Taburcu olmak
54 theses under this subject heading
COVID-19 pandemisi sırasında değişik derecelerde etkilenen hastaların taburculuk sonrası tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Tüm dünyayı etkisi altına alan ve küresel bir salgına dönüşen COVİD-19 sadece bir solunum yolu hastalığı değildir. Çalışmamızda COVİD-19 pandemisi sırasında hastalıktan farklı derecelerde etkilenen bireylerin taburculuk sonrası tutum ve davranışlarında meydana gelen değişiklikler değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile uzun yıllar devam edecek gibi görünen COVİD-19'a karşı kişisel ve toplumsal hazırlığımızı zinde tutmak için gerekli önlemleri almak ve yeni çalışmalara katkı sunmak amaçlanmıştır. Acil Servisine 03.2020-05.2020 tarihleri arasında başvuran Covid-19 tanısı almış 18 yaş ve üzeri hastalar dahil edilerek yapılmıştır. Pandemi dönemi önlemleri kapsamında çalışmaya katılmayı kabul eden kişilerle telefonda birebir görüşülerek bilgi alınmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında hazırladığımız "Sosyodemografik Bilgi Formu'' ve ''Pandeminin Kişisel ve Sosyal Etkileri Anketi''kullanılmıştır. Covid-19 tanısı konulan hastaları hastanede yatırılanlar veya evde izolasyona alınarak tedavi olanlar olarak 2 grupta topladık ve sonuçları karşılaştırdık. Acil Servise 03.2020-05.2020 tarihleri arasında başvuran ve COVİD-19 tanısı konulan toplam 453 hasta bulunuyordu. Bunlardan 44'ü yoğun bakımda olmak üzere toplam 353'ü hospitalize edilmişti, 100 hasta ise evde izolasyona alınmıştı. Süreç içerisinde 35 hasta ölmüştü. Verileri tam olmayan, iletişim kurulamayan ve çalışmaya dahil olmak istemeyenler ayrıldığında toplam 125 hasta ile çalışma tamamlandı. Hastaların %57'si erkekti, %44.8'i 18-30 yaş grubundaydı ve %66'sı non-hospitalize idi. COVİD-19 pandemisi sosyal hayat, mesleki yaşantı, eğitim ve sağlık sisteminde önemli değişikliğe neden olmuştur. İnsanlarda gıda ve temizlik malzemesi stoklamaya (%54.4) iten bu süreçte katılımcıların %36'sında sosyal ortamlardan kaçınma isteği gelişmiştir. Hastaların %46'sı bulaş korkusu ile artık toplu taşıma kullanmamaktadır. İyileşen hastaların %82.4'ünde herhangi bir nedeni olmaksızın kontrol amaçlı acil servislere başvurduğu belirlendi. Psikolojik olarak oluşan anskiyeteden kaynaklı sağlık sistemin meşgul edilmesi, sağlıklı beslenme çabası (%80.8), hasta olmadığı halde ilaç kullanım isteği (%52.8), sürekli yorgun hissetmek (%40.8) ve uyku düzeni bozukluğu (%51.2) gelişmiştir. Buna rağmen katılımcıların sadece %24'ü psikolojik destek almıştır.
Nöroloji hastalarına bakım verenlerin taburculuk öncesi hazır oluşluk düzeyleri ve bakım yüklerinin belirlenmesi
Bu araştırmada, nöroloji hastalarına bakım verenlerin taburculuk öncesi hazır oluşluk düzeyleri ve bakım yüklerinin belirlenmesi amaçlandı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan araştırmanın örneklemini Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi ile Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde nöroloji hastalığı tanısı almış yatarak tedavi gören 206 hastaya evlerinde bakım verecek olan kişiler oluşturdu. Veriler Anket Formu, Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ) ve Bakım Vermeye Hazır Oluşluk Ölçeği (BVHOÖ) ile toplandı. Gerekli yasal izinler ve etik kurul onayı alındı. Veriler tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Kruskall Wallis Analizi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon ile analiz edildi. Bakım verenlerin %64.6'sı kadın, yaş ortalaması 44.36, %70.9'u evli, %49'u lise ve üniversite mezunu ve %72.3 hastanın 1. derece yakınıdır. Bakım verenler BVYÖ'nden ortalama 36.13±15.533 puan ve BVHOÖ'nden ortalama 19.94±7.640 puan almışlardır. Bakım verenlerin BVYÖ puanı ile BVHOÖ puanı arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Buna göre bakım verenlerin bakım yükü artıkça bakıma hazıroluşlukları azaldığı görülmüştür. Sonuç olarak bakım verenlerin bakıma hazıroluşlukları ve bakım yükü orta düzeydedir. Nöroloji hastalığı olan bireylere bakım verenlerin hazır oluşluk düzeyini artırmak ve bakım yükünü azaltmak için bakım verenler bireylerle uygulamalı olarak hasta bakımı yapılması ve hastaya özel hazırlanan taburculuk eğitiminin hasta ve ailesine verilmesi önerilmektedir.
KOAH alevlenmelerinde taburculuk sonrası erken yeniden hastaneye yatışa yol açan risk faktörleri
Amaç: Günümüzde KOAH tüm dünyada önemli bir morbidite ve mortalite sebebidir. Özellikle KOAH alevlenmesi nedeniyle hastaneye yatan hastalarda taburculuk sonrası yeniden hastaneye başvuru ve sık yatışların sağ kalımı kısalttığı bilinmektedir. Bu çalışmada, KOAH alevlenmesi nedeni ile hastaneden taburculuk sonrası ilk bir ay içerisinde tekrar KOAH alevlenmesi nedeniyle yatırılan hastalarda "erken dönemde yeniden yatış" ile ilişkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Eylül 2015-Ocak 2016 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları servisinde KOAH alevlenme nedeni ile yatan 54 hastadan taburculuk sonrası ilk bir ay içerisinde KOAH alevlenme nedeni ile yeniden hastaneye yatırılan hastalarda, yeniden hastaneye yatışa yol açan nedenler araştırıldı.Her hastaya ilk yatışlarında aydınlatılmış onam formu imzalatıldıktan sonra ayrıntılı komorbiditelerini ve medikal öyküsünü sorgulayan bir anket formu dolduruldu. Ayrıca solunum fonksiyon testi, arteryel kan gazı ölçümü, mMRC, ADO, DOSE indekslerine bakıldı.Çalışmaya katılan hastaların hastanedeki tedavi dönemi ve taburculuk dönemine ait bilgileri kaydedildi, taburculuktan sonraki ilk bir ay içerisinde tekrar KOAH alevlenme nedeniyle yatırılan hastalar belirlendi. Bulgular:Çalışmaya katılan 54 hastadan 13'ünün (%24,1) taburculuk sonrası ilk bir ay içerisinde yeniden hastaneye yattığı tespit edilmiştir. Çalışmamızdaki hastaların yaş ortalaması 64,24±9,95 idi ve %84,6'sını erkekler oluşturmaktaydı. Erken yeniden yatış olan grupta yaş ortalaması daha ileri görünmesine rağmen bu farklılık anlamlı boyutlarda değildi (p>0,05). Charlson komorbidite indeksi ile akciğer kanseri, orta-ağır böbrek hastalığı,metastatik solid tümör varlığı, WBC seviyeleri ve düşük sosyoekonomik seviyenin erken yeniden yatış olan grupta anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (sırasıyla P=0,029, P=0,012, P=0,015, P=0,024, P=0,019 veP=0,057). Ayrıca postbronkodilatör FEV1/FVC'nin de erken yeniden yatış olan grupta anlamlı derecede daha düşük olduğu bulundu. Çoklu değişkenli regresyon analizi ile; taburculuk sonrası ilk 30 günde yeniden hastaneye yatış için önemli olan risk faktörleri Vücut Kitle İndeksi ve Charlson komorbidite indeks skoru olarak bulunmuştur. Bakılan diğer parametrelerde anlamlı bir sonuca ulaşılamamıştır. Sonuç: Biz bu çalışmamızda erken yeniden yatış riskini artıran nedenleri; komorbiditeler, serum WBC sayısı ve sosyoekonomik faktörler olarak tespit ettik. Hastalık ağırlığı gibi diğer olası risk faktörlerinin tespit edilememesinin ana nedenleri olarak; hasta sayısının azlığı ve çalışmanın kısa süreli olması olarak düşünülmüştür. Bu nedenle konunun daha geniş bir hasta grubunda çalışılmasına gereksinim vardır.
