Tavukçuluk
54 theses under this subject heading
Ticari olarak satılan paket tavuklarda Salmonella Spp. ve Camyplobacter Spp. varlığının araştırılması
Salmonella ve Campylobacter türleri tüm dünyada en sık rastlanılan önemli gıda kaynaklı patojenler olup, tavuk etiyle insanlara bulaşabilmektedir. Kanatlıların barsak florasında bulunan bu bakteriler hayvanın kesim ve paketlenme işlemi sırasında etin kontamine olmasıyla insana bulaşarak gastroenterit nedeni olmaktadır. Bu çalışma ticari olarak satılan farklı tavuk ürünlerinde bu iki bakteriyel etkenin varlığının araştırılması ve saklama koşullarına bağlı olarak bakteriyel yükün değişiminin moniterize edilmesi amacıyla yapılmıştır. Piyasada satılmakta olan 8 ulusal (Grup I) ve Gaziantep'de satılan 8 yerel markaya (Grup II) ait tüm tavuk ve but örnekleri alınmıştır. Alınan örnekler 2-8 °C'de saklanmıştır. Alınan örneklerden paketlenme tarihleri baz alınarak 1., 8. ve 15. günlerde örnek alınmıştır. Örnekler ön zenginleştirme ve homojenizasyonunun ardından, CHROMagar Campylobacter kromojenik agar besiyeri, xsiloz lysine deoxicholate agar, koyun kanlı agar, eosine metilen blue agara inoküle edilmiştir. Üremiş olan bakterilerin tanımlanması konvansiyonel yöntemler ve Vitek2 bakteri tanımlama sistemiyle yapılmıştır. Grup I'de 8 farklı markanın 4'ünde (%50), Campylobacter, 2'sinde (%25) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 17'sinde (%35.4) Campylobacter izole edilmiş olup, bunların 9'unun termofilik Campylobacter olduğu saptanmıştır. Örneklerin 3'ünde (%6.3) Salmonella saptanmıştır. Örneklerin tümünde Salmonella dışı enterik bakteri (SDEB) izole edilmiştir. Grup II'de 8 farklı markanın tümünde (%100)Campylobacter, 3'ünde (%37.5) Salmonella saptanmıştır. Örnek bazlı bakıldığında 48'örneğin 22'sinde (%45.8) Campylobacter tespit edilmiştir. Bunlardan 15'inin (%68.9) termofilik Campylobacter grubunda yer aldığı saptanmıştır. Örneklerin 7'sinde (%14.6) Salmonella saptanmıştır. Çalışmaya alınmış olan tüm markalarda Campylobacter ve/veya Salmonella üremesi olmuştur. Salmonella ve Campylobacter saptanması açısından iki grup arasında istatistiksel fark bulunmamıştır. Buzdolabı koşullarında bekletilen örneklerde süre geçtikçe bakteriyel yükün artığı saptanmıştır. Bu patojenlerin tavuk etlerinde eliminesi için, tüm üretim prosedürlerine uyularak çapraz kontaminasyon engellenmesi ve personel hijyenini sağlanmasının bu etkenlerle oluşan enfeksiyonlardan korunma açısından önemli olduğu düşünülmektedir
Adana ili ve çevresindeki yumurta tavukçuluğu işletmelerinde amonyak ve hidrojensülfür gazlarının oluşum düzeylerinin belirlenmesi
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ ADANA İLİ VE ÇEVRESİNDEKİ YUMURTA TAVUKÇULUĞU İŞLETMELERİNDE AMONYAK VE HİDROJENSÜLFÜR GAZLARININ OLUŞUM DÜZEYLERİNİN BELİRLENMESİ İLKER ÖNER ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TARIM MAKİNALARI ANABİLİM DALI Danışman : Prof Dr. Yılmaz YILDIZ Yıl : 2001 Sayfa : 76 Jüri : Prof. Dr. Yılmaz YILDIZ Prof. Dr. Serdar ÖZTEKİN Prof. Dr. Nazım ULUOC AK Bu çalışma, Adana ili ve çevresindeki iki farklı tip yumurta tavuğu kümesinde zararlı gazlardan olan amonyak ve hidrojensülfür gazlarının zamana bağlı olarak değişen düzeylerinin belirlenmesi amacına yöneliktir. Araştırma kapsamında seçilen üçü kafes, diğer üçü de yerde yetiştiricilik yapılan altı adet yumurtacı tavuk kümesinde kış ve yaz üretim dönemlerinde kümes içi amonyak ve hidrojensülfür gazları ölçülmüştür. Ayrıca ölçüm sürecinde, kümes içi sıcaklık ve bağıl nem değerleri de ölçülmüştür. Araştırma sonuçlarına göre kümeslerde hidrojensülfür gazına rastlanmamıştır. A, B ve C işletmelerinde kafes tipi yetiştiricilik yapılmakta olup bu işletmelerde ölçülen amonyak gazı değerleri, A işletmesinde kış üretim döneminde, üst ve yer seviyelerinde 1-3 ppm, yaz üretim döneminde ise sırasıyla 1-4 ppm aralığında değişmektedir. B işletmesinde kış üretim döneminde, üst seviyede 2 - 10 ppm, yer seviyesinde 1-5 ppm, yaz üretim döneminde, üst seviyede 4-12 ppm, yer seviyesinde ise 0 - 5 ppm aralığında değişim göstermiştir. C işletmesinde kış üretim döneminde, üst seviyede 3 - 4 ppm, yer seviyesinde 2-3 ppm, yaz üretim döneminde üst seviyede 1-5 ppm, yer seviyesinde ise 1-3 ppm aralığında olup, bu değerler hayvanlar için zararlı eşiğin altındadır. D, E ve F işletmelerinde yerde yetiştiricinle yapılmakta olup bu işletmelerde ölçülen amonyak gazı değerlerleri; D işletmesine ait kümeste kış üretim döneminde 10 - 17 ppm arasında ve kritik değerlere yakındır. Yaz döneminde D işletmesine ait kümeste üretim yapılmadığından ölçüm yapılamamıştır. E işletmesine ait kümeste, yaz üretim döneminde amonyak gazı konsantrasyonu 4 - 12 ppm aralığında ve önerilen kritik değerlere yakın, Mat altoda bulunmuştur. Kış döneminde ise yaz döneminde ölçülen değerin üzerinde (8-18 ppm) ve kritik değere yakındır. F işletmesine ait kümeste kış üretim döneminde amonyak gazı konsantrasyonu 6-16 ppm aralığında değişmekte ve önerilen kritik değerlere yakın bulunmuştur. Yaz döneminde F işletmesinde üretim yapılmadığı için ölçüm yapılamamıştır. İki kümes tipi birlikte değerlendirildiğinde kafeste yetiştiricilik yapılan kümeslerde amonyak gazı konsantrasyonu daha düşüktür. Bu durumun kümeslerin havalandırma sistemleri ile yetiştirme sistemlerinin (altlıklı ve altlıksız) farklılığından kaynaklandığı söylenebilir. Sonuç olarak, kümeslerde havalandırma sistemlerinin doğru olarak projelenmesi ve çalıştırılmaları için, hayvanlar için kısıt aktör olan zararlı gazların da dikkate alınması gerekmektedir. Anahtar kelimeler : kümes, zararlı gazlar, amonyak, hidrojensülfür
Effect of dietary herbal extract and probiotic supplementation alone or in combination on growth performance, meat quality, and stress indicators of broilers subjected to high stocking density
Objective: Effect of dietary melon-SOD and/or Pediococcus acidilactici on growth performance, meat quality, and stress indicators of broilers subjected to high stocking density (HSD) were investigated in this study. Material and Methods: A total of 504 one-day-old Ross 308 male broiler chicks were randomly distributed to 5 groups, each consisting of 6 replicate pens, each pen measuring 1 m2. Basal diets were formulated. One group was not subjected to HSD, fed diets without supplementation, and served as the control group (12 chicks/m2) whereas the remaining 4 groups were reared at HSD (18 chicks/m2). One of these HSD groups was fed basal diets without any supplementation. Other HSD groups received dietary melon-SOD (12.5 mg/kg), P. acidilactici (100 mg/kg), or a combination of both. Results: Growth performance, meat quality, and H:L ratio were not different among the treatments. Serum SOD activity decreased in HSD group compared to control, melon-SOD, and melon-SOD + P. acidilactici groups (P = 0.046). Birds fed melon-SOD or P. acidilactici alone had lower serum MDA levels than those reared at HSD (P = 0.050). SOD activity in breast meat remained unaffected. However, MDA levels in breast meat were greater in broiler chickens in the HSD group in comparison with other groups (P = 0.009). Conclusion: In this study, melon-SOD and P. acidilactici reduced the HSD-induced oxidative stress in broilers.
