Türk folkloru
Bu konu başlığı altında 51 tez
Bir maddi kültür çevresi olarak Eskişehir eski otogarı
İnsan, tarihsel süreçteki varlığı boyunca içinde yaşadığı doğa ve çevreyle her zaman etkileşim hâlinde olmuştur. İnsanlar, doğayı ve çevresini anlamlandırmaya çalışmış, çeşitli yöntem ve teknolojilerle ona hükmetmiş, onun sayesinde tüketmiş ve üretmiştir. İnsanlar, içerisinde yaşadıkları doğaya mitler, destanlar, dinler, hikâyeler vb. unsurlar ile çeşitli sözlü ve yazılı kültür ortamında yarattıkları ürünler ile anlamlar yüklemişlerdir. Sözlü ve yazılı kültür ürünlerinin yanı sıra insanın kültürel ediniminin doğayla fiziksel temasını sağlayan, doğa-insan ilişkisinde en önemli rolü oynayan unsurlardan biri maddi kültür ürünleridir. İnsanın yarattığı/yaşattığı ve taşıdığı kültür unsurlarını araştıran bir disiplin olarak halkbiliminin araştırma sahalarından birini de maddi kültür ürünleri oluşturmaktadır. Maddi kültür ürünlerini arkeolojik kazılarda keşfedilen nesneler veya donuk bir biçimde kültürün içinde var olan nesneler olarak değerlendirmemek gerekir. İnsanın yarattığı, kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun yaşam şeklini, davranışlarını, felsefesini ifade eden anlamlı her bir nesne; mutfak ürünleri (yemek, tatlı vb.), alet-gereçler, barınaklar (ev, çadır vb.), giyim-kuşam ürünleri, endüstri ürünleri, zanaat ürünleri, kamusal mekânlar vb. maddi kültür unsurları, araştırmacılara önemli halkbilimsel veriler sunan kaynaklardır. Maddi kültür araştırmaları, halkbilimi, tarih, coğrafya, arkeoloji, psikoloji, antropoloji, etnoloji, sanat tarihi vb. birbirinden farklı birçok disiplinin çalışmalarında önemli bir konuma sahip olduğu için maddi kültür araştırmaları içerisinde de zamanla farklı yaklaşım ve araştırma yöntemleri geliştirilmiştir. Bu yöntem ve yaklaşımların en önemli örneklerinden biri Amerikalı Halkbilimci Henry Glassie'nin geliştirdiği araştırma ve değerlendirme yöntemidir. Henry Glassie, geliştirdiği yöntemde, maddi kültür ürünlerinin yapısı ve işlevinin yanı sıra bağlamlarını da oldukça detaylı bir şekilde analiz etmektedir. Çalışmamızda; maddi kültür, Henry Glassie'nin maddi kültür kavramına yaklaşımı ve Henry Glassie'nin maddi kültür araştırmaları sırasında kullandığı araştırma ve değerlendirme yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Eskişehir'deki Yunus Emre Caddesi üzerinden bulunan, 1963 yılından 2023 yılına kadar varlığını sürdüren -bugün bilinen adıyla- "Eski Otogar Binası", Henry Glassie'nin söz konusu yaklaşım ve araştırma/değerlendirme yöntemleri çerçevesinde incelenip, değerlendirilmiştir.
Bir masal anası: Muhsine Ekinci (Biyografi ve icra)
Bu çalışma, Siirt'in kırsal sözlü kültür ortamında anlatıcılığı biçimlenen Muhsine Ekinci'nin yaşam öyküsü, masal repertuarı ve anlatı pratiğini; kültürel bellek, performans, aile folkloru ve anlatı aktarımı bağlamında çok katmanlı biçimde ele almaktadır. Siirt'in bir köyünde dünyaya gelen Muhsine Ekinci, erken yaşta çalışmaya başlamış ve yoksunluklarla örülü yaşamında güçlü bir anlatı belleği geliştirmiştir. Kadınlar ve çocuklarla birlikte geçirilen uzun kış gecelerinde şekillenen anlatıcılığı, hem toplumsal dayanışmayı pekiştiren hem de kültürel aktarımı sürdüren bir sözlü gelenek olarak ortaya çıkmıştır. Doğaüstü unsurlar, yerel motifler, kadın kahramanlar ve gündelik yaşam öğeleriyle örülü masalları, eğlendirici olduğu kadar öğretici nitelikler de taşır. Masal anlatımı Muhsine Ekinci için yalnızca kültürel bir aktarım değil; aynı zamanda, yaşamın zorluklarına karşı bir hafıza pratiğidir. Performansında öne çıkan mimik, ses tonu ve tekrarlar, dinleyiciyle kurduğu güçlü ilişkiyi görünür kılar. Siirt'ten Mersin'e göç sonrası daralan anlatı çevresine rağmen, geçmişe duyulan özlem ve kültürel direnç anlatılarında yaşamaya devam etmiş; oğulları Necmettin ve Cemal'in destekleyici konumları sayesinde bu anlatılar canlı tutulmuştur. Kızı Leyla'nın çevirmenlik süreciyle yazıya aktarılan masallar, aile içindeki kolektif hafıza üretiminin bir parçası hâline gelmiştir. Muhsine Ekinci'nin anlatıcılığı, bireysel hafıza ile toplumsal bellek arasında bir köprü kurarken, kadınlık deneyimini söz aracılığıyla görünür kılmış ve kuşaklar arası sürekliliği mümkün kılan bir kültürel üretim alanı yaratmıştır. Bir "masal anası" olarak yalnızca anlatmamış; aynı zamanda aile içi hafızayı biçimlendirmiş, kadınların söz hakkını ve anlatı mekânını var etmiştir. Bu yönüyle anlatıcılığı, bireysel bir ifade değil; kolektif belleğin, kültürel direncin ve sözlü geleneğin yaşayan bir tanıklığı olarak değerlendirilmektedir.
Konya ili Selçuklu ilçesi halk inanışları
Çalışma Konya'nın Selçuklu ilçesindeki halk inanışlarının tespit edilip yöredeki yaygın halk inanışlarının derlenmesinden oluşmaktadır. Geçmişten günümüze gelebilmiş fakat yazılı kaynaklarda rastlanmayan bazı sözlü kültür ürünlerinin geleceğe aktarılmasını ve unutulmamasını sağlayabilmek için bu kültür ögelerinin derlenmesi ve kayıt altına alınması önem arz eden bir husustur. İşte bu tezin amacı da bu hususa katkı sağlayabilmek için sözlü kültür ürünlerinin toplanıp yazılı hale getirilerek onların yok olmasına engel olmaktır. Ayrıca bu çalışma ile inanışların halk yaşayışı üzerinde azımsanmayacak derecede etkilerinin olduğunun ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu tez aynı zamanda hızla gelişen teknoloji karşısında ne yazık ki değerini yitirmeyi sürdüren halk arasındaki inanışların dayandığı manevi temelleri korumak adına çalışılmıştır. Tezin oluşturulma aşamasında birçok yazılı kaynak taranmış ve elde edilen bilgiler ışığında 105 kaynak kişi ile yüz yüze görüşülmüştür. Tezde yer alan bilgilerin bir kısmı yazılı kaynaklardan büyük bir kısmı ise sözlü kaynaklardan edinilmiştir. Aynı zamanda sahada bulunularak gözlem metoduyla inanışların bir kısmının yörede halen yaşadığına tanık olunmuş ve bunlar fotoğraflanarak kayıt altına alınmıştır. Kaynak kişilerin büyük bir çoğunluğunun belli bir yaşın üzerinde olan kişilerden oluşması bize çalışmamızın daha iyi bir sonuç verdiğini göstermektedir. Çünkü bu husus günden güne kaybolmaya ve unutulmaya devam eden halk deyiş ve inanışlarını fazla bozulmaya uğramadan koruma altına aldığımızı göstermektedir. Bu çalışma ile zengin kültürümüzün bir parçası olan halk inanışlarının araştırıldıkça yenilerinin ortaya çıktığı ve kaynak kişiler ile görüşüldükçe daha çok inanışın hatırlandığı çok geniş ve ayrıntılı bir çalışma konusu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak tez çalışmamız yöresel halk inanışlarının derlenmesi açısından önemli olmakla birlikte geçmişe ışık tutması dolayısıyla da oldukça faydalıdır.