Doğum sonrası farklı eğitim yöntemleriyle verilen taburculuk eğitiminin taburculuğa hazır oluşluk, doğum sonu uyum süreci ve emzirme öz-yeterliliğine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, doğum sonrası farklı eğitim yöntemleriyle verilen taburculuk eğitiminin taburculuğa hazır oluşluk, doğum sonu uyum süreci ve emzirme öz-yeterliliğine etkisini incelemektir. Gereç Yöntem: Araştırma deneysel olarak, 2019-2021 tarihleri arasında Tekirdağ Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Tekirdağ Devlet Hastanesi'nde doğum yapan kadınlar; örneklemini (müdahale 1 n=30, müdahale 2 n=30 ve kontrol grubu n=30) toplam 90 anne oluşturmuştur. Müdahale grubundaki annelere doğum sonu farklı eğitim yöntemleriyle (müdahale 1 grubuna video yöntemi ve müdahale 2 grubuna resimli rehber eşliğinde sözlü anlatım yöntemiyle) taburculuk eğitimi, kontrol grubuna ise rutin lohusalık bakımı verilmiştir. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu, Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu, Doğum Sonu Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (Kısa Form), Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği'' ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler olarak, sürekli değişkenler için ortalama değer, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum değerler; kategorik değişkenler için ise sayı ve yüzde değerleri hesaplanmıştır. Başlangıç analizleri olarak normal dağılımın değerlendirilmesinde Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri, verilerin analizinde Kruskal-Wallis testi, Likelihood ratio, Pearson Ki-kare, Kruskal-wallis testi, Bonferroni, Fisher'ın kesin testi kullanılmış, p<0,05 istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmada müdahale 1 grubundaki annelerin Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (Kısa Formu)'nden aldıkları puan ortalamasının (66,03±3,94), müdahale 2 (62,30±3,42) ve kontrol grubunda yer alan annelerin puan ortalamasından (36,96±5,73) yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel anlamlı olduğu; müdahale 1 grubundaki annelerin Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu toplam puan ortalamasının (145,53±8,74), müdahale 2 grubundaki (137,10±6,54) ve kontrol grubundaki annelerin puan ortalamasından (65,03±9,32) yüksek olduğu ve gruplar arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu; müdahale 1 ve müdahale 2 gruplarındaki annelerin Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamasının benzer olduğu (sırasıyla 175,06±12,83 ve 176,13±13,29), kontrol grubundaki annelerin puan ortalamasının müdahale gruplarındaki annelerden düşük (225,16±18,90) ve müdahale ile kontrol grupları arasındaki bu farkın da istatistiksel düzeyde anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Annelere video yöntemi ve resimli rehber eşliğinde sözlü anlatım yöntemi şeklinde verilen taburculuk eğitiminin, annelerin taburculuğa hazır oluşluğunun, emzirme öz-yeterliliğinin ve doğum sonrası döneme uyumunun artmasında olumlu yönde etkisi olduğu görülmüştür.
Akut miyokard infarktüsü geçiren hastalarda planlı taburculuk eğitiminin sağlık bilgi ve inançlarına etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, planlı taburculuk eğitimi verilen ve verilmeyen akut miyokard infarktüsü (AMI) geçiren hastalar arasında kardiyovasküler hastalık risk faktörleri bilgi düzeyleri, ilaç tedavisine uyum, diyete uyum ve bireysel izlem hakkındaki inançlar yönünden fark olup olmadığını değerlendirmek amacıyla deneysel randomize kontrollü olarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini, koroner yoğun bakım ünitesi ve kardiyoloji servisinde Eylül 2016 - Aralık 2017 tarihleri arasında yatan, araştırmanın örneklem seçim ölçütlerine uyan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 100 AMI geçiren hasta oluşturdu. Hastalar rastlantısal örnekleme yöntemi ile girişim (n=50) ve kontrol (n=50) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Girişim grubuna planlı taburculuk eğitimi yapıldı. Her iki grup ile bir ay ara ile iki görüşme yapıldı. Araştırmanın verileri; Hasta Bilgi Formu, İlaca Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği (İUHİÖ), Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği (DUHİÖ) ve Bireysel İzlem Hakkındaki İnançlar Ölçeği (BİHİÖ) ve Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi (KARRİF-BD) Ölçeği ile toplandı. Bulgular: Birinci görüşmede girişim ve kontrol grubunda İUHİÖ, DUHİÖ, BİHİÖ yarar ve engel alt boyut puanları ile KARRİF-BD benzer bulundu. İkinci görüşmede; kontrol grubuna göre girişim grubunda İUHİÖ yarar alt boyut puanlarının arttığı, engel alt boyut puanlarının ise azaldığı, DUHİÖ yarar alt boyut puanlarının daha yüksek olduğu, BİHİÖ yarar alt boyut puanlarının artarken engel alt boyut puanlarının azaldığı ve KARRİF-BD arttığı belirlendi. Sonuçlar: Buna göre; AMI geçiren hastalara verilen planlı taburculuk eğitimi kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyini, ilaç tedavisine uyumu, diyete uyumu ve bireysel izlem hakkındaki inançları olumlu yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Akut miyokard infarktüsü, taburculuk eğitimi, ilaca uyum, diyete uyum, KARRİF-BD.
Açık kalp ameliyatı geçiren hastaların taburculuk sonrası bilgi gereksinimlerinin ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi
ÖZET AÇIK KALP AMELİYATI GEÇİREN HASTALARIN TABURCULUK SONRASI BİLGİ GEREKSİNİMLERİNİN VE ANKSİYETE DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ Merve GÖKÇEN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Ana Bilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep, 2018 Açık kalp ameliyatı geçiren hastaların taburculuk sonrası bilgi gereksinimlerinin ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlanan tanımlayıcı nitelikteki bu araştırma Medical Park Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Servisinde gerçekleştirilmiştir. Kalp Hastalıkları, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) raporunda belirtildiği üzere; yılda 17.5 milyon bireyin ölümüne neden olmaktadır. Kalp damar hastalıklarında ilaçla tedavinin yanı sıra çeşitli cerrahi tedaviler de uygulanmaktadır. Açık kalp ameliyatı gibi cerrahi girişimler, hastayı fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik yönden etkileyen, önemli bir deneyimdir. Bunun için hastanın taburculuktan sonra ameliyatın getirdiği yeni düzenlemeler ile günlük yaşam aktiviteleri arasındaki dengeyi kurabilmesi gerekmektedir. Bu da ancak hastalara iyi bir danışmanlığın ve taburculuk sonrası yaşama dair iyi bir eğitimin verilmesiyle sağlanabilir. Bu çalışma açık kalp ameliyatı olan hastaların taburculuk sonrası bilgi gereksinimlerinin ve anksiyete düzeylerinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 58.45±10.07 idi. Cinsiyete göre HÖGÖ toplam ve alt boyutları puan ortalamaları karşılaştırıldığında tüm alt boyutlarda ve toplam puanlarda kadınların bilgi gereksinimlerinin erkeklere oranla daha yüksek olduğu saptandı. Toplum ve izlem (p=0,005), duruma ilişkin duygular (p=0,000), tedavi ve komplikasyonlar (p=0,003), yaşam kalitesi (p=0,01) ve ölçek toplam puan ortalamaları ile cinsiyet, gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p=0,05). Evli hastaların toplum ve izlem alt boyutunda da bilgi gereksinimlerinin bekarlarla kıyasla daha fazla olduğu ve grupla arasındaki farkın anlamlı olduğu saptandı (p=0,02). Hastaların yaşam kalitesi konusundaki öğrenim gereksinimleri ile durumluk anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu bulundu (p=0.05). Hastalara taburculuk eğitimi verilmeden önce öğrenme gereksinimlerinin saptanması ve eğitim programının saptanan gereksinimler doğrultusunda düzenlenmesi önerilmektedir.
