Karakterizasyon
138 theses under this subject heading
Isolation, screening, partial purification and characterization of halophilic protease from different samples
In this research the protease producing bacteria were screened from Indonesian traditional fermented food and saline soil sample from Indonesia. The purpose of this research was to partially purify and characterize microbial protease from halophilic bacteria. During the study, 4 halophilic protease producers were isolated from tauco and terasi. Among these isolates, halophilic bacteria isolate TANN 4 was recorded as the best protease producer. The isolate TANN 4 was grown in 18 % MGM (Modified Growth Medium) agar and broth containing 1% skim milk. Extracellular protease from isolate TANN 4 was partially purified using amonium sulfate precipitation and dialysis. The protease was partially purified with final yield of 72.87 % and also with 25.41 fold purity. This moderate thermoactive and alkaliphilic protease showed a pH optimum of 8.0 and temperature optimum was 50 °C. The enzyme also was active at salt concentrations ranging from 1 to 15 % (w/v), with optimum activity at 1 % NaCl (w/v). Ethylenediaminetetraacetic acid (EDTA) completely inhibited the enzyme activity suggesting that it was a metalloprotease. Among metal ions, the Ca2+, K+ and Mg2+ ions enhanced the activity of enzyme. The KM and Vmax values exhibited by partially purified protease were 0.0649 mM and 216.45 U mg−1 using casein as substrate. The molecular weight was estimated to be 19.8 kDa on SDS PAGE. The enzyme also fairly stable in Triton X-100 (1 and 5 %), SDS (0.1 and 0.5 %), 1 % commercial detergents (OMO and Ariel) and 25 % methanol. In addition, this enzyme was capable of hydrolyzing casein, hemoglobin and bovine serum albumin (BSA). Automated ribotyping analysis revealed that 3 isolate (TANN 4, TR 2 and TR 4) resembled Halobacillus trueperi that exhibited 71, 68 and 69 % similarity respectively, and isolate (TR 1) resembled Virgibacillus pantothenticus with 64 % similarity. To improve this study, further protein purification, bacterial identification and media optimization are needed.
Kimyasal olarak modifiye edilmiş pPunıca Granatum L. kabuklarının ağır metallere karşı biyosorpsiyon davranışının incelenmesi
Bu çalışmada, kimyasal olarak modifiye edilmiş Punica granatum L. kabuklarının (PGL) ağır metallere karşı biyosorpsiyon davranışı incelenmiştir. PGL'nin modifikasyon işlemi farklı kimyasallar ile gerçekleştirilmiştir. En yüksek modifikasyon miktarına hekzametilendiamin (HMDA) ile modifiye edilen biyokütle ile ulaşılmıştır. PGL ve HMDA-PGL üzerine Pb+2 ve Cu+2 iyonlarının biyosorpsiyonu pH, etkileşim zamanı ve sıcaklığa bağlı olarak incelenmiş; bunun yanısıra, deneysel veriler kullanılarak biyosorpsiyonun kinetik ve izoterm verileri çıkartılmıştır. Biyosorpsiyonun kinetik ve izoterm modellemesiyle deneysel verilerin yalancı-ikinci-derece kinetik ve Langmuir izotermine modellerine uygunluk gösterdiği belirlenmiştir. Sürekli sistem ile gerçekleştirilen biyosorpsiyon deneylerinde biyokütlelerin tekrar kullanılabilirliği araştırılmış ve metallerin biyosorpsiyonuna ait kırılma eğrileri türetilmiştir. Ayrıca PGL'nin HMDA ile modifikasyonunun ve biyosorpsiyon sürecinin aydınlatılması amacıyla FT-IR, BET, SEM, TG ve elementel analiz yöntemleri kullanılarak karakterizasyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
Renkli zirkonya diş bloklarının üretimi ve karakterizasyonu
RENKLİ ZİRKONYA DİŞ BLOKLARININ ÜRETİMİ VE KARAKTERİZASYONU Büşra GÜNHAN Seramik Mühendisliği Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2014 Tez Danışmanı: Doç. Dr. Güray KAYA ÖZET Yakın geçmişte metal destekli protez malzemelerine olan ilginin azalmasıyla ön plana çıkan zirkonya (3Y-TZP) destek sistemleri, üstün mekanik özellikleri ve mükemmel biyolojik uyumluluğunun yanı sıra beyaz renge ve tatminkar ışık geçirgenliği özelliklerine sahip olmaları nedeniyle günümüzde oldukça yaygın bir kullanıma sahiptir. Zirkonya blokların diş formunda işlenmesi sonucu elde edilen destekler hastanın diş rengi ile uyumlu olması ve yüksek estetik beklentileri karşılaması amacıyla çeşitli renklendirme solüsyonları yardımıyla renklendirilmektedir. Bu renklendirme işlemi, zaman kaybı ve ekstra maliyete neden olmakta ve malzemenin mekanik özeliklerini olumsuz yönde etkileyerek protezin hasta ağzındaki ömrünü kısaltmaktadır. Bu çalışmada, söz konusu olumsuzları elimine edecek, malzemenin beklenen performansından ödün vermeden arzu edilen estetik sonuçlara ulaşılmasını kolaylaştıracak kendinden renkli zirkonya desteklerin üretimi ve karakterizasyonu, ISO 6872, Dental Ceramics standartları doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: renkli zirkonya blok, 3Y-TZP, zirkonya destek, karakterizasyon.
Yeni piridin halkalı SNS pincer tipi ligand ve bazı metal komplekslerinin sentezi karakterizasyonu ve hesapsal çalışması
Pincer (kıskaç) ligandları; metal merkezine üç eş düzlemde sıkıca bağlanması yoluyla iki kararlı siklometal halkasının oluşumunu sağlayan ligandlardır. Pincer bileşikleri içerdikleri azot (N), karbon (C ), kükürt (S), ve fosfor (P) nedeniyle ve bu donör atomların bağlanmaları, yengecin kıskacına benzedikleri için pincer ligandları olarak adlandırılmaktadır. Literatür çalışmaları incelendiğinde, bu bileşiklerin çok çeşitli olabildiği gibi bir çok alanda da kullanıldığı görülmüştür. Pincer bileşikleri ; polimer, elektrokimya, tıp, biyokimya ve katalitik endüstri gibi alanlarda kullanılmaktadır. Bu alanlarda, çeşitli polimerizasyon teknikleri, katalizör özellikleri, mikrobiyal ve kanser tedavisi gibi özelliklerinin önemi üzerinde durulmuştur. Bu çalışmada, SNS tipli yeni bir pincer ligand olan 2,6-piridindikarbonildiklorür ile 2-metoksitiyofenol 'den; Fe(II), Mn(II) ve Pd(II) komplekslerinin sentezi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ligandın ve komplekslerin;13C-NMR , 1H-NMR, UV-Vis, FT-IR spektroskopik teknikler ve elementel analiz, erime noktası tayini yöntemi ve diğer fiziksel özellikleri sayesinde muhtemel yapısı aydınlatılarak hesapsal çalışmaları yapılmıştır.