Türk kültüründe alkışlar (Dualar/iyi dilekler) ve kargışlar (Beddualar/kötü dilekler): Metin ve bağlam merkezli bir inceleme
Sahip olduğu maddi ve manevi, bireysel ve toplumsal varlık ve değerlerini koruma, insanoğlunun başlıca içgüdüleri ve temel gereksinimleri arasında yer alagelmiştir. Kendini koruma ve güvende hissetme, bu yöndeki psikolojik ve fizyolojik gereksinimlerini karşılama içgüdüsü, insanı birtakım yollara başvurmaya, çeşitli yöntemleri üretmeye yöneltmiştir. İnsanlık tarihinin hemen her döneminde ve farklı toplumlarda, genel olarak korunma ve güvenlik işlevleriyle kullanıldığı görülen, en basit ifadeyle "dilek, istek, övgü, yakarış ve tapınma sözleri" olan dualar ve beddualar da bu amaçla başvurulan yöntemler arasında yer almaktadır. İnanç ve kültür temelli söylem biçimleri olan duaların ve bedduaların, kendinden üstün, doğaüstü bir güce sığınma anlayışıyla, bireysel, toplumsal ve kültürel nitelikteki çeşitli bağlamlarda, tarih boyunca, her ihtiyaç duyulduğunda kullanıldıkları görülmektedir. Sözün büyülü gücü ve etkisi aracılığıyla elde edilen yararlarla gündelik yaşamın, inançların, değerlerin ve genel olarak kültürün çeşitli alanlarına yayılarak geçmişten günümüze taşınan dualar ve beddualar, kullanım sıklıklarına bağlı olarak, zamanla edebî birer tür haline de dönüşmüşlerdir. Farklı toplumlarda farklı isimlerle anılan bu dilek, istek, övgü ve yakarma sözlerinin Türk kültüründeki karşılıkları ise "alkışlar" ve "kargışlar" olmuştur. Çalışma; Türkiye'de henüz lisansüstü araştırmalara konu edilmediği görülen alkış ve kargış türlerinin Türk kültür tarihindeki başlıca görünümleri ile bu görünümlerindeki temel niteliklerinin belirlenmesine odaklanmıştır. Çalışmada alkışlar ve kargışlar, Türk kültür tarihindeki, gündelik yaşamındaki, ritüellerindeki, edebî tür ve alanlardaki art ve eş zamanlı görünümlerinden hareketle, bütüncül bir yaklaşımla incelenmiştir. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerinden itibaren varlığına rastlanılan inanç, düşünce, eylem ve söylem biçimleri olarak konu, antropoloji, sosyoloji ve psikolojiyle, felsefe, mitoloji ve inançlarla, iletişim, dilbilim ve edebiyat incelemesiyle de yakından ilişkilidir. Bu bakımdan konu ele alınırken, insan ve toplumbilimlerinin disiplinlerarası bir kavşağı niteliğindeki halkbiliminin ve onunla yakından ilişkili olduğu bilinen, adı geçen disiplinlerin başlıca yöntem ve kuramlarından mümkün olabildiğince yararlanılmıştır. Bunlar arasından özellikle, konuyu bütün yönleriyle incelemeye olanak veren "Konuşmanın Etnografyası" kuramı, çalışmanın merkezine alınmıştır.
Türk halk anlatmalarında olumsuz tipler -mit, destan, halk hikayesi
Türk halk anlatmalarındaki olumsuz tipleri konu edinen bu çalışma; mit, destan ve halk hikayelerindeki olumsuz tiplerin tespiti, tasnifi ve tahlilini esas almıştır. Çalışmada, bir metni oluşturan yapısal birimlerin organizasyonunu incelemede kullanılan yapısalcı yöntem tercih edilmiştir ve yapısalcı yöntemin uygulanışındaki farklılıklar değerlendirilerek, halk anlatmalarındaki olumsuz tiplerin tespitinde ve tasnifinde faydalanılabilecek özgün bir yöntem oluşturulmuştur. Bu yöntemin tutarlı bir şekilde uygulanabilmesi için çalışma, profesyonel anlatıcılar tarafından icra edilen halk anlatması türleri olan mit, destan ve halk hikayeleriyle sınırlandırılmıştır. Bu bağlamda, Türk boylarına ait mit, destan ve halk hikayelerindeki olumsuz tiplerin, metinler içerisindeki sistemli yapısını ortaya koymak hedeflenmiştir. Çalışmada; Altay, Başkurt, Hakas, Karaçay, Kazak, Kırgız, Özbek, Saha, Tatar, Türkiye (Anadolu), Türkmen ve Uygur Türklerinin sözlü ve yazılı geleneklerindeki mit, destan ve halk hikayelerinden altmış ikisi (boylar ve varyantlarla birlikte) incelenmiş ve bu metinlerde yer alan 303 olumsuz karakter tespit edilmiştir. Tespit edilen olumsuz karakterler metin içerisindeki rollerine bağlı olarak; "casus tip", "düşman tip", "düzmece kahraman tip", "hain tip", "hilekar tip", "masum veya tanrısal aptal tip", "rakip tip" ve "zalim ebeveyn tip" olmak üzere sekiz başlık altında tasnif edilmiştir. Olumsuz karakterler tespit ve tasnif edildikten sonra ortaya çıkan sekiz olumsuz tip hakkında metinlerden örneklerle bilgi verilmiştir. Ayrıca bu tasviri bilgi, sayısal verilere dönüştürülerek tablo ve grafiklerle gösterilmiştir. Böylece, olumsuz tiplerin nitelikleri hakkında objektif bilgi verme fırsatı doğmuştur. Olumsuz tiplerin nitelikleri hakkında bilgi verirken, onların varlık biçimleri, cinsiyetleri ve anlatma türüne bağlı değişim ve dönüşümleri değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, halk anlatmalarındaki olumsuz karakterlerin metin içi ve metin dışı (birey ve toplum açısından) işlevleri tespit edilmiş ve bu işlevler hakkında örneklerle birlikte bilgi verilmiştir. Özgün bir araştırma yönteminin oluşturulması; Türklere ait mit, destan ve halk hikayelerindeki olumsuz tipleri bütüncül olarak ilk kez ele alınması, halk anlatmalarının şahıs kadrosu hakkında özgün bilgi sunulması ve olumsuz karakterlerin işlevlerinin değerlendirilmesi, çalışmanın kapsamlı ve özgün olmasını sağlamıştır. Bu nedenle, çalışmanın çıktıları hem Türkoloji alanında araştırma yapan bilim insanlarına hem de karakter tipolojisi, kötülük ve cinsiyet konuları hakkında çalışma yapan diğer disiplinlerden bilim insanlarına veri sağlayacak bir mahiyet kazanmıştır.
