Servikal vertebra

58 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt servikal ve üst torakal vertebra pediküllerinin radyolojik morfometrik analizi

Servikotorasik bileşke (STB) servikal ve torakal omurgalar arasında geçiş alanı olması nedeniyle kendine özgü anatomik ve biyomekanik özelliklere sahip benzersiz bir bölgedir. Oldukça hareketli olan servikal bölgeden, göğüs kafesi tarafından hareketi kısıtlanan torakal bölgeye geçiş bölgesi olmasından dolayı STB'ye dinamik ve statik açıdan oldukça fazla yük binmektedir. Travma, tümörler, spondiloz, enfeksiyon ve iatrojenik nedenler STB'de en sık instabilite nedenlerini oluşturmaktadır. Karmaşık anatomisi nedeniyle bu bölgedeki hasarları direk grafiler ile saptamak oldukça zordur. Benzer şekilde serbest el tekniği ile pedikül vidası uygulanması esnasında da floroskopik görüntülemeler ile değerlendirme, komşu yapıların üst üste gelmesi ve görüntüde süperpoze olması nedeniyle zordur. Bu nedenle ameliyatı yapacak olan cerrah STB anatomisine, bu bölgedeki varyasyonlara ve pediküllerin seviyelere göre anatomik değişimine hakim olmalı ve cerrahi sırasında bu bilgiler doğrultusunda hareket ederek vidanın pedikül dışına çıkma ihtimalini en aza indirmelidir Bu çalışmada; Mayıs 2020 – Mayıs 2022 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Hastanesi polikliniklerine başvuran hastalar değerlendirilmiştir. Çekilen kontrastlı bilgisayarlı tomografilerde (BT) STB vertebraları net olarak değerlendirilebilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamız, alt servikal ve üst torakal vertebralara ait anatomik elemanların incelenmesinin planlandığı retrospektif tanımlayıcı bir araştırmadır. STB vertebraları net olarak değerlendirilebilen yaşları 19 ile 83 arasında değişen 50 kadın, 50 erkek olmak üzere toplam 100 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Her iki cinsiyette de T1 en kalın pedikül kalınlığına sahip vertebra (Erkeklerde T1 seviyesinde 8,78±1,15 mm, kadınlarda T1 seviyesinde 7,44±1,13 mm) olarak bulunmuş olup T4'e gidildikçe pedikül kalınlığı kademeli olarak azalmaktadır. Her iki cinsiyette de yüksekliği en fazla olan pedikül T3 vertebrasında (Erkeklerde T3 seviyesinde 13,04±2,29 mm, kadınlarda T3 seviyesinde 11,35±1,30 mm) bulunmuş olup C7'den T3'e gidildikçe pedikül yüksekliği kademeli olarak artmaktadır. Erkeklerde en uzun pedikül aksı T2 vertebrasında (34,48±2,22 mm), kadınlarda ise en uzun pedikül aksı T4 vertebrasında (31,44±2,92 mm) bulunmuş olup vertebralar arasında belirgin bir artış veya azalış paterni görülmemektedir. Her iki cinsiyette de aksiyel açısı en fazla olan pedikül C7 vertebrasında (Erkeklerde C7 seviyesinde 34,24±2,50⁰, kadınlarda C7 seviyesinde 33,96±3,72⁰) bulunmuş olup C7'den T4'e gidildikçe pedikül aksiyel açısı kademeli olarak azalmaktadır. Her iki cinsiyette de sagittal açısı en fazla olan pedikül T4 vertebrasında (Erkeklerde T4 seviyesinde kaudale doğru 8,40±2,99⁰, kadınlarda T4 seviyesinde kaudale doğru 9,06±5,22⁰) bulunmuş olup C7'den T4'e gidildikçe pedikül sagittal açısı kademeli olarak artmaktadır. Çalışmamızda C7-T4 arası vertebra pediküllerinin kalınlık, yükseklik, uzunluk, sagittal ve aksiyel açılarıyla birlikte vertebral arterin transvers foramene giriş noktası ve transvers foramen hipoplazisi değerlendirilmiştir. STB'ye yapılacak olan transpediküler vida ile füzyon cerrahilerinde kılavuz oluşturacak vida çapı, boyu ve açılarının ayrıntılı bir biçimde ortaya konulması ve vasküler varyasyonlar belirlenerek cerrahi sırasında oluşabilecek morbidite ve mortalitenin en aza indirilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: alt servikal, pedikül, radyolojik anatomi, servikotorasik bileşke, üst torakal

AnatomiOmurgaPedikulus+5
Saygı Uygur
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal disk patolojisi olan hastalarda benign paroksismal pozisyonel vertigo varlığının değerlendirilmesi

Servikal Disk Patolojisi Olan Hastalarda Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo Varlığının Değerlendirilmesi Servikal bölgedeki disk patolojilerinden dolayı servikal bölgenin normal duruşu, pozisyon algısı ve başın anatomik pozisyonu etkilenmektedir. Ağrı ve servikal bölgedeki pozisyon değişikliği, iç kulaktaki semisirküler kanalların pozisyonunu da etkileyecektir. Çalışmamızın amacı, servikal disk patolojili hastalarda Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) varlığını araştırmaktır. Bu çalışmanın, BPPV etyolojisine katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmamıza servikal disk patolojisi olan 20-65 yaş arasında 75 (19 erkek, 56 kadın) gönüllü yetişkin birey dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri kaydedildi. Gonyometre ile servikal bölge normal eklem hareket açıları, posterior tanjant yöntemiyle direk grafiden lordoz açıları ve Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) ile hastaların yaşam kalitesi değerlendirildi. Hastaların vertigosu sorgulanıp, şiddeti visüel analog skala ile belirlendi. Vertigosu olan hastalar videonistagmografi test bataryası ile değerlendirildi. Olgularımızın yaş ortalaması 45.09 yıl ve servikal lordoz açısı 15.24 derece olarak bulundu. Vertigosu olan ve olmayan olgularda servikal lordoz açıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.692). Vertigosu olan ve olmayanlarda ağrı şiddeti karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p=0.004). Vertigosu olan ve olmayanlarda servikal bölge eklem hareket açıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). BÖİ toplam skoru ortalama 16.74'dü ve olguların %57.3 ü orta ve şiddetli özre sahipti. Vertigosu olan ve olmayan olguların BÖİ toplam skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p=0.001). Vertigo şikayeti olan olgularda yapılan Videonistagmografi (VNG) testlerinde olguların %2.3 oranında sol posterior kanal BPPV ve %2.3 oranında sağ posterior kanal BPPV'ye rastlanıldı. Sonuç olarak, servikal disk patolojisi olan hastalarda BPPV prevelansı %2.6 ile çok düşük bulundu. Vertigolu bireylerde, servikal lordoz açısı ve servikal bölge eklem hareketliliğinin BPPV gelişiminde etkili olmadığı görüldü. Vertigonun, servikal disk patolojili hastalarda günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkilediği bulundu. Anahtar Kelimeler: Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo, Servikal Disk Patolojisi, Boyun Özürlülük İndeksi, Servikal Lordoz Açısı

Biyomekanik analizBoyunBoyun ağrısı+3
Ali Osman Çırak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliği

Servikal Disk Hernisine Bağlı Akut Boyun Ağrısında Düşük Doz Lazer Tedavisinin Etkinliği Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında düşük doz lazer tedavisinin etkinliğini araştırmaktı. Dizayn: Çift kör, randomize, plasebo kontrollü çalışma. Gereç ve Yöntem: Mart 2012-Mayıs 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Balcalı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğine boyun ve/veya tek taraflı üst ekstremite ağrısıyla başvuran 230 hasta değerlendirildi. Kriterleri karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 60 hasta 2 gruba ayrıldı. ?. gruba (n:30) DDLT, ?. gruba (n:30) sham lazer tedavisi haftada 5 gün, 3 hafta süreyle toplam 15 seans uygulandı. DDLT 904 nm dalga boyunda GaAs lazer cihazı ile transforaminal olarak 6 noktaya, her bir noktaya 120 sn süreyle, 2 J/cm² yoğunlukta, total doz 12 J, prob ciltle sabit temasta tutularak uygulandı. Hastalar tedavi öncesi ve 3 haftalık tedavi sonrasında değerlendirildi. Hastalarda vizüel analog skala (VAS) ile ağrı şiddeti, Boyun Ağrı ve Özür Skalası (Neck Pain and Disability Scale) ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Bulgular: Gruplar arasında tedavi sonrasında boyun, kol ve gece ağrısı şiddeti, NPDS ve SF-36 skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Sonuç: DDLT kısa vadede disk hernisine bağlı akut boyun ağrısında plaseboya üstün değildir. Anahtar Sözcükler: Düşük Doz Lazer Tedavisi (DDLT), akut boyun ağrısı, servikal disk hernisi

AğrıBoyunLazer tedavisi+3
Hazan Şahan Buko
Çukurova University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Vertebrae cervıcales'in anatomik olarak incelenmesi

