Araştırmanın 1. çalışma grubu; maksimum örnekleme yöntemi kullanılması nedeniyle farklı bölgede görev yapan 14 öğretim elemanı ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın 2. çalışma grubu ise deneysel yöntem içerisinde gözlem yapabilmek için seçilmiştir. Rus bestecilerin piyano için yazdıkları polifonik eserlerin Müzik Eğitimi Ana Bilim Dallarında seslendirme durumlarını ortaya çıkarabilmek için Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Ana Bilim Dalı'nda öğrenim gören her sınıftan 4'er öğrenci olmak üzere toplam 16 öğrenci seçilmiştir. Bu araştırmada kaynak tarama, yarı yapılandırılmış öğretim elemanı görüşmesi, eser değerlendirme testi, gözlem testi ve öğrencilerin Rus bestecilerinin polifonik eserlerine yönelik beğeni anketi gibi veri toplama araçları ile elde edilen veriler, betimsel, nicel ve nitel veri çözümleme yöntemleri uygulanarak değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel analizi SPSS-23 paket programı kullanarak "Kendall W" testi ile yapılmıştır. Araştırma problemine ve araştırma sorularına cevap bulmak amacıyla öğretim elemanlarından ve öğrencilerden gelen veriler analiz edilmiş, çözümlenmiş, yorumlanmış ve sonuçlar elde edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, piyano eğitiminde polifonik yapıdaki eserlerin kullanılmasının büyük ölçüde Barok Dönem eserleri ile sınırlı kaldığı, Rus bestecilerin polifonik eserleri Türkiye'de tanınmadığı ve kullanılmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu eserlerin, diğer Barok eserlerde olduğu gibi teknik ve müzikal özellikler barındırdığı ve öğrenciye verilebilecek hedef davranışları içerdiği görülmektedir. Araştırma, Rus bestecilerin polifonik eserlerinin piyano eğitiminde kullanılmasına, eserlerin tanıtılmasına ve eğitim repertuvarına çeşitlilik kazandırılması açısından katkı sağlayacağı düşünülerek, öğrencilerin farklı stil ve karakterde polifonik eserleri çalışmaları, piyano eğitimine yönelik bakış açılarını olumlu yönde etkilemesi açısından önemlidir.
Türk – Rus güvenlik ilişkilerinde bir rekabet ve işbirliği alanı olarak Karadeniz
Karadeniz, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından küresel ve bölgesel aktörlerin önem verdiği bir alan olmuştur. Yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmaların gölgesinde, istikrarsızlığa yol açabilecek gelişmelere karşı devletlerin bir araya gelerek güvenlik ve işbirliği ortamı yaratılmasına önem verilmiştir. Rusya-Gürcistan Savaşı ve Rusya ile Ukrayna arasında krize neden olan gelişmeler sonucunda yaşanan kırılmalar devletler arasında olası çatışma ihtimalini gözler önüne sermiştir. Bu durum Karadeniz'in barış, güven ve istikrarına yönelik belirsizliği önlemede işbirliği fırsatlarına daha fazla önem verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Karadeniz'in önemli aktörlerinden arasında yer alan Türkiye ve Rusya'nın ilişkileri havzada yaşanan gelişmelerden etkilenmesine rağmen 2000'lerden itibaren siyasi ve ekonomik alanlarda birlikte hareket ederek işbirliğinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Bu çalışmada Karadeniz Havzası'nda yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye ve Rusya'nın güvenlik ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Havzadaki artan istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Rusya ilişkilerinde mutlak kazançlarını ön planda tutarak geliştirilen işbirliğiyle birlikte havza güvenliğinin sağlanabileceği önerilmiştir. Bu durumun hem Türkiye hem de Rusya'nın ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının değerlendirilmesine imkân sağlayabileceği düşünülmektedir.