Büyüme hızının etlik piliç hibritlerinde performans ve et kalite kusurları üzerine etkilerinin araştırılması
Bu araştırmada, farklı büyüme hızlarının etlik piliç hibritlerinde performans, göğüs eti kalitesi, göğüs kasının morfometrik yapısı, biyokimyasal özellikler, göğüs kasının histolojisi ve beyaz çizgi kusuru üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırmada gruplar, 1. Grup: Ross 308 (ad libitum) (AL-R); 2. Grup: Cobb 500 (ad libitum) (AL-C); 3. Grup: Hubbard Red JA (ad libitum) (H); 4. Grup: Ross 308 (pair-fed) (PF-R) ve 5. Grup: Cobb 500 (pair-fed) (PF-C) şeklindedir. Her grupta 5 tekrar, her tekrarda 12 adet piliç kullanılmıştır (toplam 300 adet). Grup 4 ve 5, 3. grubun günlük tükettiği yem miktarı kadar beslenmişlerdir (pair-fed). Grup 1 ve 2 denemenin 49. gününde kesilmiş, grup 4 ve 5 kendi genotiplerinin 49. günündeki kesim ağırlığına ulaştığında kesime sevk edilmiştir. Analizler için her gruptan ortalamayı yansıtan 15'er adet piliç kesilmiş ve gerekli numuneler uygun şartlarda alınmıştır. Denemenin 48. gününde en yüksek canlı ağırlık AL-R genotipinde bulunmuş, bunu sırasıyla AL-C ve H grupları takip etmiştir. PF-R ve PF-C gruplarında canlı ağırlık benzer bulunmuş, bu gruplarla karşılaştırıldığında H grubunda canlı ağırlık daha düşük olmuştur (P<0.001). Ad libitum beslenen gruplarda 7-48. günlerde en yüksek yem tüketimi sırasıyla AL-R, AL-C ve H şeklindedir (P<0.001). PF-R, PF-C grupları H grubu ile eş beslendiği için yem tüketimi aynıdır (P>0.05). AL-R, AL-C, PF-R, PF-C gruplarında 7-48. günlerde yemden yaralanma oranı benzer ve H grubuna göre daha iyi tespit edilmiştir (P<0.001). Yedi-56 ve 7-63. günlerde canlı ağırlık artışı H genotipinde düşük bulunmuştur (P<0.001). Bu dönemlerde yemden yararlanma değeri sayısal olarak H genotipinde yüksek çıkmıştır (P<0.001). Ad libitum gruplarla kıyaslandığında, göğüs oranı pair-fed gruplarda düşmüş (P<0.001), but oranı artmıştır (P<0.01). Pair-fed gruplarda göğüs kası uzunluğu artmış (P<0.001), genişlik (P<0.001) ve derinliği (P<0.01) azalmıştır. Beyaz çizgi skoru AL-R'de PF-R'ye göre (P<0.05), AL-C'de PF-C'ye göre (P<0.001) yüksek tespit edilmiştir. Serum kreatin kinaz (CK) ve laktat dehidrogenaz (LDH) pair-fed gruplarda düşük çıkmıştır (P<0.001). Göğüs etinin protein içeriği istatistiki olarak benzer, yağ içeriği ise AL-R'de PF-R'ye göre yüksek tespit edilmiştir (P<0.01). AL-R grubunda fibrosiz (P<0.01), mononükleer hücre infiltrasyonu (P<0.001), dejenerasyon (P<0.01) ve lipidozis düzeyi (P<0.01) PF-R grubuna göre yüksek çıkmıştır. AL-C grubunda infiltrasyon düzeyi PF-C grubuna göre yüksek saptanmıştır (P<0.05). Beyaz çizgi skoru ile kesim ağırlığı, karkas ağırlığı, göğüs ağırlığı, göğüs kasının genişliği ve derinliği arasında önemli düzeyde ilişki tespit edilmiştir (P<0.05). Sonuç olarak, büyüme hızının yavaşlatılması ile göğüs etinde beyaz çizgi oranı azalmıştır. Yavaş büyüme ile göğüs kasının morfometrik yapısı değişmiş, kas hasarının göstergesi olan CK, LDH seviyeleri düşmüş, hücresel seviyede gözlenen bozulmalar azalmıştır ve etin fiziko-kimyasal kalitesi artmıştır.
Farklı aydınlık / karanlık ritmin etlik piliçlerde performans, karkas ve bazı metabolik parametreler üzerine etkisi
Bu araştırma, etlik piliçlerde farklı ritmik aydınlık / karanlık programların piliçlerin performansı, karkas özellikleri, bazı metabolik faaliyetler ve refah üzerine etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. İlk hafta 23 saat aydınlık /1 saat karanlık programı takiben araştırma grupları; 23 saat aydınlık (A)/1saat karanlık (K) (23A:1K) uygulanan grup (Grup I), 4A:2K:4A:2K:4A:2K:4A:2K (4x(4A:2K)) uygulanan grup (Grup II), 8A:4K:8A:4K (2x(8A:4K)) uygulanan grup (Grup III), kesintisiz olarak 16A:8K uygulanan grup (Grup IV) şekilde düzenlenmiştir. Bu amaçla, ticari bir firmadan alınan 500 adet erkek Ross-308 ırkı etlik piliç her grupta 125 adet olacak şekilde 4 deneme grubuna başlangıç canlı ağırlıkları eşit olarak dağıtılmıştır. Her grup 5 tekerrürlü olarak düzenlenmiştir. Araştırmada besi süresi 7-42 gün sürmüştür. Araştırma sonunda karkas, kan ve kemik analizleri için her tekerrürden canlı ağırlıkları o tekerrürün canlı alırlık ortalamasına yakın 2 piliç, toplamda her gruptan 10 piliç kesime sevk edilmiştir. Amonyak yanıkları ve vücut sıcaklıkları için araştırmadaki tüm piliçler değerlendirilmiştir. Besi sonunda (42. gün) en düşük canlı ağırlık Grup IV'de bulunmuştur (P<0.001). Erken yaşlarda canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma değerleri gruplar arasında farklı iken, araştırma sonuna doğru farklık tespit edilmemiştir (P>0.05). 7-42. günlerde canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma ve yaşama gücü gruplar arasında benzer bulunmuştur (P>0.05). Grup I ile karşılaştırıldığında günlük su tüketimi Grup IV'de önemli ölçüde düşük çıkmıştır (P<0.05). Su tüketimi (mL) / yem tüketimi (g) gruplar arasında benzerdir (P>0.05). En iyi üniformite 21. günde Grup III'de elde edilmiş (P<0.05), 42. günde ortalamalar arasındaki farklılık istatistiki olarak önemli çıkmamıştır (P>0.05). En yüksek göğüs oranı, en düşük kanat oranı Grup I'de saptanmıştır (P<0.001). En yüksek serbest tiroksin (T4), glikoz ve ürik asit, en düşük serum testosteron Grup IV'de elde edilmiştir (P<0.05). Vücut sıcaklıkları ve tibia kül düzeyi gruplar arasında benzerdir (P>0.05). Sınırlı aydınlatma programları amonyak yanıkları oranını artırmıştır (P<0.001). Sonuç olarak, sürekli kısıtlama yapılan grupta piliçlerin performans ve refahının önemli şekilde düştüğü tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Etlik piliç, aydınlık/karanlık periyot, performans, karkas, metabolik parametreler
Broiler piliçlerden campylobacter izolasyonu ve genotiplendirilmesi
Bu çalışmada, mezbahada kesilen Broiler piliçlerin bağırsak ve safralarından alınan örneklerde Campylobacter coli ve Campylobacter jejuni izolasyonu yapılacaktır. İzole edilen etkenler Polymerase Chain Reaction (PCR) yöntemi kullanılarak identifiye edilecek. İzolatlar arasındaki genetik farklılığı ortaya koymak amacıyla da flagellin genine spesifik yapılan Polymerase Chain Reaction - Restriction Fragment Length Polymorphism (PCR-RFLP) yöntemi ile genotiplendirmeleri yapılacaktır. Campylobacter türleri insanlarda, gıda infeksiyonu ve intoksikasyonlarına, çiftlik hayvanlarında ise abortuslara neden olmaktadır. Campylobacterler tarafından meydana getirilen bu infeksiyonlarla, etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi için etkenin doğru ve hızlı bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada kullanılacak yöntemler yardımıyla, Campylobacterlerin kanatlılardaki kolonizasyonunu belirlemek amaçlanmaktadır. Çalışmada 100 adet Broiler tavuktan kesim esnasında, 100 safra ve 100 bağırsak olmak üzere 200 örnek toplanmıştır. Laboratuvarda aseptik koşullarda Campylobacter Blood Free Agar Base (CCDA agar) kullanılarak zenginleştirme yapmadan doğrudan ekim yapılmıştır. Campylobacter şüphesiyle izole edilen kültürler Campylobacter jejuni ve Campylobacter coli spesifik PCR yöntemi ile İdentifiye edilecek ve identifiye edilen kültürler, PCR-RFLP yöntemi ile flagenindeki polimorfizm saptanarak tiplendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Campylobacter, PCR, Broiler, RFLP.