Servikal omurgada yapılan cerrahi işlemlerde temel hedef bölge anatomisine zarar vermeden, sinir ve damar yapılarına baskıyı azaltmak ve rijit fiksasyondur. Omurgaya yapılan cerrahi işlem sırasında omurilik hasarının oluşması durumunda yaşam kalitesini bozan ya da ölüme sebep olabilen komplikasyonlar gelişebilir. Güvenli bir cerrahi için vidanın vertebra'ya yerleştirildiği bölge ve vidanın kemiğin içerisine ne kadar gireceğini saptamak için bölge anatomisinin iyi bilinmesi önemlidir. Foramen transversarium'un boyutu ve şekli a. vertebralis'i etkileyerek; baş ağrısı, migren, bayılma atakları gibi durumları ortaya çıkarabilmektedir. Bu çalışmanın amacı servikal vertebra cerrahisinde kullanılmak üzere morfometrik ölçümler yapmak ve servikal vertebra'ların morfolojisini inceleyerek, temel ve klinik bilimlere katkı sağlamaktır. Bu çalışmada deformasyona uğramamış ve ölçüm parametrelerinin belirgin olduğu, cinsiyet ve yaşları bilinmeyen servikal vertebra'lar incelendi. Atlas, axis ve vertebrae cervicales III-VII'de toplam 50 parametre değerlendirildi. Bulgular istatistiksel olarak analiz edildi. Pedikül yüksekliğinin pedikül genişliğinden fazla olduğu tespit edildi. Servikal vertebra cerrahisinde kullanılan vidaların çaplarının büyük olması durumunda pedikül fraktürü sonucu implantın gevşemesi ya da komşu visseral yapılarda yaralanma gelişebilmekte, pedikülün genişliği, yüksekliği ve uzunluğu pedikül vidası yerleştirirken vidanın çapı ve boyunun belirlenmesinde önem arz etmektedir. Bu çalışmada elde edilen bilgilerin beyin cerrahisi, radyoloji ve ortopedi başta olmak üzere temel ve klinik bilimlere katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

AnatomiForamen transversariumKemik ve kemikler+4
İrfan Küçükoğlu
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

MTR/Bizans toplumunda Vertebrae Cervicales'in cinsiyet tayininde kullanılabilirliği hakkında bir çalışma

Antropoloji bilimi, insanı pek çok farklı yönü ile ele alan bir bilimdir. Çalışmalarını gerek geçmişte yaşamış insan iskelet kalıntılarından gerekse günümüz insanı üzerinde gerçekleştirmektedir. Antik Çağ insanlarının iskelet kalıntıları üzerinde yapılacak olan ilk çalışmalar ise bireylerin cinsiyet tayin çalışmalarıdır. İskeletten cinsiyet tayin çalışmaları genellikle kemiğin iriliği ve kütleviliği referans alınarak yapılırken aynı zamanda osteometrik çalışmalar ile de mümkün olmaktadır. Ancak söz konusu kemik kalıntılar her zaman sağlam bir şekilde ele geçmemektedir. Bu gibi durumlarda cervical vertebraların sayıca çok olmaları, C1 ve C2 vertebralarının foramen magnun çukurunda yer alarak daha korunaklı olmaları ve tanınabilirliklerinin de daha kolay olması bu kemiklerin cinsiyet tayin çalışmalarında önemli çalışma materyali olmasını sağlamıştır. Bu çalışmada Sinop ili, Meteoroloji Sokak, Kefevi Nekropolünde 2016 yılında yapılan kurtarma kazısında elde edilen iskelet toplumu cervical vertebralarının cinsiyet tayininde kullanılabilirliği araştırılmıştır. Çalışmada MTR toplumuna ait yaşları 20 ila 56 arasında değişen 40 erkek, 28 kadın birey ele alınmış ve bunlardan 28 erkek, 18 kadın çalışmaya uygun görülmüştür. Çalışmada her bir cervical vertebradan dijital kumpas yardımı ile CHT, CAP ve CTR olmak üzere 3 farklı ölçüm alınmış ve bunlar IBM SPSS Statistics (v.20) programı ile değerlendirilmiştir. Buna göre: Cervical vertebraların CHT, CTR ve CAP ölçümleri bir arada kullanıldığında %81 oranında cinsiyet tayininin yapılabileceği tespit edilmiştir. Bu üç ölçümde en anlamlısı %85 ile CTR iken hemen ardından %80 ile CHT ve %78 ile CAP ölçümü gelmiştir. CHT ve CTR ölçümü tüm vertebralarda yüksek anlamlı çıkarken CAP ölçümü yalnızca %90 oran ile C1 vertebrasında istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır. Vertebralar içinde ise en anlamlı çıkanlar, %90-92 ile C1 ve %72-94 ile C2 vertebrası olmuştur. Ölçüm sonuçları yaş ile beraber değerlendirildiğinde ölçüm yöntemine ve vertebraya bağlı olarak farklılaştığı saptanmıştır. Genel olarak sonuca bakıldığında ise cervical vertebralardan alınacak CHT, CTR ve CAP ölçümleri, başta C1 ve C2 olmak üzere diğer toplumlar üzerinde yapılan çalışmalar ile benzerlik göstermiş ve bunların cinsiyet tayininde kullanılabileceği tespit edilmiştir.

Bizans DönemiBizanslılarCinsiyet tayini+4
Serhan Mucur
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Büyüme ve gelişimin farklı evrelerindeki bireylerin serum ve diş eti oluğu sıvısındaki hormonal değişimlerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; lateral sefalometrik radyografiler üzerinde belirlenen servikal vertebraların maturasyonel safhaları ile büyüme hormonu (GH), insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1), insülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3 (IGFBP-3) büyüme belirteçlerinin serum ve diş eti oluğu sıvısındaki miktarları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmamıza 7-17 yaş arası henüz ortodontik tedavisi başlamamış 45 kadın, 40 erkek toplam 85 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Tedavisine başlanacak olan hastalardan ilk materyal randevusunda rutin olarak toplanan lateral sefalometrik ve panoramik röntgenlerin alındığı gün içerisinde, kan ve diş eti oluğu sıvısı örnekleri alınmıştır. Dijital olarak elde edilen radyografilerde "Modifiye Baccetti Yöntemi" kullanılarak servikal vertebralar üzerinde hastaların kemik yaşları aynı araştırmacı tarafından belirlenmiştir. Hastalardan elde edilen kan ve Ddiş eti oluğu sıvısı numunlerinde GH, IGF-1 ve IGFBP-3 belirteçleri rutin biyokimyasal yöntemlerle ölçülmüştür. Verilerin istatistiksel analizleri Kolmogorov-Smirnov testi, Kruskall-Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılarak yapılmıştır. Analizler sonucunda her iki cinsiyet için pubertenin farklı evrelerinde serum ve diş eti oluğu sıvısı GH, IGF-1 ve IGFBP-3 düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir farklılık bulunmamıştır. Ortalama hormon seviyeleri pubertal atılım döneminde puberte öncesi ve puberte sonrası dönemlerden daha yüksek değerlere ulaşmıştır. Erkek bireylerde DOS GH değerleri serum GH değerlerini desteklemiştir. Her iki cinsiyet için elde edilen DOS IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerlerini destekler nitelikte bulunmuştur. Serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri; büyüme ve gelişimin düzeyinin, pubertal büyüme atılımının tespiti ve evrelerin değerlendirilmesinde değerli bir indikatör olarak kullanılabilir. Çalışma verilerimize göre kadın ve erkek bireylerde pubertenin farklı evrelerinde ölçülen DOS IGF-1 ve IGFBP-3 değerleri serum IGF-1 ve IGFBP-3 değerlerini desteklemektedir. Bulgularımızın bir sonucu olarak büyüme mediatörlerinin tespitinde kan almaya göre daha pratik ve non-invaziv bir yöntem olan DOS kullanımı seruma alternatif bir yöntem olarak büyüme gelişim tespiti amacıyla kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Büyüme hormonu, insülin benzeri büyüme faktörü-1, insülin benzeri büyüme faktörü bağlayıcı protein-3, puberte, servikal vertebra.

Büyüme hormonuErgenlikGingival oluk sıvı+4
Sultan Aslıhan Ulusoy
Aydın Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal omurga dizilimi ile spinal dejenerasyon ilişkisi

Amaç:Servikal sagital dizilimin değerlendirilmesinde hangi parametrelerin klinik önemli olduğu bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı servikal omurga dizilimi ile spinal dejenerasyon arasındaki ilişkiyi araştırmak ve olası neden sonuç bağlantısını ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem:Hastane radyoloji veritabanında 2014-2019 yılları arasında eşzamanlı servikal grafi ve manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) olan hastalar tarandı. Omurgayı etkileyen travma/ cerrahi, malignite, enfeksiyon, inflamatuar hastalık ve konjenital anomalisi olanlar veya yetersiz çekim yapılmış olan hastalar çalışma dışı tutuldu. Grafilerde; servikal lordoz açısı (SLA), sagital vertikal aks (SVA), torakal 1 eğim açısı (T1EA), torasik giriş açısı (TGA), boyun, servikal ve kranial tilt ölçümleri yapıldı. MRG sagital kesitlerinde 6 servikal segmentte intervertebral disk dejenerasyonu değerlendirildi ve protrüzyon miktarları ölçüldü. Hastalar disk dejenerasyon seviyelerine göre iki gruba ayrıldılar ve Pfirmann sınıflamasında herhangi bir seyiyede Evre IV veya V dejenerasyonu olanlar ileri dejenerasyon kabul edildi (Grup 2). Bulgular:Taranan 745 hastadan, 45,05±11,8 (18-65) yaş ortalamasına sahip 212 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların %52,8'i Grup 2'de yer almaktaydı. SL, T1EA, boyun tilti, servikal tilt, kranial tilt açılarında her iki grupta farklılık saptanmazken, Grup 2'de SVA ve TGA anlamlı şekilde yüksekti (p<0,05 ve p<0,01). En fazla protrüzyon C5-C6 düzeyinde ve 40 yaş üzeri kişilerdeydi. TGA yaş ile zayıf koreleydi (r=0,394) ve ileri evre disk dejenerasyonunu öngörmede kesim değeri 68,2° idi. Sonuç:Servikal dejenerasyon gelişmesinde SL'den daha çok SVA ve TGA değişiklikleri anlamlı bulunmuştur.

