Sosyal tarih

Bu konu başlığı altında 65 tez

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cengiz sonrası dönemde Çağatay coğrafyasında (Türkistan) bölgeselleşme ve yerelleşme (1226-1599)

Cengiz Han, dağınık Moğol kabilelerini bir araya getirerek tek bir bayrak altına toplayarak kurduğu imparatorluğunun kurumsal yapısında meritokrasiye dayalı atamalar yapmıştır. Moğol İmparatorluğu kısa zamanda sınırları genişlemesinde ve başarılarında başat faktör olmuştur. Cengiz Han, henüz ölmeden evvel büyük imparatorluğunu 4 oğlu arasında tek bir merkezden yönetilecek şekilde paylaştırırken, aynı zamanda onlara rehberlik edecek ve ulusunu teşkil edecek 4 Noyan/Ulus Emiri ve onların idare ettiği binlik kuvvetler tahsis etmiştir. Tıpkı imparatorluğun uluslara tımar edilmesi gibi uluslarda kendi içerisinde hana bağlı idari merkezlere bölünmüş ve bu merkezlerin başına ulus emirleri geçmiştir. Kurulan hanlıklarda muktedir olmayan hükümdarlar yüzünden yaşanan otorite boşluğu, bozkır aristokrasisinin ananeleri ve kalıtımsal ayrılacaklar elde eden ulus emirlerinin, yerelleşerek merkezi otoriteyi tehdit etmelerine mümkün kılmıştır. Artık ulus emirleri, hanlık seçimlerinde karar alıcı organ olmuş ve hatta kendi menfaatleri doğrultusunda hanların tahta çıkmasını desteklemiş yahut tahttan indirmiştir. Böylece rekabet ortaya çıkarken, Cengiz Han'ın neslinden gelen hanlar, emirlerin kendi meşruiyetini sağlama aracı haline gelmesine neden olmuştur. Türkistan'da ise Çağatay Hanlığı'nın yıkılmasına paralel olarak güç kazanan kabile beylerinden biri olarak Emir Timur, gerçekleştirdiği kabile içi siyaset, seferler ve karizmatik liderliğiyle döneminin en güçlü siyasi yapılarından birini vücuda getirmiştir. Ancak onun ölümünden sonra halefleri onun kadar muktedir bir hükümdar olamamış, siyasi arenada destek bulma adına kabile beyleri ve din adamlarına soyurgallar yoluyla toprak ihsan etmişlerdir. Taht kavgaları ve verasetteki belirsizlik Timurlular Hanedanı'nın sonunu getirirken bölgede yükselen Cengiz soylu Şeybaniler Hanedanı bölgeyi hakimiyeti altına almıştır. Şeybaniler, hakimiyette ortaklık ve toprakların idari merkezler şeklinde bölünmesi yoluna gitmiş ve bu durum merkezin gücünü sınırlar hale gelmiştir.

Siyasi tarihSosyal tarihTürk siyasi tarihi+1
Ömer Gök
Süleyman Demirel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XIX. yüzyılın ikinci yarısında Siirt sancağının idari ve sosyo-ekonomik durumu

Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla birlikte başlayan yenileşme hareketi taşrada da uygulamaya konulmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devleti'nde yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılmış ve buna bağlı olarak çeşitli mevzuat çalışmaları yapılarak uygulamaya konulmuştur. Siirt Sancağı da bu gelişmelerden etkilenmiş ve başta sancak merkezi olmak üzere kazalarda çeşitli gelişmeler meydana gelmiştir. Çalışmamızda bahse konu olan dönemde Siirt'te yapılan bürokratik atamalar, şehir hayatı, toplumsal ilişkiler ve kültürel hayat başta arşiv belgeleri olmak üzere devlet ve vilayet salnameleri incelenerek ortaya konulmuş, Siirt'in Osmanlı Devleti'ndeki son yüzyılı Cumhuriyet dönemine kadar aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Siirt'in adının kaynağı ve anlamı, coğrafyası ile Osmanlı Devleti hâkimiyetine girinceye kadar geçirdiği tarihsel süreç; birinci bölümde Siirt'in idari yapılanması; ikinci bölümde Siirt'in sosyal hayatı; üçüncü bölümde iktisadi hayat ele alınmıştır.

19. yüzyılKent tarihiOsmanlı tarihi+6
Abdurrezzak Çelik
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konya vilayetinde kaçakçılık faaliyetleri (1867-1914)

Bu çalışmada, Osmanlı Devleti'nde yaşanan siyasî, sosyal ve ekonomik gelişmelerin ve değişimlerin etkisiyle 1867-1914 yılları arasında Konya Vilayetinde meydana gelen kaçakçılık faaliyetleri mercek altına alınmıştır. Söz konusu etkiler sonucunda vergi ve yasa ihlalleri neticesinde kaçakçılığın arttığı tespit edilmiştir. Kaçakçılık faaliyetlerinin artmasından dolayı vilayette hem kaçakçılık suçları yaygınlaşmış hem de asayiş problemleri ortaya çıkmıştır. Merkezî idare ve vilayet yetkilileri, kaçakçılık faaliyetlerini takip ederek bunların engellenmesine yönelik çözüm arayışına girmiştir. Çalışmada, öncelikle Osmanlı Devleti'nde kaçakçılığı ortaya çıkaran unsurlar sorgulanmaktadır. Bununla birlikte Avrupalı ve yerli tüccarların, devlet personellerinin ve gayrimüslimlerin ortaya çıkan denetim boşluklarını nasıl kullandıkları ele alınmıştır. Buna karşın, Osmanlı hükümeti ve taşradaki yerel yöneticiler, kaçakçılık faaliyetlerini yasal ve idarî yöntemlere başvurarak çözümlemeye çalışmış ve kaçakçılığın engellenmesi için birtakım önlemler almışlardır. Bu önlemler kapsamında gümrük, silah, barut, tuz, tütün ve dinamit ile ilgili hazırlanan yasal düzenlemelerin ortaya çıkış süreçleri, sebep ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Ayrıca kaçakçılığı bir çıkar aracı olarak kullananların beşerî ve coğrafî faktörleri nasıl kullandıkları da irdelenmiştir. Son olarak Konya Vilayetinde, merkezi idarenin ve yerel görevlilerin kaçakçılık faaliyetlerine karşı aldıkları tedbirlerin başarılı olup olmadığı ile kaçakçılığın iktisadî, siyasî ve idarî sonuçları üzerinde durulmuştur.