1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı'nda ayanların rolü
Son 20-30 senede Osmanlı ayanları üzerine çalışmaların sayısı bir hayli artmıştır. Bu çalışmalar çoğunlukla ayanların aile tarihi, yerel yönetimdeki rolleri ve devletle olan ilişkilerine odaklanmıştır. Ne var ki, XVIII. yüzyılda Osmanlı ordusunun mevdundaki artış, bundan kaynaklanan değişim ve ayanların bu değişim içerisindeki yeri çok fazla araştırılmamış konulardır. Bu araştırmada tespit edildiğine göre söz konusu artış Osmanlı Devleti'nin yeni bir tedarik sistemi kurmasına sebep olmuştur. 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı örneğinde savaş müteahhitlerinin ordunun kurulması ve desteklenmesini sağladığı bu sistemde ayanların üstün pozisyonu göze çarpmaktadır. Müteahhit ayanlar bu savaşta, Osmanlı Devleti'nin eyaletlerden talep ettiği birliklerin büyük bir kısmını celp etmişlerdir. Benzer şekilde ordunun ihtiyacı olan zahirenin çoğunluğu ayanlar tarafından satın alınmıştır. Bu müteahhit ayanlar büyük miktarlardaki celp ve alım işlerini organize ederken diğer ayanlar ise kaza seviyesinde bu işlemlerde onlara yardım etmişlerdir. Osmanlı Devleti'nin bu şekilde ayanlarla çalışması onun 1768-1774 Savaşı'nda daha büyük bir ordu kurmasını ve besleyebilmesini sağlamıştır. Hatta savaşın son iki senesinde masrafları ayanlar tarafından karşılanan birlikler sayesinde Osmanlı Devleti'nin en azından bir sene daha savaş alanında kalabildiği söylenebilir. Ayanların ordunun desteklenmesindeki bu etkin rolü onların devlet kademlerinde yer edinmelerini sağlamıştır. İlk önce kapıcıbaşı unvanına layık görülen bazı ayanlar daha sonra vezirlik rütbesi ile ödüllendirilmiş ve böylece yönetici zümre arasına girmişlerdir.
Rusya Federasyonu'nda kayıt dışı ekonomi
Kayıt dışı ekonomi olgusu tüm dönemlerde sözü edilen bir konu olmasına rağmen 1970'li yıllarda sosyal refah devleti anlayışının sorgulanması ile beraber daha sık tartışılmaya başlandı. Sosyal refah devleti anlayışının gerektirdiği politikaların finanse edilmesi için artan vergiler ve vergi benzeri kesintiler iktisadi bireyleri gelirlerini saklamaya ve ya az göstermeye sevk etmekteydi. Tüm dünyada bu eğilimler sürerken 1990'lı yılların başında Sovyetler Birliğinin çözülmesi ile beraber eskiden planlı ekonomiye sahip olan bir çok ülke, bu bağlamda Rusya piyasa ekonomisine doğru yol aldı. Geçiş döneminin ilk yıllarında Rusya Federasyonu'nda kamu işletmelerinin büyük bir bölümü özelleştirme politikaları sonucunda özel sektöre devredilmişti. Fakat özel sektörün faaliyetlerini koordine edecek ekonomik ve yasal düzenlemelerin, kurumsal yapıların hazır olmayışı, bir çok iktisadi faaliyetin denetimden uzak kalmasına ve kayıt dışı olarak gerçekleşmesine zemin hazırlamaktaydı. Özelleştirme sürecinde optimal olmayan politikaların seçilmesi sonucunda kamu mülkiyetinin baskı gruplarının eline geçmesi ülkenin ekonomik yapısını tahrip eden