KOAH akut ataklı hastaların taburculuk sonrası arteryel kan gazı iyileşme zamanı, oranları ve iyileşmeyi etkileyen faktörler
Amaç: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH); toplumda sıklığı giderek artmakta olan, alevlenmelerle seyreden önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Alevlenme dönemindeki hastalar alevlenmenin şiddetine ve hastalıgın evresine göre akut solunum yetmezliğine girebilmektedirler. Arteryel kan gazı analizi akut solunum yetmezlikli hastaların klinik değerlendirilmesinde önemli role sahiptir. Tek merkezli prospektif çalışmamızın amacı, KOAH akut atak ile hastaneye yatırılan hastalarda görülen arter kan gazı anormalilerinin sıklığını ve bu bozuklukların düzelme oranı, zamanının ve düzelmeyi etkileyen faktörlerin araştırılmasıdır. Ek olarak KOAH kronik inflamatuar bir hastalık olduğundan, stabil dönemde kan gazları düzelen ve düzelmeyen hastalarda IL-6, TNF-alfa ve MMP12 düzeylerinin karşılaştırılmasını amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp fakültesi Balcalı Hastanesi Göğüs Hastalıkları kliniğine KOAH akut atak ile yatırılan 50 hasta çalışmaya alındı. Yatış, taburculuk günü, taburculuktan sonra 2-4 hafta arası ve 6-8 hafta arası tüm hastalardan arteryel kan gazı örneği alındı. Ek olarak 6-8 hafta arasında iyileşme döneminde IL-6, TNF-alfa ve MMP12 düzeyleri için kan örnekleri alındı. Hastaların demografik verileri, laboratuvar testleri, 1 yıllık acil başvuru, servis ve yoğun bakım yatış sayıları kaydedildi. Bulgular: Arterial kan gazını bulgularının düzelmesini etkileyen faktörler incelendiğinde düzelmenin yaş, cinsiyet, VKİ, SFT bulguları, C-reaktif protein, pnömoni varlığı, GOLD evrelenmesi, Charlson comorbidite indeksi, MMRC skoru, CAT skoru, hastanede yatış süresi, antibiotik kullanım süresi, steroid dozu ve kullanım süresi ile bağımsız olduğu tespit edilidi. Ayrıca, inflamasyon belirteçlerinin düzeyleri (IL-6, TNF-α ve MMP12) 6. haftada stabil dönemde düzelme olan ve olmayanlar arasında benzer olduğu izlendi (p>0,05). Sonuç: KOAH atak ile başvuran hastalarda, Arterial kan gazı PaO2 değerine göre düzelme olan ve olmayan hastalarda benzer klinik ve laboratuvar seyir izlendi. İnflamasyon belirteçlerinin ( IL-6, TNF-α ve MMP12) KOAH akut atak sonrası prognoz belirteci olarak kullanılması öngörülmedi. Anahtar Kelimeler: Arter Kan gazı, KOAH, Akut Atak, Prognoz
Gaziantep AMATEM'de bağımlılık tedavisi gören hastaların ilk yatışı ile taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması
AMATEM biriminde yatarak tedavi gören hastaların kliniğe ilk kabullerinde ve taburculuklarında tedavi motivasyonlarının ve madde kullanımına ilişkin inançlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Gaziantep 25 Aralık Devlet Hastanesi Ahmet Şireci AMATEM Kliniğine tedavi için başvuran DSM-5'e göre madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalar araştımanın evrenini, araştırma kriterlerine uyan 173 hasta ise çalışma kapsamına alınmıştır. Veriler, hastaların ilk AMATEM'e yatışlarında ve taburculukları sırasında iki aşamada, yüzyüze görüşülerek, Tanıtıcı Bilgi Formu, Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA), Madde Kullanımı İle İlgili İnançlar Ölçeği (MKİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerinin değerlendirilmesinde; yüzdelik, ortalama, standart sapma, korelasyon analizi ve t-testi kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 28.19±7.38'dir. Hastaların daha önce yatarak tedavi görme sayısı en fazla 14 kez olup ortalama 2.66±2.67, yatarak tedavi sonrası temiz kalma süresi en az 1 ay, en fazla 60 ay olup ortalama 7.02±10.81 ay olarak belirlenmiştir. Hastaların %42.8'inin daha önce yatarak tedavi gördüğü, %86.1'inin kendi kendine maddeyi bırakma denemesi olduğu saptanmıştır. Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki TMA toplam puan ortalamasının ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.05). Hastaların TMA alt ölçeklerinden içsel motivasyon ve tedaviye güven alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları son değerlendirmede ilk değerlendirmeye göre daha yüksek olup aradaki fark anlamlıdır (p<0.05), dışsal motivasyon ve kişilerarası yardım arama alt boyutlarında ise fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Hastaların tedavi tamamlandıktan sonraki MKİÖ toplam puan ortalaması ilk yatıştaki puan ortalamasına göre anlamlı düzeyde daha düşüktür (p<0.05). Sonuç olarak, madde kullanım bozukluğu olan hastaların yatarak tedavilerinin sonunda, tedavi motivasyonlarının özellikle içsel motivasyon ve tedaviye olan güvenin arttığı ve madde kullanımına ilişkin olumsuz inançların azaldığı bulunmuştur.
Yoğun bakım ünitesine kabul edilen hastalardaki kardiyak arrest varlığının nedenleri ve tedavisinin hasta sağkalımına etkisi
Kardiyopulmoner arrest (KPA), spontan solunum ve dolaşımın ani olarak durmasıdır. Kardiyopulmoner Resüsitasyon (KPR) ise spontan kalp atımı, solunum ve kalp fonksiyonlarının tekrar kazanılma çabasıdır. Kardiyak arreste ilk müdahale de primer olarak tüm doktorların görevidir. Çalışmamızın amacı yoğun bakım ünitelerine ( Dahili YB, Anestezi YB) arrest olarak gelen ve YBÜ'lerindeki tedavileri sırasında arrest olan hastaların sağkalımlarının karşılaştırılmasıdır. Bu çalışma Fırat Üniversitesi Hastanesi yoğun bakım ünitelerine 1 Ocak 2012 – 31 Aralık 2014 tarihleri arasında arrest olarak kabul edilen ve YBÜ'de tedavi sırasında arrest olan olguların arşiv kayıtları üzerinden yapıldı. Çalışmaya alınan 836 hastanın 456'sı erkek (%54,5), 380'i ise kadındı (%45.5). Grup AYB II ve Grup DYB II'de erkek cinsiyet, Grup DYB I'de ise kadın cinsiyet artmış bulundu. Gruplar arasında ortalama yaş DYB II grubunda artmış bulundu. Sistemlere göre en sık görülen primer hastalık, Grup AYB I ve Grup DYB I'de miyokard İnfarktüsü (MI), Grup AYB II ve Grup DYB II'de ise iskemik serebrovasküler hastalık (İSVH) idi. Gruplar arasında spontan dolaşımın geri dönmesi (SDGD) oranı karşılaştırıldığında, Grup AYB II'de bu oranın Grup DYB II'ye oranla yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (%45,5-14,9). Grup AYB I ve Grup AYB II'de sağkalım oranları Grup DYB I ve Grup DYB II'ye oranla yüksek olarak bulundu (%31,9-31,4/%7,7-11,2). AYBÜ ve DYBÜ'deki taburculuk oranı karşılaştırıldığında, taburculuk oranı Grup AYBÜ'de Grup DYBÜ'ye oranla yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (%10-3). Sonuç olarak Anestezi YBÜ'de takip edilen hastalarda resüsitasyon sonucunda SDGD, sağkalım ve taburculuk açısından istatistiksel anlamlı yüksek fark olduğunu tespit ettik. Başarılı girişimler sonucu kurtulan hayatlar, efektif yapılan KPR uygulamalarının faydalarını ve bu uygulamaların geliştirilmesi için harcanan çaba ve zaman yanında klavuzların ne kadar değerli olduğunu belirgin olarak ortaya koymaktadır.