Selami Münir Yurdatap ve halk bilimi
20. yüzyıl başlarında Türkiye'de birçok alanda değişiklikler meydana gelir. Toplumsal, kültürel ve siyasal hayatı derinden etkileyen reform hareketleri edebiyat dünyasında da yankısını bulur. Bu dönemde halk arasında yaygın olan sözlü gelenekte yaşayan ürünler birçok yazar tarafından yazıya aktarılır. Halk tarafından ilgiyle okunan halk kitapları, Türkiye'de 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren basılmaya başlanır. Halk kitapları Cumhuriyet'in ilk yıllarında bilhassa Millî Edebiyat taraftarlarınca halka okuma yazmayı öğretmek ve medeni bilgileri ulaştırmak için kullanılır. Halka ulaşmak için halk kitapları yayınlama konusunda faal olan yazarlardan birisi de Selami Münir Yurdatap (1911-1987)'tır. Edebiyat dünyasında ilk olarak gazete yazıları ve çevirileriyle adını duyuran Selami Münir Yurdatap, döneminin en çok yazan kalemlerinden birisidir. 60 yıllık sanat yaşamına birçok eser sığdıran yazarın yayınları içerisinde halk bilimini ilgilendiren çalışmaları önemli bir yer tutar. Yazarın bu alanda tanınmasını sağlayan gelişme ise halk kitaplarının modernize edilmesi için attığı adımla gerçekleşir. Böylece Selami Münir, Cumhuriyet'in ilk yıllarında hem sözlü hem de yazılı kültür ortamında yaygın olan halk anlatılarını geniş halk kitlelerine ulaştırmayı amaç edinen yazarlar arasında yer alır. Yurdatap, taş baskıları esas alarak hazırladığı halk kitaplarında (halk hikâyeleri, masal, dinî-cengî hikâye vb.) farklı yöntemler uygular. Halk kitaplarında yer alan olayları amaç doğrultusunda uzatır ya da kısaltır. Yazar, halk kitaplarına müdahaleleri anlatıların oluştuğu dönem ve geleneğin şartlarına uygun olarak yapar. Ayrıca şahsi üslubunu da etkin kılarak yeni bir anlatı üretmeye çalışır. Bu çalışmada Yurdatap'ın yazma ve taş baskılardan hareketle yeniden yazdığı / ürettiği halk kitaplarında gerçekleşen değişim-dönüşümler incelenmiştir. Ayrıca kaleme aldığı popüler roman ve hikâyelerle dinî içerikli eserlerin yanı sıra süreli yayınlardaki faaliyetleri üzerinde de durularak yazar bütün yönleriyle değerlendirilmiştir.
Süleyman Tevfik Özzorluoğlu ve halk bilimi
Türk halk bilimiyle ilgili ilk çalışmalar, derleme ve metin neşirleri biçiminde yapılır. II. Meşrutiyet'in ilan edilmesinden sonra yaygınlık kazanan halk kitapları yayıncılığı da Türk halk biliminin kurulması aşamasında alanla ilgili önemli faaliyetler arasında yer alır. Halk kitapları yayıncılığı, Cumhuriyet'ten sonra devlet tarafından yürütülen sistemli bir faaliyete dönüşür. Bu dönemde halk kitapları, halkı aydınlatmak ve yeni yönetim biçimini halka benimsetmek için bir araç olarak kullanılır. Süleyman Tevfik Özzorluoğlu da halk kitaplarıyla ilgili ilk düzenlemeleri yapan yazarlardan birisidir. Yazar, bu düzenlemelerin yanı sıra çeviri ve uyarlama yoluyla edebiyatımıza halk hikâyesi ve masal türünde yeni eserler kazandırır. Ayrıca halk biliminin konularına dâhil edilebilecek hemen her türde eser vermesiyle de adından söz edilen yazarlardan birisi olur. Çıkardığı süreli yayınlarda da halk bilimi ürünlerine yer vererek alana önemli katkılar sağlar. Bu çalışmada Özzorluoğlu'nun Türk halk bilimine yaptığı katkıları tespit amacıyla yazma ve taş basma nüshalardan yararlanarak düzenlediği halk kitapları ve halk bilimi alanına dâhil edilebilecek diğer eserleri incelendi. Ayrıca yazarın hayatı ve eserleri üzerinde de duruldu. Çalışma kapsamında Süleyman Tevfik'in düzenlediği halk anlatılarının geçirdiği değişim-dönüşümler tespit edildi. Yazarın yazma ve taş basma nüshalardan yararlanarak düzenlediği anlatılarda ortak bir yöntem kullanmadığı, bununla birlikte düzenlemelerini dönemin siyasi ve edebî koşullarının yanı sıra anlatıların hacmini ve hitap ettiği kitleyi dikkate alarak yaptığı, özelikle dilin kullanılması bağlamında yeni bir üslup ortaya koymaya çalıştığı görüldü. Bu bağlamda düzenlemelerin çekiciliğini artırma amacıyla hareket etse de yaptıklarının anlatıların tür özelliklerini bozacak mahiyette olmadığı sonucuna ulaşıldı.
Savaştepe'deki Karakeçili Yörüklerinin halk edebiyatı ve halk bilimi ürünlerinden örnekler
Bu çalışmada, Anadolu coğrafyasının farklı bölgelerine yayılmış olan ve Yörük olarak adlandırılan Karakeçililerin, Balıkesir ilinin Savaştepe ilçesinde ikamet edenleri incelenmiştir. Bir alan araştırması olan bu çalışmada, Savaştepe'deki Karakeçili Yörüklerinin halk edebiyatı ve halkbilimi unsurlarının yanı sıra Karakeçililerin tarihi, Karakeçili isminin kökeni ve Anadolu coğrafyasında iskân edilmeleri gibi konulara da değinilmiştir. Çalışmanın ana kısmını oluşturan halk edebiyatı ve halk bilimi ürünleri, çalışma alanından derleme yoluyla elde edilmiş ve bu ürünler çeşitli incelemelere ve değerlendirmelere tabi tutularak Savaştepe'deki Karakeçili Yörüklerinin bugünkü kültürel dokusu hakkında sonuçlar elde edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışma, Yörük olarak adlandırılan Savaştepe Karakeçililerinin tarihini ve özellikle de sözlü kültürünü farklı açılardan değerlendiren bir alan araştırmasıdır. Anahtar Kelimeler: Karakeçili, Balıkesir, Savaştepe, Halk Edebiyatı, Halk Bilimi.
Altay Türklerinde geleneksel ekolojik bilgi ve tasarımları
Altay Türklerinde "Geleneksel Ekolojik Bilgi"nin (GEB) doğa tasarımları, kült pratikleri, mitolojik anlatılar ve gündelik yaşam kodları üzerinden nasıl üretildiğini, aktarıldığını ve kültürel düzen içinde nasıl meşrulaştırıldığını inceleyen bu tez, GEB'in Altay düşünce dünyasındaki kavramsal temellerini, anlatısal temsil biçimlerini ve pratik karşılıklarını bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır. Çalışma; "Giriş", üç ana bölüm ve "Sonuç" ile birlikte kaynak kişi dizini ve Altayca terimler sözlüğü gibi tamamlayıcı kısımlardan oluşmaktadır. Giriş bölümünde amaç, kapsam, sınırlılıklar ve yöntem açıklanmış; alan değerlendirmesiyle araştırmanın metodolojik zemini kurulmuştur. Birinci bölümde ekoloji kavramı ile ekoeleştiri, yeni maddecilik, ekoanarşizm, ekofeminizm, etno-ekoloji, derin ekoloji ve ekolojik folklor gibi çağdaş yaklaşımlar üzerinden GEB'in kuramsal konumu tartışılmış; Altay Cumhuriyeti'nin tarihî, coğrafî ve ekolojik bağlamı sunulmuştur. Bu bölümde ayrıca tezin özgün katkılarından biri olarak "Eko-Yapı İşlevsel Anlatı Kuramı" (EYİAK) geliştirilmiş ve GEB'in metin, yapı ve işlev boyutlarını birlikte açıklayan ilkeleri ortaya konulmuştur. İkinci bölümde yaratılış tasarımları ile su, toprak, dağ, ağaç, tarım-botanik, hayvan-avcılık-zooloji, halk mimarisi, mutfak, hekimlik, gökyüzü ve yeraltı başlıklarında GEB birikimi metin ve pratik düzlemlerinde incelenmiştir. Üçüncü bölümde GEB'i koruyan toplumsal dinamikler ve ekolojik müze temelli koruma-aktarım yaklaşımları değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde saha ve literatür verileri ışığında Altay ekolojik tasarımlarının süreklilik mekanizmaları ve kültürel işlevleri bütüncül biçimde ortaya konulmaktadır.