ve piyasa ekonomisinin gelişimini engelleyen örgütsel suç gruplarını meydana gelmesine ortam yaratmaktaydı. Eski devlet işletmelerinin kapatılması veya kısa sayılabilecek bir dönemde özel sektöre devredilmesi milyonlarca insanın işini kaybetmesine neden olmuştu ve bireyleri formel olmayan ilişkiler sisteminde iş aramaya mecbur kılmaktaydı Bu çalışmada yukarıda sözünü ettiğimiz unsurlar çerçevesinde Rusya Federasyonu'nda 1990-2000'li yıllar boyunca kayıt dışı ekonomi olgusu incelenmiştir. Kayıt dışı ekonominin diğer ülkelerden farklı olan, Rusya'ya özgü ortaya çıkış biçimleri açıklanmaya çalışılmış, geçiş döneminde yaşanan bir takım ekonomik ve toplumsal değişmelerin kayıt dışı ekonominin yükselmesine olan etkileri araştırılmıştır. Yaptığımız analiz sonucunda, Rusya Federasyonu'nda kayıt dışı ekonominin hızlı yükselişinin geçiş döneminde meydana gelen bir şok olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Bununla beraber 1998 yılı sonrası ekonomide meydana gelen genel iyileşme eğilimine bağlı olarak kayıt dışı ekonominin de azalmaya, diğer bir deyişle 'normal' oranlara doğru gerilemeye başladığı sonucuna varılmıştır. vıı
1774 tarihli Elçilik Hatıratı ve XV. -XVIII. yy. Osmanlı-Rus ilişkileri
Yapmış olduğumuz bu çalışmada, XVIII. Yüzyıl Osmanlı-Rus siyasi ilişkilerini bir ölçüde vermeye çalışıldı. Çalışmamızda, Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgelerinden, Osmanlı Türkçesi ile yayınlanmış eserlerden ve Latin alfebesiyle yazılmış eserlerden faydalanıldı. Öncelikli olarak; sefâretnâmelerin tanımından ve mevcut sefâretnâmelerin sayılarından bahsedildi. Akabinde Osmanlı-Rus münasebetlerinin başladığı 15. Yüzyıldan itibaren diplomatik ilişkilerden bahsedildi. Diğer tarafdan 1774'de imzalanan Küçük Kaynarca antlaşmasının 27. maddesi gereğince müsalâhayı kuvvetlendirmek amacıyla Rumeli Beylerbeyliği rütbesi ve Büyük Elçi sıfatıyle bu göreve memur edilen Abdülkerim Paşa'ya görevi gereği teslim olunan eşyaların listesinin olduğu ?1188 Tarihli Müfredât Defteri?ne, ?Sefâretle Rusya'ya Gidecek Abdülkerim Paşa'ya Küçükçekmece'den Edirne'ye Kadar Verilecek Mekülata Dair Defterli Arz'' ın transkribine ve tablolaştırlmasına yer verildi. Ayrıca yolculuk esnasında konaklanılan menziller, konaklama süreleri tablolaştırıldı. Çalışmamızda sefâretnâme metninin daha önce Aslı İlikmen tarafından transkrib edilen çalışmasındanda faydalınalarak günümüz türkçesine çevrildi. Son olarak çalışmamızda; Sefâretnâme'nin, bir Osmanlı devlet adamının bakış açısıyla Rusya toplumu ile ilgili gözlemleri içermesi bakımından önemli bir tarihi kaynak olduğu göze çarpmaktadır. İki devletin tarihi seyiri içerisindeki ilişkilerinde birbirine iyi gözle bakmadığını ve iki tarafın da dini ve siyasi emellerinin zaman zaman çakıştığını ve birbirlerine diplomaside üstünlük sağlama çabalarının ne boyutlarda olduğuna dair genel bir çerçeve içerisinde bilgilere yer verildi.