Psikiyatride kullanılan hasta tespit yöntemleri ve hemşire-hekimin hasta tespiti ile ilgili görüşleri
Psikiyatri hastaları istekleri dışında tedavi olmak durumunda kalabilmekte ve zorla hastanede alıkonulabilmektedir. Bu durum ise hastanın saldırgan davranış göstermesine, kendine ve çevresine zarar vermesine neden olabilmektedir. Bu sebeple fiziksel?kimyasal tespit yöntemleri güvenlik tedbiri amacıyla uygulanması gerekmektedir.Uygulamada etik ve hukuki sorunlar yaşanabilmekte, uygulayan ve uygulanan üzerinde fiziksel ?psikolojik etki oluşturmaktadır. Uygulamada belli bir standardın olmaması, yasal boşluğun olması, uygulama hakkında sağlık personelinin yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları, devamlılığın sağlandığı etkin bir eğitimin verilmemesi nedeniyle sağlık çalışanlarının farklı tutum ve davranış sergilemelerine neden olmaktadır. Tespit uygulamasına kimin karar verdiği, hangi durumda hangi tespit yöntemi tercih edilmeli sorusuna halen cevap bulunamamış olup uygulamalar hakkında hem ülkemizde hem de dünyada yeterli araştırmaların yapılmadığı da görülmektedir.Çalışma psikiyatride çalışan hemşire ve hekimlerin tespit yöntemlerinin kullanımına ilişkin görüşlerinin alınması amacıyla yapılmış olup veriler araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile elde edilmiş ve bağımlılık testi olarak Fisher's ve Pearson ki-kare testi uygulanmıştır. Tespit yöntemlerinin kullanımı ile değişkenlerden çalışma şekli arasında( ? 2: 11.589; P: 0.001), fiziksel ve kimyasal tespitin tercihi hastanın yaşına kilosuna göre ayarlanmalıdır seçeneğinde hemşire ve hekimlerin düşüncesi arasında( ? 2: 4.458; P: 0.035), hastanın şiddet içerikli davranışlarında artış olmaması için mutlaka fiziksel/kimyasal tespit yöntemleri kullanılmalıdır seçeneğinde hemşire ve hekimlerin düşüncesi arasında ( ? 2: 14.05; P: 0.000),sağlık personeli, hasta ve hasta yakını arasında yaşanan iletişim sorunları tespit kullanımını arttırır seçeneğinde hemşire ve hekimlerin düşüncesi arasında anlamlı fark bulunmuştur( ? 2: 12.233;P:0.000).Bunun yanında tespit kullanımında eğitimin önemi vurgulanmıştır. Tespit kullanımında yasal ve etik konular hakkında her iki meslek grubu da birbirine yakın cevap verirken, hasta ve hasta yakınından onam alınması konusunda ise çekimser davrandıkları görülmektedirÇalışmanın sonuçlarına baktığımızda belirtilen görüşle klinik uygulama arasında farklılıkların olduğu, bu sebeple hemşire ve hekimlere uygulama konusunda büyük rol ve sorumluluklar düştüğü anlaşılmaktadır.Anahtar kelimeler: Tespit yöntemleri, fiziksel/kimyasal tespit, psikiyatri hemşiresi, psikiyatri hekimi
Kalp kapağı replasmanı yapılan hastalara verilen taburculuk eğitiminin değerlendirilmesi
Araştırma, kalp kapağı ameliyatı yapılan hastalara verilen taburculuk eğitiminin değerlendirilmesi amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır.Araştırma, 25 Haziran 2007 ve 19 Aralık 2007 tarihleri arasında Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp-Damar Cerrahisi Servisinde kalp kapağı ameliyatı yapılan 80 hasta üzerinde yapılmıştır. 40 hasta deney grubunu ve diğer 40 hasta kontrol grubunu oluşturmuştur.Araştırmada veriler, `Hasta Tanıtım Formu', `Öz-bakım Gücü Ölçeği', `Bilgi Değerlendirme Formu' ve `Taburculuk Sonrası Karşılaşılan Sorunlar Formu' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmacı tarafından konu ile ilgili literatür taranarak eğitim kitapçığı hazırlanmıştır.Araştırmada elde edilen veriler SPSS 12 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde ki-kare testi, Fisher's ki-kare testi, Mann-Whitney U, Wilcoxen Z, Pearson Korelasyon testi ve Kruskall Wallis testleri kullanılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; araştırma kapsamına alınan tüm hastaların ağrı, yara bölgesinin bakımı, ilaç kullanımı, beslenme, egzersizler, banyo, aktivite, kontroller, hastaneye başvurulması gereken durumlar konusunda bilgi almak istedikleri belirlenmiştir. Taburculuk eğitimi verilen deney grubundaki hastaların bilgi puan ortalamalarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu saptanmış ve bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca deney grubunda `1. ay' öz-bakım puan ortalamalarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiş ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Deney ve kontrol grubundaki hastaların taburcu olduktan sonra %12,5 : %22,5 oranında hastaneye başvurduğu saptanmış, ancak bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Taburculuk sonrası deney grubundaki hastaların `Halsizlik, güçsüzlük, yorgunluk' ve `Diş eti kanaması' sorununu daha az yaşadıkları görülmüş ve bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, kontrol grubundaki hastalarda `bulantı-kusma', `çarpıntı', `ateş', `uykusuzluk', `burun kanaması' gibi sorunların daha fazla oranda yaşandığı belirlenmiştir (p>0,05). Diğer sorunları yaşama açısından her iki grup arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05).Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Kalp kapağı ameliyatı, Taburculuk eğitimi, Öz-bakım
Kalça protezi uygulanan hastaların taburculuk aşamasındaki bilgi gereksinimlerinin saptanması
Araştırma, kalça protezi uygulanan hastaların taburculuk aşamasındaki bilgi gereksinimlerini saptamak amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 02.07.2007 - 04.01.2008 tarihleri arasında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniklerinde kalça protezi uygulanan toplam 210 hasta üzerinde uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan soru kağıdı kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hastalarla görüşülerek toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik sayılar ve ki kare önemlilik testleri kullanılmıştır. Bu çalışmada, kalça protezi sonrası taburculuk aşamasında hastaların evde bakımlarına ilişkin yeterli bilgi almadığı, evde bakımlarına yönelik bilgi gereksinimlerinin bulunduğu ve hemşirelerin taburculuk eğitiminde çok az yer aldığı belirlenmiştir. 60 yaş ve altındaki hastalarda ağrı kontrolü, cerrahi yara bakımı, ilaç kullanımı, beslenme, evdeki güvenlik önlemleri, fiziksel aktivite, egzersizler, doktora başvurulması gereken durumlar ve kontrollere yönelik bilgi alma oranının 61 yaş ve üstündeki hastalardan yüksek olduğu, ortaokul ve üstü mezunların cerrahi yara bakımı, ilaç kullanımı, beslenme, evdeki güvenlik önlemleri, fiziksel aktivite, egzersizler, doktora başvurulması gereken durumlar ve kontrollere yönelik bilgi alma oranının ilkokul ve altı mezunlardan yüksek olduğu, erkek hastaların beslenme ve fiziksel aktiviteye yönelik bilgi alma oranının kadın hastalardan yüksek olduğu, daha önce kalça protezi ameliyatı olan hastaların cerrahi yara bakımı, beslenme, evdeki güvenlik önlemleri, fiziksel aktivite, egzersizler, doktora başvurulması gereken durumlar ve kontrollere yönelik bilgi alma oranının yüksek olduğu belirlenmiş ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Kalça protezi sonrası taburculuk aşamasında hastalara planlı bir taburculuk eğitiminin verilmesi ve hemşirelerin taburculuk eğitimindeki rollerini etkin bir şekilde yerine getirebilmeleri için önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Kalça protezi, taburculuk eğitimi, bilgi gereksinimi