Pirimidin halkası içeren yeni n-karboksamit ligand sentezi, karakterizasyonu ve moleküler modelleme çalışmaları
Azot donör atom taşıyan bazı karboksamit bileşiklerinin antikanser ve antiviral aktivite gözlenmiştir. Bundan dolayı hastalıkların tedavisinde kullanılabildiği görülmüştür. Karboksamit bileşiklerin biyolojik aktivitelerinin yanı sıra dentrimer sentezlerinde moleküler reseptörlerde ve asimetrik katalizörlerde kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmada pirimidin halkası içeren yeni N-Karboksamit türevi sentezlenmiş, yapısal analizi 13C ve 1H-NMR, FT-IR, elementel analiz, UV-Vis gibi yöntemlerle karakterize edilmiştir. Ayrıca yapının moleküler modelleme çalışmaları yapılmış ve sonuçlar ilk kez sunulmuştur. Daha sonra, bileşiğin geometrik yapısı tamamen optimize edilerek DFT / B3LYP / 6-311/ ++/ G/ * baz setinde Gaussian09 (G09) yazılımı ile 3D geometrisi hesaplanarak ve elektronik yapısı araştırılmıştır.
Altın (AU) nano-parçacıkların sentezi tanımlanması, meme kanserine etkisi ve antimikrobiyal aktivitesinin araştırılması
Son yıllarda, nanopartiküller (NP) tıpta, veterinerlikte ve endüstrilerde olağanüstü tıbbi ve sosyal ilgi çekmektedir, ancak NP'lerin kullanımının güvenliği belirsizliğini korumaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma, çeşitli antibiyotik bazlı altın nanopartiküllerin (AuNP) sentezini ve karakterizasyonunu ve ayrıca meme kanseri hücreleri ve inek sütü örneklerinde ilaca dirençli bakteriler için nanotıp şeklinde biyolojik uygulamaları ortaya koymaktadır. Çalışmada, metal öncülü ve antibiyotiklerle indirgeyici/kaplayıcı ajanlar olarak AuNP'ler hazırlanmıştır. AuNP'lerin oluşumu UV-Vis absorpsiyon spektroskopisi kullanılarak izlenmiştir. TEM ve XRD analizlerinden elde edilen kristal (11+3 nm) ve partikül boyutu (9,2+1,8 nm) birbiriyle örtüşmüştür. Bu AuNP'lere yanıt olarak, CRL-4010 hücrelerine kıyasla SKBR3 meme kanseri hücrelerinde aynı anda kaspaz (3, 8 ve 9), TLR'ler ve TRP'lerin seviyelerinin değiştiği, p53'ün aktive olduğu ve NF-κB'nin inhibe olduğu gözlemlendi. Ayrıca kaspazların gen ve protein ekspresyonları da verileri destekledi. Au(0)NP'lerle tedavi edilen meme kanseri hücrelerinde p53 ve NF-κB arasındaki ters ilişki bulundu. Dahası, bu Au(0)NP'ler inek sütü örneklerinde bulunan Staphylococcus aureus ATCC 2985 (24±1,5 mm), Salmonella typhi ATCC 6539 (15±2,2 mm), Escherichia coli ATCC 25922 (13±1,2 mm) ve Aspergillus flavus ATCC 9643 (15±1,3 mm) mantar ve bakterileri gibi ilaca dirençli mikroorganizmaları karşı kullanıldı. Çalışmanın sonunda, çalışmanın bu AuNP'lerin yeni olduğunu, yakın gelecekte SKBR3 meme kanseri hücrelerine ve ilaca dirençli bakterilere karşı alternatif bir nanotıp uygulaması olarak kullanılabileceğini ve benzer şekilde diğer indirgenebilir kontaminasyon kaynaklarının kontrolü gibi daha geniş bir uygulama alanında kullanılabileceğini kanıtladığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Nanotıp, Karakterizasyon, Meme kanseri, Antibakteriyel
Akdeniz ve Ege bölgeleri'nde nohutta yanıklık hastalığına neden olan Didymella rabiei'nin patojenik karakterizasyonu ve eşey tipi analizleri
Ülkemizde ekonomik öneme sahip olan baklagil türü olan nohut (Cicer arietinum L.) bitkisinde fungal hastalık etmenleri verim ve kalitede önemli derecede düşüşlere neden olmaktadır. Bu tez çalışmasında, Akdeniz ve Ege Bölgeleri'nde Ascochyta yanıklığı etmeni Didymella rabiei (Kovachevski) vonArx [anamorph: Ascochyta rabiei (Passerini) Labrousse]'nin hastalık şiddetinin belirlenmesi, patotip tanımlamaları ve eşey tipi dağılımlarının saptanması amaçlanmıştır. Akdeniz ve Ege Bölgeleri'nde 2014-2016 yılı Haziran-Temmuz ayları arasında 14 ilde yapılan survey çalışmaları sonucunda en yüksek hastalık şiddeti İzmir, Denizli ve Adana illerinde saptanmıştır (sırasıyla % 48,60, 39,60 ve 33,76). Toplamda 494 izolat elde edilerek uzun süreli muhafaza altına alınmıştır. Patotip belirlemede 108 izolat değerlendirilmiş, bu izolatların 1 tanesi Patotip-I, 4 tanesi Patotip-II, 6 tanesi Patotip-III, 29 tanesi Patotip-IV ve 68 tanesi ise düşük virülense sahip olan izolatlar olarak belirlenmiştir. D. rabiei izolatlarının eşey tipi analizleri 476 izolat ile yapılmış, %59,03 Mat 1.1 ve %40,97 Mat 1.2 oranları saptanmıştır. Akdeniz ve Ege Bölgeleri'nde Patotip-IV ilk defa bu tez çalışması ile rapor edilmiştir.
Yeni sübstitüe piridin halkalı pincer ligand ve bazı metal komplekslerinin sentezi ve karakterizasyonu
Kıskaca benzer geometrik yapısı nedeniyle kıskaç ligandları olarak adlandırılan, termal kararlılığı yüksek ligantlar ve bu ligantların bazı geçiş metalleriyle yapmış oldukları kompleks bileşikler incelenmiştir. Üzerinde çalışılan bu kompleksler merkez atomunun bir Azot(N) ve iki kükür(S) atomuyla bağlı olduğu SNS tipindeki komplekslerdir. Pincer bileşikleri, biyolojik ve katalitik özellikleriyle birçok farklı alanda kullanılmakta olan ve üzerinde inceleme ve çalışmaların devam ettiği önemli bir kompleks bileşiği grubudur.Bu çalışmada 2,6-piridindikarbonildiklorür ve 2-klorotiyofenolün reaksiyonundan elde edilen pincer ligandının Fe(II), Ni(II) ve Pd(II) kompleksleri sentezlenmiştir.Çalışmalar sonucunda sentezlenen ligand ve bu liganttan yola çıkarak sentezlenen metal komplekslerin yapıları 13C ve1H-NMR, UV-Vis, FT-IR, elementel analiz, molar iletkenlik gibi yöntemlerle aydınlatılmıştır.