OmurgaServikal vertebraSpinal hastalıklar+1
Ali Kıvrak
Çukurova University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda fasyal tedavinin etkinliğinin araştırılması

Çalışmamız, nörolojik defisiti olmayan kronik boyun ağrılı (KBA) hastalarda fasyal tedavinin etkinliğini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya kronik boyun ağrısı olan 52 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele yöntemle klasik fizyoterapi ve fasyal tedavi grubu olarak iki gruba ayrıldı. Her grupta 26 birey yer aldı. Fasyal tedavi grubuna, klasik fizyoterapi (yüzeyel sıcaklık-hotpack, TENS ve egzersiz) uygulamasına ek olarak, 5 seans fasyal mobilizasyon tedavi protokolü (unwinding protokolü) uygulandı. Bu tedavi protokolünde fasya servikalis superficialis, fasya coli superficialis için 2 boyutlu uygulama, fasya servikalis media, fasya servikalis profunda, fasya klavipectoralis, atlanto- occipital bağlantısına yönelik teknikler ve ligamentum suspensorium gevşetme yer aldı. Tüm hastalar tedavi öncesi ve tedavi sonrası ağrı (Vizüel Ağrı Skalası-VAS), derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı (Basınç Biofeedback), özür durumu (Boyun Ağrı ve Özür Göstergesi), emosyonel durum (Beck Depresyon Skalası-BDS) ve hareket korkusu (Tampa Kinezyofobi Skalası-TKS) açısından değerlendirildi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki grupta ağrı ve boyun özür göstergesinde azalma (p<0.05) olduğu; fasyal tedavi grubunda ayrıca derin boyun kas kuvveti ve enduransında artma ve emosyonel durumda iyileşme olduğu saptandı (p<0.05). Tedavi öncesiyle karşılaştırıldığında, etki büyüklüğü karşılaştırmaları, fasyal tedavi grubunda bu ölçümlere yönelik klinik düzelmelerin daha fazla olduğunu gösterdi. Gruplar karşılaştırıldığında, ağrı, derin boyun fleksörleri kas kuvvet ve enduransı, özür durumu, emosyonel durum ve hareket korkusu fasyal tedavi grubunda klinik düzelmelerin daha fazla olduğu görüldü. Sonuçlarımız fasyal mobilizasyon tekniklerini içeren klasik fizyoterapi programının kronik boyun ağrısı olan olguların tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir. Geniş örneklem gruplarında ve izlem peryotlarını içeren çalışmaların yapılmasının, bu sonuçların kanıt düzeyini artıracağı görüşündeyiz.

AğrıBoyunBoyun ağrısı+5
Gülsen Güler
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ney ve keman icracılarında servikal bölge problemleri ve egzersiz eğitiminin etkinliği

Bu çalışma, servikal bölge problemlerine sahip olan 20 keman ve 20 ney icracısından oluşan 40 kişi üzerinde egzersiz eğitiminin etkinliğini gözlemlemek amacıyla planlandı. Ney ve keman icracıları iki farklı grup olarak değerlendirildi. Her iki gruba da 8 hafta boyunca haftanın 3 günü egzersiz eğitim programı uygulandı. Müzisyenlerin cinsiyet, yaş, boy, vücut ağırlığı ve enstrümanı günlük/yıllık kullanım süreleri gibi bilgileri kayıt altına alındı. Eklem hareket açıklığı için gonyometrik ölçüm, kas kuvveti için dijital kas dinamometresi, ağrı için visual analog skalası, fonksiyonel durum için northwick park boyun ağrısı anketi, fleksibilite için mezura, yaşam kalitesi için SF-36 ölçeği, kavrama kuvveti için handgrip dinamometresi kullanıldı. Ölçümler eğitim öncesi ve sonrası olmak üzere iki kez tekrarlandı. İstatistiksel analiz sonucunda; iki grupta da ağrı düzeylerinde azalma, boyun fleksiyonu yönünde eklem hareket açıklıklarında artış, sol trapeziusun orta, sağ deltoideusun ön ve orta parçası, boynun fleksör grup kaslarında ve sol el kavrama kuvvetinde anlamlı artışlar, çene-sternum ve çene-duvar mesafeleri ile yaşam kalitesinin sosyal fonksiyon skoru açısından pozitif yönde anlamlı sonuçlar görüldü. Ney icracılarında boynun sağ ve keman icracılarında boynun sol lateral fleksiyon eklem hareket açıklıklarında artış görüldü. Ney kullanıcılarında sol trapeziusun üst, sol deltoideusun ön parçası, keman kullanıcılarında ise sağ serratus anterior, sağ trapeziusun orta parçası ve boynun ekstansör kas kuvvetlerinde artış görüldü. Ney kullanıcılarında yaşam kalitesi ölçeğinin emosyonel iyilik hali skor değeri lehine anlamlı fark bulundu. Değerlendirmeye alınan diğer parametrelerde ise anlamlı fark görülmedi. Bu çalışma sonucunda ney ve keman icracılarında egzersiz eğitiminin servikal bölge problemlerinin tamamında olmasa da başta ağrı olmak üzere bazı parametlerde etkili olabileceği düşünüldü. Egzersiz eğitiminin etkilerini görebilmek için daha kapsamlı ve uzun takip gerektiren çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar kelimeler: Ney, Keman, Egzersiz Eğitimi, Servikal Bölge Problemleri

BoyunEgzersizFizyoterapistler+5
Hasan Akbey
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Gerilim tipi baş ağrılı hastalarda servikal stabilizasyon egzersizlerinin ağrı düzeyi, yaşam kalitesi ve servikal postür üzerine etkisi

Çalışmamız, gerilim tipi baş ağrılı hastalarda servikal stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, servikal postür ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 20-50 yıl arasında değişen 60 hastadahil edildi. Bireyler servikal stabilizasyon (n=30) ve kontrol (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplara, egzersiz öncesi hotpack ve boyun kaslarına germe egzersizleri uygulandı. Uygulama her iki grupta da haftada 2 gün olmak üzere toplam 4 hafta devam etti. Bu tedaviyi takiben kontrol grubuna klasik boyun egzersizleri, servikalstabilizasyon grubuna ise klasik egzersizlere ek olarak stabilizasyon egzersizleri verildi. Hastalar ağrı düzeyi, servikal postür, fonksiyonel düzey, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi açısından değerlendirildi. Hastalara tüm değerlendirmeler tedavi öncesi ve 4 haftanın sonunda olmak üzere iki kez tekrarlandı. Çalışmanın sonucunda gruplar tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında, her iki grupta da tedavi sonrası ağrının azaldığı, fonksiyonel düzeyin geliştiği, uyku ve yaşam kalitesinin iyileştiği gözlendi (p<0,05). Gruplar karşılaştırıldığında ise ağrı, fonksiyonel düzey ve uykululuk açısından servikal stabilizasyon grubunun kontrol grubuna göre daha etkin olduğu (p<0.05), ancak servikal postür ve yaşam kalitesinin 2 alt parametresi (vücut algısı ve genel sağlık durumu) yönünden grupların benzer olduğu saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, gerilim tipi baş ağrısı tanısı almış hastalarda ağrı, derin fleksör kas kuvveti ve enduransında, fonksiyonel düzey, uykululuk ve yaşam kalitesi (vücut algısı ve genel sağlık durumu dışında) üzerinde servikal stabilizasyon egzersizlerinin etkili olduğu gözlendi. Bu nedenle gerilim tipi baş ağrısı görülen hastalarda semptomların kısa sürede iyileşmesini sağlayabilmek için klasik egzersizlerle birlikte servikal stabilizasyon egzersizlerinin kullanılması gerektiği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Gerilim tipi baş ağrısı, Baş ağrısı, Servikal stabilizasyon egzersizleri, Servikal postür, Yaşam kalitesi.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+4
Ferhat Altundağ
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Multipl skleroz hastalarında servikal mobilizasyonun tonus, pozisyon hissi ve denge üzerine etkisi