Kars'ta mizah kültürü
Çalışmamızda halk edebiyatının anlatmaya dayalı ürünlerinden fıkra ve serencamlar vasıtasıyla Kars mizah kültürü incelenmiştir. Araştırma alanının coğrafi, tarihî ve sosyo-kültürel yapısı, mizah kültürü, Kars'ta halk mizahı konulu çalışmalar ele alınmıştır. Mizah ve gülme merkezinde kuramsal inceleme yapılarak bu kapsamda mizahın tanımı, gelişimi, tarzları ve kuramlar ile ilgili bilgi verilmiştir. İşlevsel halkbilimi kuramı esasına bağlı olarak fıkra ve serencamların işlevleri değerlendirilmiştir. Kars mizah metinleri konularına göre on dört başlığa ayrılarak kuramlara göre incelenmiştir. Yapı, kompozisyon, metinlerin dili, üslubu, şahıs kadrosu, mekân ve zaman konuları tartışılmıştır. Fıkra ve serencamlardaki tipler alt başlıklar hâlinde incelenmiştir. Hakkında yaşanmış veya yaşandığı kabul edilen gerçek kişilere bağlanarak anlatılan serencam tipleri hakkında biyografik bilgiler tespit edilmiştir. Fıkra ve serencamlar üstünlük, uyumsuzluk ve rahatlama kuramlarına göre irdelenmiştir. Bu üç çalışma modelinin yanı sıra kültürel bellek ve göstergebilim yaklaşımları da tespit ettiğimiz metinlerin konularına dayanarak inceleme başlıkları arasında değerlendirilmiştir. Tez çalışmamızda tarafımızca yüz yüz görüşme tekniğiyle derlenen metinler kullanılmıştır. Bölümlerde incelenen metinlerin dışında kalan fıkra ve serencamlar, çalışmanın sonunda EK başlığında seçilerek verilmiştir.
Türk dünyası masallarında olumsuz tipler
Sözlü kültür türleri toplumların yaşayışları ve kültürel kodlarının göstergesidir. Bu türler, toplum hayatına yön veren ve kolayca hafızalardan silinmeyen birçok ortaklığa sahiptir. Türk dünyasının önemli anlatı türlerinden biri olan masallar, halkın kültür zenginliğinin birer taşıyıcılarıdır. Masallar, toplumsal nitelikleri iyi-kötü, güzel-çirkin gibi birçok eksende birleştirip karşıtlığı en belirgin şekilde ortaya koyar. Bu çalışma da farklı coğrafyalarda yaşayan Türk topluluklarının masal metinlerinden hareketle zıtlığın kötü tarafının temsilî olan olumsuz tipler incelenmiştir. Böylece hem olağan hem de olağanüstü olumsuz tiplerin benzerlik ve farklılıkları üzerinde durulmuştur. Türk mitik düşüncesinde halkın bu varlıklarla ilgili bakış açısı geniş bir biçimde ele alınmıştır. Masallarda yer alan sembollerin halk yaşamında olumsuz niteleyicilere sahip varlıklara atfedilmesindeki nedenleri ayrıntılı bir mukayeseyle değerlendirilmiştir. Çalışmada birincil nokta halkın düşüncesinin bir parçası olan olumsuz tiplerin metin içerisindeki işlevlerinin dikkate alınmasıdır. Böylece bunların farklılaşan coğrafyalarda ne gibi değişikliklere uğradığını ortaya koymak amaçlanmıştır. İkincil nokta ise istenmeyen ve kötü toplumsal olayların hangi tip üzerinden anlatıldığını ortaya çıkarmaktır. Ayrıca bir tipin başka bir Türk boyunda aynı işlevle mi yoksa değişik işlevlerle mi var olduğu karşılaştırmalı bir biçimde belirlenmiştir. Bu tiplerde değişen dönüşen hususlar ve birbiri yerine kullanılan mitik varlıklar pek çok açıdan yorumlanarak karşılaştırmalı bir çalışma hazırlanmıştır.
Nizip-Söğütlü köyü folkloru
Halkbilimi (Folklor), bir ülke veya bölge halkına ait maddi ve manevi alandaki kültürel ürünleri konu edinir. Bunları kendine özgü metotlarla sınıflandırır, çözümler ve yorumlar. Bu aşamaların sonunda bir birleşime varmayı amaçlar.Gaziantep ili Nizip ilçesine bağlı Söğütlü Köyü Folkloru adlı bu çalışmamızın konusu, bu köye ait geleneğe bağlı maddi ve manevi kültür ve bu kültürün mahsulleridir.Çalışmamızın ilk bölümünde Nizip ilçesine genel bir bakıştan sonra, araştırma sahasının tarihi, ekonomik ve sosyal yapısı da genel bir şekilde ele alındı. Çalışmamızın ikinci bölümünde hayatın geçiş dönemlerine ait derlediğimiz gelenek ve görenekler sıralandı. Çalışmamızın üçüncü bölümünde, Söğütlü köyünde derlediğimiz Halk Edebiyatına ait manzum ve mensur eserlere değinildi.Diğer bölümlerde ise sırası ile: inanmalar, yöreye ait yemekler, çocuk oyunları ve mevsimlere yer verilmiştir.Çalışmamızın temel özelliği `derleme çalışması' olmasıdır. Bu sebeple derlenen anonim ürünlerin yanında, anonim türlerle ilgili tanımlamalar ve önceden yapılmış sınıflandırmalar ikinci planda tutulmuştur. Araştırma yaptığımız Söğütlü köyünde daha önce herhangi bir araştırma yapılmadığı için yöreye ait tüm derlemeler sözlü kültürde yaşadığı şekliyle, kaynak kişiler vasıtasıyla yansıtılmıştır. Çalışmamızın sonuna kaynakça ve kaynak kişiler listesi konulmuş olup, ilerleyen zamanlarda bu yöreyle ilgili yapılacak muhtemel araştırmalara ışık tutması amaç edinilmiştir.Anahtar Kelimeler: Derleme, Folklor, Halk Edebiyatı, Nizip, Söğütlü.