Türkiye'nin farklı bölgelerinden temin edilen Inula viscosa bitkisinin ekstraksiyonu ve karakterizasyonu
In this thesis, different solvent extracts of Inula viscosa plants collected from different geographical regions of Turkey were investigated for their physical and chemical properties, anti-oxidant activity, phenolic acid profile, total phenolic content, and total flavonoid content. The highest extraction yield (34.53%, g/g) was obtained for the I. viscosa plant collected from Antalya province for all extraction solvents. The geographical origin and polarity of the solvents statistically affected the acidity, whereas polarity of the solvent did not affect the peroxide value of the samples. The results have demonstrated the wide range of bioactive content and anti-oxidant activity among I. viscosa plants that grow naturally in different regions in Turkey. The polyphenolic compositions of the extracts obtained from the I. viscosa plant extracted with different solvents were found to be significantly different from each other. The highest composition of bioactive compounds and anti-oxidant activity was found in the ethanol extract of plants. Among these, I. viscosa plant collected from the Antalya region showed the highest total phenolic content and anti-oxidant activity. The maximum total phenol (634.2 ± 1.1 mg of gallic acid/g of dry extract), flavonoid (98.2 ± 0.2 mg quercetin/g of dry extract), condensed tannin (70.76 mg catechin/ g extract), caffeoylquinic acid (116.12 mg chlorogenic acid/ g extract) contents and anti-oxidant activity (IC50 = 1.37 ± 7.7 µg/ml) were determined in the ethanol extract of plant obtained from Antalya province.
Yüksek sıcaklıkta sinterlenmiş alümina (Al2O3) seramiklerin karakterizasyonu ve nötron radyasyonunun malzeme özelliklerine etkisinin araştırılması
ÖZET Bu çalışmada, İleri Teknoloji Seramiklerinden alümina seramiklerin karakterizasyonu yapılmış ve enerjitik nötron radyasyonunun malzeme özellikleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, değişik alumina tozlan incelenmiş ve tane boyutları, granülometrik ve sinterlenme özellikleri saptanmıştır. Bu deneyimlerin sonucu olarak, deneyler için en uygun olan alümina seçilmiştir. Değişik boyut ve geometrilerde bir çok pelet hazırlanmış ve 1600°C'da sinterienmiştir. Daha sonra bu örneklerin fiziksel ve mekanik özellikleri saptanmıştır. Ayrıca, mikroyapının gözlenebilmesi için bu örneklerin optik ve SEM. fotoğrafları alınmıştır. Karakterizasyonun tamamlanmasından sonra, alümina örnekler SAMES T-400 nötron jeneratörü ve Pu-Be (Howitzer) nötron kaynağı kullanılarak ışınlanmıştır. Mekanik testler tekrar edilerek değişik enerjili nötronların malzeme üzerindeki etkileri incelenmiştir. Deneysel çalışmaların son adımında iletken kontaklara sahip alümina örnekler hazırlanmış ve nötron radyasyonu süresince ve sonrasında elektriksel direnç ve iletkenliğin değişimi saptanmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak bütün deneysel veriler çizelge, grafik ve fotoğraflar halinde sunulmuş ve sonuçlar tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Alümina, Seramik, Radyasyon, Karakterizasyon, Nötron
Bazı üzüm çeşit ve anaçlarının ampelografik ve moleküler karakterizasyonu
Bu araştırmada, ulusal ya da uluslar arası öneme sahip olan 59 üzüm çeşidi ile dünyada yaygın olarak kullanılan 20 Amerikan asma anacının ampelografik ve moleküler yöntemlerle karakterizasyonu yapılmıştır. Ampelografik çalışmalar kısmında genotipler, uluslar arası asma tanımlama listelerinden seçilen 44 özellik kullanılarak 2 yıl süreyle (2006 ve 2007) incelenmiş ve uluslar arası yöntem birliğiyle oluşturulan listelerde gösterildiği gibi, her özelliğe ilişkin tanımlamaları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, elde edilen bulgular rakamsal bilgiye dönüştürülmüş ve NTSYSpc 2.1 programında ?mean character differences? katsayılarına göre UPGMA analizleri yapılmıştır. Moleküler çalışma kapsamında ise 60 ISSR primeri taranarak en uygun 20 primer seçilmiştir. ?Jaccard? katsayısı kullanılarak, genotipler arası benzerlik analizleri DNA düzeyinde soyağacı üzerinde değerlendirilmiştir.Genotipler arasında, ampelografik özellikler bakımından büyük farklılıklar saptanmıştır. Bunun sonucu olarak, genotipler soyağacı üzerinde Amerikan asma anaçları ile üzüm çeşitlerinden oluşan 2 kola ayrılmış ve bu kollar üzerinde çok sayıda alt sınıflar oluşmuştur. Çalışmada seçilen 20 ISSR primeri 185'i polimorfik olmak üzere toplam 194 bant üretmiştir. Primer başına toplam bant sayısı 15 ile 5 arasında değişirken, polimorfik bant sayısı 4 ile 14 arasında olmuştur. Primerlerin tamamında % 75 ve üzeri polimorfizm oranı saptanmıştır. Genotipler arasındaki genel benzerlik indeksi değerleri 0.97 ile 0.25 arasında değişmiştir. ISSR primerlerine göre elde edilen soyağacı, genotiplerin gerek farklı değerlendirme şekillerine sahip çeşit gruplarının dağılımı ve gerekse genetik kompozisyona bağlı dallanma pozisyonlarına göre ampelografik soy ağacı ile benzerlik göstermiştir. Her iki yöntemle elde edilen soy ağacı üzerinde genotipler, öncelikli olarak genetik orijinlerine bağlı kalarak dağılım göstermiş ve alt sınıfların oluşumunda ise öncelikli değerlendirme şekilleri ile coğrafi orijinlerinin de etkisi görülmüştür.