Ülke CDS primleri ve hisse senedi piyasası ilişkisi: Türkiye, Brezilya ve Rusya örneği
Son yıllarda artan risk ve belirsizlik ortamında özellikle gelişmekte olan ülkelerde risk değerlendirme ölçütü olarak kullanılan kredi temerrüt takası primlerinin önemi artmıştır. Yaşanan finansal kriz ve skandallar neticesinde gelecekte oluşması muhtemel olan risk unsurunun bugünden tahmin edilmesini mümkün kılan kredi temerrüt takası primleri, ilgili tarafların (devlet, müşteri, yatırımcı vb.) güven duyabilmesini sağlamaktadır. Bu kapsamda, gelişmekte olan ülkeler arasında bulunan Türkiye, Brezilya ve Rusya ülkelerine ait 2011-2020 yılları aralığında yer alan 5 yıllık veriler kullanılarak kredi temerrüt takası primleri, hisse senedi piyasası ile ilişkilendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, kredi temerrüt takası primleri üzerinde hisse senedi piyasasının getirilerinin uzun dönem denge ilişkisinin varlığını tespit etmektir. Bu amaç kapsamında Johansen eşbütünleşme testi, Toda Yamamoto Granger Nedensellik analizi ve vektör hata düzeltme modeli (VECM) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda, Türkiye, Brezilya ve Rusya ülkelerinin tümünde hisse senedi getirilerinin kredi temerrüt takası primlerine doğru bir nedensellik ortaya çıkmıştır. Eşbütünleşme ve uzun dönemli nedenselliklere bakıldığında ise Türkiye haricinde söz konusu iki değişkenin eşbütünleşik olarak uzun dönemli nedensellik içerisinde bulunduğunu gösteren sonuçlar elde edilememiştir.
İstihbarat yönetiminin geleceğinde özel istihbarat şirketlerin rolünün analizi
İstihbarat yaşanan zamanın şartlarına uygun olarak geliştirilen bilinmezliğe karşı önceden tedbir almak, muhtemel sorunlarla mücadele etmek ve yön vermek için elde edilen verinin akıl, zekâ süzgecinden geçerek ortaya çıkarılmasıyla elde edilen üründür. Literatürde istihbarat akıl, zekâ, anlayış, malûmat, vukuf, işitilen, alınan, toplanan haberler ve bilgiler olarak tarif edilmektedir. Ancak teknik olarak incelediğimizde istihbarat kelimesinin kapsamı ham bilgilerin işlenmesi, tasnif, kıymetlendirme, yorum ve analiz sonucu üretilen ürün şeklindedir. Bu ürün plânlama, araştırma, deliller toplama, çeşitli aklî ve tecrübî ilmî metotlar ile onları değerlendirip bir sonuç istihsal edilmesi ve en uygun kullanma yöntemini içine alan faaliyetler bütününden oluşur. Soğuk Savaş döneminin bitmesi ve 11 Eylül saldırılarından sonra uluslararası arenada güvenlik ve istihbarat alanında önemli değişimler yaşanmıştır. Reel politik düşüncenin etkisi ile devletlerin hâkimiyet ve varlıklarını sürdürme mücadelesinde asli görevi olan güvenlik ve istihbarat alanında yaşanan teknolojik gelişmelerin hız kazanması ve hegemon devletlerin kamufle stratejileri istihbarat yönetiminde değişimleri ortaya çıkarmıştır. Bu değişimlerin en önemlilerinden biri devletlerin küresel ölçekte etkili olan özel istihbarat şirketlerini kullanmaya başlamalarıdır. Özel istihbarat şirketlerin kullanılmasındaki artış ve yaşanan durumlar uluslararası ilişkilerde yeni bir tartışmayı da beraberinde getirmiştir. İstihbarat yönetiminde özel şirketlerin kullanılmasının devletlere etkileri ve hizmet verdikleri bölgelerdeki uygulamaları sorgulanır hale gelmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya Federasyonun (RF) istihbarat sistemleri ve bu devletlerle ilintili uluslararası alanda ön plana çıkan özel şirketleri ele alınmak suretiyle, reel politik paradigma kapsamında özel istihbarat şirketlerinin istihbaratın geleceğindeki rolü analiz edilmiştir.