Çalışma, Multipl Skleroz hastalarında servikal mobilizasyonun tonus, pozisyon hissi ve denge üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya 14'ü kadın 2'si erkek olmak üzere toplam 16 birey dahil edildi. Çapraz geçişli dizayn edilen çalışmada bireyler rastgele yöntemle klasik rehabilitasyon ve servikal mobilizasyon tedavilerini farklı sırayla 4 hafta boyunca haftada 2 gün aldı. Tedaviler arasında bireyler 4 hafta arınma dönemi için bekletildi. Klasik rehabilitasyon için germe ve kuvvetlendirme, koordinasyon, denge ve yürüyüş egzersizlerinden oluşan bir program uygulanırken, servikal mobilizasyon için bu programa ek olarak servikal mobilizasyon eklem traksiyonu ve kaydırmalar ile yumuşak doku mobilizasyon tekniklerinden myofasyal gevşetme teknikleri uygulandı. Değerlendirmeler her iki tedavi programından önce ve sonra olmak üzere dört kere yapıldı. Bireylerin spastisitesi Modifiye Ashworth Skalası (MAS) ile; kasların viskoelastik özellikleri myotonPRO ile; eklem pozisyon hissi digital gonyometre ile; dengesi Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT)'yle; yürüme fonksiyonları Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ) ve Zamanlı 25-Foot Yürüme Testi (T25W) ile değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında, klasik tedaviyle birlikte verilen servikal mobilizasyonun spastisiteyi azalttığı ve hastaların dengesini iyileştirdiği gözlendi (p<0,05). Ancak pozisyon hissine yönelik klinik gelişmenin istatistiksel farklılığa ulaşamadığı tespit edildi (p>0,05). Sadece tonusun azaltılmasında sıra etkisi gözlenirken, öncelikle servikal mobilizasyonun yapılması ardından klasik fizyoterapinin uygulanmasının daha etkili olduğu gösterildi (p<0,05). Sonuç olarak tedavi etkinliği yönünden spastistenin azaltılması ve dengenin geliştirilmesi için servikal mobilizasyon uygulamalarının destekleyici olarak kullanılabileceği görüşüne varıldı. Servikal mobilizasyon uygulamalarının daha uzun tedavilerle pozisyon hissini geliştirebileceği düşünüldü. Ayrıca her iki uygulamanın spastisitede nöral ve non-nöral mekanizmayı etkileyerek birbirini tamamladığı görüldü. Farklı nörolojik hastalıklarda servikal bölge için manuel terapi protokolleri geliştirilerek uygulamaların etkinlikleri ve bu etkilerin ne kadar kalıcı olduğunu inceleyen çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Kas tonusu, Manuel terapi, Multipl skleroz, Postural kontrol, Servikal Bölge.

DuruşFizik tedaviFizik tedavi yöntemleri+5
Tuba Maden
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarında vestibüler egzersiz ve servikal stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin denge ve yürüme üzerindeki etkilerinin araştırılması

Bu çalışma multiple skleroz hastalarında vestibüler egzersiz ve servikal stabilizasyon egzersiz eğitimlerinin denge ve yürüme üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya dahil edilen 35 multiple sklerozis (MS) hastaları basit rastgele yöntemle üç gruba ayrıldı. Bütün gruplara konvansiyonel tedavi (Alt ekstremite proksimal kaslara elektrik stimülasyonu, Tens ve normal eklem hareket açıklığı egzersizleri ) verildi. Vestibüler gruba Catwhorne-cooksey egzersizleri, servikal gruba servikal stabilizasyon egzersizleri ve kontrol grubuna klasik denge egzersizleri haftada 3 gün, 12 hafta boyunca uygulandı. Gruplar tedavi öncesi, 8.hafta, 12.hafta (tedavi sonrası) ve 6.ay(takip) olmak üzere 4 defa değerlendirildi. Denge; tandem duruş testi, fonksiyonel uzanma testi, dört adım kare testi ile değerlendirildi. Yürüme; 25 adım yürüme testi, 2 dakika yürüme testi, süreli kalk yürü testi ve MS Yürüme Skalası (MSYS-12) ile değerlendirildi. Yorgunluk, Yorgunluk Etki Ölçeği ile, baş dönmesi Baş dönmesi engellilik envanteri ile, depresyon Beck Depresyon Envanteri ile değerlendirildi. Yaşam kalitesi değerlendirmesinde ise MS Yaşam Kalitesi Anketi (MSQOL-54) kullanıldı. Yürüyüşteki postüral salınım Microgate GYKO cihazı ile değerlendirildi. Denge değerlendirmelerinde servikal ve vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlenirken, 6.ay değerlendirmelerinde sadece vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlendi. 25 adım yürüme testinde 8.hafta ve 12.hafta değerlendirmelerinde servikal grupta iyileşmeler gözlemlenirken 6.ay değerlendirmelerinde servikal ve vestibüler grupta iyileşmeler gözlemlendi (p<0,05). 2 dakika yürüme testinde 8.hafta ve 12.hafta değerlendirmelerinde sadece servikal grupta iyileşme bulundu (p<0,05). Süreli kalk yürü testi ile MS yürüme skalasında (MSYS-12) değişim olmadı (p>0,05). Yorgunluk etki ölçeğinde vestibüler grup diğer gruplara göre 6.ay değerlendirmesinde iyileşme gösterdi (p<0,05). Baş dönmesi engellilik envanterinde vestibüler grup diğer gruplara göre iyileşme gösterdi (p<0,05). Beck depresyon envanterinde kontrol grup diğer gruplara göre iyileşme gösterdi (p<0,05). Yaşam kalitesi parametrelerinde değişim olmadı (p>0,05). Postüral salınımda anterior-posterior uzaklıkta gruplarda benzerdi (p>0,05). Anterio-posterior uzunluk ölçümlerinde tedavi öncesi, 12. hafta ve 6. ay değerlendirilmelerinde kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha iyiydi (p<0,05). Medio-lateral uzaklık ölçümlerinde 8.hafta değerlendirmelerinde servikal grup, vestibüler ve kontrol grubundan daha fazla gelişim gösterdi (p<0,05). Medio-lateral uzunluk ölçümlerinde öncesi 8. ve 12. hafta değerlendirilmeleri kontrol grubu vestibüler gruba göre daha fazla iyileşme gösterdi (p<0,05). 12.hafta değerlendirmelerinde ise kontrol grubu vestibüler ve servikal gruplara göre daha fazla gelişim gösterdi (p<0,05). Ortalama uzaklık ölçümlerinde tedavi öncesi kontrol grubu, vestibüler gruba göre daha fazla gelişme (p<0,05), servikal grupla ise benzerlik gösterdi (p>0,05). 8.hafta değerlendirmesinde servikal ve kontrol grup vestibüler gruba göre daha (p<0,05). 6.ay değerlendirmelerinde ise kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha fazla iyileşme gösterdi (p<0,05). Ortalama uzunluk ölçümlerinin gruplar arası tüm zamanlardaki karşılaştırmasında kontrol grubu vestibüler ve servikal gruba göre daha fazla gelişme gösterdi (p<0,05). Yüzey alanı ölçümlerinde kontrol grubun 6.ay değerlendirmelerinde kontrol grup vestibüler grubuna göre daha iyiydi (p<0,05). Multiple Sklerozis hastalarında denge ve yorgunluk şikayetleri için vestibüler egzersiz, yürüme için servikal stabilizasyon egzersizleri, postüral salınım şikayetlerinde ise klasik denge egzersizleri etkili olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Multiple Sklerozis, Denge, Yürüme, Yorgunluk, Egzersiz

DengeEgzersiz tedavisiFizyoterapi+7
Hakan Polat
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Dejeneratif servikal hastalıklarda egzersiz, manuel tedavi ve telerehabilitasyon destekli tedavinin ağrı, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, servikal dejeneratif hastalarda egzersiz programı, manuel terapi ve telerehabilitasyon destekli tedavinin ağrı, anksiyete ve yaşam kalitesi üzerine etkinliğinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı. Çalışmaya, dejeneratif servikal problemi olan araştırma kriterlerine uyan toplam 75 gönüllü dahil edildi. Altı aylık takip sonunda toplam 66 katılımcı ile çalışma tamamlandı. Hastalar basit rastgele randomizasyon yöntemiyle ev egzersiz grubu (EG) manuel terapi (MT) grubu ve telerehabilitasyon (TR) grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara egzersizler başlangıçta yüz yüze gösterilerek, öğretildi. EG hastalarına 8 hafta boyunca haftada 5 gün servikal stabilizasyon, gevşeme ve germe egzersizleri, MT grubunda yer alan hastalara 8 hafta boyunca haftada 2 gün servikal, torakal mobilizasyon uygulandı ve EG da verilen egzersizleri evde yapmaları istendi. TR grubu hastalarına 8 hafta boyunca haftada 2 gün fizyoterapist eşliğinde telerehabilitasyon destekli egzersizler ve aktif mobilizasyonlar yanında EG da verilen egzersizleri evde yapmaları istendi. Tedavi öncesi ve sonrası, kontrol 3. ve 6.aylar da hastaların ağrı (Vizüel ağrı skalası (VAS) ve McGill ağrı indeksi), basınç ağrı eşiği, kas kuvveti, el kavrama kuvveti, skapular diskinezi, boyun özürlülüğü, servikal ve omuz eklem hareket açıklıkları, baş postürü, skapular diskinezi, kutu-blok el beceri testi, Nottingham sağlık profili yaşam kalitesi, anksiyete ve hasta memnuniyet düzeyleri hastalar kliniğe çağırılarak fizyoterapist tarafından değerlendirildi. Elde edilen bulgular, her üç grupta da ağrı, boyun özürlülük, anksiyete duyarlılığı, EHA, üst ekstremite kuvveti, basınç ağrı eşiği, skapular diskinezi parametrelerinde anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). McGill ağrı indeksinde TR ve MT grubunda anlamlı azalma varken (p<0,05); EG da anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Ağrı azalması MT grubunda tedavi bitiminde, TR grubunda ise tedavi sonrası 3. ve 6. ayda görüldü. Baş postüründe düzelmenin sadece TR grubunda anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Basınç ağrı eşiği tüm gruplarda anlamlı artarken (p<0,05), en fazla artış MT grubunda bulundu. Hasta memnuniyet ortalaması en yüksek MT grubunda (p<0,05), en düşük EG grubunda olduğu tespit edilirken, TR ile MT grupları arasında fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma sonucunda dejeneratif servikal hastalıkta egzersiz, servikal ve torakal mobilizasyon ve telerehabilitasyon destekli aktif mobilizasyon tedavilerinin etkili olduğunu görüldü. Hastaları takibi ve uzun dönem etkileri göz önüne alındığında pandemi, ulaşım problemi gibi problemlerin varlığında telerehabilitasyon destekli aktif manuel tedavi ve egzersiz uygulamasının rehabilitasyon programlarının içerisine dahil edilebileceği sonucuna varıldı.