Ekonomi tarihiOsmanlı tarihiSosyal tarih+5
Hasret Gümüş
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tarihî ve sosyokültürel bağlamda Türkiye sahası tarihî türküleri

Türküler, insanların sosyal hayatından ve geçmişlerinde yaşadıkları olaylardan izler taşır. Tarihî türküler, yazılı kaynaklara yansımayan ya da az yansıyan olayların ezgiyle birlikte dizelere dökülmüş halidir. Tarihî türküler, Türk halkının geçmişini gelecek kuşaklara aktaran sözlü tarih kaynaklarıdır. Türkiye Sahası Tarihî Türküleri, geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan olayları anlatan, yüzyıllar öncesinde vücut bulmuş halk ürünleridir. Tez çalışmasında, kaynağını Türkiye sahasından alan ya da bu bölgede söylenmiş olan tarihî türkü metinleri analiz edilmiştir. Halkbilimsel açıdan çeşitli kuramlardan yararlanılarak yapılan bu analiz, metinlerin tarihsel ve sosyokültürel arka planı da dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Yıllar içinde yapılan derlemelerde tespit edilerek yazıya geçirilen türkü metinleri, ağıtların türküleşmesiyle oluşan metinler, cönklerde "türkî" olarak yer bulmuş manzum halk ürünleri, bahsi geçen analizin temel malzemesini oluşturmaktadır. Mevcut örnekleri yaklaşık altı yüz yıl öncesine dayanan, tarihî olayları konu alan tarihî türkü metinleri Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da fetihler gerçekleştirdiği zamanlardan günümüze uzanmaktadır. Çalışmada yer alan türkü metinleri XVI. yüzyıl ile Cumhuriyet'in ilan edildiği 1923 yılıyla sınırlandırılarak analiz edilmiştir. Metinler, büyük ölçüde anonim türkülerden oluşmaktadır. Çalışmada öncelikle türkü ve tarihî türkü tanımlarına yer verilmiştir. Ardından, türkü metinlerinin yapısal, ezgisel, tematik ve işlevsel analizleri yapılmıştır. Son olarak, incelenen türkülerin tarihsel ve kültürel arka planına yer verilmiştir. Türkiye ve çevresinde yaşanan, ulusal ya da bölgesel ölçekli olaylar ile adı unutulmayan kahramanların türkülere yansıması tespit edilmeye çalışılmıştır. Tarihî türküler, millî kimlik oluşumu ve bireyin topraklarına aidiyeti konusunda önemli bir yere sahiptir. Buna rağmen akademik açıdan sınırlı sayıda çalışmanın yapıldığı tespit edilmiştir. Görülen bu eksiklik, kültürümüz ve tarihimiz açısından önemi büyük olan tarihî türkülerin çalışılmasının ana nedendir. Tez çalışmasının, Türk kültürü, Türk tarihi, Türk müziği alanlarıyla birlikte, Türkoloji araştırmalarına katkısı olması temenni edilmektedir.

Halk türküleriSosyal tarihSosyokültür+4
Nursel Demirden
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul'da fahişe bedenlerinin ve fuhuş mekânlarının kamusallaştırılması (1908-1922)

Bu çalışma, 1908-1922 yılları arasında İstanbul'da fahişe bedeni ve fuhuş mekânları üzerinde durmaktadır. Tez kapsamında son dönem Osmanlı İstanbul'unun siyasî, ekonomik ve sosyal yönleri göz önünde bulundurularak toplumun aykırı öznelerinden olan fahişelerin ve fuhuş mekânlarının konumu, sınıflandırışı ve algılanışı Osmanlı Arşivi ve diğer dönem kaynakları temel alınarak irdelenecektir. Tüm bunlar yapılırken fahişe bedeninin ve fuhuş mekânlarının resmî ve toplumsal aygıtlar tarafından kamusallaştırılma biçimleri ön plana çıkartılarak konunun toplumbilimsel tarafının da aydınlatılmasına gayret edilecektir.

20. yüzyılFuhuşHayat kadınları+7
Nur Banu Kuzu
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

III. Ahmed döneminde İstanbul'un hububat iaşesi: Aktörler, organizasyon ve problemler

Erken modern dönemde İstanbul'un iaşesini doğrudan ya da dolaylı inceleyen birçok çalışma mevcuttur. Fakat 1703-1730 senelerinde devletin, İstanbul'un hububat iaşesinin sağlanması için uyguladığı çözümlerin niteliği araştırmaların konusu olmamıştır. Söz konusu bu dönemde iç ve dış siyasi yapıların değişimi merkezi gücün paşa kapıları gibi hanedan dışı kuvvetlerin öne çıkması, Saray ve sadaret makamında tüketimlerin toplumsal olarak daha fazla gözlenir hâle gelmesi gibi neticeler meydana getirmiştir. Payitahtın iaşesi bu bağlamda yeni bir siyasi mana kazanmış, 1703 ve 1730 isyanlarında ortaya çıktığı üzere birtakım toplumsal hareketlerin bazen sebebi bazen de sonuçları arasında gözlemlenir olmuştur. İstanbul'un özellikle hububat iaşesini sağlama konusunda birtakım değişikliklerin yapılması bu dönemde ortaya çıkmıştır. Tezde ileri sürülen bu görüş üç ayrı bölümde argümanlar genişletilerek derlenmiştir. İlk olarak, 1703 öncesinde İstanbul için uygulanan iaşe sistemini ve 1703 senesinden itibaren -bu dönemi değiştiren unsurlar çerçevesinde- İstanbul'un iaşesinin nasıl bir dönüşüm geçirdiği önceki dönemler ile mukayeseli olarak ele alınmıştır. İkinci olarak, İstanbul'un hububat iaşesini siyasi manada idare eden padişah, sadaret makamı, İstanbul kadısı, muhtesip ve esnaf birliklerinin iaşe temelinde rollerinin değişiminden bahsedilmiştir. Son olarak, İstanbul'un hububat iaşe organizasyonuna, bu organizasyonda rol oynayan ve iaşeyi pratik manada idare eden tedarik aktörlerine, naklin nasıl gerçekleştiğine ve bu süreçte meydana gelen problemlerin nedenleri ile çözümlerin niteliğine ve İstanbul'un hububat iaşesine katkı sağlayan bölgelere değinilmiştir. Bu tez, 1703-1730 senelerinde iktisadi, sosyal ve siyasi açıdan yaşanan gelişme ve beraberindeki sorunların iaşe meselesini farklı bir noktaya taşıdığını göstermeyi amaçlamaktadır.