Yanık hastalarının taburculuk sonrası psikolojik sıkıntı düzeylerinin ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışma yanık hastalarının taburculuk sonrası psikolojik sıkıntı ve sosyal görünüş kaygı düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Başkent Üniversitesi Hastanesi Yanık ve Tedavi Merkezi'nde 2021- 2022 yılında yatarak tedavi görmüş yanık hastaları oluşturmaktadır. Başkent Üniversitesi Hastanesi Yanık ve Yara Tedavi Merkezi'nde 1 yıl içinde tedavi gören toplam hasta sayısının 39 kişi olarak bilindiği durumda örneklem büyüklüğü en az 36 kişi olarak belirlenmiştir. Bu çalışma 37 hasta ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik ve Yanıkla İlgili Bilgi Formu, Psikolojik Sıkıntı Ölçeği, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler birim sayısı (n), yüzde (%), ortanca, medyan (M) ve minimum (min), maksimum (max) değerleri olarak verilmiştir. Sayısal değişkenlere ait verilerin normal dağılımı Shapiro Wilk normallik testi ile değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılmadığı sonucu bulunmuştur. İki kategorili değişkenler için ölçek puanlarının karşılaştırmaları Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili değişkenler için ölçek puanlarının karşılaştırmaları Kruskal-Wallis H testi ile yapılmıştır. Sayısal değişkenler arasındaki ilişkiler Spearman korelasyon katsayısı ile değerlendirilmiştir. Bağımsız değişkenin (Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği) bağımlı değişken (Psikolojik Sıkıntı Ölçeği) üzerine etkisi doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre hastaların psikolojik sıkıntı toplam skor ortalaması 23,46±7,77 puan bulunmuştur. Hastaların cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve yaş değişkenlerine göre psikolojik sıkıntı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; yanık yüzdesi ve yanık türüne göre ise psikolojik sıkıntı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Hastaların sosyal görünüş kaygısı toplam skor ortalaması 50,70±13,66 puan bulunmuştur. Hastaların cinsiyet ve gelir düzeyi değişkenlerine göre sosyal görünüş kaygısı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı; medeni durum, eğitim düzeyi, yaş, yanık yüzdesi ve yanık türüne göre sosyal görünüş kaygısı ölçeğinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ölçeği ile Sosyal Görünüş Kaygısı ölçeği arasında pozitif yönlü orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sosyal Görünüş Kaygısı ölçek puanlarının Psikolojik Sıkıntı puanlarına etkisi doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Modele göre sosyal görünüş kaygısı puanları arttıkça psikolojik sıkıntı puanlarının 0,563 puan arttığı belirlenmiştir. Psikolojik sıkıntı ve sosyal görünüş kaygısı düzeylerini etkileyen medeni durum, eğitim düzeyi, yanık yüzdesi, yaş, yanık türü değişkenleri göz önüne alınarak yanık hastalarına uygulanacak psikolojik destek çalışmalarında yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Gastrointestinal kanamayla taburcu olan hastalarda anemi prevelansı ve klinik yaklaşım
Amaç: Akut gastrointestinal sistem kanamaları sıktır. Bu hastaların taburculukları sırasında anemi sıklıkla gözlenmektedir. Bu hastaların hem taburculuk sonrası izlemi hem de anemi tedavilerine yönelik çalışmalar kısıtlıdır ve bu konu ile ilgili kılavuzlar bulunmamaktadır. Bu çalışmada A-GİS kanaması geçiren hastalarda taburcu olurken ve takip eden 3 aylık süreçte anemi prevalansı ve anemiye yaklaşım değerlendirilmiştir. Hastalar ve Yöntem: Hastanemize Ocak 2015 – Mayıs 2016 tarihleri arasında A-GİS kanamasıyla yatan 197 hasta retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Taburculuk sırasında anemi WHO kriterlerine göre hemoglobin değerinin erkeklerde 13 g/dL, kadınlarda ise 12 g/dL'nin altında olması olarak kabul edilmiştir. Bulgular: A-GİS kanama nedeniyle hastaneye yatan hastaların 129'na üst GİS endoskopi, 3'üne enteroskopi, 45'ine alt GİS endoskopi, 8'ine üst ve alt GİS endoskopi, 2'sine üst, orta ve alt GİS endoskopi uygulanmış, 10 hastaya işlem uygulanamamıştır. Hastaların 69'una endoskopik terapötik girişim yapılmıştır. Hastaların hastanede kalış süresi; 9.66±13.84 gün iken, yatış sırasında hastaların %67'ne, ortalama 3.5±5.89 ünite eritrosit süspansiyonu transfüze edilmiştir. Hastaların taburculuk sırasındaki ortalama Hb değeri 9.85±1.67 g/dL'dır. Hastaların %92.4'de (K %91.1, E %93.2, üst GİS kanama %93.9, orta GİS kanama %100, alt GİS kanama %86.8) taburculuk sırasında anemi saptanmıştır. Anemi saptanan hastaların %9.7'sine taburculuk sırasında demir tedavisi reçete edilmiştir. 197 hastanın %33 kadarı taburculuk sonrası ilk üç ay içerisinde tekrar değerlendirilmiş ve bunların da %80'inde halen aneminin devam ettiği saptanmıştır. Sonuç: A-GİS kanamalı hastalar taburcu edilirken anemi oranı yüksektir. Çoğu hasta anemiye yönelik bir reçete almadan taburcu olmaktadır. İzlemde kontrol başvuruları yetersiz olup, hastalarda anemi devam etmektedir. Bu konuda uygulanacak tedavi ve takibin nasıl olması gerektiğiyle ilgili daha geniş sayılı hasta çalışmalarına ve bu konuda görüş birliğinin sağlandığı kılavuzlara ihtiyaç vardır.
Açık kalp ameliyatı olan hastaların bilgilenme gereksinimlerinin belirlenmesi
Açık kalp ameliyatı olan hastaların bilgilenme gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen bu çalışma, tanımlayıcı türdendir. Bu çalışma 15 Şubat ile 1 Temmuz 2011 tarihleri arasında bir vakıf üniversitesi hastanesinin üç ayrı ilde bulunan hastanelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini açık kalp ameliyatı gerçekleştirilen 238 hasta oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından oluşturulan hasta tanıtım formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) ile toplanmıştır. Veriler SPSS 16.0 programına aktarılmış, tanımlayıcı (ortalama, yüzde) veri özelliklerine göre parametrik ve nonparametrik testler kullanılmıştır. Hastaların %48.7'sine kalp kapak ameliyatı, %45.8'ine koroner arter bypass greft (KABG) ve % 5.5'ine KABG+ kapak ameliyatı yapılmıştır. Hastaların HÖGÖ toplam madde puan ortalamasının 222±26.36 olduğu, alt ölçeklerden alınan puanların ortalamasının ise 21.28±2.65 ile 40.68±4.65 arasında değiştiği belirlenmiştir. Hastaların HÖGÖ alt ölçek puan ortalamaları arasında en yüksek olanları sırasıyla ?tedavi ve komplikasyonlar?, ?yaşam kalitesi? ve ?ilaçlar? alt ölçekleridir. En düşük puan ise ?duruma ilişkin duygular? ve ?toplum ve izlem? alt ölçeklerinden elde edilmiştir. Tüm alt ölçeklerden elde edilen puanlar ölçeğin likert yapısına göre ?çok önemli? ile ?son derece önemli? kategorileri arasında yer almaktadır. Bu durum toplam ve alt ölçekler için hastaların öğrenim gereksinimlerinin yüksek olduğunu göstermiştir. Hastaların HÖGÖ'den aldıkları puanların arasındaki fark hastanelere, gelir-gider durumlarına, mesleklerine, cerrahi türüne ve taburculuk eğitimi alma durumları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu sonuçlar dikkate alınarak mevcut taburculuk eğitim içeriklerinin tekrar gözden geçirilmesi ve eğitimin etkinliğinin artırılması için hasta özelliklerinin, gereksinimleri ve hastaya uygun eğitim yöntemleri dikkate alınarak taburculuk eğitiminin planlanması önerilmektedir.
Yanıklı çocukların ailelerinde taburculuk sonrası yaşadıkları sorunların ve nedenlerin belirlenmesi
Amaç: Çalışmanın amacı, yanıklı çocukların ailelerinde taburculuk sonrası yaşadıkları sorunların ve nedenlerin belirlenmesidir. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı kesitsel olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini 15.01-15.05.2015'de Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği'ne gelen 162 yanıklı çocuğun ailesi oluşturdu. Veriler, literatür doğrultusunda geliştirilen çocuk ve aile tanıtıcı bilgi formu, taburculuk sonrası ailelerin yaşadıkları sorunlara yönelik bilgi formu ve durumluk anksiyete ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde SPSS 16.0 paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sosyo-demografik ve yanık özellikleri, yaşanan sorunlar için sayı, yüzde ve ortalama kullanıldı. Sosyo-demografik ve yanık ile ilgili özellikler ile yaşanan sorunlar arasındaki ilişkiyi göstermek için çok gözlü ki-kare testi uygulandı. Yanıklı çocukların ailelerinde yaşanan sorunlar ile durumluk anksiyete puan ortalamalarının karşılaştırılmasında iki ortalama arasındaki farkın anlamlılık testi uygulandı. Bulgular: Çalışmada çocukların % 54.3'ünün erkek, % 70.4'ünün sıcak su ile yandığı saptandı. Çocukların %72.8'inin %1-10 arasında yanık yüzey alanına sahip, % 46.3'ünün II.derece yüzeyel yanığı olduğu belirlendi. Ailelerin taburculuk sonrası durumluk anksiyete puanı 47.03±7.48'dir. Ailelerin %81.5'inin banyo, %77.8'sinin sosyal iletişim, %63.0'nün giyinme, %61,7'sinin ilaç kullanma, %54.3'nün egzersiz yapma, %40.7'sinin beslenme, %34.6'sının pansuman yapma konularında sorun yaşadığı belirlendi. Sonuç: Annenin yaşı, öğrenim durumu ve mesleği ile taburculuk sonrası pansuman yapma; babanın mesleği ile egzersiz yapma, öğrenim durumu ile ilaç kullanma ve pansuman yapma; yaşanılan şehir ile ilaç kullanma, toplam vücut yüzey alanı ve eğitim-danışmanlık alma ile ilaç kullanma arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Ailelerin taburculuk sonrası yaşadıkları sorunların belirlenmesi ve girişimlerin uygulanması için hemşirelerin düzenli aralıklarla ev ziyareti yapması ya da yanık hemşirelerin telefonla danışmanlık yapması önerilmektedir.