Piliç kesimhanesinde tüy ıslatma ve diğer kesim aşamalarında elde edilen sıvıların kesim süresine göre değişimleri ve karkas mikrobiyolojik kalitesine etkileri
Küçük ve orta ölçekli kanatlı kesimhanelerinde tüy ıslatma aşaması durgun su yöntemi ile ancak kirli (A; temiz su ile değiştirilerek) veya temiz (B, tüm vardiya boyunca değiştirilmeksizin) su ile yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı temiz ve kirli tüy ıslatma sıvısı kullanımının, haşlama sıvılarının kimyasal ve mikrobiyolojik parametrelerine ve karkasların mikrobiyolojik kalitesine etkisi ve bu değişimler arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaçla A ve B grubu uygulamalarının yapıldığı günlerde, tüy ıslatma tanklarındaki sulardan 180 dk. boyunca her 30 dakikada bir, 3 tüy ıslatma tankının her birinden (Tank 1, Tank 2, Tank 3), tüy yolma sonu (TYS) ve iç-dış yıkama işleminden sonra (İÇS) karkaslardan damlayan sıvılardan, ön soğutma sonrasında ise karkaslardan (K) numuneler alınmıştır. Tüm örneklerde E. coli tip I, koliform bakteri sayısı, toplam mezofilik aerob bakteri sayısı (TMAB) ve psikrotrof bakteri sayıları ve Salmonella spp. prevalansı belirlenmiştir. Tüy ıslatma tankından alınan numunelerde organik madde, kuru madde, pH ve protein analizleri yapılmıştır. TMAB sayılarında, A ve B grubunda TYS, İÇS ve K örneklerinde zamana bağlı olarak önemli bir değişmenin olmadığı tespit edilmiştir. TMAB sayısında, aynı örnek alma noktaları iki grup arasında karşılaştırıldığında zaman ise önemli farkların bulunduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Psikrotrof bakteri sayılarında hiçbir örnek alma noktasında, zamanla değişim açısından önemli bir fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). A ve B grubunda Salmonella spp. prevalansı sırasıyla %63 ve %75 olarak bulunmuştur. Koliform bakteri ve E. coli sayılarında B grubunda zamanla önemli bir değişme bulunmadığı tespit edilmiştir. Koliform bakteri ve E. coli sayılarında A ve B grubu arasında ise haşlama tanklarında sadece 0. dakikada önemli fark olduğu tespit edilirken (p<0,05), diğer tüm örnek alma zamanlarında iki grup arasında fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Kimyasal parametrelerde B grubunda zamana bağlı olarak önemli bir değişim görülmezken, A grubunda organik madde ve kuru madde değerlerinde önemli artışlar tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca A grubunda haşlama tanklarındaki organik madde miktarı ile karkaslardaki koliform bakteri sayısı arasında orta derecede güçlü bir korelasyon tespit edilmiştir. Sonuç olarak, temiz su ile tüy ıslatma uygulamasının, kirli su ile uygulamaya göre, karkasların mikrobiyolojik kalitesi üzerine olan etkisinin ilk 30 dk.'da ortadan kalktığı, daha sonra anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. Tüy ıslatma sıvısının niteliğine bakılmaksızın, tüy yolma aşaması karkasların kontaminasyonunda en önemli rolü oynamaktadır. Ayrıca, temiz su ile tüy ıslatma uygulamalarında, haşlama sıvısındaki organik madde miktarı artışının karkaslardaki koliform bakteri sayısı ile pozitif korelasyonu, bu parametrenin bir kritik limit olma potansiyelini göstermektedir.
Broylerler'den clostridium perfringens izolasyonu ve moleküler karakterizasyonu
Bu çalışmada, Elazığ ve Malatya illerindeki 100 farklı kümesten 3 farklı kesimhaneye getirilen broyler'lerde Clostridium perfringens'in varlığı konvansiyonel kültür ve PZR yöntemleri ile araştırılarak, söz konusu etkenin bölgedeki yaygınlığı ve dağılımı ile ilgili verilerin toplanması amaçlandı. Bu amaçla hayvanların büyüme dönemlerinde Malatya'da bulunan bir işletmeye ait 30 kümes ziyaret edildi. Malatya ve Elazığ'daki kanatlı kesimhanelerinden alınan 500 bağırsak ve 500 karaciğer örnekleri olmak üzere toplam 1000 numune incelendi. Alfa- toksin (α), beta-toksin (β), epsilon-toksin (ε), iota-toksin (ι), enterotoksin (Cpe), beta2 (β2) toksin genlerine spesifik primerler kullanılarak multiplex-PZR yöntemi ile izolatların toksin tiplendirmesi yapıldı. Ayrıca izolatlar, hasta ve sağlıklı kanatlı hayvanlardaki rolü henüz ortaya konulamamış olan NetB toksin geni yönünden PZR yöntemi ile incelendi.Elazığ ve Malatya'daki farklı kümeslerden izole edilmiş 61 izolata Pulsed Field Gel Electrophoresis (PFGE) yöntemi uygulanarak genotiplendirme yapıldı. Gel Compare II yazılım sistemi (version3.0; Applied Maths, Sint-Martens-Latem, Belgium) kullanılarak bant profilleri analiz edildi. PFGE profillerinin, dendogramı oluşturularak kümeleşme analizi yapıldı.Bu çalışmada Malatya ve Elazığ illerindeki broyler piliçlerde karaciğer ve ince bağırsaklarında toplam C. perfringens yaygınlığı %66 olarak tespit edildi. Toplam 660 C. perfringens izolatın 657'si α toksin geni yönünden pozitif bulunurken, diğer toksin genlerinin hiçbirine rastlanmadı. Kalan üç örnek ise tiplendirilemedi. Çalışmada incelenen hiçbir izolatta NetB toksin geni saptanamadı. Kümesler arasında 30 farklı PFGE genotipi tespit edildi ve heterojen bir dağılım gözlendi. Bu çalışma ile Türkiye'de ilk kez kanatlı hayvanlarda hem NetB toksin geni araştırılmış, hem de C. perfringens izolatlarının PFGE profilleri saptanmıştır.
Farklı yetiştirme sistemlerinin ve yaşın yumurtacı tavukların performans, yumurta özellikleri ve ısı şok proteini 70 sentezine etkileri
Bu araştırma, konvansiyonel kafes ve organik sistemde yetiştirilen tavukların performansı, yumurta dış ve iç kalite özellikleri, yumurta sarılarındaki yağ asitleri, kolesterol, vitamin A, D, E, K ve malondialdehit (MDA) düzeyleri ile bir stres proteini olarak bilinen ısı şok proteini 70 kDa (HSP70) sentezinin yaşla birlikte olası değişikliklerini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma ticari bir yumurtacı tavuk işletmesinin organik ve konvansiyonel sürülerinde yürütülmüştür. Araştırmanın performans verileri için her iki sistemden 4 farklı yumurtacı hibrit Bovans White sürüsü takip edilmiştir. Yetiştirme sistemlerinin ve yaşın (30 ve 60 hafta) yumurta dış ve iç kalite özelliklerine olan etkilerini incelemek amacıyla toplam 360 adet yumurta, yumurta sarısı kompozisyonuna ait veriler için toplam 48 adet örnek değerlendirmeye alınmıştır. HSP70'in western blot yöntemiyle analizi için toplam 48 adet karaciğer dokusu kullanılmıştır. Tavuk/gün toplam yumurta üretimi ve kirli yumurta oranı organik sistemde yetiştirilen sürülerde yüksek bulunmuştur (P<0.05). Konvansiyonel sistemde %50 verim yaşı, pik verim yaşı ve pik yumurta verimi sırasıyla 156 gün 218.75 gün ve %95.98, organik sistemde aynı sırayla 155.75, 201.50 ve %96.56 olarak hesaplanmıştır (P>0.05). Tavuk/kümes yumurta üretimi, kırık-çatlak ve çift sarılı yumurta oranları, yem tüketimi ve yemden yararlanma bakımından yetiştirme sistemlerinin benzer olduğu tespit edilmiştir (P>0.05). Organik ve 60 haftalık sürülere ait yumurta, ak, sarı ve kabuk ağırlıklarının yüksek olduğu saptanmıştır (P<0.001). Şekil indeksi ve yumurta sarı rengi organik sistem ve 30 haftalık gruplarda (P<0.001), kabuk ham kül oranı konvansiyonel sistemde (P<0.05), kabuk oranı konvansiyonel (P<0.05) ve 30 haftalık grupta (P<0.001), ak oranı 30 haftalık, sarı oranı ise 60 haftalık grupta yüksek tespit edilmiştir (P<0.001). Toplam çoklu doymamış (PUFA), omega-3 (n-3) ve omega-6 (n-6) yağ asitleri organik ve 30 haftalık gruplarda, tekli doymamış (MUFA) yağ asitleri ise konvansiyonel sistemde yüksek çıkmıştır (P<0.05). Yumurta sarısı malondialdehit (MDA), Vit D2 ve K2 düzeyleri organik sistemde, alfa-tokoferol (α-tok) düzeyi konvansiyonel sistemde yüksek saptanmıştır (P<0.01). MDA ve α-tok 60 haftalık, Vit D2 ise 30 haftalık gruplarda yüksektir (P<0.01). Stres proteini HSP70 düzeyi sadece yetiştirme sisteminden etkilenerek bu değer organik sistemde yüksek bulunmuştur (P<0.001). Sonuç olarak, yetiştirme sistemleri genel olarak değerlendirildiğinde yumurta üretimi ve kalitesi bakımından organik sistemin avantajlı sayılabileceği ve genç sürülerden elde edilen yumurtaların daha iyi özelliklere sahip olduğu söylenebilir. Organik sistemde HSP70 düzeyinin yüksek olması bu sistemde tavukların çevresel şartlardan daha fazla etkilendiğinin veya güçlü antioksidan savunma sisteminin göstergesi sayılabilir.
