Stres bozuklukları-travmatik
Bu konu başlığı altında 65 tez
Pregabalinin sıçanlarda travma sonrası stres bozukluğu üzerine etkileri
Amaç: Yırtıcı koku ile travma sonrası stres bozukluğu oluşturulan sıçanlara sistemik verilen pregabalinin donakalma süresi, kaygı indeksi, gaita miktarı, kilo farkı, tükürük bezi immünoglobulin A düzeyi, progesteron ve östrojen düzeyleri, serum nörotrofin düzeyleri üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada kırk adet dişi Wistar sıçan rastgele dört gruba ayrıldı. Travma ve tedavi grubu sıçanları yırtıcı koku stresine maruz bırakıldı, devamında bir hafta süre ile istirahate bırakıldı. İstirahat süresi dolan kontrol ve travma grubu hayvanlarına serum fizyolojik, pregabalin ve tedavi grubu hayvanlarına ise 30 mg/kg pregabalin oral gavaj yoluyla uygulandı. Uygulamaları takiben sıçanlar travma hatırlatıcısına maruz bırakıldı ve davranışları yükseltilmiş artı labirentinde izlendi. Devamında tükürük bezi ile kan örnekleri alındı ve hayvanlar sakrifiye edildi. Bulgular: Travma grubunda kontrol grubuna göre artan donakalma süresi oral gavaj yoluyla sistemik uygulanan pregabalin tedavisi ile geri döndü. Pregabalin tedavisi travma grubu ile travma geliştirilmeksizin pregabalin uygulanan grupta azalan tükürük bezi immünoglobulin A düzeyini geri çevirdi, fakat kaygı indeksini, gaita miktarını, kilo farkını, progesteron, östrojen ve serum nörotrofin düzeylerini değiştirmedi. Sonuç: Pregabalinin travma sonrası stres bozukluğunda etkisinin anlaşılması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
COVID-19 salgını sırasında Türkiye'de zorunlu karantinaya veya izolasyona alınmış yetişkin bireylerde travma sonrası stres belirtileri, depresif belirtiler ve kaygı belirtileri açısından psiko-sosyal risk faktörleri ve koruyucu faktörlerin düzenleyici rolünün incelenmesi
Mevcut araştırmada temel amaç, bireylerin gösterdikleri travma sonrası stres belirtileri, depresif belirtiler ve kaygı belirtilerinin karantina/izolasyon yaşantısı üzerinden geçen süreçte gösterdiği değişimi gözlemlemek ve bu değişimi etkileyebileceği düşünülen koruyucu faktörleri ve risk faktörlerini incelemektir. Bu doğrultuda, öncelikle 2-Yönlü Sosyal Destek Ölçeği'nin Türkçe Formunun psikometrik özelliklerini incelemek adına 420 katılımcı (%34.3 erkek, %65.5 kadın) ile bir ön çalışma gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler ile gerçekleştirilen açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin Alınan Sosyal Destek ve Verilen Sosyal Destek Ölçeği olmak üzere iki alt boyuttan oluştuğu, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısının tüm ölçek için 95, Verilen Sosyal Destek Alt Boyutu için .91, Alınan Sosyal Destek Alt Boyutu için .94 olduğu, test-tekrar test güvenirlik katsayısının da .81 (p<.001) olduğu gözlenmiştir. Temel hipotezlerin test edildiği ana çalışma aşamasında 201 katılımcının (%57.7 kadın, %41.3 erkek) verisi analize dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik verileri, salgına bağlı değişkenler ve karantina/izolasyon koşulları ile sonuç değişkenleri arasındaki ilişkiler Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı yöntemi ile hesaplanmıştır. Araştırmanın temel hipotezlerini test edebilmek adına Hayes tarafından geliştirilen PROCESS eklentisi ile Düzenleyici Değişken Model 1 kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Bu analizlerin sonuçlarına göre, karantina/izolasyon üzerinden geçen süre ile travma sonrası stres belirtileri, kaygı belirtileri ve depresif belirtiler arasında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. Düzenleyici değişkenlerden ise sadece Belirsizliğe Tahammülsüzlük seviyesi yüksek olan bireylerde karantina/izolasyon üzerinden geçen süre arttıkça travma sonrası stres belirtilerinin anlamlı olarak azaldığı bulunmuştur (β=-.03, t(173) = -2.59, p=.010, [LLCI=-.058, ULCI=-.008]). Son olarak da araştırmanın alan yazına katkısı, klinik doğurguları, sınırlılıkları ile gelecekte düzenlenecek araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler COVID-19 Salgını, karantina, izolasyon, verilen sosyal destek, risk faktörleri, koruyucu faktörler.
Travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol/madde kullanım miktarı arasındaki ilişkide narsisizmin ve kontrol odağının düzenleyici rolünün incelenmesi
Bu çalışmada kişilerin travmatik yaşam olayları sonrasında gösterdikleri travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol/madde kullanım miktarı arasındaki ilişkide narsisizmin ve kontrol odağının düzenleyici rolü araştırılmıştır. Araştırma örneklemi çevrim içi şekilde ve uygun örnekleme yoluyla ulaşılan 18-65 yaş aralığındaki 259 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda katılımcılara Demografik Bilgi Formu'nun ardından Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği-5, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi, Madde Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi, 5 Faktör Narsisizm Ölçeği ve Kontrol Odağı Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde değişkenlerin birbiri ile ilişkisini incelemek amacıyla korelasyon analizleri yürütülmüş ve ardından düzenleyici rollerin incelenmesi için SPSS 22.0 PROCESS programı (Hayes, 2013) model 2 kullanılarak yapılmıştır. Yürütülen analizler sonucunda travma sonrası stres belirti düzeyi ile madde kullanımı arasında pozitif bir ilişki bulunmuş, alkol kullanımı ile ise ilişki bulunamamıştır. Travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol kullanımı arasında kırılgan narsisizmin düzenleyici rolü olduğu ve travma sonrası stres belirti düzeyi ile madde kullanımı arasında da kontrol odağının düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Bulgular alanyazın bağlamında tartışılmıştır.