AnksiyeteAğrıBoyun+6
Gökhan Aygül
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit ve ankilozan spondilitte servikal tutulum ve bunun üst ekstremite tutulumları ile ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, romatoid artrit ve ankilozan spondilitte servikal tutulum ve bu tutulumların üst ekstremite tutulumlarıyla klinik, radyolojik ve fonksiyonel ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre AS, 1987 ACR kriterlerine göre RA tanısı alan erişkin hastalar çalışmaya alındı. RA ve AS dışında başka bir inflamatuvar romatizmal hastalığı, malignitesi, gebeliği, belirgin nörolojik defisiti, birden fazla romatizmal hastalığı olanlar ile çalışmaya katılmak istemeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Hastaların demografik ve klinik değerlendirmeleri kaydedildi. Servikal ve üst ekstremite muayenelerinde ağrı ve kısıtlılıkları değerlendirildi. RA'lı hastalara kontrastlı ve AS'li hastalara kontrastsız olarak servikal MRG incelemesi yapıldı. RA hastalarından 2 tanesine ve 1 AS hastasına klostrofobisi olması, 3 AS hastasına pozisyon verilemediği için MRG çekilemedi. MR görüntüleri T1 ve T2 sekanslarda sagittal, koronal ve aksiyel kesitlerde alındı. Hastaların lateral pozisyonda servikal hiperfleksiyon ve ekstansiyon grafileri, anteroposterior pozisyonda el-el bilek, dirsek ve omuz grafileri çekildi. RA'lı hastalarda el-el bilek grafisi Sharp-Genant skorlama sistemine göre skorlandı. Omuz ve dirsek grafisinde erozyon ve darlık değerlendirildi. Servikal MRG ve hiperfleksiyon-ekstansiyon grafilerinde atlanto-aksiyel subluksasyon, erozyon, darlık ve MRG'de ek olarak kontrast tutulumu değerlendirildi. AS'li hastaların servikal grafileri Berlin x-ray skorlama sistemine göre, servikal MRG'leri ASspiMRI-c skorlama sistemine göre skorlandı. Dirsek, omuz ve el-el bilek grafisinde erozyon ve darlık değerlendirildi. Her iki hastalıkta üst ekstremite dizabilitesi QuickDASH değerlendirme anketi, el dizabilitesi DHİ ve boyundaki dizabilite BDİ ile değerlendirildi, yaşam kalitesi RA'da RAQoL, AS'de ASQoL ile, hastalık aktivitesi RA'da DAS28, AS'de BASDAI ile değerlendirildi. AS'de fonksiyonel değerlendirme için BASFI kullanıldı. El becerisi Purdue Pegboard, el kavrama kuvveti el dinamometresi (Jamar), parmak kavrama kuvveti ise pinçmetre ile değerlendirildi. İstatiksel veri analizi için SPSS 16.0 programı kullanıldı. Normallik sınamasına göre, normal dağılım gösteren veriler için parametrik testlerden bağımsız gruplarda t testi ve normal dağılım göstermeyen veriler için nonparametrik testlerden Mann-Whitney U testi kullanıldı. Veriler arasındaki ilişkiye bakmak için ise Pearson korelasyonu, tek değişkenli ve çok değişkenli lineer regresyon analizi yapıldı. Elde edilen veriler için p<0.05 olan sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Romatoid artritli hastalarda, servikal görüntüleme ile üst ekstremite klinik, radyolojik ve fonksiyonel olarak anlamlı ilişki saptanmadı. Servikal hareketlerle pinçmetre (p<0.05), DHİ (p<0.05) ve QuickDASH (p<0.01) arasında anlamlı ilişki saptandı. Boyun ağrısı ile Purdue Pegboard sağ el ve assembly (p<0.05), Jamar sağ el (p<0.05), QuickDASH (p<0.01), Pinçmetre sol el lateral ve tip pinç, sağ el chuck pinç (p<0.05), bütün DHİ (p<0.01) değerleri arasında anlamlı ilişki saptandı. BDİ ile Purdue Pegboard sağ, her iki el ve assembly (p<0.05), her iki el Jamar (p<0.01), tüm Pinçmetre değerleri (p<0.05), DHİ (p<0.01) değerleri ve QuickDASH (p<0.01) skoru ile anlamlı ilişki saptandı. Ankilozan spondilitli hastalarda, servikal görüntüleme ile omuz ve el bilek grafileri (p<0.01), servikal grafi ile bütün Purdue Pegboard testleri (p<0.05) ve servikal MRG ile Purdue Pegboard assembly testi (p<0.05) arasında ilişki saptandı. Servikal hareketlerle omuz (p<0.05) ve el bilek grafileri (p<0.01), bütün Purdue Pegboard testleri (p<0.01) arasında, sola lateral fleksiyon ile Jamar sağ el değeri (p<0.05) ve QuickDASH skoru (p<0.05) arasında anlamlı ilişki saptandı. Boyun ağrısı ile DHİ toplam ve faktör 1 (p<0.01), faktör 2 skorları (p<0.05) ve QuickDASH skoru (p<0.01) arasında anlamlı ilişki saptandı. BDİ ile Purdue Pegboard sol el değeri (p<0.05) ve tüm Jamar (p<0.05) değerleri ve sol el parmak ucu pinç hariç diğer Pinçmetre değerleri (p<0.05), DHİ toplam, faktör 1 ve faktör 2 skorları (p<0.01), QuickDASH skorları (p<0.01) arasında anlamlı ilişki saptandı.Sonuç: Romatoid artrit ve ankilozan spondilitte boyun ağrısı, boyun dizabilitesi ve servikal hareketlerdeki kısıtlılıklarla özellikle üst ekstremitede gelişen dizabilite ve elin fonksiyonları arasında anlamlı ilişkiler gösterilmiştir.Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, ankilozan spondilit, servikal tutulum, üst ekstremite tutulumu, el

Artrit-romatoidElKol+2
Nadire Dal
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anterior servikal diskektomi ve füzyon uygulanan hastalarda kemik mineral yoğunluğunun füzyon ve fiksasyon üzerine etkisi