Poşet içi karkas dekontaminasyon metodunun taze poşet piliçlerin raf ömrü üzerine etkisi
Bu çalışma kesim aşaması tamamlanmış ve dekontaminasyon sıvısı ile muamele edilmiş bütün piliç karkaslarının, bu sıvıyı 15 ml içeren poşetlerde muhafazası esnasındaki raf ömrü ve duyusal niteliklerinde meydana gelen değişimleri belirlemek amacıyla yapıldı. Deneyler ticari bir kesimhanede, ambalajlama öncesi aşamadaki bütün piliçler üzerinde yapıldı. Kontrol grubu, % 1 laktik asit (LA), % 0.1 Setilpiridinyum klorid (SPK) ve % 8 Trisodyum fosfat (TSP) olmak üzere 4 grup oluşturuldu. Piliç karkasları, kontrol grubu hariç, dekontaminasyon sıvıları içerisine daldırılıp bekletilmeden çıkarıldı ve naylon poşetlere konduktan sonra poşet içersine 15 ml aynı dekontaminasyon solüsyonundan konularak poşetler klipslendi. Poşet piliçler 4° C?de muhafazaya alınarak 0, 3, 7, ve 10. günlerde mikrobiyolojik (toplam aerobik mezofilik ve psikrotrof genel canlı sayıları, koliform bakteri sayısı, maya ve küf sayısı ve Salmonella varlığı) ve duyusal (görünüm, tekstür, lezzet ve genel kabul) olarak değerlendirildi. Mikrobiyolojik analizlerde ?tüm karkas çalkalama metodu? kullanıldı. Üç tekerrürlü olarak yapılan bu çalışmada, mikrobiyel flora üzerinde kontrol grubuna göre deneme gruplarında ilk 3 gün içerisinde sınırlı bir antimikrobiyel etki görülse de, 7 ve 10. günlerde bu fark ortadan kalktı (p>0.05). 0-10. günler arası değişimler toplam aerobik mezofil canlı sayısı için 4.5-7.9 log10 kob/ml, psikotrof canlılar için 3.6-8.58 log10 kob/ml, koliform bakteriler için 2.7-6.7 log10 kob/ml, maya-küfler için 2.2-5.9 log10 kob/ml olarak belirlendi. Bütün analiz günlerinde Salmonella spp. varlığı tespit edildi. Muhafazanın ilk gününde asidik (pH 3.9, % 1 LA grubu) veya alkalik (pH 11.3, % 8 TSP grubu) olan poşet içi sıvı pH değerleri, nötrale doğru değişerek 10. günde LA grubunda 6.1?e, TSP grubunda 7.0?e ulaştı. Pişirilmiş göğüs etlerinin duyusal değerlendirmeleri sonucunda, gruplar arasında 0?7 günler arasında önemli bir fark bulunmadı. 10. günde tüm grupların duyusal nitelikleri kabul edilemez olarak değerlendirildi. Kesim hijyeni ve kesim aşamasındaki dekontaminasyon uygulamalarına ilave olarak, muhafaza esnasında da antimikrobiyel etkiyi sürdürmek için inovatif uygulamalara ihtiyaç bulunmaktadır. Ambalaj içi uygulamalar çeşitli ürünlerde uygulanmaktadır. Kanatlı sektöründe bu çalışmadaki deneysel yaklaşım genişletilerek optimize edilebilir. Anahtar Kelimeler: Piliç, raf ömrü, dekontaminasyon, Salmonella
Yer ve kafes sisteminde yetiştirilen etlik piliçlerde sürü büyüklüğünün performans, bazı stres parametreleri ve kemik mineralizasyonu üzerine etkileri
Bu araştırma 3 farklı deneme deseninde planlanmıştır. Birinci deneme deseninde 15.000 (I), 25.000 (II) ve 35.000 (III) kapasiteli yer sisteminde, ikinci deneme deseninde 25. 000 (IV) ve 40. 000 (V) kapasiteli kafes sisteminde yetiştirilen etlik piliç sürülerinde sürü büyüklüğünün piliçlerin performansı, bazı kan parametreleri, kemik kalitesi ve Musculus pectoralis pH düzeyi üzerine etkileri incelenmiştir. Üçüncü deneme deseninde 25.000 kapasiteli (II ve IV. gruplar) yer ve kafes sistemlerinin piliçlerin bazı kan parametreleri, kemik kalitesi ve Musculus pectoralis pH düzeyi üzerine etkileri tespit edilmiştir. Bu amaçla, performans parametrelerini belirlemek için yaz ve sonbahar mevsimleri süresince her kapasiteden 4 farklı sürü eş zamanlı olarak incelemeye alınmıştır. Büyüme periyodunun 32. gününde her sürüden olmak üzere canlı ağırlıkları dengelenmiş toplam 20 piliç (10 dişi ve 10 erkek) seçilmiştir. Piliçler boyun uçurma yöntemi ile kesilmiş kanları özel tüplere alınmıştır. Musculus pectoralis pH ölçümü kesimi takiben 10 dak sonunda yapılmıştır. Kemikler etlerinden temizlenmiş ve analiz edilmiştir. Kemik analizleri her gruptan toplam 10 piliçte (5 dişi, 5 erkek) yapılmıştır. Yer ve kafes sistemlerinde sürü büyüklüğünün grupların 1., 7., 14., 21., 28. ve kesim günündeki canlı ağırlıklarına etkisi benzer tespit edilmiştir (P>0.05). Ölüm oranı yer sisteminde grup I'de düşük bulunmuştur (P≤0.01). Serum glikoz ve ürik asit düzeyleri yer sisteminde grup III'de yüksek tespit edilmiştir (P≤0.01). Kafes sisteminde yetiştirilen piliçlerde serum glikoz ve ürik asit düzeyi yer sisteminden önemli ölçüde yüksektir (P≤0.01). Kafes sisteminde yetiştirilen piliçlerde sürü büyüklüğünün kan parametreleri üzerine etkisi önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Yer ve kafes sisteminde yetiştirilen tüm araştırma gruplarında serum total kolesterol, çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL kolesterol), trigliserit, protein düzeyleri, alkalen fosfataz ve kreatin kinaz enzim aktiviteleri istatistiki olarak benzerdir (P>0.05). Tibio-tarsal ve femur kemiklerinin fiziksel özellikleri tüm araştırma guruplarında benzer tespit edilmiştir (P>0.05). Yer ve kafes sistemlerinde sürü büyüklüğü kemik kalitesini önemli düzeyde etkilememiştir (P>0.05). Yer sisteminde tibio-tarsal kemiğin kül düzeyi ve mineral içeriği (BMC) kafes sisteminden yüksek tespit edilmiştir (P≤0.05). Musculus pectoralis pH düzeyi yer sisteminde grup III'de yüksek saptanmıştır (P≤0.05). Yer sistemi ile karşılaştırıldığında pH düzeyi kafes sisteminde önemli ölçüde artmıştır (P≤0.01). Sonuç olarak, kafes ve yer sisteminde sürü büyüklüğünün piliçlerin performans ve bazı refah ölçütlerini önemli düzeyde etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Etlik piliç, yer sistemi, kafes sistemi, sürü büyüklüğü, performans, refah.
Etlik piliçlerde diyetsel Heliotropium Circinatum toksikasyonu üzerine patolojik ve biyokimyasal incelemeler
Bu çalışmada farklı oran ve sürelerde Heliotropium circinatum bitkisinin diyetsel tüketimi ile etlik civcivlerde oluşan patolojik ve biyokimyasal değişimler incelendi. Bu amaçla 0 günlük, 260 adet civciv, 10 gün kontrol grubu rasyonu ile beslendikten sonra 3 (Uzun süreli, Kısa süreli, Saatli) ayrı deneme grubuna ayrıldı.Uzun süreli denemede 80 adet civciv, 20 hayvanlık 4 gruba ayrılarak, 0 (kontrol), %1, 3, 5 (deneme) oranında Heliotropium circinatum içeren rasyonlar ile 6 hafta beslendi. Deneme gruplarında ortalama yaşam süresi, yem tüketimi ve canlı ağırlık kazancının doza bağlı olarak azaldığı saptandı. Klinik olarak iştahsızlık, zayıflama, yem tüketiminde azalma, karında gerginlik ve sarkma görüldü. Karaciğerde atrofi ve fibrozis, safra kesesinde dilatasyon, asites saptanan belli başlı makroskobik bulgular idi. Mikroskobik olarak karaciğerde; hepatoselüler nekroz ve dejenerasyon, megalositoz, periportal, periasiner ve midzonal fibrozis, veno-okluzyon, asinus formasyonları dikkati çekti. Ekstrahepatik olarak; akciğerlerde periarteriyoler fibrozis, ödem, bronkoalveollerde düz kas artışı, kondroid metaplazi; böbrekte tubuler nekroz, intersitisyel nefritis, tubuler megalositozis; kalpte miyofibriller dejenerasyon görüldü. Biyokimyasal olarak, sadece GGT, ALP ve ALT enzim aktivitelerinde değişimler saptandı. PCNA boyama ile yapılan değerlendirmede tüm deneme gruplarında kontrole göre hepatik mitotik indeksin baskılanmış olduğu ortaya kondu.Kısa süreli denemede, 90 adet civciv 3 gruba ayrılarak kontrol, %10 ve 20 bitki içeren rasyonlarla 5 gün beslendi. Klinik olarak; iştahsızlık, durgunluk ve tüylerde kabarıklık görüldü. Makroskobik olarak; karaciğerde hemorajik nekroz, kaslarda kanama, bezli midede konjesyon ve dilatasyon saptanan belli başlı makroskobik bulgular idi. Mikroskobik olarak; en dikkat çekici bulgu karaciğerde masif hemorajik nekrozdu. Ekstrahepatik olarak; akciğerde konjesyon ve perivasküler ödem; böbrekte tubuler nekroz ve dejenerasyon; kalpte miyofibriller dejenerasyon, ödem ve hemoraji gözlendi. PCNA ile boyamada gruplar arasında hepatik mitotik indeks bakımından farklılık gözlenmedi.Saatli denemede, 90 adet civciv kontrol, %10 ve 20 oranında bitki içeren rasyonlarla beslenerek; 6, 12, 24, 36, 48, 60. saatlerde dekapite edildi. Her iki deneme grubunda da, zamana bağlı olarak, kısa süreli denemeye benzer makroskobik ve mikroskobik değişimler gözlendi. Biyokimyasal olarak belirli saatlerden başlayarak; albümin, ALT, AST, ALP ve LDH düzeylerinde farklılıklar kaydedildi.Sonuç olarak bu çalışma ile Heliotropium circinatum bitkisinin belirli oranlarda, etlik piliç yemlerine kontaminasyonunun ağır ekonomik kayıplara neden olabileceği ortaya konmuştur.Anahtar Kelimeler: Biyokimyasal bulgular, Etlik civciv, Heliotropium circinatum, Patolojik bulgular, Pirolizidin Alkaloitleri.