Doğum sonrası taburculuk eğitiminin annelerin taburculuğa hazır oluşluklarına etkisi
Araştırmanın amacı, doğum sonrası taburculuk eğitiminin annelerin taburculuğa hazır oluşluklarına etkisini incelemektir. Araştırma Ocak-Ekim 2016 tarihleri arasında Denizli Devlet Hastanesi'nde yer alan Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde, randomize kontrollü yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmaya eğitim grubuna 110 ve kontrol grubuna 114 olmak üzere toplam 224 sezaryen ile doğum yapmış anne alınmıştır. Araştırmacı tarafından eğitim grubunda yer alan annelere doğum sonrası birinci gün taburculuk eğitimi verilmiş ve eğitimin sonrasında hazırlanan kitapçık dağıtılmıştır. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu (HTHÖ–YDAF) ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile Ki-kare, Student t, Mann-Whitney U testi ve Fisher's Exact testi kullanılmıştır. Eğitim ve kontrol grubundaki annelerin sosyo-demografik ve obstetrik özellikleri, bebeklerine ilişkin özellikleri ve doğum sonrası döneme ilişkin özelliklerinin benzer olduğu saptanmıştır. Eğitim grubundaki annelerin HTHÖ-YDAF'nin toplam ortalama ölçek puanı (176,61±22,423) kontrol grubu annelerin toplam puan ortalamalarından (169,94±26,093) daha yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (t=2,049 p=0,042). HTHÖ-YDAF'nin ölçeğin alt boyutlarından bilgi ve yetenek alt boyut puanlarının eğitim grubu annelerin kontrol grubu annelerden istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek (sırasıyla U=4237,000 p=0,000, t=2,010 p=0,046) olduğu ancak, kişisel durum ve beklenen destek alt boyut puanları arasında istatistiksel fark bulunmamıştır (sırasıyla t=0,485 p=0,628 U=5785,500 p=0,312). Çalışmamızda, doğum sonrası dönemde verilen taburculuk eğitiminin annelerin taburculuğa hazır oluşluk durumlarını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Total kalça protezi ameliyatı öncesi ve sonrası verilen taburculuk eğitiminin günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, Total Kalça Protezi ameliyatı öncesinde ve sonrasında verilen taburculuk eğitiminin hastaların günlük yaşam aktivitelerine ve yaşam kalitesine etkisini incelenmek amacıyla yarı deneysel bir çalışma olarak planlanmıştır. Çalışma; Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji servisinde, total kalça protezi ameliyatı olmak üzere kabul edilmiş olan hastalara 15 Temmuz 2013- 15 Temmuz 2014 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmaya, 18-65 yaş arasındaki 25 kişi deney, 25 kişi de kontrol grubu olarak alınmıştır. Çalışmada veriler sosyo demografik bilgiler içeren hasta tanıtım formu, ve yaşam kalitesi ölçeği SF-36 ile Katz günlük yaşam aktiviteleri ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği toplanmıştır. Hastalar ameliyat öncesi, sonrası birinci ve üçüncü aylarda evlerinde ziyaret edilmiştir. Deney grubu hastalarına ameliyat öncesi ve sonrasında taburculuk eğitimi uygulanmış, kontrol grubu hastaları ortopedi kliniğinin rutin prosedürüne bırakılmıştır. Çalışmada kullanılan hipotezler için verilerin normal dağılıma uygunluğunu Tek Örneklem Kolmogorov Smirnov testi kullanarak homojenite durumu ise Homogeneity of variance testi kullanılarak belirlenmiştir. Parametrik olmayan veriler için ise; Ki-Kare Testleri, Friedman Testi, Mann Whitney-U gibi uygun yöntemler seçilmiştir. Tanımlayıcı veriler, yüzdelik, ortalama±standard sapma (SS) veya ortanca (min-max) olarak verilmiştir. Tip 1 (α) hata düzeyi 0,05 olarak alınmıştır. Ayrıca kontrol ve deney grubu verilerinin ortalama değerleri Mann Whitney-U testi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Veri analizi için bir istatistik programı (Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) for Windows 18 (SPSS Inc.,Chicago,IL, USA lisans no:10241440) kullanılmıştır. Araştırma verilerine göre, kontrol grubu hastaların yaş ortalaması 55,96 (±10,26 min:26, max:65), deney grubu hastalarında 53,88 (±10,28 min:29, max:64) olarak saptanmıştır. Kontrol ve deney grubundaki hastaların 16'sının (% 64) kadın, 9'unun (%36) erkek olduğu, kontrol grubu hastaların 15'inin (%60 ) ilköğretim mezunu, deney grubu hastaların 19'unun (%76 ) ilköğretim mezunu olduğu saptanmıştır. Çalışmada günlük yaşam aktiviteleri açısından ameliyat öncesinde iki grup arasında fark bulunmazken (p>0,05), birinci ve üçüncü aylarda ileri derecede anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Yine ameliyat öncesinde SF-36 ölçeği alt bileşenlerinden alınan puanlar açısından iki grup arasında fark bulunmazken (p>0,05), üçüncü ayın sonunda fiziksel fonksiyon, fiziksel rol, ağrı, vitalite, emosyonel rol ve mental sağlık alt bileşenlerinde ileri derecede anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Araştırmada; Total kalça protezi ameliyatı olan hastalara taburcu olmadan verilen hasta eğitimin etkinliğini belirlemede geçerliliği kabul görmüş Katz günlük yaşam aktiviteleri ölçeği ve SF 36 yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak sınanmıştır. Hemşirelerin eğitici rolünü kullanmaları sağlanarak, hemşirelik hizmetlerinin planlanması ve hastaların evde bakım ihtiyaçlarını belirlenmesi için hasta ve yakınlarına yol gösterici olduğu saptanmıştır. Araştırma bulguları var olan literatür ışığında tartışılmıştır. Sonuç olarak; total kalça protezi ameliyatı sonrasında verilen taburculuk eğitimi ile deney grubu hastalarının yaşam kalitelerinde artış olduğu ve günlük yaşam aktivitelerinin olumlu yönde etkilendiği belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Total kalça protezi, günlük yaşam aktivitesi, yaşam kalitesi, taburculuk eğitimi
Çok düşük doğum ağırlıklı preterm bebeklerin taburculuk sonrası büyümeleri
ÇDDA'lı bebekler büyümeleri ve gelişmelerine rağmen 2 yaş değerlendirmesinde büyük bir oranının term yaşıtlarına göre büyümeleri geri kalmıştır. Bu bebeklerde morbidite ve mortaliteyi önlemek için uygun zamanda doğum öncesi konsültasyon, erken postnatal beslenme, daha sonraki beslenme, büyüme ve gelişiminin hassasiyetle takip edilmesi çok önemlidir. Bu çalışmada, çok düşük doğum ağırlıklı (ÇDDA) preterm bebeklerin düzeltilmiş 2. yaşına kadar olan büyüme özelliklerinin araştırılması, büyümeyi yakalama zamanı ve büyümeye etki eden faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinden taburcu olan ve taburculuk sonrasında Yenidoğan Polikliniğinde izlenen doğum ağırlığı 1500 gr ve altı olan 77 preterm bebek dahil edildi. Dosya kayıtlarından olguların demografik bilgileri, obstetrik özgeçmişi, prenatal, natal ve postnatal klinik özellikleri, hastanede izlem süresi, bu sürede geçirdiği morbiditeler, mekanik ventilasyon (MV) süresi, düzeltilmiş 2. yaşına kadar olan ağırlık, boy ve baş çevrelerini içeren büyüme verileri retrospektif tarama yapılarak değerlendirildi. Doğumdaki ve taburculuktaki büyüme verileri Fentonun prematüre bebekler için büyüme eğrileri referans alınarak değerlendirildi. Büyüme verileri olguların düzeltilmiş yaşlarına göre değerlendirildi. 40. GH-6.-12.-18. ve -24. aylardaki büyüme verileri Türk çocukları için düzeltilmiş büyüme persentil eğrileri ve Z skorlama sistemi ile değerlendirildi. Büyümeyi yakalama yaşa göre ağırlık, boy, baş çevresinin -2 SDS ve üzerinde devam etmeye başladığı ay olarak kabul edildi. İstatistiksel değerlendirme Shapiro-Wilk testi ve Mardia; (Dornik and Hansen omnibüs) testi, Leneve testi, Paired-Samples T test, General Linear Model-Repeated Anova (Post Hoc analizi için Bonferroni), Pearson Correlation ve Spearman's rho testleri ile yapıldı. Çalışmaya alınan ÇDDA 77 olgunun %51'i erkekti ve %83'ü AGA, %12'si SGA, %5'i LGA bebek idi. Ortalama yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatış süresi 41,5±19,94 gün olan olguların %79,2'sine RDS, %7,8'ine BPD, %26'sına PDA, %44,2'sine sepsis, %5'ine evre 2 NEK tanısı konulmuştu. Olguların %9'u üç günden fazla steroid tedavisi almıştı. Doğumdaki boy, ağırlık ve baş çevresi persentil ortalamaları taburculuktaki ortalama değerlerinden anlamlı derecede daha büyüktü (P<0,001). 