Bu çalışma, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde 2009 Eylül ayı ile 2011 Haziran ayı tarihleri arasında gerçekleştirildi. Anterior servikal diskektomi füzyon uygulamasının klinik ve radyolojik sonuçları arasındaki ilişki ve kemik mineral yoğunluğu ile füzyon arasındaki ilişkiyi saptamak için yapıldı. 11 bayan 12 erkek olmak üzere 23 hasta üzerinde yapılan çalışmanın ortalama takip süresi 14 ay (12- 28) idi. Hastaların ortalama yaşı 54 (42- 69) idi. Kemik mineral yoğunluğu yüksek olan hastalarda füzyon oranlarının daha iyi olduğu gözlendi. Cinsiyet ve sigaranın, füzyon üzerine olumsuz etkisi istatistiksel olarak saptanmadı. Hiçbir hastada derin ya da yüzeyel infeksiyon gözlenmedi.Anterior servikal diskektomi ve füzyon uyguladığımız hastalarda füzyon oranı, kemik mineral yoğunluğu ile füzyon arasındaki ilişki, ameliyat öncesi ve sonrası (1. , 3. , 6. , 12.) aylarda fonksiyonel sonuçlar için BDİ, GAS skalaları, ishihara indeksi, ishihara indeksi ile fonksiyonel sonuçlar arasındaki ilişki, sigara, cinsiyet, interferans vida uzunlukları ile füzyon arasındaki ilişkiler istatistiksel olarak araştırıldı.Bu çalışmada, 15 hastaya tek seviyeli (8 hasta C4-5, 7 hasta C5-6), 8 hastaya çift seviyeli (3 hasta C3-4, 3 hasta C4-5, 2 hasta C5-6) plaklı anterior servikal diskektomi ve füzyon uygulanmıştır. Bu çalışmada, füzyon oranımız %95,6 dır. Kemik mineral yoğunluğu, füzyon saptanan hastalarda 0,93±0,05 g/cm2 iken, kaynama gecikmesi ve kaynamama olan olgularda 0,55±0,05 idi. Ameliyat öncesi SF 36 fiziksel fonksiyon değeri 47 iken, ameliyat sonrası SF 36 fiziksel fonksiyon değeri 77 dir. Ameliyat öncesi ortalama ishihara indeksi 9,2 iken, ameliyat sonrası bu değer 15,6 olmuştur. Ameliyat öncesi boyun engellilik indeksi indeksi 45,7 iken, ameliyat sonrası 5,6 olmuştur. Bu değerler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Sigara, cinsiyet ve interfereans vida uzunluğu ile füzyon arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır.Erken dönemdeki bu sonuçlar, literatür ile uyumlu bulunarak, plaklı anterior servikal diskektomi ve füzyon uygulamasının uygun hasta grubunda, başarılı klinik ve radyolojik iyileşmeler sağladığını göstermektedir. Ayrıca daha önce literatürde araştırılmamış olan kemik mineral yoğunluğu ve füzyon arasında anlamlı ilişki saptandı.

DiskektomiKemik dansitesiOmurga+3
Zafer Şen
Manisa Celal Bayar University
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Arteria vertebralis V2 parçasının ve komşuluğundaki kemik yapıların 3 boyutlu bilgisayarlı tomografi anjiografi görüntülerinde morfometrik ölçümleri ile varyasyonlarının araştırılması

Çalışmanın amacı, arteria vertebralis?in (AV) anatomik varyasyonları ile yaşlanmaya bağlı komşuluğundaki cervical vertebrae ile ilişkisinin belirlenmesidir. Retrospektif olarak 110 olgunun BT anjiografisi incelendi. Olgular yaşa göre grup A <45 yaş; grup B: 45-65 yaş; grup C>65 yaş ve üstü şeklinde üçe ayrıldı. AV?de darlık veya diseksiyon saptanan olgular kantitatif analize dahil edilmedi. İlk olarak AV ve foramen transversarium?un (FT) alanı ölçülerek, AV/FT kapsama oranı (KO) hesaplandı. İkinci olarak, AV ile processus uncinatus (PU) arasındaki mesafe ölçüldü. Tüm olguların % 92?sinde AV?nin C6 FT?nindan girişi gözlendi. Anormal giriş düzeyleri C7?den % 0.9; C5?den %5.4 ve C4?ten %3.6 olarak bulundu. Olguların %3.6?sında AV arcus aortae?den çıkmaktaydı. Hipoplazik AV insidansı %3.6 olarak bulundu. AV/FT KO 0.34-0.52 arasında değişmekteydi ve yaş grupları arasında AV/FT KO bakımından anlamlı istatistiksel fark saptanmadı (p>0.05). Grup C?de C4-C7 düzeyi arasında AV ile PU arası mesafe anlamlı olarak düşüktür (p<0.01). AV alanı FT alanı ile doğrudan ilişkili olup aralarında kuvvetli lineer korelasyon vardır. Arteria vertebralis?in V2 segmentinin varyasyonlarının bilinmesi, servikal spinal enstrümentasyon cerrahisinde ciddi iatrojenik yaralanmaları önleyebilir. Yaşlanmayla AV ile servikal vertebranın birbirine yaklaşması, vertebrobaziler inme gelişimi için anatomik predispozisyon oluşturmaktadır.

AnatomiAnjiyografiServikal vertebra+3
Banu Alıcıoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal sagital denge parametrelerinin 1 ve 2 seviye anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) yapılan hastalarda değişimi

Bu çalışmada Ocak 2015-Ocak 2017 arasında Düzce Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı'nda ameliyat edilen 18-70 yaş arası, 1 ve 2 seviye yumuşak servikal disk hernisi olan, radyolojisiyle semptomları ilişkili, 3 hafta tıbbi tedaviden yanıt alamayan ve füzyonlu anterior servikal diskektomi yapılan 55 hasta çalışmaya dahil edilmiş, çalışma retrospektif olarak yürütülmüştür. Etik kurul onayı tez içinde yer almaktadır. Hastaların tümünün ameliyat öncesi ve sonrası servikal MRG ve iki yönlü servikal grafi tetkikleri yapılarak, nörolojik muayeneleri ve Vizuel Analog Skala değerleri ve sagittal denge parametrelerinden servikal lordoz açısı (SLA), C2 tilt (C2T), kranial insidans (Kİ) ve kranial eğim (KE) ölçümleri yapıldı. C2T, SLA, Kİ, KE ölçümleri ile ameliyat sonrası 1. Gün, 15. gün ve 3. aydaki VAS değerleri değerlendirildi. Ameliyat öncesi ve sonrası dönemde ölçülen SLA, KE, C2T, Kİ değerlerindeki değişimlerin ağrı ile korelasyonu değerlendirildi. Ameliyat öncesi ve sonrası dönemde ölçülen Kİ, KE, C2T ve SLA açısı ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. Her seviye için ve 2 seviye disk hernileri için de tüm ameliyat sonrası zamanlarda VAS değişimi istatistiksel olarak anlamlıydı. Bu araştırmanın asıl konusu olan, iyileşme ile paralel olarak servikal sagittal denge parametrelerin değişimi konusunda araştırmamızın sonuçları hipotezimizi desteklememekle birlikte, servikal sagittal parametrelerin restorasyonu SLA, KE ve C2T parametreleri için normal popülasyon değerlerine ameliyat sonrası dönemde giderek yaklaşmıştır. SDH sonuçlarında da omurga cerrahisinin diğer alanlarında olduğu gibi klinik düzelme radyolojik düzelmeden önce gelmektedir. Servikal sagittal denge parametrelerin ameliyat sonrası uzun dönem sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Servikal sagittal denge, servikal disk hernisi, cerrahi tedavi, servikal lordoz açısı, C2 tilt, kranial insidans, kranial eğim

AğrıCerrahiDiskektomi+7
Çiğdem Erdin
Düzce University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preoperatif servikal sagital dizilimin anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) sonrası cerrahi sonuçlara etkisi

Servikal disk hernisi, boyunda intervertabral diskin merkez yapısının dış tabakadaki yırtıktan, sinirler ve omuriliğin geçtiği kanala doğru taşmasıdır. Günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini etkileyerek, bireysel zarar ve özürlülüğe neden olabilen bir hastalıktır. Sagittal servikal dizilim bozuklukları ise servikal lordozun azalması ya da artması, servikal kifoz gelişimi, baş önde pozisyonu varlığı, segmental kifoz varlığı, üst servikal lordozun artması ya da azalmasıdır. Bu uzmanlık tezi anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) uygulanan 80 olguda ameliyat öncesi ve sonrasında servikal sagittal dizilim ve klinik sonuçları arasındaki ilişkiyi araştıran retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmanın amacı anterior servikal diskektomi ve füzyon (ACDF) ameliyatı ile servikal dizilim bozukluğu ve servikal disk hernisi semptom ve klinik bulguları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Olguların tamamının ameliyat öncesi ve sonrasında lateral servikal radyografileri temin edildi ve servikal dizilimleri Toyama tiplendirmesi kullanılarak değerlendirildi. Klinik sonuçlar ise nörolojik muayene ve VAS skoru kullanılarak değerlendirildi. Olguların takiplerinde, servikal sagittal dizilimde anlamlı düzelme tespit edildi. Serimizde VAS skorları erken ve geç dönem takiplerinde istatistiksel olarak anlamlı azalma gösterdi. Servikal sagittal profile göre iyileşme oranları arasındaki farklara bakıldı. Bu çalışma göstermiştir ki; anterior servikal diskektomi ve füzyon ameliyatı, klinik ve radyolojik bulgularda anlamlı düzelme sağlamaktadır. Ameliyat öncesi mevcut sagittal profil ameliyat sonuçları üzerinde etkilidir.