Broylerlerde escherichia coli o157'nin prevalansı ve pulsed field gel electrophoresis (PFGE) yöntemi ile tiplendirilmesi
Bu çalışmada; Escherichia coli (E. coli) O157'nin broyler tavuk örneklerindeki varlığının kültür ve immunomanyetik separasyon (IMS) ile araştırılması, moleküler yöntemlerle karakterize edilerek virülens genlerinin saptanması, Pulsed Field Gel Electrophoresis (PFGE) yöntemi ile alt tiplendirmesi ve böylece izolatlar arasındaki genetik ilişkilerin ortaya konması amaçlandı.Bu amaçla, Elazığ ve Malatya illerindeki üç farklı kanatlı kesimhanesinden 1000 broylere ait karaciğer ve sekum örnekleri ile aynı işletmelerde bulunan 1000 broylere ait karkas örnekleri toplandı. Ayrıca bu çalışmada, broyler izolatları ile insan izolatları arasındaki genetik ilişkiyi ortaya koymak amacıyla, aynı bölgedeki beş hastaneye ishal şikâyeti ile başvuran hastalardan temin edilen 367 gayta numunesi incelendi. Broyler sekum ve insan gayta örneklerinden direkt ekim ve immunomanyetik seperasyon (IMS) sonrası ekim gerçekleştirilirken, karkas ve karaciğer örneklerine yalnızca direkt ekim uygulandı.Broyler tavuklarda örneklerin direkt ve IMS sonrası ekiminde saptanan sorbitol negatif izolatların Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) ile incelenmesinde; karaciğerde % 0,1 (1/1000) ve sekumda % 0,4 (4/1000) olmak üzere iç organlardan hayvan bazında % 0,5 oranında E. coli O157 tespit edilirken, karkas örneklerinden etken izolasyonu yapılamadı. İnsan gayta örneklerinden ise % 2,7 (10/367) oranında pozitiflik saptandı.Kümes bazında bakıldığında; kümeslerin % 12'sinde (3/25) etken identifikasyonu yapıldı. E. coli O157 pozitif bulunan bu işletmelerden bir tanesi Malatya'da ve iki tanesi Elazığ'da yer alıp, bu kümeslerdeki pozitiflik oranları sırasıyla % 2 (1/50), % 6,7 (2/30) ve % 4 (2/50) olarak bulundu. Kümes bazındaki pozitiflik oranları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edildi (P <0,001).Virülens genlerine spesifik PCR ile incelenen beş broyler tavuk ve on insana ait E. coli O157 izolatının hiçbirinde H7, shigatoksin 1-2 ve enterohemolizin genleri bulunamadı. Buna karşın, broyler izolatlarının tamamı ve bir adet insan izolatı intimin geni yönünden pozitif olarak tespit edildi.PFGE analizi sonucunda hem broyler hem de insan izolatlarında birbirinden farklı 4'er profil saptandı. Bu çalışmada elde edilen insan E. coli O157 izolatları ile kanatlı orijinli izolatlar arasında herhangi bir genetik ilişki saptanamaması, bulaşma kaynağının kanatlı kökenli olmadığı fikrini desteklemektedir.Sonuç olarak bu çalışmada, broyler tavukların E. coli O157 serotipini taşıdığı tespit edildi. E. coli O157'ye bağlı enfeksiyon ve salgınların epidemiyolojisinin daha iyi anlaşılabilmesi ve etkin kontrol stratejilerinin geliştirilebilmesi için ruminant türlerinin yanı sıra başta broyler olmak üzere kanatlı hayvanların da incelenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.
Köy-tür tavuk mezbahasında kesilen broiler piliçlerde karaciğerde gözlenen morfolojik değişiklikler
13 bunlar spesifik tiplerde olmadıklarından herhangi bir hastalığa yorumlanamamıştır. Oldukça fazla sayıda tesbit edilen karaciğer yağlanması, diğer faktörlerin yanısıra, rasyondaki karbonhidrat/yağ dengesinin titizlikle düzenlenmesi ve üreticilerin bilinçlendirilmesi konusuna dikkati çekmiştir. Zoonoz bir hastalık olan Erysipelas toplum sağlığı açısından önem taşırken, tavukçuluk sektöründe neden olduğu önemli kayıplardan dolayı da koruyucu önlemlerin alınması gerektiğini vurgulamıştır. ÖZET Elazığ Köy-tür işletmesi mezbahasında 10-10-1991, 10-10-1992 tarihleri arasında muayene edilen toplam 78.000 adet broiler karaciğerinin 1500'ünde morfolojik değişimler saptanmış ve bunlar beş grup altında makroskopik ve mikroskopik olarak incelenmiştir. I. grup karaciğerler (270 adet- %1 8) büyümüş, kenarları kütleşmiş, koyu bir renk almış olup, kapsulalan altında ekimotik ve peteşiyal kanamalar gözlenmiştir.Mikroskopik olarak ise genişlemiş olan sinuzoidlerin eritrositlerle dolu olduğu dikkat çekmiştir. II. gruptaki karaciğerler (420 adet - %28) büyümüş, kenarları kütleşmiş, donuk bir renk almış ve kapsulası altında mercimek büyüklüğüne varabilen beyaz odakların varlığı tesbit edilmiştir. Mikroskopta ise fokal veya difraz nekrotik değişiklikler, portal bölgede hücre infiltrasyonu ve Kupffer hücre aktivasyonu gözlenmiştir. IH. grup (530 adet - %36) açık renkli I. ve TL. grup karaciğerlere göre daha büyük sarımsı- beyaz renkte ve gevrek kıvamdaki karaciğerlerden oluşmuştu. Mikroskopik olarak bu karaciğerlerdedistrofi, intrastoplazmik berrak, sınırlı vakuoller tesbit edilmiş, Oil Red O ile boyanan kesitlerde bu vakuollerin yağ damlacıkları olduğu ortaya konmuştur. IV. grupta incelenen karaciğerler (150 adet - %10) büyümüş 5açık sarımsı renkte olup, kapsula altında peteşiyal kanamalarla bezenmiştir. Mikroskopik olarak ise, intrastoplazmik vakuoller, mononükleer hücre infîltrasyonu tesbit edilmiştir. V. grup karaciğerlerin (120 adet - %8) makroskopik olarak, normalden daha küçük olduğu ve üzerinde fibrin benzeri bir tabakanın olduğu, mikroskopik olarakta portal bölgede heterofîl ve mononükleer hücre infîltrasyonu, kapsulada kalınlaşma, parankimde fîbrosit ve fibroblastlardan ibaret bir bağ doku artışı ve yalancı lobcuklann oluştuğu dikkati çekmiştir. İncelenen karaciğerlerin (150 adet - %10) bakteriyolojik muayenesi sonucunda Eschercia coli (58 adet - %38.66), Staphilococcus ( 36 adet- %24), Streptococcus (10 adet - %6.66), Salmonella (10 adet - %6.66), Erysipelothrix insidiosa (7 adet - %4.66) gibi etkenler tesbit edilmiş olup, %19.33 'ünde ise herhangi bir etkene izole edilememiştir.