TÜRUSAV (Türkiye-Rusya-Avrupa) enerji denklemi: Rusya Türkiye enerji ilişkilerinin AB enerji güvenliğine etkisi
Enerji unsuru, her geçen gün artan bir ivmeyle uluslararası ilişkilerde devletlerin siyasi, politik ve ekonomik durumlarını belirlemektedir. Büyüyen ekonomilerin, ilerleyişlerini ve gelişimlerini sürdürebilmek için enerji ihtiyaçları daha fazla artmaktadır. Özellikle fosil yakıtların rezervlerinin tükeniyor olması ve çevreye olumsuz etkileri gibi hususlar meseleyi daha da önemli hale getirmektedir. Fosil yakıtlar ile ortaya çıkan sorun, sürdürülebilir ve yenilenebilir enerji kaynaklarını işaret etmektedir. Tüm bu sebeplerle enerji unsuru hem bölgesel hem de küresel olarak önemli bir faktör haline gelmiştir. Enerji kaynaklarından, petrol ve doğalgaz zenginliğini elinde bulunduran ülkeler bu güçlerini ekonomik ve siyasi arenada bir baskı unsuru olarak kullanabilmektedir. Enerji kaynakları bakımından güçlü olan Rusya, bu gücünü siyasi ve ekonomik çerçevede en aktif kullanan ülkelerin başında yer alır. Çok boyutlu ortaklık düzeyindeki Türkiye ve Rusya ilişkileri, güçlü aynı zamanda rekabet edilebilecek ekonomi olmanın gereklerinden olan enerji unsuru ile ilerleyişini sürdürmektedir. Dünya'daki en büyük gaz üretici Rusya yine dünyanın en büyük gaz piyasası olan Avrupa'ya gaz aktarımını sağlamak istemektedir. Bu kapsamda, Türkiye ortaya çıkan denklemin önemli aktörü durumundadır. Türkiye'de oluşan bu denklemin bir parçası olmak istemektedir. Türkiye petrol ve doğalgazın bulunduğu bölge ülkelerinden ve Rusya'dan gelen enerji kaynaklarını sistemin içerisinde yer alacak şekilde Avrupa'ya aktarımını sağlamayı hedeflemektedir. Türkiye bu bağlamda, hayata geçirilmiş projelerin içerisinde yer almayı başarabilmiştir. Ancak bu başarı, Türkiye'yi güçlü bir enerji aktörü yapmaya yeterli olamamıştır. Türkiye elinde var olan enerji kaynaklarını tam manasıyla değerlendirememektedir. Türkiye'nin yenilenebilir enerji konusundaki potansiyeli yeteri kadar açığa çıkarılamamıştır. Türkiye aktörü olmayı planladığı projelerin bazılarında kilit noktayı korumuştur. Bazı projelerde ise istediği noktada yer alamamaktadır. TÜRUSAV (Türkiye – Rusya- Avrupa) enerji denklemi; Türkiye'nin rekabet edebilen bir ekonomiye erişimde, enerji unsurunun aktörü olabilmesiyle sağlayabilecektir. Avrasya Birliği, Rusya ile gelişen ilişkilerin Rusya ile Türkiye'nin enerji ilişkilerinin şekillenmesinde önemli unsur olarak görülmektedir. Bu çerçevede gelişmekte olan ilişkiler ve ortaya çıkan fırsatlar, Avrupa Birliği'nin enerji güvenliği denkleminde Türkiye'nin önemini artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Rusya, Türkiye, Avrupa, Enerji Politikaları, Petrol, Doğalgaz
Russian attacks and military organization of the Khiva Khanate
Turkestan Region has become a field of struggle by many nations since it is located on important trade routes. After the Industrial Revolution, the inter-circuit struggle increased with the colonial system brought about by the need for raw materials and markers. It has become the target of Russia who just started developing its industry and who needs economic resources and wnts to prove itself. Since other European countries completed their industrialization early and put geographies with precious metals under their domination, only West Turkestan was left as Russia's share. West Turkestan Region included four khanates, Kazakh, Bukhara, Khıva (Harezm) and Hokand. Khiva Khanate, XVI. In the first quarter of the century, it was established in the Harezm Region by İlbars and Baybars inns, known as Arapshah, descendants of Şiban. As a result of the struggle of the Khanates of dominate each other, an authority gap in order to establish their domination in the region. Russia was the Khıva Khanate, which she had the most difficulty in her struggle against the khanates. The city, between Karakum ve Kyzylkum Deserts, which includes the Harezm Region, has a two-sided protection area surrounded by huge walls from the outside. Russia has undertaken an intensive preparation for occupation to lift this shield. The army of the khanate's showed a good resistance against the high-tech weapons of the Russians in order not to lose their independence. Keywords; Turkestan, Russia, Horazm, Army, Occupation.