Yakın ilişkide psikolojik şiddet deneyimi ile travmatik stres belirtileri arasında peritravmatik sıkıntı ve kontrol kaybı ile posttravmatik duyguların aracı rolü
Bu çalışmada yakın ilişkide deneyimlenen psikolojik şiddet stresörleri ile travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) arasında travma sırasında deneyimlenen olumsuz duygular ve algılanan kontrol ile travma sonrası korku, çaresizlik, utanç ve öfkenin aracı rolü sınanmıştır. Psikolojik şiddet stresörlerini kapsamlı bir şekilde ölçebilecek Yakın İlişkide Psikolojik Şiddet Ölçeği geliştirilerek maddelerin işlerliği 337 kişiyi içeren bir pilot çalışmada incelenmiştir. Ulaşılabilir örnekleme ile partner şiddeti deneyimi olan 1012 kadınla yürütülen ana çalışmada ölçeğin güvenirlik katsayısı .98 olarak hesaplanmıştır. Faktör analizi ile ölçeğin yapı geçerliliği incelenmiş ve ölçeğin fiziksel ve duygusal ihtiyaçların ihmali, zarar vermeye yönelik korku yaratan tehditler, özgürlüğü kısıtlama/kıskançlık, aşağılayıcı muamele, tartışma sırasındaki korkutucu, zarar vermeye yönelik tehditler, güven sarsıcı davranışlar, suçlama ve delirdiğine inandırılma şeklinde sekiz yapıdan oluştuğu görülmüştür. Katılımcıların %42.9'u yalnızca psikolojik şiddet deneyimlemiştir ve bu kişilerde TSSB oranının %35.3 olduğu görülmüştür. Fiziksel / cinsel / psikolojik şiddet yaşayanlarda ise TSSB oranı %50.7 olarak bulunmuştur. Fiziksel ve cinsel şiddetin etkisi kontrol edilerek yapılan yapısal eşitlik modellemesi sonucu psikolojik şiddet stresörleri üzerinde kişinin algıladığı kontrolün olay esnasında deneyimlediği sıkıntıyı etkilediği gözlenmiştir. Travma sırasında deneyimlenen sıkıntı düzeyinin travma sonrası korku, çaresizlik, utanç ve öfke ile ilişkili olduğu ve bu duyguların TSSB belirtilerinin şiddetine etki ettiği görülmüştür. TSSB'ye en fazla etkiyi güvenliğe yönelik süregiden tehditle ilişkili korku ve yaşamdaki genel kontrol kaybı algısının yaptığı bulunmuştur. Bu bulgular, psikolojik şiddet stresörlerinin tek başına deneyimlendiğinde de travmatik strese yol açtığını, bu etkiyi süregiden korku ve kontrol kaybı algısı üzerinden gerçekleştirdiğini göstermiştir. Partner şiddeti deneyimlemiş kadınlarda TSSB tedavisinde kontrol algısına odaklanan sağaltım yöntemlerine odaklanılması önerilmiştir.
Fibromiyalji hastalarında travmatik olay deneyimi, çocukluk çağı travmalarının yaygınlığı ile aleksitimi ve travmatik stres belirtileri arasındaki ilişki
Fibromiyalji hastalığı bedenin belirli bölgelerinde duyulan hassasiyet ve ağrılarla karakterize bir sendromdur. Fibromiyaljinin etiyolojisinde birçok psikolojik faktör tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, travmatik stres belirtileri ile fibromiyalji arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla yapılan çalışmaya yaş ortalaması 39 olan toplam 150 fibromiyalji hastası (109'u kadın) katılmıştır. Katılımcılara içerisinde sosyodemografik veri formu, Çocukluk Çağı Travmaları, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Olayların Etkisi Ölçeği ve Fibromiyalji Etki Anketinin bulunduğu form uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda travmatik olay deneyimi, aleksitimi ve çocukluk çağı travmalarının kişilerin fibromiyalji düzeylerine etki ettiği görülmüştür. Elde edilen bulgular Fibromiyaljinin psikolojik etiyolojisinin anlaşılmasında önemli bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: aleksitimi, fibromiyalji, travmatik stres, çocukluk çağı travmaları
Şizofreni hastalarının kardeşlerinde çocukluk çağı travmalarıyla zihin kuramı bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada şizofreni hastalarının kardeşlerinde zihin kuramı bozuklukları ve zihin kuramı bozukluklarıyla çocukluk çağı travmatik deneyimleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı şizofreni spektrum hastalarının kardeşleri ve hasta yakını olmayan katılımcıların zihin kuramı performansları açısından karşılaştırmaktır. Çalışmanın bir diğer amacı da her iki grupta çocukluk çağı travmatik yaşantılarının zihin kuramı performansı üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Bu amaçlar doğrultusunda hasta yakınları ve hasta yakını olmayanların zihin kuramı performansları ve çocukluk çağı travmatik deneyimleri arasındaki ilişkiler istatsistiksel anlamlılık düzeyinde araştırılmıştır. Çalışma hasta yakını grubu için şizofreni spektrum hastalarının kardeşlerinden ve kontrol grubu için genel normal popülasyondan ölçme araçlarıyla elde edilen verilerle yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi 51 şizofreni spektrum hastalarının kardeşleri ve yaş, cinsiyet ve eğitim seviyesi bakımından kardeşlerle eşleşen 55 hasta yakını olmayan toplam 106 katılımcıdan oluşmaktadır. Şizofreni spektrum hastalarının kardeşlerini oluşturan 51 katılımcının 35'i erkek 16'sı ise kadındır. Hasta yakını olmayan katılımcıların ise 40'ı erkek 15'i kadındır. Araştırma verileri Gözlerden Zihin Okuma Testi, Dokuz Eylül Zihin Teorisi Testi ve Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeklerinden elde edilmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda, Pearson Korelasyon katsayıları hesaplanarak ölçme araçlarından elde edilen puanlar arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Gruplararası farkın anlamlılık düzeyini analiz etmek için bağımsız örneklem t testi uygulanmıştır. Medeni durum ve eğitim durumu değişkenlerine göre ölçme araçlarından elde edilen puanları karşılaştırmak için ise tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Varyansların homojen olup olmadığı Levene F testi ile belirlenmiştir. Welch Testi homojenlik varsayımınn karşılanamadığı durumlarda kullanılmıştır. Varyans analizlerinde LSD testi uygulanarak farkın kaynağı belirlenmiştir. Veriler SPSS 25.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre şizofreni hastalarının kardeşleri ile hasta yakını olmayan katılımcıların zihin kuramı performansları arasında anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Gruplar, Gözlerden Zihin Okuma ve empatik anlayış becerileri açısından farklılaşmaktadır. Şizofreni hastalarının kardeşlerinin Gözlerden Zihin Okuma testi toplam puanları (P=0,01) ve Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği-Empati alt ölçeği puanları (P=0,01) hasta yakını olmayan katılımcıların puanlarından anlamlı düzeyde daha düşüktür. Çocukluk çağı travmatik yaşantıları ve zihin kuramı puanları arasındaki ilişki incelendiğinde her iki grupta da istatsitiksel olarak anlamı poztif ve negatif yönde ilişkiler bulunmuştur. Şizofreni hastalarının kardeşlerinde ikinci derece zihin kuramı testi puanları ile fiziksel ihmal puanları arasında orta düzeyde negatif yönlü ve anlamlı bir ilişkinin bulunduğu gözlenmiştir (r=-0,344; p<0,05). Şizofreni hastalarının kardeşlerinin fiziksel ihmal puanları arttıkça ikinci derece zihin kuramı becerilerinin azaldığı görülmektedir. Hasta yakını olmayan grupta da Gözlerden Zihin Okuma testi toplam puanları ve Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği puanları ile çocukluk çağı travmatik yaşantılar ölçeği puanları arasında pozitif ve negatif yönde anlamı ilişkiler bulunmuştur. Gözlerden Zihin Okuma testi puanları ile duygusal istismar (r=-0,280; p<0,05), fiziksel ihmal (r=-0,275; p<0,05), cinsel istismar (r=-0,274; p<0,05) ve çocukluk çağı travmatik yaşantıları ölçeği toplam puanları (r=-0,331; p<0,05) puanları arasında düşük ve orta düzeyde negatif yönlü ve anlamlı ilişkilerin bulunduğu anlaşılmaktadır. Genel olarak her iki grupta bulunan katılımcıların çocukluk çağı travmatik deneyimleri ile zihin kuramı becerileri arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Çocukluk çağı travmatik yaşantıları arttıkça zihin kuramı becerilerinin azaldığı görülmektedir. Sonuç olarak zihin kuramının duygusal bileşeninin şizofreni için endofenotip olabileceği düşünülmektedir. Travmatik yaşantıların zihin kuramı becerileri üzerinde etkisi olduğu anlaşılmaktadır.