Yerli grafen nano plakalarla takviye edilmiş Al-Cu esaslı alaşım matrisli kompozitlerin toz metalurjisi yöntemi ile üretimi, ısıl işlemi ve karakterizasyonu
Alüminyum ve alaşımlarının otomotiv, havacılık ve savunma sanayinde özellikle ileri malzeme özelliklerine ihtiyaç duyulan alanlardaki kullanımları düşük mukavemet ve dayanımları nedeniyle sınırlanmaktadır. Birçok mühendislik uygulamasında hafif ve aynı zamanda yüksek dayanımlı malzemelerin kullanımı öne çıkmaktadır. Bazı özel Al alaşımlarının hafif ve yüksek dayanımlı olmaları sayesinde zırh malzemesi olarak kullanımını gösteren önemli çalışmalar mevcuttur ve bu özeliklerinin geliştirilmesi üzerinde yoğun araştırmalar devam etmektedir. Al alaşım esaslı kompozit malzemeler bu ihtiyaçlara yönelik olarak daha üstün özelliklere sahip malzemelerin üretimine imkân sağlamaktadır. Toz metalurjisi süreçlerinde yüksek enerjili öğütücülerde mekanik alaşımlama ile nano boyutlarda Al alaşım tozları ve takiben çok ince taneli kompozit yapılar elde edilebilmektedir. Mekanik alaşımlama döküm gibi geleneksel alaşımlama metotlarına kıyasla çok ince taneli alaşımların elde edilmesi, kristal kafes içerisinde alaşım elementlerinin çözünürlüğünün arttırılması ile aşırı doymuş katı çözeltilerin elde edilebilmesi ve metastabil intermetalik bileşiklerin oluşturulması yoluyla mukavemetin attırılabilmesi gibi önemli avantajlar sağlamaktadır. Bunlara ek olarak, kompozit malzemelerin üretiminde karşılaşılan takviye elemanlarının kompozit matris içerisinde homojen olarak dağıtılmaması ve aglomerasyon gibi sorunların önüne geçilebilmesi için en etkili yöntemlerden biri mekanik alaşımlamadır. Son yıllarda nano partikül boyutuna sahip, çok ince katmanlı ve birim ağırlık başına en güçlü malzemelerden biri olan grafen, Al esaslı kompozitler için önemli bir takviye malzemesi olma potansiyeline sahiptir. Karbon esaslı takviye elemanları içerisinde grafenin kırışık yüzey yapısı sayesinde karbon nanotüplere kıyasla matris içerisinde dağılımının daha yüksek olduğu ve matrise daha iyi tutunarak yüksek mekanik özelliklerini yapıya transfer edebildiği literatürde belirtilmektedir. Ancak, toz metalurjisi yöntemleri ile grafenin Al matrisli kompozitler içerisindeki kullanımı henüz tüm yönleriyle araştırılmış değildir. Tez kapsamında, laboratuvarlarımızda orijinal dizayn edilmiş elektrik ark reaktöründe yerli olarak üretilen grafen nano plakalar ile takviye edilmiş Al-Cu alaşım esaslı kompozitler toz metalurjisi yöntemleri ile üretilmiş ve bu alaşımların mikroyapısal, mekanik, tribolojik ve korozyon özellikleri incelenmiştir. Al-5,5Cu esaslı alaşımların ve grafen takviyeli kompozitlerin toz metalurjisi yöntemleri ile elementel tozlardan başlayarak hazırlanmasına ve toz/sinter ürün özelliklerinin detaylı incelenmesine dayanan bu tez, seçilen alaşım bileşimleri ve bu alaşımların grafen takviyeli kompozitlerinin hazırlanması üzerinde literatürdeki ilk çalışmaları ortaya koymaktadır. Tez çalışması aşamasında takviye malzemesi olarak kullanılan grafen nano plakalar kendi laboratuvarlarımızda elektrik ark yöntemi ile önceden optimize edilmiş koşullarda yüksek saflık ve kalitede, nano boyutlarda, birkaç-tabakalı olarak sentezlenmiştir. Üretilen grafen nano plakalar, mekanik alaşımla ile sentezlenen Al-ağ.%5,5Cu, esaslı 3 farklı bileşime sahip alaşımlara ağ. %5'e kadar grafen ile takviye edilerek ince taneli kompozitler üretilmiştir. Mekanik alaşımlanmış tozların preslenmesi ve basınçsız sinterlenmesi ile Al-5,5Cu esaslı alaşımlar ve grafen takviyeli edilmiş farklı matris bileşimine sahip kompozitler üretilmiştir. Ayrıca seçilen bir grup numuneye T6 ısıl işlem prosesi uygulanmıştır. Çözeltiye alınan numunelere su verilip yapay olarak yaşlandırılmıştır.Sinterlenen numuneler sırasıyla 3 saat 500◦C ve 20 saat 170◦C bekletilmiştir. Üretilen tozların ve sinterlenmiş ürünlerin karakterizasyon çalışmaları fiziksel ( X-ışını difraktometresi (XRD; latis gerilimi-kristalit boyutları saptama)), bileşimsel (XRD, taramalı elektron mikroskobu (SEM)), mikroyapısal (optik mikroskop, SEM,) ve korozyon, mekanik (çekme ve basma) ve tribolojik (aşınma) testler ile gerçekleştirilmiştir. Al-5,5Cu esaslı alaşım tozları için yapılan XRD analizinde, herhangi bir metalik faza veya mekanik alaşımlama prosesinden kaynaklı bie empüriteye rastlanmamıştır. Artan mekanik alaşımlama süresi ve GNP miktarı ile mekanik alaşımlanmış tozların ortalama kristalit boyutu değerlerinin azalma ve latis gerilimi değerlerinde ise artış görülmüştür.SEM görüntülerinde ise mekanik alaşımla öncesi köşeli, küresel veya elips şekilde olan partiküllerin yassılaştığı gözlemlenmiştir. Al-5,5Cu esaslı alaşım tozlarının sinterlenmesiyle elde edilen farklı bileşimlerdeki tüm kompozitlerin XRD analizlerinde toz numunelerden farklı olarak Al2Cu faz oluşumu gözlenmiştir. Sertlik ölçümleri sonrasında elde edilen verilere göre mekanik alaşımlama sürelerinin artışıyla sertlik değerleri artmaktadır. Grafen miktarının artışıyla ölçülen sertlik değeri %1 GNP katkısına kadar artarken %2 ve %5 GNP katklılı numunelerde azalmaktadır. Basma sonuçları da sertlik sonuçlarıyla benzer şekilde alınmıştır. %1 GNP katkılı numulere uygulanan çekme testinde mekanik alaşımlamanın çekme mukavemetinde olumlu etkisi gözlemlenmiştir. Aşınma testi sonuçlarına göre numunelerde artan grafen miktarı ile birlikte aşınma oranlarının azaldığı, fakat ağ.%5 grafen içeren numunelerin aşınma oranının farklılık gösterdiği görülmektedir. Burada ilave edilen grafen fazının yağlayıcı etki yaratarak aşınma miktarını azalttığı düşünülmektedir. Grafen ilavesi ile birlikte genel olarak kompozitlerin korozyon dirençlerinin bir miktar azaldığı anlaşılmaktadır Buna göre, grafen takviyesinin korozyon hızında ağ. %5'e kadar çok belirgin bir değişim yapmadığı ancak ağ.%5 grafen içeriğine sahip numunede korozyon hızının önemli ölçüde arttığı görülmektedir. Al-5,5Cu-0,5Mn-0,3Mg-xGNP numunelerine uygulanan T6 ısıl işlemi sonrasında, yapılarında bulunan ve dayanımı artıran Cu ve Mg bileşenlerinin kararlı çökeltiler haline gelmesiyle sertlik ve basma mukavemetlerinde artış meydana gelmiştir.