40. GH, 6. ay, 12. ay, 18. ay ve 24. ay ağırlık, boy ve baş çevresi SDS'leri ile taburculuktaki ağırlık ve baş çevresi persentili arasında anlamlı pozitif bağıntı saptandı (p<0.005). İzlemdeki büyüme verileri ile taburculuk gebelik haftası arasında istatistiksel olarak negatif bağıntı saptandı (p<0,05). Ağırlık, boy ve baş çevresi aylık SDS'lerinin cinsiyet göre dağılımları değerlendirildiğinde anlamlı fark saptanmadı (p=0.117). Aylara göre ağırlık, boy ve baş çevresi SDS'leri değerlendirildiğinde 40. gestasyon haftası ile 6. ay arasında SDS kaybının arttığı, 6. ayda en düşük değerine ulaştığı ve sonrasında ise SDS artışının olduğu saptandı. ÇDDA bebeklerin %98,7'si düzeltilmiş 2. yaşında ağırlık, boy ve baş çevresinde büyümeyi yakalamakla birlikte her 3 büyüme parametresinin SD değerleri düşük saptandı. Olguların 40. GH, 6. ay, 12. ay ve 18. ayda ağırlık ve boya göre baş çevresinin büyümeyi yakalama oranının daha düşük olduğu saptandı. BPD, kanıtlanmış sepsis, RDS, üç günden fazla steroid tedavisinin somatik büyümeyi etkilediği saptandı. PDA ve ibuprofen tedavisinin baş çevresi üzerine sınırda anlamlı etkili olduğu saptandı. AGA ve SGA bebeklerin düzeltilmiş 2. yaşındaki büyümeyi yakalama verileri arasında fark yoktu. Fakat SGA olguların izlemlerinde büyümeyi yakalama yüzdesi AGA bebeklerden istatistiksel olarak anlamlı düşüktü. Simetrik SGA'lı 1 bebek (%1,3) tüm büyüme parametrelerinde (ağırlık, boy ve baş çevresi) büyümeyi yakalayamadı. Çalışmamızın sonucunda düzeltilmiş yaş 6. ayına kadar büyüme SD değerlerinde azalma saptanması bu dönemde ÇDDA bebeklerin büyüme verileri açısından yakından izlenerek uygun beslenme ve tedavi desteği için geç kalınmaması gerektiğini göstermektedir. Baş çevresi takibinin hem nöromotor gelişimin hem de somatik büyümenin takibinde önemli bir parametre olduğu görülmektedir. YYBÜ'de yatarken özellikle baş çevresi olmak üzere büyüme parametrelerinin sürekli izlenerek gerekli destek tedavisinin yapılmasının preterm bebeklerin ileri dönemdeki somatik büyümeleri üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. BPD, kanıtlanmış sepsis, RDS, üç günden fazla steroid tedavisinin, PDA ve ibuprofen tedavisinin somatik büyümeyi etkilediği görülmektedir. AGA ve SGA bebeklerin düzeltilmiş 2. yaşındaki büyümeyi yakalama verileri arasında fark olmadığı ancak SGA olguların izlemlerinde büyümeyi yakalama yüzdesinin AGA bebeklerden daha düşük olduğu görülmektedir. Bu konuda daha net çıkarımlar ve önerilerin yapılabilmesi için geniş popülasyonlu ve uzun dönem sonuçları içeren çalışmalara gereksinim vardır.
Febril nötropenik hastalarda crp, prokalsitonin, galaktomannan, kan grubu gibi biyobelirteçlerin prognoza etkisi
Amaç: FN, kanser hastalarında mortalite ve morbiditenin en önemli faktörlerinden birisidir. Bu çalışmanın amacı, febril nötropenik hastalarda crp, prokalsitonin, galaktomannan ve kan grubu gibi belirteçlerin prognoza etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya FNA tanısı konulan, 18 yaş ve üzeri 69 erkek, 33 kadın toplam 102 hasta dahil edilmiştir. Toplam 192 FNA değerlendirilmiştir. Analizler atak sayısı üzerinden yapılmıştır. Hastalar MASCC skoruna göre düşük, yüksek riskli olarak gruplara ayrılmıştır. Ek olarak, CİSNE skoru ile hastaların prognostik durumu istatiksel olarak kıyaslanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 18 istatistik programında analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık için p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 55 yıl olup, %67,7'si 65 yaşın altındadır. Hastaların %67,2'si erkek ve %32,8'i kadındır. Hastaların ortalama taburculuk süresi 27,8 gün olup, NP'de kalma süresi ortalama 13,8 gün olarak bulunmuştur. 26 gün ve üzerinde taburcu olma durumu, NPA süresi 12 gün ve üzerinde olanlarda 12,707 kat daha fazla bulunmuştur. ALL tanısı alanların taburculuk süresi diğer hastalardan uzundur. Başlangıç CRP, PCT ve GAL değerleri ile taburculuk süresi ve NPA süresi arasında her hangi bir ilişki bulunmamıştır. Bakteriyemi gelişen hastalarda GAL ve PCT değerleri daha yüksektir. GAL yüksekliği piperasilin-tazobaktam kullanımına bağlanmıştır. FNA sonrası PCT baktıktan ortalama 17,2 gün sonra PCT bakmak, enfeksiyon ciddiyetini ve hastanede yatışı öngörmede anlamlıdır. CRP'nin bakteriyemi ve prognozu öngörmede etkisi yok gibi gözükse de, FNA süren hastalarda ortalama olarak 6-7 günde bir bakmak uzun süre hastanede yatışı öngörmede kullanılabilecek bir biyobelirteç olabilir. Proflaktik Ab ve Af alan hastaların almayanlara göre hastanede yatış sürelerinin daha fazla olduğu bulunmuştur. Proflaktik olarak Ab ve Av alan hastaların anlamlı olarak sağkalımlarının daha iyi olduğu, Af kullanımı ile genel sağkalım arasında anlamlı bir ilişki saptanmadığı görülmüştür. Tedavi sonucu kaybedilen ve hayatta kalan hastaların taburculuk ve NPA süresi arasında her hangi bir ilişki bulunmamıştır. MASSC ve CİSNE skoru ile taburcu olma ve NPA süresi arasında her hangi bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç: NPA süresi taburcu olmaya doğrudan etki etmiştir. NPA süresi uzun olan hastaların, taburculuk süresi uzundur. Başlangıç CRP, PCT, GAL değerleri, kan grubu, MASSC ve CİSNE skoru ile taburcu olma ve NPA süresi arasında ilişki bulunamamıştır. PCT yüksekliği bakteriyemi gelişebileceğinin habercisi olabilir. Belirli zaman aralıkları ile bakılan CRP ve PCT değerleri hastanede yatış süresinin uzadığını öngörebilir. Anahtar Kelimeler: Febril Nötropeni, Taburculuk Süresi.
Kanser hastalarının hemşireler tarafından verilen taburculuk eğitimine ilişkin değerlendirmelerinin belirlenmesi
Araştırma, kanser hastalarının hemşireler tarafından verilen taburculuk eğitimine ilişkin değerlendirmelerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Temmuz-Kasım 2007 tarihleri arasında, Dokuz Eylül Üniversitesi Muzaffer Müfit Kayhan Onkoloji Hastanesi erişkin hematoloji ve onkoloji kliniklerinden taburcu olması planlanan 169 hasta oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, ?Sosyo-Demografik Özellikler? soru formu ve ?Hastaların Hemşireler Tarafından Verilen Taburculuk Eğitimini Değerlendirme? anketi kullanılmıştır. Veriler hastalarla taburcu olmadan 24-48 saat önce görüşülerek toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, sayı ve yüzdelik dağılım, t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır.Çalışmada yer alan hastaların taburculuk anketinden alabilecekleri maximum puan 36 olmasına rağmen, hastalar ortalama 1.65 puan almıştır. Hastaların % 59' unun 0 puan alarak taburculuğu sırasında hemşirelerden bilgi almadıkları saptanmıştır. Taburculuk değerlendirme anketinden alınan puan ile yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, meslek durumu, çalışma durumu, sosyal güvencesi, gelir durumu, tanı, hastalık süresi, daha önce hastaneye yatma durumu, yatış süresi, tedavi, evde bakımına yardımcı olacak kişinin varlığı arasında anlamlı bir farklılık saptanamamıştır ( p > 0.05).Çalışmada elde edilen sonuçlar doğrultusunda hasta ve yakınlarına gereksinimleri doğrultusunda hastalık, prognozu, tedavi ve yan etkileri, hastalık ve tedavinin sosyal, iş ve cinsel yaşam üzerine etkileri konularını içeren taburculuk eğitiminin hasta taburcu olmadan en az 24-48 saat içinde yapılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Kanser Hastaları, Taburculuk Eğitimi, Bilgi Gereksinimi, Hemşirelik.