Çocukluk çağı travmalarının psikolojik belirtiler ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılık ve özyeterliliğin aracı rolü
Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmalarının psikolojik belirtiler ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılık ve özyeterliliğin aracı rolünün ortaya konmasıdır. Bu amaç doğrultusunda 18 yaş ve üstü üniversite öğrencisi 384 kişi ile anket uygulaması yapılmıştır. Anket formu kişisel bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri Ölçeği, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Özyeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Verilerin analizinde t testi, ANOVA ve YEM kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Üniversite öğrencilerinin, çocukluk çağı travmaları düzeyi ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve kısa semptom envanteri düzeyleri arasında pozitif yönde ve çocukluk çağı travmaları düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif yönde ilişki olduğu olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri düzeyi ile kısa semptom envanteri düzeyleri arasında pozitif yönde ve travma sonrası stres bozukluğu belirtileri düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif ilişki olduğu saptanmıştır. Buna ek olarak Üniversite öğrencilerinin, kısa semptom envanteri düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif yönde psikolojik dayanıklılık düzeyi ile özyeterlilik düzeyi arasında pozitif yönde ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
On iki basamaklı toplantılara katılan madde bağımlılarında çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarının iyileşme sürecindeki stresle baş etme düzeyleri üzerine etkisi
Bu çalışmada "Adsız Alkolikler" ve "Adsız Narkotik" toplantılarına katılan alkol ve alkol dışı madde kullanım öyküsü olan bireylerdeki, çocukluk ve ergenlik çağı travma çocukluk çağı travmalarının iyileşme sürecinde stresle başa çıkma düzeyi üzerine bağımlılık şiddetinin aracı etkisi olup olmadığını saptamaktır. Bu çerçevede çocukluk çağı travmalarının bağımlılık şiddeti üzerinde etkisine ve stresle başa çıkma düzeyi üzerinde etkisine bakıldı. Bu çalışmayla hedeflenen madde bağımlılığı alanı ile ilgilenenlere, bağımlılığın iyileşme sürecindeki stres olgusunun geçmişe dönük çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarıyla ilişkilendirildiği bilimsel verilerle desteklenmiş kuramsal bir çerçeve sunmaktır. Bu amaçlar doğrultusunda çalışmada veri toplama araçları olarak "Bağımlılık Profil İndeksi", "Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği" ve "Stresle Başa Çıkma Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmaya toplam 81 kişi dahil edilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarının iyileşme sürecinde stresle başa çıkma düzeyi üzerine bağımlılık şiddetinin alınan puanlar çerçevesinde beklenenden daha az aracı etkiye sahip olduğu saptanmıştır.
Dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda psikolojik dayanıklılık ve ikincil travmatik stres ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı dezavantajlı gruplarla çalışan psikologların psikolojik iyi oluş düzeylerinin psikolojik dayanıklılık ve ikincil travmatik stres düzeyleri tarafından yordanıp yordanmadığının saptanmasıdır. Bir diğer amacı ise sosyo-demografik değişkenler ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan 116 psikologdan oluşmaktadır. Katılımcılar araştırmaya internet üzerinden anket yoluyla katılmış olup her biri; Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğini (YPDÖ), Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeğini (WEMİOÖ), İkincil Travmatik Stres Ölçeği (İTSÖ) ve sosyo-demografik bilgilerinin alınması amacıyla Demografik Bilgi Formunu doldurmuşlardır. Elde edilen veriler SPSS Paket Programı'nda analiz edilmiştir. Verilere yönelik analizlerde ise çoklu regresyon analizi, korelasyon, varyans analizi, t testi ve TUKEY testi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre psikolojik dayanıklılık ile ikincil travmatik stresin psikolojik iyi oluş düzeyini istatistiksel açıdan anlamlı derecede açıkladığı bulunmuştur. Psikolojik dayanıklılık ile psikolojik iyi oluş düzeyi arasında pozitif yönlü, psikolojik dayanıklılık düzeyi ile ikincil travmatik stres düzeyi arasında negatif yönlü, psikolojik iyi oluş düzeyi ile ikincil travmatik stres düzeyi arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadınların psikolojik iyi oluş düzeyinin erkeklere göre, önceden süpervizyon almış olan katılımcıların almamış olan katılımcılara göre psikolojik iyi oluş düzeyleri anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Dezavantajlı gruplarla çalışan psikologların ikincil travmatik stres düzeyleri, psikolojik dayanıklılık düzeyleri ve psikolojik iyi oluş düzeyleri ile ilgili olarak bu değişkenler üzerinde süpervizyon ve ek eğitim almanın önemine dair daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İkincil Travmatik Stres, Psikolojik Dayanıklılık, Psikolojik İyi Oluş, Psikolog
Meme kanseri hastalarında travma sonrası büyüme ve hastaların büyüme sonrası gelişimini etkileyen faktörlerin incelenmesi
Meme kanseri, kadınlar arasında en yaygın görülen kanser türüdür. Bireylerin yaşamını tehdit eden ve uzun süreli bir mücadele gerektiren travmatik bir hastalıktır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, meme kanserinin olumsuz sonuçlarına odaklanmak yerine olası olumlu sonuçlarını da vurgulamaya başlamışlardır. Bu noktada 'Travma Sonrası Büyüme' kavramı ortaya çıkmaktadır. Bireyin meme kanseri gibi son derece zorlu yaşam koşullarıyla mücadelesinin bir sonucu olarak yaşadığı pozitif psikolojik değişim travma sonrası büyüme olarak tanımlanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, meme kanseri hastaları örnekleminde bazı sosyodemografik ve hastalıkla ilgili değişkenler ile birlikte travma sonrası stres bozukluğu belirti düzeyi, temel inançlarda sarsılma ve şükür değişkenlerinin travma sonrası büyüme ile ilişkisini incelemektir. Araştırma kapsamında, amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak tedavisi devam eden 81 hastaya ulaşılmıştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PCL-5), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADS), Temel İnançlar Envanteri (TİE), Taktir Etme Ölçeği (TEÖ) ve Travma Sonrası Büyüme Envanteri (TSBE) uygulanmıştır. Korelasyon analizleri sonucunda, temel inançların sarsılma ve travma sonrası stres belirti düzeyleri arttıkça travma sonrası büyüme düzeyinin arttığı bulunmuştur. Ayrıca, 18-35 yaş arasındaki kişilerin, 46-55 yaş arasındaki kişilere göre travma sonrası büyüme seviyelerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan hiyerarşik regresyon analizinin son aşamasında, temel inançların sarsılma ve takdir etme düzeylerinin travma sonrası büyüme düzeyini arttırıcı bir yordayıcı etkisinin olduğu bulunmuştur. Mevcut araştırmanın travma sonrası büyümenin, kanser tedavisinde ve koruyucu çalışmalarda daha etkin şekilde kullanılması için önemli bir adım olduğu düşünülmektedir.