Türkiye ve BRICS ülkelerinin sektörel rekabet güçlerinin karşılaştırılması
Ekonomik güç dengelerinin değiştiği ve buna bağlı olarak yeni oluşumların meydana geldiği günümüz ekonomi alanı incelendiğinde, değişen dengelerde yer edinmek isteyen ülkelerin birbirleriyle rekabet etme çabaları dikkat çekmektedir. Oluşan yeni güç dengeleri içerisinde dikkat çeken yapılardan biri de BRICS ülkeleridir. BRICS ülkelerinin, 2008 yılında ABD'de patlak veren ve birçok ülkeyi de etkileyen küresel ekonomik kriz sürecinde ve sonrasında gelişmiş ülkeler ile arasındaki mesafeyi daraltma fırsatını yakalamış olması rekabet alanında değinilmesi gereken bir konudur. Aynı şekilde Türkiye'nin de benzer özellikler göstermesi, Türkiye ile bu ülkelerin rekabet alanlarının incelenmesi önem arz etmektedir. Bu amaçla BRICS (Brezilya, Rusya, Çin Hindistan, Güney Afrika) ve Türkiye'nin, ele alınan sektörlerde Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlüklere (AKÜ) göre hangi sektörde güçlü olduklarının Bela Balassa'nın geliştirmiş olduğu yöntem kullanılarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve United Nations Commodity Trade Statistics Database (COMTRADE)' den 1988-2014 yılları arası elde edilen veriler kullanılarak belirlenmeye çalışılmış ve BRICS ülkelerinin tam manasıyla bir birliktelik içerisinde olup olmadıkları tartışılmıştır. Çalışma sonucunda ülkelerin gerek ekonomik performansları ve rekabet edebildikleri sektörlerin gerekse de coğrafik ve siyasi yapılarının birbirinden farklı olması bu ülkelerin tam manasıyla bir birliktelik kuramadıklarını ortaya koymaktadır. Bu nedenle Türkiye ve BRICS ülkelerinin daha da başarılı olabilmeleri için ekonomik kalkınma politikalarını gözden geçirerek eksik yönlerini değiştirmeli ve bu yönde çalışmaların yapılması öngörülmektedir.