Beypazarı'nda kadın folkloru: El sanatları geleneği
Türk el sanatları geleneği günümüze kadar; sanayileşme, usta-çırak yapısı, ihtiyaçlar gibi çeşitli etkenlerle güncellenerek varlığını devam ettirmiştir. El sanatları eğitimi daha çok usta olarak tanınan erkek profesyonel öğreticiler tarafından verilirken kadın temsilciler de kendilerini geliştirerek geleneğin aktarılmasında rol almıştır. Bazı örneklerinde tek kişinin, bir kısmındaysa iş birliğine bağlı olarak kadınlar tarafından üretilen el sanatları ürünler yoğun olarak çeyiz hazırlama düşüncesiyle şekillenmiştir. Çalışma alanımız olan Ankara'nın Beypazarı ilçesi hem el sanatları geleneğinin hem de çeyiz kültürünün nitelikli örneklerinin hem ihtiyaçların giderilmesi hem de ticari faaliyet olarak yaygınlık taşıması nedeniyle örnek alan olarak seçilmiştir. Genel yapısıyla Türk el sanatları hakkındaki kaynakların incelenmesi öncelikli aşama olmuştur. İkinci aşamada, saha çalışması kapsamında genç, orta yaşlı ve yaşlı olmak üzere farklı yaş gruplarıyla el sanatları ve çeyiz geleneği hakkında mülakat yapılmıştır. Kaynak kişilerin, yönlendirilen sorulara verdikleri cevaplarla el sanatları ve çeyiz geleneği hakkındaki bilgileri, geleneği hangi seviyede öğrendikleri ve aktardıkları, gelenek aktarımındaki rolleri ve geleneğin değişim, dönüşüm ve yenileşme yapısına dair ilgi veya farkındalık düzeyleri tespit edilmiştir. Tez çalışmamızda kadın üreticiler öncelikli başlığımız olmuştur. Bu amaçla bir üretim alanı olarak somut olmayan kültürel mirasın aktarımında kadının rolü ve kadın folklorunun bir ürünü olan el sanatları geleneği değerlendirilmiştir. Yazılı, sözlü ve görsel kaynaklardan hareketle elde edilen veriler sembolik açıdan incelenmiştir. Kültür aktarımı, geleneğin güncellenmesi, değişen ihtiyaçlar ve uygulamalar üzerinde durulmuştur.
Hacettepe Türk halkbilimi tarihçesi
Türk edebiyatı tarihçiliğinin ilmî kurucusu Ord. Prof. M. Fuad Köprülü'nün "İlmi nesiller tamamlar" sözüyle de vurguladığı üzere sosyal bilimlerde yapılagelen akademik çalışmalar, birbiri üzerine inşa edilen bilgiler neticesinde ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla, 1969 yılında Prof. Dr. Şükrü Elçin'in kurup yapılandırdığı Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, tezimizin konusunu oluşturan Türk Halkbilimi Anabilim Dalı/Bölümü için zemin olmuştur. 1982 yılında Prof. Dr. Dursun Yıldırım yönetiminde Ana Bilim Dalı, 2013 yılında ise Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu ile Bölüm olan Hacettepe Türk Halkbilimi tarihçesinin işlendiği bu tez, Türkiye'de halkbilimi çalışmalarına akademik ortamda yeni bir boyut kazandırmış olmasından ötürü yarım asırlık tarihinin alana katkısı ve yetiştirdiği bilim insanları çerçevesinde irdeleneceği bir amaç ve mahiyet taşımaktadır. Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de çalışmanın kavramsal çerçevesi, konusu, amacı, kapsamı ve yöntemi ile ilgili bilgiler verilmiştir. İkinci Bölüm'de halkbiliminin Türkiye'de bilim dalı olarak ortaya çıkmasında etkili olan düşünsel çizgi açıklanmış; öncülük etmiş şahsiyet, dergi ve kurumların süreçteki işlevi izah edilmiştir. Üçüncü Bölüm'de H. Ü. Türk Halkbilimi Anabilim Dalı/Bölümünün tarihçesi verilmiş; kuruluş amacı, müfredatı, bölüm faaliyetleri anlatılmıştır. Dördüncü Bölüm'de kurucu kadro ile mevcut akademik kadronun biyografisi yanı sıra halkbilimine dair yaklaşımları ve akademik çalışmaları ile Kurum bünyesinde bir süre görev yapmış akademisyenler hakkında bilgi ve mülahaza sunulmuştur. Beşinci Bölüm'de Hacettepe Türk Halkbiliminin temel eğilimlerini ortaya koyduğu gerekçesinden hareketle tamamlanmış lisansüstü çalışmaların açıklamalı bibliyografyası verilmiştir. Altıncı Bölüm'de ise araştırmanın tamamına dayanan genel neticeler, yapılan tespitler, elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hacettepe Üniversitesi, Tarihçe, Türk Halkbilimi Tarihi
Sosyal medyada mizahın işlevi: Sözlü halk kültürü mizah ürünlerinin yeni mekânları
Aristo'dan Bergson'a kadar pek çok filozofun problem olarak kabul ettiği gülme eylemi gerçekten de çözülmesi zor felsefi soruları içinde barındırmaktadır. Deneysel olarak ele alınan mizahın kendisinin ciddi, malzemesinin eğlenceli olmasının yarattığı ironi problem alanlarından biri olan mizah teorilerinin temelini oluşturmaktadır. Antik çağlardan günümüze yüzeyde eğlenme işlevi fonksiyonu olan gülme, alt katmanlara inildikçe psikoanalitik sorulara da cevap vermektedir. Gülmeye sebep olan uyarıcıların ardında yatan nedenleri açıklamak için ortaya atılan kuramların mizah teorilerinin çıkış noktası olduğu görülmektedir. Geçmiş yıllarda Türk mizah geleneği içinde yer alan tiplerin güldürü öğesi olarak kullanılmasının didaktik ve hiciv amaçlı olması Doğu ekolünde mizahın eğitim ve eleştiri amaçlı kullanıldığını göstermektedir. Bununla birlikte Batı kültüründe ise güldürünün alt sınıflara ait bir 'şey' olduğu ve ciddiyetin karşısında yer aldığını söylemek mümkündür. Endüstri devrimi ile başlayan teknolojik gelişmelerin insanları her açıdan birbirine yaklaştırması, kültür alışverişinin hızlı olması ve bununla birlikte tüketen toplum yapısının üreten toplum modelinin önüne geçtiği 20. yüzyıl itibari ile görülmektedir. Bu değişim mizah üzerinde de etkili olmuştur. Gülme işlevi de gülmeyi meydana getiren amaçlar ve olgular da değişime uğramıştır. 1950 yılından sonra ortaya çıkan internet tabanlı iletişim ağının milenyum çağına girildikten sonra boyut değiştirerek geleneksel medyayı bile değiştiren sanal bir dünya yaratması bu değişimin önemli sebeplerinden biridir. Gülmenin protesto işlevi ile daha fazla görüldüğü bu sanal gerçeklikte hızlı tüketim, aniden yükselen ve bir anda yok olan caps ve video temelli güldürü öğeleri ön plandadır. Bu çalışmada mizahın temelinde yatan sebepler ve sosyal medya temelli mizah öğeleri arasında halk kültürü ürünlerinin kullanım sıklığı ve hangi amaçla kullanıldığı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Bursa ili Osmangazi ilçesi köylerinde evlenme
Araştırmamızın konusu, "Bursa İli Osmangazi İlçesi Köylerinde Evlenme"dir. Çalışma alanımız, Bursa ili Osmangazi ilçesine bağlı olan yirmi sekiz köyü kapsamaktadır. Bu köyler; Büyükdeliller, Küçükdeliller, Güneybudaklar, Seferiışıklar, Karaislah, Soğukpınar, Çaybaşı, Bağlı, Uluçam, Güneybayırı, Dağakça, Mürseller, Kirazlı, Tuzaklı, Hüseyinalan, Süleymaniye, Doğancı, Gökçeören, Yiğitali, Avdancık, Seçköy, Selçukgazi, Dürdane, Karabalçık, Gündoğdu, Aksungur, Ahmetbey ve Çağlayan'dır. Çalışma kapsamında gözlem ve görüşme derleme tekniklerine başvurulmuştur. Derlemede veri toplamak için kullanılan araçlar ses kayıt cihazı ve kameradır. Bu çalışma; Giriş, dört bölüm, Sonuç, Kaynak Kişi Dizini, Bibliyografya, Ekler ve Özgeçmiş'ten meydana gelmektedir. Giriş kısmı, "Araştırmanın Konusu, Alanı ve Amacı", "Araştırmanın Yöntemi", "Coğrafi Yapı ve Tarihçe" ve "Temel Kavramlar" başlıklarından oluşmaktadır. Tezin birinci bölümü "Evlenme Öncesi" adını taşımaktadır. Bu başlık altında evlenme biçimleri, kısmet açma, evlenme isteğini belirtme, evlenme yaşı, gelin ve damat adayında aranan özellikler ve evlenme aşamaları gibi hususlar ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümü "Evlenme Sırası" başlığını taşımaktadır. Bu bölümde, düğün tarihinin belirlenmesi, düğün hazırlıkları, kına ve düğün yemeği, yenge/arkadaş ve sağdıç, kına gecesi, damat eğlencesi, danışık, tavuk alma, gelinin hazırlanması, damat tıraşı, gelin alma, gelin indirme, düğün (meydan düğünleri, salon düğünleri), davetlilerin düğün hediyeleri, nikâh, güvey salma ve gerdek gibi konulara yer verilmiştir. "Evlenme Sonrası" başlıklı üçüncü bölümde, damat kaldırma, gelini suya götürme, paça, el öpme, gelin görme, gelin mevlidi, aile içi ilişkiler ele alınmıştır. Çalışmanın son bölümü "Evlenme Geleneğiyle İlgili Kültür Değişmeleri" başlığını taşımakta olup, evlenme öncesi, evlenme sırası ve evlenme sonrası geleneklerde görülen kültür değişmelerinin bir değerlendirmesini içermektedir. Ardından Sonuç, Kaynak Kişi Dizini, Bibliyografya, Ekler (Bursa İli Osmangazi İlçesi Köylerinin Nüfus Bilgileri, Bursa İl Merkezine Uzaklıklarına Göre Köyler, Yerel Sözlük, Derleme Soruları, Fotoğraflar) gelmektedir.