Yemlere meyve posası katkısının yumurtacı tavukların verim performansı, yumurta kalite özellikleri ve yumurta lipidperoksidasyonuna etkileri
Bu çalışmada yumurtacı tavuk karma yemlerine kurutulmuş domates ve elma posası üzüm cibresi katkılarının verim performansı, yumurta iç ve dış kalite özellikleri ile yumurta sarısı lipid peroksidasyon düzeyine olan etkilerini tespit etmeyi amaçladık. Bu amaçla 25 haftalık yaşta bulunan 196 Lohmann Sandy yumurtacı tavukların her biri 7 tekerrürlü 4 gruba ayrılmış ve deneme 9 hafta sürdürülmüştür. Denemede kontrol gurubu (katkısız) temel yem ile beslenirken, diğer muamele gruplarının karma yemlerine ise sırasıyla kurutulmuş % 4 domates posası, % 4 elma posası ve % 2.5 üzüm cibresi ilave edilmiştir. Deneme süresince haftalık olarak yem tüketimi, yumurta verimi, yemden yararlanma oranı, yumurta ağırlığı, yumurta şekil indeksi, yumurta özgül ağırlığı, kırık-çatlak yumurta oranı, haugh birimi, yumurta kabuk kalınlığı, ak ve sarı indeksi özellikleri tespit edilmiştir. Deneme sonunda gruplardan toplanan yumurtalarda 1. ve 28. günlerde yumurta lipid peroksidasyon analizi yapılmıştır. Deneme sonunda en yüksek yem tüketimi, yumurta ağırlığı ve yumurta verimi kurutulmuş domates posası verilen grupta saptanırken (P<0.05), yemden yararlanma bakımından gruplar arasında önemli bir farklılık bulunmamıştır (P>0.05). Karma yemlerine kurutulmuş domates posası ilave edilen gruptaki tavuklardan elde edilen yumurtalarda kontrol grubuna göre yumurta sarısı malondialdehit (MDA) düzeyi 1. günde (P<0.05) daha düşük bulunurken, 28. günde yemlerine meyve posaları ilavesi yapılan tavukların yumurta sarısı MDA düzeyler kontrol grubuna göre önemli düzeyde düşük bulunmuştur (P<0.01). Ayrıca karma yemlerine kurutuluş domates posası ilavesi, yumurta ağırlığını ve sarı rengini (a) önemli düzeyde artırdığı tespit edilmiştir (P < 0.05). Sonuç olarak, yumurtacı tavuk karma yemlerine kurutulmuş domates ve elma posası ilavelerinin tavukların verim performansı özelliklerini ve yumurta kalite parametrelerini önemli düzeyde etkilemezken, % 2.5 üzüm cibresi katkısı ile beslenen tavuklardan elde edilen yumurta kalite özellikleri ve özellikle yumurta sarısı rengi üzerinde bazı olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye`de tavuk eti talebi ve tavuk eti talep projeksiyonları
ÖZET Bu çalışmada temel olarak 1966-19 82 yılları arasındaki verilere dayanılarak, 1983-1990 yılları için tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır. Çalışma teorik ve anpirik bölümler. olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Teorik bölümde önce tavuk etinin beslenme açısından öne mi ve tavuk eti pazarlaması ile ilgili bazı sorunlar gözden ge çirilmiştir. Buradaki amacımız tavuk etinin bir protein kaynağı olarak önemini vurgulamak ve Türkiye'de kırmızı et lehine olan tercihlerin beyaz ete yönlendirilmesi gerektiğinin nedenlerini açıklamaktır. Bu bölümde ulaşılan, sonuç, tavuk eti üretiminin kısa dönemde arttırılabileceği ve büyük miktarda emek ve serma yeye ihtiyaç göstermediği şeklinde özetlenebilir. Pazarlama ko nusunda ise, pazarlamanın üreticiden direk olarak tüketiciye yapılması ve aradaki maliyet öğelerinin ortadan kaldırılarak, tavuk etini düşük gelir gruplarının da satın alabileceği bir gıda maddesi durumuna getirmek gerektiği vurgulanmıştır. Talebin teorik yapısı ile ilgili bölümde, basit bir ta lep fonksiyonu tanımlanmış ve talebi etkileyen değişkenlerdeki değişikliklerin talepde ne kadar bir değişiklik meydana getire ceği belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla esneklik kavramı kul lanılmış ve fiyat esnekliği, çapraz esneklik/, gelir esnekliği ve nüfus esnekliği elde edilerek bunlar yorumlanmıştır. Daha son ra bireysel talep teorisinden toplam talep teorisine geçilerek konu bütünleştirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın teorik bölümü bazı ekonometrik problemlerin tartışıldığı bir bölümle sona ermiştir. Bu bölümde genel olarak ekonometrik çalışmalar ve özel olarak talep projeksiyonları ile-133- ilgili problemler üzerinde durulmuştur. Bu bölümde denklemler, değişkenler ve verilerle ilgili problemlerin, talep tahminlerin de nasıl bir etki yaptıkları incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ampirik bölümünde ise, tavuk eti talebi; cari tavuk eti fiyatı, cari koyun eti fiyatı, cari harcanabilir gelir ve nüfus açıklayıcı değişkenleri ile açıklanmağa çalışılmıştır. Bu bölümde, açıklayıcı değişkenler: Y = b +.b, X.t+ b" X."+ b_ X., +b. X..+ u,_ t o İti 2t2 3t3 4t4 t şeklinde genel bir modele; birli, ikili, üçlü ve dörtlü olarak uygulanmıştır. Ayrıca, açıklayıcı değişkenlerin birli, ikili, üçlü ve dörtlü olarak kullanıldığı her bölümde; doğrusal, lo- garitmik ve kişi başına doğrusal olmak üzere üç yapısal form kullanılmıştır. Her bölümde toplam ve kişi başına tavuk eti ta lebini en iyi açıklayan birer model seçilmiştir. Bu modellerin seçilmesinde şu kıstaslar kullanılmıştır: a. Parametrelerin işaretleri ekonomik beklentilere uygun olmalıdır. b. Parametreler istatistiksel olarak anlamlı olmalıdır. c. Model bütün olarak anlamlı olmalıdır. d. Modelin determinasyon;',katsayısı en yüksek olmalıdır. Bu kıstaslara göre tavuk eti talebini en iyi açıklayan sekiz model seçilmiştir. Daha sonra açıklayıcı değişkenlerin 1983-1990 yılları ara sında alacağı tahmin edilen değerler farklı yöntemler kullanıla rak belirlenmeye çalışılmıştır. Açıklayıcı değişkenlerin bu de ğerleri, daha önce seçilen sekiz modele uygulanarak 1983-1990 yılları arası için tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır.-134- Birli, ikili, üçlü ve dörtlü modellerde; tavuk eti talebinin fiyat esnekliği, çapraz esneklik, gelir esnekliği ve nüfus esnekliği hesaplanarak bunlar yorumlanmıştır. Fiyat değişikliklerinin tavuk eti talebi üzerindeki etki lerini belirlemek amacıyla, daha önce seçilen sekiz modelin açık layıcı değişkenleri; reel tavuk eti fiyatı, reel koyun eti fiyatı, reel harcanabilir gelir ve nüfus değişkenleri olarak yeniden he saplanmış ve yeni regresyon denklemleri elde edilmiştir. Daha son ra reel fiyat ve gelirlerin 1983-1990 yılları arasında nasıl geli şeceği tahmin edilerek, bu değerler, reel değişkenlerle ilgili reg resyon denklemlerine uygulanmış ve bunlarla ilgili tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde tavuk eti arzı ile talebi arasındaki dengenin nasıl kurulacağı araştırılmıştır. Burada tavuk eti üre timinin temel olarak dört kaynaktan meydana geldiği düşünülmüş tür. Bu kaynaklar köy tavukçuluğundan gelen üretim, yumurta ta vukçuluğundan gelen üretim, damızlık anaçlardan gelen üretim ve ticari piliçlerden gelen üretimdir. Bu kaynaklardan köy tavukçu luğundan gelen üretimin miktar olarak, yumurta tavukçuluğu ve damız lık anaçlardan gelen üretimin ise oran olarak sabit olduğu var sayılarak, tavuk eti üretimindeki artışların, temel olarak, ti cari piliç üretimim arttırmakla. mümkün olabileceği vurgulanmış tır. Daha sonra ticari piliç üretiminin iki temel yöntemi ince lenmiştir. Bu yöntemler ebeveyn (grand parent stock) ithali veya anaç (parent stock) ithalidir. Tavuk eti talebini en iyi açıkla yan iki model kullanılarak yapılan tavuk eti talep projeksiyon larında ticari civciv ihtiyacı hesaplanarak, bu ihtiyacın karşı lanması için ne kadar anaç ithal edilmesi gerektiği hesaplanmış tır. Ebeveyn ihtiyacı ile ilgili hesaplamalar bazı genetik bil gileri gerektirdiği için, ebeveyn ihtiyacı hesapl anmamıştır.-135- Sonuç olarak, 198 3-1990 yılları arasında Türkiye'de ta vuk eti talebinin yıldan yıla artacağı; buna paralel olarak tavuk eti arzını arttırmak için, her yıl daha fazla ticari pilice ve buna bağlı olarak daha fazla anaç ithaline gerek duyulduğu vur gulanmıştır. Ayrıca anaç üretiminin Türkiye'de yapılarak, anaç ithali için harcanan dövizin Türkiye'de kalmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir.
Kısıtlar teorisi yaklaşımı ile bir gıda işletmesinde problem çözümü
Gelişmiş ülkeler olarak kabul edilen Avrupa Ülkeleri ve ABD, sanayileşme ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle atak yapan Uzakdoğu ülkelerinin rekabetçi baskılarını 20. Yüzyıl'ın sonlarına doğru iyice hissetmeye başlamıştır. İşletmelerce, bu rekabet ortamında zarar etmemenin yanında yüksek kârlılığın sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla çeşitli arayışlar içerisine girilmiştir. Klasik ve Neo Klasik Yönetim biçimlerinden Çağdaş Yönetim tekniklerine geçildikten sonra da yönetimde iyileştirme arayışları sürekli devam etmiştir. Sistem Yaklaşımı, Durumsallık yaklaşımı gibi yöntemlerle birlikte Tam Zamanında Üretim ve Toplam Kalite Yönetimi gibi kökeni Japonya'ya dayanan yaklaşımlar benimsenilmiştir. Bazı işletmeler tarafından ise daha özgün yöntemlere yöneliş tercih edilmiştir. Bu özgün yöntemlerden Dr.Eliyahu Goldratt tarafından ortaya konulan ve geliştirilen Kısıtlar Teorisi bu çalışmanın konusunu oluşturmuş ve bir gıda üretimi yapan firmada uygulama yapılmıştır. Yapılan uygulamada firmanın üretim sürecindeki kısıtları tespit edilmiş ve bu kısıtların kaldırılmasına dair teorinin öngördüğü aşamalar sırayla uygulanmıştır. İşletmelerde kısıtların kaldırılmasıyla üretimde kârlılığın sağlandığı, bu uygulamada açıkça göz önüne serilmeye çalışılmıştır.