Mülteci çocuklarda travma sonrası stres, depresyon ve anksiyete düzeylerinin cinsiyete göre karşılaştırılması
Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan Suriyeli mülteci çocuklarda Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Depresyon ve Anksiyete düzeylerinin belirlenmesi ve cinsiyet açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırma bir devlet okulunda okuyan 12-15 yaş arası 87 çocukla yapılmıştır. Araştırmanın verileri Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Çocuklar İçin Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği (ÇTSS-TÖ), Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) ve Çocuklar İçin Sürekli Kaygı Envanteri (ÇSKE) kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde ilk olarak demografik bilgilerin incelendiği frekans analizleri, demografik verilerle değişkenlerin farklılıklarını ölçümlemek için t-test ve korelasyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucu elde edilen bulgularda katılımcıların orta düzey travma sonrası stres düzeyine, yüksek kaygı seviyesine sahip olduğu bulunmuştur. Katılımcıların depresyon eşiğini geçemedikleri saptanmıştır. Cinsiyete göre fark testi analizi sonucunda; kız öğrencilerin (n=46) sürekli kaygı düzeyi, erkek öğrencilere (n=40) oranla istatistiki olarak daha yüksek çıkmıştır (p<.001)
Emekli Türk Silahlı Kuvvetleri çalışanlarının algıladıkları sosyal desteğin travmatik stres ve stresle baş etme tutumlarına etkisi
Bu araştırmada emekli TSK çalışanlarının algılanan sosyal destek düzeyleri ile travmatik stres düzeyleri ve baş etme tutumları arasındaki ilişkiyi belirlenen sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda basit seçkisiz örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 348 emekli Türk Silahlı Kuvvetleri çalışana Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği (COPE), Travmatik Stres Belirti Ölçeği (TSBÖ) ve Sosyo-demografik Bilgi Formu uygulanmıştır. Emekli TSK çalışanlarının algılanan sosyal destek düzeylerinin yüksek, travmatik stres ve baş etme tutumlarının orta düzeyde olduğusaptanmıştır. Sosyal destek düzeylerinin travmatik stres düzeyleri ve buna ait alt boyutlar arasında negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Sosyal destek düzeylerinin problem odaklı ve şakaya vurma haricinde duygu odaklı baş etme tutumlarının tamamı ile işlevsel olmayan baş etme tutumlarından sadece soruna odaklanma ve duyguları açığa çıkarma alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki ayrıca şakaya vurma, inkar, zihinsel boşverme, davranışsal olarak boşverme ve madde kullanımı alt boyutlarında ise negatif yönlü anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Travmatik stres düzeylerinin soruna odaklanma ve duyguları açığa çıkarma hariç işlevsel olmayan baş etme tutumlarının tamamı ve duygu odaklı baş etme tutumlarından sadece şakaya vurma alt boyutlarında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Sosyal destek düzeyleri ile demografik değişkenlerden evli, geniş ailede doğup büyüyenler, şu an çekirdek aileye ve orta düzeyde gelire sahip olanlar ile TESUD üyeleri lehine anlamlı ilişki bulunmuştur. Travmatik stres düzeyleri ile demografik değişkenlerden ön lisans mezunu, bekar, çekirdek ailede doğup büyüyen, şu an geniş aileye sahip olan, ekonomik düzeyi düşük, TEMAD'a üye, TKK ve JGK kurumlarında çalışan, psikolojik yardım alan, terör saldırısına uğrayan, çatışmada yer alan, yaralanan, birinin yaralanmasına ve ölümüne tanık olan, silah arkadaşı yaralanan ve şehit olanlar lehine anlamlı ilişki bulunmuştur.Baş etme tutumları ile demografik değişkenlerden 71 yaş ve üzeri,ön lisans mezunu, bekâr, çekirdek ailede büyüyen, ekonomik düzeyi orta, TESUD'a üye, TDK kurumunda çalışan, emeklilik süresi 10 yıl ve üzeri olanlar ve yaralananlar lehine anlamlı ilişki saptanmıştır. TSSB, depresyon, diğer meşguliyetleri bastırma, yararlı sosyal destek kullanımı, kabullenme, zihinsel boş verme, madde kullanımı değişkenleri sosyal destek toplam puanını ve aile alt boyutunu yordamaktadır. Arkadaş boyutunu algılanan sosyal destek toplam puan ve aile boyutundan farklı olarak şakaya vurma etkilemekte, madde kullanımı etkilememektedir. Ayrıca depresyon ve yararlı sosyal destek kullanımı değişkenlerinin özel bir insan alt boyutunu yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın bu alanda yapılacak gelecek araştırmalara katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Termik santralde çalışan personellerin travmatik stres belirtileri, sıkıntıya dayanma gücü ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin incelenmesi
Araştırmanın amacı, Termik santralde çalışan personellerin travmatik stres belirtileri; demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı ve travmatik stres düzeyleri ile sıkıntıya dayanma ve psikolojik sağlamlık düzeyleri ile anlamlı bir ilişki olup olmadığının belirlenmesi olup ve literatüre katkı sağlamasıdır. Araştırmanın çalışma grubunu Afşin-Elbistan Termik Santralinde çalışan 292 personel oluşturmaktadır. Bu araştırmada basit tesadüfi örnekleme yöntemi ile örneklem belirlenmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri Ölçeği-Kendini Değerlendirme Formu (TSSBBÖ-KD), Sıkıntıya Dayanma Ölçeği, Yetişkin Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği veri toplama aracı kullanılmıştır. SPSS 24 yazılımı kullanılarak istatistiksel analizler yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak değerlendirilmiştir. Termik santralde çalışmaya alınan bireylerin %87,3'ü erkek, %74'ü evli, %56,2'si lise mezunu, %68,8'inin gelir düzeyi 2002-4000 arasında, %36'sının görev süresi 1-3 yıl ve %6,5'inin saldırı yaşadığı belirlenmiştir. Değişkenler arası ilişkiler için en az biri normal dağılmayan ya da ordinal ise korelasyon katsayıları ve istatistiksel anlamlılıklar Spearman testi ile hesaplanmıştır. Normal dağılım göstermeyen bağımsız iki grubun karşılaştırılması için Man Whitney U testi kullanılırken; normal dağılım göstermeyen üç grupta Kruskal Wallis testi ile kullanıldı. Sonuç olarak travma sonrası stres bozukluğu belirtileri değerleri ile cinsiyet arasında anlamlı bir fark bulunurken, yaş, haftalık çalışma süresi, görev süresi ve aylık gelir arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile sıkıntıya dayanma gücü arasında istatistiksel anlamda ilişki saptanmıştır p<0,05.Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ile yetişkin psikolojik sağlamlık arasında istatiksel anlamda ilişki belirlenmiştir.