BuğdayEkonomi tarihiOsmanlı tarihi+3
Miray Makbule Kıldiş
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Khalwat dar anjuman ('Solitude within society'): An Islamic ethico-mystical response to the dialectical tension between solitary and social life

This dissertation explores the question of why world civilizational traditions came to idealize either solitary or social life through a conceptual history and theoretical approach. It will be demonstrated that the idealization of one of these two ways of living was highly germane to the different ways in which civilizations had envisioned the good life, esp. in terms of virtue and piety. In addition, the study will investigate whether there existed a tension between life in solitude and one in society; what this dialectic entailed in theory; and how it was dealt with in practical terms. In this context, part one of the first chapter begins by assessing the civilizational traditions of Judaism, Buddhism, Greek antiquity, and Christianity. This assessment will be used as a counterpoint to frame the analysis in part two on the civilization of Islam. It will be argued that in light of Islam's vision of the good life, the tension between solitude and society becomes not only a relatively more prominent feature in Islam when compared to its counterpart traditions, but that it also becomes characteristic of a dynamic interplay and takes on much more of a polemical tone in the realm of both theory and praxis. Chapter two conceptually situates the said dialectic within the Islamicate civilization through a literary survey of Muslim advocates, detractors, and reconfigurators of solitude. Chapters three, four, and five draw on the Khwājagān-Naqshbandī Sufi ṭarīqah as a case study and mainly focus on their (ostensibly contradicting) principle of khalwat dar anjuman (lit: 'solitude within society'), viz. an ethico-mystical precept that stipulates mystical absorption in God and spiritual detachment from the world, and at the same time insists on maintaining an active social presence and participation in temporal activities. More specifically, chapter three delivers an ideational and socio-historical investigation on khalwat dar anjuman – a concept that is interpreted to be a reconfiguration of the conventional idea of solitude in both its ascetical and mystical variants – in order to pinpoint how it emerged as an alternative orientation for mystical attainment. Chapter four deals with more practical considerations, analyzing how the Khwājagān-Naqshbandīs negotiated other-worldly mystical pursuits and this-worldly mundane activities through their practice of khalwat dar anjuman. And, finally, chapter five concludes with an examination of how the Khwājagān-Naqshbandīs persevered in confronting modern realities vis-à-vis the principle of khalwat dar anjuman. It will be argued that khalwat dar anjuman was paramount in reconciling – as opposed to resolving – the dialectical tension between solitude and society from both a conceptual and practical standpoint. Moreover, although khalwat dar anjuman, admittedly, existed in both theory and practice prior to its formulation, its novelty lies in how it was conceptualized and turned into an operative principle at the organizational level, and also how it essentially transformed the general landscape of Sufi thought and salvational activity in the here and now. All in all, this dissertation partly aims to give substance to the point that khalwat dar anjuman served not only to justify and sanctify involvement in worldly matters, but that it also fostered a radical shift as a consequence of its basic premise which posits society as the sole arena where all spiritual and mystical activities are to be carried out and realized.

Religious sociologyDialecticEthics+6
Metin Noorata
Ibn Haldun University · Medeniyetler İttifakı Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1787-1792 Osmanlı-Rus Harbi'nde şikayet mekanizması

1787-92 Osmanlı-Rus Harbi yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkan eyaletlerinden merkeze aktarılan şikâyetleri temel alan bu çalışma; savaş yıllarında merkez bürokrasisini meşgul eden şikâyetlerin hangi bölgelerde yoğunlaştığı ve çözümünde muhatap alınan görevlilerin kimler olduğunun ortaya çıkarılmasını amaçlar. Şikâyet bürokrasisinin sefer yıllarında ordu ve rikâb olarak ayrılması, bu sayede savaş şartlarında daha fazla başvuru merciinin ortaya çıkması sefer şartlarında şikâyet meselesini ilgi çekici kılar. Ayrıca şikâyet hükümlerinin bulunduğu defterlerin sefer yıllarındaki serencamı da bu bağlamda değerlendirilmiştir. Bu çalışmada şikâyet sonucunda divanlardan çıkan hükümlerin muhatap alındığı görevlilerin ve özellikle 18. yüzyılın en önemli aktörlerinden biri olan âyanların şikâyetlerin çözümünde aldıkları rol incelenmiştir. 1787-92 harbinden kısa süre önce kaldırılan âyanların yerine getirilen şehir kethüdaları ile savaş şartlarında tekrar kucak açılan âyanların şikâyetlerin çözümünde aldıkları rol karşılaştırılmıştır. Çalışma, temelinde bir arşiv çalışmasıdır. İlgili yıllarda şikâyet hükümlerinin yer aldığı atik şikâyet, rikâb, ordu defterleri ve eyalet ahkâm ve rikâb ahkâm defterleri çalışmanın ana kaynak grubunu oluşturur. Buradan elde edilerek tasnif edilen bilgiler harita, grafik ve tablolarla anlamlandırılmıştır. Şikâyet defterlerinin yanı sıra Osmanlı arşivindeki diğer tasnifler ile konuyla ilgili literatür çalışmada kullanılmıştır. İncelenen defterlerdeki 8.800'e yakın hükmün yaklaşık 5.500'ünün Balkan eyaletleri ve Cezayir-i Bahr-ı Sefid eyaletine bağlı kaza ve nahiyelere gönderildiği tesit edilmiştir. Bu eyaletlerden Rumeli'ye 1.911, Özi'ye 1.412, Cezayir-i Bahr-i Sefid'e 1.225 hüküm gönderilmiştir. Bu hükümlerin %66'sı ehl-i şer' olan kadı ve nâibe, %4'ü ehl-i örf olan idarecilere, %30'u ise iki gruba birlikte gönderilmiştir. Ehl-i örfün dahil olduğu %34'lük hüküm grubunun içerisinde âyanlara 94, şehir kethüdalarına ise 54 hüküm gönderilmiştir. Fakat Tepedelenli Ali Paşa, Yenipazar Âyanı Haseki Osman Ağa gibi daha sonra dergâh-ı mualla kapıcıbaşılığı, hasekilik, derbendat nazırlığı, mîr-i mîrânlık elde eden âyanlarda bu tasnife alındığında şikâyetlerin çözümünde bu kişilere 300'e yakın hüküm gönderildiği ortaya çıkmaktadır.