Eski Türk inancı Şamanizm'de atın yeri ve önemi
Dünya'da ata binen ve onu ehlileştiren ilk ulus Türklerdir. Ulusal Türk tarihinde at, murat olarak görülmüştür. Her Türk ata karşı ilgi, güven ve sevgi beslemiştir. Onu kendinden kabul edip kutsal görmüştür. Türk kültür ve tarihinde devletler at üstünde kurulup, yönetiliyordu. Bu çerçevede ordu, sosyal hayat, iktisat, din, sanat, müzik, edebiyat alanlarında ata ayrı bir yer verilmiştir. Bozkır yaşamının vazgeçilmez ögesi, yenilmez orduların savaş aracı olan at, Türklerin geniş coğrafyalara yayılmasında büyük rol oynamıştır. Atın yalnız çevikliği ve hızından değil, kemiklerinden, etinden/sütünden de faydalanılmıştır. Türkler din tercihi konusunda zengin bir geçmişe sahiptir. Hiçbir dine ne koyu taraftar olmuş ne de karşıtlık yapmışlardır. Türklerin milli dini en eski devirlerden beri varlığını koruyan Gök-Tanrı olmasına rağmen kaynak eksikliği ve araştırmacıların farklı yorumları nedeniyle Şamanizm olduğu algısı yaratılmıştır. Nitekim günümüzde de hala Şamanizm'in bir din olup olmadığı ile tartışmaları devam etse de bizim görüşümüze göre bir dinden ziyade Türklerin kendine has geleneksel inancı denebilir. İslamiyet öncesi Türk kültüründe ölüler çoğu zaman hayatlarına yön veren ögelerle gömülüyordu. Türk kurganlarından çıkarılan at gömüleri, at iskeletleri, koşum takımları ata verilen önemin bir işaretidir. Bu çalışmada genelde Şamanizm inancı ayrıntılarıyla açıklandıktan sonra Şamanizm inancındaki atın yeri ve önemi incelenerek bulduğumuz bilgiler yorum çerçevesinde aktarılmıştır.
Toplumsal bellekte Hz. Fatma
Bu çalışma Türk toplumsal belleğinde önemli bir yeri olan Hz. Fatma'nın etrafında gelişen inanç ve uygulamalar üzerine kurulmuştur. Türk kültüründe kadınlara verilen öneme bağlı olarak İslamiyet öncesinde görülen Umay Ana ile ilgili bilgi verilmiş, Hz. Fatma'nın Fatma/ Fadime Ana inancına dönüşümü izah edilmek istenmiştir. Bunun için öncelikle "toplumsal bellek" kavramı tanımlanarak Hz. Fatma'nın toplumsal bellekteki yeri açıklanmaya çalışılmıştır. Sonrasında ise onun etrafında oluşan algı ve bu algıya bağlı uygulamalar tespit edilerek söylem ve gerçekleştirilme şekillerine dair Anadolu coğrafyasından örnekler verilmiştir. Çalışma "Giriş "ve "Sonuç" bölümleriyle birlikte yedi bölümden oluşmaktadır. Girişte Fatma Ana kültünden evvel Türk toplumsal belleğinde kadının yeri ve Umay Ana iyesi üzerinde durulmaktadır. "Hz. Fatma'nın Hayatı" bölümünde; Fatma'nın hayatına dair bilgiler aktarılmaktadır. "Toplumsal Bellekte Fatma Ana" bölümünde çeşitli örneklerden hareketle, Fatma isminin kız çocuklarına verilmesi, onun şifa, bereket ve koruyucu unsur olarak kabul edilmesi ve somut kültürdeki varlığı ele alınmıştır. "Hz. Fatma Etrafında Oluşan Uygulamalar" başlıklı bölümde ise; Hz. Fatma'ya atıfta bulunan inanç ve uygulamalara değinilmiştir. Küle su dökmemek, kına yakmak, cumartesi çamaşır yıkanmaması gibi hareket ve söylemlerle Fatma Ana İnancı'nın günümüze yansımaları örneklendirilmiştir. Çalışmanın "Türk Edebiyatında Hz. Fatma" başlıklı bölümünde, Hz. Fatma ve Fatma Ana İnancı'nın edebî sahadaki yansımaları gösterilmiştir. "Sanal Ortamda Hz. Fatma" başlıklı altıncı bölümde ise; Hz. Fatma'nın değişen ve gelişen teknolojiyle beraber sanal ortamdaki varlığı araştırılmıştır. Sonuç olarak tüm bu bilgi ve bulgular ışığında, toplumsal bellekte devam eden "Fatma/ Fadime Ana İnancı"nın sözlü ve somut kültürde devam ettiği görülmüştür.