Suriyeli çocuk ve ergenler arasında travma sonrası stres bozukluğu belirtilerinin yaygınlığı
Bu çalışmanın amacı, ülkelerinde sürmekte olan savaş nedeniyle göç etmek zorunda kalan Suriyeli mülteci çocuk ve ergenlerdeki travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) belirtilerini saptamak ve psikososyal yardım önlemleri sunmaktır. Araştırma örneklemi İstanbul İli Fatih İlçesi sınırları içinden kolayda örneklem yolu ile seçilen 200 Suriyeli mülteci çocuk ve ergenden oluşmaktadır. Çalışmaya katılan çocuklara Çocuk ve Gençler İçin Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği (ÇTSS-TÖ), Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY) kullanarak veriler elde edilmiştir. ÇDŞG-ŞY ölçeğine göre 100 çocuk ve ergenin katılımıyla yapılan çalışmada 127'si DSM-5 kriterleri ne göre Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) tanısı alırken, 73'ü tanı almamıştır. ÇTSS-TÖ ölçeğinde elde edilen verilere göre ise katılımcıların 5'i (% 2.5) çok ağır, 78'i (% 39.0) ağır ve 34'ü (% 17.0) orta düzeyde TSSB belirtisi gösterirken 40'ının (% 20.0) ise hafif düzeyde belirti gösterdiği saptanmıştır. Ölçekte elde edilen toplam puan üzerinden belirtilerin dağılımına ve şiddetine bakıldığında yeniden yaşantılama ve olayı hatırlatıcı uyaranlardan kaçınma en sık görülen belirti grubu olarak görülmektedir. Savaşlar sonrasında çocukların ruh sağlıkları üzerinde büyük enkazlar açılır ve travmanın etkileri kronikleşerek yıllar boyunca sürebilmektedir. Çalışmamız savaş sonrasında oluşabilecek travma tepkilerini belirlemek ve yardım önlemleri alabilmek açısından önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Savaş, Mülteci, Çocuk, Ergen, Travma, TSSB
Covid-19 döneminde sivil toplum kuruluşu çalışanlarında sosyal izolasyonun ikincil travmatik stres belirtilerine etkisinin değerlendirilmesi
Deneyimlenen pandemi sürecinin bilinmezliği, hastalık ve tedavi yöntemleri ile ilgili gerekli aşamada bilgi sahibi olunmaması; sınırlar arası hareketliliğin durdurulması, uçuşların sonlanması, turizm faaliyetlerinin durdurulması, sosyokültürel aktivitelerin birden hayatımızdan çıkışı ve bunun ne kadar süreceğinin bilinmezliği, çevirimiçi çalışmaya geçiş, karantina uygulamaları gibi önlemler alınmasına neden olmuştur. Bu önlemler kişileri ekonomik, fiziksel, sosyal ve psikolojik açıdan olumsuz etkileri olmaktadır. Pandemi önlemlerinin ve yaşamsal farklılıkların meydana gelmesi, kişilerde korku, kaygı, stres ve çaresizlik hissine neden olmaktadır. Sivil toplum kuruluşunda çalışan kişilerin travmaya dolaylı maruz durumu da bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, covid-19 döneminin getirdiği sosyal izolasyonun sivil toplum kuruluşu çalışanlarındaki ikincil travmatik stres belirtilerine etkisinin değerlendirmesidir. Çalışmanın katılımcıları, covid-19 dönemi süresince sivil toplum kuruluşunda çalışan 300 psikolog ve sosyal hizmet uzmanından oluşturulmaktır. Her bir katılımcıya sosyo-demografik veri formu ve travma sonrası stres belirtileri ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada nedensel tarama modeli kullanılmıştır. Bu çalışmada elde edilen bulgulara göre, ikinci travmaya maruz kalan meslek elemanlarının deneyimledikleri sosyal izolasyon ile ikincil travmatik stres belirtileri arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu araştırmanın bir diğer bulgusu ise katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ile ikincil travmatik stres belirtileri arasında anlamlı bir ilişki görülmüş olmasıdır. Ayrıca doğrusal regresyon ile bakıldığında sosyal izolasyon travmatik stres belirtilerini etkilediği ortaya konulmaktadır.
Kayıp sonrası farklı seyirler: Uzamış yas, depresyon ve travma sonrası stres belirti kümelerinde risk faktörlerinin saptanması
Yakın kaybı sonrasında olağan yas sürecinin yaklaşık 6 ay içerisinde tamamlanması ve kişinin olağan işlevselliğini sürdürebilmesi beklenmektedir. Ancak, her zaman böyle olmamakta ve kayıp yakınları çeşitli psikolojik belirtiler ile yaşamlarına devam etmek zorunda kalmaktadırlar. Bu çalışmada, kayıp sonrası süreçte en sık karşılaşılan ve yüksek eş tanı düzeyleri bildirilen Uzamış Yas Bozukluğu (UYB), Depresyon ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) belirtilerinden farklı seyirlerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Elde edilen belirti kümelerine ilişkin risk faktörlerinin saptanmasıyla bu kümelere ait olmanın belirleyicilerinin, yani kayıp sonrası süreçte yas tutan kişilerin ne gibi seyirler gösterdikleri ile bu seyirlerin ortaya çıkmasında belirleyici olan faktörlerinin saptanması amaçlanmıştır. Çalışmanın katılımcıları bir yakınını ölümü bağlı kaybetmiş 18 yaş üzeri 1060 kişiden oluşmaktadır. UYB, TSSB ve Depresyon belirtilerinden alt kümelerin saptanması için katılımcılardan elde edilen veriye Örtük Sınıf Analizi (Latent Class Analysis-LCA) uygulanmıştır. Örtük Sınıf Analizi ile yüksek belirti, depresyon, uzamış yas ve dayanıklı (düşük belirti) sınıflar tespit edilmiştir. Örtük Sınıf Analizi ile elde edilen kümelerin risk faktörleri açısından karşılaştırılması için Çok Kategorili (Multinominal) Lojistik Regresyon analizi kullanılmıştır. Tespit edilen sınıflarda bulunmayı belirleyen yordayıcı değişkenlere ilişkin yürütülen Çok Kategorili Lojistik Regresyon Analizi bulgularına göre, cinsiyet, kaybedilen kişinin yaşı, kaybın üzerinden geçen zaman, kaybedilen kişiye bakım verme süresi, kaybedilen kişinin kim olduğu (eş/çocuk kaybına kıyasla), Bitmemiş İşler Ölçeğinin yaşantı ve çatışma alt ölçeklerinden alınan puanlar, Yas ve Anlamı Yeniden Yapılandırma Ölçeğinden alınan puanlar, Süregiden Bağlar Ölçeğinin fiziksel yakınlık, ve öfke alt ölçeklerinden alınan puanlar, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeğinden alınan puanlar ile Yakın İlişkilerde Yaşantılar Ölçeğinin kaygı ve kaçınma alt ölçeklerinden alınan puanların sınıf üyeliğini yordadığı tespit edilmiştir. Grup bazlı incelendiğinde, dayanıklı sınıfta bulunmanın, her üç belirti gösteren grupla kıyaslandığında sistematik bir biçimde, erkek olmak, algılanan sosyal desteğin fazla olması, bir bitmemiş iş olarak gerçekleştirilememiş yaşantıların az olması, öfke süregiden bağının düşük olması ve kaygılı bağlanmanın düşük olması ile yordandığı tespit edilmiştir. Benzer biçimde yüksek belirti sınıfında bulunmanın sistematik yordayıcıları olarak bitmemiş işlerin fazlalığı ve kayba verilen anlamın azlığı belirlenmiştir. Uzamış yas sınıfında olmanın tüm sınıflarla karşılaştırmaları incelendiğinde ortak faktör olarak kaygılı bağlanma görülürken, depresyon sınıfı için kayba verilen anlamın azlığının belirleyici olduğu gözlenmiştir. Semptom örüntüleri ile yapılan çalışmaların yas sürecinde yaşanan zorlukların birey düzeyinde ele alınmasına, dolayısıyla kişilerin deneyimlerinin, ihtiyaçlarının ve yaşadıkları zorlukların özgüül bir çerçeveden tanımlanmasına olanak sunmaktadır. Bu türden boyutsal bir yaklaşım ile planlanacak müdahalelerin yas sürecindeki bireylerin özgül ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verebileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler Uzamış Yas Bozukluğu, Depresyon, Travma Sonrası Stres, Süregiden Bağlar, Anlamın Yeniden Yapılandırılması, Bitmemiş İşler