Türk Milliyetçiliği'nin oluşum sürecinde Osmanlı dışı unsurların etkisi (Rusya örneği)
Millet ve milliyetçilik kavramlarının gelişimi üzerinde Fransız İhtilali'nin yanı sıra dünya çapında yaşanan savaşlar ve bunalımların etkisinin büyük ölçüde bulunduğu yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim on dokuzuncu yüzyılın başından itibaren ulus kavramıyla birlikte ulus devlet düşüncesinin zirve yaptığı buna paralel olarak da çok uluslu imparatorlukların yeşeren bu düşünce sayesinde varlıkla-rını koruyamayıp parçalanma sürecine girdikleri görülmektedir. İşte bu manada hem etnik hem de dini bakımdan farklı unsurları içinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu da değişen ve küresel çapta yankı uyandıran konjonktürle karşı karşıya kalarak yı-kılmayı engelleyici çözümler üretmeye çalışmış fakat yaşanan gelişmeler sonucu bu çözüm yollarının netice vermediği görülmüştür. Osmanlıcılık ve İslamcılık olarak nitelendirilen bu çözüm yolları daha sonra Rusya'dan Osmanlı İmparatorluğu'na göç ederek mevcut siyasi, sosyal ve ideolojik havayı değiştirecek olan aydınlar sayesinde yerini Türk Milliyetçiliğine bırakmıştır. Fakat bu durum Osmanlıcılık ve İslamcılığın işlerliğini tamamen yitirmeyerek mevcut siyasi ve kültürel ortam neticesinde varlığını Türkçülük içerisinde devam ettirmiş olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, Türk Milliyetçiliği ideolojisinin tarihsel süreç içerisinde geçirmiş ol-duğu aşamaları ve bu aşamaların oluşumunda etkilisi olan Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Zeki Velidi Togan, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade gibi Türkçü aydınların Rusya'dan Osmanlı topraklarına gelerek başlatmış oldukları Türk Milli-yetçiliği akımının oluşumu süreci içerisinde bu aydınların ne gibi katkıda bulundukları ve nasıl etki ettikleri incelenmiştir. Farklı dönemlerde ve farklı zamanlarda Türkçülük, Turancılık, Pantürkizm gibi düşüncelerin ortaya atıldığı fakat ismini zik-retmiş olduğumuz aydınların siyasi ve coğrafi bir birliktelikten ziyade kültürel ve dil alanında bir Türkçülük akımı başlattıkları görülmüştür. Dört bölümden oluşan tezin ilk bölümünde giriş kısmı içerisinde millet, milliyetçilik kavramları ile Türk Milliyetçiliğinin oluşumuna etki eden Fransız İhtilali ve Rus un-surları ele alınmış, ikinci bölümde Osmanlı Devleti'ndeki siyasi ve ideolojik akımlar incelenmiş, üçüncü bölümde basın ve yayın alanında Türk Milliyetçiliğinin oluşumu süreci anlatılmış, dördüncü bölümde ise Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Zeki Velidi Togan, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade'nin Türk Milliyetçiliğinin oluşu-muna yapmış oldukları katkıları ve etkileri anlatılmaya çalışılmıştır.
Türkiye ve Rusya'daki İngilizce öğretmenlerinin etkili öğretim stratejilerine ilişkin yaklaşımlarının analizi
Bu araştırma, Türkiye'de görev yapan İngilizce öğretmenleri ile Rusya'da görev yapan İngilizce öğretmenlerinin, Marzano'nun etkili öğretim stratejilerine (MEÖS) ilişkin yaklaşımları ve bu stratejileri kullanma durumlarını analiz etmek amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma desenlerinden biri olan tarama deseni kullanılmıştır. Örneklemi, Türkiye'den 54 ve Rusya'dan 40 İngilizce öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada "Etkili Öğretim Stratejileri Anketi" ve açık uçlu anket veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Verileri analiz etmek için içerik analizi ve Non-parametrik Mann-Whitney U testi yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, birinci ve ikinci problem durumlarıyla ilgili olarak Türkiye ve Rusya'da görev yapan İngilizce öğretmenlerinin Marzano'nun etkili öğretim stratejilerine ilişkin yaklaşımları ve MEÖS'ler kullanımına ilişkin düşüncelerinin kısmen farklılık gösterdiği anlaşılmıştır. Türk öğretmenler Rus öğretmenlere göre şu stratejilere daha az önem vermektedirler: özet çıkarma ve not alma, ev ödevi uygulama, hipotez üretme ve test etme. Rus öğretmenlerin ise dile dayalı olmayan temsiller kategorisindeki stratejileri daha az benimsedikleri görülmüştür.