Yeni 8-aril-1,3-dimetilksantin türevlerinin sentezi ve karakterizasyonu
Xanthine is a heterocyclic aromatic organic compound belongs to purine bases. It has many derivatives present in nature, such as caffeine in coffee leaves and beans, theophylline in black and green tea leaves, and theobromine in seeds of the Theobroma cocoa tree. Because of the similarity between the xanthine skeleton and the skeleton of two important purine derivatives, adenine and guanine, it is considered as an important therapeutic molecule. Thus, recently the treatments of various diseases are targeted by xanthine derivatives. The diversity of the substituted groups in xanthine molecules gives it importance to be a drug candidate in many treatments, including anti-parkinsonism and anti-Alzheimer's, anti-cancer, anti-asthmatic and bronchodilation, anti-diabetic, anti-depressant, anti-inflammatory, diuretic, anti-microbial, sirtuin inhibitors and ligands of adenosine receptor subtypes. C-8 position in the xanthine molecule have a significant impact on biological activity. So many prodrugs were designed through 8-substitution. In this thesis, new 8-substituted xanthine derivatives were synthesized by reacting the corresponding aldehydes with 5,6-diamino-1,3-dimethyluracil to form Schiff bases and then performing the ring-closing reaction using iodine. Spectroscopic methods were applied to confirm the structures of the synthesized xanthine derivatives. The poor solubility of these derivatives in water and common organic solvents limited the techniques used to characterize the products, especially the 13CNMR analysis. Experimental attempts have been made to solve this solubility problem. Thus, the xanthine derivatives were reacted with sodium hydroxide to form xanthine sodium salts. The solubility of the products in water significantly improved and the product completely dissolved in water, but the expected results could not be obtained from NMR analysis which was performed in D2O. Then we planned to improve the solubility of the products in common organic solvents by converting it to silyl derivatives. The silyl derived Schiff bases were obtained by reacting silylated salicylaldehyde derivative and 5,6-diamino-1,3-dimethyluracil. In the final step, silyl derived xanthine derivative, which was completely soluble in dichloromethane, was obtained.
Dikerek fiber yerleştirme (TFP) teknolojisi ile üretilmiş kompozit yapıların mekanik karakterizasyonu
Günümüz endüstrisinde çok fonksiyonlu tasarımlar ve çok işlevli ürünlere duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır. Ürünlerden beklenen yüksek performans gereksinimlerinin yanı sıra çevreye olan etkisi, geri dönüştürülmeye ve tekrar kullanıma uygunluk gibi çevreci yaklaşımlar ve zorlayıcı endüstriyel kısıtların oluşumu başlamıştır. Bu ve benzeri birçok etkenden dolayı kompozit ürünler ve çözümler tüm endüstrilerde giderek önem kazanmaktadır. Endüstriyel ve fonksiyonel beklentilerin ışığında bir üründen beklenen özelliklerin en iyileştirilmiş çıktılar ile elde edilmesini sağlayan temel değişkenler arasında hammadde tipleri ve üretim teknolojileri gösterilebilir. Yürütülen bu yüksek lisans çalışmasında kompozit endüstrisinde en yaygın kullanıma sahip olan epoksi matris sistemi birincil değerlendirme olarak termoplastik bir matris sistemi ile mekanik açıdan eğme ve çekme testleri uygulanarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Termoplastik matris sistemi seçiminde çevreci ve tekrar kullanıma uygun olması göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmanın yenilikçi ve yüksek akademik değerleri arasında tercih edilen numune üretim tekniği olan dikerek fiber yerleştirme (TFP) ve karıştırılmış hibrit fiber teknolojisi gösterilebilir. TFP tekniğinin temel avantajı bir üründen beklenen çok yönlü yüklenmeleri karşılayabilecek, geleneksel imalat teknikleri ile mümkün olmayan fiber yerleşim açılarının ve tasarımının yapılabilir olmasıdır. Dikerek fiber yerleştirme tekniği; yüksek performans, düşük ağırlık, düşük maliyet açısından en iyileştirilmiş ürünü ortaya çıkartmada ve ileri mühendislik tasarımları ve uygulamalarında tercih edilebilir yenilikçi bir yöntemdir
Manganese based electrodes in alkaline and neutral electrolytes for flexible energy storage devices
Flexible electrodes have been researched for e-textile. Screens have been produced as flexible and commercially are available. However, flexible energy storage and conversion devices have not been produced and commercialised. The motivation of this study is to fabricate flexible electrodes for energy storage and conversion devices. The research focuses on the electrodeposition of manganese onto graphite substrates using deep eutectic solvents (DESs). The study aims to optimize electrode conditions (growth and cycling) to achieve electrodes with high electrochemical stability, extensive active surface coverage, and enhanced areal capacitance. The experimental approach involves the preparation of electrode from Ethaline solutions having MnCl2 by applying various potentials (-1.5 V, -2.0 V, and -2.5 V) for 500 seconds. The electrodes are then characterized using techniques such as X-ray diffraction (XRD), Fourier transform infrared spectroscopy (FTIR), and scanning electron microscopy (SEM). Electrochemical properties are assessed through cyclic voltammetry in 1 M KOH and 1 M Na2SO4 electrolytes for fuel cell and supercapacitor applications. The resulting coatings were not suitable for hydrogen evolution in alkaline electrolyte. The findings reveal that lower deposition potentials (more negative voltage) lead to a denser manganese layer and higher potentials (less negative potential) could cause thinner film. The thinner films resulted in higher specific capacitance and electrochemical performance because ions could have high flux on coating. The study contributes to the field of energy storage devices by demonstrating the potential of manganese-coated graphite electrodes in alkaline and neutral media for flexible supercapacitor applications, offering a promising alternative to expensive materials.