Benlik ayrımlaşması ile travma sonrası büyüme ve travma sonrası stres arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve deneyimsel kaçınmanın aracı rolü
Travmatik yaşantılar yaşayan bireyler, kimi zaman travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösterirken kimi zaman da bu süreci daha güçlü bir şekilde atlatıp travma sonrası büyüme yaşayabilmektedir. Bireylerin travma sonrasında nasıl bir psikolojik süreç geçireceği; duygusal, bilişsel ve sosyal yapılarıyla yakından ilişkilidir. Bu süreçte farklılaşmaya neden olan en önemli etkenlerden biri ise köken ailedir. Bowen'ın aile sistemleri kuramına göre, bireyin erken dönem aile ilişkileri benlik ayrımlaşması düzeyini belirler. Benlik ayrımlaşması, bireyin kendi duygu ve düşüncelerini başkalarından ayırt edebilme kapasitesidir ve travma sonrası psikolojik uyumu önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, benlik ayrımlaşmasının TSSB ve TSB ile ilişkisi; deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık değişkenlerinin aracılığıyla incelenmiştir. Araştırma da bütüncül (integrative) bir yaklaşım benimseyerek TSSB ve TSB ile ilişkili faktörleri incelerken kuşaklararası aile terapisi ve kabul ve kararlılık terapisi (ACT) gibi farklı kuramsal yaklaşımlardan kavramları bir araya getirerek kapsamlı bir model oluşturulmuştur. Araştırma, 6 Şubat'ta Türkiye'de meydana gelen Kahramanmaraş depremlerini doğrudan deneyimlemiş, 11 ilde yaşayan 495 yetişkin bireyin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma da kişisel bilgi formu, Benliğin Farklılaşması Envanteri – Kısa Form (BFE-KF), Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ), Travma Sonrası Büyüme Envanteri (TSBE), Kabul ve Eylem Formu-II (KEF-II) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi kullanılmıştır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelendiği bu araştırma da nicel araştırma desenlerinden ilişkisel model kullanılmıştır. Araştırma da betimsel analizleri SPSS programı ile yapılırken yapısal eşitlik modellemesi (YEM) çalışmaları için JASP ve AMOS programları tercih edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, benlik ayrımlaşması ile TSSB arasında betimsel olarak ilişki bulunurken TSB ile bir ilişki bulunamamıştır. Aynı zamanda benlik ayrımlaşması ile TSSB arasındaki ilişkiye deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık aracılık ederken yine TSB değişkenine deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık aracılık etmemiştir. Sonuç olarak TSSB ile çalışan alan uzmanlarının bireylerde deneyimsel kaçınmayı azaltacak ve psikolojik sağlamlığı artıracak programlar yapılması önerilmektedir.
Travesti bireylerde çocukluk çağı travmaları ve travma sonrası hayata küsme düzeylerinin incelenmesi: Karşılaştırmalı bir çalışma
Giriş: Travesti bozukluğu, erkek bir bireyin kadın giysileri ve aksesuarları giymekten haz alma ile karakterize bir bozukluktur. Travesti bozukluğunun etiyolojisinde travmatik deneyimler önemli rol oynamaktadır. Diğer yandan kişinin bu travmatik deneyimlere bağlı olarak hayata küsme bozukluğu geliştirmesi de olasıdır. Amaç: Bu çalışmanın amacı travesti bireylerde çocukluk çağı travmaları ve travma sonrası hayata küsme düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi ve heteroseksüel erkek bireylerle karşılaştırmasının yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Yapılan çalışmada demografik veri formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Travma Sonrası Hayata Küsme Bozukluğu Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmaya yaş ortalaması 31,35±5,85 olan 80 travesti birey ve yaş ortalaması 36,23±7,97 olan 80 heteroseksüel erkek birey olmak üzere toplam 160 kişi çalışmaya katılmıştır. Bulgular: Yapılan korelasyon analizi sonucunda travma sonrası hayata küsme ile çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişkiler travesti bireylerde daha güçlü bulunmuştur. Travesti bireylerin çocukluk çağı travma ve travma sonrası hayata küsme puan ortalamaları heteroseksüel erkek bireylerden anlamlı şekilde yüksektir. Demografik değişkenlerden eğitim durumu, kardeş sayısı, doğum sırası, aile yapısı, yaşamın çoğunun geçtiği yer, cinsel yönelimin bireysel ve sosyal boyutları, yaşam memnuniyeti, kendine zarar verici davranış, travmatik deneyimleri hatırlama-kaçınma ve uyku sorunu travesti bireylerin travma sonrası hayata küsme ile çocukluk çağı travmaları puanlarına etki ettiği görülmüştür. Sonuç: Araştırmada elde edilen bulgulara göre, travesti bozukluğu olan bireylerde Çocukluk Çağı travmaları ve travma sonrası hayata küsme bozukluğu etkilidir. İlgili bozukluklar için uygun bir terapi yöntemi travesti bozukluğunun sağaltımında etkili olacaktır. Anahtar Kelimeler: Travesti, travma, hayata küsme
Sosyal hizmet alanında çalışan meslek elemanlarının empatik eğilim düzeyleri ile ikincil travmatik stres belirtileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma sosyal hizmet alanında çalışan meslek elemanlarının empatik eğilim düzeyleri ile yaşadıkları ikincil travmatik stres belirtileri arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı amaçlayan kesitsel desende yapılmış ilişkisel tarama modelinde bir çalışmadır. Çalışmada temel olarak sosyal hizmet, empatik eğilim, travma, ikincil travmatik stres kavramlarının incelenmesi yapılmaktadır. Çalışmanın verileri katılımcıların sosyodemografik bilgilerini almak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, ikincil travmatik stres belirtilerini ölçmek amacıyla geliştirilen Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeği, empatik eğilim düzeylerini ölçmek amacıyla geliştirilen Empatik Eğilim Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın verilerini toplamak için İstanbul ilinin dokuz adet ilçesinde bulunan sosyal hizmet merkezlerinde çalışan 120 meslek elemanına anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistiki analiz paket programı ile çözümlenmiştir. Araştırma sonunda ikincil travmatik stres ile çalışma süresi ve yaş arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu cinsiyet, medeni durum ve meslek grubu açısından ise anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür. Empatik eğilim açısından ise cinsiyet, medeni durum ve yaş arasında anlamlı bir ilişki olduğu ancak çalışma süresi ile medeni durum arasında anlamlı bir olmadığı görülmüştür. Diğer taraftan sosyal hizmet çalışanlarının tekrarlayan düşünceleri arttıkça empatik eğilim düzeyinin azaldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sosyal Hizmet, Empatik Eğilim, Travma, İkincil Travmatik Stres