Total diz protezi ameliyatı geçiren hastaların taburculuktaki öğrenme gereksinimlerinin belirlenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Total diz protezi (TDP) ameliyatı; osteoartrit, romatoid artrit ve gonartroz gibi nedenlerden dolayı uygulanan cerrahi girişimlerden biridir. Taburculuk sonrasında da hastaneye sürekli yatışlar ve buna bağlı enfeksiyon gibi olumsuzlukların önlenebilmesi için verilecek taburculuk eğitiminin hastanın gereksinimlerini karşılaması gerekmektedir. Bu bağlamda bu çalışma TDP ameliyatı geçiren hastaların taburculuktaki öğrenme gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma evrenini bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi ortopedi servisinde 18 yaş ve üzeri total diz protezi ameliyatı geçirmiş hastalar, araştırma örneklemini ise çalışmayı katılmayı kabul eden 60 hasta oluşturdu. Hastalar ile ameliyat sonrası dönemde Kişisel Veri Formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) kullanılarak görüşüldü. BULGULAR: Ameliyat olan hastaların ortalama yaşları 65,03±6,88 olup BKİ ortalaması 29,58±3,52 dir. Hastanede yatış süre (gün) ortalaması 5,30±1,69 iken %78,3'ü kadın, %88,3'üne spinal anestezi uygulanmıştı. Hastaların ve bakım verenlerin hepsi evde bakıma yönelik taburculuk eğitimi almıştı. Hasta öğrenim gereksinimleri ölçek skoru 168,90±32,34 tür. Hastaların ölçek alt gruplarından en yüksek önemlilik düzeyi puanının tedavi ve komplikasyonlar olduğu görüldü. SONUÇ: Hastaların öğrenim gereksinimlerinin orta derecede önemli olduğu saptandı. Spinal anestezi olanların ilkokul ve üstü eğitim durumu olup bekâr olanlar ile geliri giderinden az olanların hasta öğrenim gereksinimleri önemlilik düzeyleri daha yüksek olduğu saptandı. Daha önce ameliyat olmayanların hasta öğrenim gereksinimleri ölçeği alt boyutlarından duruma ilişkin duygular ve tedavi komplikasyonlar alt boyutlarından ameliyat olanlara göre önemlilik düzeyleri daha yüksek olduğu görüldü. TDP ameliyatı olan grup genellikle ileri yaş grubunda olduğundan hemşirelerin ileri yaş grubuna yönelik vücut sistematiğine hâkim olması bakım verirken ve hasta ile iletişime geçerken oldukça önemlidir. Anahtar Sözcükler: Total Diz Protezi, Hasta Öğrenim Gereksinimleri, Taburculuk Eğitimi
Cerrahi kliniğinde yatan hastaların perioperatif uygulamalarının Eras protokolüne uygunluğunun ve hasta sonuçlarına etkisinin değerlendirilmesi
ERAS Protokolü, cerrahi girişim geçiren hastalarda, cerrahi nedeniyle gelişebilecek fonksiyon kayıplarının minumuma indirilmesi, postoperatif komlikasyonaların önlenmesi ve iyileşme süresinin hızlanması bakımından, perioperatif klinik uygulamalar için etkili / önemli bir yaklaşımdır. Bu araştırmada, genel cerrahi kliniğinde cerrahi geçiren hastaların prospektif olarak gözlenmesi ve perioperatif uygulamaların ERAS Protokolüne uygunluğunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte planlanan araştırmada Kasım 2016-Ocak 2017 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde opere olan 405 hasta değerlendirilmiştir. Araştırmaya dahil edilen hastalara hiçbir müdahalede bulunulmaksızın, kliniğin rutin uygulamaları, ERAS protokolüne göre hazırlanılan anket formu kullanılarak kayıt edilmiştir. Araştırma bulguları incelendiğinde; preoperatif dönemde, hastaların tamamına sözel bilgilendirme yapılması, %98.5' ine antibiyotik profilaksisi uygulanması, hiçbir hastaya premedikasyon tedavi yapılmaması, intraoperatif dönemde; mümkün olan en küçük cerrahi kesinin tercih edilmesi, postoperatif dönemde; analjezinin sağlanmasında ilk tercihin parasetamol olması (%99.5) ERAS protokolü ile uyumlu olan uygulamalardır. Preoperatif dönemde; mekanik bağırsak temizliği yapılması(%37), hiçbir hastaya oral karbonhidrat verilmemesi ve açlık süresinin uzun tutulması (10.91 ± 4.79 saat), sigara kullanımın devam etmesi (%20), intraoperatif dönemde; uzun süre etkili anestezik ajanların tercih edilmesi, nonmoterminin sağlanması için hiçbir hastaya gerekli uygulamaların yapılmaması, hastaların %44.4'üne dren yerleştirilmesi, postoperatif dönemde; erken oral beslenmeye başlanmaması, hastaların %87.7'sine üriner kateterizasyon uygulanması ERAS protokolü ile uyum göstermemektedir. Araştırma sonucunda rutin klinik uygulamaların ERAS protokolüne uygunluğu bakımından yeterli olmadığı saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının bilinçlendirilmesi için, ERAS protokolü hakkında eğitimler hazırlanması ve bu eğitimlere katılımın desteklenmesi, multidisipliner yaklaşımla hastanın ilk kabulünden taburculuğuna kadar, ERAS ögelerine göre bireyselleştirilmiş bakım almasının sağlanması ile ERAS protokolüne uyum oranının artabileceği düşünülmektedir.
Günübirlik cerrahi geçiren hastaların taburculuk sonrası evde bakım sırasında karşılaştıkları güçlükler, başetme yöntemleri ve bilgilendirilme gereksinimleri
GİRİŞ VE AMAÇ: Araştırma, günübirlik cerrahi geçiren hastaların taburculuk sonrası evde bakım sırasında karşılaştıkları güçlükler, başetme yöntemleri ve bilgilendirme gereksinimlerinin tespit edilmesi amacıyla tanımlayıcı, ilişki arayıcı ve prospektif olarak yapıldı. GEREÇ ve YÖNTEM: Araştırmanın evrenini; cerrahi kliniklerinde 01.01.2017- 01.12.2017 tarihleri arasında günübirlik cerrahi uygulanan yetişkin hastalar; örneklemini ise 101 hasta oluşturdu. Veriler; literatür doğrultusunda hazırlanan sosyo-demografik özellikleri içeren anket formu, Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak ve taburculuk sonrası (ilk 24 saat, 72. saat ve 7.-10.güne kadar) takip edilerek elde edildi. Verilerin analizinde; IBM SPSS Statistic 23 programı, Kolmogorov-Smirnov Testi, Shapiro Wilk Testi, Kruskal Wallis Varyans Analizi, Friedman Testi ve Mann-Whitney U Testi kullanıldı. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 50,577±17,71 idi. %51,5'i hekimin isteğiyle ameliyata bir hafta önce karar verdiğini belirtti. Hastaların günübirlik cerrahiyi seçme nedenlerine baktığımızda %81,2'si günü birlik cerrahinin ekonomik olması ve %15,8'i hastanede yatmayı gerektirmemesi nedeniyle tercih ettiklerini belirtmiştir. Çalışmaya katılan hastaların çoğunlukla cerrahi girişime ilişkin (%95) ve uygulanacak anestezi (%88,1) ile ilgili konularda ameliyatı yapacak hekim tarafından (%89,1) bilgilendirildikleri ve %64.4'ünün bu bilgilendirmeyi yeterli buldukları görüldü. Ameliyat sonrası dönemde semptomların şiddeti ortalama olarak hafif düzeyde olmakla birlikte 7-10. güne kadar devam ettiği, bununla birlikte semptomların şiddetinin zaman içinde istatistiksel olarak anlamlı bir biçimde azaldığı görüldü (p<0,05). SONUÇ: Sonuç olarak, yeterli bilgilendirme yapılan hastaların çoğunlukla günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorlanmadıkları veya semptomlarla daha iyi başa çıkabildikleri gözlemlendi. Hastaların öğrenim gereksinimleri dikkate alınarak hasta eğitiminin planlanması, hastaların cerrahiye ilişkin sorunlarla başetmesini kolaylaştıracağı, yaşam kalitesini arttıracağı kanaatindeyiz. Anahtar Sözcükler: günübirlik cerrahi, günlük yaşam aktivitesi, yaşam kalitesi, öğrenim gereksinimi, hemşirelik