18. yüzyılBalkanlarBürokrasi+7
Ziya Aşçıoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XIII. yüzyıl Bizans tarihyazımında Türk imajı

IV. yüzyıldan itibaren Bizans İmparatorluğu ile karşı karşıya gelen Türklerin Konstantinopolis merkezli Bizans tarihyazımında, tarihi süreçte meydana gelen değişimlere bağlı olarak Türk İmajının nasıl bir değişim süreci izlediği oldukça ilgi uyandıran bir problem olarak tarihçilerin ilgisini çekmektedir. XI. yüzyıla kadar, özellikle Balkanlar ve Karadeniz'in kuzeyinden Bizans İmparatorluğunu tehdit eden Türkler (İskitler-Kumanlar) Bizans tarihçileri tarafından Antikçağ geleneğinden gelen kavramla "Barbar" olarak nitelendirilmiştir. Bizans tarihyazımında XI-XII. yüzyıllarda meydana gelen Bizans-Selçuklu mücadelesi çerçevesinde ve genellikle çatışmacı ilişkilerin gölgesinde şekillenen Türk imajının, IV. Haçlı Seferi ile oluşan olağanüstü koşullar neticesinde XIII. yüzyılda farklı bir boyuta evirildiği dikkati çekmektedir. 1204 yılında meydana gelen bu olayla başkent Konstantinopolis'in Latin Haçlılar tarafından işgalinin ve yağmalanmasının ardından Bizans İmparatorluğu, başkentten kaçan hanedan ailelerinin kurduğu yeni siyasi yapılarla varlığını devam ettirmeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu tarihten itibaren Bizans'ın Anadolu'daki Türklerle ilişkilerinde yeni bir dönem başlamıştır. XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye Selçuklularının Anadolu'da siyasi ve kültürel birliği sağlaması ve diğer halkları kontrolü altına alması, Türklerin Bizans kaynaklarında daha fazla yer almasına sebep olmuştur. İki güç arasında yaşanan siyasi gelişmeler/çatışmalar zaman zaman devam etse de Türklerin varlığının artık kabullenildiği, politik, ekonomik, kültürel ve akrabalık da dâhil çeşitli düzeylerde komşuluk ilişkilerinin tesis edildiği bir sürece girilmiştir. Bu gelişmeler Bizans tarihyazımına olumlu veya olumsuz bir şekilde yansımıştır. Buna bağlı olarak doğrudan ilişki içerisine girdikleri "ötekilerin" durumundan daha fazla bahsetmişlerdir. XIII. yüzyılda meydana gelen bu "Türk İmajı" değişimini dönemin belli başlı kaynakları olan Niketas Khoniates, Georgios Akropolites, Georgios Pakhymeres gibi tarihçilerin eserlerinde açık bir şekilde görmek mümkündür. Bu çalışma bahsedilen yüzyılda yazılan Bizans tarih eserlerinde Türk İmajının önceki yaklaşımlardan nasıl bir farklılık arz ettiğini, bunun muhtemel sebeplerini ve nasıl bir imaj oluştuğunu tartışmayı amaçlamaktadır.

13. yüzyılAnadolu SelçuklularıAnadolu tarihi+7
Canan Öztürk
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fransız kaynaklarına göre Kırım Hanlığı (1700-1768)

Kırım Hanlığı'nın, Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine girmesi, yaklaşık üç yüzyıllık zaman diliminde, onun aynı zamanda Avrupalıların gözünde Osmanlı'nın "sağ kolu" olarak görülmesine vesile olmuştur. Kırım Hanlığı'nın hüküm sürdüğü coğrafi konum, onu adeta İmparatorluğun serhat boyu olarak görmemizi sağlarken, diğer yandan nevi şahsına münhasır karakteristik özelliklerini korumasına ve zaman içinde geliştirmesine de vesile olmuştur. XVI. asırdan itibaren Fransa'nın Karadeniz ve Levant hinterlandına yönelik ticari ilişkileri nedeniyle gelişen siyasi kaygıların yoğunlaşmasıyla bölgeye gönderilen diplomat, seyyah, tüccar ve misyonerlerin geride bıraktıkları arşiv belgeleri, XVIII. yüzyılda giderek yoğunlaşmıştır. Bu tez çalışması, başta Fransa'nın Karadeniz ve Doğu'daki siyasi ve ticari kaygıları nedeniyle bölgeye gönderilen misyoner ve konsolosların belgeleri olmak üzere çeşitli çağdaş Fransız kaynaklarına dayanarak Kırım Hanlığı'nın tarihsel bir tanımını vermeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı tarihçiliğinde yeterince araştırılmayan Fransız kaynaklarına dayanarak Kırım Hanlığı'nın tarihsel bir tanımını vermeyi amaçlamaktadır. Kırım Hanlığı tarihçiliğinde yeterince araştırılmayan Fransız konsolosluk raporları ve arşiv kayıtları, XVIII. yüzyılda Kırım Hanlığı'nın siyasi ve sosyal tarihi hakkında bize bilgi vermektedir. Bu tez çalışması ayrıca gelecekteki incelemeler için Fransız birincil kaynaklarına Kırım tarihçiliğine karşılaştırmalı bir bakış açısıyla sunmayı amaçlamaktadır.