İnsani yardım çalışanlarının ikincil travmatik stresleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnsani yardım faaliyetlerini yürüten insani yardım çalışanları, ihtiyaç sahibi kişilere destek sağlama ve yardım ulaştırma sırasında direkt ya da dolaylı yoldan travmatik olaylar yaşamakta ya da travmatik olaylara tanıklık etmektedirler. Bu duruma ilişkin, insani yardım çalışanları ile ilgili yürütülen araştırmalar bu kişilerin ikincil travmatik stres düzeyleri ve psikolojik dayanıklılıklarına yönelik önemli etkiler olduğunu ortaya koymaktadır. İnsani yardım çalışanlarının zorlu çalışma şartları düşünüldüğünde etkileşimde oldukları kişilerle aralarındaki temas neticesinde ortaya çıkan ikincil travmatik stres ile çalışanların psikolojik dayanıklılık düzeylerinin yakından araştırılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu gerekliliğe rağmen, İnsani yardım alanında çalışan bireylere yönelik yapılan araştırma sayısı oldukça kısıtlıdır. Bu araştırmada İnsani Yardım Çalışanı olan yetişkinlerin ikincil travmatik stres düzeyleri ve psikolojik dayanıklılıkları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sorularına yanıt vermek amacıyla t testi, ANOVA, korelasyon katsayısı ve regresyon analizi hesaplanmıştır. Araştırmada insani yardım alanında farklı sürelerde çalışan, farklı eğitim durumuna ve medeni durumuna sahip 18-40 yaş aralığındaki 89 katılımcı ile araştırma yürütülmüştür. Araştırmaya katılan katılımcılara, Kişisel Bilgi Formu, İkincil Travmatik Stres Ölçeği ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği Türkçe versiyonları uygulanmıştır. Demografik değişkenlerle ilgili bulgulara göre; kadınların ikincil travmatik stres algıları erkeklere göre daha yüksek düzeyde bulunmuştur. Yaş ile ikincil travmatik stres ölçeğinin alt boyutu olan uyarılmışlık boyutunun arasındaki inceleme neticesinde; 18-25 yaş grubu katılımcılarının uyarılmışlık puanı, 36-40 arasında yer alan katılımcıların puanından anlamlı olarak daha yüksektir. Yaş arttıkça, ikincil travmatik stres düzeyinin azaldığı yönünde ifade edilebilir. Araştırmada korelasyon analizi yapılmış, İkincil Travmatik Stres arttıkça, YPDÖ toplam puanı ve gelecek algısı, kendilik algısı, aile uyumu, yapısal stil alt boyutlarının azaldığı sonucu elde edilmiştir. Bulgularda, psikolojik dayanıklılığın alt boyutlarından olan kendilik algısının ikincil travmatik stresi anlamlı biçimde yordayıcı etkisi olduğu bulunmuştur. Kendilik algısı arttıkça, ikincil travmatik stres azalmaktadır. Elde edilen veriler ikincil travmatik stres düzeyi ve psikolojik dayanıklılık arasında ilişki olduğu yönündeki görüşü destekler niteliktedir.
Mülteci ve sığınmacılarla çalışan meslek elemanlarında depresyon düzeyi, stres ve tükenmişlik belirtilerinin psikososyal risk faktörlerinin incelenmesi
Bu çalışmada, mülteci ve sığınmacılarla çalışan ve meslekleri gereği travmatik yaşam öyküleri dinleyen meslek elemanlarında ikincil travmatik stres, depresyon ve tükenmişlik belirtilerinin incelenmesi amaçlanmış olup, katılımcıların demografik özelliklerinin yordama etkisi istatistiki olarak kontrol edildikten sonra duygusal emek ve mağdurla özdeşim düzeylerinin yordayıcı etkisine bakılmıştır. Araştırma için 190 kadın (%66.7), 95 erkek (%33.3) olmak üzere 20-44 (Ort=28.3, ss=4.05) yaş aralığında 285 katılımcıdan veri toplanmıştır. Veri toplamak amacıyla Demografik Bilgi Formu, Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği-Bölüm 1, Mağdurla Özdeşim Anketi, İkincil Travmatik Stres Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Duygusal Emek Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada kullanılan değişkenlerin birbiri ile ilişkisini incelemek amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı Analizi yürütülmüş olup bağımlı değişkenlerin cinsiyet ve mesleki pozisyona göre farklılaşıp farklılaşmadığını test edebilmek amacıyla İki Yönlü Çok Değişkenli Varyans Analizi (MANOVA) yapılmıştır. İkincil travmatik stres, depresyon ve tükenmişlik düzeylerini anlamlı olarak yordayan değişkenleri incelemek amacıyla bir dizi Çoklu Hiyerarşik Regresyon Analizi yürütülmüştür. Bulgulara göre, kadınların erkeklere göre yüksek düzeyde depresyon ve ikincil travmatik stres belirtisi gösterdiği; erkeklerin ise daha yüksek düzeyde duygusal emek alt boyutlarından sahte duygular ve gizlenen duygular sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Mesleki pozisyona göre ise bağımlı değişken düzeylerinin farklılaşmadığı bulunmuştur. İkincil travmatik stres genel belirti düzeyi ile istemsiz etkilenmeler ve kaçınma alt boyut puanlarını mağdurla özdeşim ve sahte duygular düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür. İkincil travmatik stres aşırı uyarılmışlık alt boyut puanını ise sadece duygusal emek gizlenen duygular düzeyinin yordadığı saptanmıştır. Depresyon belirti düzeyini ise sadece duygusal emek alt boyutlarından sahte duygular düzeyinin yordadığı görülmüştür. Aynı şekilde, duygusal emek düzeylerinin farklı şekillerde tükenmişlik alt boyut puanları üzerinde anlamlı etkisinin olduğu bulunmuştur. Elde edilen bu bulgular, alanyazında yürütülen diğer çalışmalar da göz önünde bulundurularak tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler İkincil Travmatik Stres, Depresyon, Tükenmişlik, Mağdurla Özdeşim, Duygusal Emek
Üniversite öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve travma sonrası stres belirtileri arasındaki ilişkide belirsizliğe tahammülsüzlüğün düzenleyici rolünün incelenmesi