Farklı taşıyıcılar üzerine serine proteaz subtilisin carlsberg immobilizasyonu, karakterizasyonu, hidroliz ve transesterifikasyon reaksiyonlarındaki kinetik özelliklerinin incelenmesi
Subtilisin Carslberg (SC) Bacillus licheniformis'ten fermantasyonla elde edilen alkali serin endoproteaz ailesine ait bir enzim olup alkali koşullar altında doğal veya denatüre proteinleri hidroliz etmektedir. Subtilisin Carslberg disülfit bağı içermeyen tek bir polipeptid zincirinden oluşmaktadır. Ayrıca izolelektrik noktası 9,4 olup bazı organik çözücülerde aktivitesini sürdürebilmektedir. Proteolitik aktivitesinin yanında esteraz aktivitesine de sahiptir. Bu çalışmada Subtilisin Carlsberg iki farklı çapraz bağlayıcı: glutaraldehit ve genipin kullanılarak manyetik kitosan (MK), perlit ve β-siklodekstrin ile modifiye edilmiş perlit (Perlit-CD) üzerine immobilize edildi. İmmobilize Subtilisin Carlsberg in hidroliz aktivitesi ve kinetik özellikleri çalışıldı. Hazırlanan taşıyıcıların yapısı ve yüzey morfolojisi SEM, TGA ve EDX ile karakterize edildi. Serbest Subtilisin Carlsberg aktivitesinin optimum sıcaklık ve pH değeri sırasıyla 50oC ve pH 8,0 olarak belirlendi. Genipin ve glutaraldehit ile aktive edilmiş taşıyıcılar üzerine immobilize edilmiş Subtilisin Carlsberg in aktivitesi için optimum pH ve sıcaklıkta serbest enzime benzerlik gösterdi. Subtilisin Carlsberg in hidroliz aktivitesinin bir uygulaması olarak yapılan enzimatik kıl giderimi çalışmalarında enzimatik ve kimyasal yöntemle gerçekleştirilen kıl giderimi çalışmaları karşılaştırıldı. Enzimatik kıl giderimi ile daha yumuşak ve pürüzsüz bir deri yüzeyi elde edildi. Subtilisin Carlsberg in organik çözücü ortamındaki transesterifkasyon aktivitesi ve kinetik özellikleri araştırıldı Ayrıca liyofilizasyon ortamına metal iyonu ve tuz ilavesinin transesterifikasyon aktivitesi üzerine etkisi incelendi.
Toplumcu gerçekçi romanlarda kadın
Toplumcu gerçekçilik, 20.yüzyılda etkili olmuş önemli edebiyat anlayışlarından biridir. Savunduğu karakter anlayışı sebebiyle olumlu tip kavramına uygun kişiler yaratma çabası vardır. Bu anlayışın kadın ve kadın sorunlarına bakış açısını ortaya koymak, yaratılan kadın karakterlerin özelliklerini belirlemek ve bu anlayışa özgü kadın karakterlerin stereo ve prototip olanlarını belirlemek tezin amacıdır. Toplumcu gerçekçi anlayış ezen-ezilen, güçlü-güçsüz çatışmalarından hareketle kadın sorunlarına ve kadın karakterlere daha fazla yer vermiştir. Kenar mahallelerde yaşayan, köylü, yoksul, işçi kadınlara ve onların çalışma, aile ve toplumsal hayatla ilgili sorunlarına eğilmiştir. Farklı kesimlerden, farklı sorunlara çatışmalara sahip karakterlere yer vermesi bakımından bu anlayışa uygun romanlar, roman tarihi açısından önemlidir. Birçok eserde olumlu tip anlayışına uygun karakterlere yer verilerek sorunların çözümü gösterilmiştir. Bazı karakterler ise streo ve prototip özelliği göstermektedir. Bu bulgulardan hareketle toplumcu gerçekçi roman anlayışının kendine özgü bir kadın tipolojisine sahip olduğu söylenebilir. Kadın tipolojisine bakıldığında çağdaşı ve öncesindeki anlayıştaki romanlarla bariz farklılıklar görülür. Farklı baskı mekanizmaları ile karşılaşan kadınların çoğunlukla mücadelesi bazen de teslim olduğu göze çarpar. Kadınlar yaşadıkları zorluklar ve dirençleri ile ön plandadır. Direnmeyen hatta yanlış yollara sapanlar ise cezalandırılmaktan ziyade doğru yola sevk edilir. Bu da toplumcu gerçekçiliğin özelliklerinden olan devrimci romantizmden kaynaklanır. Kadın tasvirleri başkarakter olsalar da çok detaylı değildir. Belirgin fiziksel özellikler verilerek daha çok davranışlara odaklanılır. Karakterlerin psikolojik yönü zayıftır. Duygu ve düşüncelerinden ziyade diyaloglar-ki karakteri tanıtma ve olay örgüsünü aktarma işlevindedir- ve hareketler önemli bir yer tutar. Birçok kadın karaktere ki bazıları da başkarakterdir, yer verilmesi kadının sorunlarına önem verildiğini ve çözümlenmek istendiğini gösterir. Başkarakter ve yan karakter olmak üzere farklı kesimlerden birçok kadın görünür kılınır. Bireysel konuların ağırlıkta olduğu romanlarda bile toplumsal sorunlar irdelenir. Sonuç olarak toplumcu gerçekçi romanlarda kadın karakterler önemli bir yer tutar ve yarattığı çeşitlilik bakımından kadın gerçeğini daha detaylı ve çok katmanlı olarak ortaya koyar.