Arşiv belgeleriArşivlerFransa+7
Dilek Tığlıoğlu Kapıcı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

19. yüzyıl ortalarında Aydın vilayeti'nde çiftlikler ve ortak alanlar

İktisat tarihi literatüründe ortak kullanımdaki alanların (müştereklerin) daralması ile özel mülkiyete dayalı büyük ölçekli arazilerin gelişimi bir taraftan verimlilik ve iktisadi büyümenin şartı, diğer taraftan sermaye-emek kutuplaşmasının ön koşulu olarak ele alınır. Osmanlı iktisat tarihi literatüründe ise her iki yaklaşımla ortaya çıkan iktisadi ve toplumsal sonuçlar göz önüne alınmadan büyük ölçekli çiftliklerin gelişim nedenleri tartışılır. Bu tezde iktisat tarihi literatüründeki tartışmalar çerçevesinde 19. yüzyıl ortasında, Tanzimat'ın hemen sonrası, Osmanlı İmparatorluğu'nda ortak alanlarla bağlantılı olarak çiftliklerin gelişimi incelenecek, aralarındaki çatışmalı ilişkinin ortaya koyduğu iktisadi ve toplumsal sonuçlar araştırılacaktır. Bu çerçevede çiftliklerde köylülerin ortak kullanımındaki alanların 19. yüzyıldaki durumu Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde bulunan Aydın Vilayeti çiftliklerine dair Temettüat Defterleri üzerinden incelenecektir. Anahtar kelimeler: XIX. Yüzyıl, Aydın Vilayeti, Büyük ölçekli çiftlikler, Ortak alanlar, İktisadi ve sosyal tarih, Osmanlı İmparatorluğu.

19. yüzyılAydın vilayetiEkonomi tarihi+4
Özlem Yücesoy
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

Literary production, currents and politics between 1960 and 1980 in Turkey

This dissertation examines the increasing visibility of literary activities as a part of other cultural activities between 1960 and 1980. During these two decades, there was an increasing influence of literary activities, literary production, literary world throughout large parts of the Turkish society. This may be also seen as a shaping, a reconstruction, or an expansion of a more effective literary world, literary public and literary market containing many different trends or currents. This work also assesses the intricate relations between literary culture and politics. To put it in other words, the hypothesis is that a better understanding of the intellectual and political atmosphere of Turkey in the 1960s and in the early 1970s can be achieved through an examination of cultural and mainly literary life, the currents of that period, as these reflected, sustained and gave general expression to the prevalent intellectual and political tendencies of the period. It will be emphasized that the political identity which was adopted by the literary actors was generally one critical of the existing political and social system. The intellectual climate will be examined via literature. I argue that the men of letters, literary actors played important roles along with academics and journalists through their public, intellectual identity in the social life from 1960 to the end of the 1970s.

Literary trendsLiterary materialsLiterature sociology+5
Hakkı Başgüney
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimEN

İstanbul metropolünün çeperinde bir uydu sanayi kasabasının doğuşu ve gelişimi: Çerkezköy

This study examines the transformation process of Çerkezköy, a small town in Tekirdağ province, into an industrial city from the 1970s to the present day as a result of the decentralization of the manufacturing industry in İstanbul. In the study, why Istanbul industry chose Çerkezköy for settlement and how the industrial zone and urban space developed is explained by examining the spatial strategies of the state institutions, the industrialists, and the local actors. The theoretical framework of the study was formed by using two different literatures: First, that of industrial decentralization and second, that of local entrepreneurialism. The main body of the data used in the study is comprised of news and articles from local newspaper archives, documents from The Çerkezköy Industrialists? Association archive, and information obtained from in-depth interviews. As the result of the study, it was found that local initiatives developed by different actors in different periods have played a determining role in Çerkezköy?s becoming one of the biggest industrial zones in Turkey. These local initiatives, backing the support of the central state authorities, have led to rapid industrialization and urban growth in the district. Within this period, while the industrial corporations, the headquarters of which are generally located in Istanbul, were making profits, the peasants who were dispossessed by those industrialists, the workers, most of whom left their hometowns and settled down in Çerkezköy, and also all the living things that were exposed to the intense environmental pollution have paid the heavy cost for the industrial and urban growth.

Economic historyEconomic geographyIndustrial geography+7
Muzaffer Kaya
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2013
00
DoktoraAçık ErişimEN

"Cut the kids in half": new urban childhoods in Turkey through the lens of the mainstream media, 1977-1997

This thesis questions how the concept of childhood was redefined by the mainstream media in the aftermath of the fiscal crisis of the late 1970s. The research was based on popular daily newspapers representing the centre, social democratic left, and conservative right. Some important characteristics of this new era were the erosion of the traditional structures of modernity, persistent inequalities which were especially visible in cities, and social responses to increasing social insecurity in the forms of anxiety and fear aggression. This study uses the term "new childhood" with a concern similar to the scholars who have concocted new concepts such as neo-liberalism, new globalisation, advanced capitalism, and liquid modernity to comprehend the profound social, political, economic, and cultural transformations that took place in this period. The introductory chapters where I briefly outline the theoretical framework, describe children's living conditions in the period, explain my methodology, and introduce my sources are followed by three main chapters. First, I discuss the economic and political pressures that shaped news media, and explain how new trends in journalism changed the social meanings of news. Second, I question how the media reassessed conventional meanings childhood, and claim that traditional social responsibilities over children's well-being were allocated to families and children themselves. Third, I turn to the media's responses to persistent and increasingly visible inequalities, and demonstrate the different standards and distinct sets of values journalists employed when making news about unequal childhoods. I conclude that the traditional definition of childhood as a shared life stage was shattered, and "new childhood" was constructed as an exclusive privilege.

After 1980NewspapersNews+7
Deniz Arzuk Kocadere
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Small-scale industry matters: Industrialization and occupational structure in Turkey between 1927 and 1945

This study aims to evaluate the significance of the small-scale manufacturing in Turkey's history of industrialization both quantitatively and qualitatively by using the occupational data and the secondary sources. In Anatolia, there is much evidence on the existence and importance of small-scale producers throughout the nineteenth and twentieth centuries. However, the studies that handle this evidence is usually far from being comprehensive or systematic. On the other hand, there is a considerable amount of valuable information in demographic records, especially in national censuses. This can be analyzed in the context of economic history. Including this dataset in historical analyses and arguing on the relative significance of the small-scale industry constitutes the two main bases of this study. By doing this, it is aimed to reach a long-term, geographical and computational understanding on the nature of industrial production in Turkey. The weaving and clothing industries are two of the most specific examples as they were the pioneer branches of industry. In the international economic history literature, especially regarding weaving and clothing, there are various accounts that examine the innate coexistence of handwork and factory production. The notion of industry does not necessarily refer to a mechanized production; that is, in the context of Turkey, etatist industrialization. It is a necessity to look beyond factory production. This study combines this way of thinking with the available occupational data for the early periods of Republican Turkey. Keeping in mind that this should be done in longer periods, the results show that in certain provinces of western, central and eastern Anatolia, the concentration of weaving and clothing population cannot be explained with a simple scheme of modern industrialization. Further, as the most striking case, Denizli is examined more closely. It is seen that the industrial production pattern of this area was determined by strong local elements such as geography and production culture.