Bu tez çalışması kapsamında iki çalışma yürütülmüştür. İlk olarak Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5'in Türkçe uyarlama ve geçerlik güvenirlik çalışması gerçekleştirilmiştir. İkinci çalışmada ise çocukluk çağı travmatik yaşantıları ile travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde endişe ve kaygı duyarlılığı istatistiki olarak kontrol edildiğinde belirsizliğe tahammülsüzlüğün düzenleyici rolü araştırılmıştır. Ölçek uyarlama çalışmasında hayatlarında herhangi bir travmatik yaşantıya maruz kalmış 530 katılımcıdan Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5, DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi, Olay Etkisi Ölçeği-R, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ve Beck Depresyon Envanteri kullanılarak çevrimiçi yolla veri toplanmıştır. Temel eksenler faktör analizi sonucunda ölçeğin "girici düşünce", "kaçınma", "duygudurum ve bilişlerde değişim" ve "aşırı uyarılmışlık ve aşırı tepkisellik" olmak üzere dört faktörden oluştuğu tespit edilmiştir. Cronbach Alfa katsayıları tüm ölçek için .84 ve faktörler için .72 ile .89 arasında değişen katsayılar elde edilmiştir. Ölçeğin test-tekrar test güvenirliği için elde edilen korelasyon katsayılarının .67 ile .83 arasında değiştiği gözlenmiştir. Uyuşma ve ayrışma geçerliği için ölçeklerin korelasyon katsayıları Steiger'in Z-puanı hesaplanarak karşılaştırılmış ve elde edilen sonuç ölçeğin yapı geçerliğine yönelik kanıt olarak kullanılmıştır. Son olarak İşlem Karakteristik Eğrisi (ROC) analizi yapılarak en uygun kesme noktası 25.5 puan olarak belirtilenmiştir. Ölçeğin özgüllüğü .79, duyarlılığı ise .95 olarak bulunmuştur. İkinci çalışma kapsamında 475 üniversite öğrencisinden Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği – 5, Penn Eyalet Endişe Ölçeği ve Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3 kullanılarak çevrimiçi yolla veri toplanmıştır. Değişkenlerin travma sonrası stres belirtileri üzerinde yordayıcı rolleri hiyerarşik regresyon analizleri ile araştırılmıştır. Buna göre "ileriye yönelik kaygı"nın "girici düşünce" alt boyutunu; "engelleyici kaygı"nın ise "duygudurum ve bilişlerde değişim" ve "aşırı uyarılmışlık ve aşırı tepkisellik" alt boyutlarını yordadığı bulunmuştur. "Kaçınma" alt boyutunun ise yordanmadığı tespit edilmiştir. Son olarak düzenleyici değişken analizi kullanılarak çocukluk çağı travmatik yaşantıları ile travma sonrası stres belirtileri ilişkisinde endişe ve kaygı duyarlılığı sabit tutulduğunda belirsizliğe tahammülsüzlüğün rolü incelenmiş ve model anlamlı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler TSSTÖ-5, Travma sonrası stres belirtileri, belirsizliğe tahammülsüzlük, çocukluk çağı travmatik yaşantıları, endişe, kaygı duyarlılığı
Türkiye'deki Suriyeli ergenlerin psikolojik uyum ve kültürleşme sürecinin değerlendirilmesi: Altındağ örneği, Ankara
Bu araştırmada Ankara' nın Altındağ İlçesinde yaşayan Suriyeli ergenlerin psikolojik uyumu ile kültürleşme süreci öncesi ve kültürleşme süreci faktörlerinin psikolojik uyum ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), kaygı ile ilişkili bozukluk, duygusal ve davranışsal güçlük belirtileri ve sübjektif iyilik hali gibi psikolojik uyum göstergeleri ile yaş, cinsiyet, algılanan dışlanma ve ayrımcılık, algılanan sosyal destek, yaşam kalitesi ve diğer değişkenler arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen araştırma örneklemi; Ankara' nın Altındağ İlçesinde bulunan 8 okulda okuyan 11-17 yaş arası 347 Suriyeli ergenden oluşmaktadır. Araştırmada kullanılan formlar Arapça olup veriler; araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Arap Mutluluk Ölçeği, Çocuklar İçin Olayların Etkisi Ölçeği-8, Çocukta Anksiyete ile İlişkili Bozukluklar Formu, Güçler ve Güçlükler Anketi kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre katılımcıların; %62.5' i TSSB, %56.8' i kaygı ile ilişkili bozukluk belirtilerine ve %84.1' i düşük sübjektif iyilik haline sahiptir. Buna göre katılımcıların psikolojik uyum düzeyi düşüktür. Katılımcıların %66.6' sı en az bir yakınının hayatını kaybettiği ve %65.2' si göç edemeyen yakını olduğu görülmüştür. Katılımcıların psikolojik uyum düzeyi cinsiyet, yaş grubu, algılanan ayrımcılık, algılanan dışlanma, dil engeli, yaşam kalitesi, sosyal destek ve şiddete maruz kalma faktörlerine göre değişmektedir. Kadınların, orta ergenlik dönemindeki çocukların, ayrımcılık ve dışlanma algısına sahip olanlar ile dil engeli ile karşılaştığını, kötü bir yaşam kalitesine sahip olduğunu ve okulda şiddete maruz kaldığını bildiren Suriyeli ergenlerin psikolojik uyum düzeyi düşüktür. Araştırmanın hipotezlerine olarak psikolojik uyum göstergeleri birbiri ile ilişkilidir. TSSB, kaygı ile ilişkili bozukluklar ve duygusal ve davranışsal güçlük puanları artarken sübjektif iyilik hali azalmaktadır. Suriye' de yaşanan iç savaş sonrasında göç eden Suriyeli ergenlerin savaş sürecinde ve göç ettikten sonra yaşanan kültürleşme süreci sonucunda düşük bir psikolojik uyum sergilediği görülmüştür. Ruh sağlığı hizmetleri ile sosyal hizmetlerin mevcut çabalarının arttırılması ayrıca okul ortamında akran ilişkilerine yönelik rehberlik hizmetlerinin desteklenmesi kültürleşme stresini azaltarak psikolojik uyuma katkı sağlayacaktır.
Çocukluk çağı travması ve psikolojik dayanıklılığın alkol kullanım bozukluğu klinik görünümüne etkisi
Alkol kullanım bozukluğu, çocukluk çağı travmalarının en önemli sekellerinden biridir. Ancak bazı bireyler etkin başa çıkma stratejileri geliştirirler ve sosyal ilişkiler ve iş gibi hayatın bazı alanlarında başarılı olurlar. Bu olumlu görünüm, 'psikolojik dayanıklılık' kavramı ile açıklanabilir. Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travması ve psikolojik dayanıklılığın alkol kullanım bozukluğu klinik görünümüne etkisini araştırmaktır. Çalışmaya Ege Üniversitesi Bağımlılık Tedavi Birimi'ne yönlendirilen alkol kullanım bozukluğu tanılı 100 erkek olgu dahil edildi. Olgularda ek psikiyatrik hastalık tanısı yoktu. Sosyodemografik veriler ve alkol kullanım özellikleri elde edildi. Çocukluk çağı travmaları (Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği), psikolojik dayanıklılık (Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği), alkol kullanım bozukluğu şiddeti (Michigan Alkolizm Tarama Testi ve Alkol Bağımlılığı Şiddeti Ölçeği) değerlendirildi. Olguların yaş ortalaması 43.3±10.6 idi. Tüm olguların %64'ü (n=64) evli idi, %70'inin (n=70) düzenli bir işi mevcuttu. Sorunlu alkol kullanımına başlama yaşı 27.4±9.9, ortalama alkol kullanım süresi 15.9±10.7 yıl, en uzun ayıklık süresi ortancası 2 aydı. Psikolojik dayanıklılıkla ile erken alkol deneyimi, sorunlu alkol kullanım süresi ve ayıklık süresi arasında bağıntı yoktu. Geçmişinde intihar girişimi öyküsü olmayan olgularda psikolojik dayanıklılık, intihar öyküsü olan olgulara göre daha yüksek saptandı. Psikolojik dayanıklılık ile alkol kullanım bozukluğu şiddeti arasında negatif bağıntı mevcuttu. Aynı bağıntı, çocukluk çağı travması öyküsü olan grupta korundu ancak çocukluk çağı travması öyküsü olmayan grupta saptanmadı. Regresyon modeli, psikolojik dayanıklılık bir birim arttığında, hastalık şiddetinin 0.18 birim azaldığını, hastalık şiddetindeki değişimin %18'inin psikolojik dayanıklılık tarafından açıklandığını ve yaş, eğitim ve çocukluk çağı travmasının bu modele katkısının olmadığını gösterdi. Çalışma bulgularımız, psikolojik dayanıklılığı artırmaya yönelik yapılacak müdahalelerin, alkol kullanım bozukluğunda tedavi sürecini ve hastalık şiddetini olumlu yönde etkileyeceğini göstermektedir. Anahtar sözcükler: Alkol kullanım bozukluğu; Çocukluk çağı travması; Psikolojik dayanıklılık