Farklı yetiştirme sistemlerinde üretilen tavuk yumurtalarında salmonella ve bazı indikatör mikroorganizmaların varlığı
Amaç: Bu tez çalışmasında farklı yetiştirme sistemlerinde üretilen yumurtalarda Salmonella ve bazı indikatör mikroorganizmaların varlığının belirlenmesi ve Enterobacteriaceae'ların tür düzeyinde dağılımının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada dört farklı yetiştirme sisteminde [organik (n:100), serbest gezen (n:100), kümeste serbest gezen (n:50) ve konvansiyonel (n:100)] üretilen toplam 350 tavuk yumurtası incelenmiştir. Yumurta kabuk yüzeylerinde, yumurta kabuğu havuzlarında (por) ve yumurta sarısı havuzlarında toplam mezofilik aerobik bakteri, toplam psikrotrofik aerobik bakteri, koliform, Escherichia coli, Enterobacteriaceae sayıları ve Salmonella varlığı araştırılmıştır. Yumurta örneklerinden elde edilen Enterobacteriaceae izolatlarının ayrıca tür düzeyinde dağılımları incelenmiştir. Bulgular: Yetiştirme sistemine göre değişmekle beraber yumurta kabuğu yüzeyindeki ortalama toplam mezofilik aerobik bakteri, toplam psikrotrofik aerobik bakteri, koliform, Escherichia coli, Enterobacteriaceae sayısı sırası ile 4,14±0,96, 3,70±0,96, 2,88±1,20, 1,86±0,86 ve 1,92±0,83 log kob/ml, yumurta kabuğunda (por) 2,79±0,93, 2,60±1,24, 1,64±0,45, 1,32±0,35 ve 2,01±0,72 log kob/ml olarak saptanmıştır. Yetiştirme sistemi ile yumurta kabuğu yüzeylerindeki ortalama TMAB, TPAB ve E. coli sayısı arasındaki farklılık istatistiksel açıdan önemli (P<0,05), ortalama koliform ve Enterobacteriaceae sayıları arasındaki farklılığın ise önemli olmadığı belirlendi (P>0,05). Yumurta kabuğu yüzey ve porlarından izole edilen Enterobacteriaceae'ların Escherichia, Serratia, Enterobacter ve Raoultella cinsi içinde bulunan bakteri türlerine ait olduğu belirlenmiştir. Yumurta kabuğu (por) havuzlarının birinden Salmonella patojeni tespit edilirken yumurta kabuk yüzeylerinin ve yumurta sarısı havuzlarının hiçbirinde bu patojen saptanamadı. Sonuç: Bu tez çalışma sonuçları yumurtaların yetiştirme sisteminden bağımsız bir şekilde hem ürünün raf ömrü hem de halk sağlığı açısından risk oluşturan mikroorganizmalar ile kontamine olabileceğini göstermektedir. Bu kapsamda çiftlikten sofraya gıda güvenliği kapsamında her basamakta HACCP ve ISO 22000 gibi uluslararası gıda güvenliği sistemlerinin etkin bir şekilde uygulanması risklerin kontrol altına alınması, azaltılması veya elimine edilmesinde önemli olacaktır.
Tavukçuluk sektöründe Altı Sigma yaklaşımı ile canlı maliyetlerinin düşürülmesi
Bilim ve teknolojide meydana gelen hızlı gelişme ve değişimlere paralel gelişen yeni yönetim yaklaşımları iş dünyasındaki rekabeti küresel boyuta taşımıştır. Geleneksel yönetim stratejileri, firmaları küresel rekabet karşısında ayakta kalabilmek, rekabet edebilir kılmak ve rakiplerine karşı fark yaratarak sektöründe öncü olabilmek için yeni üretim ve yönetim yaklaşımlarını öğrenmeye ve uygulamaya zorlamıştır. Bu yeni yönetim anlayışının unsurlarından biride Altı Sigma yaklaşımıdır. Altı Sigma yaklaşımı, üretimden sipariş almaya kadar tüm süreçte ürünlerin, hizmetlerin ve süreçlerin kalite seviyesini ortaya koyar. Sayısal bir değer olan bu kalite seviyesi tüm süreçte sıfır hatadan ne kadar sapma olduğunu gösterir. Süreçlerin kalite seviyesinin ölçümüne imkân veren Altı Sigma ile süreçlerin arzulanan kalite seviyesinde olup olmadığı ve varsa sapmanın değeri sayısal olarak görülebilmektedir. Bu sayede kilit süreçler tespit edilebilmekte ve düzeltici önlemler alınmasına imkân sağlanmaktadır. Amaç Altı Sigma kalite seviyesine ulaşabilmektir. Bu çalışma 3 bölümden oluşmakta ilk bölümünde Altı Sigma'nın ne olduğu tarihçesi , Altı Sigma'da sorumlu kişiler ve Altı Sigma Metodolojisinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Altı Sigma'nın süreç iyileştirmede kullandığı istatistiki araçlar anlatılmıştır. Üçüncü ve son bölümde tavukçuluk sektöründe yer alan bir gıda firmasında ürün maliyetinin düşürülmesi için uygulanmış bir Altı Sigma projesinden ve bu proje detaylarından bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler : Altı Sigma , Maliyetlerin Düşürülmesi, Tavukçuluk
Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonunda bulunan kahverengi yumurtacı saf hatlarda genetik varyasyonun mikrosatellit markerler kullanılarak belirlenmesi
Bu çalışmada, Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonu'ndaki altı farklı kahverengi yumurtacı saf hatta (RIRI, RIRII, BARI, BARII, L-54, COL) genetik varyasyon araştırılmıştır. RIRI (n=30), RIRII (n=30), BARI (n=30), BARII (n=30), L-54 (n=30), COL (n=30) hatlarına ait toplam 180 tavuk 22 mikrosatellit marker kullanılarak genotiplenmiştir. Lokus başına ortalama allel sayısı (Na), etkili allel sayısı (Ne) ve polimorfizm bilgi içeriği (PIC) sırasıyla RIRI hattında 5.45, 3.11, 0.58; RIRII hattında 4.95, 2.44, 0.49; BARI hattında 5.00, 2.85, 0.55; BARII hattında 4.41, 2.62, 0.53; L-54 hattında 4.86, 2.64, 0,51 ve COL hattında 4.73, 2.47, 0.50 olarak hesaplanmıştır. Gözlenen heterozigotluk (Ho), beklenen heterozigotluk (He) ve akrabalı yetiştirme katsayısı (Fis) değerleri sırasıyla RIRI hattında 0.48, 0.64, 0.28; RIRII hattında 0.31, 0.54, 0.46; BARI hattında 0.44, 0.61, 0.27, BARII hattında 0.50, 0.59, 0.18; L-54 hattında 0.47, 0.56, 0.16 ve COL hattında 0.37, 0.56, 0.35 olarak tespit edilmiştir. Altı saf tavuk hattında F ististikleri (FIS, FIT, FST ) sırasıyla 0.273, 0.493, 0.295 olarak belirlenmiştir. Hatlar arasındaki ikişerli FST değerleri ortalaması 0.294 (p < 0.01), genetik farklılaşma katsayısı (GST) 0.274 olarak tespit edilmiştir. Moleküler varyans analizi (AMOVA) testi sonuçlarına göre toplam genetik varyasyonun %29.52'sinin populasyonlar arasındaki farklılıktan, %17.09'unun populasyonları oluşturan bireyler arasındaki farklılıktan kaynaklandığı saptanmıştır. NJ (neighbor joining- en yakın komşu) ağacı, faktöriyel uygunluk (FCA) ve genetik yapı (Structure) analizleri sonuçlarına göre hatlar genetik kökenlerine ve yetiştirilme geçmişlerine uygun olarak kümelenmiştir. Sonuç olarak çalışmada elde edilen bulgular; populasyonlarda orta seviyede genetik çeşitliliği ve yüksek seviyede akrabalığı işaret etmektedir. Ayrıca populasyonlar arasındaki genetik farklılaşmanın da yüksek seviyelerde olduğu görülmüştür. Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonu'nda yürütülen çalışmaların sürekliliği açısından özellikle populasyonlardaki akrabalığı azaltmak için çeşitli önlemler alınması önerilmektedir.
Broiler sürülerinde ornithobacterium rhinotracheale infeksiyonunun seroprevalansının ELISA yöntemi ile araştırılması
Gram negatif bir bakteri olan Ornithobacterium rhinotracheale (ORT), solunum yolu hastalığına sebebiyet veren en önemli patojen etkenler arasında yer almaktadır. ORT hastalığı, tüm dünyada kanatlı endüstrisinde ağır ekonomik kayıplara neden olan, daha çok tavuk ve hindilerde görülen, akut seyirli, yüksek düzeyde bulaşıcı olan bir üst solunum yolu hastalığıdır. Bu çalışmada, Aydın, İzmir ve Manisa illerindeki Ticari Broiler yetiştirilen kümeslerde, Üst solunum yollarında hastalığa ve yüksek verim kayıplarına neden olabilen, Ornithobacterium rhinotracheale bakterisinin neden olduğu ORT hastalığının serolojik prevalansının saptanması amaçlanmıştır. Örneklemede Aydın, İzmir ve Manisa illerindeki ticari Broiler yetiştiriciliği yapılan farklı kümeslerden toplanan 420 adet kan örneği kullanılmıştır. Her üç ilden de 140'ar örnek toplanmıştır. Her ildeki 5'er farklı çiftlikten kesim zamanında 28'er adet serum örneği alındı. Toplam 420 adet kan serumunun ELISA testi ile ORT yönünden değerlendirmesinde pozitiflik oranı %55.2 (232 pozitif – 188 negatif) olarak bulunmuştur. Aydın ilindeki pozitiflik oranı %40.8, İzmir ilindeki pozitiflik oranı %68.6, Manisa ilindeki pozitiflik oranı ise %56.4 olarak tespit edilmiştir. Çalışma sonuçları genel olarak değerlendirildiğinde her üç ildeki sero-pozitiflik oranları da oldukça yüksek bulunmuştur. Pozitiflik oranlarındaki bu yükseklik göz önüne alındığında hastalıkla ilgili daha ayrıntılı çalışmaların planlanmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır. İleriki çalışmalarda serolojik araştırmaların tüm ülke bazında planlanarak yapılması ve de etkenin tam identifikasyonunun yapılarak antibiyotik dirençlilik profilinin çıkarılması hastalıkla mücadele açısından yararlı olacaktır.