First five-year industry planEconomic historyIndustrialization+4
Berkay Küçükbaşlar
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

İskit ve Kelt topluluklarının dini, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden karşılaştırması

İskitler yaklaşık olarak M.Ö. 8. yüzyıldan M.Ö. 2. Yüzyıla kadar Sibirya'dan Doğu Avrupa'ya kadar uzanan geniş coğrafyada etkinlik göstermiştir. Türk atlı kavimler medeniyetlerinin ilki ve en eskisini meydana getirmişlerdir. Şüphesiz ki İskitlerin bu uzun soluklu ve güçlü medeniyetlerinin etkisi kendisinden sonraki Türk ve Doğu Avrupa medeniyetleri üzerinde süregelmiştir. Hareketli bir tarihe sahip olan İskitler, bu durumun bir sonucu olarak birçok kadim medeniyetin kaynaklarında çokça zikredilmiştir. Çin, Asur ve Med, Pers, Yunan ve Roma kaynaklarında sıkça zikredilen İskitlerin dini inanışları, kültürleri, sosyal hayatları ve ekonomik yapılarıyla ilgili yazılı kaynakların dışında zengin arkeolojik buluntular da bize önemeli bilgiler vermektedir. Antik kaynaklardan dilleri, dinleri, gelenek ve görenekleri hakkında bilgi sahibi olduğumuz İskitlerin sanatları hakkında ise arkeolojik kazılarda elde edilen eserler bize yol göstermektedir. Batı ve Orta Avrupa sahasında etkinlik gösteren ve özellikle bugünkü Avrupalı kavimleri derinden etkileyen Keltlerin tarihi kökleri bronz çağına kadar uzanmaktadır. Özellikle günümüz İskoç, İrlandalı, Galli olarak adlandırılan insanların büyük bölümünün atası olan Keltler M.Ö. 8. ve M.S. 1. yüzyılları arasında etkinlik göstermişlerdir. İskitler gibi, yazılı eser bırakmayan Keltler ile ilgili en geniş bilgilere ticari, sosyal ve kültürel etkileşim içerisinde bulundukları Roma ve Yunan kaynaklarından ve günümüze kalan arkeolojik buluntulardan ulaşmaktayız. Sonuç itibariyle yukarıda kısa bilgilerini verdiğimiz hemen hemen aynı dönemlerde şekillenmiş olan kadim İskit ve Kelt topluluklarının dini, ekonomik, sosyal ve kültürel yapıları ve bu yönlerinin karşılaştırması çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır.

Dini yapıEkonomik yapıKarşılaştırmalı analiz+7
Çağrı Bakır
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Para olgusunun benzeşen aktörü: Afyonun sosyal tarihi

Sosyal hayat, sürekli devinim sağlayan, zaman ve mekâna bağlı olarak farklılıklar gösteren bir bütündür. Birey, yapı ve çevre gibi koşulları dikkate almadan yapılacak bir değerlendirme, sosyal hayatı anlamak ve açıklamak noktasında yeterli olmaz. Geçmiş değiştirilemez olsa da geçmişe dair bilgiler güncellenebilir. Bu güncelleme tarihe sosyal boyutu esas alarak bakmakla mümkündür. Klasik tarih anlayışı sosyal hayatın gerçeklerini anlamak ve açıklamak için yeterli olmayabilir. Bu sebeple, tarih disiplinine yeni bir bakış açısı getirmek üzere ortaya çıkmış olan sosyal tarih metodundan yararlanmak gerekir. Tarihi, savaşlar, devletler ve önemli kişiler üzerinden anlamanın yeterli olmayacağını iddia eden bu metot sosyoloji bilimine derin katkılar sunmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde belli bir zaman ve mekâna bağlı kalmayan, kronolojiye boğulmamış bu tarih anlayışı, bu çalışmanın çıkış yollarından biri olmuştur. Bir nesne üzerinden sosyal tarih okuması yapmak anlamına gelen bu çalışma, afyon bitkisinin sosyal, siyasal ve kültürel alanda ne gibi etkiler doğurduğunu keşfetmeyi amaçlamaktadır. Toplumsal hayat içerisinde derin bir yeri olan afyon, klasik tarih yazını içerisinde yeterince açıklanamayan, gözden kaçan pek çok hususun anlaşılmasına imkân tanımıştır. Afyon, Osmanlı'dan bugüne siyasal ve sosyal hayatımızdaki klasik tarih anlayışının eksik bıraktığı pek çok hususun anlaşılmasına yarayan veriler sunar. Bu çalışma, bir sosyal tarih anlatısı niteliğinde olup haşhaş bitkisi ve afyon üzerinden bir sosyal hayat fotoğrafı çekmeyi ve bu sayede sosyal tarih anlatısı içerisinde bir elde ettiği verilerle sosyolojik yazına katkı sunmaya çalışacaktır

AfyonBağımlılıkEroin+5
Murat Karakoyunlu
Necmettin Erbakan University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Perinthos antik kenti (Tekirdağ Marmara Ereğlisi) sözlü arkeolojik tarihi