AğrıAğrı ölçümüDiskektomi+5
Canan Subaşı Kalaycı
Düzce University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit ve ankilozan spondilitli hastalarda servikal tutulum özelliklerinin hastalık parametreleri ve yaşam kalitesi ile ilişkileri

RA ve AS sistemik, inflamatuar ve kronik hastalıklardır. Servikal vertebra tutulumu sık görülebilir ve hastalarda disabiliteye neden olabilir.Bu çalışmanın amacı RA' lı ve AS' li hastalarda servikal vertebra tutulumunun klinik ve radyolojik özelliklerini belirlemek ve farklı ölçüm metodlarıyla hastalardaki disabilite ve yaşam kalitesi ile ilişkilerini değerlendirmektir.Çalışmaya Modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış 42 hasta (K = 11 ve E = 31, yaş 36,3 ± 8,11) ve American College of Rheumatology (ACR) kriterlerini karşılayan 54 RA' lı hasta (K =4 8, E = 8, yaş 50,7 ± 10,9) dâhil edildi. Bütün hastaların genel fizik muayeneleri içerisinde servikal vertebra eklem hareket açıklıkları ve nörolojik muayeneleri değerlendirildi. Ağız açık odontoid radyografileri, fleksiyon ve ekstansiyon pozisyonunda lateral servikal grafileri çekildi ve bir kısmının MRI görüntüleri alındı. Eritrosit Sedimentasyon Hızı (ESR), C-reaktif Protein (CRP) ve Romatoid Faktör (RF) değerleri bütün hastalarda belirlendi. Hastalık aktivitesi RA' lı larda DAS 28 ve AS' li hastalarda BASDAI kullanılarak değerlendirildi. Yaşam kalitesi ve disabilitenin değerlendirmesinde RA' lı hastalarda Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ), Romatoid Artrit Yaşam Kalitesi Ölçeği (RAQoL) ,Kısa Form-36 (SF36) ve AS' li hastalarda Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi ölçeği (ASQoL), Sağlık Değerlendirme Anketi- SPA (HAQ-S) kullanıldı.RA' lı ve AS' li 6 hastada lateral direk grafilerle AA eklem aralığı 3 mm veya 3 mm `nin üzerinde belirlendi.. RA' lı 5 hasta, AS' li 7 hastanın MRI' ında pannus formasyonu belirlendi. AA eklem aralığı 3 mm ve 3mm' nin üzerinde belirlenen RA' li 1 hasta, AS' li 2 hastada MRI pannus formasyonu vardı. MRI ile pannus formasyonu saptanan RA'lı hastalarımızın % 80' inde, AS ` li olgularımızın % 71, 5 inde AA eklem aralığı 3 mm' nin altındaydı.Hastalık aktivite ölçütleriyle AAS arasında belirgin bir ilişki saptanmadı. RA' lı AAS' u olan hastaların yaşam kalite skorları daha kötüydü.Sonuç olarak hastalarımızda sayı yeterli olmamasına rağmen literatürle kıyaslandığında bizim grubumuzda AAS `na biraz daha az rastlandığı, bunun da bölgesel farklılıklardan kaynaklanabileceği düşünülmüştür. Ayrıca özellikle RA' lı hastalarda servikal tutulum olanların yaşam kalitelerinde belirgin bozulmalar olduğu, AS' li hastaların ise ilginç olarak net bir ilişki göstermediği gözlenmiştir.Özetle; RA `lı ve AS `li hastalarda servikal tutulum araştırılırken direkt grafilerle yetinilmemeli, MRI görüntüleri de mümkünse çekilmelidir. Çünkü 3mm'nin altındaki AA eklem mesafesi hastalarda da tutulum tespit edilebilmektedir.Servikal tutulumun yaşam kalitelerini her iki hasta grubunda da etkilediği, erken tanı ve tedavinin ne kadar önemli olduğu görülmektedir.Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, ankilozan spondilit, servikal vertebra, yaşam kalitesi, atlantoaksiyel eklem.

ArtritArtrit-romatoidArtrit-romatoid+5
Nevsun Pıhtılı Taş
Fırat University
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Futbolcuların boyun omurlarının radyolojik, manyetik rezonans ve biyomekanik incelenmesi

61 7.0ZET Bu çalışmada futbolcuların boy, kilo, nispi iş, nispi güç, ortalama moment, boyun bölgesi paraspinal kas kesit alanlan(Spîemus kapitis,Semispinaüs kapitis), boyun omurlarının segmentler arası açılan, boyun omurlarının manyetik rezonans görüntüleri ve boyun omurlarının radyografileri analiz edilmiş ve yaş gruplarına göre karşılaştırılmıştır. Çalışmanın deney grubunu Orta Doğu teknik Üniversitesi futbol takımrnda oynayan 30 yaş altı 15 erkek öğrenci, 30 yaş üstü 15 erkek veteran futbolcu, kontrol grubunu Orta Doğu Teknik Üniversitesi 30 yaş altı 13 sedanter erkek öğrenci ve 30 yaş üstü 13 sedanter erkek personel oluşturmuştur. Araştırma sonucunda futbolcular ve sedanterlerin boy F= 5.87; P<0.01, Nispi İş F =4.33;P<0.01, Nispi güç F=4.04; p=0.Ol düzeyinde anlamlı fark tespit edilmiştir. Boyun omuru en yüksek ortalama moment değeri 30 yaş altı futbolcularda (Sı) bulunmuştur. Spondilotik ön-arka çap (SAD) F=3.02; PO.05 ve C2-C3 segmentleri arası açılan F=3.59; P<0.05 düzeyinde anlamlı fark bulunurken, en yüksek segmentlerarası açı değeri Cs-Ce omurunda tespit edilmiştir. Panjabi Yöntemi ile deneklerin boyun omurlarının toplam açı değerleri (ROM) arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Laboratuar ortamında boyun omurlannm fleksiyon açısında F =8.10; P<0.01 düzeyinde anlamlı fark bulunurken, ekstensiyon açısında farklılık bulunamamıştır Boyun omurlarının fleksiyon ve ekstensiyon açılarının laboratuar yöntemi ile Panjabi Yöntemi62 arasında sadece 30 yaş altı futbolcularda (Sı) r =0.57 düzeyinde anlamlı ilişki bulunmuştur. Boyun bölgesi paraspinal kas kesit alanları (CSA) arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Fakat en yüksek kast kesit alam 30 yaş altı futbolcularda olduğu gözlenmiştir. Deneklerin radyografi incelenmeleri sonucunda gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken problemler gözlenmiştir. Manyetik rezonans incelemeleri sonucu Sı,Kı,S2,K2 gruplarında %33,%30,%40,%40 oranında patolajiler saptanmıştır.

BoyunFutbolServikal vertebra
Alpaslan Kartal
Gazi University · Institute of Health Sciences
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Servikal disk hernili hastalarda elektromanyetik alan uygulamasının klinik parametreler üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmada amaç, servikal disk hernili hastalarda elektromanyetik alan tedavisinin etkinliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğinde radyolojik olarak servikal disk hernisi tanısı alan ve çalışma kriterlerini sağlayan 74 hasta çalışmaya alındı. 74 hastadan 64'ü çalışmayı tamamladı. Hastalar iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara konvansiyonel TENS ve hotpack (yüzeyel sıcak uygulama) tedavisi verildi. Bu tedavileride ek olarak çalışma(n:32) grubundaki hastalara pulse manyetik alan tedavisi (yüzde 60 yoğunlukta, 50 hz frekansta, 20 dakika boyunca) verilirken, kontrol(n:32) grubundaki hastalara akım verilmeden manyetik alan(sham manyetik alan) verildi. Hastalar; çalışma öncesi, çalışma sonunda(3. hafta) ve tedaviden sonra 12. haftada Vizüel analog Skala(VAS), Boyun Ağrı ve Özürlülük Skalası(NPDS), Nottingham Sağlık Profili(NHP) ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HAD) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Her iki grup ayrı ayrı tedavi öncesi ile tedavi sonrası karşılaştırıldığında VAS, NPDS, NHP, HAD skorlarında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme oldu. İki grup kendi arasında karşılaştırıldığında, tedavi öncesi ile sonrası arasındaki farkta iki grup arasında anlamlı sonuç bulunmadı. Tedavi öncesi ile tedaviden sonra 12.hafta arasındaki farkta VAS skoru ve NHP Uyku parametresinde çalışma grubu lehine anlamlı derecede ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç: Elektromanyetik alan tedavisi, servikal disk hernisine bağlı boyun ve/veya kol ağrılarını azaltmada, uzun vadede etkindir. Anahtar Sözcükler: Elektromanyetik alan tedavisi, manyetik alan tedavisi, magnetoterapi, servikal disk hernisi, boyun ağrısı

BoyunBoyun ağrısıElektromanyetik alanlar+6
Erkam Hattapoğlu
Dicle University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dejeneratif servikal hastalığı olanlarda dinamik servikal manyetik rezonans görüntüleme bulgularının standart statik manyetik rezonans görüntüleme ve klinik bulgular ile korelasyonu