Broiler piliçlerde immun kompleks infeksiyöz bursal hastalık (Gumboro) aşısının etkinliğinin ELISA ile araştırılması
Araştırmamızda iki firmaya ait 10000'er başlık 10 adet kuluçkahaneden 0, 7, 14, 21, 28, 33 ve 42. günlerinde kümes başına 23 kan örneği olmak üzere toplamda her örnekleme günü için 230 ve araştırmanın sonunda ise genel toplamda 1610 adet kan örneği alındı ve serumları ayrılarak Biocheck Firmasının İnfeksiyöz Bursal Hastalığı antikor test kiti (Code:CK113, Lot No: FS4925, Exp. Date:31/05/2010) ile analizleri yapıldı.Kümeslerden alınan kan serum örnekleri; ELISA IBDV antikorlarının 0, 7, 14, 21, 28, 33, 42. günler için firmalara göre ortalama değerleri değerlendirildiğinde; firma A için çalışma grubu ortalaması: 1572, 705, 107, 3542, 7832, 7844, 12477 ve ort. % CV değeri: 43, 65, 46, 81, 32, 66, 31, kontrol grubu: 1572, 946,108, 453, 9143, 5758,13525 ve ort. CV değeri: 43, 56, 68, 158, 27, 46, 24 olarak bulunurken; firma B için çalışma grubu ort.: 1557, 745, 117, 3585, 7932, 7976, 12688 ve ort. % CV değeri: 43, 62, 56, 71, 32, 64, 33, kontrol grubu: 1557, 880,105, 412, 8972, 5342,12535 ve ort. CV değeri: 43, 52, 65, 122, 29, 48, 21 olarak tespit edilmiştir. Biocheck firmasının öngördüğü titre değerlerine göre IBD için immun kompleks aşı uygulaması sonucunda 5000-14000 titre değeri bağışıklığın oluştuğunu göstermektedir.Araştırmanın sonunuda Transmune IBD aşı grubunda kontrol gurubuna göre 1 hafta daha erken antikor yanıt oluştuğu açık olarak görülmektedir.
Aşılı broiler sürülerinde newcastle ve infeksiyöz bronşitis viruslarına karşı oluşan aşı etkinliğinin ELISA metodu ile saptanması
Araştırmamızda broiler üretimi yapan farklı bölgelerde bulunan çiftliklerden toplanan 241 adet kan örneği kullanılmıştır.NDV ile aşılanan çalışma dahilindeki 12 sürüden sadece ikisinde (Firma 1 ve Firma 3'e ait sürülerde) aşılama sonrası beklenen titre (10507, 10454) ve uygun % CV (49, 50) saptanmıştır. Bunun dışında kalan 10 sürünün 7'sinden elde edilen antikor titreleri (7346, 4987, 6876, 3382, 7912, 8461 ve 7722) düşük ve % CV değerleri (63, 78, 81, 75, 66, 61, 67) olarak saptanmıştır. 10 sürünün 3'ünden elde edilen antikor titreleri (9771, 10169, 9967) yüksek olmasına rağmen % CV değerleri de (sırasıyla % 62, % 73, % 75) yüksek olarak saptanmıştır.IBV ile aşılanan sürülerden birinde ise (Firma 12) düşük titre (792) ve yüksek CV (% 85) saptanmıştır. Sürülerden 5 tanesinde ise bulunan antikor titreleri 2477, 3883, 3987, 3876 ve 1152 olarak saptanmıştır. Firma 5' ait olan numunelerdeki ortalama antikor titresi ise (2538) bulunarak yeterli görülmekle birlikte % CV bakımından (% 55) yüksek sahip olduğu saptanmıştır.
Sıcak stresi altındaki broilerlerde yerleşim sıklığı ve yem kısıtlamasının performans, karkas ve et kalite özellikleri ile bazı stres parametreleri üzerine etkileri
Bu araştırma, sıcak stresi altındaki broilerlerde yerleşim sıklığı ve yem kısıtlamasının performans, karkas ve et kalite özellikleri ile bazı stres parametreleri üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini, bir günlük yaşta 300 adet ticari broiler hibrid (Ross 308) oluşturmuştur. Araştırmada, 2 X 2 deneme düzeni oluşturulmuş ve hayvanlar yerleşim sıklığı ve besleme programına göre 4 gruba, 3 tekrarlı olarak yerleştirilmiştir. Hayvanlar, yerleşim sıklığına göre 12 broiler/m2 ve 18 broiler/m2 olmak üzere iki sıklık grubuna ayrılmıştır. Tüm gruplar, araştırmanın ilk üç haftalık yaş döneminde ad libitum olarak beslenmiş ve broilerler için uygun olan bakım-yönetim prosedürü uygulanmıştır. Araştırmanın 3-6. haftaları arasında tüm gruplar 10:00-17:00 saatleri arasında 32-35oC sıcaklığa maruz bırakılmıştır. Her bir yerleşim sıklığı grubu da iki gruba ayrılmış, bir grup sıcak stresinin uygulandığı saatlerde aç bırakılmıştır. Diğer grup ise araştırma süresince ad libitum olarak beslenmiştir.Araştırma kapsamındaki broilerlerin canlı ağırlıkları haftalık olarak bireysel tartılmış, yem tüketimleri ise haftalık olarak grup bazında belirlenmiştir. Yaşama gücü oranının belirlenebilmesi için gruplardaki ölen hayvan sayıları günlük olarak kaydedilmiştir. Hayvanların stres durumunun belirlenebilmesi için araştırmanın 21. ve 41. günlerinde her tekrar grubundan 5'er hayvandan, toplam 60 hayvandan kan alınarak, heterofil-lenfosit oranı, serum kortikosteron konsantrasyonu ve Newcastle hastalığına karşı antikor titrelerine bakılmıştır. Ayrıca, araştırmanın 20. ve 40. günlerinde her tekrar grubundan 5, toplam 60 hayvan rastgele seçilerek tonik immobilite süresi ve rektal sıcaklıkları ölçülmüştür. Karkas ve et kalite özelliklerinin belirlenebilmesi için 42. günde her tekrar grubundan 5 hayvan olmak üzere toplam 60 hayvan rastgele seçilmiştir. Et kalite özellikleri olarak göğüs etinden pH, renk ve pişirme kaybı, but etinden pH ve renk özelliklerine bakılmıştır.Araştırmada, yerleşim sıklığının 42. gün canlı ağırlık, kümülatif canlı ağırlık artışı ve yem tüketimi üzerindeki etkisinin önemli olduğu ve bu özellikler bakımından 12 broiler/m2 sıklık grubundaki broilerlerin daha yüksek değerlere sahip olduğu belirlenmiştir (P<0,001). Yem kısıtlamasının kümülatif yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı üzerindeki etkisinin önemli olduğu ve bu özellikler bakımından araştırma süresince ad libitum beslenen gruptaki broilerlerin daha yüksek değerlere sahip olduğu tespit edilmiştir (P<0,05). Çalışmada, yerleşim sıklığı grupları arasındaki farklılıklar sıcak ve soğuk karkas ağırlığı ve karkas parça ağırlıkları bakımından istatistiksel düzeyde önemli (P<0,001), sıcak ve soğuk karkas randımanı ile karkas parça oranları bakımından ise önemsiz bulunmuştur. Yerleşim sıklığı ve yem kısıtlamasının et kalite özellikleri üzerindeki etkisi ise önemsiz bulunmuştur. Yerleşim sıklığının, stres parametrelerinden, incelenen her iki dönemdeki heterofil-lenfosit oranı ve tonik immobilite süresi üzerindeki etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuş ve bu özelliklere ilişkin ortalama değerlerin 18 broiler/m2 sıklık grubunda daha yüksek düzeyde belirlenmiştir (P<0,05). Heterofil-lenfosit oranı ve tonik immobilite süresi bakımından besleme programına göre oluşturulan gruplar arasındaki farklılıklar da istatistiksel düzeyde önemli bulunmuş ve bu özellikler bakımından ortalama değerler, araştırma süresince ad libitum beslenen grupta yem kısıtlaması uygulanan gruptakilere göre önemli düzeyde daha yüksek bulunmuştur (P<0,05). Bununla birlikte, yerleşim sıklığı ve yem kısıtlamasının serum kortikosteron konsantrasyonu ve Newcastle hastalığına karşı antikor titresi üzerinde istatistiksel yönden önem taşıyan bir etkisi bulunmamıştır. Araştırmada, uygun koşullar sağlanamadığı taktirde, sıcak stresi altında broilerlerin 18 broiler/m2'den daha düşük yoğunlukta yetiştirilmesinin daha uygun olacağı ve sıcak stresi koşullarında yem kısıtlamasının hem ekonomik önemi olan verim özellikleri üzerinde hem de hayvanların refah düzeyi üzerinde olumlu etkilere neden olabileceği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler:broiler, sıcak stresi, yerleşim sıklığı, yem kısıtlaması, performans, karkas, et kalite.