Tekirdağ ili Marmaraereğlisi ilçesinde yer alan, Doğu Thrakia'nın önemli bir liman kenti konumundaki Perinthos Antik Kenti, Roma döneminde Thrakia eyalet başkentliği yapmıştır. Kent merkezi mevcut kalıntılar ışığında bir Roma ve Geç Antik devir kenti özelliği gösterse de antik kentin daha erken dönemlerine ait kalıntılar da mevcuttur. İskanı tarih öncesi devirlere giden kentte, Akropolis, aşağı şehir, nekropol alanları ile iki büyük liman bulunmaktadır. Antik kentten günümüze kalan yapı ve yapı kalıntıları arasında Bazilika, Tiyatro, Surlara ait yapı kalıntıları, sur kuleleri ve gövdelerine ait parçalar ve daha geç dönemlere ait Konstantin/Metropolit Evi gibi bir takım sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. Antik kentteki güncel kazı çalışmaları 2021 yılında başlatılmıştır. Antik kente ait çok sayıda arkeolojik kültür varlığı, Tekirdağ Müzesi, Marmaraereğlisi Açık Hava Müzesi (Belediye Parkı - Taş Bahçesi), Marmaraereğlisi Belediye Binası Bahçesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri gibi çeşitli yerlerde sergilenmektedir. İlçe ile iç içe bulunan bu arkeolojik eserler, yapılar, yapı kalıntıları, doğal ve kültürel miras ögeleri, ilçe halkının yaşantısının ve gündelik hayatının bir parçasıdır. Bu tez Perinthos Antik Kenti'ndeki arkeolojik veri tarihinin sosyolojik bir yöntem olan sözlü tarih çalışması ile ortaya konmasını amaçlamaktadır. Uluslararası literatüre "oral archaeology" olarak geçen ve yerli literatüre "sözlü arkeoloji" olarak önerilen yaklaşım, arkeolojik çalışma sistemi yerine sosyolojik sözlü tarih çalışması yöntemi ile elde edilen sözlü verilerin kullanıldığı bir çalışmadır. Yapılan bu araştırma, bu verileri ortaya koymayı ve arkeolojik olarak yorumlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Perinthos, Marmaraereğlisi, Doğu Thrakia, Sözlü Tarih, Sözlü Arkeoloji

Sosyal tarihSözlü tarihToplumsal arkeoloji+1
Oya Aktaş
Mimar Sinan Fine Arts University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimEN

A social history of rice in Turkey

This dissertation examines the transformation of rice farming before the state, the society, and the economy in Turkey between 1948 and 2018. Rice is one of the most important fields of application of the Green Revolution after the Marshall Plan is examined from a spatial point of view in three basins such as the Meriç Basin, the Lower Kızılırmak-Lower Yeşilırmak Basins and Karacadağ Agricultural Basin. Both the geographical locations of these basins in Turkey and the differences in their agricultural structures and human capital are determinative in their preference as a field study. However, apart from these basins, there has been rice farming culture in South Marmara, Adana, West and Central Black Sea sub regions. In other words, this dissertation both explains the story of agricultural transformation in a historical process and presents a comparative perspective among these basins on a spatial scale. Therefore, this study can be evaluated in the fields of economic history, social history and environmental history. The main claim of this dissertation is to prove that thanks to the biological and agricultural properties of rice, it is a historical actor that directs the state, society, and the economy. On this basis, this study is far from putting sharp boundaries between nature and society and the anthropocentric historiog-raphy. In this context, this study examines the subject by putting the reciprocal relations and interests between the desires of human beings and the biological and agricultural requirement of rice into the center. The main purpose of this study is to explain the bureaucratic, economic and social networks of rice from its cultivation and harvest to its processing in to paddy and consumption. The main findings of this dissertation are that rice is a social, cultural, economic, artistic and bureaucratic commodity. In this context, rice requires specialized and intensive labor to collaborate with society, the state and mar-ket actors to be able to spread and carry its genes into the future. Besides, acquisition, nutrition and profit underlie in the desire of a human being toward rice. To sum up rice with one word, it can be conceptualized as the crop of controversies. As a matter of fact, it is too difficult to find any other crop that accommodates collaboration and conflict of interest and also the bureaucratic control in the cultivation of rice and free market economy in the sale of rice at the same time.

Geographical locationEconomic historyRice+4
Okan Ceylan
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Social group interactions in the fourth century BC Athens

The focus of this study is social group interactions in the context of Athenian society during the fourth-century BC. Rather than focusing on social order proposed by the laws, this thesis analyzes the relationships and links built by social groups and defines individuals' position in Athenian society. This thesis argues that Athenian society had complex social relations than it was shown in the studies examining social groups and statues. To show intricate relationships and networks of the individuals, this study provides three case studies drawn from the fourth-century-BC Athenian court speeches: Pasion's bank, Athenogenes' perfume shop, and Neaira's family. Each case points out different contexts where nonhierarchical relations and networking between social groups manifested themselves. The existence of such interactions brings a new dimension to the personal relationships in Athenian society. On the other hand, it questions our general assumptions and presents an alternative for Athenian social reality.

Old AgeInteractionB. C. 4. century+6
Tuğçe Akgül
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakışı

Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'ten sonra ortaya çıkan özgürlük ve serbestlik ortamında diğer alanlarda olduğu gibi sûfî çevrelerde de bir yenilik olarak cemiyet kurma ve mecmualar neşretme faaliyetleri başlamıştır. Sûfî çevreler bu yeni faaliyet sahasıyla hem kendi iç problemlerine çözüm üretmek, toplum nezdinde popülaritesini yitirmeye başlayan tasavvuf ve tarîkat anlayışını yeniden ihyâ etmek hem de kendilerine yöneltilen ithamlara cevap vermek istemişlerdir. Tasavvuf Dergisi de bu dönemde varlık gösteren bir neşriyat olarak dikkat çekmektedir. Tasavvuf Dergisi Mart 1911-Aralık 1911 tarihleri arasında Şeyh Safvet Efendi'nin imtiyaz sahipliğinde neşredilmiş ve ancak 35 sayı yayınlanabilmiştir. Dergi, II. Abdülhamid'e karşıtlığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne sempatisi ve Meşrutiyet'i müdafaa eden yönüyle dikkat çekmiştir. Bunlarla beraber ilmiye sınıfı ile medreseler, sûfîler ile tekke ve zâviyelerin ilgili dönemde mevcut durumları üzerine değerlendirmeleri olan Tasavvuf Dergisi, zamanın siyasi, askeri, sosyal, kültürel durum ve olaylarına duyarsız kalmamıştır. Ancak genel anlamda tasavvufî muhtevalı makaleler ve sıklıkla edebi eserlerden kesitler barındıran bir mecmuadır. Düzenli bir yazar kadrosu olmayan Tasavvuf Dergisinde, Şeyh Safvet Efendi haricinde, Haydarîzâde İbrahim Efendi, Muhammed Esad Erbilî, Mehmed Emin Buhârî, Şeyh Remzi-i Rifâî, Muhammed Şâkir gibi pek çok zatların yazıları yer almıştır. Bununla beraber geçmiş alim ve mutasavvıfların hayatları, sözleri neşredilmiş ve eserlerinin bazı bölümlerine makaleler halinde yer verilmiştir. Bu tez, Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakış açısını araştırmak ve ortaya koymak amacıyla yapılmış özgün bir çalışmadır.