Bu çalışmanın amacı dejeneratif servikal hastalık olgularında statik ve dinamik manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları arasındaki farklılıkların değerlendirilmesi ve klinik bulgular ile statik ve dinamik MRG bulguları arasındaki korelasyonun araştırılmasıdır. Hastanemize boyun ağrısı şikayeti ile başvuran 84 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. MRG öncesinde yapılan klinik muayene sırasında hastalar vizüel analog skala (VAS) ve boyun özürlülük indeksi (BÖİ) formları ile değerlendirilmiştir. Statik servikal MRG görüntülerinde C3-C7 düzeyleri arasından Kang skoru (KS), ligamentum flavum (LF) kalınlığı, spinal kanal ön-arka çapı (SKÇ), sagital hareket aralığı (ROM) ölçümleri yapılmış, aynı ölçümler dinamik MRG' de tekrarlanmıştır. Nötr, fleksiyon ve ekstansiyon pozisyonlarında elde edilen veriler istatistiksel olarak karşılaştırılmış, ayrıca MRG bulguları ile VAS ve BÖİ skorları arasındaki ilişki de değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 84 olgunun (55 Kadın, 29 erkek) yaş ortalaması 51.32±7.29 dir. Nötr pozisyonda C4-5 ve C6-7 düzeylerinde (p<0.05), fleksiyon pozisyonunda C4-5 ve C6-7 düzeylerinde (p<0.05), ekstansiyon pozisyonunda C4-5 ve C6-7 düzeylerinde (Sırasıyla p<0.05; p<0.01) KS' ları ile VAS puanları arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmuştur. Tüm düzeylerde nötr-ekstansiyon ve fleksiyon-ekstansiyon pozisyonlarındaki KS' ları arasında fark bulunmuştur (Sırasıyla p<0.05, p<0.01). Fleksiyon pozisyonunda C6-7 düzeyinde VAS puanı ile LF kalınlığı arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Tüm düzeylerde nötr, fleksiyon ve ekstansiyon pozisyonlarındaki LF kalınlıkları arasında fark bulunmuştur (p<0.01). Fleksiyon pozisyonunda C4-5 düzeyinde SKÇ ile VAS puanı arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Tüm düzeylerde nötr, fleksiyon ve ekstansiyon pozisyonlarındaki SKÇ arasında fark bulunmuştur (p<0.01). Fleksiyonda C4-5 ve C6-7 düzeylerinde ölçülen SKÇ ile ROM arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmuştur (Sırası ile p<0.05; p<0.01). Ekstansiyonda C6-7 düzeyinde ölçülen SKÇ ile ROM arasında negatif yönlü korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Fleksiyonda C6-7 düzeylerinde ölçülen KS ile ROM arasında negatif yönlü korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Çalışmamız dinamik MRG'nin, servikal kanal stenozu ve bu duruma katkı sağlayan faktörlerin görüntülenmesinde statik MRG' ye üstün olduğunu göstermiştir. Dinamik MRG' nin standart incelemeye ek olarak kullanılması operasyon planlaması için kullanışlı olabilir. Bununla birlikte her hasta için bu yöntemin kullanılması hasta konforu, zaman ve maliyet açısından uygun değildir. Çalışmamız fizik muayene, boyun ağrı ve özürlülük formlarının ek inceleme ihtiyacını belirlemek amacı ile kullanımının yeterli katkı sağlamadığını göstermektedir. Yalnız aksiyel boyun ağrısı şikâyeti bulunan hastalardan ziyade myelopati ve radikülopati semptomlarının bulunduğu hasta grubu ile yapılacak çalışmalar ile bu ilişkinin gösterilebileceğini düşünüyoruz.

Boyun ağrısıManyetik rezonans görüntülemeOmurga+2
Mert Bayramoğlu
Başkent University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Servikal disk patolojili hastalarda servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller bulgularının değerlendirilmesi

Sağlıklı ve normal işleyen bir servikal omurga, günlük yaşam aktivitelerinin gerçekleştirilmesinin temelidir. Servikal omurga deformiteleri, yumuşak dokularda değişiklikler sonucu ağrı, harekette limitasyon, sinir dejenerasyonu, vertigo, nöralji, baş dönmesi, gibi şikâyetler kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. 25 ila 60 yaş aralığında altmış kadın gönüllünün katıldığı çalışmamızda otuz kişi çalışma grubu olarak otuz kişi de kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Başkent Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğine başvuran kadın hastalardan servikal patoloji tanısı alan ve servikal patoloji tanısı almayan gönüllülere Kulak Burun Boğaz Polikliniğinde muayeneleri yapıldıktan sonra servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (sVEMP) testi yapılmıştır. Servikal patolojisi olan katılımcıların sağ kulak sVEMP ölçümlerinde p1 latansı 13,64±2,91, servikal patolojisi olmayan katılımcılarda p1 latansı 14,02±2,77 bulunmuştur. Yapılan istatistiksel analize göre iki grup arasındaki fark anlamlı bulunmamıştır (p˃0,615). Servikal patolojili grupta olan katılımcıların sağ kulak cVEMP ölçümlerinde n1 latansı 21,22±3,56, servikal patolojisi olmayan katılımcılarda sağ kulak cVEMP n1 latansı 21,40±4,16 bulunmuştur. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p˃0,864). Servikal patolojisi olan katılımcıların sol kulak sVEMP ölçümlerinde p1 latansı 13,66±2,60, servikal patolojisi olmayan katılımcılarda p1 latansı 14,11±3,03 bulunmuştur. Yapılan analize göre iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p˃0,560). Servikal patolojisi olan katılımcıların sol kulak sVEMP ölçümlerinde n1 latansı 20,01±3,53, servikal patolojisi olmayan katılımcılarda n1 latansı 21,20±3,93 bulunmuştur. İki grup arasında ki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p˃0,241). Elde edilen bulgular doğrultusunda, servikal patolojisi olan kadınlarda vestibüler sistemi değerlendiren sVEMP değerlerinin etkilemediği bulunmuştur. Gelecekte servikal patolojisi olan bireylerde vestibüler sistemi değerlendirmede kullanılan diğer testler ile farklı çalışmalar yapılabilir.

Servikal vertebraUyarılmış potansiyellerVestibül+1
Elif Durmuş
Başkent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik boyun ağrılı hastalarda boyun stabilizasyon egzersizlerinin etkinliğinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı; kronik boyun ağrılı hastalarda boyun stabilizasyon egzersizlerinin ağrı, eklem hareket açıklığı, özürlülük ve depresyon üzerine olan etkinliğinin geleneksel egzersiz programı ile kıyaslanmasıdır. Materyal Metod: Kronik boyun ağrısı olan 60 hasta, prospektif, tek-kör, randomize kontrollü olan bu girişimsel çalışmaya dahil edildi.Çalışmayı 58 hasta tamamladı. Hastalar randomize edilerek iki grubu ayrıldı. Grup 1'e boyun stabilizasyon egzersizleri,Grup 2'ye geleneksel boyun egzersizleri verildi.Her iki gruba da boyun koruma teknikleri hakkında bilgi verildi.Egzersizler aynı fiziyatrist eşliği ve gözetiminde 3 hafta boyunca haftada 5 seans , 4-5 kişilik gruplar halinde gerçekleştirildi.Tedavi bitiminde hastalara aynı egzersizleri içeren ev egzersiz programı verildi ve 3 ay süreyle yapmaları istendi. Tüm hastalar 3 ay boyunca izlendi. Vizüel analog skala (0-10 cm) ile değerlendirilen istirahat boyun ağrısı (VAS) ve günlük yaşam aktiviteleriyle ilişkili boyun ağrısı (VASGYA), goniometri ile ölçülen boynun sagittal ,transvers,frontal plandaki eklem hareket açıkları (EHA), özürlülük (Boyun Özürlülük Sorgulama Formu) ,depresyon (Beck Depresyon Envanteri) değerlendirildi..Bu değerlendirmeler başlangıçta,tedavi sonunda ve tedavi sonrası 1. ve 3. ayda yapıldı. Bulgular: Tedavi öncesinde her iki grup arasında yaş,cinsiyet,ağrı süresi ve eğitim düzeyi açısından anlamlı fark yoktu (p>0.05). Vücut kitle indeksi geleneksel boyun egzersizi grubunda anlamlı daha yüksekdir (p= 0.026). Her iki grupta da tedavi öncesine göre istirahattaki boyun ağrısı (VAS),günlük yaşam aktiviteleriyle ilişkili boyun ağrısı (VASGYA), Boyun Özürlülük Sogrulama Formu, (transvers, frontal, sagittal plan) boyun EHA ve Beck Depresyon Envanteri'nde anlamlı düzelme saptandı (p <0.05). Her iki grupta da parasetamol kullanım sayısında tedavi öncesine göre istatiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05) İstirahat boyun ağrısında (VAS), günlük yaşam aktiviteleriyle ilişkili boyun ağrısında (VASGYA), Beck Depresyon Envanteri'nde , özürlülükde (Boyun Özürlülük Sorgulama Formu skoru), fark saptanmadı (p>0.05). Stabilizasyon egzersizi grubunda boyun transvers plan aktif eklem hareket açıklığı ölçümünde, istatiksel açıdan anlamlı daha iyi düzelme saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, kronik boyun ağrısında geleneksel ve stabilizasyon egzersiz programları etkilidir. Boyun bölgesinde segmental stabilizasyon, postural kontrol ve derin-yüzeyel kas grupları arasındaki dengeyi koruyarak etki gösteren stabilizasyon egzersiz programı geleneksel egzersiz programına benzer şekilde günlük yaşam aktivitelerinde ağrının azalması ve fonksiyonların artmasına katkı sağlamaktadır. Bizim çalışmamız kombine tedavi yaklaşımı olmaksızın izometrik ve germe egzersizlerini içeren geleneksel boyun egzersizleri ile stabilizasyon egzersizlerini karşılaşıran ilk çalışmadır. Aradaki farkın gösterilebilmesi için uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.

AnatomiAğrıBoyun+3
Hüseyin Aydoğmuş
Dokuz Eylül University
2015
00

Related subjects