Yem katkısı amilaz enzimlerini üreten bakterilerin izolasyonu
Bu tez çalışması kapsamında α-amilaz enzimi üreten Bacillus suşlarının Çukurova Üniversitesi yerleşkesinden alınan toprak örneklerinden izolasyonu gerçekleştirilmiştir. İzolatlar sırasıyla Bacillus sp. ZF4 ve Bacillus sp. A4 olarak isimlendirilmişlerdir. Bacillus sp. ZF4 α-amilazı optimum aktivitesini pH 6.0 ve 40 °C'de gösterirken, Bacillus sp. A4 α-amilazı pH 8.0 ile 40-50 °C'lerde göstermiştir. ZF4 α-amilazı 70 °C'de 15 dk ön inkübasyondan sonra aktivitesinin tamamını korurken, bu sıcaklık değerinden sonra hızlı bir aktivite kaybı gerçekleşmiştir. A4 α-amilazı ise 70 °C'ye kadar aktivitesini büyük ölçüde korurken, 80 °C'den sonra hızlı bir aktivite kaybı yaşamıştır. ZF4 α-amilazı en yüksek aktivite seviyesine bakterinin inokülasyonundan itibaren 48. saatte ulaşırken, A4 α-amilazı 24. saatte ulaşmıştır. Her iki enzim de SDS ve Co varlığında kontrol grubuna göre yüksek aktivite seviyesine ulaşırken, CaCl2, MgCl2 ve EDTA her iki enzim için de inhibitör etki göstermiştir. Son olarak zimogram analizi her iki enzimin de yaklaşık 105.4 kDa moleküler ağırlığa sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Bacillus spp.'den pullulanaz üretimi ve karakterizasyonu
Günümüzde mikrobiyal enzimler kimyasal üretimin yerini almış ve endüstrinin pek çok alanında kullanıma girmiştir. Pullulanazlar α-amilaz ailesi şeklinde adlandırılan bir sınıfta yer alır. α-1,6 glikozidik bağlarına sahip polisakkaritleri monomerlerine parçalar. Endüstriyel olarak; nişasta hidrolizi, kâğıt, tekstil, deterjan ve bira üretimi gibi pek çok alanda kullanılmaktadır. Bu çalışmada, doğal izolat iki Bacillus spp. suşundan laboratuvar ölçeğinde pullulanaz üretilmiş ve kültür süpernatantı enzim preparasyonu olarak kullanılmıştır. Pullulanaz üretiminde optimum pH, optimum sıcaklık, en uygun inkübasyon süresi ve iki farklı substrat etkisi araştırılmıştır. İki izolattan üretilen enzimin aktivitesine pH ve sıcaklığın etkisi araştırılmıştır. Ayrıca enzim kararlılığına sıcaklık, pH ve çeşitli kimyasalların etkisi de araştırılmıştır. Bu araştırmaya göre, 50˚C ve pH 9.0 pullulanaz üretimi için en uygun koşullar olarak saptanmıştır. Ayrıca optimum inkübasyon süresinin 48 saat ve üretim için en iyi substratın nişasta olduğu gözlenmiştir. Üretilmiş enzimin en yüksek aktivite gösterdiği sıcaklık 50˚C, pH 9.0 olarak saptanmıştır. Yapılan çalışmalarda Co+2 ve Mn+2 iyonlarının 5 mM'lık derişimleri enzim aktivitesini sırasıyla %10 ve %21 oranında artırdığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bacillus sp., Pullulanaz, Karakterizasyon
Çeşitli kaynaklardan izole edilen Bacillus coagulans suşlarının probiyotik özelliklerinin belirlenmesi ve makarna üretiminde kullanım olanaklarının araştırılması
Bu çalışmada, bitkisel kaynaklardan izole edilerek tanımlamaları yapılan ve Bacillus coagulans olduğu saptanan dört farklı izolatın (SC, SD, SPi ve STp) bazı özellikleri belirlenmiş olup, yüksek sıcaklığa (80℃, 90℃ ve 100℃) ve düşük pH'ya (1, 2, 3 ve 4), safra tuzu ve lizozime dirençli oldukları tespit edilmiştir. İzolatların çalışmada kullanılan antibiyotiklere duyarlı, biyofilm üretme özelliğine ve B. cereus, Escherichia coli NCTC 12241, Listeria monocytogenes ATCC 7644 ve Salmonella spp. üzerinde inhibe edici etkiye sahip oldukları belirlenmiştir. Ayrıca enterotoksin genlerinin bulunmadığı, enterotoksin üretiminin, hemolitik ve lesitinaz aktivitelerinin olmadığı tespit edilmiştir. Sonuçlar, B. coagulans GBI-30, 6086 ile kıyaslanmış ve probiyotik olarak kullanım için uygun özelliğe sahip oldukları belirlenmiştir. B. coagulans suşları kullanılarak üretilen probiyotik makarnaların 0. gün ve 6 ay oda koşullarında depolama süresi sonunda kalite ve mikrobiyolojik analizleri yapılmıştır. 6 ay sonunda B. coagulans sayısının 6 log kob/g değerinden yüksek olması ile üretilen örneklerin probiyotik ürün olma özelliğini koruduğu sonucuna varılmıştır.
Antepfıstığında (Pistacia vera L.) bazı anaç adaylarının moleküler karakterizasyonu
Bu çalışmada antepfıstığına anaç adayı olan farklı Pistacia türleri arasındaki melez genotiplerin moleküler analizleri ile hibrit durumları ve genetik farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında P.integerrima, P.atlantica, P.terebinthus ve P.eurycarpa ve UCB-1 genotipi ile türler arası melezlemeler sonucu elde edilen 37 F1 melez genotip ve 10 ebeveyn genotip 38 SSR primeri kullanarak incelenmiştir. Her bir lokustaki allel sayısı 3 ile 17 arasında değişmiş ve toplam 355 allel elde edilmiştir. Ortalama allel sayısı ise 9.34 olarak hesaplanmıştır. En yüksek allel sayısı (Na=17) CUPSiBa4072 ve CUPSiPa2059 markörlerinden elde edilmiştir. Etkili allel sayısı 2.02 (CUPSiPa725) ile 10.42 (CUPOhPa3954) arasında değişmiş olup ortalaması Ne=5.01 olmuştur. Gözlenen heterozigotluk (Ho) 0.32-0.95 aralığında değişmiş ve ortalama Ho=0.74 olarak hesaplanmıştır. En yüksek gözlenen heterozigotluk CUPOhPa1636, CUPSiPa3238 ve CUPSiOh2390 markörlerinden belirlenmiştir. Ortalama beklenen heterozigotluk He=0.77 olarak hesaplanmış ve en yüksek He değerine CUPOhPa3954 (He=0.90) markörü sahip olmuştur. Polimorfizm bilgi içeriği değerleri 0.44 (CUPSiPa725) ile 0.90 (CUPOhPa3954) aralığında değişmiş ve ortalama PIC değeri 0.74 hesaplanmıştır. Genetik çeşitlilik analizleri sonucunda allel aralığını 89 bç ile 258 bç aralığında belirlenmiştir. UPGMA analizi ile genotiplerin soyağacı 6 alt grupta oluşmuştur. Genotipler arasında genetik olarak en fazla uzaklık Pe-G1-13 x Pint-Pi*14 ile Pe-G1-20 x Pint-Pi*18, Pe-G1-20 x Pint-Pi*23, Pe-G1-13 ve Pe-G1-20 genotipleri arasında tespit edilmiştir. Ancak en yakın genetik benzerlik ise Pint-BY baba ebeveyn ile Pa-G2-2 x Pint-BY*37 arasında belirlenmiştir. Bu çalışmada SSR markörleri ile türler arası Pistacia F1 hibritlerinin genetik karakterizasyonu ve anaç adaylarının genetik yakınlıkları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar gelecekte anaç adaylarının anaçlık özelliklerinin değerlendirilmesinde kullanılabilecektir. Anahtar Kelimeler: Anaç, melez, Pistacia, karakterizasyon, SSR
Characterisation of PEM fuel cell cold start process