DergilerOsmanlı DevletiOsmanlı Dönemi+5
Muhammed Onur Kulanoğlu
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlhanlı Dönemi bilim faaliyetleri

İlhanlı Dönemi bilim faaliyetlerini incelendiğinde bu dönemin İslâm bilim tarihinde hem kendinden önce kurulmuş olan uygarlıkların birikimini görebileceğimiz hem de kendisinden sonrasında yapılmış olan faaliyetleri gözlemleyebileceğimiz bir dönem olarak karşımıza çıkmakta olduğunu görürüz. Bu dönemde etkisini oldukça görebileceğimiz Nasîruddîn Tûsî ve Reşiddüddin Fazlullah'ın yetiştirmiş oldukları âlimler ve kurdukları yapıların günümüzdeki pek çok bilim faaliyetlerinin temelini oluşturduğunu görmekteyiz. ''İlhanlı Dönemi İlmi Hayatı'' adlı yüksek lisans tezimizde bu âlimlerin ortaya koyduğu eserleri ve faaliyetleri inceleyeceğimiz gibi bu faaliyetlerin dünyayı nasıl etkilediğine değineceğiz.

BilimBilim tarihiBilimsel araştırmalar+6
Aykut Kar
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. Meşrutiyet döneminde suç unsurları

Tarihi çok eskilere dayanan suçun önlenmesi ve suçlunun ıslahı ile emniyet yani asayişin sağlanmasından sorumlu kolluk kuvvetleri arasındaki münasebet, bir toplumun hem ahlaken hem de fiilen varlığını sürdürebilmesinin en önemli koşullarından birisini teşkil etmektedir. Bu nedenledir ki, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren askeri anlamda Batı karsısında gerilemeye başlayan Osmanlı Devleti'nde, bu inkıraza sosyo-ekonomik çalkantıların da eklenmesiyle devlet ve halk asayiş, toplumsal ahlak ve huzur bakımından da dönem dönem sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Nitekim durumun farkında olan devlet ricali bu duruma son verebilmek maksadıyla askeri, hukuki ve sosyo-ekonomik bir takım ıslahatlara girişmiş, ancak süreç Tanzimat ile Islahat Fermanlarının ilanı ve anayasalı bir monarşi rejimi olan Meşrutiyet'in ilana kadar devam etmiş, fakat istenilen neticelerin sağlanamaması nedeniyle Cumhuriyet'in ilanı ile sonuçlanmıştır. Özellikle 19. yüzyılın başlarından itibaren Batılı devletlerin emperyalist ve sömürgeci emleri doğrultusunda yükselişe geçen politikalarının açık birer göstergesi olan Kırım Savaşı, 93 Harbi, Mısır'ın işgali ve Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerinde yaşanan bağımsızlık hareketleri, askeri ve iktisadi etkilerin yanı sıra devlet otoritesinin de gittikçe zayıflamasına sebebiyet vererek asayiş ve toplumsal yapıyı da büyük oranda etkilemiştir. Bir yandan savaşla, isyanlar ve bunlara bağlı olarak meydana gelen göçlerle uğraşmakta olan Osmanlı Devleti, diğer yandan da neredeyse her alanda yürütmeye çabaladığı ıslahat ve modernleşme hamleleri ile sistemi ve toplumu çağa ayak uydurabilecek konuma getirmeye uğraşmıştır. İşte bu modernleşme girişimleri dâhilinde öne çıkan mevzulardan bir tanesi de, sosyal kontrol mekanizmalarının ıslahı ve kolluk kuvvetlerinin yeniden düzenlenmesi ile asayiş, toplumsal huzur ve ahlakın sağlanması olmuştur.

FuhuşMeşrutiyet IIOsmanlı Dönemi+6
Aydın Yetkin
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

XVI. yüzyılda Aclûn Sancağı

Bu çalışma, Osmanlı hâkimiyeti döneminde Aclûn Sancağı'nın 1514-1596 yılları arasındaki idari, iktisadi ve içtimai ilişkilerinin tarihine ışık tutmaktadır. Çalışmada Aclûn Sancağı ile ilgili olarak XVI. yüzyılda düzenlenmiş olan 970, 266 ve 185 numaralı tapu tahrir defterlerinden ve aynı yüzyıla ait mühimme, icmâl, tımar ve vakıf defterlerinden yararlanılmıştır. Söz konusu defterler, XVI. yüzyılın ortalarında Osmanlı Devleti tarafından yürütülen idari, iktisadi, içtimai, dini ve hayri faaliyetler ile nüfus üzerine kapsamlı bilgiler içermektedir. Ayrıca, bu defterlerden faydalanarak Osmanlı Devleti'nin, Aclûn Sancağı'ndaki idari, iktisadi ve içtimai faaliyetlerin düzenlenmesindeki rolünü anlayabilmekteyiz. Aynı zamanda bu defterlerden hareketle Aclûn Sancağı'nın kaza ve nahiyeleri, köy ve mezraaları, yerleşim yerleri, buralarda yaşayan yerleşik ve göçebe nüfus, nüfusun hareketliliği, buralardaki pazar yerleri ve diğer ekonomik faailiyet alanları, tarım ve hayvancılık faaliyetleri, üretilen ürünler ve ürünlerden ya da yapılan ticaretten alınan vergiler gibi konulara da ışık tutulmaya çalışılmıştır. Kayıtlar, vergi mevzuatı ve nüfus istatistikleri bakımından incelenerek sancakta yaşayan toplulukların mekânsal dağılımının araştırılmasıyla Aclûn Sancağı'nın idari, iktisadi ve içtimai düzeni ve bunların birbirlerine olan etkisi ortaya konulmuştur.

Kurumlar tarihiSosyal tarihTürk ekonomi tarihi+1
Mohammad Alı Rashad Banı Issa
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00

İlgili konular