Anamas Yöresi Yörüklerinde ıklıkçılık geleneği ve müzikli anlatıları
Anadolu'daki konar-göçer Yörük topluluklarının yaşadığı bölgelerden biri olan Anamas Yöresi, tarihsel kaynaklarda söz edilen "ıklık" çalgısının günümüzde halen icra edildiği, ıklıkçılık geleneği etrafında gelişen özgün bir müzik kültürüne sahiptir. Tarihsel olarak Türkmen boylarının Anadolu'ya göç ve yerleşimleri Beylikler Dönemi'nde başlamış, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri'nde de devam etmiştir. Yakın geçmişten günümüze kadar, Konya, Isparta ve Antalya il sınırları ve çevresindeki kışlayan göçer Türkmenler olarak nitelendirilen "Yörükler", yaylacılık faaliyetlerini sürdürmek için çoğunlukla Anamas Yöresi ve yaylalarını tercih etmişlerdir. Dolayısıyla bu bölgelerdeki çoğu Yörük oymağı tarafından yaylak olarak kullanılan Anamas, Yörüklerin sosyal yaşantıya dair kültür ve geleneklerinin yaşatılması ve aktarılmasında aktif rol oynayan ortak bir mekân olmuştur. Yaylalara gidilen güzergahların (göç yolları) çevresindeki köy ve yerleşimlerde yaşayanlar dahi, zaman içerisinde Yörük kültüründen etkilenmişler ve geleneklerini buna göre şekillendirmişlerdir. Anamas yöresi müzik kültürünü oluşturan vokal icralar ve çalgılar, bölgenin doğal yaşam koşulları ve çobanlık kültürü içerisinde şekillenmiştir. Yörüklerin yaşantısında doğadaki canlı-cansız varlıklarla ve özellikle çobancılıkla ilişkili olarak hayvanlarla kurulan bağın etkileri, müziğin vokal, ritmik ve ezgi yapısına, çalgıların biçim ve icrasına da yansımıştır. Bu koşullar altında müzik ve çalgılar, zaman ve mekân içerisinde farklılaşan işlevleriyle, toplum hafızasında yeni anlamlar kazanmıştır. Yörüklerde müzik; hayvan otlatırken zaman geçirmek, duyguları ifade etmek, karşı cinsle iletişim kurmak, hayvanları yönlendirmek, düğün ve toplantılarda eğlenmek ve eğlendirmek, sanatsal açıdan beğeni toplamak gibi çeşitli bireysel ve toplumsal işlevlere sahiptir. Bununla birlikte müzik, Yörüklerde keyif almaya ve eskileri anmaya yönelik kültürel bir araç olup, nadiren bir meslek türü olarak tercih edilmiştir. Iklık icracılarının hafızalarındaki ezgi, söz ve hikâye dağarcığında bulunan, Yörük kadınlarının boğazlarını bir çalgı gibi kullanarak icra ettikleri sözlü ve sözsüz boğaz havaları, Orta Asya'daki ozanlık geleneğinden Yörüklere aktarıldığı düşünülen destan-hikâye anlatıcılığı örnekleri ve bunların dışında oyuna yönelik havaların tümü, çalışmamızda "müzikli anlatılar" başlığı altında incelenmiştir. Yayla ve çoban kültürüne dair çeşitli unsurlar ve mitsel ögeleri de kapsayan müzikli anlatılar, toplum içerisinde kültürel bellek taşıyıcılığı rolünü üstlenen ıklıkçılar tarafından aktarılmış, bu durum bölgede "ıklıkçılık geleneği" nin oluşmasını sağlamıştır. Çalışmada, on yılı aşan alan deneyimleri ve derleme çalışmalarına dayanan etnografik yönteme (kültür analizi) ve "sözlü tarih/anlatı analizi" modeline başvurulmuştur. Bu araştırmalar neticesinde ıklık çalgısının daha çok Anamas Yöresi'ndeki yaylalara göçen Yörüklerde ve bu yaylalara ulaşan göç yolları çevresindeki yerleşim alanlarında icra edildiği görülmüştür. Geçmişte yaşamış önemli kaynak kişiler ve yaşayan ıklık icracıları tespit edilerek, "kişisel görüşmeler" gerçekleştirilmiş, ayrıca "gözlem" ve "katılımcı gözlem" yoluyla ıklık icracılığı ve ıklıkçılık geleneğine ilişkin veriler toplanmış, ses ve görüntü kayıtları alınmıştır. Bunların dışında "literatür taraması" yoluyla gerek tarihsel kaynaklar, gerekse yörede daha önce yapılan araştırma verileri incelenerek ıklık çalgısına dair kaynaklarda sözü edilen bilgilere ulaşılmıştır. Bu bilgiler ve yapılan gözlemler sonucunda Iklık çalgısı ile benzerlikleri bulunan, Orta Asya Türk kültürlerindeki yaylı çalgılarla ilgili literatür de taranmıştır. Çalgıbilim alanına ve etnografik çalışmalara yönelik verilerin yanı sıra, Anamas müzik kültürünün ezgi dağarcığını oluşturan eserlerin çeşitli kaynak kişilerden alınan ses kayıtları karşılaştırmalı olarak incelenmiş, derlenmiş ve notaya alınmıştır. Bu ezgiler, biçim, içerik, icra özellikleri açısından çözümlenerek sınıflandırılmıştır. Farklı yöntemlerle toplanan veriler, "içerik çözümlemesi" ve "karşılaştırmalı yöntem" kullanılarak analiz edilmiştir. Dolayısıyla, çalışmanın müzikoloji başta olmak üzere çalgıbilim, müzik etnografisi ve halk müziği repertuvarı gibi farklı alanlara yönelik yeni tespitler ve bulgular içermesi açısından alana özgün bir katkı sağlaması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Anamas Yöresi, Yörük kültürü, ıklık, ıklıkçılık geleneği, boğaz çalma, müzikli anlatı.
Türk halkbilimi açısından Ülkü mecmuası
Ülkü Mecmuası, Atatürk'ün direktifleriyle kurulmuş bir mecmuadır. Ankara Halkevi'nin kurulmasından sonra yayım hayatına başlamıştır. Halkevleri toplumun her kesimine açık evlerdir. Buralarda toplumu eğitmek için çeşitli kurslar düzenlenmiştir. Ülkü Mecmuası, Ankara Halkevi'nin aylık çalışmalarını raporlar halinde yayımlamıştır. Ayrıca memleketin her tarafında halkevlerinin açılması için tavsiye ve telkinlerde bulunmuştur. Yeni açılan halkevlerine rehber olmuş, ayrıca bu halkevlerinin çıkarmış olduğu dergilerin yazılarını değerlendirmiştir. Bu dergiler aracılığı ile memleketin her tarafında köy anketleri yapılmıştır. Bu anketlerin kıymete haiz olanlarını Ülkü Mecmuası'nda neşretmiştir. Türk fokloru açısından önemli bir kaynak niteliği taşıyan Ülkü Mecmuası sayılarında foklor araştırma yöntem ve tekniklerini yayımlayarak okuyucuları eğitmeye çalışmıştır. Mecmuaya yazı yazanların her şeyden önce vatanı için bir şeyler yapan ve bundan da karşılık beklemeyen insanlardan oluştuğu görüşü savunmuştur.Ülkü Mecmuası Türk toplumunun hızlı bir şekilde ilerlemesi yolunda ilk adımları atmıştır. Milli bir kültür birliği sağlanması yolunda çalışmalar yapılmış, her açıdan bir kültür seferberliği başlatmıştır.Halk Edebiyatı açısından eşsiz bir kaynak niteliği taşımaktadır. Belki günümüze kadar adını bilmediğimiz birçok halkevine ait dergilerin isimleri ve de bu dergilerde yayımlanan yazıların künyesini de bulabiliriz. Türk fokloru açısından çok önemli bilgileri içinde taşımaktadır. Halkevleri Haberleri adı altında memleketin birçok yerinden Ankara Halkevleri'ne gelen dergilerden neşredilen yazıların önemli olanları Ülkü Mecmuası'nda yayımlanmıştır. Ülkü Mecmuası'nın çıkan sayıları diğer halkevlerine sürekli gönderilmiştir. Fakat diğer halkevi dergileri sürekli çıkarılmadıkları gibi sayılarını da sürekli olarak Ankara Halkevi'ne göndermemişlerdir. Ülkü Mecmuası'nda yayımlanan yazıların büyük çoğunluğunu diğer halkevlerinden gönderilen yazılar teşkil etmektedir. Bu yazılar genellikle köy anketleri ve derlemelerinden oluşmaktadır.Ülkü Mecmuası Türk foklor araştırmaları için bir başlangıç noktası olmuş ve bu yolda çalışma yapılanlara örnek olmuştur.Anahtar Kelimeler: Atatürk, Ülkü Mecmuası, Ankara Halkevi, Foklor, Halkevi Haberleri.