Water droplets formed in PEM fuel cell operating conditions freeze at sub-zero temperatures and cause start-up failure. In this thesis, a quick, effective, and low energy-consuming coolant heating method has been developed by characterizing the cold start process of the PEM fuel cell. The effects of the components in the experimental setup on the cold start performance were investigated in the range of -10 and -30 ℃. The fuel cell and the external heating system were operated simultaneously and a current was drawn from the cell during the tests. Stack temperature was followed from five different symmetrical places and temperature-voltage-current profiles were plotted. In the preliminary tests at -10 ℃, ethanol as the working fluid, double-sided heating type, and full power pump operation were specified as the parameters that provide the quickest heating. The effect of the heater and pump operating durations under the same energy consumption level were compared and no significant difference was noted at this temperature. However, it is found that long pump operation at extreme conditions (-15 and -30℃ range) is essential for a successful cold start process and it provides a more homogeneous and smooth temperature transition. PEM fuel cell was operated successfully in all conditions thanks to the external heating mechanism, and the cell temperature was increased above zero in 20, 40, and 53 seconds, respectively, in cold start tests at -10, -20, and 30 ℃. Keywords: PEM fuel cell, cold start, assisted, starter technique, experimental
Plazma püskürtme yöntemi ile BN, B4C ve SiC takviyeli alüminyum kaplamaların üretimi, karakterizasyonu ve aşınma davranışının incelenmesi
Bu çalışmada, farklı takviye malzemeleri ilave edilmiş alüminyum matrisli kompozit kaplamalar atmosferik plazma püskürtme yöntemi kullanılarak, paslanmaz çelik altlıklar üzerine püskürtülmüştür. Matris malzemesi olarak, Metco Sulzer firmasına ait Metco 52C-NS kodlu Al-12Si tozu ve takviye malzemesi olarak ise SiC, B4C ve h-BN kullanılmıştır. Her bir takviye malzemesi ağırlıkça %25 ve %50 oranında matris malzemesi içerisine ilave edilmiştir. Kaplama işlemi yapılmadan önce, toz karışımlarına mekanik alaşımlama işlemi uygulanmıştır. Bu karışım tozlarının, karakterizasyon işlemleri yapılmıştır ve kaplamalar püskürtülmüştür. Kaplama işlemi tamamlandıktan sonra, kaplamaların sırasıyla yüzey pürüzlülük ölçümleri, gözeneklilik ve takviye oranlarının ölçümleri yapılmış, daha sonra kaplama kalınlığı, mikrosertlik, içyapı incelemeleri, aşınma ve SEM ve XRD analizleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan aşınma testlerinde, kuru ve saf sulu ortam olmak üzere iki farklı ortam kullanılmıştır. Testler, kuru ortam için, 2N, 5N ve 10N yük altında ve 50m, 100m, 150m ve 200m kayma mesafelerinde; sulu ortam için, 2N ve 5N yük altında 100m ve 200m kayma mesafelerinde yapılmıştır. Kayma hızı 10 cm/s olarak belirlenmiştir. Karşı eleman olarak, Ø6 mm alümina bilya kullanılmıştır. Aşınma kayıpları, ağırlık ve hacim kaybı cinsinden hesaplanmıştır. Ardından, kaplamanın aşınma yüzeylerinden ve karşı elemanın temas yüzeylerinden stereo mikroskop görüntüsü alınmış ve SEM ve EDX analizleri yapılmıştır.Yapılan testler sonucunda, kaplama içeriğindeki takviye oranı arttıkça yüzey pürüzlülüğünün düştüğü görülmektedir. Kaplamaların üst yüzeyinden yapılan kantitatif faz analizinde, takviye oranı arttıkça, kaplamadaki gözeneklilik artmaktadır. Kaplamada içeriğindeki SiC takviyesi oranı, kaplama işleminden önceki toz karışım oranından daha düşüktür. Bunun nedeni, yüksek sıcaklıkta SiC partiküllerinin buharlaşmasıdır. B4C takviyesinin kaplamaya birikmesinde herhangi bir sorun ile karşılaşılmamıştır. Kaplamanın kesitinden yapılan mikrosertlik testlerinde, takviye oranı arttıkça sertlik değerleri artış göstermiştir. En yüksek sertlik değerine %50 B4C ilave edilmiş kaplamalarda ulaşılmıştır. h-BN takviyeli kaplamalarda en kötü mekanik özellikler elde edilmiştir. Çalışmada kullanılan BN'ün hegzagonal yapıda olması nedeniyle bu sonuca varılmıştır.Aşınma testlerinde, en iyi aşınma dayanımına sulu ortam aşınmasında ulaşılmıştır. %50 B4C içeren kaplamalar, sulu ortam için, en iyi aşınma dayanımını vermiştir. Aşınma dayanımlarında, kuru ortama göre, 10 kata varan oranda iyileşmeler kaydedilmiştir.Bunun nedeni su ortamında karşı elemanla kaplama arasında oluşan Si(OH)4 kolloidal jel oluşumundan kaynaklanmaktadır. Bu yapının oluşumu da kolorimetrik analiz yapılarak ispat edilmiştir.
Surface coati̇ng application and characterization of polymer structures produced by additive manufacturi̇ng
The metallization process, which involves the coating of the surfaces of 3D (three-dimensional) printed polymer structures with a metallic thin film, represents a convergence of the advantages inherent to additive manufacturing technology, metals and polymers. Consequently, the final product is a potential material for a range of structural applications. The metallization process enhances the characteristics of polymer structures that are unfavourable, including low electrical conductivity, poor mechanical properties, degradation under various environmental conditions, such as ultraviolet (UV) radiation and moisture, and poor thermal properties. Therefore, more functional polymer structures are produced. Recently, researchers have focused their efforts on the metallization of 3D-printed polymer structures with the objective of enhancing their functionality. In this thesis, 3D polymer structures were fabricated using polylactic acid (PLA) filament and fused deposition modelling (FDM) technology. Prior to metallization, five distinct surface treatments were employed to ensure optimal surface conditions. These included as-printed, dipping, vapour, plasma, and abrasion. Subsequently, the polymer structures were metallised through the deposition of aluminium and copper metallic thin films. The morphological, structural, optical, and electrical properties of these structures were examined through the utilisation of a scanning electron microscope (SEM), energy dispersive spectrum (EDS) analysis, atomic force microscopy (AFM), X-ray diffraction (XRD), Fourier transform infrared spectroscopy (FT-IR) analysis, ultraviolet-visible light and near infrared (UV-VIS-NIR) analysis, contact angle measurement, ellipsometry analysis, and electrical resistance measurement. The results of the EDS and XRD analyses confirm the presence of aluminium and copper in the polymer structure. The contact angles for aluminium and copper coatings vary up to 91.728° and 88.309°, respectively. The electrical conductivity values of 6.6x105 S/m for aluminium and 7.87x105 S/m for copper at 1000 nm were obtained.