Geleneksel çocuk oyunlarının resim sanatında tematik açıdan değerlendirilmesi (Antalya örneği)
Kültür, bir toplumun tarihsel perspektifteki özgün kimliğini oluşturan ve somut ve somut olmayan toplumsal değerleri kapsayan geniş bir kavramdır. Kültür nesiller arası iletişim ile aktarılarak korunur. Bu aktarım somut kültürel miras olarak görülen sanat ve mimarlık eserleri ile olduğu kadar somut olmayan kültürel miras kapsamındaki geleneksel yaşam motiflerinin geleceğe taşınması sayesinde gerçekleşir. Özgün yerel karakterler taşıyan ve dünya genelindeki küreselleşme sürecinin getirdiği dönüşümler ile günümüzde yok olma tehdidi altına giren geleneksel kültürlerde çocuk oyunları somut olmayan kültürel mirasın önemli öğelerindendir. Çocuk oyunları yetişkinliğe giden öğrenme sürecinde önem taşıyan kültürel miras olarak halkbiliminin de evrensel araştırma konularındandır. Somut ve somut olmayan kültür mirasının her dalında olduğu gibi ülkemiz geleneksel çocuk oyunları açısından da zengin tarihsel altyapıya sahiptir. Antalya'nın bu tezde geleneksel çocuk oyunlarının araştırılması için çalışma alanı olarak seçilmesinin sebepleri kentin nitelikli doğal ve kültürel mirası, kıyı ve dağlık bölgelerden oluşan zengin çeşitlilikte coğrafyası ve bilgi kaynaklarının yeterliliğidir. Araştırmanın amaçları çocuk oyunlarını halkbilimi ile resim sanatı arasındaki kesişim noktasında ele alarak konu hakkında ulaşılabilen yazılı bilgileri derlemek, konuyu resim sanatı içerisinde bir tema olarak değerlendirmek ve böylece bilimsel kaynaklardan elde edilen bilgi ve bulguların görselleştirilerek belgelenmesini, sanatsal açıdan yorumlanmasını ve geleceğe aktarılmasını sağlamaktır.
Orhan Pamuk'un eserlerinde folklorik unsurlar
Toplumların maddi, manevi ortaya koyduğu kendine özgü olan her şey kültürü oluşturur. Kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasında edebi eserlerin rolü büyüktür. Eserlerdeki folklorik unsurların varlığı toplumun yaşayışına ayna tutar ve yaratının derinlik kazanmasını sağlar. Türk edebiyatında folklorik unsurların yoğun bir biçimde kullanılması Türk kültürünün zenginliğini ve çeşitliliğini ortaya koyar. Bu bağlamda halk bilimi toplumların kültürel mirasını anlamak adına önemli bir disiplindir. Orhan Pamuk eserlerinde halk bilimi ve halk edebiyatı unsurlarını başarılı bir biçimde kullanmıştır. Batı kültürü ile Türk kültürünü sentezleyerek global bir okuyucu kitlesine sahip olmuştur. Eserlerinde kullandığı folklorik unsurlar kültürümüzün farklı coğrafyalara tanıtılması açısından büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmamda, Orhan Pamuk'un 2010 sonrası dokuz eserinde halk edebiyatı ve halk bilimi unsurları sınıflandırılarak kullanılış yerleri ve amaçları tespit edilmiştir.
Kahramanmaraş Merkez ilçe ağzı (ses bilgisi, metinler)
Türk dilinin yapısını, işleyişini ve özelliklerini anlamak, sadece standartlaşan ve yazı dili özelliğini kazanan resmi dili incelemekle mümkün değildir. Dolayısıyla Türk dilinin yerel ağızlarının araştırılması ve incelenmesi birçok anlaşılamayan noktaya ışık tutmaktadır. Ayrıca ağız çalışmaları doğrudan Türk dili için kaynak niteliği taşıyan veriler olmakla birlikte, bunun yanında etnoloji, etimoloji, sosyoloji, tarih, folklor gibi birçok bilime de dolaylı katkı sağlamaktadır.Türkiye Türkçesi ağızları üzerine yapılan çalışmalar, son yıllarda artmakla birlikte istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Türkiye'de halen il bazında dahi derlenmeyen, büyük yerleşim yerleri mevcuttur. Üzerinde ayrıntılı ağız araştırması yapılmayan illerden biri de Kahramanmaraş'tır. Kahramanmaraş ağzı üzerine yapılmış bir yüksek lisans tezi dışında, akademik anlamda kayda değer herhangi bir çalışma yoktur. Bölgenin tarihi kayıtlarda özellikle ?Türkmen yurdu? olarak anılması, bizi yöre ağzı üzerinde çalışma yapma husunda teşvik edici olmuştur.Biz bu çalışmamızda Kahramanmaraş Merkez ağzı üzerine yaptığımız çalışmanın sonuçlarını ortaya koyacağız. Çalışma kapsamında Kahramanmaraş Merkez ilçesi ve köylerine ulaşılıp derlemeler yapılmıştır. Metod olarak dar saha yöntemi benimsenmiş olup, kayıtların elden geldiğince ayrıntılı bir şekilde yapılmasına özen gösterilmiştir. Çalışmamızda kaynak metin olarak kullanılmak üzere 70 metin seçilmiştir. Bu metinler çeviri yazı tekniğiyle deşifre edilmiş ve elde edilen metinlerin, ayrıntılı ses bilgisi incelemesi yapılmıştır.Çalışmamızda Kahramanmaraş Merkez ağzının özellikle fonolojik verileri üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu fonolojik verilerin çevre ağızlar ve Anadolu ağızları ile karşılaştırılması yapılıp; fonolojik anlamda diğer ağızlarla Kahramanmaraş ağzının birleşen yönleri ve farklılaşan varyasyonları ortaya konulmuştur. Çalışma ?Giriş?, ?Kahramanmaraş Merkez İlçesinin Genel Özellikleri?, ?Ses Bilgisi?, ?Sonuç ve Öneriler?, ?Metinler? ve ?Kaynakça? olarak altı bölümden oluşmaktadır.
İskilip halk kültüründe geçiş dönemleri (Doğum-evlenme-ölüm)
Bu çalışma Çorum iline bağlı İskilip ilçesinde yaşamakta olan halkın, geçiş dönemleri (doğum- evlenme- ölüm) adet ve inanışlarını ele almaktadır. Çalışmada İskilip halkının bir dönemden başka bir döneme geçen birey için gerçekleştirdiği tespit edilen adet, inanış, ritüel ve uygulamalar görüşülüp tartışılmakta; halk yaşamı ve geçiş dönemleri arasında kurulan bağ ortaya koyulmaktadır. Aynı zamanda kendine has gelişim göstermesi nedeniyle şahsına münhasır kültür birikimine sahip olan İskilip halk kültüründe yaşayan unsurlar yazılı olarak güvence altına alınmaktadır. Çalışmamızın amacı araştırma sahamızın geçiş dönemleri ile ilgili inanç ve uygulamaları derlemek, tahlil etmek ve çözümlemektir. Araştırma teori ve uygulama olarak iki kısımdan oluşmaktadır. Alan araştırmasına dayanan çalışmada ritüel, adet ve inançları derleyebilmek için gözlem ve görüşme tekniklerinden faydalanılmıştır. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde, İskilip; tarihi, coğrafyası, demografik özellikleri, ekonomisi, idari ve sosyal yapısı yönüyle tanıtılmaktadır. Halk kültürünün asli unsurları olan sosyal normlar ve ritüellere dair bilgi verilmekte; geçiş dönemlerinin kuramsal çerçevesi belirlenmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde doğum, üçüncü bölümünde evlenme ve dördüncü bölümünde ölüm ile ilgili araştırma sahamızda tespit edilen veriler sunularak değerlendirilmektedir. Sonuç bölümünde ise çalışmanın genel analizi yapılmaktadır.